Theses supervised by Prof. Dr. Özcan Yağcı
14 theses · Başkent University
Ankara'daki butik otellerin pandemi sonrası değişen talep yapısı
Tez çalışması kapsamında Covid-19 sürecine bağlı olarak değişen hizmet sunumları ve talep yapısı Ankara'daki butik oteller üzerinden incelenmiştir. Hizmet sektörünün dış çevreyle ilişkisi göz önünde bulundurularak; ekonomik potansiyeli ve içinde bulunduğu pazarın büyüklüğü dahilinde turizm hizmetinin yaşadığı ve yaşayabileceği olası değişimler gözlemlenmeye çalışılmıştır. Çalışmalarda güncel olarak bahsedilen turizm hizmetindeki yeni dönem uyarlamaları araştırmanın yöntemi kapsamında incelenmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden biri olarak kabul edilen yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılmıştır. Yüz yüze mülakat doğrultusunda Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onaylı sertifikaları bulunan butik otellerin işletme müdürleri ile görüşülmüştür. Görüşmelerde araştırmanın amacına yönelik sorular yöneltilerek sektöre katkı sağlaması beklenen yanıtlar aranmıştır. Literatür taraması ve yüz yüze mülakat ile elde edilen bilgiler kapsamında bundan sonraki çalışmalara örnek olması beklenen öneriler sunulmuştur.
Sağlık haberciliğinde uzmanlaşma ve meslek etiği bağlamında haberlerin çerçevelenmesi: Türkiye'de organ bağışı ve organ nakli haberleri (1975-2022)
Öne çıkardığı konular ile kamuoyunun ve siyasetin gündemini belirleyen medya, insanların ne konuşacağının ötesine geçerek nasıl düşüneceğine de karar vermektedir. Günlük yaşamlarının önemli bir kısmında etkileşimde bulunduğu medyadan edindiği haber ve bilgiler nedeniyle insanların sağlıkla ilgili bilişleri ve dolayısıyla tutum ve davranışları etkilenmektedir. Tez araştırması, doğru sağlık davranışına yönlendirmeye ilişkin medyanın sorumluluğu kapsamında sağlık konularında farkındalık oluşturulması, yanlış ya da eksik bilgilerin düzeltilmesi gibi sağlık konulu haberlerin ne şekilde ve nasıl sunulduğuna odaklanmaktadır. Organ bağışı için farkındalığın artırılmasında, insanları etkileme gücü olan medyanın rolü olduğu ve sorumluluk alması gerektiği, siyasetten sivil toplum kuruluşlarına ve kanaat önderlerine kadar geniş bir çevre tarafından ifade edilmektedir. Dönemsel kıyaslama yapabilmek ve sağlık haberlerinin tarihsel süreçteki gelişimini görebilmek amacıyla Hürriyet gazetesinin Kasım 1975'ten Ocak 2023'e kadar olan nüshaları, Devlet Kütüphanesi arşivinde taranmış "organ bağışı ve organ nakli" ile ilgili haberler, uzmanlaşma, meslek etiği ve çerçeveleme kuramı kapsamında analiz edilmiştir. Yayınlanan sağlık haberlerinin sunuş biçimlerini, metinlerin anlamlarını, olası etkilerini anlamak için nicel ve nitel içerik analizi yöntemlerinin bir kombinasyonu olarak, analizlerin birbirini tamamlayıcı ve geliştirici olması sağlanarak karma bir içerik analizi yöntemi uygulanmıştır. Sonuç olarak, 1991 yılından itibaren sağlık haberciliğinde uzmanlaşma ve örgütlenme çalışmaları kapsamında önemli adımlar atılmasına rağmen, uzmanlığa yönelik gelişmelerin 1975-1990 dönemi ile kıyaslandığında, haberlere yansımadığı görülmektedir. Organ bağışı ve organ nakli konulu sağlık haberlerinin çoğunlukla haber ajansları tarafından üretildiği, uzman görüşlerine az yer verildiği, 1991 yılından sonra da çoğunlukla insan hikâyelerinin işlendiği, haber başlığı ve görsellerin haber içeriğine uyum oranının düşük seviyelerde olduğu, tıp ve sağlık haberciliğine yönelik etik ilkelere özen gösterilmediği, özellikle 2011 sonrası yapılan haberlerde duygusal öykülemeye daha çok yönelindiği ve günümüzde hala kimlik kullanımı ve görsel ihlallerin sürdüğü tespit edilmiştir. Organ bağışı ve nakline yönelik sağlık haberlerinin çerçevelerinin episodik olarak sunulduğu, bilgi verme ve toplumun farkındalığını artırmanın amaçlanmadığı, duygusal içeriği fazla dramatik bir anlatımın kullanıldığı, haberlerin daha çok kişiselleştirildiği bir çerçeveleme anlayışının mevcut olduğu görülmektedir. Yayınlanan sağlık haberleri aracılığıyla gündem oluşturarak toplumu etkileme gücü nedeniyle, sağlık haberlerinin üretiminde uzmanlaşılması, sağlık haberlerini kaleme alanların sağlık ve tıp ile ilgili meslek etik ilkelerine uyması, haberlerin çerçevelemesinin özenle yapılması önerilmektedir.
