Theses supervised by Prof. Dr. Hüsamettin İnaç

33 theses · Kütahya Dumlupınar University

Master'sOpen AccessTR

Tarihin sonu ve medeniyetler çatışması tezlerinin karşılaştırmalı analizi

1989'lu yıllarda gündemde yer edinmiş olan Tarihin Sonu ve Son İnsan çalışması, bir sonraki dönemlerde Medeniyetler Çatışması teziyle sorularına cevap almıştı. Fukuyama bu çalışmasında, özellikle Sovyetler Birliği'nin dağılmasından da etkilenerek, Komünizm anlayışının yenildiğini, nihai anlamda Liberal Demokrasi'nin galip geldiğini, bundan sonrasında da artık bu anlayışın dünyaya hakim olacağını dile getirmiştir. Ancak onun bu fikri Tarihin Sonu deyiminden de etkilenilerek, Sıcak Savaş olayının bir daha kesinlikle yaşanmayacağı şeklinde yorumlanmış, Fukuyama'yı ütopist düşünür olarak görenler olmuştur. Halbuki burada, Tarihin Sonu deyiminden, Sıcak Savaş olaylarının artık sonlanacağı anlaşılmamalıdır çünkü bunun haricinde bahsedilen bir olgu daha vardır ki bu olgu Liberal Demokrasidir. Bu kavram hakikaten de Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla ABD'nin Tek Hegemon Güç şeklinde tarih sahnesinde kalmasıyla zaten vücut bulmuştur. Fukuyama'nın bu çalışmasını ele alan, Huntington'ın Medeniyetler Çatışması tezinde ise; geçmişten günümüze savaş durumunun insanlık tarihinde etkin olduğu, bu düzenin bu şekilde hasıl olduğu ve böyle de devam edeceği dile getirilmiştir. Huntington burada tıpkı Edward Said gibi Müslüman toplumları hakkında geçen kötü sıfatlardan da bahseder. Bu toplumun uyuşuk, hazıra konan, çalışmak konusunda tıpkı asalak misali davrandıklarını çeşitli şekillerde anlatmışlardır. Sonuç olarak her iki düşünür de tarih boyunca yaşanılmış olayları farkı perspektiflerle analiz ederek bilim adına katkıda bulunmuş popüler isimlerden olmuştur. Anahtar Kelimeler: Liberal Demokrasi, Medeniyetler Çatışması, Tarihin Sonu, Soğuk Savaş, Komünizm, Tek Hegemon Güç.

HegemonyaKomünizmLiberal demokrasi+2
Gül Çiğdem
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği ve Şanghay işbirliği analizi çerçevesinde Türkiye

Değişen dünya düzenini göz önüne aldığımızda Soğuk Savaş Sonrası oluşan, uluslararası konjonktüre "tek kutuplu dünya düzeni" olarak geçen uluslararası sistem, Amerika Birleşik Devletlerinin uluslararası arenada güç ve prestij kaybetmesiyle, Avrasya'da güçlenen ve özelliklede ekonomik anlamda gelişen Rusya ve Çin ile birlikte artık etkinliği kaybetmeye başlamıştır. Dünya yeni bir uluslararası sisteme doğru ilerlerken "iki kutuplu dünya düzenine mi?" yoksa "çok kutuplu dünya düzenine mi?" geçileceği soru işaretleri içerisinde Rusya ve Çin'in başını çektiği Şanghay İşbirliği Örgütü ismini uluslararası arenada daha fazla duyurmaya başlamıştır. Amerika'nın da bir NATO üyesi olup, her ne kadar bazı görüşler de ters düşse de, Avrupa Birliği ile ikili ilişkileri göz önünde bulundurarak dünyanın yeni iki kutbunun Şanghay İşbirliği Örgütü ve Avrupa Birliği olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu siyasi düzlemde iki kutbun tam arasında kalan Türkiye ise kendi politikasını göz önünde bulundurarak bu iki kutuptan birisinde yer almak isteyecektir. Bilindiği gibi son elli yılda Türkiye; Avrupa Birliğine girmek için gerekli adımları atmaya çalışmış, fakat tam manasıyla istediği sonuca ulaşması mümkün olmamıştır. Avrupa Birliğinin ekonomisinin gittikçe gerilemesi ve Türk halkının birliğe tam üyelik umudunun kırılması gibi nedenlerin birikimi sonucu Türkiye de alternatif olarak Şanghay İşbirliği Örgütü konuşulmaya başlamıştır. Her ne kadar tarihi boyunca Rusya ve Çin ile çok yakın ilişkiler içinde olunmasa da örgütün diğer üyeleri Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan ile tarih ve köken bağıda gözden kaçırılmaması gereken bir unsurdur. Ayrıca Şanghay İşbirliği Örgütü kuruluşundan önce ve sonra bu devletlerin ihracat ve ithalat temelli ekonomileri de incelendiğinde örgütün, üye devletlerin ekonomilerine nasıl büyük bir fayda sağladığı göz önüne serilmektedir. Tüm bu gelişmeler ışığında bu çalışmada Soğuk Savaş sonrası dünya tarihi incelenmeye çalışılmış ve uluslararası sistemde ki değişimler ile birlikte "yükselen kutup Şanghay İşbirliği Örgütü" Türkiye çerçevesinden incelenmiş ve olası bir Türkiye – Şangay yakınlaşmasının yeni dünya düzenini ne denli değiştireceği hakkında çıkarımlarda bulunmayı amaçlamıştır. Anahtar Kelimeler: Şanghay İşbirliği Örgütü, Avrupa Birliği, Türkiye, Kutup, Dünya Düzeni

Avrupa BirliğiTürkiyeYeni dünya düzeni+1
Sefa Çoşkun
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni kamu yönetimi anlayışında devletin rolü

