Theses supervised by Prof. Dr. Ömer Özkan

24 theses · Hasan Kalyoncu University, Akdeniz University

Master'sOpen AccessTR

Yoksulluk nafakası

Tezimin konusu, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde düzenlenen yoksulluk nafakasından oluşmaktadır. Evlilik birliği ile oluşan ve toplumun temelini oluşturan en önemli topluluk olan aile birliği, evli olan tarafların iç veya dış sebeplerden dolayı anlaşma sağlayamadıkları ve sağlayamayacaklarına karar verdikleri an sona erer. Bu aşamada boşanma davası, nafaka hakkı ve sona ermede hangi tarafın daha kusurlu olduğu tartışması ortaya çıkar, kusuru olmayan veya daha az olan taraf kendisine göre daha kusurlu olan taraftan boşanma davası sonunda kanunların öngördüğü koşulların da gerçek-leşmesi halinde miktarı hâkim tarafından takdir edilen yoksulluk nafakası talebinde bulunabi-lir. Yoksulluk nafakası boşanmanın gerçekleşmesi durumunda maddi durumu daha iyi olan taraftan alınarak, yoksulluğa düşecek tarafa aylık olarak verilen yardımdır. Yoksulluk nafakası süresiz olmakla birlikte nafaka alacaklısının ölümü, nafaka borçlusunun ölümü veya nafaka alacaklısının bir evlenme akdi olmadan evlilik hayatı sürdürmesi ile sona erer. Yoksulluk nafakasının süresiz olması konusu her dönem tartışılmıştır. Bazı görüşler yoksulluk nafakasının süresiz olmasını savunurken bazı görüşler ise yoksulluk nafakasının gereken şartlar oluştuğunda belli bir süreye kadar devam etmesini savunmaktadır. Evlilik birliği boşanma akdi ile sona erdiğinde bu evlilik birliğinden oluşan müşterek çocuk bulunmaması halinde taraflar arasındaki ortaklık son bulmaktadır. Ancak süresiz yok-sulluk nafakası ile birlikte evlilik birliği içerisindeki eşler arasındaki yardımlaşma ve paylaş-ma, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmı olarak devam etmektedir. Evlilik birliği zaten eşlerin birbirleri ile tekrar iletişim halinde olmak istememesi, birbirlerine bağlı ve ba-ğımlı olmak istememeleri sebebiyle sona ermektedir. Ancak yoksulluk nafakası tarafları sanki müşterek çocuk varmış gibi birbirine bağlamaktadır. Yargıtay uygulamasında yoksulluk nafakasının süresiz olarak hükmedilmesi gerektiği kararı bulunmaktadır. Ancak Adalet Bakanlığı süresiz yoksulluk nafakasına sınır getirmeyi planlamaktadır, Bakanlık komisyonunun alternatifli çalışmasına göre yoksulluk nafakasına sınır konulacak ve bu süreyi yine nafakanın miktarını belirleyen Aile Mahkeme'si hâkimleri belirleyecektir.

Medeni KanunMedeni hukukNafaka+4
Özge Özyazgan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tanınmış marka kavramı ve tanınmış markanın korunması

Tezimizde tanınmış marka kavramı ve tanınmış markanın korunması ve tanınmış markaya bağlanan hukuki sonuçlar incelenmiştir. Bu bağlamda tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde genel olarak marka kavramı, marka olabilecek işaretler, marka türleri ve markanın fonksiyonları fonksiyonları ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Tanınmış markanın tanımı, tanınmış markanın belirlenmesindeki başlıca kriterler ve tanınmış markanın tanınmış olma niteliğini kazandığı anın önemi incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise tanınmış markanın korunması ve tanınmış markanın özel hukuka ilişkin talepleri ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Marka, tanınmış marka, tanınmış markanın korunma biçimler, açılabilecek davalar.

DavalarHakların korunmasıHukuksal korunma+6
Nebile Teke Akbulut
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ticaret Sicili Müdürünü'nün inceleme görevi ve yetkisi"

Sürekli ve hızlı bir değişiklik içerisinde bulunan ticaret hayatının belirli bir düzen içerisine oturtulması, açık, şeffaf ve düzenli bir sistem içerisinde kaydedilerek kontrol edilmesi ile mümkün hale gelir. İşte bu noktada ticaret sicilinin önemi ortaya çıkmakta; ticaret ile iştigal eden kişilerin ticaret hayatını takip edebilmesi ile bu faaliyet alanında bulunan kişiler ile ilişki kuracak kişilerin sağlıklı ve güvenli bir şekilde hareket etmesi açısından sicilin önemi büyüktür. Dolayısıyla bu sistemde kayıt altına alınacak hususların hukuka ve gerçeğe uygun olması gerekmekte olup, aksi halde sicil kayıtlarından kaynaklı zararların ortaya çıkması kuvvetle muhtemel olacaktır. Bu anlamda hukuka aykırı ve zararın meydana gelmesine sebep olacak bu kayıtların önüne geçilebilmesi amacıyla, kanun koyucu tarafından ticaret sicili müdürüne, ticaret siciline kaydedilmek istenen hususları inceleme görev ve yetkisi tanınmıştır. Bu sayede hukuka, gerçeğe, kamu düzenine aykırılık teşkil eden ve üçüncü kişileri yanıltabilecek hususların sicile tescil edilmesinin önüne geçilecek ve meydana çıkması muhtemel zararlar önlenmiş olacaktır. Bu anlamda konumuzun daha iyi anlaşılabilmesi açısından çalışmamızın ilk bölümünde, genel olarak ticaret sicilini, tarihi gelişimini, sicilin özelliklerini ve benzer bazı sicillerle karşılaştırarak ortak ve farklı yönlerini ortaya koyduk. Tez konumuzun asıl kısmını da ihtiva eden ikinci bölümde ise, genel olarak ticaret sicili teşkilatını, ticaret sicili müdürünün konumunu, görev ile yetkilerini, yükümlülüklerini ve bunlara bağlanan hukukî sonuçları ayrıntılı bir şekilde irdeleyerek ortaya koymaya gayret gösterdik. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise, genel olarak ticaret sicili müdürünün sicilin tutulmasından kaynaklanan zararlardan sorumluluğu ile birlikte zararlardan doğrudan sorumlu tutulan Devlet ve ilgili odanın sorumluluğu konuları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ticaret Sicili, Sicil Müdürü, İnceleme Yetkisi, Tescil, Sorumluluk.

