Theses supervised by Prof. Dr. İsmail Türkmenoğlu

11 theses · Afyon Kocatepe University

Master'sOpen AccessTR

Kedilerin farklı pozisyonlarında ergonomik ölçümler

Bu tez çalışmasında evcil hayvan sektörünün faydalanabileceği, endüstri ve veteriner hekimlik alanında kedilere özgü ergonomik nesneler geliştirilmesine yardımcı olmak için Bursa yöresinde bulunan yerli ve yabancı kedi ırklarının farklı duruş ve pozisyonlarında morfometrik verilerinin paylaşılması amaçlandı. Çalışmada farklı ırklardan 40 adet kedi kullanıldı. Her kedi üç farklı pozisyonda ve üç ayrı yönden toplam dokuz kez fotoğraflandı. Bu şekilde, ayakta duruş, oturur ve yatar pozisyonlarında, yandan, önden ve arkadan fotoğraflar çekildi. Ayrıca kedilerin canlı ağırlıkları da kaydedildi. Fotoğraflar üzerinden ImageJ programı yardımıyla kedilerin morfometrik vücut ölçümleri alındı. Kedilerden alınan morfometrik ölçümler, öncelikle ırk özelliklerine göre gruplandırma yapılarak, sonra da tüm kediler yavru ve yetişkin olmak üzere gruplandırılarak çizelgelerde sunuldu. Kedilerin genelinde aynı morfometrik ölçümlerin farklı pozisyonlarında farklılıklar gösterdiği tespit edildi. Sonuç olarak; bu çalışmanın verileri dikkate alındığında, kedilere yönelik yaşam alanları, taşıma kutuları, yatak, medikal eşyalar vb. beden büyüklüğü ve şekliyle doğrudan ilişkili tasarımlar planlanırken canlı ağırlık ve yerli ve yabancı ırk özellikleri yanında, hayvanların farklı pozisyonlardaki duruşları ve vücudun farklı bölümlerinden alınacak morfometrik değerlendirmelerle elde edilecek tüm verilerin sonuçlarından faydalanılmasının önemi ortaya çıktı.

BedenErgonomiKediler+3
Muhammer Malak
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dişi sığırlarda ovaryum üzerindeki yapıların ultrason ve kumpas ile ölçümlerinin karşılaştırılması

Bu tez çalışmasında veteriner hekimliği alanında önemli bir tanısal görüntüleme aracı olan ultrason cihazını ile yapılan ölçümlerin doğruluğunu tespit etmek amacıyla Akşehir yöresinde bulunan ve kesim için mezbahaya getirilen 23 adet kültür ırkı dişi sığırların kesim öncesi ultrason cihazı ile ovaryum üzerindeki en büyük folikül ölçümü yapılıp kesim sonrası elde edilen ovaryumda yine aynı yapının ölçümü yapılarak iki ölçümün karşılaştırılması sağlanmıştır.Ayrıca elde edilen ovaryumların ağırlığı, en uzunluğu, boy uzunluğu ve hacim ölçümleri de Afyon Kocatepe Üniversitesi Veteriner Fakültesi Anatomi Labaratuvarında gerçekleştirilmiştir. Ovaryumlar üzerinde kesim öncesi ve sonrası yapılan bu ölçümler yine tablo halinde tez metni içerisinde sunulmuştur. Folikül ölçümlerinde ultrason ve kumpas ölçümleri arasında gözle görülür bir fark olmadığı saptanmış olup ultrason cihazı ölçümlerinin güvenilirliği tespit edilmiştir.

Üzeyir Güven
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Metronidazol'un erken dönem civciv embriyolarında nöral tüp gelişimi üzerine etkisi

