Theses supervised by Prof. Dr. Metin Kamil Ercan
19 theses · Gazi University, Ankara Hacı Bayram Veli University
Uluslararası finans merkezleri ve istanbul
Finans merkezi fon arz ve talebinin karşılaştığı, uluslararası finans merkezi ise uluslar arası fon arz ve talebinin karşılaştığı kenttir. Uluslararası finansal hizmetler pastasından pay alabilmek rekabetçi finans merkezi olmaya bağlıdır. Türkiye?nin 2023 yılında Dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olma planını tamamlayıcı olarak, İstanbul Uluslararası Finans Merkezi ana planı hazırlanmıştır. Buradaki temel soru, Türkiye?de dünya çapında, değer yaratacak bir finans merkezi kurulabilir mi? İstanbul?un potansiyeli öncelikli olarak bölgesel finans merkezi olabileceği şeklinde değerlendirilmiştir. Bu konumu gelindikten sonra potansiyeli arttırılarak uluslararası finans merkezi olabileceği sonucu ortaya çıkmıştır. Anahtar Sözcükler: 1. Finans merkezi 2. Uluslararası arz 3. Uluslararası talep 4. Rekabet 5. Bölgesel finans merkezi
Marka değerleme yöntemleri ve marka değerinin firma değeri içerisindeki yeri
TAYŞİ Ceren, Marka Değerleme Yöntemleri ve Marka Değerinin Firma Değeri İçerisindeki Yeri, Yüksek Lisans Tezi, 2013 Günümüz küresel rekabet ortamında yeni, kaliteli ve farklı ürünleri piyasaya süren firmalar, kendilerini rakiplerinden ayıracak ve bu farklılığı koruyacak markalara ihtiyaç duymaktadırlar. Bu ihtiyaç sonucu olarak marka ve markalaşma faaliyetleri bir rekabet silahı olarak firmaların önemli gündem maddelerinden olmuştur. Maddi olmayan bir duran varlık olan markaları parasal olarak ifade edebilmek oldukça zordur. Literatürde bu konuda geliştirilmiş pek çok yöntem mevcuttur. Her firmanın kendine özgü özelliklerinin olması ve değerleme yöntemlerinin içerdikleri sübjektif unsurlar sebebiyle, marka değerleme konusu üzerine yapılan çalışmaların sayısı artmıştır. Bu çalışmada marka değerleme konusu üzerine müşteri, finansal ve karma bakış açıları ile geliştirilmiş yöntemler ele alınmıştır. Marka, firma değeri yaratma süreci için önemli bir unsurdur. Çalışmada marka değerinin firma değeri içerisindeki yerini belirlemek için bir regresyon analizi yapılmıştır. Ancak yapılan analiz sonucunda marka değeri ve firma değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: 1.Marka 2.Marka Değeri 3.Marka Değerleme Yöntemleri 4.Firma Değeri
Turizm sektörünün ve finansmanının analizi sağlık turizmi üzerine bir uygulama
Bu çalışmada, turizm sektörünün iktisadi ve finansal açıdan analizi yapılarak, en önemli alternatif turizm türü kabul edilen sağlık turizmi gelirlerini etkileyen faktörlerin uzun ve kısa dönemde etkileri incelenmiştir. Bu amaçla sağlık turizmi gelirlerini etkileyen yatırımlar, dolar kuru, sağlık harcamaları, sağlık turisti sayıları, kişi başına gelir gibi nicel faktörler üzerinden analiz yapılmıştır. Sağlık turizmi geçmişinin çok eskilere dayanmaması ve verilerin yıllık tutulması nedeniyle analize uygun olarak Engle-Granger ve Johansen testleri ve hata düzeltme modelleri alınmıştır. 1999-2019 yılları arasındaki yıllık veriler alınmış ve uzun dönem ilişkiler incelendikten sonra kısa dönem modeller oluşturulmuştur. Çalışmada, özellikle sağlık turizmi geliri üzerindeki yatırım ve harcama etkisi gözlemlenmeye çalışılmıştır. Yatırımların ve harcamaların sağlık turizmi üzerinde etkisi belirlendikten sonra, kamu ve özel kesim ayrımları yapılmış; özel yatırımların ve özel harcamaların sağlık turizmi geliri üzerinde daha etkili olduğu sonucu gözlenmiştir. Özel sağlık yatırımları hem kısa hem de uzun dönemde, sağlık turizmi gelirleri üzerinde olumlu etki yaratmaktadır. Sağlık harcamalarında da özel harcamaların sağlık turizmi geliri üzerinde olumlu etki yaratmaktadır. Sağlık turizmi geliri üzerinde özel kesim harcamalarının daha olumlu sonuçlar vermesi, tasarruf açığı olan ekonomide yatırımların özel kesim tarafından yapılmasının hem kısa hem de uzun vadede daha verimli olacağı sonucundan yola çıkarak; kamunun özel yatırımları teşvik edici rol üstlenmesini, sektörde bir rakip gibi hareket etmemesinin olumlu sonuçlar vereceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Turizm, Sağlık Turizmi, Engle Granger, Johansen, Eşbütünleşme Testi
Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının Angola ekonomisi üzerindeki etkisi
Angola'daki gerçekleştirilen doğrudan yabancı sermaye yatırımının Angola ekonomisi üzerindeki etkisini, etkinin türünü ve bu etkinin anlamlılığını incelemek, Angola ekonomisi ile Angola'daki gerçekleştirilen doğrudan yabancı sermaye yatırımı arasındaki uzun dönem bir ilişkisinin olup olmadığını belirlemek, Angola ekonomik büyümesi ile Angola'daki gerçekleştirilen doğrudan yabancı sermaye yatırımı arasındaki nedenselliğin bir ilişkisinin olup olmadığını ve bu ilişkinin yönünü belirlemek ve Angola'daki gerçekleştirilen doğrudan yabancı sermaye yatırımının ulaştığı durumu, boyutu ve kapsamı geçmişten günümüze meydana çıkarmak bu çalışmada temel olarak amaçlanmaktadır. Belirlenen amaçlara ulaşmak için nicel yaklaşıma ilişkin istatistiksel yöntemler verileri toplamak ve analiz etmek amacıyla kullanılmaktadır. İktisadi zaman serilerine dayalı ekonometrik modellerin istatistiksel yöntemleri verilerin analizinde kullanılmaktadır. Analizin ilk aşamasında, kullanılan veriler zaman serisinin verileri oldukları için değişkenlerin durağanlık özellikleri araştırılmak amacıyla Dickey-Fuller Birim Kök Testi ile durağanlığın analizi yürütülmektedir. Bunun sonrası, belirlenen ekonometrik regresyon modelini tahmin etmek için En Küçük Kareler Yöntemi kullanılmaktadır. Zaman serilerine dayalı değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkisini incelemek için ARDL Sınır Testi ve değişkenlerin nedenselliğinin durumunu belirlemek için Granger Nedensellik Testi de yürütülmektedir. Veri toplama sürecinde, kamusal ve özel kurumların yayınlarından oluşan ikincil veri elde etme tekniğine dayalı veri elde etme yöntemi kullanılmaktadır. Dolayısıyla, incelenen veriler Angola Cumhuriyeti Merkez Bankası, Dünya Bankası Grubu ve diğer özel kurumlar elektronik veri tabanlarından elde edilmiştir. Verilerin incelenmesi süreci sonrası, Angola'daki gerçekleştirilen doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının Angola ekonomisi üzerindeki pozitif etkisine sahip olduğu, Angola ekonomisi ile Angola'daki gerçekleştirilen doğrudan yabancı sermaye yatırımları arasındaki uzun dönem bir ilişkisi bulunduğu, Angola ekonomik büyümesinin Angola'daki gerçekleştirilen doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının nedeni olduğu ve Angola'daki gerçekleştirilen doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının Angola ekonomik büyümesinin nedeni olmadığı sonuçlara varılmıştır.
Finansal göstergelerle bankaların derecelendirilmesine yönelik bir model
Bu çalışmada, bankaların risklilik derecesini önceden öngörüp derece notu ataması yapan bir model geliştirmek suretiyle, borçlanmalarından doğan yükümlülüklerini yerine getirebilme güçleri tahmin edilmeye çalışılmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde, derecelendirme kavramı, derecelendirmenin dünyada ve Türkiye'de gelişimi ile belli başlı derecelendirme kuruluşları hakkında bilgiler verilmiştir.Çalışmanın ikinci bölümünde, derecelendirme sürecinin işleyişi, bu sürece ilişkin ücret politikaları ve derecelendirmenin uygulama alanları üzerinde durulmuştur.Çalışmanın üçüncü bölümünde, derecelendirme sürecinde incelenen konular ve süreci etkileyen faktörlerden bahsedilmiştir.Çalışmanın dördüncü ve son bölümünde ise Türk Bankacılık sektöründe faaliyette bulunan mevduat bankalarından rating notuna ulaşılabilen 10 adet bankanın 2003-2008 yıllarına ait finansal oranları kullanılarak istatistiksel bir model çalışması yapılmıştır.Çalışma kapsamında ortaya konulan modelin başarısını ve geçerliliğini ölçmek amacıyla, bankalara model tarafından verilen notlar ile gerçekte uluslararası derecelendirme kuruluşları tarafından verilen notlar hem veri setindeki hem de veri seti dışındaki bazı bankalar için kıyaslanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, risk durumlarına ilişkin olarak bankalara verilen notların küçük sapmalar ile öngörülebileceği sonucuna varılmıştır.