Bu çalışmanın amacı yeni kamu yönetimi anlayışında devletin rolünü ortaya koymaktır. Bu kapsamda kamu yönetiminde reformu gerekli kılan durumlar incelenmiştir. Yapılan reformlar sonucunda ortaya çıkan yeni yönetim anlayışının temelleri üzerinde yoğunlaşılmıştır. Vatandaşın yönetime katılımı, şeffaflık, hesap verilebilirlik kavramlarının yeni kamu yönetimi anlayışındaki yeri gösterilerek kamu yönetiminin ilk devletlerden itibaren geçtiği aşamalar detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Böylece yeni kamu yönetimi anlayışı ile devletin rolü değişmiştir. Yeni Kamu Yönetimi düşüncesi, geleneksel bakımda çalışmayı temel alan kamu idaresinin yapısı ve çalışmasına yapılan tenkitlerden beslenerek etkileşim ve teknoloji sahasındaki ilerlemelerle aynı doğrultuda özel sektörde karşılaşılan dönüşümün sonucunda oluşmuştur. Yeni kamu yönetimi düşüncesi; serbest piyasa mekanizmasının daha etkin ve faal olduğunu öne sürerek, firma idaresi ile kamu idaresi arasındaki çeşitliliğin azaltıldığını söylemektedir. Özel kesimin sektörün işletme yönetimi zihniyeti yeni kamu idaresi yeniliklerini biçimlendirmektedir. Yeni kamu idaresi, devletin niteliğini şekillendirirken devlet ve halk arasındaki etkileşimler tekrar ifadelendirmektedir. Bu kapsamda, devlet geliştirmekle veya daraltmakla değil devletin temel standart işlevlerine yoğunlaşılarak daha verimli hale getirilmesi hedeflenmektedir.

Devlet anlayışıDevlet idaresiKamu yönetimi+1
Ümit Çınkır
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

AB'nin Asya pasifik politikası: Çin örneği

20. yüzyılda dünya üzerinde yaşanan gelişmelere ve değişen küresel şartlara bağlı olarak dönemin uluslararası ilişkiler aktörleri arasına yenileri eklenmiştir. Bu çerçevede ortaya çıkan ve bugün hala sistemin en etkili aktörleri arasında yerini koruyan aktörlerden biri de Avrupa Birliği'dir. AB'nin ortaya çıkmasının temel nedenlerini Avrupalı devletlerin İkinci Dünya Savaşı sonunda bozulan ekonomilerini düzeltme ve Avrupa'yı savaşsız bir şekilde kontrol edebilme arzusu oluşturmuştur. Bu yüzyılda ortaya çıkan bir diğer önemli aktör ise 1949 yılında yeniden doğan ve Asya-Pasifik'ten yükselen, dünyanın süper gücü olmaya aday aktörü konumuna erişen Çin Halk Cumhuriyeti'dir. Bu iki önemli aktör dünya sahnesine çıktıklarından beri birbirlerine karşı ekonomik, siyasi ve askeri olmak üzere çeşitli politikalar izlemektedirler. Bugün gelinen noktada iki aktör de zirveye oynamak istemektedir. AB bölgesel bir örgütten küresel bir aktöre, Çin ise Asya-Pasifik'te güçlü bir devletten ziyade süper bir güce dönüşmektedir. Çok kutuplu dünya düzeninin yaşandığı bu dönemde uluslararası aktörler arasındaki denge sağlama çabaları da derinleşmektedir. Temelleri yaklaşık 60 yıl önce atılan ve bugün sistemin en etkili aktörlerinden biri olan AB de, sistemdeki bu güç ve denge yarışında yerini almaktadır. Bu nedenle Asya-Pasifik coğrafyası AB'nin ilgisini yoğunlaştırdığı alanlardan biri haline gelmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası, Güvenlik, Asya Pasifik, Çin, Ticaret

Asya Pasifik bölgesiAvrupa BirliğiUluslararası ilişkiler+2
Zehra Ayvaz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının uluslararası ilişkilerdeki rolü: Türkiye örneği

Ekonominin günümüzde önemli hale gelmesi uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının da önemini arttırmıştır. Ekonominin bu denli önemli bir yer ettiği dünyada kredi derecelendirme kuruluşları da verdikleri notlarla belirleyici bir rol üstlenmektedirler. Ekonomik güç beraberinde siyasi gücü de getirmektedir. Bu bağlamda ülkelerin derecelendirme kuruluşlarından aldıkları yatırım yapılabilir seviyede bir not ülkeyi hem siyasi prestij hem de ekonomik açıdan olumlu yönde etkilerken yatırım yapılamaz seviye de bir not hem ekonomik açıdan hem de siyasi prestij açısından olumsuz etkilemektedir. Derecelendirme kuruluşlarının sahip oldukları bu potansiyel güç ise onları uluslararası alanda önemli bir aktör haline getirmiştir. Anahtar Kelimeler: Derecelendirme, Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşları, Uluslararası İlişkiler, Kredi Notu, Türkiye, Yatırım, Ekonomik Kriz, Ekonomi, Siyasi Prestij, Küreselleşme

DerecelendirmeDerecelendirme kurumlarıKredi derecelendirme+5
Çağla Karaçıbık
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin sosyo politik analizi

Irak tarihi, devletin kuruluşundan günümüze kadar devamlı olarak Kürt grupların ayrılıkçı etkinliklerine ve başkaldırılarına sahne olmuştur. Bu başkaldırılar, giderek ülkenin kuzey bölgesinde artmış ve ayrılıkçı bir davranışa dönüşmüştür. Kürt gruplar Bölgesel Kürt Yönetimi ismi altında I. Körfez Savaşı'ndan bu güne dek sanki "de facto" bir devlet gibi hareket etmişlerdir. 2003 senesinden sonra ise, Kürtlerin aktiviteleri giderek artmıştır. Önümüzdeki süreçte, Bölgesel Kürt Yönetimi'nin "otonomi" ayrıca "tam bağımsızlık" elde etmek için faaliyetlerini devam ettireceği düşünülmektedir. Kuzey Irak'ta özerk durumda olan Kürt Bölgesel Yönetimi'nin varlığı Irak-Türkiye arasındaki ilişkileri farklı bir kapsama taşımıştır ve üstelik bu özerk yönetimin ilerleyen zamanlarda tam bağımsız olması bile bazen gündeme gelmektedir. Kürt Bölgesel Yönetimi ve Türkiye arasında son zamanlarda politik, ekonomik ve kültürel bağlar gittikçe artmaktadır. Çalışmamızda Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin ayrıntıları ile incelenmesi ve Bölgesel Kürt Yönetimini kapsayan coğrafyanın demografik bir profili ve politik tarihine ilişkin önemli aktörler ve hadiselerle ilgili bilgiler vererek, burada yaşayan insanların sosyal hafızasına dair bir bakış açısı yakalamak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Irak, Kürt, Yönetim

Irak Kürdistan Bölgesel YönetimiKürtlerSiyasal analiz+4
Ali Çayır
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa monarşilerinin sosyo-politik ve tarihsel analizi