Nöral tüp defekti, konjenital kalp hastalıklarından sonra en sık görülen ikinci doğumsal anomali çeşididir. Kesin neden net olarak bilinmemesine rağmen çevresel ve genetik faktörlerin etkisi olduğu görülmüştür. Metronidazol antibiyotik olarak kullanılmasıyla beraber merkezi sinir sistemine ve çevresel sinir sitemine etkisi olan bir ilaçtır. Bu çalışmanın amacı memelilerde ilk ay gelişimiyle benzerlik gösteren civciv embriyo modelinde farklı metronidazol dozlarının nöral tüp gelişimine etkilerini araştırmaktır. Bu çalışmada 60±5 gr. arasında olan 100 adet, beyaz, fertil ve 0 günlük SPF (specificpatogenfree) yumurtalar kullanıldı. Uygun ısı ve nem koşulları sağlanan bu yumurtalar 24 ila 28 saat inkübe edildikten sonra kontrol grubu dahil dört gruba ayrıldı. Metronidazol subblastodermik olarak Hamilton mikro enjektörü yardımıyla farklı dozlarda uygulandı. Tekrar inkübasyona alınan yumurtalar 48. saatin sonunda açıldı, makroskobik ve mikroskobik olarak değerlendirildi. Farklı dozlarda metronidazol enjeksiyonunun nöral tüp gelişimi üzerindeki etkileri araştırıldı ve elde edilen bulgular analiz edildi. Kontrol grubunda 22 embriyo incelenirken, düşük doz, orta doz ve yüksek doz grubunda sırasıyla 24,23,24 embriyo incelendi. Embriyoların morfolojik özellikleri, nöral tüpün açık ya da kapalı olması, baş-kıç uzunlukları, embriyolojik gelişimler ve somit sayıları ışık mikroskobu ve stereo mikroskop altında incelenerek ele alındı. Elde edilen veriler istatistiksel analizlerle tablolar halinde sunuldu. Kontrol grubundaki 18 embriyodan (%72) nöral tüpün kapalı olduğu, 4 embriyodan (%16) nöral tüpün açık olduğu ve 3 embriyoda (%12) gelişim geriliği tespit edildi. Düşük doz metronidazol enjekte edilen grupta, 16 embriyodan (%64) nöral tüpün kapalı olduğu, 8 embriyodan (%32) nöral tüpün açık olduğu ve 1 embriyoda (%4) gelişim geriliği gözlendi. Orta doz metronidazol enjekte edilen grupta ise, 16 embriyodan (%64) nöral tüpün kapalı olduğu, 7 embriyodan (%28) nöral tüpün açık olduğu ve 2 embriyodan (%8) gelişim geriliği saptandı. Yüksek doz metronidazol enjekte edilen grupta ise, 14 embriyodan (%56) nöral tüpün kapalı olduğu, 9 embriyodan (%36) nöral tüpün açık olduğu ve 2 embriyodan (%8) gelişim geriliği görüldü. Bu bulgular, metronidazol dozunun artmasıyla nöral tüp kapanmasını etkileyebileceğini düşündürmektedir. Kontrol grubunda, baş-kıç uzunluğunun ortalama değeri 6,28 ± 0,28 mm olarak ölçüldü ve somit sayısı ortalama olarak 18,20 ± 0,73 olarak belirlendi. Ayrıca, embriyoların Hamburger Hamilton skalasına göre 11 ile 13. evre aralığında olduğu tespit edildi. İkinci olarak incelenen düşük doz grup için, baş-kıç uzunluğu ortalama olarak 6,98 ± 0,14 mm, somit sayısı ise ortalama olarak 20,40 ± 0,61 olarak ölçüldü. Embriyoların Hamburger Hamilton skalasına göre 11-12. evrede bulunduğu belirlendi. Üçüncü olarak incelenen orta doz grup için, baş-kıç uzunluğu ortalama olarak 6,46 ± 0,09 mm, somit sayısı ise ortalama olarak 19,40 ± 0,66 olarak bulundu. Embriyoların Hamburger Hamilton skalasına göre 11-12. evre aralığında olduğu gözlendi. Dördüncü olarak incelenen yüksek doz grubu için, baş-kıç uzunluğu ortalama olarak 6,35 ± 0,23 mm, somit sayısı ise ortalama olarak 17,81 ± 0,68 olarak belirlendi. Embriyonun Hamburger Hamilton skalasına göre 11-12. evre aralığında olduğu saptandı. Verilere göre, deney grupları ile kontrol grubu arasında somit sayısı ve baş-kıç uzunlukları bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Bu sonuçlar, metronidazol'ün belirtilen dozlarda embriyo gelişimi veya somit sayısı üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığısaptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Civciv Embriyo Modeli, Nöral Tüp, Santral Sinir Sistemi, Metronidazol

Emrah Eryılmaz
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

12 haftalık voleybol antrenmanlarının 15-18 yaş gurubu öğrencilerin fiziksel ve motorik özellikleri üzerine etkisi

Araştırma 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Afyonkarahisar Fatih Anadolu Lisesinde öğrenim gören 40 öğrenci üzerinde yapıldı.12 hafta Voleybol antrenmanı yapıldı. Haftada 2 gün (Pazartesi, Cuma) öğrencileri zorlamayacak şekilde antrenman uygulandı. Hedef kalp atım sayıları % 40-50 şiddetinde olup, Antrenman süresi 60-75 dakika arasında yapıldı. Kontrol grubuna hiçbir egzersiz yaptırılmadı ve günlük yaşamları devam etmeleri sağlandı. Araştırmaya katılan sporculara uygulanan tüm ölçümler ve testler 12 haftalık Voleybol antrenman programı başlamadan önce (ön test) ve 12 haftalık voleybol antrenman programı bittikten sonra (son test) olmak üzere iki kez yapıldı. Araştırma verilerinin analizleri SPSS istatistik paket programında yapılıp, tüm verilerin aritmetik ortalamaları ve standart sapmaları belirlenerek, ön ve son test değerlerinin arasındaki farklılıkların tespitinde, Paired Samples t-testi kullanıldı. Bu çalışmada Denek grubu ile Kontrol guruplarının ön ve son test sonuçları değerlendirildiğinde, vücut ağırlıkları, vücut kitle indeksleri, dikey sıçrama, uzun atlama, mekik çekme, şınav çekme,30 m koşusu ve 400 koşusu değerlerinde istatistiki açıdan ileri derecede anlamlı farklılıklar tespit edildi(p<0,01). Kontrol grubunun tüm parametrelerinde istatistiki olarak anlamlı bir farklılık tespit edilemedi. Sonuç olarak 12 haftalık voleybol antrenmanlarının dikey sıçrama, uzun atlama, mekik çekme, şınav çekme, 30 m koşusu ve 400 m koşusu gelişimini olumlu yönde etkilediği tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Voleybol, Antrenman, Fiziksel Özellikler, Motorik Özellikler,Fiziksel Uygunluk