Bankalarda piyasa riski yönetimi ve içsel model uygulamaları
Ülke ekonomileri için bankalar en önemli kurumlardan birisi olup, bu sistem içerisinde yaşanacak olumsuz bir gelişme ülke ekonomisini topyekun etkilemektedir. Bankalar faaliyetlerini sürdürdükleri müddetçe birçok risk ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Özellikle son yıllarda yaşanan gelişmeler işlemlerin daha da karmaşık hale gelmesine ve karşılaşılan risklerin farklılaşmasına yol açmıştır. Bu risklerin yönetilmesi de bir o kadar zorlaşmıştır ve iyi yönetilemeyen riskler nedeniyle telafisi mümkün olmayan ekonomik ve sosyal kayıplar meydana gelebilmektedir.Bankacılık açısından değerlendirildiğinde risk yönetim sürecinin iki temel amacı bulunmaktadır. Birincisi finansal performansı artırmak, ikincisi ise telafisi mümkün olmayan zararlara karşılaşmasını önlemektir. Dolayısı ile bu amaçlardan birini gerçekleştirirken diğerinden ödün vermemek gerekir.Bankaların karşılaştığı temel riskler arasında piyasa riski de bulunmaktadır. Piyasa riski, bankanın alım-satım hesaplarında tuttuğu portföyden, kıymetlerin fiyatlarında yaşanacak değişim nedeniyle kaybetme olasılığı olarak tanımlanabilir ve bu riskin ölçülmesine yönelik literatürde birçok metot bulunmaktadır.Türkiye'de 2000 ve 2001 yıllarında yaşanan ekonomik krizler sonrasında daha önceden bilinen ama uygulanmayan Basel-I kirterlerini uygulama konusunda daha istekli olmuşlardır. Bankacılık sektörü denetleme otoritesi olarak kurulan BDDK'nın 2001 yılında çıkarttığı yönetmelik çerçevesinde bankalar, piyasa riskini standart metot ile ölçmeye başlamışlardır. Bu bir geçiş yöntemi olarak düşünülmüş ve bankalar kendi içsel yöntemlerini oluşturana kadar bu yöntemi kullanabilecekleri belirtilmiştir.Bankaların içsel model çalışmaları o tarihten itibaren başlamış ve günümüze kadar gelmiştir. Ülkemizde yasal sermaye yükümlülüğü hesaplamasında içsel model kullanarak raporlama yapan banka henüz bulunmamaktadır.Bu içsel modellerin kullanılması ile daha hassas ölçümler yapılabilecek ve üst yönetime daha doğru bilgiler ulaştırılabilecektir. Ayrıca bankalar içsel modeli kullanma yolunu seçerler ise, piyasa riski karşılığında tutması gereken yasal sermaye yükümlülüğü bu model çıktısı üzerinden hesaplamaları gerekmektedir. Dolayısı ile burada bankaların risk yöneticileri açısından piyasa riskini ölçmek için kullanılacak model ve parametrelerin seçimi büyük önem taşımaktadır.Anahtar Sözcükler1.Piyasa Riski Yönetimi2.Riske Maruz Değer3.Varyans-Kovaryans Yöntemi4.Tarihsel Simülasyon5.Monte Carlo Simülasyonu
Marka değerinin tespiti ve İMKB'de uygulama
Marka değerleme kavramının artan önemi son çalışmalardan anlaşılmaktadır. Son 15 yıla bakıldığında ise özellikle marka sermayesi ile marka değeri kavramları da hem uygulamacıların hem de akademisyenlerin ilgisini çekmiş ve üzerinde tartışmalar yapılmıştır.Bu iki kavram arasındaki ayrımın önemi, marka yönetimin amaçlarının belirlenmesi ve marka oluşturacak bilgilerin anlaşılması açısından önemlidir. Bu kavramlar açısından ilk tanım marka değerine aittir. Marka sermayesi (brand equity) kavramı, tüketicinin bir ürünü tanıdığı ve bildiği için diğer ürünlere oranla daha fazla ödeme yapmayı kabul edeceği pozitif fark olarak tanımlanabilir. Marka değeri (brand value) ise, marka sermayesinin bir fonksiyonu olup, markalı ürünlerin satışından kaynaklanan ve firmanın olması gereken değeri içerisindeki tutarı ifade etmektedir.Markanın değerinin anlaşılması ve ölçülmesinde finansal, davranışsal ve karma yöntemler kullanılmıştır. Özellikle finansal yöntemler hem uygulamacılar hem de akademisyenler tarafından sıklıkla uygulanmıştır. Hirose metodu ise finansal model içinde incelenen bir modeldir. Bu yöntem 2002 yılında Japonya Ekonomi Ticaret ve Endüstri Bakanlığı'nın çalışması ile hazırlanmıştır.Çalışmada Hirose yöntemi ile İMKB' de Gıda sektöründeki firmaların marka değerleri yaklaşımı ile elde edilen marka değerleri daha anlamlı olmaktadır. Düzeltilmiş genişleme değişkeni ile elde dilen marka değerleri regresyona tabi tutulmuş, %1 önem seviyesinde ve %98 açıklama gücü ile model tespit edilmiştir. Bu model tespit edilmiştir. Hirose modeline düzeltilmiş genişleme değişkeni ile İMKB Gıda sektöründe marka değeri pratik olarak hesaplanabilecektir.