Topluluk halinde yaşayan insanların bir arada kalabilmesi ve yaşamlarına devam edebilmesi için birtakım kararların verilmesi, adaletin sağlanması gerekir ve bu nedenle bir lidere ihtiyaç vardır. İlkçağda lider o topluluktaki en bilgili kişi olabilirken, orta çağda topluluktaki nüfusun artışıyla birlikte sistem monarşiye dönüşmüş ve hâkimiyet bir aileye ait hale bürünmüş ve soydan geçer hal almıştır. Yönetimden beklentilerini gerçeğe dönüştürmesini isteyen halk, siyasi alanda karar verme haklarını monarşilere devretmiştir. Hanedan ailesinin temel işleri diplomasi, askeriye ve içişleridir. Yönetimden tek bir kişinin sorumlu olması ve kendine ait olan toprakları halkının ve kendisinin menfaatine göre koruması halen bazı ülkelerde devam etmekte, bazı ülkelerde ise temsili olarak devam etmektedir. Tarihte birçok defa halk yönetimden memnun olmadığında ise yöneticilerini alaşağı etmiştir. Bunların en bilineni Fransız Devrimi'dir. Roma ve Osmanlı İmparatorluklarında olduğu gibi merkezi yönetimin ulaşmakta güçlük çektiği yerlerde monarşinin yetkilerinin nüfuzlu ailelere devredilmesinin temel sebebi ise bölgesel olarak huzurun, refahın ve adaletin merkezi otoriteden uzakta vekâlet usulü ile daha kolay sağlanmasıdır. Bu çalışmada günümüzde aktif olan monarşi sistemleri ve aktif olarak bulunan fakat monarkın sembolik olduğu monarşiler incelenecektir. İçinde bulunduğumuz çağda halkın parlamentoya, parlamentonun ise sembolik de olsa, nihai olarak monarka biat ettiği İngiltere, İspanya ve İsveç örnekleri ve bu durumun günümüz Avrupa'sına etkisi incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Avrupa, Fransız Devrimi, Monarşi, Osmanlı, Roma

AvrupaFransız İhtilaliMonarşi+5
Mara Yağmur Roozendaal
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Almanya'daki NSU cinayetlerinin kurumsal ırkçılık bağlamında değerlendirilmesi

Irkçılık ve ırkçılığın getirdiği birçok olumsuzluğu tarihi süreçte tecrübe etmek suretiyle milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden olan Almanya, 2000-2007 yılları arasında dokuz etnik göçmenin öldürülmesine ve üç bombalama olayına tanık olmuştur. Hedefler rastgele seçilmiş gibi görünse de Türk kökenli olduğu düşünülen Yunan kurban dışında tüm kurbanlar Türk kökenliydi. Ayrıca, kurbanların ortak özellikleri Türk kökenli ve küçük işletme sahibi olmalarıydı. Alman ve dünya kamuoyunda NSU davası olarak bilinen hukuki süreçte, yüzlerce duruşma, 11 parlamento soruşturma komitesi ve önemli sayıda yayın ve kamuya açık tartışmalarla Alman tarihinin en önemli vakalarından biri olarak gösterilmiştir. NSU cinayetleri ise, kamuoyu ve basının da etkisiyle sulandırılmış ve kurumsal ırkçılık hiçbir şekilde aşırı sağcı, Alman örgütleri soruşturmaya dâhil etmemiştir. Sekiz yıl boyunca, polis soruşturmaları ağırlıklı olarak göçmenlerin ailelerine, onların Türk mafya gruplarıyla ve uyuşturucu kaçakçılarıyla iddia edilen bağlantılarına odaklanmıştır. Söz konusu süreç aşırı sağ ve ırkçılığın Alman devlet sisteminde kurumsal bir şekilde yer aldığı iddialarını desteklemiştir. NSU cinayetleri, saldırıları ve soygunlarının 10 yıldan fazla süre Alman polis ve istihbarat teşkilatları tarafından ortaya çıkarılamamasında kurumsal ırkçılığın payı olduğu değerlendirilmektedir. Başta Türk toplumu olmak üzere Almanya dâhilinde yaşayan ve sosyalleşen her topluluğu sessiz ama derinden takip eden bir sistemin istihbarat kuruluşlarının da kabul ettiği gibi neo-Nazi örgütlerini takip etmemeleri düşünülemeyecektir. Başta NSU evraklarının imha edilmesi olmak üzere gerek soruşturma aşamasında gerek mahkeme sürecinde yaşanan çok sayıda husus NSU cinayetleri ve saldırılarının uzun süre çözülememesi ve aksine göçmenlerin üzerine yıkılmaya çalışılması kurumsal ırkçılığın Alman devlet sistemindeki gücünü ortaya koyması bakımından oldukça önemlidir. Anahtar Kelimeler: Irkçılık, Almanya Türk Toplumu, Neo-Naziler, Kurumsal Irkçılık

AlmanyaAşırı sağCinayet+6
Büşra Elvan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Malezya siyasi deneyiminin ekonomik kalkınma üzerindeki etikisi (1981_2020)

Malezya son dönemde sergilediği ekonomik performansla dikkatleri üzerine çekmektedir. Ne var ki söz konusu ekonomik başarının nedenleri konusunda çok fazla çalışma yapılmamıştır. Bu çalışma 1981-2020 döneminde Malezya siyasi dinamikleriyle ekonomik kalkınma arasındaki ilişkiyi açıklamayı hedeflemektedir. Çalışmada siyasi tecrübe ve birikimin ekonomik kalkınmaya sağladığı katkı somut örnek ve analizlerle çarpıcı bir biçimde oryaya konulmaktadır. Bu hedefe yönelik olarak tanımlayıcı ve analitik yöntem kullanılmıştır. Buna ilaveten Malezya'da gelişen ekonomik kalkınmayla birlikte bu olguyu etkileyen siyasi sistemin yapısı, özellikleri ve ekonomik kalkınma araçları ana başlıklar halinde ele alınmıştır. Malezya'da siyasi olarak lider olanların Malezya ekonomisine katkıları ve yapmış oldukları köklü değişiklik önem arz etmektedir. Bu yüzden Malezya'da değişen siyasi liderlerin ekonomik gelişmeler üzerindeki etkileri çalışmada yer bulmuştur. Siyasi liderliğin Malezya ekonomisi üzerindeki etkileri ile ilgili yapılan çalışmaların azlığı çalışmanın önemli olduğunu göstermektedir. Çünkü üzerinde yeteri kadar çalışılmamış bu kabil bir konuda ortaya konulan bir araştırmanın literatüre katkı sağlayacağı ve konu hakkında çalışmak isteyenlere fayda sağlayacağı bir gerçektir. Özellikle Türkiye' de Malezya ekonomik deneyimi üzerine araştırma yapacak olanlara ışık tutacaktır. Belirlenen hedeflerden aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır: Dr. Mahathir Muhammed, uzun vadeli ekonomik kalkınma planları hazırlayarak ekonomik kalkınmada başarı göstermiştir. Malezya Hükümeti, Mahathir Muhammed'in başkanlık yaptığı süre boyunca eğitim ve teknoloji programlarına büyük önem vererek söz konusu alanda ilerleme kaydetmiştir. Mahathir Muhammed'in liderliği başarılı bir liderlik olarak görüldüğünden gelişmekte olan bazı ülkeler tarafından ilgi odağı olmuş ve dikkatle incelenmiştir.

