Theses supervised by Prof. Dr. Nadir Suğur

19 theses · Anadolu University

DoctorateOpen AccessTR

Sınıfiçi farklılaşma ve sınıfiçi bütünleşme biçimi olarak Eskişehir'de orta sınıfın yeme-içme örüntüleri

Gıda ve beslenme sosyolojisi 1980'lerden itibaren sosyoloji disiplini içerisinde bir alt disiplin olarak ortaya çıkmıştır. Dünyada son iki ya da üç on yıllık zaman diliminde, sağlıklı beslenme, halk sağlığı ve diyet tartışmaları ile gündeme gelen gıda ve beslenme sosyolojisi (sociology of food and nutrition); yeme-içme alışkanlıklarının, kültürlerinin ve pratiklerinin ele alındığı oldukça yeni bir araştırma alanıdır. Bu tez çalışması literatürde gıda sosyolojisi, yeme-içme sosyolojisi olarak kabul edilen bazen ortak, kimi zaman aralarında nüans bulunan bir alanda, gıda ve beslenme sosyolojisi alanında gerçekleştirilmiştir. Çalışma birincil olarak Eskişehir'de orta sınıfın gıda tüketimlerini sosyolojik olarak saptamayı, yeme-içme pratiklerini ve dışarıda yeme alışkanlıklarını, yeme-içme mekânları ile kurdukları ilişkileri, bu anlamda mekânların sosyolojik incelemesini gıda ve beslenme sosyolojisi bağlamında anlama amacı taşımıştır. Gıda ve beslenme sosyolojisi üzerine Türkiye'de çok az sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu araştırmada küreselleşen ve kentsel alanda dönüşen, nezihleşen Eskişehir'de orta sınıfın yeme-içme pratiklerini, gıda harcamalarını ve dışarıda yeme alışkanlıklarını, yeme-içme mekânları ile kurdukları ilişkileri gıda ve beslenme sosyolojisi bağlamında yapılmıştır. Nitel bir anlayışın benimsendiği, alan araştırmasına dayalı, özgün bir çalışma olma özelliği taşımaktadır. Gıda ve beslenme sosyolojisi alanındaki ilk görgül araştırmalardan biri olma iddiası taşımaktadır. Alan araştırmasının evreni Eskişehir'deki orta sınıf hanelerdir. Araştırmanın örneklemini ise orta büyüklükteki bir kent olan Eskişehir'de kartopu örnekleme ile oluşturulmuş olan orta sınıf aileler meydana getirmektedir. Örneklem dahilinde 23 derinlemesine görüşme yapılmıştır. Orta sınıfın zevk ve beğenileri doğrultusunda ekonomik ve kültürel sermayeleri doğrultusunda tüketmeyi tercih ettiği 16 yeme-içme mekânı işletme sorumlusu ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gıda ve beslenme sosyolojisi, tüketim sosyolojisi, orta sınıf, habitus, kültürel sermaye, tüketim, mekân

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme davranışı+7
Erhan Akarçay
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni muhafazakâr orta sınıf, din ve gündelik hayat: Kayseri MÜSİAD örneği

Din olgusunun sosyal yansımalarıyla ele alınması toplumun sosyal ve kültürel yapısının anlaşılabilmesi için bir gerekliliktir. Bu olgunun ve ilişkili olduğu yapıların ekonomi alanıyla kesiştiği noktalar da ele alınmaya değer özel bir çalışma alanı sunmaktadır. Bu doğrultuda bu çalışma "Yeni Muhafazakâr Orta Sınıf" kavramsallaştırmasıyla ele aldığımız dindar sermaye sahiplerinin gündelik pratiklerinde ve ekonomik tutumlarında inandıkları ilkelerin ve piyasa şartlarının ne ölçüde etkin olduğuna odaklanmaktadır. Bu aktörlerin bulundukları konumun daha iyi anlaşılabilmesi için Weber'in ekonomi ve din ilişkisine dair yaptığı belirlemeler, bu belirlemelere –özellikle Ülgener tarafından- yöneltilen eleştiriler ve İslâmi ilkelere göre organize edilen ekonomik yaklaşımların ortaya çıkış süreçleri ele alınmaktadır. Bu hat izlenerek Anadolu sermayesinin Türkiye'deki etkinliği ve MÜSİAD'ın bu süreçte üstlendiği rol üzerinde durulmaktadır. Dindar sermaye sahiplerinin söz sahibi olmak istedikleri alanlara nasıl dâhil oldukları, bu süreçte alanları nasıl dönüştürdükleri ve kendilerinin nasıl dönüşümler yaşadıkları MÜSİAD Kayseri Şubesi örneği üzerinden Bourdieu'nün kavramlarıyla ele alınmaktadır. Anahtar Sözcükler: Yeni Muhafazâkar Orta Sınıf, Din, Gündelik Hayat, Ekonomi,Kayseri, MÜSİAD, Pierre Bourdieu

Bourdieu, PierreBurjuvaziDin+7
Cihad Özsöz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Mesleki ve teknik anadolu lisesi öğrencilerinin sosyal hareketliliğine ilişkin profilleri: Eskişehir ili örneği