AntrenmanEgzersiz testiFiziksel uygunluk+6
Fatih Ekici
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sekiz haftalık pliometrik egzersizlerin 14-17 yaş futbolcuların bazı motorik özelliklerine etkisi

Sekiz Haftalık Pliometrik Egzersizlerin 14-17 Yaş Futbolcuların Bazı Motorik Özelliklerine Etkisi Yaptığımız çalışmanın amacı; 14–17 yaş grubundaki erkek sporcuların antrenmanlarına ek olarak yapılan 8 hafta süresince pliometrik antrenman çalışma programının, bazı motorik özelliklerine etkisini incelemek, önemini vurgulamak için yapılmasının yanında bu alandaki yapılan çalışmalara destek olmak ve yeni çalışmalara kaynak oluşturmaktır. Araştırmaya 14-17 yaşlarında, 25 araştırma grubunda, 25 kontrol grubunda olmak üzere toplam da ise 50 adet erkek sporcu katıldı. Araştırma da kontrol grubunda yer alan sporculara sistemli olarak futbol sezon içi branş antrenmanı yaptırılırken, deney grubunda yer alan sporculara ise ilave olarak 8 hafta süresince, haftada üç gün 45'er dakika pliometrik antrenman çalışma programı uygulandı. Antrenman öncesinde yapılan ön test ve antrenman sonrasında son test olmak üzere iki ölçüm yapıldı. İstatistiksel analizde SPSS 22.0 paket program kullanıldı. Değerlendirmede 2*2 tekrarlı ölçümler ANOVA analizi (Two-way Repeated Measures ANOVA) uygulanmıştır. Deney ve kontrol grubunun ölçüm değerleri kıyaslandığında, antrenman öncesinde yapılan ön test ölçüm değerlerinde aradaki çıkan fark anlamlı olmazken, antrenman sonrasında yapılan son test ölçüm değerlerinde ise; Otur Uzan Eriş Testi, İllionist Çeviklik Testi, Sırt, Bacak, Kol Kuvveti Testi, Dikey Sıçrama Testi, Flamingo Denge Testi, Durarak Uzun Atlama Testi ve El Kavrama Kuvveti Testlerinde İstatistiksel olarak (P<0.05) düzeyinde oluşan farkın anlamlı olduğu görüldü. 30m. Sprint Sürat Testi değerinde ise İstatistiksel bakımdan (P>0.05) oluşan fark anlamsız olarak belirlendi. Sonuç olarak; 14-17 yaş grubundaki erkek çocuklarda, futbol branş antrenman çalışma programı ile birlikte ilave olarak yapılan 8 hafta süresince pliometrik antrenman çalışma programının, bazı motorik özelliklerine etkisi üzerinde, pozitif yönde tesirinin (etkisinin) olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler : Pliometrik, Anaerobik Güç , Dikey Sıçrama

Anaerobik güçAntrenmanDikey sıçrama+7
Erkan Göktaş
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

50 yaş üstü futbol oynamış bireylerle aynı yaş grubu sedanter bireylerin yaşam kaliteleri bağlamında karşılaştırılmaları