Ekonomik kalkınmaLiderlikMalezya+2
Noureddıne Rashıd
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

ABD'nin 2003 yılında Irak'ı işgali ve sosyopolitik sonuçları

Bu çalışma, Amerika Birleşik Devletleri'ni Irak'a savaş açmaya sevk eden savaşın gerçek nedenlerini ele almakta ve bunun toplumsal ve siyasi yansımalarına açıklık getirmektedir. Irak-Amerika ilişkilerinin aynı hızda olmadığı, siyasi ve ekonomik çıkarlar doğrultusunda çeşitli değişikliklere tabi olduğu da açıkça ortaya konmuştur. ABD, bölgesel arenada büyüyen Irak gücünün tehlikesini hissettiği için Ortadoğu'daki çıkarlarını korumak istediği için bu adımı atmış ve Irak'a savaş ilan ederek onu yıkıp zayıflatmanın yollarını aramıştır. Çalışma, ABD-Irak savaşının birçok Arap ve Arap olmayan ülkeye Irak'ta birçok siyasi ve ekonomik kazanım elde etme fırsatı sağladığı sonucuna varmıştır.ABD'nin Irak kaynaklarını kontrol etmesi ve Çin, İran, Türkiye, İsrail ve Arap Körfezi devletlerinin müdahalesiyle Irak, Irak'taki rekabet ve iç istikrarsızlıkta birçok ülkenin siyasi rol oynadığı bir bölgeye dönüşmüştür. Ayrıca Irak toplumunun bölünmesine ve siyasi sistemin ulusal kimlik yerine alt kimliğe bağlanmasına katkıda bulundu ve bu da Irak devletinde bir iç istikrarsızlık hali yarattı. Anahtar Kelimeler: 11 Eylül Saldırılması, ABD Emperyalizmi, Arap Baharı, Irak İşgali, Kürsel Terörle Mücadele

Reham Zubaıdı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Azerbaycan-Türkiye ilişkileri kapsamında Kafkasya'nın sosyo-politik analizi

Bağımsızlığına 1991 yılında kavuşan Azerbaycan'ın en büyük destekçisi ve bağımsızlığını tanıyan ilk devlet Türkiye olmuştur. Ermenistan'ın işgalci siyasetinden dolayı Azerbaycan bağımsızlığını kazandığı günden itibaren Dağlık Karabağ'ı ve yedi rayonu kaybetmiştir. Alınan birçok BM Güvenlik Konseyi kararına göre işgal ettiği topraklardan Ermenistan'ın çekilmesi kararı çıkmış fakat Ermenistan işgalini sürdürmeye devam etmiştir. Azerbaycan 27 Eylül 2020'de başlattığı karşı saldırı neticesinde topraklarını Ermeni işgalinden kurtarmayı başarmıştır. Ermenistan 10 Kasım 2020`de imzalanan bildiri ile savaşı kaybeden taraf olarak Azerbaycan'ın koşullarını kabul etmek zorunda kalmış ve işgal ettiği topraklarından askeri gücünü çekmeyi kabul etmiştir. Bu savaşta Türkiye, Azerbaycan'ı siyasi, askeri ve diplomatik bakımdan destekleyen en önemli devlet olmuştur. İki devlet arasında savaş öncesinde ilişkiler hem siyasi hem de askeri bakımdan stratejik ortaklık düzeyine çıkmıştır. İki devletin girişimi ile birçok ortak ekonomik proje hayata geçirilmiştir. Özellikle askeri alanda taraflar arasında imzalanan anlaşmalar Azerbaycan'ın savaşta zafere ulaşmasında önemli faktör olmuştur. Güney Kafkasya açısından İkinci Karabağ savaşından Azerbaycan'ın zaferle ayrılması kalıcı barışın tesis edilmesi adına oldukça önemlidir. Aynı zamanda bu durum Türkiye açısından da yeni fırsatlar doğuracaktır. Güney Kafkasya`da Türkiye'nin konumunu güçlendirecektir. Özellikle Azerbaycan ile Nahçivan arasında koridorun açılması Türkiye'yi doğrudan Azerbaycan ve Hazar Denizi üzerinden Orta Asya`ya bağlayacaktır. Dolayısıyla Türkiye ekonomik, siyasi ve askerî açıdan daha etkin bir aktöre dönüşecektir. Anahtar Kelimeler: Azerbaycan, Dağlık Karabağ, Kafkasya, Türkiye

AzerbaycanKafkasyaSosyopolitik+3
Rahman Aghazada
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bağımsızlık sonrası Azerbayan-Türkiye ilişkileri

Dış politika, bağımsızlık yolunda emin adımlarla ilerleyen Azerbaycan Cumhuriyeti de dahil olmak üzere her devletin siyasi iradesinin yanı sıra uluslararası ilişkiler sistemindeki konumlarının belirlenmesi ve güçlendirilmesi, karşılıklı yarar sağlayan ilişkilerin kurulması ve geliştirilmesinin bir göstergesidir. Azerbaycan, eski ve onurlu bir devlet geçmişine, zengin bir devlet mirasına ve veraset geleneklerine sahiptir. Azerbaycan'ın zor ve trajik anlarında bu gelenekler birçok kez kırılsa da kesintiler olsa da halkımız zorlu sınavlardan kurtulup tarihi adaleti yeniden tesis etmiş, eski devlet geleneğine bağlılık göstermiş ve bağımsızlığını koruyabilmiştir. Dünyanın karmaşık ve hassas bir bölgesinde- coğrafi olarak Batı ve Doğu'nun kesiştiği noktada yer alan Azerbaycan için hem geçmişte hem de günümüzde dış politikanın doğru tanımlanması ve uygulanması istisnai bir öneme sahiptir. Medeniyetler ve jeopolitik ve jeoekonomik çıkarların kesiştiği stratejik yaklaşımlarda. Böylece ülkemiz, ulusal çıkarlarını ve bölgede lider devlet statüsünü korumanın yanı sıra, Batı, İslam ülkeleri, Türk dünyası ve Bağımsız Devletler Topluluğu'nun siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarıyla karşılıklı çıkar ilişkileri kurmakta ve uluslararası iş birliğini ve eşit ortaklık ilişkilerini genişletir. Bugün Azerbaycan Cumhuriyeti'nin siyasi ve ekonomik potansiyeli artmış, bölgede söz sahibi bir devlet haline gelmiş, uluslararası "siyasi sahnede" itibarı ve konumu daha da güçlenmiştir.