Bankaların risk derecelendirmesi-model önerisi ve uygulama
Çalışmanın amacı bankaların borç ödeme güçlerini, oluşturulacak bir ekonometrik model yardımıyla tahmin etmeye çalışmaktır. Çalışmanın birinci bölümünde, derecelendirme kavramı ve finansal piyasalar açısından önemi üzerinde durulmuştur.Çalışmanın ikinci bölümünde, derecelendirmenin uygulama alanlarından bahsedilerek, derecelendirme kullanılan ölçütler hakkında bilgi verilmiştir.Çalışmanın üçüncü bölümünde sektörlere ilişkin genel değerlendirmede bulunularak, çalışma için ihtiyaç duyulan minimum veri özellikleri belirtilmiş, neden bankacılık sektörünün seçildiği açıklanarak, çalışmanın kısıtları ve varsayımlarına yer verilmiştir. Bu bölümde aynı zamanda uluslar arası düzenleme olan BASEL Düzenlemelerine yer verilmiş, Türk Bankacılık Sektörü açısından derecelendirmenin önemi üzerinde durulmuş, bu konuyla ilgili son dönemde yapılan yasal düzenlemelerden bahsedilmiştir.Çalışmanın uygulama bölümü olan dördüncü bölümde Türk Bankacılık sektöründe faaliyette bulunan mevduat bankalarından 2004-2007 döneminde ayrıntılı rating notu bulunan 10 bankanın mali tablo verileri kullanılarak ekonometrik bir model çalışması yapılmıştır.Model sonucu bulunan değerler kullanılarak yine aynı dönemde benzer verileri elde edilebilen 6 adet banka üzerinde model test edilerek fiili durumla karşılaştırma yapılmıştır. Yapılan testler sonucunda elde edilen model ile Türk Bankacılık Sektöründe faaliyette bulunan mevduat bankalarının kredi derecelendirme notlarının düşük bir sapma ile tahmin edilebileceği kanaatine varılmıştır.Anahtar Sözcükler1. Derecelendirme2. Rating3. Bankacılık4. Banka Risk Derecelendirmesi5. BASEL
Doğal gaz piyasasının işleyiş esasları ve analizi: Türkiye uygulaması
II. Dünya savaşından sonra artan sanayileşmenin etkisiyle ülkeler açısından enerji, daha önemli hale gelmekle birlikte enerji kaynakları içerisinde petrol ve daha sonra doğal gaz ön plana çıkmıştır. Fakat birtakım çevresel faktörler, OPEC gibi oluşumlar, petrol kaynağına sahip ülkelerin durumu ve petrolün ömrü ile ilgili durumlarda yaşanan gelişmeler 21. yy'a girerken doğal gazın önemini bir kat daha arttırmıştır. Doğal gazın önemli hale gelmesiyle birlikte ülkemizin stratejik önemi artmıştır. Ülkemiz doğal gaz kaynaklarına sahip olmamakla birlikte çok önemli geçiş ülkesi olma potansiyeline sahiptir. Tabiki bu konumda olan ülkenin doğal gaza bağımlı olduğu ülkeleri çeşitlendirmesi gerekmektedir. Bunun içinde işlevsel doğal gaz piyasasının varlığı gerekmektedir. Bu çalışmada enerji kaynakları ve özellikle doğal gaz piyasasının özellikleri, Dünya'da ve Türkiye'deki doğal gaz rezervleri, üretimi ve tüketimi ve ticaretine değinilmektedir. Ayrıca Türkiye'de çıkartılan doğal gaz piyasası kanunu ile ilgili incelemelerde bulunulmuş, piyasanın serbestleştirilmesini engelleyen maddeler tespit edilmiş ve önerilerde bulunulmuştur.
Bankaların değerinin özsermayeye serbest nakit akımları yöntemi ile tespiti ve İMKB uygulaması
Çalışmanın amacı bankaların değerini, indirgenmiş nakit akımları yöntemlerinden olan özsermayeye serbest nakit akımı yöntemiyle tespit etmektir. Çalışmada birinci bölümde değerleme kavramı ve yöntemleri anlatıldıktan sonra ikinci bölümde bankacılık sistemi ele alınmıştır.Çalışmanın üçüncü bölümünde banka değerlemesi teorisi ve literatürdeki çalışmalar anlatılmıştır. Çalışmada bankaların değerlemesi için özsermayeye serbest nakit akımları yöntemi seçilmiş olup çalışmada örnek banka uygulamasında bütün aşamalar ayrıntılı olarak belirtilmiştir.Çalışmanın uygulama bölümü olan dördüncü bölümde İMKB'de faaliyet gösteren bankalardan 7 tanesinin değerleri de aynı yöntemle tespit edilmiştir. Bulunan bu değerler ile bankaların piyasa değerleri karşılaştırılmış olup bulunan değerlerin piyasadaki değeri açıklama gücü ise 0,72 olarak bulunmuştur. Çalışmada son olarak da bu bankaların üçer aylık kamuya açıklanan mali oranları ile piyasa değerleri arasındaki ilişkide birleştirilmiş regresyon (pooled) analizi ile test edilmiş olup bu oranların piyasa değerini 0,82 düzeyinde açıkladığı görülmüştür.Çalışmanın sonucunda bankaların değerinin indirgenmiş nakit akımları yöntemlerinden, özsermayeye serbest nakit akımları yönteminin kullanılarak bulunmasının piyasada oluşan değeri açıklamada etkili olduğu kanaatine varılmıştır.