Çocuk hakları ihlalinin sinemada temsili ve Capharnaüm üzerine bir okuma
Tüm dünya çocuklarının doğumdan itibaren sahip olduğu yaşama, barınma, sağlık ve eğitim hakları öncelikli olmak üzere, sosyal ve kültürel etkinliklerden pay alması, hiçbir şekilde ruhen ve bedenen incitilmeyip kötüye kullanılmaması durumu "çocuk hakları" olarak kabul edilmektedir. Dünyada her gün çocukların sahip olması gereken bu haklar çeşitli şekilde kısıtlanmakta veya hiç verilmemektedir. Geçmişten bugüne çocuk ailede üzerine hüküm verilen ve korunması gereken bir varlık olarak nesne konumundan öteye gidememiştir. Çocukların da büyükler gibi bir birey olarak kabul edildiği dolayısıyla onların da her türlü hakka sahip olduğu fikri uluslararası sözleşmelerle tespit edilmesi uzun sürmüştür. Bu sözleşmelerin en önemlisi 1989 yılında hayata geçirilen Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesidir. Çocuğun yüksek yararı üzerine tasarlanan bu sözleşme dünyada da en çok imzalanan sözleşme niteliğini taşımaktadır. Ancak farklı devlet politikaları ve çıkarları, ekonomik sıkıntılar ve istikrarsızlıklar ve yüzyıllardır var olan gelenekler sebebiyle uluslararası antlaşmaların olması gerektiği şekilde uygulanmasına imkan vermeyip aporetik bir konuma sokmaktadır. Hukukun ve uluslararası bildirgelerin işlevselliğinin kangren edildiği bu gibi durumlarda sanat hak ihlallerini yansıtma, toplumları harekete geçirme ve sorunları iyileştirme gücüne sahiptir. Fotoğraf ve sinemanın hayatımıza girmesiyle XX. Yüzyılın başından itibaren çocuk hak ihlalleri gerek bir fotoğraf karesinde gerekse de beyaz perdede yer bulur. Fotoğraf ve sinemanın çok etkili olduğu bu görsel dünyada her iki sanat dalı da başta uluslararası sivil toplum örgütleri olmak üzere sanatçılar tarafından hak ihlallerini yansıtıp farkındalık artırmanın yanı sıra yapılan olumlu çabaları da göstermek adına kullanılmaktadır. Bunlardan biri de araştırmanın temel nesnesi olan Lübnanlı yönetmen Nadine Labaki'nin 2018 yılında Uluslararası Cannes Film Festivali'nde jüri özel ödülüne layık görüldüğü Capharnaüm filmidir. Bu çalışmada ilk olarak farklı tarihi dönemlerde çocuk ve çocukluk kavramlarının ne şekilde ele alındığına değindikten sonra geniş bir biçimde uluslararası sözleşmeler ile yapılan çalışmalar ve hak ihlallerini iyileştirme çabalarına yer verilmiştir. Hukukun ve sözleşmelerin yetersiz kaldığı ortamlarda fotoğraf ve sinemanın farkındalık yaratmak adına ne kadar önemli bir araç olduğu; son bölümde de Capharnaüm filminin sinematografik, sosyolojik ve söylem analizleri ile sözleşmelerin işlevsizliği üç farklı perspektifte sunularak nasıl bir farkındalık yarattığına değinilmiştir.
