Theses supervised by Prof. Dr. Ramazan Kılıç

19 theses · Kütahya Dumlupınar University

Master'sOpen AccessTR

Ekonomik kalkınmayı etkileyen sosyo-ekonomik faktörlerin mekânsal analizi: Avrasya örneği

Sosyo-ekonomik faktörler ülkelerin milli gelir, eğitim, sağlık, kişisel özgürlük, girişimcilik, güvenlik, sosyal sermaye, işsizlik gibi birçok unsurunu kapsamaktadır. Toplumsal yapının en önemli unsurları olan bu değişkenler, insanların ihtiyaçlarını ne ölçüde karşılayabildiklerini ortaya koymaktadır. Kalkınma çabasındaki ülkelerin performanslarının değerlendirilmesinde bu sosyo-ekonomik faktörlerin iyi okunarak analiz edilmesi gerekmektedir. Ekonomik kalkınma incelenirken, toplumu etkileyen tüm faktörler birlikte dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla ülkelerin sahip olduğu sosyo-ekonomik faktörlerin ekonomik kalkınma düzeylerine etkisi bütüncül yaklaşımı gerekli kılmaktadır. Söz konusu yaklaşım, faktörler arasındaki ilişkileri tek taraflı incelemeyi reddederek çok yönlü etkileşimlerini esas alır. Sosyo-ekonomik faktörler mekânsal etkiyle değişime uğramakta ve coğrafi yakınlıkları olan bölgeleri etkilemektedir. Etkinin derecesi mekânsal bağımlılığa göre farklılaşırken ülkelerin ekonomik kalkınma düzeyleri bundan etkilenmektedir. Bu çalışma, geniş bir coğrafyada yer alan Avrasya ülkelerine yönelik olarak yapılmıştır. Elde edilen sonuca göre kullanılan sosyo-ekonomik faktörlerin pozitif ve negatif kümelenmeleri, kalkınma göstergesi olarak belirlenen kişi başına düşen milli gelir ile örtüşmektedir. Bu örtüşme, kalkınma hedeflerinin gerçekleşmesi için sosyo-ekonomik faktörlerin iyileştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Kalkınma, Sosyo-Ekonomik Faktörler, Bütüncül Yaklaşım, ESDA, LISA, Mekânsal Otokorelasyon.

Ekonomik kalkınmaMekansal analizSosyoekonomik faktörler
Yasin Karaman
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Batı ve Yakınçağ Osmanlı toplumunda servete bakış açısı

Servet konusu ilk ve ortaçağda bir anlam belirtmemesine rağmen Tanrı'nın vermiş olduğu bir iyilik olarak görülmektedir. Adam Smith tarafından ele alınan servet kavramı; kapsamlı olarak ele alınarak sonraki düşünürlere öncülük etmiştir. Bu düşünürler Smith'in servet anlayışını eleştirip yeni fikirler ortaya koymuşlardır. Batı toplumunda Adam Smith'ten farklı düşünce geliştirenler serveti, insana fayda sağlayan gerekli maddi değerler olarak görmüşlerdir. Bunun yanında kıt olup da değer içeren şeyler de servetten sayılmaktadır. Değer belirten örneğin, tablolar, heykeller, müzikle uğraşanların, doktorların ortaya koyduğu maddi-manevi değerler servet kabul edilmektedir. Genel olarak bakıldığında insana mutluluk veren, fayda sağlayan şeyler servet kabul edilmektedir ve servet iyi olarak değerlendirilmektedir. Fayda sağlamayan, mutluluk vermeyen servet ise kötü olarak değerlendirilmektedir. Osmanlı toplumu ele alınmadan İslam dünyasında servete bakış, insanlara saygınlık kazandıran, rütbe onur sahibi olarak belirtilmektedir. Yakınçağ Osmanlı toplumunda serveti, tasarruf yapılabilen, mübadele edilen, insanların ihtiyaçlarını karşılayan şeyleri servet saymışlardır. Denizi, toprağı, havayı servet kaynağı olarak görmüşlerdir. Cumhuriyet dönemindeki düşünürlerden Ülgener, servetin bir kere kullanıldığında tekrar yerine getirilmeyeceğini, mal ve serveti sadece hava atmaktan ibaret olduğunu belirtmiştir. Sabahattin Zaim ise, emek olmadan servet sahibi olunmayacağı görüşündedir. "Güzel insan" yetiştirerek verimlilik sağlanacağını, her insanın kendi alanında çalışarak o işe yoğunlaşması gerektiğini söyleyerek emeğe önem vermiştir ve serveti güzel insan yetiştirmeye bağlamıştır.

BatıBatı toplumuEkonomik hayat+7
Melek Yıldırım
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Makroekonomik faktörlerin Borsa İstanbul sektör endekslerinin performanslarına etkisi üzerine bir çalışma