Bu çalışmada 50 yaş üstü futbol oynamış bireyler ile aynı yaş grubu sedanter bireylerin yaşam kalitesinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu araştırmaya Afyonkarahisar ilinde yaşayan 50 yaş üstü futbol oynamış bireyler ile 50 yaş üstü sedanter olarak kabul ettiğimiz düzenli fiziksel aktivite yapmayan toplam 100 birey katılmıştır. Katılımcılara kişisel bilgi formu, uluslar arası fiziksel aktivite anketi ve araştırma grubunun yaşam kalitesini değerlendirmek için WHO'nun (1998) geliştirdiği Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler SPSS 25 programında analiz edilmiş, araştırmaya katılanların dağılımını belirlemek için frekans ve yüzde analizi, Kolmogorv – Smirnova analizleri yapılmış olup verilerin dağılımın normal olduğu belirlendikten sonra, 2'li grupların karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t-testi, 2 'den fazla gruplar için tek yönlü Anova Varyans analizi yapılmıştır. Anlamlı farklılığın hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek için Scheffe testi yapılmıştır. Sonuç olarak; evli olan katılımcıların bekar olanlara göre, düzenli bir şekilde spor yapanların yapamayanlara göre, haftada 5 gün ve üzerinde spor yapanların daha az sıklıkta spor yapanlara göre, 41 yıl ve üzerinde aktif spor yaşamı olanların daha az yıl spor yapanlara göre, genel sağlık durumu çok iyi olanların olmayanlara ve yoğun fiziksel aktivite yapan kişilerin yapmayanlara göre yaşam kalitesinin yüksek olduğu görülmüştür. Bu da 50 yaş üstü kişilerin 50 yaş öncesinde ve sonrasında futbol oynamış bireylerle sedanter bireylerin yaşam kalitesi açısından farklılaştığı ve bir şekilde fiziksel aktivite yapmış kişilerin diğer bireylere göre yaşam kalitesinin daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Futbol, Sedanter, Sedanter Birey, Yaşam Kalitesi

FutbolcularSedanterlerSpor+2
Ali İhsan Gönen
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Anatomik deformitelerin yaşam kalitesi üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı anatomik deformiteli bireylerin yaşam kalitesini ölçmektir. Araştırma, Ekim 2015-Ekim 2016 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırma kesitsel bir çalışma olup, ileriye dönük olarak yapıldı. Araştırma Isparta Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesinde ortopedi kliniklerinde yatan anatomik deformiteli bireyler üzerinde yapıldı. Araştırmaya dahil olan katılımcılara yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak sosyo demografik bilgi formu ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak ilgili bölümleri cevaplamaları sağlandı. Araştırmaya gönüllü olarak 200 kişi dahil oldu. Araştırma verilerinin analizleri SPPS istatistik paket programında yapılıp, verilerin Aritmetik Ortalaması ve Standart Sapması bulundu, aynı gruptaki değerlerin karşılaştırılmasında; paired t testi, daha fazla değişkenin karşılaştırmasında Varyans Analizi kullanıldı. Çoklu karşılaştırma da ise Duncan testi kullanıldı. Bu çalışmada, cinsiyete göre katılımcıları karşılaştırdığımızda, SF-36' nın sadece ağrı alt boyutunda istatistiki olarak anlamlılık bulunmuştur. Erkek katılımcıların ağrı ortalam puanı bayan katılımcılardan yüksek olarak bulunmuştur (p<0.05). Katılımcıların SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyutlarından aldıkları puanların yaş grublarına göre karşılaştırdığımızda; fiziksel rol güçlüğü alt boyutunda, enerji canlılık vitalite alt boyutunda, sosyal işlevsellik alt boyutunda, ağrı alt boyutunda genel sağlık algısı alt boyutunda yaş gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise 18-30 yaş grubu puan ortalaması diğer grubların puan ortalamasından daha yüksektir. Emosyonel rol güçlüğü alt boyutunda yaş grubuna göre istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05) . Gruplar arası karşılaştırma da ise 18-30 yaş grubu ve 46-60 yaş grubu ortalaması diğer gruplara göre yüksektir. Ruhsal sağlık alt