Avrupa Birliği fonlu projelerin iletişim stratejileri: Değerlendirmeler, analizler ve öneriler
AKAY GEZEN, GAYE Avrupa Birliği Fonlu Projelerin İletişim Stratejileri: Değerlendirmeler, Analizler ve Öneriler. Başkent Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Radyo, Televizyon ve Sinema Doktora Programı, 2024. Suriye'de yaşanan iç savaş sonrasında milyonlarca Suriyeli ülkelerinden kaçmak zorunda kalmış, sınırlarına en yakın olan Türkiye ye Türkiye'den de Avrupa Birliğine göç etmek istemişlerdir. Avrupa Birliği Türkiye üzerinden gerçekleşen göç akışını yavaşlatmak ve etkilerini azaltabilmek için Türkiye ile göç mutabakatı imzalamıştır. İmzalanan mutabakat çerçevesinde Türkiye'deki Mültecilere yönelik Mali Yardım Programı (FRIT) başlatılmış ve Avrupa Birliği fon kaynaklarını Türkiye'deki kurumlara projeler karşılığında aktarmıştır. Söz konusu kurumlardan biri de Suriyelilerin topluma olan entegrasyonunda önemli rollerden birine sahip olan Millî Eğitim Bakanlığıdır. Millî Eğitim Bakanlığı uyguladığı projelerle daha fazla Suriyeliyi eğitime dahil etmek ve katılımı artırabilmek amacıyla literatürde halkla ilişkiler ile benzer anlamda kullanılan stratejik iletişim çalışmaları yürütmektedir. Bu araştırmada bakanlık tarafından 2016-2021 yılları arasında uygulanmış yaygınlığı açısından en geniş çaplı ve büyük bütçeli üç FRIT fonlu proje örnek vaka olarak seçilmiş ve seçilen projelerin iletişim çalışmaları stratejik iletişim değerlendirme modellerinden olan Piramit Değerlendirme Modelinin kriterlerine göre değerlendirilmiştir. Modelin kriterleri ise araştırmanın sorularını oluşturmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde Suriye'den Türkiye'ye yaşanan göç süreci, ülkemizde bulunan Suriyelilerin demografik bilgileri, Suriyelilerin hem eğitim hem de diğer alanlarda karşılaştıkları sorunlar, söz konusu sorunları çözebilmek adına Türkiye devleti ve Avrupa Birliği tarafından yapılan çalışmalar, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye sağladığı FRIT isimli fon programı ve Millî Eğitim Bakanlığının FRIT Fonu ile uyguladığı projeler ile örnek vaka olarak seçilmiş üç projenin detayları aktarılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise stratejik iletişim kavramı, stratejik iletişim yönetim sürecini oluşturan aşamalar ve stratejik iletişimi değerlendirebilmek için kullanılan modeller anlatılmış; üçüncü bölümde araştırmanın amacı ve soruları, önemi, ön kabulleri, sınırlılıkları ve yöntemi aktarılmıştır. Piramit Model'in kriterlerini değerlendirebilmek için birden çok veri toplama metodu bulunmaktadır ancak bu araştırmada modelin önerdiği veri toplama yöntemlerinden olan görüşmeler ile veriler toplanmıştır. Söz konusu görüşmeler ise projelerinin uygulayıcısı konumundaki kurumların (Millî Eğitim Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, Concern World Wide Uluslararası Sivil Toplum Örgütü) yetkilileri, FRIT fonlu eğitim projelerinde çalışmış iletişim-tanıtım uzmanları ve alana yönelik çalışmalar yapan akademisyenlerle gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler daha sonra betimsel analiz yöntemi ile kategorize edilmiş ve ortaya çıkan bulgular literatür ile karşılaştırılarak tartışılmıştır. Çalışmanın sonuç bölümünde ise araştırmanın sorularına karşılık verilen sonuçlar ortaya konulmuş ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Stratejik İletişim, Piramit Değerlendirme Modeli, Millî Eğitim Bakanlığı, Türkiye'deki Mülteciler İçin AB Yardım Programı, Proje
Televizyon dizilerinde etnisitenin komedi unsuru olarak kullanılması: Romanlar örneği