Bu çalışmanın amacı, borsa performansını etkileyen faktörleri sektörel bazda incelemek olarak belirlenmiştir. Çalışma kapsamında belirlenmiş olan makroekonomik değişkenlerin (enflasyon, faiz oranı, büyüme oranı, işsizlik oranı, ticaret dengesi, altın fiyatları ve kur değişimi), seçilmiş olan sektör getiri endeksleri (banka, hizmet, gayrimenkul yatırım ortaklığı, gıda içecek, tekstil deri) üzerindeki etkileri araştırılmıştır. 2007-2015 yılları arasında oluşan yıllık değerler, Türkiye İstatistik Kurumu, Merkez Bankası, Borsa İstanbul ve özel yatırım acentelerinden toplanmış ve bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki ilişkiler ise korelasyon ve regresyon analizleri ile tespit edilmiştir. Her bir bağımlı değişken ayrı ayrı incelenmiş olup; alınan değerlerin hepsi, yıllık değişim oranına çevrilerek aynı türden verilerin analize tabi tutulması sağlanmıştır.Regresyon analizi sonuçlarına göre, tüm sektör getiri endekslerinin negatif veya pozitif olmak üzere bir şekilde makroekonomik değişkenlerden etkilendiği görülmüştür. Özellikle kur değişiminin, tüm sektörlerin getiri endeksleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve negatif bir etkisi olduğu bulunmuştur. Kur değişikliklerine benzer bir şekilde,araştırma kapsamında incelenen ve sektör getiri endeksleri üzerinde oldukça önemli etkisi olan bir başka değişken ise büyüme oranıdır. Gerçekten de gayrimenkul yatırım ortaklığı, gıda içecek, banka ve tekstil deri sektörleri getiri endeksleri, büyüme oranı değişkeninden pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde etkilenmektedir. Banka sektörü getiri endeksi, makroekonomik faktörlerden en fazla etkilenen endeks olarak ortaya çıkmıştır. Buna göre, banka sektörü getiri endeksi kur değişiminden negatif, enflasyon oranı ve büyüme oranından ise pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde etkilenmektedir. Anahtar Kelimeler: Borsa, Borsa Performansı, Sektör Getiri Endeksleri, Makro Ekonomik Değişkenler

Borsa İstanbulEndeksGetiri+6
Ozan Avcı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Katılım bankalarının kullandırdığı fonların makro iktisadi göstergelere etkisi: Türkiye örneği

Türkiye'de katılım bankaları ve katılım bankacılığına verilen önem son dönemde giderek artmaktadır. Dünyada 20. y.y.'ın ikinci yarısından sonra finansal sistemde kendisine yer bulan faizsiz bankacılık Türkiye'de de son 20 yılda giderek artan payı ile finansal sistemdeki yerini almaya başlamıştır. Buradan hareketle bu çalışmada Türkiye'de ve dünyada katılım bankacılığının gelişimi ve Türkiye'de panel veri analiz yöntemiyle 2010-2017 yılları arası 3'er aylık dönemlere ilişkin veriler kullanılarak katılım bankalarınn kullandırdığı fonların reel makroekonomik göstergeler üzerindeki ( ithalat, ihracat, faiz oranı, ekonomik büyüme, gayrisafi yurt içi hasıla, istihdam, hane halkı tüketim harcamaları ve yatırımlar) etkileri analiz edilmiştir. Analiz sonuçları göstermiştir ki katılım bankalarının kullandırdığı fonlar Türkiye ekonomisinin dış ticaretini, istihdamını, arz ve talep cephesine ilişkin göstergeleri pozitif yönde etkilemektedir.

BankalarFaizsiz bankacılıkFonlar+7
Serkan Varsak
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

KOSGEB'in faaliyetleri ve ekonomiye katkısı

Ekonomik yapıları ne kadar farklı olursa olsun Küçük ve Orta Ölçekli işletmeler gelişmiş ülkelerde de gelişmekte olan ülkelerde de ülke ekonomisinde önemli bir yere sahiptir ve önemi, her ülkede artmaya başlamıştır. Ülkedeki bütün işletmelerin yüzde 99'undan fazlasına sahip olan Küçük ve Orta Ölçekli işletmeler, istihdam oluşturmasına, verimliliğe, girişimciliğin geliştirilmesine, yatırım yapılmasına, bölgesel kalkınmaya, rekabet ortamının oluşturulması ve yaratılmasına ve dolayısıyla en yüksek ekonomik göstergelere önemli katkılarda bulunmaktadır. Ayrıca KOBİ'ler toplum refahının ve sosyal düzenin gelişmesinde de önemli faydalar sağlamaktadır. KOBİ'ler artan rekabet ortamından çok fazla etkilenmekte ve birçok sorun ile karşı karşıya kalmaktadırlar. KOSGEB bu aşamada devreye girerek küçük işletmelere rekabet gücü kazandırmak ve piyasadaki sorunların verimliliklerini etkilememesi ve faaliyetlerini sürdürebilirliğini sağlaması için destek vermektedir. Bu nedenle KOSGEB'e, firmalarla birlikte hareket etmede büyük işler düşmektedir. Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin fiziki ve idari altyapı eksikliklerinin hızla tamamlanması ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılması adına bir çok çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmada KOBİ'lerin Türkiye'deki durumları ve sorunları ele alınarak KOSGEB'in bu alanda yaptığı çalışmalar, KOBİ'lerin genel özellikleri, geliştirilmesi için yapılması gerekenler, fonksiyonlarının neler olduğu belirtilmiştir. Sonuç olarak ise KOSGEB'in faaliyetlerinde ana temanın KOBİ'ler olması gerektiği belirtilerek bu alandaki çalışmaların geliştirilmesi için öneriler getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: KOSGEB Faaliyetleri, KOBİ Tanımı, KOBİ'lerin Avantaj ve Dezavantajları

Mehmet Uysal
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Finansal istikrar ve reel ekonomi arasındaki ilişki: Türkiye örneği