Araştırmanın amacı, mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarında eğitim gören öğrencilerin sosyal hareketlilik beklentileri ile mesleki ve teknik ortaöğretim süreci arasındaki ilişkileri Eskişehir örneğinde incelemektir. Araştırmada nicel ve nitel yöntemler bir arada kullanılmıştır. Veriler, Eskişehir'de 7 mesleki ve teknik Anadolu lisesinden 12. sınıf öğrencisi 797 kişiden anket, 8 öğrenci, 8 mezun, 9 öğretmen olmak üzere 25 kişiden yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla elde edilmiştir. Nitel ve nicel araştırma verileri, eş zamanlı toplanmış ve analiz edilmiş, iki veri grubuna da eşit düzeyde ağırlık verilmiştir. Sosyoekonomik ve sosyokültürel özellikleri bakımından kısıtlı imkânlara sahip ailelerden gelen öğrencilerin meslek liselerine, kısa zamanda meslek ve gelir elde etme beklentisiyle yöneldikleri ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin, mesleki becerilere dayalı sermaye biçimine yatkınlık geliştirme, akademik becerilere dayalı sermaye biçimine mesafe koyma eğilimlerinin güçlü olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin, meslek liselerini tavsiye etme eğilimlerinin zayıf ancak fırsat verildiğinde tekrar tercih etme eğilimlerinin güçlü olduğu ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin, kısa sürede çalışma hayatına atılmayı kolaylaştırma ve iş gücü piyasasında tercih edilmeyi sağlama olasılığı bakımından meslek liselerini bir sığınak olarak algıladıkları tespit edilmiştir. Öğrencilerin, çalışma koşulları rahat, prestij ve gelir düzeyi yüksek işler kazandırma ve yüksek öğretime geçişi kolaylaştırma olasılığı bakımından meslek liselerini bir tuzak olarak algıladıkları ortaya çıkmıştır. Sığınak ve tuzak şeklinde betimlediğimiz algı formlarının iç içe geçtiği, kesiştiği ve birbirini dışlamadığı tespit edilmiştir. Öğrencilerin sosyal hareketlilik beklentilerinin yatay yönde, sınırlı düzeyde olduğu ve bu beklentilerin şekillenmesinde mesleki eğitimin, tek başına olmasa da etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğrencilerin beklentileri ile mevcut toplumsal koşullarının da önemli düzeyde örtüştüğü tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Eğitim, mesleki ve teknik eğitim, eğitim sosyolojisi, sosyoloji, sosyal hareketlilik, toplumsal tabakalaşma.

EskişehirEğitimEğitim sistemi+7
Çağdaş Ümit Yazgan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Toplumsal eşitsizlikler ve sağlık: Eskişehir'de sosyolojik bir araştırma

Bu çalışmanın amacı 2009-2010 yılları arasında Eskişehir'de yapılan bir alan araştırmasının verilerine dayanarak algılanan sağlık statüsünün ve sağlığa ilişkin algı, tutum ve davranışların sosyal ve ekonomik statüye göre farklılaşıp farklılaşmadığının, farklılaşıyorsa ne şekilde farklılaştığının incelenmesidir. Nicel yöntemi izleyen araştırmanın verileri 229 yapılandırılmış görüşme ve 126 anketle toplanmış, SPSS yardımıyla çözümlenmiş, 6 derinlemesine görüşme ve 2 odak grup görüşmesi ile desteklenmiştir.Araştırma bulgularına göre sağlığın ve hastalığın tanımlanma biçimi, sağlık bilgisinin elde edildiği kaynak, sağlık kurumlarına başvurma ölçütü, geçirilen gebelik sayısı, doğumdan önce sağlık bakımı alma ve doğumu hastanede yapma oranları gelire, eğitime ve yaşanan yere göre anlamlı bir farklılık göstermektedir. Algılanan sağlık statüsü ve doktor muayenesinden utanma tutumu gelire, eğitime, yaşanan yere ve cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermektedir. Hastanelerin tek çatı altında birleştirilmesine ve Türkiye'deki sağlık hizmetlerinin yeterliliğine ilişkin değerlendirmeler ile sağlık personelinin davranışlarından duyulan memnuniyet düzeyi de gelir ve eğitim düzeyine göre anlamlı bir farklılık göstermektedir.Bulgular sağlık risklerinin, sağlık hizmetlerine erişim düzeyinin ve sağlık hizmetlerini alma biçimlerinin toplumda eşitsiz bir şekilde dağıldığını, sağlık kurumlarına, sağlık personeline ve genel olarak sağlık hizmetlerine ilişkin değerlendirmelerin de buna bağlı olarak farklılaştığını göstermektedir. Genel Sağlık Sigortası yasası ile sağlık kurumları tek çatı altında birleştirilmiş olsa da bulgular sağlık alanındaki hiyerarşik yapının sadece sağlık kurumlarının mevzuatla birbirinden ayrılmasından kaynaklanmadığını, farklı ekonomik ve sosyal statüye sahip olan grupların kurumsal tıp ve sağlık personeli ile ilişkilerinin birbirinden farklı olduğunu, sağlık alanındaki hiyerarşik yapının çoklu etkilerle şekillendiğini göstermektedir. Bu çerçevede toplumsal eşitsizlikler birikimsel bir desen izlemekte, ekonomik, bölgesel ve cinsiyete dayalı eşitsizlikler açısından dezavantajlı olan gruplar sağlık riskleri ve sağlık hizmetlerine erişim açısından da devazantajlı olmaktadırlar.

EskişehirEşitsizlikSağlık+5
Temmuz Gönç Şavran
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir marka kent olarak Antalya: Yeni kentleşme pratiklerinin kent ve kentliler üzerindeki etkileri

Dünya hızla bir kent toplumu haline gelirken, şehirler küresel ekonomideki kıyasıya bir rekabetin öznesine dönüşmektedir. Bugün küresel sermaye, para ve turist akışlarını çekebilecek bir marka olma yolunda pek çok kent büyük dönüşümlere tabii tutulmaktadır. Bu bağlamda kent yöneticileri pastadan pay almak adına mega projelerle, lüks mekanlarla, eğlence merkezleriyle kentleri yeniden inşa etmekte, uluslararası organizasyonlarda boy göstermeye çabalamakta ve şehirlerini birer marka haline getirerek küresel rekabette öne çıkmayı arzulamaktadırlar. Öte yandan yeni kentleşme pratikleri soylulaştırma, damgalama, kent yoksulluğu, kaynakların israfı gibi problemler de beraberinde getirmekte ve sürdürülebilirlik krizlerinin kapısını aralamaktadır. Bu çalışmanın amacı da markalaşmayı hedefleyen yeni kentleşme pratiklerinin kentler ve kentliler üzerindeki etkilerini tartışmaktır. Antalya'da gerçekleştirilen araştırma, kentin önde gelen aktörleriyle ve markalaşma yolunda dönüşümü gündeme gelen bir Balbey Mahallesi'nin sakinleriyle gerçekleştirilecek derinlemesine görüşmelerden elde edilen verilerin karşılaştırılması üzerinden gerçekleştirilmektedir. Saha araştırmasının birinci bölümünde markalaşma yolunda atılan adımların detayları ve sonuçları üzerine tartışmalar yürütülmektedir. Balbey Mahallesi'ni konu alan ikinci safhada ise markanın coğrafyasında kalan bir çöküntü mahallesindeki gelişmelere odaklanılmaktadır. Küresel kentleşme modelinin Antalya özelinde kentlilerle karşılaşmasının örneği olan mahallenin çöküntü alanından tekrar değerlenmesine doğru gidişatın altında yatan dinamikler, dönüşüm sürecinin nitelikleri (emrivaki, müphem, güvensiz) ve kentin diğer aktörleriyle kurulan çatışmalı ilişkileri ele alınmaktadır.