MüdürlerSorumlulukTescil+7
Abdulkadir Darı
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Limited şirketlerde rekabet yasağı

Yarış ortamının bir gereği olan rekabet etme güdüsü, belli statülerdeki kişilerin, görevleri sırasında elde ettikleri bilgileri kendileri veya başkaları yararına kullanmasına hazırlık oluşturmaktadır. Rekabet ortamının sınırsız olması, kötü niyetli kullanıma zemin hazırlayacağından rekabet sistemi, gerekli hukuki düzenlemelerle kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 48. maddesi ile herkese dilediği alanda çalışma ve özel teşebbüs kurma özgürlüğü tanınmıştır. İşte rekabetin temeli burada bahsi geçen özel teşebbüs kurmanın sonucudur. Çalışmanın ilk bölümünde şirket, limited şirket, rekabet, rekabet yasağı kavramları ile limited şirketin unsurlarına, rekabet yasağının sınırları, temeli, amacı ve özellikleri gibi hususlara; daha sonra yer alan ikinci bölümde limited şirketin ortakları bakımından rekabet yasağı, bunların rekabet ortamına olan etkileri ile rekabetin düzenlenmesi, yasağın oluşumu, sınırları ve ortakların şirketteki konumlarına göre değerlendirilmelerine yer verilmiştir. Son bölümde ise limited şirketlerde müdür kavramı ile müdürlerin yükümlülükleri, rekabet yasağına ilişkin düzenlemeleri ile istifa ve ibra kararları genel hatlarıyla incelenmiş, istifa ve ibranın rekabet yasağına etkileri değerlendirilmiştir.

Limited şirketlerRekabetRekabet yasağı+2
Asena Beyza Cengiz
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk

İnsanlar arasındaki etkileşim ve iletişimin hızla artması sonucu uyuşmazlıklar da artmış ve bu uyuşmazlıkların çözümü giderek karmaşık bir hal almıştır. Artan uyuşmazlıklar mahkemelerin iş yükünü de arttırmış, bu sebeple yargı yolu ile uyuşmazlıkların çözümü yetersiz kalmış ve bu durum insanları başka çözüm yolları aramaya yönlendirmiştir. Geçmişten beri insanlar uyuşmazlık çözümünde bilge, güvenilir, objektif ve tarafsız üçüncü kişiler aracılığıyla uyuşmazlık çözümünü benimsemiş ancak bu durum kurumsallaşmamıştır. Nihayet günümüzde, zaten insanlık tarihi kadar eski olan alternatif uyuşmazlık çözüm yolları kurumsallaşmaya başlamıştır. Türk hukuk sistemimizde ilk kez 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile arabuluculuk, bir "alternatif uyuşmazlık çözüm" yolu olarak uygulanmaya başlanmıştır. Sonrasında bu kurum 12.10.2017 tarihinde kabul edilen ve 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile iş hukuku alanında "zorunlu" olarak uygulanmaya başlanmıştır. Alınan neticeler sonucu 7155 sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun'un 20. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na eklenen 5/A maddesi gereğince 01.01.2019 tarihi itibariyle çalışmamızın konusu olan "ticari uyuşmazlıklarda" zorunlu hale gelmiştir. Bu çalışmamızda ticari uyuşmazlıklar için zorunlu hale gelen arabuluculuk kurumuna ilişkin açıklamalara yer verilmiştir.

ArabuluculukKanunlar 7155 sayılıTicaret+5
Tuba Eler
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hukukunda marka hakkı ve marka hakkına karşı işlenen suçlar

Marka suçları 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 30. maddesinde üç suç tipi şeklinde yedi bent olarak, marka hakkına tecavüze ilişkin cezai hükümler başlığı altında düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile marka suçlarına ilişkin daha önce yer alan yasal düzenlemelerde ki eleştirilere büyük ölçüde çözüm getirildiği söylenebilir. Markanın özellikle ticari hayatta kapladığı alanın artması ile gerek marka hakkı sahipleri gerek markayı kullanan tüketicilerin gerekse de ticaret piyasasının korunması için markanın cezai düzenlemelere konu olması zorunluluğu doğmuştur. Bu çerçevede yasa koyucu kanuni düzenleme de üç tip marka suçuna yer vermiş ve bu suçlara ilişkin ayrı ayrı cezalar öngörmüştür. Yine yasa koyucu ancak markanın tescilli olması ve şikâyetin bulunması halinde soruşturma ve kovuşturmanın yapılabileceğini hükme bağlamıştır. Bunların yanı sıra tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri ve de etkin pişmanlığında bu suçlara uygulanması mümkündür. Anahtar Kelimeler: Marka suçları, Markaların korunması, Marka İhlaline Karşı Cezai koruma, Marka İhlallerinin Yaptırımı, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu.

Cezai sorumlulukFikri ve sınai mülkiyet haklarıKanunlar 6769 sayılı+4
Dilan Ensari
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İş kazası ve meslek hastalığında maddi manevi tazminat

Bu çalışmada, iş kazalarının hukuki sonuçları, maddi-manevi tazminat yönü, iş sağlığı ve güvenliği perspektifinden, hukuki açıdan incelenmiş; iş kazalarındaki işverenlerin ve işveren vekillerinin sorumlulukları ve yükümlülükleri ele alınmıştır. İş sağlığı ve güvenlik hizmetlerinin, OSGB'ler tarafından yürütülmesi konusu da kapsama alınarak incelenmiştir. İş kazası sonucu, kaza geçiren çalışan ve hak sahiplerinin hakları ve yükümlülükleri, çeşitli örneklerle değerlendirilmiş; iş kazalarında, SGK ödemeleri ve yardımları örneklenerek, SGK'nın, işverenlere kusurları oranında rücu etmesi uygulamaları açıklanmıştır.

KazalarMaddi tazminatManevi tazminat+5
İrem Kaysı Kınacıoğlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Ticari işletme kavramı ve korunması

Bu çalışmada öncelikle ticaret hukukunun Türk Hukuku'nda ve Karşılaştırmalı Hukuk'ta dayandığı temel esaslar incelenmiş (ticari iş, ticari hüküm, tacir esası), ardından ticari işletme örneklerine yer verilmiş, ticari işletmenin bütünlük ilkesine ticari işletmenin hukuki işlemlere konu olması bağlamında değinilmiş ve bu genel açıklamalardan sonra tezin ağırlık noktasını teşkil eden ticari işletmenin bir bütün olarak ve tekil unsurları yönünden (örneğin malvarlığı), yine kurumsal yönetim ilkeleri çerçevesinde muhasebe düzeninin denetlenmesi, rekabetin kötüye kullanılmasına mâni olunması, ticari sırların muhafazası ve iflasa sürüklenmesine karşı alınabilecek tedbirler marifetiyle korunması incelenmiştir.

Karşılaştırmalı hukukKonkordatoRekabet+4
Mustafa Emir Üstündağ
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Katılım bankacılığı