Çalışmada finansal istikrarı temsil eden aylık ve çeyreklik finansal istikrar endeksleri farklı metodolojilerle oluşturulmuştur. Çeyreklik toplu finansal istikrar endeksi ile reel ekonomiyi temsil eden yatırım harcamaları ve reel GSYH arasındaki ilişki 2004Q1-2017Q4 dönemine yönelik değerlendirilmiştir. İlgili dönemde finansal istikrarın reel ekonomik istikrarı pozitif yönlü etkilediği kuvvetli bulgularla ortaya konmuştur. Toplu finansal istikrarı oluşturan alt kalemler ile reel ekonomiyi temsil eden değişkenler arasındaki nedensellikler tartışılmıştır. İlişkide cari denge, mevduat başına krediler ve risk ağırlıklı kalemler başına yasal özkaynaklar en hassas kalemlerdir. CAMELS kalemleri ile reel ekonomi arasındaki ilişkide bankacılık istikrarına yönelik tartışılmıştır. Sermaye ve likidite kalemlerinin reel ekonomi üzerinde en hassas kalemler olduğu ortaya çıkmıştır. Aylık dönemde ise, aylık finansal istikrar endeksi ile sanayi üretim endeksi arasındaki ilişki 2003M1-2017M12 dönemi için değerlendirilmiştir. Uzun dönemde finansal istikrarın sanayi üretimi üzerinde pozitif yönlü etkisi ortaya konmuştur. İlgili dönemde finansal istikrarsızlığın reel ekonomik istikrarsızlığa yol açtığına yönelik kuvvetli bulgulara ulaşılmıştır. Aylık finansal istikrar alt kalemleri ile sanayi üretimi arasındaki nedensellikler tartışılmıştır. Aracılık fonksiyonunu oluşturan alt kalemler sanayi üretimini en çok etkileyen bileşenlerdir.

EkonomiEkonomi politikalarıEkonomik istikrar+6
Mesut Alper Gezer
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İslam iktisadı perspektifinden hisse senedi piyasalarının analizi

Bu araştırma, genel çerçevesi itibariyle İslam iktisadı, hisse senedi piyasaları ve İslami endeksler konularını kapsamaktadır. Özel anlamda, çalışmayla amaçlanan durum ise; İslam iktisadı açısından teori ve pratikte mevcut hisse senedi piyasalarının incelenmesidir. Bu amaçla; yapılan teorik çalışmanın dışında, anket yöntemi uygulanarak katılımcıların konuya bakışları incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre hisse senedi piyasalarının, teoride pay ortaklığını ifade eden halinin İslam iktisadı prensipleriyle çelişmediği söylenebilir. Fakat, hisse senedi piyasalarının işleyiş kısmı olarak ifade edilen uygulama noktasında ise, İslam iktisadı prensiplerine uygun olmayan durumlar bulunmaktadır. Bu durumların başlıcaları; açığa satış işlemi, mahzurlu görülen alanlardan elde edilen gelirler, imtiyazlı ortaklıklar, faizli işlemler, spekülasyon gibi durumlardır. Yapılan anket sonucuna göre; katılımcıların İslam iktisadı ve hisse senedi piyasaları hakkındaki bilgi seviyelerinin yetersiz olduğu ifade edilebilir.

Açığa satışBorsaFaizsiz bankacılık+5
Oktay Karaçay
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

1873-1896 depresyonu ve Osmanlı Devleti ekonomisi üzerindeki etkisi

İktisat tarihçilerine göre iktisadi manada yaşanan ilk spekülatif balon olan 1637?deki Lale Çılgınlığı ile başlayan ekonomik krizler günümüzde dahi farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır. 1873-1896 depresyonu, 19. Yüzyılın en büyük depresyonu olarak isimlendirilmekte ve kapitalist sistemin ilk uluslararası krizi olarak tarihte önemli bir yer tutmaktadır.1873-1896 depresyonu, Mayısta Avusturya ve Almanya?da patlak vermiş; İtalya, Hollanda ve Belçika?ya yayılmıştır. Eylül?de ise Atlas Okyanusu?nu geçerek ABD?de kriz baş göstermiş daha sonra geri dönerek İngiltere, Fransa ve Rusya?yı da içine almıştır. 1873?te paniğin durmadığının bir göstergesi olarak Viyana Borsa?sı çökmüştür. Bu krizin genel eğilimi durgunluk ve yavaş büyüme olsa da çevre ülkeler açısından etkisi oldukça sarsıcı olmuştur. 1873-1896 depresyonu, sanayileşmiş ülkelerde etkisini daha derin hissettirmiştir. Krizin Kıta Avrupa?sındaki etkileri çok fazladır. Ancak uluslararası rekabetin baskıları ve Almanya ile ABD gibi ülkelerin sanayide İngiltere?den daha baskın olmaları güçlü bir sermaye birikimi sağlamalarına sebep olmuştur. ABD ve Almanya geç kalmanın avantajını iyi kullanmışlar ve depresyon döneminden sonra büyüme süreçlerini hızlandırmışlardır.1873 krizi zaten zayıf olan Osmanlı mali sistemini de bir darboğaza itmiştir. Kaynaklarının neredeyse yarısını borç ve faiz ödemelerine ayırmış olan Osmanlı Devleti 1875 yılında borç faiz ödemelerinin ertelenmesini istemiştir. 1881?de Muharrem kararnamesi ile ödenecek borçlar belirlenmiş ve ödemenin nasıl yapılacağı şartnamede belirlenmiştir. Bu kararname ile birlikte Rüsum-ı Sitte İdaresinin geniş bir şekli olan Düyun-ı Umumiye İdaresi kurulmuştur. Düyun-ı umumiye idaresi sonuç olarak Osmanlı tahvil sahipleri için ve Osmanlı dış borçlarının teminatı olmuş, yayınladığı iktisadi raporlarla Osmanlı Maliyesini yönlendirmiş, yabancı sermeye ve iş çevrelerini Osmanlı Devleti?ne çekmiş, birçok kaynağı denetimi altına almıştır.Osmanlı Devleti, 1873-1896 krizi ile birlikte küçük üreticiye önemini artırmıştır.Düyun-ı Umumiye İdaresi?nin de küçük üreticilere yardımlarda bulunması ve Osmanlı Devleti?nin uyguladığı politikaları aynen sürdürmesi bu önemin artmasının bir sonucudur. Osmanlı Devleti?nde 1873-1896 krizi ile bankacılık, sigortacılık ve ulaşım ağı hizmetleri (demiryolu ve liman) gibi sektörlerin gelişmesini sağlamış ve yabancı yatırımların ülkeye girişinde bir sınır konulmamıştır. Yabancı yatırımların ziyadesiyle, demiryolu yatırımlarına yöneldiği ve Avrupa?daki ve Amerika?daki demiryolu yatırımlarının daha çok Osmanlı Devletinde yer almaya başladığı görülmektedir. 1850?li yıllardan itibaren 1873 krizine kadar merkez ülkelerden çevre ülkelere bir nakit akışı sağlanmış ancak bu nakit akışı çevre ülkelerde dış ticaret hadlerine yansımamıştır. Bunun en güzel örneği de Osmanlı Devleti?nin 19. Yüzyılın son çeyreğindeki bu krizden derinden etkilenen bir çevre ülke olduğu tezidir. Anahtar Kelimeler: Finansal Krizler, İş çevrimleri, Düyun-ı Umumiye, 1873-1896 Depresyonu