Kent sosyolojisi
Özgür Öztürk
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Yaşlılıkta eş kaybı ve sosyal destek

Ortalama yaşam süresinin artmasıyla birlikte yaşlanma sürecini ve yaşlılık dönemini anlamak daha da önemli hale gelmiştir. Bu çalışma, yaşlanma sürecinde karşılaşılan önemli olaylardan biri olarak eş kaybı deneyimini ve yaşlıların kayıp sonrası sosyal destek ilişkilerini değerlendirmektedir. Araştırmanın temel amacı, deneyimleri, ilişkileri ve onları şekillendiren unsurları çok boyutlu bir şekilde ortaya koymaktır. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden inşacı temellendirilmiş kuram ile yürütülmüştür. Çalışma kapsamında yaşam seyri, kesişimsellik ve toplumsal cinsiyet perspektifleriyle beraber, kümülatif avantaj ve dezavantaj teorisi ve konvoy modelinden faydalanılmıştır. Eş kaybı yaşamış 60 yaş ve üzerindeki 20 kadın ve 14 erkek ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Verilerin analiz süreci tamamlandığında, eş kaybı deneyimi ve sosyal destek olmak üzere iki temel kategori oluşturulmuştur. Bu kategoriler altında yer alan alt temalar ile katılımcıların deneyimleri ve destek ilişkileri üzerinde etkili olan unsurlar çok boyutlu bir şekilde aktarılmıştır. Bulgular hem eş kaybı deneyiminin hem de sosyal destek ağının, toplumsal cinsiyet, sosyal sınıf, eğitim, sağlık ve sosyal sermaye gibi pek çok unsurun etkisiyle şekillendiğini göstermekte ve yaş temelli bir yaklaşım yerine yaşam seyrini dikkate almanın gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, yaşlının yaşam kalitesini desteklemeye yönelik girişimler, kayıp ve destek ilişkilerinin dinamik ve çok boyutlu yapısı göz önünde bulundurularak gerçekleştirilmelidir.

Nur Manolya Şen Çatalkaya
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Spiritüel arayışlar bağlamında yoga pratiği ile ilişkili bireylerin nitel analizi: Eskişehir örneği

Modernleşme, kentleşme ve bireyselleşme dinamiklerinin keşiştiği toplumsal koşullarda, din ve maneviyatın anlamı bireyler için farklılaşmıştır. Yeni dini hareketler bünyesinde değerlendirilebilecek spiritüel arayışlar, geleneksel dinlerle olan mesafesinin artmasıyla oluşan maneviyat boşluğunu ikame eden bir yönelim olarak karşımıza çıkmaktadır. Bireylerin spiritüel bir arayış dinamiği içerisinde yogaya yükledikleri anlam; dini, ekonomik ve toplumsal açıdan değerlendirilmiştir. En az 6 aydır aktif olarak yoga yapan 22 görüşmeci ile Eskişehir örneğinde gerçekleştirilen çalışmada, yarı yapılandırılmış soru formu üzerinden derinlemesine mülakat tekniği ile görüşmeler yapılmıştır. Gömülü teori yöntemi kullanarak alanın kendi dinamikleri ve verileriyle oluşturulmuş kodların, kategorize edilmesi ile 4 farklı tema üzerinden tartışma yürütülmüştür. Görüşmecilerin yogayla temaslarında ve kurduğu ilişkilerin içerisinde ilk tema "Maneviyat, Din ve Yoga", ikinci olarak "Kolektif Deneyim ve Sosyal İlişkiler", üçüncü olarak "Yoga ve Yargılar" ve son tema "Ekonomi ve Yoga" başlığı altında incelenmiştir. Çalışma verilerinin analizinde 42 adet kod ve 14 adet kategori işlenmiştir. Tartışma kapsamında bireylerin yoganın ticarileşmesi, gündelik kaygılarla kesişmesi ve felsefesi arasındaki gerilimli çatışma ilişkisine yönelik bağdaştırmacı kabullenişlerinin varlığı görülürken; yoga felsefesinin manevi yönüne olan yoğun aidiyet duygularına dayanarak katı direnişlerini gözlemlemek de mümkündür. Tartışma alanları, içinde yaşadığımız toplum dinamikleri ile birlikte kimlik belirleme stratejileri, bedenin metalaşması, geliştirilen sermaye biçimleri, habitus ve alan teorileri, iktidar ve denetim ilişkileri, ontolojik güvenlik ve risk toplumu erozyonu, kültür endüstrisi, otantik kimlik, akışkan modernite, duygusal kapitalizm ve gösteri toplumu gibi önde gelen teorilerin tartışılmasına olanak vermiştir.

Reyhan Türkuzan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kapsayıcı ve sürdürülebilir topluluklar tasarlamak ve planlamak: Yaş dostu havalimanı

Fiziki ve sosyal çevrenin yaşlanma süreçlerine, yaşlılık dönemine ve yaşlının gündelik yaşam pratiklerine etkisi 1950'li yıllardan beri sosyal bilimler ve gerontolojinin çalışma nesnelerinden birisidir. Bu çalışma kapsamında da Türkiye'nin ilk yaş dostu havalimanını oluşturma gayesinde olan İstanbul Havalimanı'nda üçgenleme tekniği kullanılarak nitel araştırma yöntemleriyle yaş dostu bir havalimanını oluşturabilme imkanlarını ve 65 yaş ve üstü kullanıcıların seyahat deneyimlerini çevresel faktörler bağlamında araştırmaktadır. Bu kapsamda, 65 yaş ve üzeri kullanıcılarla ve hizmetlerin tasarlanma stratejilerinin yaşlıların seyahat deneyimleri üzerine etkisini anlayabilmek açısından havalimanı bünyesinde farklı kademelerde görev alan çalışanlar ve tasarımcılarla yarı-yapılandırılmış soru formu ile derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Toplanan verilerden elde edilen bulgular çevresel gerontoloji, yaş dostu çevre, mekân sosyolojisi ve yapılaşma teorisi arka planıyla harmanlanarak tartışılmıştır. Bulgular ve yürütülen tartışmalar sonucunda İstanbul Havalimanında fiziki çevre, sosyal çevre, ekonomik fonksiyon ve personel eğitimi gibi konularda aksaklıklar ortaya konurken diğer yandan hareket kısıtlılığı olan yolculara yönelik sağlanan ayrıcalıklar ve havalimanı personelinin dezavantajlı gruplara yönelik girişimleri sürdürme çabası da ortaya konmuştur. İşaret edilen eksikliklerin giderilmesi ve güçlü yanların sürdürülmesi açısından var olan ihtiyaç temelli bir bakış açısının hak temelli bakış açısıyla harmanlanmasının gerekliğin ön plana çıktığı görülmektedir.