Temerrüt olasılığının tespitine yönelik ampirik bir çalışma
Kredi risk ölçümü, reel ve mali piyasaların genişlemesi ve finansal ürünlerin çeşitlenmesiyle birlikte, son 25 yıldır oldukça önemli hale gelmiştir. Bu çalışma ile Basel II uygulamalarına göre KOBİ'lerin kredi değerliliğinin tespiti ve derecelendirmesinin yeri incelemektedir. Çalışmanın amacı, temerrüt olasılığı tahmininde kullanılan istatistiksel modellerin değerlendirilmesi ve logit istatistiksel yöntemi yardımıyla KOBİ'ler için bir temerrüt olasılığı tahmin modeli geliştirilmesidir. Model ile temerrüt olasılığını açıklayacak finansal oran değişkenlerinin tespit edilmesi ve belirlenen değişkenlerin marjinal etkileri ile esneklik katsayıları yardımıyla yorumların yapılması amaçlanmıştır. Belirlenen finansal oran ve muhasebe bilgilerine İsveç imalat sanayisinde faaliyet gösteren KOBİ'lerin verileri kullanılarak ulaşılmıştır. Analiz verileri 2002-2006 yıllarında geçekleşen iflas olaylarını içermektedir. Ampirik bulgular ile İsveç imalat sanayisinde yer alan KOBİ'ler içinde iflas edenlerin; öz sermayesi negatif olan, faiz harcamaları karşılama gücü düşük, varlıkları içinde likit değerleri ve aktif varlıklarının değeri ile maddi olmayan varlıklarının payı düşük olan, dış kaynak finansmanı özellikle de kısa vadeli borç tutarı daha yüksek olan işletmeler olduğu sonucu çıkarılmıştır. Model istatistikleri temerrüt olasılığını tahmin etmek üzere belirlenen modelin anlamlı ve başarılı olduğu sonucunu vermiştir.Anahtar Sözcükler1.Kredi Riski2.Temerrüt (İflas) Olasılığı3.KOBİ4.Finansal Oranlar ve Muhasebe Verileri5.Logit Model.
Sigorta firmalarının değerinin özsermayeye serbest nakit akımları yöntemi ile tespiti ve İMKB uygulaması
Sigorta firmaları, yapı olarak reel sektör firmalarından farklıdırlar. Sigorta firmalarının değerlemesinde firmaya serbest nakit akımları yaklaşımı daha uygundur. Özsermayeye serbest nakit akımları yaklaşımı, firmaya serbest nakit akımları yaklaşımına çok benzerdir, fakat bu yaklaşımda serbest nakit akımları, faiz ödemeleri, bu faiz ödemeleri için vergi etkisi ve net borçlanmadaki değişimlerden sonraki nakit akımlarıdır. Bu yaklaşım özsermaye sahiplerine olan nakit akımlarına ve ağırlıklı ortalama sermaye maliyeti yerine de özsermaye maliyetine yoğunlaşır.Bu çalışmada özsermayeye serbest nakit akımları yaklaşımı ile Türkiye'de kurulu 18 tane sigorta firmasının değer tespiti yapılmıştır.
Türk bankacılık sisteminin etkinliğinin ölçülmesi
ATEŞ, Ferhun. Türk Bankacılık Sisteminin Etkinliğinin Ölçülmesi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2007.Bu çalışmada, 2002-2006 yıllarını kapsayan beş yıllık dönemde, mevduat bankalarının etkinlik analizi yapılmıştır. Girdi odaklı yaklaşımın benimsendiği çalışmada, etkinlik ve üretkenlik değişimleri ölçeğe göre değişken getiri varsayımı altında Veri Zarflama Analiz yöntemi kullanılarak ölçülmüştür. Yıllık bazda teknolojik değişmenin etkisini ayırt edebilmek için Malmquist Üretim Endeksi hesaplanmıştır. Ayrıca bankacılık sektöründe girdi ve çıktının ne olduğu konusunda kesin bir görüş bulunmayıp, farklı yaklaşımlar bulunduğundan dolayı, etkinliklerin ölçülmesinde ?Üretim?, ?Aracılık? ve ?Karlılık? yaklaşımlarından yararlanılmıştır.Analiz sonuçları hem sektör bazında hem de banka grupları bazında değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Banka grupları olarak kamu, özel ve yabancı bankalar değerlendirmeye tabi tutulmuştur.