Duyun-u Umumiye İdaresiFinansal krizİş çevrimleri
Özer Özçelik
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

İnternet bankacılığı kullanımı ve zaman ekonomisi: Adana'da sağlık çalışanları üzerine bir uygulama

Çağımız, bilgi iletişim ve internet teknolojisinin hızla gelişim gösterdiği bir çağdır ve insanlar bu teknolojiye hızlı bir şekilde uyum sağlamaktadır. Bundan dolayı; her geçen gün değişen isteklere ve ihtiyaçlara sahip insanların var olduğu günümüzde, gelişen teknoloji sayesinde internet ortamının yaygınlaşması buna ön hazırlık yapmaktadır. Teknolojinin gelişme göstermesi, bankacılık sektöründe de etkili olmuştur. Günün değişen ekonomik şartlarına, rekabet ortamlarına dâhil olmak isteyen bankacılık piyasası, internet ve teknolojiyi aktif olarak kullanan bir sektör hâline gelmiştir. Nitekim bu doğrultuda, bankacılık sektöründe alternatif dağıtım kanallarında sürekli yenilenmeler görülmektedir. Bu dağıtım kanallarının en önemli olanı da internet bankacılığıdır. Bu doğrultuda hazırlanan çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde; bankanın tanımı yapılıp işlevlerinin neler olduğu, bankacılığın tarihsel gelişimine dair bilgiler, banka, şube ve personel sayıları açısından veriler derlenmiştir. İkinci bölümde internet bankacılığından söz edilmiştir. İnternet bankacılığının tarihsel gelişiminden bahsedilerek, internet bankacılığının avantajlarına ve dezavantajlarına değinilmiş, güvenlik sistemleri hakkında bilgi verilmiş, hangi işlemlerin yapılabildiği güncel çalışmalar neticesinde belirlenmiş ve Türkiye'de internet bankacılığına ait istatistikî veriler tablolar hâlinde düzenlenerek yorumlanmıştır. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise; Türkiye'de bir örneklem belirlenerek anket çalışması uygulanmıştır. Bu uygulamayla kişilerin internet bankacılığı hakkında görüşleri alınmış, internet bankacılığının yaygınlaştırılması için nelerin gerekli olduğu konusunda öngörülerde bulunularak çözümler üretilmeye çalışılmıştır. Anket uygulamasıyla elde edilen verilere ait sonuç ve önerilerle çalışma sonlandırılmıştır. Anahtar kelimeler: Banka, Bankacılık, İnternet Bankacılığı

Ertugrul Kalkan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de finansal krizlerin istihdama etkisi

Finansal kriz, ekonomik sistemdeki ani dalgalanmalar sonucu meydana gelen ekonomik darboğazdır. Krizler, tüm toplumlar için büyük sorunlara neden olan olgulardır. Öyle ki, kriz yaşayan ülkelerde hem maddi, hem de sosyal birçok sorunu beraberinde getirmektedir. Özellikle, 1990'lı yılların başından itibaren küreselleşmenin etkisiyle, ülkelerin ekonomik ilişkileri artmıştır. Ülkeler ekonomik olarak birbirlerine bağlı hale gelmişlerdir. Küreselleşmenin etkisiyle, krizlerin boyutları da değişmiştir. Ülkelerin etkileşimleri yüzünden kriz, ekonomik bağlantısı olan ülkeleri de etkilemiştir. Bununla birlikte kriz hızla diğer ülkelere yayılmış ve tüm dünyayı etkilemiştir. Ekonomistler, krizleri incelediğinde zaman her krizin nedenin farklı olduğunu görmüşler. Birinci, ikinci ve üçüncü kuşak (nesil) kriz modelleriyle de krizleri açıklamaya çalışmışlardır. Finansal krizlerin ülke ekonomilerine birçok olumsuz etkisi vardır. Örneğin, GSMH düşer, ekonomi küçülür, ülke para birimi değer kaybeder, ülkenin kırılganlığı artar, işsizlik artar. Bu etkilere daha birçok olumsuz faktör eklenebilir. Türkiye gerek ülke sorunlarından kaynaklanan, gerekse dünyada çıkan krizler nedeniyle, ekonomik ve sosyal olarak ağır yaralar almıştır. 1960 yılına kadar işsizlik sorunu yaşamayan Türkiye, bu yıldan itibaren 2000 yılına kadar işsizlik oranı hep iki haneli olan ülke konumuna gelmiştir. 2000'li yılların başında %6,5 olan işsizlik oranı 2000 ve 2001 krizleriyle birlikte yeniden artmıştır. Daha sonraki yıllarda toparlanan ekonomi sayesinde işsizlik azalma eğilimine girmiş, fakat 2008 Mali kriziyle yeniden artmıştır. 2015 yılında ise işsizlik oranı % 11,3 seviyelerinde seyretmektedir. Anahtar Kelimeler: Finansal Kriz, Küresel Kriz, Türkiye'de Yaşanan Krizler, Ekonomik Kriz Modelleri, İstihdam, İşsizlik