AzerbaycanBağımsızlıkTürk-Azerbaycan ilişkileri+3
Farid Eminli
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Azerbaycan'da sivil toplum kuruluşları

Birinci bölümde Uluslararası yasal belgelerde "uluslararası sivil toplum kuruluşları" kavramı, türleri, uluslararası sivil kuruluşların modern dünyada rolü araştırırlması hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Sivil Toplum Kuruluşlarının mevcut durumu, ikinci dünya savaşı'ndan sonra sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri, sivil toplum kuruluşlarının uluslararası ilişkiler sistemi üzerindeki etkisi, devletlerarası ve sivil toplum kuruluşları arasındaki ilişki, uluslararası sivil toplum kuruluşları ve ağlarla iş birliği araştırılmıştır. Sonuncü üçüncü bölümde ise esasen Azerbaycanda olan Sivil toplum kuruluşları, onların oluşumu, gelişimi, özellikleri, devlet politikasının oluşumunda sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri geniş bir şekilde verilmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, STK`ların özellikleri, Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşları (INGO'lar), siyasi, ekonomik, kültürel, bilimsel, teknik ve diğer insan faaliyeti alanlarında uluslararası iş birliğini teşvik etmek için oluşturulmuş, çeşitli devletlerden ulusal kamu kuruluşları, birlikler, gruplar ve bireylerin dernekleridir; bu kuruluşlar hükümetler arası bir anlaşma temelinde kurulmamaktadır ve ticari kar elde etmeyi amaçlamamaktadır.

AzerbaycanSivil toplumSivil toplum örgütleri+1
Javad İslamov
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Karabağ Savaşı'nda Azerbaycan'ın Türkiye ile ilişkileri

Karabağ savaşı konusunda Türk-Azerbaycan ilişkileri Azerbaycan'ın bağımsızlığını kazanmasından bu yana giderek gelişmekte ve yıllar içinde bu yakınlaşma dünya uluslararası sisteminin dikkatini çekecek bir düzeye ulaşmıştır. Son Karabağ savaşı sırasında ve sonrasında, bu ilişkilerin siyasi değerleri tüm dünya halkları tarafından bilinmeye başlandı ve bazı devletler böyle bir yakınlaşmadan öğrenme eğiliminde oldu. Şu anda Azerbaycan ordusunun İkinci Karabağ Savaşı'nda kazandığı zaferlerde Türkiye Cumhuriyeti'nin tam desteği siyasi çevrelerde tartışılıyor. Bu bakımdan Türkiye-Azerbaycan ilişkileri konusunda bilimsel araştırmalara ihtiyaç vardır. Türkiye'nin savaş boyunca Azerbaycan'a verdiği desteğe gerçek bir örnek olarak Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun Bakü ziyaretleri ve bu ziyaretlerde Türk Bakanı, Azerbaycan'ın her zaman dost bir ülkeye güvenebileceğini yineledi. Azerbaycan'ın Türkiye ile yakın işbirliği, savaşın sonunda ve bölgedeki barış güçlerinin konuşlandırılması sırasında geçerli olmaya devam etti. Bu hem siyasi hem de diplomatik olarak devam etti. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev 10 Kasım'da Bakü'de Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı M. Çavuşoğlu, Milli Savunma Bakanı H. Akari ve Milli İstihbarat Dairesi Başkanı H. Fidan'ı kabul etti. Bu resepsiyonlarda İlham Aliyev'in "Bu bizim ortak zaferimiz, Türkiye-Azerbaycan birliğinin teyidi" demesi tesadüf değil. İkinci Karabağ Savaşı sırasında ve sonrasında Azerbaycan-Türkiye ilişkileri uluslararası arenada, sosyo-politik çevrelerde ve yabancı medyada en çok tartışılan konulardan biriydi. Azerbaycan ve Ermenistan için savaşın sonuçlarını yorumlarken, siyasi ve uluslararası yorumcular bölgedeki güç dengesindeki değişime, özellikle Türkiye'nin güçlenmesine çok dikkat ediyorlar. Anahtar Kelimeler: Azerbaycanın Dış İşleri Politikası, Dağlık Karabağ Savaşı, Türkiye

AzerbaycanDağlık KarabağDağlık Karabağ Savaşı+5
Anar Hasanov
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Afganistan'da ordu ve siyaset ilişkisi

AAfganistan, Ordunun siyasette etkili olduğu ve aktif rol oynadığı bir ülke olarak bilinmektedir. Ordunun siyasi güce sahip olması tarihsel olarak, 1747'de Ahmed Şah Abdali tarafından Afganistan'ın kurulmasına kadar uzanmaktadır. Nadir Afşar'ın Ordusunda "Saray muhafızı" olarak görev yapan Ahmed Şah Abdali, Haziran 1747'de Nadir Şah'ın öldürülmesinden sonra, askeri bir kişilik olarak bazı saray soyluları tarafından Afganistan'ın ilk kralı olarak seçilmektedir. O zamandan beri Ordu, ülke siyasetiyle her zaman yakın bir ilişki içinde olmuştur. Afganistan'da 1960'dan 1990'a kadar Ordu doğrudan siyasete karışmış ve 1973'te Muhammed Davud Han'ın liderliğinde, Muhammed Zahir Şah'ın kraliyet sistemini kansız bir darbeyle devirmiş ve bu sayede ülke tarihinde ilk kez cumhuriyet rejimini kurulmuştur. Daha sonra, Muhammed Davud Han'ın öldürülmesine yol açan 1978 kanlı darbesi sırasında Ordu, Davud rejimini devirdi ve Demokratik Halk Partisi'ni iktidara getirdi. Aynı şekilde silahlı kuvvetler, özellikle Sovyet birliklerinin Afganistan'dan çekilmesinden sonra 1991 yılının başlarına kadar isyanları bastırmak ve dış tehditlerle başa çıkmak için siyasi gücü güçlendirmek için aktif bir rol oynamıştır. Ancak Mücahitlerin zaferi ile birlikte, modern Ordunsun dağılmasına neden olmuştur. Bu çalışmada tarihsel olarak Afgan Ordusunu anlatmakla birlikte Afganistan siyasetinde en önemli ve ilgi çekici konulardan biri olan Ordunun ülke siyasetine dâhil olmasına yol açan faktörleri, motivasyonları ve müdahale düzeyini üzerinde yoğunlaşmıştır. Anahtar Kelimeler: Afgan Ordusu, Askeri Darbe, Aşiretler, Cumhuriyet Rejimi, Siyaset