Çalışma sonucunda üretim yaklaşımına göre, yıllar itibariyle ortalama teknik etkinlik dereceleri dalgalı bir seyir izlemiş ve beş yıllık analiz döneminde düşük de ola bir artış göstermiştir. Analize konu olan bankalar saf etkinlik diğer bir ifadeyle yönetsel etkinlik açısından girdilerine oranla daha fazla çıktı üretmişlerdir. Analiz döneminde elde edilen veriler ışığında, incelenen bankaların üretim fonksiyonlarında yapısal bir değişikliğin olmadığı düşünülmektedir. Malmquist üretim endeksinin hesaplanması sonucunda, toplam faktör üretkenliğinde de ortalama olarak bir artış gerçekleşmiş, olup bu artış artışta özellikle teknolojik değişimin olumlu katkısı vardır.Bankacılık sisteminin en önemli fonksiyonlarından biri olan aracılık fonksiyonuna göre, bankaların ortalama etkinlik derecelerinin dönem boyunca arttığı görülmektedir. Dolayısıyla kriz öncesi ve kriz döneminde aracılık fonksiyonunu etkin bir biçimde yerine getirmeden uzaklaşan bankacılık sistemi yeniden bu fonksiyonunu güçlendirmiştir. Değerlendirme döneminin tümü için Malmquist üretim endeksinde sınırlı da olsa bir artış gerçekleşmiştir.Karlılık yaklaşımına göre ise bankacılık sisteminin ortalama teknik etkinlik dereceleri genel olarak artış eğilimi göstermiştir. Ancak, karlılık yaklaşımında etkin banka sayısı diğer iki yaklaşıma göre oldukça düşük gerçekleşmiştir. Malmquist üretim endeksi değerleri karlılık yaklaşımına göre, analiz dönemi boyunca gerilemiş, diğer bir deyişle, toplam faktör üretkenliği azalmıştır. Bu azalışta, teknolojik değişiminin olumsuz katkısı etkili olmuştur.Üretim, aracılık ve karlılık arasındaki ilişkilerin incelenmesi neticesinde, üretim ve aracılık fonksiyonları arasında analiz döneminde aynı yönlü bir ilişkinin var olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Sözcükler1. Etkinlik2. Verimlilik3. Üretim4. Aracılık5. Karlılık
Elektrik piyasasında yatırım projelerinin değerlendirilmesi: Türkiye uygulaması
Bu çalışmanın amacı, dünyada ve Türkiye'de elektrik piyasası analizi ve bu piyasada yapılan yatırım projelerinin uygulamalı bir örnekle değerlendirilmesidir. İlk olarak, elektrik piyasası genel özellikleri ile incelenmiş ve teknik, ekonomik ve sosyal açından ele alınmıştır. Sonuç olarak, elektriğin stoklanamaması ve dolayısıyla arz ve talep dengesinin sistem içinde sürekli olarak kontrol edilmesi gerekliliği, sosyal maliyetler, sermaye yoğunluğu ve batık maliyetler, üretim ve toptan/perakende satış faaliyetlerinin aksine iletimin doğal ve dağıtımın da bölgesel tekel niteliğinde olması ve özellikle üretim ve iletim arasında dikey koordinasyon ihtiyacı piyasanın en belirgin özellikleri olarak ortaya çıkmıştır. Daha sonra, elektrik piyasasında kullanılan birincil enerji kaynakları fosil kaynaklar ve yenilenebilir enerji kaynakları başlıkları altında ayrı ayrı incelenmiştir. Elektrik piyasasındaki serbestleşme çalışmaları ve gelişimleri Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve birkaç ülke uygulaması şeklinde anlatılmış ve Türkiye elektrik piyasasının tarihsel gelişimi ve yeni yapısı anlatılarak, talep gelişimi ve yatırım ihtiyacı incelenmiştir. Genel olarak ülkelerin piyasalarını serbestleştirirken taşıdıkları amaçlar: arz güvenliğini sağlamak, çevreye olumsuz etkilerini minimumda tutacak sistemler geliştirmek, piyasadaki yatırımların özel sektör eliyle denetleyici ve düzenleyici bir kuruluş nezdinde gerçekleştirilmesini sağlamak ve özel sektörün uzun vadeli elektrik piyasası yatırımlarını finanse etme yollarını oluşturmaktır. Türkiye hızla sanayileşen bir ülkedir ve enerji talebi de bu büyümeye orantılı bir şekilde artmaktadır. Söz konusu talebin karşılanabilmesi için yeni yatırımların hızla uygulamaya geçmesi gereklidir. Bu nedenle, özellikle de elektrik piyasasında yapılan yatırımların diğer bütün piyasaları da etkileyeceği göz önünde bulundurularak, yatırım projelerinin değerlendirilmesi artık sadece yatırımcı açısından değil ulusal ekonomi açısından da önem taşımaktadır. Dolayısıyla, elektrik piyasasında yapılan yatırım projelerinin hem yatırımcı hem de ulusal ekonomi açısından değerlendirilmesi yöntemleri anlatılmış ve Türkiye'de yapılmış olan bir hidroelektrik santral yatırım projesinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Ancak, değerlendirme sadece yatırımcı açısından yapılabilmiş, ulusal ekonomi açısından gölge fiyatların belirlenmesi hususunda problemler olduğundan uygulama yapılamamıştır.