Mert Ersözlü
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de medreseler, seydalık ve meşruiyet arayışları

Bu çalışma, tarihsel süreç içerisinde uyguladığı farklı stratejiler ile günümüzde halen varlığını sürdüren Osmanlı klasik eğitim sisteminin devamı olan medrese eğitimini ve kendisini bu kurum üzerinden inşa eden dini bir aktör olarak 'seyda'nın sosyal ve siyasal alandaki meşruiyet arayışlarına yoğunlaşmaktadır. Yorumsamacı paradigma, nitel araştırma ve bunların mümkün kıldığı etnografik bir çalışma ile örneklem grubunun gündelik hayatı, kurum kültürleri ile sosyal ve siyasal alanda deneyimledikleri sürece odaklanılmıştır. Bu bağlamda kullanılan kartopu örneklem tekniği ile toplamda 30 seyda ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Medrese eğitim sisteminin Cumhuriyet dönemindeki gelişmelere bağlı olarak yasal bir zeminden mahrum kalmasından sonra, süreç içerisinde müderrisi ve baş aktörü olan seyda ile bütünleştiği ve seydanın dahi bu kurumu kendisine ait özel bir eğitim kurumu olarak algıladığı gözlenmiştir. Bu durumda seydalar sosyal ve kültürel sermayelerinin kaynağı olan medreseler için modern bir araç olarak sivil toplum kuruluşu bünyesinde örgütlendikleri ve bunun üzerinden hem kendilerini hem de İslami referanslar ile donattıkları medreseleri görünür kılmaya ve meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. Seydalar, İslami ilimlerin Arapça ile özdeşleştirildiği bu medreselerdeki eğitimi yeterli görüp resmi eğitimi seküler ve yetersiz görmelerine rağmen son zamanlarda modern zamanın bir gereği olarak bu eğitime dâhil oldukları görülmektedir. Ayrıca bulundukları yerlerde önemli bir temsil gücüne, prestije ve bazen de geleneksel bir otoriteye sahip olan seydalar yurt içinde kendilerine bağlı yeni medreseler açmakta, yurtdışında ise özellikle tasavvuf kanalıyla önemli ilişkiler geliştirmektedirler.

Din eğitimi kurumlarıEğitim kurumlarıEğitim tarihi+4
Deniz Aşkın
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlıkta dönüşüm ve yeni istihdam biçimleri: Taşeron sağlık çalışanları üzerine sosyolojik bir inceleme

Bu çalışma kamu sağlık hizmetlerinde esnek istihdam politikalarından biri olan taşeronla çalışma biçiminin sağlık alanında asli işleri yapan sağlık çalışanları üzerinde ne gibi etkileri olduğunu analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, Fransız Düzenleme Okulu'nun kapitalist üretim sürecinin tarihsel gelişimine dair dönemselleştirmesine dayanılarak, kamu sağlık hizmetlerinin post-fordist dönemde geçirdiği dönüşümlerin personel istihdam politikaları üzerinden anlaşılmasına çalışılmıştır. Araştırmada nicel ve nitel araştırma yöntemlerinden yararlanılmıştır. Bu amaçla Elazığ Fırat Üniversitesi, Fırat Tıp Hastanesinde hizmet alımı yoluyla istihdam edilen 120 sağlık çalışanına anket uygulanmış, 17 sağlık çalışanı ile de derinlemesine mülakat yapılarak sürecin bütünlüklü açıdan anlaşılmasına çalışılmıştır. Araştırma örneklem grubundaki sağlık çalışanlarının çoğunluğunun alt ve orta sınıfa dâhil ailelerden geldikleri ve işe giriş sürecinde ise sosyal sermayelerinin belirleyici olduğu görülmüştür. Araştırma grubundaki çalışanların kamuda kadrolu olarak işe girememelerinden kaynaklı geçici bir pozisyon olsa da bu işe girdikleri görülmüştür. Sağlıkta dönüşüm süreciyle birlikte çalışma süreçlerinin esnekleştiği; çalışanların iş yükleri ve baskılarının, çalışma saatlerinin arttığı söylenebilir. Diğer taraftan kamu sağlık hizmetlerinde etkinliğini arttırmak amacıyla uygulamaya giren performans sistemi, sağlık çalışanlarının çalışma koşullarını daha da kötüleştirmiştir. Taşeron sağlık çalışanlarının normalde sahip olmaları gereken; iş güvencesi ve daimi sözleşmelere sahip olmadıkları ve işverenlerin tehdit olarak gördüğü sendikal üyeliklerinin de bulunmadığı görülmüştür. Taşeron sağlık çalışanlarının çoğunun; aynı pozisyondaki kadrolu çalışanlarla aynı işi yapmalarına karşın, kadrolu çalışanların sahip oldukları; maaş, emeklilik, yıllık izin ve ücretli hastalık izni gibi haklara sahip olmadıkları görülmüştür. Çalışanların sağlıkta dönüşüm sürecini; sağlık hizmetlerinden faydalanan kesimler açısından çoğunlukla olumlu, kendileri açısından çoğunlukla olumsuz yansımaları olan bir süreç olarak gördükleri tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Fordizm, Post-fordizm, Kamu Sağlık Hizmetleri, Düzenleme Okulu, Taşeron

FordizmPostfordizmSağlık hizmetleri+3
Sinan Acar
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Cemaat modernliği: Nurcular'da uyum, direnç ve değişim dinamikleri