AfganistanAskeri ilişkilerAskeri müdahale+3
Fazel Ahmad Andarabı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Irak'ta merkez – çevre etkileşimi ve dış ilişkilerdeki yansımaları

Irak'ta hayatın hemen hemen her aşamasında olduğu gibi, devlet yapısında, dış işlerinde ve karar alma süreçlerinde de 2003 yılından sonra çok büyük değişiklikler meydana gelmiştir. 2003 yılından sonra Irak dış politikasında meydana gelen bu büyük değişiklikler, bu bağlamda yapılan çalışmaları da etkilemiştir. Öyle ki, 2003 yılı Irak'ın uluslararası ilişkileri için diğer tüm alanlarda olduğu gibi bir kırılma noktası olmuş ve bu dönem öncesinde yapılan çalışmaların her biri günümüzde birer siyasi tarih çalışması olarak yer bulmuştur. Bu çalışmada Wallerstein'in Modern Dünya Sistemi yaklaşımı bağlamında merkez – çevre ilişkileri analiz edilmiş ve Irak'ın bu bağlamdaki konumu üzerinde durulmuştur. Irak, günümüzde bir çevre devlet konumundadır. Bilhassa 2003 yılındaki Amerikan İşgalinden ve 2014 – 2017 yılları arasında patlak veren iç savaştan sonra ülke hayli yıpranmıştır. Irak ekonomisi petrol endüstrisi çerçevesinde gelişmektedir. Ülke ekonomisinde tek bir sektörün ağırlığının hissedilmesi, ülkenin hammadde ihraççısı pozisyonu, gelir eşitsizliği gibi kavramlar, merkez – çevre ilişkisinde gelişmelerin Irak'ın aleyhinde olmasına yol açmaktadır. Anahtar Kelimeler: Irak, Merkez – Çevre, Modern Dünya Sistemi, Wallerstein

IrakWallerstein, Immanuel
Bahaa Al Janabı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

AK Parti'nin kimlik inşası, günümüze yansımaları ve İbn Haldun'un Mukaddime'sindeki kimlik inşasıyla mukayesesi

İçinde yaşadığımız dünyada bizleri belirli noktalarda yönlendirme çabasında olan bir takım kimliklerimiz mevcuttur. Kendine has karakteristik vasıflarla toplumda kabul görmüş kimlik kavramları vardır. AK Parti'nin önderliğinde "Muhafazakâr Demokrasi" söylemi ve bu yeni kavrama atfedilen kimlik tasviri Türkiye arenasında kabul görmüş bir nitelik olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk siyasal yaşamında demokratik yapıya uygun yeni oluşumlar şarttır. Partilerin politik kimliklerini tanımlamaları ve geliştirmeleri gerekmektedir. Bugüne kadar farklı muhafazakârlık türleri gün yüzüne çıksa da AK Parti'nin muhafazakâr demokrasi tasviri birtakım noktalarda bunlardan ayrılmaktadır. Zamansal boyutu olmayan her çağa uygun kabul edilmiş İbn-i Haldun'un Mukaddime eserinde devletin yapısı, bu devlette oluşması gereken toplumun kimlik yapılanması ve bunların tamamına atfedilen anlam büyük ölçüde önemlidir. Çalışmamızda günümüz Türkiye'sine uyarlanmış bu eserin temel parametreleri kimlik eşliğinde incelenmiştir. Son 20 yılına damgasını vuran AK Parti, "Muhafazakâr Demokrasi" kavramındaki kimlik tasviri ile her çağa ve topluma uygun olan İbn Haldun'un Mukaddime eserinde oluşturulmaya çalışılan kimlik tasvirleri mukayeseli olarak incelenmiştir. Sonuç olarak tezimiz AK Parti'nin mukaddimeden esinlenerek politik faaliyetlerine yön verdiği kanısında olmakla birlikte bu noktada bir takım öneriler sunmayı amaç edinmiştir.

Adalet ve Kalkınma PartisiDevletKimlik+6
Fatma Özateş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The discussion of political Islam and democracy in Afghanistan within the context of post-WWII Era.

Afghanistan is located in the heart of Asia with over 99% of the population Muslims, most of whom are conservative and religious. Islam has an influence on politics in Afghanistan from the long past and religion is an integral part of politics. Democratic wave in Afghanistan has seen in the years of 1963-1973, but could not continue as a result of coups, interventions, and wars caused by Islamists and communists. Political Islam movements emerged in Egypt and India via the establishing social and political groups by some individuals as a reaction to the abolition of the caliphate, the new world order, and Muslim backwardness in various fields. Muslim Brotherhood of Egypt and Jamaat-e Islami of Mawdudi, who are known as predecessors of Islamist movements influenced politics in Afghanistan after the 1960s. Afghanistan is a country with a long history of instability, and political Islam is one of the major players in the situation. This study aims to fill the gap in the literature area about political Islam and democracy in Afghanistan and their relation and influence on each other within the context of post-WWII era. Democracy is defined and discussed widely in the first chapter. Political Islam and its characteristics are discussed with details in the second chapter and the aim is to find suitable answers about Islam and democracy and type of governance in Islam according to the ideas of different Muslim and non-Muslim movements and authors. The third and last chapter focuses on Afghanistan history before emerging of Islamist mevements, the formation of political Islamic movements in the 1960s, and the situation caused by these movements and others after the 1960s. Keywords: Islam, Political Islam, Democracy, Government, Politics, State, Afghanistan

AfghanistanDemocracyState+7
Jawıd Asefı
Kütahya Dumlupınar University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Azerbaycan 2. Karabağ savaşı ve Zengezur koridoru