Ekonomik krizFinansal krizKriz+4
Veli Müftüoğlu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yenilenebilir enerji kaynakları bakımından Türkiye'nin potansiyeli ve bu potansiyelin harekete geçirilmesine yönelik stratejiler

Yenilenebilir enerji; yerli, güvenilir, temiz ve çevreci nitelikleri ile Türkiye enerji tüketim ve üretimi bakımından stratejik bir önem arz etmektedir. Yenilebilir enerji kaynaklarının yerli nitelikli oluşu ve üretim maliyetinin düşük olması, enerji üretiminde daha çok kullanılmaları bakımından önemli birer enerji alternatifleridir. Ülkeler rekabet gücünü artırmak ve ekonomik kalkınmayı daha güçlü bir biçimde sürdürebilmek adına yaşam standartlarını daha da iyi bir duruma getirecek sonsuz, sürekli, güvenilir ve temiz bir enerjiye ihtiyaç duymaktadırlar. Türkiye, enerji kullanımı için çok büyük miktarda petrol, doğalgaz gibi yakıtlar ithal etmekte ve kalıcı büyümeyi arzulayan Türkiye'nin yeni ve yenilenebilir enerjileri büyük değer kazanmaktadır. Araştırmamızda, çağdaş, temiz, güvenli, enerji savaşlarının olmadığı, sağlıklı ve hayatta kalmanın mümkün olduğu bir dünyanın sürdürülebilmesi için yenilenebilir enerjinin zorunlu olduğu, hızla artan nüfus, kentleşme ve ilerleyen teknoloji ile beraber enerji talebinin de artarak süreceği belirtilmektedir. Enerji talebinin sağlanmasında çağdaş yaşantımızda fosil köken ağırlıklı kullanılan enerjiler yerine, çevreye duyarlı, küresel ısınma ve iklim değişikliğine sebep olmayan, dünyaya dost ve ekonomide dışa bağımlılığı ciddi biçimde azaltan enerjiler olan yenilenebilir enerjilerin kullanımının artırılması gerektiği açıklanmaktadır. Artan enerji ithalatı ve bununla bağlantılı bir şekilde yükselen enerji gücündeki dışarıya olan bağımlılık, Türkiye' de cari açığın genetik bir nitelik oluşturmasında etkili olmuştur. Enerjide dışa bağımlılık seviyesinin düşürülmesi amaçlı yenilenebilir olan enerji kaynaklarına önemli ölçüde yer verilmeli ve aynı ölçüde kabul edilebilir tasarruf stratejisi dahilinde enerji yoğunluğunun azaltılarak enerjideki verimliliğinin yükseltilmesi amaçlanmalıdır.

Alternatif enerjiElektrik enerjisiEnerji politikaları+7
Nurettin Urgun
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yenilenebilen ve yenilenemeyen enerjinin iktisadi büyüme üzerindeki etkisi: 28 OECD ülkesi üzerine ampirik bir çalışma

Dünyada, 1970 enerji krizinden bu yana iktisadi büyümeye paralel olarak enerji kaynaklarının kullanımı da hızla artmıştır. Günümüzde ekonominin olmazsa olmazı haline gelen enerji kullanımı, daha çok yenilenemeyen (fosil yakıt) kaynaklardan elde edilmektedir. Fosil yakıtların çevre ve atmosferi kirletici dezavantajlarının olması, yenilenebilir (temiz) enerji kaynaklarını daha fazla tercih edilen konuma getirmiştir. Bu noktadan hareketle bu çalışmanın amacı, yenilenebilir ve yenilenemeyen enerji tüketimi ile iktisadi büyüme ilişkisini araştırmaktır. Bu amaçla 1990-2013 dönemi yıllık verileri ile 28 OECD ülkesi üzerine ampirik bir çalışma yapılmıştır. Uygulamada, Johansen Fisher ve Pedroni eş bütünleşme ve Granger nedensellik testleri kullanılmıştır. Pedroni FMOLS ve DOLS yöntemleri ile değişkenler arasında tespit edilen uzun dönem eş bütünleşme ilişkisinin katsayıları araştırılmıştır. Elde edilen bulgulardan, değişkenler arasında uzun dönemli bir eş bütünleşmenin olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca iktisadi büyüme ile yenilenemeyen enerji arasında çift yönlü, iktisadi büyümeden yenilenebilir enerjiye doğru ise tek yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. FMOLS ve DOLS testleri ile uzun dönemli katsayıları elde edilen OECD ülkelerinden bazılarının yenilenemeyen enerjiden olumsuz etkilendikleri görülmüştür. Yine bu iki testten elde edilen ülke katsayılarına göre yenilenebilir enerji kullanımının, 28 OECD ülkesinin tamamının iktisadi büyümesine katkı sağladığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yenilenebilir Enerji, Yenilenemeyen Enerji, İktisadi Büyüme, Panel Veri Analizi.