Bu tez Türkiye'de "cemaat modernliği"nin uyum ve direnç dinamiklerinin neler olduğunu ve bu süreçte ne tür modern ve dinsel pratiklerin ortaya çıktığını, İslam'ın temel değer ve normlarını referans alan, kendilerini tarikattan ayrıştıran, geleneğin içinden bir İslami canlanmayı, yenileşmeyi öngören Nur cemaati üzerinden çözümlemeye çalışmaktadır. Gücünü 18. yy. Aydınlanma düşüncesinden alan Batı modernliği bilim ve teknolojinin dayandığı norm ve değerlere göre yeni bir toplum inşa etmeyi amaçladığı için nispeten otoriter ve katı bir seküler öze sahip olduğu söylenebilir. Bilimi ve aklı diğer tüm düşünce biçimlerine önceleyen 18. yy. modern düşünce sistemi, bireyi disiplin altına almış ancak diğer taraftan ekonomik kalkınma, demokrasi ve temel hak ve özgürlükler konusunda 18. yy. öncesine göre önemli ilerlemeler sağlamıştır. Nur cemaatinin kurucu lideri Said Nursi, modern değerlerin İslam'la uzlaşabileceğini ve modernitenin olumsuz yönlerinin ıslah edilebileceğini vurgulamıştır. Onun karşı olduğu modernitenin tek tipleştirici, pozitivist, materyalist ve dine yaşam alanı bırakmayan katı seküler özüdür. Bu tez çalışmasında, kendi içinde farklı grupları barındıran Nur Cemaatinin genel öğretisiyle ilişkili olan alt gruplar ele alınmıştır. Cemaat mensuplarının modernliği nasıl deneyimlediklerinin ve ne tür gerilimler yaşadıklarının en bariz mekânları olan metropol ve kentlerdeki farklı yaş, meslek ve eğitim gruplarından seçilen kişilerle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. 2017 yılının temmuz ve ağustos aylarında yapılan saha çalışmasında Katılımcılara 'kartopu örneklem' yoluyla ulaşılmıştır. Sonuç olarak daha öncesinde kan bağına dayalı ve belirli bir mekânla sınırlı olan cemaatlerin, özelde dini cemaatlerin modernleşmeyle birlikte yok olup gidecekleri klasik sosyologlar tarafından varsayılmış olsa da modernliğin neden olduğu güvensizlik ortamı, parçalanmışlık, aşırı bireyselleşme, yalnızlık ve yabancılaşma gibi hoşnutsuzluklar her ne kadar gelenekselliğini yitirmelerine neden olsa da modernliğe uygun bir forma dönüşerek kendilerini yeniden var ettikleri görülmüştür. Nurcuların modernleşme konusunda "seçici" davrandıkları ve modernleşmenin tüm boyutlarını değil; "kısmi" boyutlarını ele alarak modernleşebildikleri, "modernliği yerlileştirdikleri" söylenebilir. Ayrıca Nur cemaatinin, İslami hassasiyetleri gözetmeye çalışarak popüler kültürün yönlendirdiği modern hayat tarzına ve tüketici kalıplarına adapte olma yönünde ciddi bir eğilim içerisinde oldukları söylenebilir. Nurcuların söylem düzeyinde her ne kadar seküler modernliğe karşı ciddi bir duruş sergilemeye çalıştıkları söylenebilse de pratikte seküler modernlikle gittikçe derinleşen ve karmaşık hale gelen bir ilişki içerisine girdikleri, sekülerleşmeyi ve dini pratikleri yerine getirmeyi birlikte yürüttükleri görülmüştür. Bu, aynı zamanda paradoksal bir duruma işaret etmektedir. Bu paradoksal durumun, Nur mensuplarının birçoğunun birbiriyle çelişebilecek davranış kalıpları geliştirmelerine de neden olduğu söylenebilir.

CemaatlerDin sosyolojisiGünlük yaşam+7
Mehmet Salih Ökten
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Ankara'da terör korkusu ve risk algısı üzerine sosyolojik bir araştırma

Bu çalışma, terör korkusu ve terör risk algısını ele almaktadır. Çalışmanın amacı daha önce birden fazla terör saldırısını deneyimlemiş olan Ankara'da yaşayan bireylerin terör risk algısını ve terör suçuna maruz kalma korkusunu ortaya koymaktır. Araştırma, 400 anket ve 20 derinlemesine görüşmeye dayanan karma modelli bir araştırmadır. Araştırma, Ankara örneğinde daha önce çok sayıda sivilin yaşamını yitirdiği iki büyük terör saldırısının gerçekleştirildiği alanları kullanalar ve bu saldırıları doğrudan deneyimleyenler olmak üzere iki grupla gerçekleştirilmiştir. Anketlerden elde edilen veriler SPSS programı aracılığıyla, görüşmeler sonucu elde edilen veriler ise, içerik analizi yoluyla çözümlenmiştir. Bu veriler karma desen mantığına uygun bir biçimde birbirleriyle ilişkilendirilerek verilmiştir. Araştırma sonuçları, algılanan terör risk ve korku seviyesinin kayda değer oranda yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Algılanan terör riski ve terör korkusu arasında sebep sonuç ilişkisinin bulungulandığı araştırmada cinsiyet, çalışma durumu, terör mağduriyeti ve medya gibi bazı değişkenlerin de bu risk algısı ve korku üzerinde belirli oranlarda belirleyici olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları, bu risk algısı ve korkunun bireylerin gündelik yaşam pratiklerine önemli ölçüde etki ettiğini ve bireylerin gündelik yaşamlarında belirli kısıtlamalara gittiklerini de ortaya koymaktadır. Araştırma kapsamında elde edilen bir diğer bulgu ise, yüksek risk algısı, korku ve bu sebeple meydana gelen davranış farklılığına rağmen güvenlik tedbirlerinin arttırılması yönünde kayda değer bir talep bulunmamasıdır. Araştırma bulguları, yaş, eğitim ve gelir düzeyi düştükçe güvenlik talebinin artış gösterdiğini, güvenlik talebi ve sosyoekonomik konum arasında bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.