Katılım Bankaları, özel cari ve katılma hesapları yoluyla fon toplayarak kredi kullandırmak esas olmak üzere faaliyet gösteren kuruluşlardır. Ülkemizde 1983 yılında alınan 83/7506 sayılı Bakanlar Kurulu kararına dayanarak "Özel Finans Kurumları" adı altında faaliyete başlamışlardır. 2005 yılında yürürlüğe giren 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile "katılım bankası" adını almış ve tüm faaliyetleri bankacılık kanunu kapsamına alınmıştır. Katılım bankalarının kuruluş esası "faizsiz bankacılık" ve "kar-zarar ortaklığı" ilkelerine dayanmaktadır. Katılım bankacılığı işlemlerinin "faizsiz bankacılık" ve "kar-zarar ortaklığı" ilkelerine uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin tespiti için öncelikle "faiz", "kar" ve "kar payı" kavramları ile Türk hukukunda geleneksel bankacılık faaliyetlerini icra eden mevduat bankalarının ve mevduat bankaları işlemlerinin incelenmesi gerekmektedir. Katılım bankalarının fon toplama ve fon kullandırma yöntemleri de ayrıca ele alınmalıdır. Katılım bankacılığının kuruluş felsefesi İslam dininde yer alan faiz yasağına dayandığı için, bahsi geçen incelemelerin Türk ve İslam hukukunda mukayeseli olarak incelenmesi daha doğru olacaktır. Katılım bankalarının fon toplama yöntemleri "özel cari hesap", "katılım hesabı" ve "sendikasyon kredileridir". Katılım bankalarının fon kullandırma yöntemlerine dair Türk hukukundaki uygulama ve kavramlar ile global uygulama ve kavramlar ayrı ayrı anlatılmalıdır. Fon toplama çeşitliliği sağlamak amacıyla, anonim şirketlerin tahvil ihraç etmelerinden esinlenilerek "sukuk" adlı sermaye piyasası aracı ortaya konulmuştur. Sukuk, Türk hukukunda "kira sertifikası olarak" adlandırılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Banka, Katılım bankası, Faiz, Kar, Kar payı, Faizsiz bankacılık, Karzarar ortaklığı, Özel cari hesap, Katılım hesabı, Sendikasyon kredisi, Sukuk, Kira sertifikası

Banka hukukuBankalarBankalar Kanunu+7
Gürkan Uysal
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni malikin gereksinimi sebebiyle tahliye davası

Kira sözleşmeleri günlük yaşamda en çok karşılaşılan sözleşme türlerindendir. Türk Borçlar Kanunu'nda adi kira, konut ve çatılı işyeri kirası ile ürün kirası düzenlenmiştir. O halde genel olarak kira sözleşmelerini üç farklı kategoride değerlendirmek gerekmektedir. 01.07.2012 tarihinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kabul edilmiştir. Bu kanunun kabulü ile 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır. 6098 sayılı TBK döneminden önce iki ayrı kanun düzenlemesi kira sözleşmeleri bakımından uygulanmakta idi. Bunlardan ilki 818 sayılı Borçlar Kanunu, bir diğeri ise 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkındaki Kanun idi. Ancak 01.07.2012 tarihinden itibaren ikili ayrım yerine kiraya ilişkin tüm hükümler tek çatı altına toplanmıştır. Kira sözleşmeleri, 6098 sayılı TBK m. 299- 378 arasında düzenleme alanı bulmuştur. Kira ilişkileri durağan bir yapıya sahip olmadığından kira ilişkisinin tarafları zamanla değişebilmektedir. Kira ilişkisinin tarafları ise kiracı ile kiralananı kiraya veren kişidir. Çalışmada öncelikle kira sözleşmesine ilişkin genel bilgiler verilecektir. Bunun devamında birinci bölümde kira sözleşmesinin sona erme nedenleri ile konut ve çatılı iş yeri kavramına değinilecektir. Esas konu olan yeni malikin ihtiyacına dayalı olarak kira ilişkisinin sona erdirilmesi ise TBK m. 351'de düzenlenmiş olup bu hüküm çerçevesinde değerlendirmeler yapılacaktır. Son olarak üçüncü bölümde ise kira sözleşmesinin sona ermesi nedeniyle açılacak olan tahliye davasında usul hukukuna ilişkin ne gibi sonuçlar olduğu değerlendirilecektir. Ayrıca bu çalışmada gerek Yargıtay'ın vermiş olduğu kararlar gerekse öğretideki farklı görüşler incelenerek, tüm bu incelemeler bağlamında sonuca varmak amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kira sözleşmesi, yeni malikin gereksinimi sebebiyle tahliye, kira sözleşmesinin sona ermesi

DavalarErken tahliyeKanunlar 6098 sayılı+5
Aysu Özcan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında abonelik sözleşmeleri

Bu çalışmanın konusu, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında Abonelik Sözleşmeleridir. Temel olarak 6502 sayılı TKHK' unun abonelik sözleşmeleri kapsamında getirmiş olduğu yenilikler hedeflenmiştir ve araştırılmıştır. Öncelikli olarak Avrupa Birliğinde abonelik sözleşmesi ile ilgili olan gelişmelere ve Türk Hukukunda abonelik sözleşmeleri ile ilgili gelişmelere ve Türk Hukukunda abonelik sözleşmeleri ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Ayrıca abonelik sözleşmelerinin amacı, kapsamı, unsurları, hukuki niteliği, türleri hakkında bilgi verilmiştir. Abonelik sözleşmeleri ile ilgili mağduriyetlerin önlenmesi için 6502 sayılı TKHK 52. maddesi abonelik sözleşmeleri kapsamında yapılan düzenlemelere yer verilmekle birlikte tüketicinin bilinçlendirilmesi amaçlanmıştır.

Abonelik sözleşmeleriKanunlar 6502 sayılıTüketicinin Korunması Hakkında Kanun+1
Sümeyye Türker
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında tüketici uyuşmazlıkları ve çözüm yolları

Bu çalışmada, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında tüketici uyuşmazlıkları ve bu uyuşmazlıkların çözüm yolları incelenmiştir. Öncelikle, tüketici hukukuna ilişkin genel bilgi verilmiştir. Bu doğrultuda, tüketici hukukunun genel kavramlarını teşkil eden tüketici kavramı ile; satıcı-sağlayıcı ve tüketici işlemi kavramları açıklanmıştır. Ardından tüketicinin korunmasının nedenleri, Kanun'un kapsamı ve tüketici hukukunun tarihsel gelişimi üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, çalışmamızın esas konusunu oluşturan tüketici uyuşmazlıkları kavramı belirlenmiştir. Kanun'da düzenlenen tüketici sözleşmelerinden doğabilecek uyuşmazlıklar Yargıtay kararları ışığında tek tek açıklanmış; ayrıca tüketici örgütleri ile Bakanlık tarafından açılabilecek davalar da belirtilmiştir. Üçüncü bölümde ise, tüketici uyuşmazlıklarının çözüm yollarına geniş yer verilmiştir. Bu kapsamda tüketici hakem heyetleri ile tüketici mahkemeleri incelenmiş; bunun yanı sıra hukuk sistemimizde yer alan diğer uyuşmazlık çözüm yollarına başvuru durumları değerlendirilmiştir.

Kanunlar 6502 sayılıTüketici mahkemeleriTüketicinin Korunması Hakkında Kanun+3
Gülçe Velioğlu Yılmaz
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Edinilmiş mallara katılma rejiminde muvazaa

Bu çalışmada edinilmiş mallara katılma rejiminde, mal rejimlerini sona erdiren sebeplerden herhangi birinin meydana gelmesi durumunda paylaşıma esas alınacak malların muvazaaya konu edinilmesi incelenmiştir. Araştırma ve incelemelerimde muvazaa hususunda bir hukuk boşluğu olduğu ve uyuşmazlığın çözüme bağlanmasında mevzuatımızın yetersiz kaldığı ve dolayısı ile konunun çözümünün özellikle de hakimin takdirine bırakıldığı hallerde, yargı kararları ile yapıldığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte, mal kaçırma içerikli sayılabilecek maddelerin, Türk Medeni Kanunu'nun mal rejimlerini düzenleyen hükümlerinde net bir bütünlükle ele alınmamış olması ve bu sebeple dağınık bir şekilde bulunmaları nedeniyle hem TBK hem de TMK'da konunun birlikte ele alınarak bir bütünsellik sağlanmasının ve bu cihetle en ince ayrıntılarıyla birlikte ele alınmasının gerekliliği açıklanmaya çalışılmıştır.