boyutunda yaş durumuna göre istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırma da ise 18-30 yaş, 31-45 yaş, 46-60 yaş grublarının puan ortalaması, 61 yaş ve üstü ortalamasından daha yüksek olarak bulunmuştur. Medeni duruma göre karşılaştırdığmızda bekar katılımcıların SF-36 puan ortalaması, evli katılımcıların puan ortalamasından yüksek bulunmuştur (p<0.05). Medeni duruma göre istatistiksel olarak anlamlılık vardır. Eğitim durumuna göre ise; fiziksel rol güçlüğü alt boyutu haricindeki bütün alt boyutlarda istatiksel olarak farklılık bulunmuştur. Enerji canlılık vitalite alt boyutunda gruplararası karşılaştırmada ise okuryazar olmayan, lise ve üniversite mezunu olan katılımcıların puan ortalaması daha yüksek iken diğer alt gruplarda ise lise ve üniversite mezunu olan bireylerin puan ortalaması yüksek bulunmuştur (p<0.05). Çalışma duruma göre karşılaştırdığımızda, bütün alt boyutlarda istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Sağlık güvencesine sahip olma duruma göre; fiziksel fonksiyon, enerji canlılık vitalite, ruhsal sağlık, sosyal işlevsellik, ağrı ve genel sağlık algısı alt boyutlarında istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise sosyal güvencesi olmayan katılımcıların puan ortalaması daha yüksektir. Gelir duruma göre, sosyal işlevsellik, genel sağlık algısı alt boyutlarında istatiski olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05) . Gruplar arası karşılaştırmada ise, her iki alt boyutta da geliri olmayan, asgari ücretliler ve geliri 4001 TL ve üzeri olan katılımcıların puan ortalaması daha yüksektir. Yaşanılan yere göre, alt boyutların hepsinde istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Deformite yerine göre, fiziksel fonksiyon, emosyonel rol güçlüğü, enerji canlılık vitalite, ruhsal sağlık, sosyal işlevsellik, ağrı ve genel sağlık algısı alt boyutların da istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Gruplar arası karşılaştırmada ise ruhsal sağlık alt boyutunda el ve ayak deformiteli katılımcıların ortalama puanı daha yüksek iken, istatistiki olarak anlamlı bulunan diğer alt boyutlarda ise el deformitesi olan katılımcıların puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Deformite nedenine göre, sadece genel sağlık algısı alt boyutunda istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Gruplar arası karşılaştırma da ise, doğum öncesi ve diğer grupların puan ortalaması daha yüksektir. Deformite sayısına göre; fiziksel fonksiyon, enerji canlılık vitalite, ruhsal sağlık, sosyal işlevsellik, ağrı ve genel sağlık algısı alt boyutlarında istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise 3 ve daha fazla deformiteye sahip katılımcıların puan ortalaması daha yüksektir. Yaşama şekline göre (yalnız yaşayıp yaşamadığı) fiziksel fonksiyon, enerji canlılık vitalite, ruhsal sağlık, sosyal işlevsellik, ağrı ve genel sağlık algısı alt boyutlarında istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise yalnız yaşayan katılımcıların puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Günlük aktivitelerde başkalarına bağımlı olma durumuna göre alt boyutların hepsinde istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise hayır cevabı veren katılımcıların puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Kronik bir hastalık sahip olma durumuna göre, ruhsal sağlık, ağrı ve genel sağlık algısı alt boyutlarında istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise hayır cevabı veren katılımcıların puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak, cinsiyete göre, yaş, medeni durum, eğitim durumu, sağlık güvencesine sahip olma durumu, gelir durumu, deformite yeri, sayısı ve nedenine göre, yaşam şekli (yalnız yaşayıp yaşamadığına göre), günlük aktivitelerde başkasına bağımlı olma durumuna göre, kronik hastalık varlığı durumuna göre SF-36 Yaşam Kalitesine göre istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmuştur.