Kaçınma davranışıKorkuKorku kültürü+6
Tuba Gün
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Bilgi, iktidar ve politika alanının inşası: Türkiye'de düşünce kuruluşları

Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de 2000'li yıllar sonrasında yaygınlık kazanan düşünce kuruluşlarının yapısını araştırmaktır. Bu kuruluşlar özellikle ABD ve Batı Avrupa ülkelerinde "fikirler sektörü" oluşturacak kadar "etki"lidirler. Bu çalışmada, düşünce kuruluşlarının Türkiye'de siyasal, ekonomik ve toplumsal alanlarda bir "etki" meydana getirip getirmedikleri araştırılmaktadır. Literatür ve saha görüşmelerinden hareketle küreselleşme ve bilgi toplumunun etkisiyle yeni bilgi üretim biçimlerinin ortaya çıktığına dair bir görüş birliğinin varlığından bahsedilebilir. Üniversiteler geleneksel bilgi üretimini buna karşın düşünce kuruluşları ise yeni bilgi üretim biçimlerini temsil etmektedir. Düşünce kuruluşlarına ilişkin genel literatürün gelişmişliğine rağmen Türkiye literatürü sınırlı kalmış ve ağırlıklı olarak makale düzeyinde yoğunlaşmıştır. Teorik araştırma ve nitel verilere dayalı olarak yürütülen bu çalışma, kapsam, ulaşabildiği bilgiler, yapılan tespitlerle literatüre katkıda bulunmayı amaçlamıştır. Çalışmada, Türkiye'deki düşünce kuruluşlarının sınırlı bir mali yapıya sahip oldukları, gündem odaklı çalışmalar yaptıkları, siyasi ve ekonomik güç merkezleri ile aralarına yeterince mesafe koyamadıkları ve eleştirel düzeylerinin sınırlı oldukları tespit edilmiştir. Çalışmanın sonucunda, Türkiye'de düşünce kuruluşları sektörünün küçük boyutlarda olduğu ancak özellikle 2000'li yıllardan itibaren hızla geliştiği ve "etkisini" arttırdığı tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Düşünce Kuruluşları, Küreselleşme ve Yerelleşme, Bilgi Toplumu, Yeni Bilgi Üretimi, Bilgi İktidar İlişkisi

BilgiBilgi üretimiDüşünce kuruluşları+6
Mehmet Münip Babur
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Popüler kültür, müzik ve toplumsal farklılaşma: Eskişehir'deki senfonik müzik dinleyicileri üzerine bir araştırma

Bu çalışma günümüz senfonik müzik dinleyicilerinin müzik dinleme ve tüketme pratiklerini sosyolojik bir bakış açısıyla incelemektir. Günümüzde müziğin tüketim pratikleri, toplumsal grupların statü, prestij ve saygınlık anlamında grup içi normlarını belirlerken aynı zaman farklı toplumsal gruplar arasındaki sosyal ve kültürel ayrımları da inşa etmektedir. Bu tez çalışması, farklı toplumsal grupların birbirleriyle olan sosyal ve kültürel sınırlarını ve ayrımlarını senfonik müzik dolayımı ile nasıl ve ne şekilde inşa ettiğini ele almaya çalışmaktadır. Araştırmada nitel ve nicel yöntem birlikte kullanılmıştır. Eskişehir senfoni orkestrası konserine katılan 30 dinleyici ile görüşme yapılmıştır. Dinleyicilerin müzik kültürü, tercihi, beğeni ve yaşantıları ile ilgili veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığı ile elde edilmiştir. Senfonik müzik dinleyicilerinin sosyal profillerinin benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir. Görüşmecilerin kent merkezlerinde doğup büyüdükleri ortaya çıkmıştır. Dinleyicilerin ve ailelerinin müzik ile amatör ya da profesyonel olarak ilgilenmedikleri görülmüştür. Araştırma kapsamında görüşme yapılan kişilerin senfonik müzik, eser, besteci ve solistler hakkında oldukça zayıf bilgiye sahip oldukları tespit edilmiştir. Görüşmecilerin senfonik müzik konserlerine düzenli olarak katıldıkları ortaya çıkmıştır. Dinleyicilerin senfonik müzik konserlerine düzenli katılım göstererek kültürel sermayelerinin devamlılığını sağladıkları tespit edilmiştir. Örneklem grubunun müziğe ulaşmak için kullandıkları internet uygulamaları benzerlik göstermektedir. Senfonik müzik dinleyicilerinin gündelik hayatlarında dinledikleri müzik türlerinin oldukça çeşitlilik gösterdiği tespit edilmiştir. Görüşmecilerin popüler müzik kültüründen etkilendikleri ortaya çıkmıştır. Anahtar Sözcükler: müzik sosyolojisi, senfonik müzik, popüler kültür.

DinleyicilerEskişehirMüzik+5
Nihan Sevginer
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de Suriyeliler ve göç: Gitme ve kalma konusunda karar alma süreçlerini etkileyen faktörler