İkinci Karabağ Savaşı, 1988-1994 yılları arasında gerçekleşen Birinci Karabağ Savaşı'nın ardından Ermenistan'ın işgal ettiği bölgede Azerbaycan ve Ermenistan güçleri arasında tekrar başlayan bir savaştır. Bu savaş 27 Eylül 2020'de başladı ve 44 gün sürdü. Savaş Azerbaycan'ın zaferiyle sonuçlanmıştır. 27 yıllık ateşkesten bu yana bölgedeki en yoğun çatışmadır. Çatışmalar başladığında Ermenistan sıkıyönetim ilan etti ve tam seferberlik başlattı. Azerbaycan ise sıkıyönetim ilan etti, sokağa çıkma yasağı koydu ve 28 Eylül'den itibaren kısmi seferberlik ilan etmiştir. Ermenistan ateşkesleri birçok kez ihlal etmiştir ve bazı durumlarda ateşkes müzakereleri başlayamamıştır. Rusya başlangıçta çatışmaya müdahale etmekten kaçınsa da, daha sonra önemli kayıplarının ardından Ermenistan'a yardım sağladı. Ermeni tarafı üçüncü taraf ülkeleri dahil etmeye çalıştı ve belirlenen savaş bölgesinin dışındaki şehirleri, sivilleri ve sivil altyapıyı defalarca hedef almıştır. Sonuç olarak, bu savaş Ermeni ordusunu kritik bir duruma getirdi ve Rusya'nın aktif katılımıyla durdurulmuştur. 10 Kasım 2020'de taraflar arasında "Üçlü Beyanname" belgesinin imzalanmasıyla tam bir ateşkes ilan edildi ve tüm askeri operasyonlar durduruldu.

Emine Teryaki
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin Yunanistan ve Libya ile ilişkileri kapsamında Doğu Akdeniz'de hakimiyet mücadelesi

Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan haklarını koruyabilmesi için Libya üzerinden alınan tedbir ve bu tedbirin diğer ülkeler ile de uygulanabilmesi bu tezin ana argümanını oluşturmaktadır. Bu argümanın hayata geçirilebilmesi için bölge ülkeleri ile Türkiye'nin diplomatik ilişkilerinin stratejik açıdan önemli olması önemlidir. Bölgede keşfedilen hidrokarbon rezervleri nedeni ile bölgede kıyısı olan ülkeler ve kıyısı bulunmayan devletler bu enerjiden pay almak istemektedir. Başta Yunanistan olmak üzere, AB, ABD ve kıyıdaş ülkeler olan GKYR, Mısır ve İsrail gibi devletler de var olan bu enerjiden pay almak istemektedir. Özellikle Yunanistan'a ait bir revizyonist bir politika olan Megali İdea, Yunan tezi ve doktrini adı altında bu bölgede hayata geçirilmek istenmektedir. Yunanistan tarafından hayata geçirilmek istenen sözde Sevilla haritası, hem Türkiye hem de bölgede bulunan diğer kıyıdaş ülkeler için bir tehdit niteliği taşımaktadır. Bu durumun önüne geçilebilmesi için Türkiye'nin Libya ile yaptığı anlaşma önemlidir. Türkiye'nin Libya ile imzaladığı antlaşmanın diğer kıyıdaş ülkeler ile imzalanabilmesi coğrafya ve politika ilişkisi kapsamında değerlendirildiğinde mümkündür. Bölge ülkeleri ile yüksek düzeyli işbirliğinin olması durumunda Libya üzerinden alınan tedbirin Suriye, Lübnan, Filistin ve Mısır ile de uygulanması mümkündür. Bölgede var olan enerji Türkiye'nin 570 yıllık enerji ihtiyacını karşılarken Avrupa'nın 30 yıllık ihtiyacını karşılamaktadır.

Doğu AkdenizLibyaYunanistan
Furkan Şentürk
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İran İslam Cumhuriyeti ve Afganistan'da anayasayı koruma yöntemlerinin karşılaştırmalı bir analizi

"İran İslam Cumhuriyeti ve Afganistan'da Anayasayı Koruma Yöntemlerinin Karşılaştırmalı Bir Analizi" adı altında ele alına bu çalışma genel anlamda anayasal ilkeleri ve İran ile Afganistan'da anayasal gelişmelerin tarihi seyrini ve son olarak da yürürlükte olan anayasaları çerçevesinde anayasayı koruma yöntemleri irdelenmeye çalışılmıştır. İran İslam Cumhuriyeti, 19. yüzyıldan sonra yaşanan fikri gelişmeler çerçevesinde 1907'deki meşrutiyet devrimi ile ilk anayasasın yaparken, 1979'deki İran İslam Devriminden sonra değiştirmiş ve hala aynı anayasa yürürlüktedir. Afganistan ise en fazla rejim değiştiren ve bu doğrultuda en fazla anayasa değiştiren bir ülke olarak karşımıza çıkmaktadır. İlk anayasasını 1923'te yapan Afganistan 2004'e kadar toplam sekiz anayasa değiştirmiştir. 15 Ağustos 2021'de Taliban örgütü yeniden siyasal iktidarı ele geçirdikten sonra bu ülkede yürürlükte olan anayasayı feshetmiştir. Dolayısı ile bu ülke hala anayasasız bir ülke konumundadır. Anahtar Kelimeler: İran Anayasası, İran'da Anayasal Gelişme, Afganistan Anayasası, Afganistan'da Anayasayı Koruma Yöntemleri

Shadan Khaırmohammad
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mağrib ve Cezayir'de İslami ve sosyal hareketler