AnatomiMalformasyonlarSF-36 Sağlık Taraması+1
Saliha Abacıoğlu
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Glukagon benzeri peptid-1 analoğu Liraglutid'in civciv embriyo modelinde nöral tüp gelişimi üzerine etkisi

İnkretin bazlı glukagon benzeri peptid-1 (GLP-1) reseptör agonistleri tip 2 diyabet ve obezite tedavisinde kullanılır. Pankreasın beta hücrelerinden insülinin salgılanmasını kan şekerine bağımlı bir mekanizma ile arttırır, glukagon sekresyonunu inhibe eder, beta hücresini apoptozisten korur. Gıda alımını ve iştahı azaltırken gastrik boşalmayı geciktirir, kilo verdirir ve sinir sistemi üzerinde koruyucu etki oluşturur. Tez çalışmamızın amacı memelilerde ilk ay gelişimine benzerlikgösteren civciv embriyo modelinde farklı Liraglutid dozlarının nöral tüpe etkilerini araştırmaktır. İzmir Bornova Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü'nden temin edilen 100 adet 61 ± 5 gr ağırlıkta, spesifik patojen içermeyen 0. gün beyaz, döllenmiş tavuk yumurtaları kullanıldı. Sunulan tez çalışmamız bölümümüz ile Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi kürsüsü ile ortak yapıldı.28 saatlik inkübasyon sabit bir sıcaklık 37.5 ± 0.5°C, nem oranı % 60 - 68 aralığında tutulması ve her 2 saatte bir 45° açıyla otomatik olarak döndürülmesi sağlandı. Her biri 25 yumurtadan oluşan 4 gruba ayrıldı. Liraglutid subblastodermik olarak Hamilton mikro enjektörü ile 3 farklı dozda uygulandı. 48. saatin sonunda tüm yumurtalar açılıp embriyolar çıkarılarak makroskobik, mikroskobik ve histopatolojik olarak değerlendirildi. Çalışmada düşük doz 1.5 µg, orta doz 7.5 µg, yüksek doz 15 µg liraglutid yumurta başı kullanıldı. Kontrol grubu ise sham olarak çalışıldı. Hematoksilen-Eosin ve May-Grünland Giemsa solüsyonu ile boyama yapıldı. 1. grupta 30 µg/kg/1.5 µg/yumurta başı Liraglutid enjeksiyonu sonrası 20 embriyoda nöral tüpün kapalı olduğu (%80), 1 embriyoda nöral tüpün açık olduğu (%4), 1 embriyoda gelişim geriliği olduğu (%4), 1 embriyoda diskin oluşmadığı (%4) ve 2 embriyoda ise açma hatası oluştuğu (%8) baş-kıç ölçümü 660.37 ± 20.98 µm, somit sayısı 15.95 ± 1.43, Hamburger Hamilton skalasına göre 11-12 evre aralığında olduğu, 2. grupta 150 µg/kg/7.5 µg/yumurta başı Liraglutid enjeksiyonu sonrası 19 embriyoda nöral tüpün kapalı olduğu (%76), 3 embriyoda nöral tüpün açık olduğu (%12), 1 embriyoda gelişim geriliği olduğu (%4), 1 embriyoda diskin oluşmadığı (%4) ve 1 embriyoda ise açma hatası oluştuğu (%4) baş-kıç ölçümü 660.20 ± 30.39 µm, somit sayısı 15.45 ± 1.37, Hamburger Hamilton skalasınag öre 11-12 evre aralığında olduğu, 3. grupta 300 µg/kg/15 µg/yumurta başı Liraglutid enjeksiyonu sonrası 19 embriyoda nöral tüpün kapalı olduğu (%76), 3 embriyoda nöral tüpün açık olduğu (%12), 1 embriyoda gelişim geriliği olduğu (%4), 1 embriyoda diskin oluşmadığı (%4) ve 1 embriyoda ise açma hatası oluştuğu (%4) baş-kıç ölçümü 631.62 ± 31.05 µm, somit sayısı 15.50 ± 1.43 Hamburger Hamilton skalasına göre 11-12 evre aralığında olduğu, 4. grup olan sham ise hiçbir işlem yapılmamış olup 21 embriyoda nöral tüpün kapalı olduğu (%84), 1 embriyoda nöral tüpün açık olduğu (%4), 1 embriyoda gelişim geriliği olduğu (%4), 2 embriyoda diskin oluşmadığı (%8) baş-kıç ölçümü 670.50 ± 30.14 µm, somit sayısı 16.27 ± 1.24, Hamburger Hamilton skalasına göre 11-12 evre aralığında olduğu saptandı. Nöral tüp açıklığı, somit sayıları, Hamburger Hamilton evreleri incelenmesinde kontrol grubu ile deney grupları arasındaki doza bağlı farkın istatistiksel olarak anlamlıolmadığı tespit edildi (p>0.05). Baş-kıç uzunlukları ortalaması kontrol grubu (670.50 µm) ile düşük doz (660.37 µm) ve orta doz (660.20 µm) gruplarında benzer iken yüksek doz grubunda 631.62 µm'ye düştüğü ve yüksek doz grubu ile diğer gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi (P<0.05). Sonuç olarak,Liraglutid'in dozları ile nöral tüp açıklığı ve somit sayıları arasında anlamlı bir ilişki saptanmazken baş-kıç ölçümleri arasında farklılıklar saptandı.Liraglutidteratojenik mekanizması net değildir; bu nedenle, daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.

CivcivlerEmbriyoGLP-1+6
Hava Açar Kaya
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Metoklopramid'in civciv embriyo modelinde nöral tüp gelişimi üzerine etkisi