Edinilmiş mallara katılma rejimiMal rejimiMuris muvazaası+3
Güneş Uysal
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tıbbi müdahalede danışım (konsültasyon)

21. yüzyılda tıp bilimi ve teknolojisi, geçmiştekiler ile kıyaslandığında çok büyük ilerlemeler göstermiş ve tıbbi süreçler gelişmiştir. Bu gelişme ve ilerleme beraberinde sağlık alanında çalışan insan yapısında da değişiklikler yaratmış ve tüm tıp meslekleri içinde daha fazla uzmanlaşma ihtiyacına yol açmıştır. Bu durum hekimler arasında daha fazla işbirliği yapma ihtiyacını doğurmuştur. İşbirliği, taraflar arasındaki hiyerarşiyi gösteren dikey işbirliği şeklinde olabileceği gibi, aralarında hiçbir şekilde hiyerarşik ilişki bulunmayan yatay işbirliği şeklinde de olabilmektedir. Danışım (konsültasyon) adını verilen işbirliği, yatay işbirliğine dahildir. Danışım farklı uzmanlık alanlarından birden fazla hekimin, hastaya beraber teşhis koyması veya tedavi etmesi anlamına gelmektedir. Bu çalışmada danışım kavramı, bunun nasıl yapılması gerektiği, bu aşamada ortaya çıkabilecek sorunlar ve bu sorunlardan kimin sorumlu olacağı incelenmiştir. Özellikle danışım sebebiyle yapılan bir tıbbi kötü uygulamadan dolayı hasta zarar görürse, bu zarardan müdavi hekimin mi yoksa danışılan (konsültan) hekimin mi sorumlu olacağı konusu ile müteselsil sorumluluk üzerinde durulmuştur.

DanışımDoktorlarGüven+4
Cengiz Bayram
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası ticarette elektronik bilgi sistemlerinin kullanımı ve sağladığı rekabet avantajı

Küreselleşme ile dünyada birçok alanda olduğu gibi ticarette de sınırlar önemsiz hale gelmiş ve dolayısıyla kıyasıya bir rekabet yaşanmaya başlamıştır. 1947 yılında GATT'ın kurulması ile gümrük tarifelerinin ve kotaların kaldırılması ticari engelleri azaltarak küresel ticareti daha da yaygınlaştırmıştır. Çeşitli sebeplerle uluslararası ticarette bulunan ülkeler ve örgütler, bu rekabet ortamında varlıklarını sürdürebilmek için farklı kaynaklardan faydalanmaktadırlar. Yaşanan sosyal, ekonomik ve teknolojik değişimler, küresel piyasalardaki ticari sistemi ve rekabet anlayışını da etkilemiştir. Dolayısıyla endüstri toplumundan bilgi toplumuna geçiş sonrasında rekabet avantajı sağlayan kaynakların değiştiği görülmektedir. Mevcut küresel piyasalarda var olabilmek bilginin stratejik olarak kullanılması ile yakından ilgilidir. Bilgiden verimli bir şekilde yararlanmayan örgütlerin başarılı olabilmesi mümkün değildir. Örgütlere karar süreçlerinde ve diğer tüm faaliyetlerinde destek sağlayan bilgi sistemleri işletmeler için vazgeçilmez bir unsurdur. İşletmelerde kullanılan elektronik bilgi sistemlerinin incelenerek küresel piyasalarda sağladığı rekabet avantajının ortaya çıkarılmasının amaçlandığı bu çalışmada literatür taraması yapılmıştır. Çalışmada elektronik bilgi sistemleri yerine bilgi sistemleri kavramı kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar, bilgi sistemleri sayesinde gerekli bilgilerin hızlı ve güvenilir bir şekilde elde edildiğini ve bunun da örgütlere çok önemli rekabet avantajları sağladığını göstermiştir.

BilgiBilgi sistemleriRekabet+3
Kürşat Yunus Aygen
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası ekonomik hukukun kurumsal yapısı ve temel kuramları

Günümüzde küreselleşmeyle beraber pek çok alanda önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Ortaya çıkan en büyük değişiklik ise ekonomi alanında yaşanmıştır. Ticari sınırların ortadan kalkması, ülkeler arasında finansal hareketliliğin artması bu konuda uluslar üstü bir takım hukuki düzenlemelerin yapılmasını zorunlu hale getirmiştir. Uluslararası ekonomi hukukunun konusunu oluşturan küresel düzeyli ekonomik ilişkiler küreselleşmeyle beraber yaygınlaşmıştır. Uluslararası Para Fonu, Dünya Ticaret Örgütü ve Dünya Bankası gibi tüm dünyada etkin olan kuruluşlar uluslararası ekonomik ilişkilerin düzenlenmesinde söz sahibidirler. Diğer taraftan bu kuruluşlara göre daha bölgesel düzeyli olan kuruluşlar da uluslararası ekonomik hukukun düzenleyicileri arasında yer almaktadır. Bu kapsamda, çalışmanın ilk bölümünde küreselleşme ve ekonomik küreselleşmenin boyutları incelenmiş ve uluslararası ekonomi hukukuna değinilmiştir. İkinci bölümde ise küresel düzeyli, uluslararası ekonomik hukukun düzenleyici kurumlarının oluşumları ve işleyişleri detaylandırılmıştır. Son bölümde ise yine uluslararası düzeyli ancak daha dar kapsamlı olan bölgesel kuruluşların yapıları incelenmiştir.

Ekonomi hukukuKurumsal yapıKüreselleşme+2
Muhammed Şamil Aygen
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Incoterms 2020'nin Incoterms 2010 ile farklarının incelenmesi

Bu çalışmamda Incoterms 2020'yi Incoterms 2010 dan ayıran yenilikler incelenmiştir. Incotermsin en güncel versiyonu olan incoterms 2020 ye ait teslim şekilleri ve getirilen yenilikler incelenmiştir. Öncelikle uluslararası teslim şekillerinin ortaya çıkmasına neden olan uluslararası ticaret kavramına ilişkin genel bilgilendirme yapılmıştır. Ardından Incoterms teriminin tanımı, amacı, tarihçesi, hukuki niteliği, kapsamındaki konular ve kapsamı dışında bırakılan konular açıklanmıştır. Bu bölümde Incoterms kurallarının uygulanabilme alanı ve sistematiği ile ilgili bilgiler verilmiştir. Bunun ardından ikinci bölümde tezimin ana konusunu oluşturan Incoterms 2020 deki teslim şekilleri açıklanmıştır. Bu teslim şekillerinin her biri için alıcı ve satıcının ayrı ayrı yükümlülükleri belirtilmiştir. Üçüncü bölümünde ise Incoterms 2020'yi Incoterms 2010 dan ayıran hem maddi hem de şekli düzenlemeler açıklanmıştır. Bunun yanı sıra Incoterms 2020 revizyonunun nedenleri açıklanmıştır.