Ampirik dağılımlarBüyümeEkonomik büyüme+5
Volkan Aslan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Termal turizmin ekonomik etkilerinin bölgesel kalkınma açısından değerlendirilmesi: Kütahya örneği

Bu çalışmanın amacını, termal turizm faaliyetlerinin Kütahya ekonomisindeki yerinin ve öneminin, ayrıntılı ve analitik bir şekilde incelenmesi oluşturmaktadır. İlin termal turizm potansiyeli ve ekonomik özelliklerinin tespit edilerek; araştırmacılar, işletmeciler, siyasiler ve yatırımcılar için bir kılavuz olması hedeflenmiştir. Çalışma, Kütahya merkez ile termal kaynakların bulunduğu ilçeleri kapsamaktadır. Bu kapsamda, bölgede yatırım belgesi bulunan turistik işletmelerde konaklayan, turistik faaliyetlerde bulunan kişilerin harcamaları ele alınarak incelenmiştir. Bölgede siyasal, ekonomik ve bürokratik unvanlar bakımından önemli konumda bulunan ve siyasal ve ekonomik politikalara yön veren kişilerle birebir mülakatlar yapılmıştır. Mevcut durum ve termal turizm potansiyeli ile ilgili görüşleri alınmıştır. Günümüzde hayat standartlarının yükselişine bağlı olarak turizm anlayışı değişmiştir. Son yıllarda yaşam süresinin uzaması, dünya nüfusunun giderek yaşlanması, alternatif turizm türlerinden olan termal turizme ilgiyi artırmıştır. Kütahya, şifalı termal sularıyla, termal turizm faaliyetleriyle, şehirde yatırım odaklı istihdamıyla, bölgeler arasındaki ekonomik dengesizliklerin giderilmesine dönük imkânlara sahip bulunmaktadır. Sanayinin ve tarımsal faaliyetlerin sınırlı kaldığı Kütahya ilinde termal kaynakların turizm sektöründe değerlendirilmesi gerekmektedir. Çalışma, 2006 yılında termal turizm bölgesi ilan edilen Kütahya'nın termal turizm potansiyelinin bölge kalkınmasındaki etkilerini incelemeye yöneliktir. Yapılan anket uygulamasıyla ziyaretçilerin harcamaları, konaklama ve ulaşım tercihleri, memnuniyetleri, demografik bilgileri elde edilmiştir. Akademisyenler, işletmeler, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarıyla mülakatlar yapılmıştır. Yapılan mülakatlarda termal turizm faaliyetlerinin bölgeye katkısı, ekonomik getirisi, müşteri potansiyeli, geleceğe dair bölgesel planlamalar, bölgenin ekonomik ve sosyolojik durumu ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Bölgesel kalkınmaEkonomik etkiKütahya+3
Gülten Şen
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Yoksulluğun ve gelir dağılımındaki eşitsizliğin dinamikleri: oecd ülkelerine yönelik bir uygulama

Bu çalışma, 24 OECD ülkesi için, 1990-2015 dönemlerine ilişkin yıllık veriler kullanılarak büyüme ve insani gelişmişlik düzeylerinin, gelir dağılımı üzerine etkisi ve büyüme ve gelir dağılımının, insani gelişmişlik düzeyi üzerine olan etkisi "panel veri analiz yöntemi" kullanılarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada öncelikle kurulan modellerdeki değişkenlerin yatay kesit bağımlılığı test edilmiştir. Test sonuçlarından elde edilen bulgulara göre seriler arasında yatay kesit bağımlılığının olduğu tespit edilmiştir. Değişkenlerin arasında yatay kesit bağımlılığının olması sebebiyle Pesaran (2007) CIPS birim kök testi uygulanmıştır. Bu kapsamda, düzey seviyede durağan olmayan, tüketici fiyat endeksi (INFR) ve ekonomik büyüme (GROWTH) dışındaki İnsani Gelişmişlik Endeksi (HDI), (GINI) katsayısı, işsizlik oranları (UNEMPL), döviz kurları (ER), ticari açıklık (OPENN), doğrudan yabancı sermaye yatırımları (FDI) ve vergi yükü (TAX) serilerinin birinci farkları alındığı zaman durağan hale geldikleri tespit edilmiştir. Daha sonra havuz, rassal etkiler ve sabit etkiler modellerinden hangisinin kullanılmasının daha uygun olacağını test etmek amacıyla Hausman testi, F testi ve Breusch-Pagan LM testleri uygulanmıştır. Tahmincilerden elde edilen sonuçların güvenilir olup-olmadığını test etmek üzere temel tanı testleri yapılmış ve bu testler sonucunda kurulan modellerin çoğunda değişen varyans ve otokorelasyon sorunlarının olduğu tespit edildiğinden bu tip durumlarda dirençli tahminciler veren "Driscoll-Kraay (1998)" tahmincisi kullanılmıştır. Ayrıca, gelir dağılımı eşitsizliği, ekonomik büyüme ve beşeri kalkınma endeksi arasındaki ilişkinin varlığını ve yönünü test edebilmek için, "Emirmahmutoğlu ve Köse (2011) Panel Fisher nedensellik testleri" uygulanmıştır. Uygulanan testler sonucunda elde edilen bulgular; a) Ekonomik büyüme ile GINI endeksi arasında negatif bir ilişki olduğu, diğer yandan; işsizlik, enflasyon, doğrudan yabancı sermaye yatırımları ve ticari açıklık ile GINI katsayısı arasında pozitif ilişki olduğu tespit edilmiştir; b) Ekonomik büyümeyle insani kalkınma endeksi arasında pozitif yönlü ilişki söz konusudur. Bunun anlamı ekonomik büyüme arttıkça OECD ülkelerinin kalkınma düzeyleri artmakta, bir başka ifadeyle yoksulluk azalmaktadır. Ayrıca ticari açıklık arttıkça beşerî kalkınma endeksinin de arttığı görülmüştür; c) Gelir dağılımında adalet ile beşerî kalkınma arasında SEM ve REM tahmincilerinin kullanıldığı modellerde anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir; d) Emirmahmutoğlu ve Köse (2011) Panel Fisher nedensellik testi sonucu göre ise insani kalkınma endeksi ve ekonomik büyümeden GINI katsayısına doğru tek yönlü bir ilişki bulunmuştur.