Nöral tüp defekti, konjenital kalp hastalıklarından sonra en sık karşılaşılan doğumsal anomali çeşididir. Kesin neden net olarak bilinmemesine rağmen çevresel ve genetik faktörlerin etkisi olduğu görülmüştür. Metoklopramid antiemetik olarak kullanılmasıyla beraber merkezi sinir sistemine ve çevresel sinir sitemine etkisi olan bir ilaçtır. Bu çalışmada memelilerin ilk ay gelişimiyle benzerlik gösteren civciv embriyo modelinde farklı metoklopramid dozunun nöral tüp gelişimine etkilerini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışmada 60±5 gr. arasında olan, beyaz renkli, fertil ve 0 günlük 100 adet SPF (specific patogen free) yumurtalar kullanıldı. Uygun ısı ve nem koşulları sağlanan bu yumurtalar 24 ila 28 saat inkübe edildikten sonra kontrol grubu dahil olmak üzere dört adet gruba ayrıldı. Metoklopramid Hamilton mikro enjektörü yardımıyla subblastodermik şekilde değişik miktarlarda uygulandı. Tekrar inkübasyona alınan yumurtalar 48. saatin sonunda açıldı, makroskobik ve mikroskobik olarak değerlendirildi. Değerlendirmeye göre kontrol grubunda 22 embriyoda nöral tüpün kapalı olduğu (%88), 1 embriyoda nöral tüpün açık olduğu (%4), 1 embriyoda gelişim geriliği olduğu (%4), 1 embriyoda ise embriyonel diskin oluşmadığı (%4) ve açma hatası olmadığı (%0) belirlendi. Baş-kıç uzunluğunun 5,86 ± 0,15 mm, somit sayısının 27,00 ± 1,09 olduğu, embriyoların Hamburger Hamilton skalasına bakıldığında 11-12. evre aralığında olduğu tespit edildi. Düşük doz grubunda (0.05 µg/ kg /1,5 µg/yumurta başı) metoklopramid enjeksiyonundan sonra 18 adet embriyoda nöral tüpün kapalı olduğu (% 72), 3 embriyoda nöral tüpün açık olduğu (% 12), 1 embriyoda gelişim geriliği olduğu (% 4) ve 2 embriyoda diskin oluşmadığı görüldü (% 8), 1 embriyoda ise açma hatası oluştuğu saptandı (% 4), baş-kıç uzunluğunun 5,87 ± 0,17 mm olduğu, somit sayısının 27 ± 1,09 olduğu görüldü, embriyoların Hamburger Hamilton skalasına göre 11-12. evre aralığında olduğu tespit edildi. Orta doz grubunda (0.1 µg/kg/7,5 µg/yumurta başı) metoklopramid enjeksiyonundan sonra 19 embriyoda nöral tüpün kapalı olduğu belirlendi (% 76), 3 embriyoda nöral tüp açıklığı (% 12), 1 embriyoda gelişim geriliği (% 4), 1 adet embriyoda diskin oluşmadığı (% 4) ve 1 embriyoda ise açma v hatası oluştuğu (% 4) saptandı, baş-kıç uzunluğunun 6,27 ± 0,13 mm olduğu, somit sayısının 28,33 ± 0,64 olduğu, embriyoların Hamburger Hamilton skalasına göre 11-12. evre aralığında olduğu görüldü. Yüksek doz grubunun (0.15 µg/kg/15 µg/yumurta başı) metoklopramid enjeksiyonu sonrası 18 embriyoda nöral tüpün kapalı olduğu (% 72), 3 embriyoda nöral tüpün açık olduğu (% 12), 1 embriyoda gelişim geriliği olduğu (% 4), 2 embriyoda diskin oluşmadığı tespit edildi (% 8), 1 embriyoda ise açma hatası oluştuğu (% 4) görüldü, baş-kıç uzunluğunun 6,71 ± 0,95 mm olduğu, somit sayısının 29,54 ± 0,47 olduğu, embriyonun Hamburger Hamilton skalasına göre 11-12. evre aralığında olduğu saptandı. Bulgular doğrultusunda somit sayısı bakımından kontrol grubu ile deney grupları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptandı (p>0.05). Aynı tabloya göre baş-kıç uzunlukları ortalaması kontrol grubu (5,86 mm) ile düşük doz (5,87 mm) grubuyla benzer iken, orta doz grubunda 6,27 mm'ye, yüksek doz grubunda ise 6,71 mm'ye yükseldiği ve aradaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi (P<0.05). Bu bulgu metoklopramid'in orta ve yüksek dozunun embriyo boyutunda artışa neden olabileceğini düşündürdü.

AntiemetiklerCivcivlerMetoklopramid+2
Fatma Özlem Şirin
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Güreş milli takım sporcularında kan gruplarının ve beslenme alışkanlıklarının başarılarındaki rolünün araştırılması