Bu tez çalışması, Türkiye'de yaşayan Suriyelilerin Türkiye'de kalma veya ülkelerine dönme eğilimlerini etkileyen faktörleri ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu amaçla göç kuramları üzerinde durulmuş ve dünyanın değişik yerlerindeki göç deneyimleri incelenmiştir. Literatürdeki bu tartışmalardan yola çıkarak Türkiye'deki Suriyelilerin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullar incelenmiş, onların geriye dönüş veya Türkiye'de kalma kararlarını etkileyen dinmaikler ayrıntılı olarak ele alınmaya çalışılmıştır. Çalışma, nitel yöntemle yapılmıştır. Bu amaçla Gaziantep ve İzmir'de 57 kişiyle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Ayrıca Gaziantep'te iki, İzmir'de bir olmak üzere üç odak grup görüşmesi yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, farklı yaş ve gelir grubuna ait kişilerden oluşmaktadır. Katılımcılar, ülkelerindeki iç savaş, güvenlik eksikliği ve altyapının zarar görmesi sonucunda Türkiye'ye göç etmişlerdir. Gaziantep'teki katılımcılar, bu kenti güvenli ve yakın olması, akraba ve tanıdık olması, kültürel olarak yakın hissedilmesi ve istihdam olanakları nedeniyle tercih etmişlerdir. Katılımcıların İzmir'i tercih sebepleri olarak sosyal ağlardan alınan bilgi, istihdam imkânları ve Avrupa'ya gitmek için bu kentin önemli bir geçiş noktası olarak algılanması öne çıkmaktadır. Katılımcıların sosyal ağları sorunlarını çözme ve hayata tutunma konusunda etkin bir şekilde kullandıkları görülmüştür. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, güvenlik eksikliği ve istikrarsızlık geri dönüşlerin önündeki en büyük engellerdendir. Ayrıca yaşam şartları açısından Suriye ile Türkiye'yi kıyaslayan kimi görüşmeciler, Türkiye'de kalmanın daha doğru bir tercih olacağı yönünde görüş belirtmişlerdir. Bunun yanı sıra katılımcıların Türkiye'ye gelmeden önce sahip oldukları yaşam şartlarını Türkiye'deki şartlarla karşılaştırarak kalma yönünde eğilim gösterdikleri veya yeni bir yer arayışı içerisine girdikleri görülmüştür. Yaşam şartları açısından Suriye'ye göre kendilerini çok daha fazla olumsuz sosyal ve ekonomik koşullarda bulan kimi görüşmeciler ise Suriye'ye geri dönme eğilimde olduklarını belirtmişlerdir. Hedef ülkede geçirilen süre katılımcıların kalma eğilimlerini güçlendiren bir faktör olarak karşımıza çıkmıştır. Bekâr veya aileye herhangi bir şekilde ailelerine bağımlı olmayan kişilerin eğitimlerini sürdürme veya daha iyi yaşam olanaklarına kavuşma amaçlı Batı ülkelerine gitme arayışı söz konusudur. Erkek katılımcıların kadınlara göre daha fazla göç eğiliminde oldukları görülmüştür. Katılımcıların Türk toplumuyla aynı dini inançlara sahip olması, onların Türkiye'de kalma eğilimlerini güçlendiren önemli bir faktördür. Katılımcıların yaşadıkları dışlanma ve karşılaştıkları bürokratik engeller karşısında, Suriye'ye dönme veya başka bir ülkeye gitme konusunda arayışa girdikleri görülmüştür. Hukuki statü, katılımcıların karar verme durumlarını etkileyen önemli bir faktördür. Türkiye'nin Suriye'de belirli kentleri içine alan bir bölgeyi doğrudan kontrolü altına alması, katılımcıları geri dönüş konusunda bir beklentiye sevk ettiği belirlenmiştir. Katılımcıların Türkiye'deki siyasi gelişmelerden ve Suriyeliler üzerinde kamuoyunda yapılan tartışmalardan da etkilendiği özellikle seçim dönemlerinde bu tartışmalar karşısında belirli taktikler geliştirdikleri görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Suriyeliler, Mülteciler, Göç, Sığınmacılar, Gaziantep, İzmir.

GaziantepGöçlerGöçmenler+5
Sait Vesek
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
21
Master'sOpen AccessTR

İngilizce yeterliliğinde sosyo - ekonomik ve kültürel faktörler: Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi örneği

Eğitim sistemindeki sorunlara pedagojik bakış açısının yanı sıra sosyolojik açıdan da değinmek oldukça önemlidir. Sosyoloji ve eğitim bilimlerinin karşılıklı ilişkisinin incelenmesinden çıkacak neticeler her iki bilime, daha da önemlisi topluma katkı sağlayacaktır. Buradan hareketle, bu araştırma yükseköğretim seviyesinde sosyo-ekonomik ve kültürel faktörlerin İngilizce yeterliliğine etkilerini belirlemek amacıyla nicel araştırma desenlerinden betimsel ve ilişkisel tarama modeli kullanarak sosyolojik bir çözümleme yapmayı ve eğitim ve toplumsal hareketlilik konularının anlaşılmasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Araştırmanın kavramsal çerçevesi sınıf ve statü kavramlarından eşitsizlik kavramına doğru çizilen bir çizginin üzerine tabakalaşma, hareketlilik, sermaye ve kültür kavramlarını yerleştirilerek oluşturulmuştur. Araştırmanın evrenini oluşturan Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi'nden tesadüfi yöntemle seçilen 428 katılımcıya uygulanan anketlerin incelenmesi sonucunda hane gelirinin, evde bulunan kültürel araç gereçlerin, cinsiyetin eğitsel başarıyı etkilediği görülmüştür. Bu bulgulardan yola çıkarak sosyal ve ekonomik sermayesi olanların her zaman için yoksullardan daha uzun ve daha nitelikli okul eğitimi görecekleri ve dolayısıyla, okul eğitiminin sadece kurulu toplumsal farklılıkların yeni bir ölçüm aracı haline geleceği sonucuna ulaşılmıştır. Diğer bir deyişle, toplumsal konum, okul eğitimi aracılığıyla başarı ve başarısızlık olarak tercüme edilir.

Dil eğitimiSosyal tabakalaşmaSosyoekonomik durum+7
Kadir Berk
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye`de sosyal politika uygulamaları ve kimsesiz çocuklar: Yetiştirme yurtlarında kalan çocuklar üzerine sosyolojik bir inceleme