Marka değerinin tespiti ve Denizli tekstil sektörü üzerinde uygulanması
Günümüz dünyasında firmalar artan rekabet şartlarına uyum gösterebilmek için, sadece fiziki varlıklarını değil, fiziki olmayan varlıklarını da etkin bir şekilde yönetebilmek durumundadırlar. Zira firmaların değeri, fiziki varlıklar kadar, fiziki olmayan varlıkların etkinliği ile de belirlenmektedir. Bu varlıklar içerisinde yer alan markalar, firmaların bugünkü prestijinden ya da değerinden ziyade, gelecekteki konumunu ve değerini de belirleyecek olan önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.Marka; firmaya artı değer kazandırma, pazarlama kolaylığı gibi avantajları beraberinde getirmektedir. Bunun yanında markanın, firmaya ne kadar bir değer kazandırdığı da firma yönetimi açısından önemli bir sorun olmaktadır. Zira markaya yapılan yatırımların, bir değer olarak firmaya dönmesi beklenmektedir. Bu noktada markanın yaratmış olduğu değerin bilinmesi, firmanın marka yönetimi konusundaki stratejisinin belirlenmesi açısından oldukça önemlidir.Marka değeri pazarlama ve finans literatüründe farklı şekillerde hesaplanabilmektedir. Bu çalışma marka değerinin tespitinde kullanılan finansal yöntemleri tanıtmak amacıyla hazırlanmış ve uygulama sahası olarak Denizli Tekstil Sektörü örnek olarak alınmıştır. Mukayese yapılabilmesi ve sonuçların analizine destek olması açısından İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda işlem gören ve tekstil sektöründe faaliyet gösteren firmalar da uygulamaya dâhil edilmiştir.Çalışmanın uygulama kısmı; Japonya Ekonomi, Ticaret ve Endüstri Bakanlığı'nca önerilen yöntem temel alınarak yapılmıştır. Adı geçen yöntem, firmalara ait ve markayla ilişkilendirilebilen bazı mali bilgilerden yola çıkarak marka değerini hesaplamaktadır.Uygulama sonucunda Denizli Tekstil Sektöründe faaliyet gösteren bazı firmaların markalaşma konusunda ciddi adımlar attığını, ancak üretimlerinin tamamını markalı ürünlere yönelik olarak yapamadıkları ortaya çıkmıştır. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Tekstil Sektörü'ndeki bazı firmaların Denizli firmalarının gerisinde olması ise sorunun sadece bölgesel ekonomilere yönelik olmadığını göstermektedir.
Yatırım fonları ve performansının ölçülmesi, Türkiye uygulaması 1999-2003
Günümüzde finansal piyasalarda yaşanan gelişmeler beraberinde fi »ansal enstrümanlarda ve hizmetlerde çeşitlilik getirmiştir. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de yatırım seçenekleri giderek artmaktadır. Küçük yatırımcıların kendi imkanları ile optimal bir portföy oluşturmaları, gerek bilgi gerekse finansal açıdan ve zaman açısından oldukça güçtür. Gelişen piyasaların vazgeçilmez enstrümanları arasında yeralan yatırım fonları, yatırımcıları tüm bu külfetlerden kurtaran en uygun araçlardır. vatırım fonu; çeşitli para ve sermaye piyasası araçlarının (hazine bonosu, devlet tahvili, hisse senedi, repo altın, vb. ) ortak bir portföyde, riskin dağıtılması ilkesi ile işletilmesi esasına dayanarak yönetilen yatırım aracıdır. Yatırım fonları yapıları itibariyle her büyüklükteki yatırımcıya tasarruflarını çok çeşitli risk ve getiri bileşiminde yatırıma dönüştürme imkanı sağlamaktadır. Gelişmiş piyasalar göz önüne alındığında ülkemizde yatırım fonlarının yeni yeni gelişmeye başladığını görmekteyiz. Ülke ekonomisinin gelişmesinde, dağınık ve küçük miktarda bulunan tasarrufların para ve sermaye piyasasına fon olarak aktarılması büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle tasarrufların yatırımlara dönüştürülmesi amaçlanmalı ve bu kapsamda gerekli düzenlemelerin, teşviklerin yapılması gerekmektedir.
Değere dayalı yönetim ve uygulanabilirliği üzerine bir model çalışması
ÖZET: Değere Dayalı Yönetim ve Uygulanabilirliği Üzerine Bir Model Çalışması Bu çalışmada değere dayalı yönetim, hissedarlar açısından firma değerini maksimum yapmak amacını temel olarak alan ve bu bağlamda bir fınansal ölçüm temelinde çeşitli finansal, organizasyona! ve yapısal yeniden yapılanmayı gerektiren bir yönetim biçimi olarak ele alınmıştır. Çalışmanın amacı değere dayalı yönetimi genel bir çerçeveden incelemek, bu yönetim biçiminin yönetsel ve finansal boyutunu irdelemek ve bu bağlamda genel bir değere dayalı yönetim modeli ve bu modelin ne ölçüde uygulanabilir olduğunu belirlemektir. Bu amaca uygun olarak, çalışmada değere dayalı yönetim kavramının tanımına ve kavramın irdelenmesine yer verilmiştir. Öte yandan değer yaratan unsurlar incelenmiş ve firma değerine olan katkıları anlatılmıştır. Ayrıca çeşitli finansal uygulamaların değer yaratma potansiyellerine de değinilmiştir. Diğer taraftan değere dayalı yönetim sisteminde kullanılan ve sistemin temelini oluşturan çeşitli performans ölçüm metodları sıralanmış ve bunların içerisinde en önemli yeri tutan ekonomik katma değer (Economic value added-EVA) sistemi ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Son olarak ise değere dayalı yönetim sistemini uygulamış ve başarılı olmuş olan Famet limited şirketi incelenmiş ve sistemi uygulanma aşamalarına değinilmiştir. Seçilen şirketin incelenmesinde karşılıklı görüşülerek bilgiler toplanmıştır. Bu bilgilerin bir kısmı şirketin doğrudan kendisi, diğer bir kısmı ise milli prodüktivite merkezinin şirkete sağladığı bilgilerden oluşmaktadır. Bu bilgiler incelendiğinde firmanın değer yaratma konusunda gelişme gösterdiği tespit edilmiştir. Değere dayalı yönetim sistemini etkin biçinmde uygulayan firmaların Dünya'da ve Türkiye'de olumlu sonuçlar elde ettikleridiğer firma örnekleri ile de gösterilmiştir, öte yandan önceki uygulama aksaklıkları ve deneyimlerinden yararlanılarak bu yönetim modelinin etkin ve verimli bir şekilde uygulanabilmesi için uygulanabilirliği arttırıcı önlemler sıralanmıştır.