Bu araştırmada öncelikle Millilik düzeyine ulaşmış uluslararası birçok şampiyonada derece almış sporcuların hangi kan gruplarında yoğunlaştıklarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde sporcu beslenmesi kriterleri ile birlikte değerlendirilerek sportif başarılarda kan grubunun ve beslenme ilkelerinin etkileri incelenmiştir.Çalışma kapsamına alınan 104 erkek, 24 kadın toplam 128 sporcuya 32 sorudan oluşan anket uygulandı. beş bölümden oluşan anket formu ile demografik, anatomik ve antropometrik bilgilerine, sosyal algı durumlarına, fizyolojik özelliklerine, beslenme alışkanlıklarına ve uluslararası başarı durumları değerlendirildi.Araştırmaya katılan sporcuların çalışma sonucunda elde edilen veri değerlendirmeleri SPSS?18 paket programında yapıldı. Milli güreşçilerin başarılarının karşılaştırılması sonucu ülkemizde görülme sıklığı yüksek olan A Grubu Rh (ARH) (% 42) ve 0 Grubu (0RH) (% 33,2) kan gruplarının genel dağılıma göre çalışmamızda da diğer gruplardan daha fazla sayıda başarılı olduğu konusunda anlamlı bir farklılık gözlendi.Milli takım güreşçilerimizin ilk uluslararası başarılarına bakıldığında Yıldızlar kategorisinde ilk kez derece alan sporcularımızla Gençler ve Büyükler şampiyonalarında ilk kez derece alanların karşılaştırılmasında Yıldızlar % 70,2, Gençler %24,2, Büyükler %5,6 oranları ortaya konularak yıldızlar kategorisinde başarılı olan sporcu sayılarının lehine anlamlı bir farklılık gözlendiği saptandı.Anketimizde milli güreşçilerimizin genel kan grubu dağılım değerleri ile her kan grubunun kendi iç dağılım değerleri karşılaştırıldığın da başarı faktöründe ülkemizde görülme sıklığı % 16 gibi düşük olan olan ( B RH) grubuna ait milli güreşçilerin diğer kan gruplarına sahip güreşçilerden daha başarılı olduğu belirlendi.Uluslararası müsabakalarda birçok kez yer alan sporcularımızın katıldıkları şampiyona sayıları ve beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi sonucu güreşçilerimizin dengeli ve sağlıklı beslenme ilkelerinden protein, yağ, karbonhidrat ve sıvı tüketimlerine gerektiğinden daha düşük oranlarda riayet ettikleri görüldü.Çalışma grubumuzda bulunan milli sporcuların kilo dağılımlarının çoğunlukla 55 kg 66 kg ve 76 kg'da toplandığı tespit edildi. Bu sıkletlerdeki güreşçilerin kan grupları, yüzde oranlar açısından yüksek değerde (A RH+) kan grubunda yoğunlaşırken, görülme sıklığı az olan (A RH-), (B RH+) ve (B RH-) gruplarının da oran olarak bu sıkletlerde yüksek farklılığı görüldü.Araştırmanın sonuçlarına göre, uluslararası başarı kriterleri yükseldikçe kan gruplarının da belirli gruplarda yoğunlaştığı tespit edildi. Aynı zamanda beslenme alışkanlıklarının da başarı oranı düşük sporculara oranla daha sağlıklı ve dengeli oldukları gözlendi.Sonuç olarak Araştırmaya katılan milli güreşçilerin kan grubu dağılımlarının ülkemizdeki kan gruplarının genel dağılımlarına benzer oranlar gösterdiği görüldü. Ancak çalışmaya katılan sporcuların kan gruplarını ülke genelinin genel dağılımlarından ayrı tutarak kendi sayısal oranları içerisinde değerlendirdiğimizde başarıda yoğunlaşan grupların daha az sıklıkla görülen gruplarda öne çıktığı sonucu ortaya çıkarıldı. Aynı zamanda güreş milli takım sporcularının başarılarında dengeli ve sağlıklı beslenme ilkelerine yeterli düzeyde dikkat etmedikleri dolayısıyla başarı kriteri olarak beslenme konusunda bilinçlendirilmeleri gerektiği gözlendi.Dünyada bir çok spor adamı, spor uzmanı ve fizyoterapistler kan kimyası ve kan fizyolojisinin sportif performansa etkisi olabileceği düşüncesi ile ilgili yeni çalışmalar ve yaklaşımlar ortaya koymaktadırlar.(kaynak). Dolayısı ile çalışmamızın ülkemizde üst düzey sportif başarıların yakalanması amacıyla kan grubu, beslenme ve başarı arasında korelasyon olup olmadığının incelenmesine ihtiyaç duyulmuştur.Kan gruplarının ve beslenme alışkanlıklarının milli güreşçilerin başarıları etkisi üzerinde etkisinin daha geniş serili çalışmalarla ve kan biyokimyası ve kan grubu analizleri ve genetik araştırmalarla yapılarak tekrarlanmasının büyük katkı sağlayacağı düşüncesindeyiz.

BaşarıBeslenme alışkanlıklarıGüreş+3
Rıfat Yağmur
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

12-14 yaş grubu karate sporu ile uğraşan bayan sporcular ile aynı yaş grubu sedanter bayan öğrencilerin bazı fiziksel özelliklerinin karşılaştırılması

Karate, vücudumuzun tüm sistemlerini en iyi şekilde çalıştırarak fiziksel gelişime etki edebilecek bir spor dalıdır. Bu araştırmamızda, karate sporu yapan ve spor yapmayan 12-14 yaş grubu bayanların, vücutlarında meydana gelen fiziksel değişimler tespit edilmeye çalışılmıştır.Bu amaçla İstanbul'da karate sporu ile uğraşan ve sedanter olan 12-14 yaş grubu bayanlara, velilerinden alınan izinle antropometrik ölçümler yapıldı. Bu ölçüm verilerinin analizleri, SPSS istatistik paket programında yapılarak, iki grup arasındaki farklılıklar bulundu. Gruplar arasındaki anlamlılıklar (P < 0.05) değerlendirildi.Sonuç olarak, 12-14 yaş grubu bu sporu yapan bayanlarda bazı ölçümlerde bazı bölgelerde anlamlı farklılıklar olduğu, bazı ölçüm sonuçlarında da hiçbir farkın olmadığı belirlendi. Dolayısıyla bu sporu yapmak vücuda fiziksel olarak bir takım şeyler kazandırabilir. Örneğin hareket genişliği açısından düşündüğümüzde esneklik önemlidir. Bu sporu yaparak vücudumuzun bu özelliğini arttırabiliriz.Anahtar Sözcükler: Karate, gelişim, yaş, antropometri, karşılaştırma.

Dövüş sanatlarıErgenlerKadınlar+4
Funda Kartal
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2012
00

Other supervisors