Yoksulluk
Serkan Göksu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Yapısal değişim ve gelir eşitsizliği ilişkisi: Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler uygulaması

Yapısal değişim, bir ekonominin sektörel bileşiminde meydana gelen uzun vadeli ve sürekli değişim olarak tanımlanmaktadır. Yapısal değişim, üretimin sektörel bileşimindeki değişimlerin yanında ülkelerdeki sosyal, politik, kültürel, toplumsal ve diğer birçok değişikliği ifade etmektedir. Bu çalışmanın amacı ülkelerde farklı biçimde gerçekleşen yapısal değişimin gelir eşitsizliğine olan etkisini ortaya koymaktır. Çalışmada gelir eşitsizliğinin göstergesi olarak Gini katsayısı kullanılırken, yapısal değişimin göstergeleri olarak sanayi sektörünün üretimdeki payı, hizmetler sektörünün üretimdeki payı, ticari açıklık oranı, şehirleşme oranı ve doğrudan yabancı yatırımların üretimdeki payı kullanılmıştır. Çalışmada 1988-2017 dönemini kapsayan 91 ülkede-bölgede yapısal değişimin gelir eşitsizliğine olan etkisinin tespitinde panel veri analizi kullanılmıştır. Yapısal değişimin gelir eşitsizliğine etkisinin tespitinde ülkeler gelir düzeyine göre dörde ayrılarak her gruptaki ülkeler için üç aşamalı bir ampirik analiz yapılmıştır. Birinci aşamada değişkenlerin durağanlık düzeyleri altı farklı panel birim kök testi kullanılarak tespit edilmiştir. İkinci aşamada değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişkilerin varlığının tespitinde üç farklı eşbütünleşme testi kullanılmıştır. Ampirik analizin üçüncü aşamasında değişkenler arasındaki uzun dönemli katsayı tahminleri Tam Düzeltilmiş En Küçük Kareler Yöntemi, Dinamik En Küçük Kareler yöntemi ve Sistem Genelleştirilmiş Momentler Yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Ampirik analiz sonucunda elde edilen bulgular şu şekilde özetlenebilir: i) Düşük gelirli ülkelerde sanayi ve hizmetler sektörünün payı ile ticari açıklıktaki artış, gelir eşitsizliğini arttırdığı, doğrudan yabancı yatırımların ve şehirleşmedeki artışların ise gelir eşitsizliğini azalttığı tespit edilmiştir. ii) Alt-orta gelirli ülkelerde hizmetler sektörü payındaki, ticari açıklıktaki ve doğrudan yabancı yatırımlardaki artışların gelir eşitsizliğini azalttığı bulgusu elde edilmiştir. iii) Üst-orta gelirli ülkelerde sanayi sektörü ve hizmetler sektörü payındaki artışın gelir eşitsizliğini arttırdığı tespit edilirken, doğrudan yabancı yatırımlardaki ve şehirleşmedeki artışların gelir eşitsizliğini azalttığı tespit edilmiştir. iv) Yüksek gelirli ülkeler için elde edilen bulgulara göre hizmetler sektörü payındaki artış gelir eşitsizliğini arttırmaktadır.

Gelir dağılımıGelir paylaşımıPanel veri modelleri+1
Rabia İnci Özbek Çifçi
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin ekonomik analizi: Sorunlar, çözüm ve politika önerileri

Derin tarihi ve kültürel bağları olan Azerbaycan-Türkiye arasındaki ilişkiler giderek artan ve derinleşen bir yol izlemiş ve giderek gelişen bir bölgesel güç haline gelmiştir. Çalışmada Azerbaycan-Türkiye ekonomisini yansıtan 2010-2020 dönemi kapsayan veriler kullanılmış ve ekonometrik analizler yapılmıştır. İki ülke ekonomik büyümesine etki eden değişkenlerin geçerliliğini araştırmak için öncelikle kurulan modeldeki değişkenlerin Levin-Lin-Chu, Fisher ADF ve Hadri panel birim kök testleri kullanılarak durağanlık dereceleri tesbit edilmiştir. Sonrakı aşamada değişkenler arasındakı uzun dönemli ilişkilerin varlığı Kao Eşbütünleşme testi ve Pedroni Eşbütünleşme testi ile tespit edilmiştir. Son aşamada uzun dönemli ilişkilerin tahmini Tam Düzeltilmiş En Küçük Kareler Yöntemi (FMOLS) ile yapılmıştır. Panel birim kök testleri ve panel eşbütünleşme tahminleri yapılmış ve ekonomik büyüme ile ihracat, finansal yatırım girişleri arasında anlamlı ve pozitif ilişkinin olduğu sonucuna varılmış, ekonomik büyüme ile finansal yatırım çıkışları ve ithalat arasında anlamlı ve negatif ilişkinin olduğu sonucuna varılmıştır. Elde edilen test sonuçlarına göre ihracatı ve ithalatı artırmakla Azerbaycan'a ve Türkiye'ye yapılan yatırımları artırmak, dışa akan sermayeyi de dengelemek gerekmektedir. İki ülke ekonomik yatırımları ve ticarete dayalı ekonomik politikalarını karşılıklı şekilde desteklemeli ve ortak adımlar atılmalıdır.