Karşılaştırmalı analizUluslararası Ticaret OdasıUluslararası ticaret+1
Azra Betül Erik
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aksiyel ve perforator paternli flep pediküllerinin rotasyona dayanıklılıklarının karşılaştırılması; Cerrahi geciktirme yöntemi ile rotasyon arkının arttırabilirliğinin araştırılması

Flep pedikülünün rotasyona uğraması fleplerde önemli bir dolaşım yetmezliği sebebidir. Pedikül torsiyonu ameliyat sırasında kaza eseri olabileceği ya da teknik hatalardan kaynaklanabileceği gibi, flebin defekt alanına transferi sırasında bir zorunluluk gereği de olabilir ve böyle bir durumda flep vasküler dolaşımını tehlikeye atabilir.. Biz bu deneysel çalışmada ratlarda aksiyel paternli flep pedikülü ve perforator paternli flep pediküllerinin rotasyona dayanıklılığını karşılaştırmayı amaçladık. Çalışmanın ikinci kısmında ise bu rotasyon arkını arttırabilmede cerrahi geciktirme işleminin etkili olup olmadığını araştırdık. Çalışma için 120 adet erkek Wistar sıçan kullanıldı. 50 hayvanda 3x3 cm boyutlarında çift taraflı kasık flebi, yüzeyel inferior epigastrik damarlar üzerinden kaldırıldı. Sağ tarafdaki flep kaldırıldığı şekilde geri orijinal yerine dikildi ve tüm sıçanlarda kontrol grubu olarak kullanıldı. Bu 50 hayvan sol taraf kasık flebinde yapılan prosedüre göre 5 gruba ayrıldı. İlk grupdaki 10 hayvanın flebi kaldırıldıktan sonra saat yönünde 90 derece döndürülerek yerine geri dikildi. Grup II'deki 10 hayvanın flebi kaldırıldıktan sonra 180 derece döndürülerek yerine geri dikildi. Grup III'de flebe uygulanan rotasyon derecesi 270, grup IV'de 360, grup V'de 720 dereceydi. Diğer 50 hayvanda 3x3 cm boyutlarında çift taraflı posterior uyluk perforator flebi kaldırıldı. Sağ tarafdaki flep kaldırıldığı şekilde geri orijinal yerine dikildi ve tüm sıçanlarda kontrol grubu olarak kullanıldı. Bu 50 hayvan da sol taraf kasık flebinde yapılan prosedüre göre 5 gruba ayrıldı. İlk grupdaki 10 hayvanın flebi kaldırıldıktan sonra saat yönünde 90 derece döndürülerek yerine geri dikildi. Grup II'deki 10 hayvanın flebi kaldırıldıktan sonra 180 derece döndürülerek yerine geri dikildi. Grup III'de flebe uygulanan rotasyon derecesi 270, grup IV'de 360, grup V'de 720 dereceydi. Fleplerin kaldırılmasından 1 hafta sonra yaşayan deri alanı değerlendirildi ve yaşayan flebin total flep alanına yüzdesi kayıt edildi, her gruptan 3 sıçana mikroanjiografi uygulandı. Her grupdan 3 flep örneği histopatolojik inceleme ile ödem, konjesyon, inflamasyon ve iskemi açısından değerlendirildi. Bütün kontrol grupları hem aksiyel hem perforator grup da beklenildiği gibi sorunsuz yaşadı, bu gruplarda yaşayan flep oranı %100'dü. Aksiyal grupda grup I, II, III, IV'de çalışma grubu fleplerinden hiç birinde anlamlı nekroz gözlenmedi. Buna karşın perforator grupda grup I, II çalışma grubu fleplerinde anlamlı nekroz gözlenmezken, grup III'den başlayarak grup IV ve V'de değişen derecelerde nekroz gözlendi. İstatiksel olarak; perforator gruplarda hem daha erken rotasyon derecelerinde nekroz gözlenmeye başlarken hem de ortalama nekroz alanları aksiyel gruba göre daha fazlaydı. Histolojik ve mikroangiografik bulgular bunu destekler nitelikteydi. Çalışmanın ikinci bölümünde 20 adet rat rastgele 2 gruba bölündü. İlk grubda cerrahi geciktirme işleminin ardından 3x3 cm boyutlarında kasık flebi kaldırıldı. Pedikülü 720 derece rotasyona uğratıldıktan sonra yerine dikildi. İkinci grubda cerrahi geciktirme işleminin ardından 3x3 cm boyutlarında posterior uyluk perforator flebi kaldırıldı. Pedikülü 720 derece rotasyona uğratıldıktan sonra yerine dikildi. Pedikülü rotasyona uğramış fleplerde yaşayan deri adasında cerrahi geciktirme yöntemi ile artış sağlanmış olsa da bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Sonuç olarak; aksiyel pedikül paternine sahip fleplerin, perforator paterne sahip olanlara kıyasla rotasyonuna daha dayanıklı olduğunu ve cerrahi geciktirmenin flebin rotasyon arkını arttırmada etkin bir yöntem olmadığını saptadık.

Gamze Bektaş
Akdeniz University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meme küçültme hastalarında indosiyanin yeşili lenfanjiografi görüntüleme yöntemi ile ameliyat sonrası lenfatik yeniden yapılanmanın haritalandırılması