Sermaye yapısı, kaynak maliyeti ile firma değeri ilişkisi ve İMKB uygulaması
Günümüzde firmaların temel amacı; firma değerinin maksimum kılınmasıdır. Ancak firma değerini etkileyen pek çok faktör bulunmaktadır. Bu faktörlerden ikisi; sermaye yapısı yani borçların toplam kaynaklar içindeki ağırlığı ve ağırlıklı ortalama kaynak maliyetidir. Yapılan bu tez çalışmasında; sermaye yapısı, kaynak maliyeti ve firma değeri ilişkisinin tespit edilmesi ve her bir değişkenin yıllara göre farklılaşmasının ortaya konulmasına yönelik iki araştırma yapılmıştır. Araştırmalarda; İMKB'de faaliyet gösteren Basit Tesadüfi Örnekleme Yöntemi'ne göre seçilmiş 70 firmanın 1998-2002 dönemin© ilişkin verilerinden yararlanılmıştır. Yapılan araştırmalarda istatistik! analiz yöntemlerinden yararlanılmıştır, ilk araştırmada; sermaye yapısı, kaynak maliyeti ve firma değeri ilişkisinin tespitin© yönelik Eviews Ekonom©trik Paket Programı yardımıyla "Regresyon Panel Data AnalizT.SPSS Istatistiki Paket Programı ile de Hipotez Testi (t Testi) yapılmıştır. İkinci araştırmada ise; Tek Yönlü Varyans Analizi (Anova Testi) ve Çoklu Karşılaştırma Testlerinden yararlanılmıştır. Bu araştırmaların neticesinde; teoriyi destekleyen sonuçlara ulaşılmıştır.
Grup şirketlerinde vergi planlaması ve Türkiye uygulaması
Grup şirketleri vergi planlaması yaparak, tüm grubun konsolide vergi yükünü en aza indirmek istemektedirler. Globalleşme ile birlikte çok uluslu şirketler agresif vergi planlama yöntemleri kullanmaya yönelmişlerdir. Kullanılan bazı yöntemler arasında transfer fiyatlandırmasına göre emsal bedele aykırı fiyat uygulama, farklı ülkelerde kurulan ana şirket ya da bağlı şirketlerin finansal yapısını farklılaştırma, kaynak ülkede işyeri oluşmasının önüne geçecek örgütlenmeler yapma, vergi cennetlerinin kullanılması, evsiz gelirin oluşması, anlaşma alışverişinin uygulanması bulunmaktadır. Ülkeler, çok uluslu şirketlerin agresif vergi planlaması karşısında işbirliğine gitmektedir. Bu kapsamda OECD'nin hazırladığı "matrah aşındırılması ve karın aktarılmasına ilişkin eylem planı" önemli bir yer tutmaktadır. Bu tezde, Türkiye'de ilişkili kişi hareketlerinin artmasının vergi yükünü ve satışların vergi yükünü azaltıp azaltmadığı araştırılmıştır. Ayrıca şirketlerin finansal kaldıraç seviyesinin, uluslararası olmasının ve kurumsallık düzeyinin vergi yükü ve satışların vergi yüküne etkisi sorgulanmıştır. Türkiye'deki 2013-2017 yılları arasında satış hasılatı bakımından en yüksek 456 şirketin, 5'er dönemine ilişkin toplamda 2280 gözlem verisi dikkate alınarak panel veri analizi yapılmıştır. İlişkili şirket hareketlerinin artmasının, vergi yükü ve satışların vergi yükünü azalttığına yönelik bulgulara ulaşılmasına karşın anlamlı bir sonuç elde edilememiştir. Şirketlerin finansal kaldıracının artmasının, uluslararası olmasının ve kurumsallık yapısının vergi yüküne etkisine yönelik olarak anlamlı bir sonuç elde edilememiştir. Şirketlerin finansal kaldıraç seviyesinin % 1 oranında artmasının, satışların vergi yükünü % 0,025 oranında azalttığı sonucuna varılmış olup, yüksek derecede anlamlılık içermektedir ve literatürle aynı yöndedir. Şirketlerin yurt dışında iştiraki olması halinde satışların vergi yükü %0,29 oranında artmakta olup, anlamlı bir sonuç içermektedir.