AzerbaycanEkonomiEkonomi politikaları+4
Fatma Damirova
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yeşil ekonomi uygulamaları: Kütahya katı atık yönetimi

Sanayileşmenin gelişmesiyle birlikte kalkınmanın hızlanması ve buna bağlı olarak kaynak kullanımının aşırı artışıyla birlikte çevre sorunları da ortaya çıkmıştır. İlk başlarda ulusal düzeyde ortaya çıkan çevre sorunları daha sonra artarak küresel boyutlara ulaşmıştır. Çevre sorunlarını gidermek ve kalkınmanın devamlılığını sağlamak adına yeşil ekonomi modeli ortaya çıkmıştır. Yeşil ekonomi anlayışı çevreyi de içine alan bir ekonomi modelidir. Bu model kapsamında ülkeler, değişim ve dönüşüm yaşamakta ve bu değişimler sayesinde de yeni istihdam olanakları ortaya çıkmaktadır. Yeşil ekonomi modeli doğa ile dost bir ekonomik büyümenin yanında insana yakışır yeni yeşil işlerin ortaya çıkmasına ve istihdama katkıda bulunmaktadır. Bu çalışma kapsamında yeşil ekonomi modelinin ortaya çıkışı, Dünyada ve Türkiye'de yeşil ekonomi uygulamaları ile atık yönetimi konusundaki çalışmalar ve Kütahya ilinin katı atık yönetimi çalışmaları ele alınıp incelenmiştir.

Atık yönetimiAtıklarEkoloji+7
Birsen Kılıç
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Orta gelir tuzağı: Türkiye değerlendirmesi ve orta vadeli programların rolü

Orta gelir tuzağı 2007 yılında ekonomi literatürüne giren, geleceğe dair önemli dönüşümler isteyen yönetimler tarafından takip edilmesi gereken bir kavramdır. Bu önemi hak etmesinde önemli rol oynayan faktörler, orta gelir tuzağından kaçınmak için ekonomilerde sağlanması gereken iyileştirmelerin, ekonominin temel yapısını güçlendirmesi, sürdürülebilir büyüme performansı sağlaması, kalkınma, refah ve sosyal adalete yardımcı olmasıdır. Bu avantajları yakalayabilmek için öncelikle sorunun tespit edilebilmesi ve gerçekçi çözüm yollarının belirlenebilmesi gerekmektedir. Çalışmada orta gelir tuzağının temeline inilmiş, birinci bölümde kavramsal çerçeve çizilerek, gelir guruplarını, gelir tuzaklarını tanımlayarak, orta gelir tuzağının belirlenmesine dair yaklaşımlar ortaya konulmuştur. İkinci bölümde ekonomilerin orta gelir tuzağına yakalanma sebeplerine yer verilmiş, aynı zamanda tuzaktan korunma yolları ve bazı ülkelerin orta gelir tuzağı tecrübeleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Türkiye ekonomisinin orta gelir tuzağı açısından değerlendirmesi yapılmıştır. Ekonominin dönemsel olarak geçirdiği süreçler ve edindiği tecrübelere yer verilmiştir. Ardından orta gelir tuzağına sebep olabilecek sorunlar ve korunma yolları ortaya konulmuştur. Çalışmanın diğer çalışmalardan ayrılan yönü dördüncü bölümdür. Bu bölümde T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından yayınlanan orta vadeli programlar ele alınmış, ekonomi yönetiminin uyguladığı politikaların orta gelir tuzağı riskine karşı bir koruma sağlayıp sağlamayacağı incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Orta Gelir Tuzağı, Büyüme, Kalkınma, Orta Vadeli Program

BüyümeEkonomi politikalarıEkonomik büyüme+4
Muhammed Kazım Ünal
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık ve eğitim hizmetleri ile ekonomik büyüme ilişkisi: OECD ülkeleri uygulaması

Bu çalışma, Türkiye ve OECD ülkeleri (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) için 1995-2013 yıllık verilerini kullanarak, sağlık harcamaları, eğitim harcamaları ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkileri panel veri analiziyle test etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada sağlık harcamaları, eğitim harcamaları ve ekonomik büyüme değişkenlerinin birbirleri ile ilişkisine yönelik üç model kurulmuş ve bu modeller dört aşamalı ekonometrik yöntemle araştırılmıştır. İlk aşamada değişkenlerin durağanlık analizi Levin Lin Chu, Hadri, Breitung, Im Pesaran Shin, Fisher ADF ve Fisher PP birim kök testleri ile yapılmıştır. Uygulanan altı birim kök testinden beşi, değişkenlerin düzey değerlerde birim kök içerdiğini, birinci farkları alındığında ise %1 önem seviyesinde durağan olduklarını göstermektedir. İkinci aşamada değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişkilerin varlığı Pedroni panel koentegrasyon testi ve Kao panel koentegrasyon testiyle araştırılmıştır. Her iki koentegrasyon testi %5 önem düzeyinde, kurulan üç model için değişkenler arasında uzun dönemli koentegre ilişkinin olduğunu tespit edilmiştir. Üçüncü aşamada, değişkenler arasındaki nedensellik ilişkileri Dumitrescu-Hurlin panel nedensellik testiyle incelenmiştir. Nedensellik testi sonucuna göre sağlık harcamaları, eğitim harcamaları ve ekonomik büyüme değişkenleri arasında %5 önem seviyesinde çift yönlü nedensellik ilişkileri tespit edilmiştir. Dördüncü aşamada, hem panel bazında hem de ülkeler bazında, kurulan üç model için değişkenler arasındaki uzun dönemli katsayılar Tam Düzeltilmiş En Küçük Kareler (FMOLS) yöntemi ve Dinamik En Küçük Kareler (DOLS) yöntemiyle tahmin edilmiştir. FMOLS ve DOLS panel bazında değerlendirildiğinde sağlık harcamaları, eğitim harcamaları ve ekonomik büyüme birbirini pozitif yönde etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Büyüme, Sağlık Harcamaları, Eğitim Harcamaları,Tam Düzeltilmiş En Küçük Kareler Yöntemi (FMOLS).

Ekonomik büyümeEn küçük kareler yöntemiEğitim harcamaları+6
Rabia İnci Özbek
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00

Other supervisors