1980 sonrasında dünyada yeni sağın yükselişi ile birlikte liberal politikalar, ulusal ve uluslar arası ekonomik gelişmelerin itici gücü haline gelmiştir. Serbest piyasa odaklı küresel dinamiklerin etkisinde kalan hükümetler, sosyal refah harcamalarını ciddi oranlarda azaltmaya başlamışlardır. Bu bağlamda kamusal sosyal harcamaları bütçe üzerinde önemli bir yük olarak görmeye başlayan hükümetler, devleti sosyal anlamda küçültmüş ve var olan ekonomik kaynakları liberal politika uygulamaları ile piyasanın hizmetine sunmuştur. Liberal küreselleşme ve bunun sonucunda ?sosyal politika? uygulamaları yerini ?yeni liberal politika? uygulamalarına bırakmıştır. 1980 sonrasında sosyal politika uygulamalarının azalması ve bunun sonucunda sosyal refah devleti anlayışının terk edilmesi çok önemli toplumsal sorunları beraberinde getirmiştir. Yeni liberal politikaların toplumsal maliyeti, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde çok daha büyük olmuş ve başta yoksulluk, işsizlik ve kimsesizler olmak üzere telafisi mümkün olmayan toplumsal sorunları ortaya çıkarmıştır.Bu çalışma sosyal politika uygulamalarının önemi ve gerekliliğini Türkiye örneğinde ele almaktadır. Bu çerçevede Eskişehir'de kız ve erkek yetiştirme yurtlarında kalan yoksul, yardıma muhtaç, kimsesiz, aile içi şiddete maruz kalmış, aileleri parçalanmış ve bakıma muhtaç durumdaki çocukların sosyo-ekonomik ve kültürel özellikleri irdelenmektedir. Bu tezin bir diğer amacı da kız ve erkek yurtlarında kalan kimsesiz çocukların devlet, aile, toplum, yoksulluk, yardımlaşma, dayanışma ve arkadaşlık gibi ilişki ağları dünyasına ilişkin algılarını ve kendilerini bu ilişki ağı içerisinde nasıl konumlandırdıklarını sosyolojik bir bakış açısıyla ele almaktır. Bu tez çalışması, yukarıda belirtilen amaçlardan yola çıkarak sosyal politika uygulamalarının önemini ve gerekliliğini uygulamalı bir araştırmanın verilerinden yola çıkarak ortaya koymayı amaçlamaktadır.Araştırma verileri, genellikle yoksul ailelerden gelen bu çocukların devletin finanse ettiği bu kurumdan başka bir ekonomik desteğinin bulunmadığını ve burada beraber yaşadığı arkadaşlarından farklı bir sosyal ilişki ağlarının olmadığını ortaya koymuştur. Ayrıca işgücü piyasasında yer alabilecek nitelikleri olmayan bu çocukların devlet koruması altında olmasına karşın zaman zaman enformel sektörde istihdam edildiği de görü

Bakıma muhtaç kişilerSosyal politikaSosyolojik analiz+4
Emma Saygı Doğru
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Bir muhafazakârlaştırma projesi olarak Türk-İslam sentezi

Türkiye'de muhafazakârlık toplumun temel dinamiklerini anlamada anahtar kavramlardan birisidir. Tarihsel süreç içerisinde muhafazakârlık olgusu toplumsal, kültürel ve siyasal yaşamın en önemli dinamiklerinden birisi olmuştur. Osmanlı'nın son döneminde başlayan, imparatorluğun bekasını sağlamaya dönük düşünce ve siyasi akımları olan Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük akımları Türk muhafazakârlığının düşünsel mirasını etkilemiştir.Türkiye'de muhafazakârlık Cumhuriyet dönemi ile birlikte gelişmiş, değişmiş ve siyasal alanı dönüştürebilen bir güç haline gelebilmiştir. 1950 yılında Demokrat Parti'nin çevrenin hassasiyet gösterdiği temel geleneksel, dini, manevi değerlerini ön plana çıkartarak iktidar olması Türkiye'de sağ muhafazakârlığın önemli bir siyasi aktör haline gelmesinde bir dönüm noktası olmuştur. 1950'den itibaren yükselen dini-milliyetçi muhafazakârlık Türkiye'de siyasal alana damgasını vurmuştur. Bu dönemde Aydınlar Ocağı çevresinde örgütlenen milliyetçi-muhafazakâr aydınlar Türk-İslam sentezi düşüncesinin biçimlenmesine önayak olmuşlardır.1980 askeri müdahalesi sonrasında Türkiye'de Türk-İslam sentezi düşüncesi devletin resmi ideolojisine eklemlenmiştir. Bu eklemlenme sürecinde özellikle milli eğitim kurumlarında ve ortaöğretim ders kitaplarında Türk-İslam sentezi düşüncesinin ideolojik bir aygıt olarak izleri görülmektedir. Bu bağlamda Türk-İslam sentezi düşüncesi bir muhafazakârlaştırma projesi olarak işlev görmektedir. Türkiye'de milliyetçi-muhafazakâr düşüncenin çok etkili olmasında alt gelir gruplarının ekonomik, siyasal ve kültürel açıdan muhafazakâr değerlere sarılmaları kadar, son dönemlerde devletin toplumu muhafazakârlaştırma projelerinin de önemli bir rolü bulunmaktadır.

MuhafazakarlıkSiyaset bilimiSiyaset sosyolojisi+1
Erhan Akarçay
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Televizyon ana haberlerinin kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı bağlamında irdelenmesi

Televizyon, modern teknolojinin bir ürünü olarak zaman ve mekânsal olarak tüm toplumları derinden etkileyen bir büyülü kutudur. Görüntü ve sesi aynı anda iletmesi, canlı olarak olaylara tanıklık etmesi ve izleyicisine de bu deneyimi yaşatabilmesi aracılığıyla kendinden önceki kitle iletişim araçlarına göre avantajlı konuma gelmiştir. Yayın hayatının başlarında haber aktarma ve eğitim amacıyla kullanılan televizyon içerikleri zamanla ve gelişen teknoloji sonucu değişmiş varolan işlevlerinin yanı sıra, bir eğlence ve boş vakit geçirme aracı haline gelmeye başlamıştır. Çalışmanın ana temasını; izleyicilerin haber alma tercihleri ve özellikle ana haberi takip etme davranışlarının kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı bağlamında değerlendirilmesi oluşturmaktadır. Televizyon teknolojisi gereği, ekrana getirdiği haberlerde, olayla haberin izleyiciye ulaştırılması arasında geçen zaman birimi `sıfır' olan bir kitle iletişim aracıdır. Olayı anında habere çevirip izleyicisine iletme üstünlüğü olan bir kitle iletişim aracıdır. Bu üstünlüğünü en iyi şekilde kullanmaktadır. Haber bir televizyon kanalının prestij program türü olarak tanımlanmaktadır. Bu yaklaşıma uygun olarak televizyon kanalları haber programlarına ve haber merkezlerine ekstra bir önem atfetmektedirler.Bu tez çalışması kullanımlar ve doyumlar yaklaşımının temel tezlerini uygulamalı bir araştırmanın verilerinden yola çıkarak irdelemeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede izleyicilerin hangi motivasyonlarla ve hangi doyumları elde etmek için televizyonu daha özelde ise televizyon ana haberlerini kullandıkları Eskişehir örneğinde irdelenmeye çalışılmıştır.

DerecelendirmeDoyum düzeyiEskişehir+5
Funda Erzurum Kılıçcıoğlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00

Other supervisors