Meme kanseri, günümüzde en sık tanı konulan kanser türüdür ve kadınlarda kanser sebepli ölümlerin en önde gelen nedenidir. Meme kanseri metastazlarını genellikle lenfatik yollar ile yapar. Meme küçültme operasyonu, glandüler dokuların ve fazla cildin rezeksiyonu ile memenin yeniden şekillendirilmesi amaçlanan bir prosedürdür ve plastik cerrahi alanında en sık yapılan ameliyatlardan birisi olma özelliği taşımaktadır. Kadınlarda en sık görülen kanserin meme kanseri olması ve meme küçültme ameliyatının kadınlarda sık uygulanan prosedürlerden birisi olması sebebiyle, meme küçültme operasyonu olan hastaların ileriki yaşamları boyunca meme kanserine yakalanma ihtimalleri azımsanmamalıdır. Meme küçültme ameliyatı sonrası lenfatik yeniden yapılanma yoluyla metastaz yolaklarının farklılaşması söz konusu olabilir. Bu durum, meme küçültme hastalarında olası meme kanseri görülme durumunda tedavinin seyrini değiştirebilir. Akdeniz Üniversitesi Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi kliniğinde 01.01.2022 ve 01.01.2024 tarihleri arasında operasyonu gerçekleştirilmiş, akrabalarında meme kanseri öyküsü olan 12 meme küçültme hastası çalışmaya dahil edilmiştir. Altı hastada inferior pedikül tekniği, altı hastada süperomedial pedikül tekniğinin kullanıldığı vakalarda lenfatik sistemin incelenmesi amacıyla yapılan preoperatif, intraoperatif ve postoperatif ICG lenfanjiografi görüntüleri değerlendirilmiştir. Ameliyat sırasında lateral ve medial cilt fleplerine dahil edilen lenfatiklerin korunması için fleplerin uygun kalınlıkta kaldırılmasına özen gösterilmiş, intraoperatif ICG lenfanjiografi ile fleplerde yer alan lenfatikler görüntülenmiştir. Ameliyat sonrası lenfatik haritalama postoperatif 10 ila 18. Haftalar arasında yapılmıştır. ICG lenfanjiografi görüntülerinde lenfatik damarların ve akım paternlerinin tespit edilmesi sonrasında gözlenen lenfatik damarlar hasta cildi üzerinde çizimi yapılarak incelenmiş, elde edilen görüntüler bu çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. Hastaların postoperatif ICG lenfanjiografilerinde preoperatif görüntülerde mevcut olmayan, çoğunlukla üst dış kadran yerleşimli lenfatikler izlenmiştir. Ameliyat sonrası görüntülerde izlenilen bu lenfatiklerin lenfanjiogenez mekanizmasıyla oluştuğu düşünülmüş, ancak yeni oluştuğu gözlemlenen bu lenfatik yapıların hangi sebeple üst dış kadran yerleşimli olduğu konusunda net bir kanıya varılamamıştır. İnferior pedikül tekniği ile opere edilen 4 hasta ve süperomedial pedikül tekniği ile opere edilen 3 hastanın postoperatif ICG lenfanjiografi görüntülerinde, ameliyat öncesi görüntülerde mevcut olmayan sternal bölge yönelimli lenfatik yolaklar izlenmiştir. Lenfanjiogenez mekanizmasıyla oluştuğu kanısında olduğumuz sternal yönelimli bu lenfatik yolaklar, spekülatif olmakla birlikte, yüzeyel ve derin lenfatik ağ arasında daha önceden var olmayan bir bağlantı oluşturmuş ve internal mamaryan lenf nodlarına drene olacak şekilde yeniden yapılanmış olabilir. Bu çalışma meme küçültme hastalarında ameliyat sonrası lenfatik yeniden yapılanmanın ICG lenfanjiografi ile değerlendirildiği ilk çalışmadır. Çalışmamızda elde ettiğimiz verilerin, meme küçültme operasyon öyküsü olan meme kanseri hastalarının tanı, tedavi ve takip süreçlerine anlamlı katkı vereceği inancındayız. Anahtar Sözcükler: Meme küçültme, lenfanjiogenez, ICG lenfanjiografi, lenfatik sistem

Taylan Cihan Zöhre
Akdeniz University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Epidermolizis bülloza tanılı ve el bulguları ile takipli olan hastalarda uzun dönem fonksiyonel durum ve sağkalım oranlarının değerlendirilmesi

Epidermolizis Bülloza deri ve mukozal membranlarda artmış kırılganlık sonucu vücut genelinde farklı semptom ve bulgularla karşımıza çıkabilen nadir görülen genetik bir hastalıktır. Etkilenen bireylerin gündelik yaşamlarını kısıtlayan bu hastalığın kesin bir tedavisi olmayıp, tedavide temel amaç semptomların hafifletilerek etkilenen bireylerin yaşam kalitelerinin arttırılmasıdır. Epidermolizis büllozalı bireylerin el, el bileği ve parmaklarında görülebilen fleksiyon, ekstansiyon kontraktürleri, başparmakta addüksiyon kontraktürleri; vücut genelinde gündelik aktiviteler esnasında bile oluşabilen açık yaralar sonucunda hastalar gündelik aktiviteleri gerçekleştirmekten geri kalmaktadır. Bu durum ise hastaların hayat kalitesinde azalmaya neden olmaktadır. Yassı hücreli karsinom kronik yara zemininden gelişebilen, lenfatikler aracılı metastaz yapabilen kötü huylu bir deri kanseridir. Epidermolizis büllozalı bireylerin artmış deri ve mukozal kırılganlığa bağlı olarak vücutlarında sürekli olarak yaralar oluştuğu ve bu yaraların bazılarının kronik yaraya dönüştüğü göz önünde bulundurulduğunda; bu bireylerin Yassı hücreli karsinom açısından riskli grupta yer aldıkları görülmektedir. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinde 2008-2023 yılları arasında Epidermolizis Bülloza tanılı ve el bulguları nedeniyle ameliyat edilmiş toplamda 30 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalara ameliyat öncesinde EB-QoL ve Abilhand Kids anketleri uygulanmış ve tedavi sonrası yapılan kontrollerinde aynı anketler tekrarlanarak uygulanan tedavinin Epidermolizis Büllozalı bireylerin hayatları üzerindeki etkinliği değerlendirilmiştir. EB-QoL testinde ameliyat öncesine göre çalışmaya dahil edilen hastaların ameliyat sonrası ölçek toplamındaki ortalama 9,40±4,48 birimlik düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. (p=0,001; p<0,01). Hastaların ameliyat sonrası Eb-QoL ölçeği toplam puanı ile Abilhand-kids testi toplamından aldıkları puanlar arasında negatif yönlü %56'lık orta düzeydeki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (r=-0,560; p=0,001; p<0,01). Çalışmanın yürütüldüğü süre boyunca toplamda 5 Epidermolizis Bülloza tanılı hasta vücutlarının çeşitli bölgelerinde bulunan açık yaralara yapılan biyopsi sonucunda Yassı Hücreli Karsinom tanısı almış olup; bu hastalardan 2'si Yassı hücreli karsinom ilişkili komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Çalışmanın yürütüldüğü süre boyunca bahsedilen 2 hasta dışında Epidermolizis Bülloza ilişkili komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybeden başka hasta olmamıştır. Epidermolizis bülloza tedavisi olmayan nadir görülen genetik bir hastalıktır. Mevcut tedaviler hastaların semptomlarını gidermeye yöneliktir. EB'li bireyler sosyal hayattan izole yaşayan bireylerdir. Bu çalışma el bulguları ile takipli olan Epidermolizis Bülloza hastalarda ameliyatın hasta hayatı üzerine etkilerinin, uzun dönem el fonksiyonlarının ve sağ kalımlarının değerlendirildiği ülkemizde yapılan ilk çalışmadır. Bu çalışmamızdan elde ettiğimiz veriler doğrultusunda el bulguları olan EB'li bireylere yönelik uygulanan cerrahi tedavinin hastaların günlük aktiviteleri gerçekleştirme güçlükleri ve sosyal hayattan izolasyonları üzerine olumlu etkileri olduğunun inancındayız. Anahtar Sözcükler: Epidermolizis Bülloza, El Bulguları, kontraktür, Uzun Dönem Fonksiyonel Sonuç

Vedat Can İşler
Akdeniz University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yüz ve üst ekstremite allotransplant alicilarinda greft vaskülopatisinin yüksek çözünürlüklü ultrason ile değerlendirilmesi