Afrika ve Mağrip bölgesinin en büyük ülkesi olan Cezayir'in siyasi dokusunu etkileyen İslami hareketler, literatürde tarihsel gelişim seyri içerisinde hep bir siyasi mücadeleler tarihi olarak anlatılagelmiştir. Hâlbuki farklı isimler ve farklı hedeflerle şekillenen, zaman ve zemine göre farklı dönüşümlere maruz kalan bu hareketler, sadece siyasal motifler ve motivasyonlarla açıklanamaz. Söz konusu hareketlerin temelinde sosyal dinamikler mevcuttur. Bu perspektifin mantıksal bir uzanımı olarak bu çalışmada ana tezimiz, Cezayir'de 2019 tarihi itibarıyla halihazır devlet başkanı Buteflikanın beşinci kez aday gösterilmesine bir başkaldırı olarak ortaya çıkan Hirak hareketinin, -tarihsel süreçte ortaya çıkan İslami hareketler ve yakın zamanda şahit olduğumuz Arap Baharından farklı olarak- tamamen sosyal dinamikler üzerinden şekillenen, kendi içinde tutarlık ve istikrar içeren ve yeni bir toplum modeli inşa etmek amacıyla ortaya çıkan bir proje olduğudur. Gerek etnik çeşitliliği gerekse jeopolitik konumu gereği hem Cezayir hem Mağrip oldukça dinamik sosyal hareketlere sahne olmaktadır. Diğer ideoloji ve inanç grupları gibi İslami topluluk ve hareketler, bu söz konusu sosyal hareketler içinde önemli roller oynamaktadır. Çalışma sonucunda, İslami hareketlerin en göz önünde bulunan hareketler olmamasına rağmen, varlıklarını ve güçlerini, tutarlı ve aralıksız koruyabilen hareketler olduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışmada Mağrip bölgesi hakkında etnik ve tarihi bilgiler verilerek Cezayir toplumsal hareketleri açıklanmaya çalışılmıştır. Diğer Mağrip ülkelerindeki sosyal hareketlere, Cezayir toplumsal dinamikleriyle ilişkili oldukları boyutta değinilmiştir. Libya, Batı Sahara gibi bölgesel sorunlar ve burada gerçekleşen sosyal hareketler, tezimizin kapsamı dışında tutulmuştur. Böyle bir tez çalışmasını ortaya koymaktaki amaç gerek Cezayir'in gerekse Mağrip bölgesinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika analizlerinde göz ardı edilmiş olduğunun düşünülmemizin yanı sıra bu kabil hareketlerin –Arap Baharında- olduğu gibi birtakım güçler tarafından manipüle edilmeye açık karakterini ortaya koyarak toplumsal taleplerin kamusal alana yansıtılabilmesinin nasıl mümkün olabileceğini tartışmaktır. Anahtar Kelimeler: Cezayir, Cihadizm, Hirak, Mağrip, Sosyal Hareketler

CezayirCihadDini hareketler+3
Özcan Çetin
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Markalaşma sürecinde Türkiye'nin marka değer analizi

Endüstrileşen hayatın günümüze en büyük getirilerinden birinin de gerek uluslararası gerek ulusal çapta markalar arası rekabet olduğu bir gerçektir. Bununla birlikte dünyanın giderek küreselleşen bir hal alması marka rekabetini, işletme boyutundan ülkeler arası boyuta kadar taşımıştır. Bu durum, ülkelerin kendilerinin de birer marka olduğu söylemine kadar gelen boyutlara ulaşmıştır. Markaların kökenleri ve piyasa değerleri incelendiğinde ülkenin marka değerinin, ürünün veya işletmenin marka değeri üzerinde de göz ardı edilemez bir etkiye sahip olduğu görülmektedir. Bu bağlamda ülkelerin marka değerlerinin belirlenmesi de küresel piyasalarda markaların başarısı için önemli bir paya sahip olduğu düşünülmektedir. Bu doğrultuda yapılan çalışmada Türkiye'nin literatür araştırması ve örnekler üzerinden marka değer analizinin yapılması amaçlanmaktadır. Elde edilen sonuçların, Türkiye'nin bir marka olarak performansının değerlendirilmesinde, bunun Türkiye kökenli markalar üzerindeki etkisinin belirlenmesinde ve gelecek dönemlere yönelik marka stratejilerinin oluşturulmasında katkı sağlaması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Marka Değeri, Küreselleşme, Pazar, Türkiye

KüreselleşmeMarkaMarka değeri+2
İbrahim Yacan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Göç sosyolojisi bağlamında, Bulgaristan ve Yunanistan'daki Türk diasporalarının sosyo-politik analizi

Dünya tarihini şekillendiren ve onun bir tarih olmasına katkı sağlayan birçok etmen bulunmaktadır. Bunların içerisinde önem arz eden konulardan birisi de göç ve zorunlu göçe bağlı olarak gelişen diaspora kavramlarıdır. Temeli göç etmek olan bu kavramın kişilere yansıması sonucunda, bireyler 'Göçmen' ya da 'Diasporalar' olarak bir kimlik kazanmaktadırlar. Kişilerin kimlik kazanmasında etkili faktör olarak bilinen göç olgusu, öncelikle fiziksel mekândaki hareketlilik olarak değerlendirilse de bireyler ve toplumlar üzerinde; sosyal, kültürel ve ekonomik gibi etkileri beraberinde getirmiştir. Dönüşüm sonucunda, göç edenlerin yeni sosyal sürece uygunluğu ve uyum süreci sadece göç edenler için değil, göç edilen bölge içinde hayati önem taşımıştır. Tezimde de ele aldığım üzere, oluşan karşılıklı etkileşim ile beraber kimliksel dönüşümler gerçekleşmiştir. Nitekim bu etkiler sosyal hayatın dönüşümünü ifade eden önemli bir olgu olarak karşımıza çıkmış ve bu durum ise bireylerin kimliklerine hareketlilik katmıştır. Sonuç olarak göç dalgaları, şeytan üçgeni misali diaspora, kimlik ve kültür zincirinin doğmasına vesile olmuştur. Zorunlu göçe bağlı olarak yapılan göçler sonucunda; birçok ülkeler zamanla birbirlerine alışmış, bağlanmış, harmanlaşmış ve melezleşmişlerdir. Bu noktada konumuz olan 1923-1925 Türk- Yunan nüfus mübadelesi ve Bulgaristan'ın 1950 öncesi, 1950-1951, 1968-1979, 1985-1989 yıllarında gerçekleştirdiği zorunlu göç faaliyetleri en önemli örneği teşkil etmektedir. Bu çalışmanın amacı; birçok boyutuyla ele alınan ve zorunlu göçlerle oluşan göçmenlerin, kimlik karmaşası yaşaması ve Türkiye'nin bu göçmenlere kucak açarak kimliklerine katkıda bulunduklarını kanıtlamaktır. Aynı zamanda göçlerle oluşan göçmen kitlesinin kültür ve kimlik harmonisi geçirdiğini, öz kimliklerini kaybetmeseler de göçtükleri bölgelerden zamanla etkilendikleri, kimliksel şölenin yaşandığını göstermektir. Sonuç olarak göç veya zorunlu göç bağlamında diaspora olguları, her ne kadar kimliklerimizi değiştiriyor algısı yaratsa bile, bizlere uluslar arası arenada çeşitli zenginlikler sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Göç, Zorunlu göç, Diaspora, Göçmen, Kimlik, Kültür, Çok Kültürlülük, Holistik Yapı.

BulgaristanDiasporaGöçler+7
Betül Yazıcı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00

Other supervisors