Yüz ve Üst Ekstremite Allotransplant Alıcılarında Greft Vaskülopatisinin Yüksek Çözünürlüklü Ultrason ile Değerlendirilmesi Yüz ve üst ekstremite allotransplantasyonu sonrası greft kaybına yol açan kronik red, halen önemli bir endişe kaynağıdır. Kronik red, herhangi bir klinik belirti veya semptom olmadan da ortaya çıkabilir. Mevcut takip yöntemi, allogreft biyopsi örneklerinin histolojik analizine dayanmakta olup, bu yaklaşım hem invazivdir hem de pratik değildir. Önceki veriler, kronik reddin kol ve solid organ allogreftlerindeki damarların intima ve media kalınlıklarındaki değişikliklerle ilişkili olduğunu göstermektedir; ancak bu tür veriler yüz ve kol allotrasplantasyonu operasyonu için literatürde sınırlı sayıdadır. Buna göre yapılan bu çalışmada 3 üst ekstremite nakli hastasının, 2 yüz nakli hastasının, nakilden 4 ile 15 yıl sonrasında bilateral fasiyal, superfisiyel temporal, radial, ulnar, brachial, posterior tibial ve dorsalis pedis arterlerinin görüntüleri elde edilmiş ve damar çapları, intima-media kalınlığı, pik sistolik hız, rezistif indeks, pulsatil indeks, ve akselerasyon zamanı değerleri kaydedilmiştir. Nakil hastalarının hepsinde hafif-orta derecede rejeksiyon bulguları olmasına rağmen, yüksek çözünürlüklü ultrasonografi incelemelerinde greft damarlarında farklı parametrelerde farklı değişiklikler görülmüştür. Hastaların tüm bu greft damarları ilgili parametreler yönünden analiz edilip kontrol grubu ile karşılaştırıldığında sadece sol radyal arter ve sol brachial arter IMT değerlerinin kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak yüksek olduğu saptanmıştır. Aynı zamanda sağ brachial arterin akselerasyon zamanında istatiksel anlamlı bir azalma görülmüştür. Yüz nakillerinde IMT açısından sol fasiyal, sol superfisiyel temporal, sağ tibialis posterior ve sol dorsalis pedis arterlerinde istatiksel anlamlı farklılık elde edilmiştir. Buna göre sol fasial, sol temporal ve sağ tibialis posterior arterlerinde IMT değerlerinde artış; sol dorsalis pedis arterinde ise azalma görülmüştür. Pik sistolik hızı (PSV) bakımından tüm gruplar arasında sadece sol 98 fasial arterde azalma saptanmıştır. Buna göre elde edilen bu bulgular doku örneklemelerindeki rejeksiyon bulguları ile ilişkilendirilmiştir. Sonuç olarak, yapılan bu çalışma ile Yüksek Çözünürlüklü Ultrasonografi'nin nakil hastalarının takibinde, rejeksiyon değerlendirilmesinde ve erken tanısında değerli olabileceği gösterilmiştir. Ancak parametrelerde ve normal değer aralıklarında standardizasyon olmadığı için bu alanda daha büyük örneklem grupları ile yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.

Ramazan Furkan Akman
Akdeniz University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farklı doku komponentleri içeren yüz nakilleri sonrası lenfatik sistemin yeniden yapılanmasının araştırılması

Fonksiyonel bir lenfatik sistem vücut sıvısı homeostazını ve bağışıklık hücresi fonksiyonlarını sürdürmek için çok önemlidir. Bölgesel lenfatiklerin travmaları, kronik lenfödem, tekrarlayan enfeksiyon, fonksiyon kaybı ve yaşam kalitesinin düşmesine neden olmaktadır. Serbest flep ile yapılan rekonstrüksiyonlarda, ekstremite replantasyonları, ekstremite transplantasyonları veya yüz nakillerinde lenfatik sistemin direkt onarımının yapılmamasına rağmen dokularda ödem görülmemektedir. Bu gözlem lenfatik sistemin yeniden yapılanmasının yara iyileşmesi sırasında oluştuğu yönünde çıkarımlara yönlendirse de mekanizması ve hangi lenfatik yolları kullandığı tam anlaşılamamıştır. Lenfatik yapılardaki değişiklikler ve buna bağlı lenfodinamikler, donör ve alıcı doku etkileşiminin lenfatik sistemini anlamak açısından önemlidir. Lenfatik görüntülemedeki indosiyanin yeşili (ICG) lenfografi yöntemleri ile ilgili gelişmeler lenfatik taşınmanın daha iyi değerlendirilebilmesine izin verdi. Fakat günümüzde alıcı ve donör lenfatiklerin iletişimi ve fonksiyonel ve rejeneratif kapasiteleri hala tam olarak açıklanamamıştır. Bu çalışmanın amacı yüz rekonstrüksiyonunda lenfatik anastomoz yapılmaksızın, yüz nakilleri ve serbest flep ile rekonstrüksiyon sonrası oluşan lenfatik yeniden yapılanma ve rejenerasyonu incelemektir. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi kliniğinde 01.01.2012 ve 01.01.2022 tarihleri arası operasyonu gerçekleştirilmiş yüz nakli hastaları çalışmaya dahil edilmiştir. Bu hastalarda lenfatik sistemin incelenmesi amacıyla yapılan ICG lenfografi görüntüleri değerlendirilmiştir. Kontrol grubu olarak supraklavikuler serbest flep ile yüz rekonstrüksiyonu yapılan hastalarda ve flep ile rekonstrüksiyon yapılmamış maksillofasiyal fraktürü olan hastalarda yapılmış olan ICG lenfografi görüntüleri kullanılmıştır. Yüz bölgesinde yapılan ICG lenfografi, üretici önerileri uyarınca ve güncel literatüre uygun olarak 0.2 mL ICG solüsyonu (0.5 mg ICG) subkutan olarak midpupiller hatta bilateral supraorbital alan, infraorbital alan, oral komissur ve mental alan olmak üzere yüzün 8 belirleyici lokasyonuna enjekte edilerek gerçekleştirilmiştir. Elde edilen görüntüler bu çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. ICG lenfografi görüntüleri transient fazda lineer ve retiküler olarak değerlendirilmiş, plato fazında ise lineer, splash, stardust ve diffüz patern olarak değerlendirilmiştir. 3 saatlik ICG lenfografinin tamamlanması sonrası, izlenen paternlerin hasta cildi üzerinde çizimi yapılarak incelenmiştir. Yüz nakli hastalarında lenfödem gözlenmedi veya az olarak değerlendirildi, ICG lenfografide çoğunlukla lineer patern izlendi, yüzeyel lenfatiklerde artış gözlendi. Alıcı ve donör dokuları arasında multiple lenfatik bağlantıların olduğu gözlendi, servikal lenf nodlarında ICG görüldü. Supraklavikular flep ile rekonstrüksiyon yapılan hastalardan birisinde az lenfödem görülürken, diğer hastada orta derecede lenfödem görüldü, ICG lenfografide her iki hastada stardust patern izlenmiş olmasına rağmen, bu hasta grubunda da alıcı ve donör dokuları arasında multiple lenfatik bağlantılar olduğu gözlendi ve servikal lenf nodlarında ICG görüldü. Lenfatik anastomoz yapılmamasına rağmen yüz nakli ve supraklavikular flep ile yüz rekonstrüksiyonu yapılan hastalarda spontan lenfatik bağlantıların oluştuğu gösterildi.

Cerrahi fleplerDoku nakliLenfatik sistem+7
Mehmet Bilgehan Sarı
Akdeniz University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Canlı vericili karaciğer nakillerinde hepatik arter anastomozlarında mikrocerrahi yöntem ile mikrocerrahisiz yöntemlerin karşılaştırılması

Transplante edilecek karaciğer lobu canlı vericiden alınınca transplantın küçük lümenli arter çapından dolayı alıcıda ilgili artere anastomozu özel mikrocerrahi teknik ve ekipmana ihtiyaç göstermektedir. Bu çalışmanın amacı, hastanemizde yapılan CVKN (canlı vericili karaciğer nakli) HA (hepatik arter) anastomozlarını, mikrocerrahisiz ve mikrocerrahi yöntem yardımıyla gerçekleştirilenler olarak iki gruba ayırmak ve her iki grubu anastomoz sonrası günlere göre laboratuar bulguları ve mortalite oranları yönünden retrospektif olarak değerlendirerek greft ve hasta surveyini arttırmak için mikrocerrahinin etkinliğinin belirlenmesidir. Deney gurubundaki tüm hastalarda mikrocerrahi yöntem ile mikrovasküler anostomoz tekniği kullanılmıştır. Alıcı ve verici damar çapı farklılığında ise mikrocerrahi yöntem olarak Ömer Özkan'ın open guide sütür tekniği adı verilen bir mikrovasküler anastomoz tekniği kullanılmıştır. Çalışmamızda 2014-2015 yılları arasındaki mikrocerrahisiz yöntem yardımıyla (kontrol grubu) ve 2015-2017 yılları arasındaki mikrocerrahi yöntem yardımıyla (deney grubu) ile HA anostomoz yapılmış hastaların laboratuar değerleri ve surveyleri retrospektiv analiz edilerek karşılaştırıldı. Deney grubundaki mortalite oranlarının (%10) kontrol grubundakilere (%25) göre anlamlı derecede daha düşük olduğu kaydedilmiştir (p<0,05). Kontrol grubunda 2 hastada HAT (hepatik arter trombozu) gelişmiştir; deney grubunda hiç bir hastada HAT gelişmemiştir. KCFT karşılaştırılmasında iki grup arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Karaciğer transplantasyonunun başarısı, grefte yeterli kan akımına yani HA anaostomoz başarısına bağlıdır. Sütürün nereden geçtiğinden emin olunabildiği ve küçük çaplı arter anostomozlarında damar lümeni daha net görülebildiği için mikrocerrahi tekniklerin anastomoz başarısıyla doğrudan ilgili olduğu açıktır. Mikrocerrahisiz yöntem grubunda mortalite oranlarının daha yüksek olduğu ve mikrocerrahili yöntem grubunda uygulanan yöntemin mortalite açısından daha başarılı olduğu söylenebilir. Güvenli ve güvenilir bir arteriyel anastomoz için birikmiş deneyime dayanan iyi mikrocerrahi teknikleri CVKN'de olmazsa olmazıdır.

Anastomoz-cerrahiHepatik arterKaraciğer hastalıkları+6
Adıl Jumshudov
Akdeniz University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alt ekstremite yumuşak doku defektlerinin rekonstrüksiyonunda kullanılan serbest fasyokutan çapraz bacak flebi ile serbest fasyokutan konvansiyonel fleplerin nörosensöriyel ve klinik karşılaştırılması

Rekonstrüktif cerrahide amaçlardan biri, vücudun defektli bölgesinde onarım yapılan alanda defekt oluşmadan önceki hale getirme işlemi olarak görülmektedir. Alt ekstremite geniş defektlerinde hastanın uzuvlarını kaybetmemesi açısından uygulanan serbest fleplerin yeri önemlidir. Bunun için de onarım yapılan alanda uygun alıcı damar bulunmalıdır. Eğer uygun alıcı damar bulunmuyorsa karşı sağlam bacağın damarları kullanılarak onarım yapılabilmektedir. Alt ekstremite defektlerinde tam bir onarımdan bahsedebilmek için o bölgenin duyusal açıdan da işlevi olması önem arz etmektedir. Vücutta ağız bölgesi, meme dokusu, ayak tabanı gibi alanlar duyunun daha önemli olduğu alanlardır. Biz bu çalışmada serbest fasyokutan konvansiyonel fleplerle serbest fasyokutan çapraz bacak fleplerini nörosensöriyel ve klinik açıdan karşılaştırdık. Kasım 2018 – Aralık 2018 tarihlerinde polikliniğimize başvuru yapan daha önce alt ekstremite defekti nedeniyle fasyokutan özellikli sinir onarımı yapılmayan konvansiyonel serbest flepler ile defektli alt ekstremitede alıcı damar sorunu nedeniyle karşı bacağın damarlarının geçici olarak kullanıldığı fasyokutan özellikli serbest çapraz bacak flebi yapılan hastalar karşılaştırıldı. Toplamda 24 hastanın 12' si ( 2 kadın, 10 erkek) serbest konvansiyonel fleple onarım yapılan hastalardan, geri kalan 12' si (2 kadın, 10 erkek) serbest çapraz bacak flebi ile onarım yapılan hastalar olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların yaşları 18 ile 70 arasında yer almakta olup hastaların takip süresi 12-86 ay arasında değişmekteydi. Tüm hastaların defektleri alt ekstremitede olup serbest flep yöntemi ile opere edilen hastalardır. Bu hastaların hiçbirinde sinir onarımı yapılmamıştır. Tüm hastalarda kullanılan flep çeşidi aynı olup fasyokutan karakterde anterolateral uyluk flebi (ALT) kullanılan hastalar çalışmaya alınmıştır. Bu hastalara hafif dokunma, sıcak-soğuk ayrımı, ağrılı uyaran verme, Semmes Weinstein monofilaman testi ile duyu testi ve akıllı telefona entegre termal kamera ile flep bölgelerinin sıcaklıkları karşılaştırıldı. Yapılan değerlendirmelerde hafif dokunma duyusunun tüm hastalarda flep periferal bölgelerinde santral bölgeye göre daha iyi olduğu gözlendi. Hafif dokunma duyusunun çapraz bacak flebi uygulanan grupta konvansiyonel flep hastalarına göre flep üst kısmında, medial kısmında ve lateral kısmında daha iyi olduğu gözlendi. Fleplerin alt kısmında ve santral bölgelerinde anlamlı fark gözlenmedi. Semmes Weinstein testi ile yapılan değerlendirmede tüm hastalarda donör bölgelerde flep bölgesine göre dokunma duyu hassasiyetinin daha iyi olduğu gözlendi. Bu testte serbest çapraz bacak flebi yapılan olgularda serbest konvansiyonel flep yapılan olgulara göre fleplerin üst kısmı, medial kısmı, alt kısmı ve santral kısmının dokunma duyu hassasiyetinin daha iyi olduğu gözlenirken lateral kısımlarda anlamlı fark gözlenmedi. Termal kamera ile flep dokusu sıcaklık ölçümünde her iki grupta anlamlı fark gözlenmedi. Sonuç olarak alt ekstremite defektlerinde serbest fleple onarım yapılan hastalarda aksonal filizlenme ile flep dokusunun periferde daha çok rejenere olduğu, serbest fasyokutan çapraz bacak fleplerinde ise serbest konvansiyonel fleple onarıma göre duyunun daha iyi olduğu sonucuna ulaştık.

Alt ekstremiteCerrahi fleplerCerrahi-plastik+3
Hasan Tuna Türkmen
Akdeniz University
2019
00

Other supervisors