Türkiye televizyonlarında 2000'lerden sonra yerli kurmaca televizyon dizileri hızla artmıştır. Genellikle haftalık olarak yayınlanan bu diziler, televizyonların en çok izlenen saat dilimi olan prime-time kuşağında yer almışlardır. 2000'lerin ilk yarısında 20:00 ve 22:00 olmak üzere iki parçaya ayrılan prime-time'da ard arda iki yerli dizi gösterilmeye başlanılmıştır. Ancak 2024 yılı itibari ile yüksek izlenme oranları ve kanalların gelirinin büyük bir kısmını oluşturan prime-time'daki reklam kuşaklarının da etkisiyle yerli dizilerin süreleri giderek uzamış ve 20:00 ile 24:00 arasındaki tüm yayın kuşağı tek bir diziye ayrılmıştır. Bu çerçevede özellikle yüksek izlenme oranlarına sahip diziler göz önünde bulundurulduğunda, bu dizilerdeki temsillerin izlerkitle üzerinde güçlü bir etkiye sahip olduğu birçok araştırmada ortaya konulmuştur. Bu çalışmada televizyondaki temsillerin bu etkileri göz önünde bulundurularak etnik köken üzerinden gerçekleştirilen komedi anlatıları araştırılmıştır. Türkiye'de birçok farklı etnik kökenden insan yaşamaktadır. Televizyon dizilerinde de farklı etnik kökenlerden birçok karakter yer almaktadır. Bu araştırma Roman etnisitesi üzerinden gerçekleştirilmiştir. Ana akım televizyon dizilerinde Roman etnisitesinin komedi unsuru olarak kullanılması onlara yönelik ötekileştirmeye sebep olmakta mıdır ve toplumda varolan önyargı ve kalıpyargıları ne ölçüde pekiştirmektedir sorusundan yola çıkılmıştır. Romanlar Türkiye nüfusu içerisinde önemli bir yere sahiptirler. Roman karakterlerin hikayelerini anlatan, 2000'lerden bu yana beş tane ana akım televizyon dizisi bulunmaktadır. "Cennet Mahallesi", "Görgüsüzler", "Gönülçelen", "Roman Havası" ve "Üç Kuruş" dizileri aynı zamanda bu çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Nitel içerik analizi yöntemiyle incelenen dizilerde kategoriler, tüm bölümler izlendikten sonra oluşturulmuştur. Etnik köken çerçevesinden yapılan temsiller ayrımcılığa sebep olabilmektedir. Özellikle komedi sahneleri beklenenden daha fazla ayrımcı unsur ve diyaloglar içerebilir. Komedi türünün kendisinin de komik olana yönelik ötekileştirme ve saldırganlık taşıyabildiği göz önünde bulundurulduğunda bu araştırmada örneklemde yer alan dizilerin hepsinde Romanlara i yönelik etnik ayrımcılık taşıyabilecek bulgular saptanmıştır. Türkiye'de Romanlara yönelik kalıpyargı ve önyargıların olduğu konu ile ilgili gerçekleştirilen saha araştırmalarında da ortaya konmuştur. Özellikle etnik ayrımcılığa sebep olabilecek anlatılar, dizilerin izlerkitle üzerindeki etkisi de göz önünde bulundurulduğunda bu önyargıları ve kalıpyargıları yeniden üretebilir ve pekiştirebilir. Bunun sonucu olarak da Romanlara yönelik düşünce, tutum ve davranışlarda bireylerin ayrımcılık yapmasına sebep olabilir. Anahtar kelimeler; Televizyon dizileri, Romanlar, Temsil, Komedi, Etnik Ayrımcılık
Sosyal medya ve çocuğun cinsel istismarı; Ankara örneği
Çocuğun cinsel istismarı, sadece ülkemizde değil dünya genelinde yaşanan ve uluslararası çözüm getirilmesi gereken bir problemdir. Yeni medya teknolojileri ile çeşitlenerek artan sosyal medya uygulamalarının bu istismarın gerçekleşmesine kapı araladığı ve cinsel istismar olaylarını artırdığı düşünülmektedir. Bu çalışmada sosyal medya uygulamalarının çocuğun cinsel istismarı olaylarında nasıl bir rol aldığı, bu suçun işlenmesinde etkin olup olmadığı, hangi yaş gruplarının daha çok mağduriyet yaşadığı, kimlerin şüpheli konumunda olduğu, aile içi ilişkilerin önemi, bu suçun nasıl seyrettiği gibi sorulara cevaplar aranmıştır. Bu çalışmada, görev alanı Ankara'da olan bir Cumhuriyet Başsavcılığı'nda mevcut 2014-2023 yılları arasındaki on yıla ait Çocuğun Cinsel İstismarı olaylarına ilişkin 1257 adet dosya incelenerek 1078 adet dosya araştırma kapsamına dâhil edilmiş ve elde edilen bulgular ki-kare bağımsızlık testi analizi kullanılarak yorumlanmıştır. Ayrıca incelenen dosyalara ilişkin bulguları güçlendirmek amacıyla, oluşturulan kategoriler ile orantılı yarı yapılandırılmış sorular hazırlanarak alanlarında uzman 6 kişi ile derinlemesine görüşmeler yapılmış, elde edilen bulgular betimsel analiz tekniği ile yorumlanmıştır. Bu çalışma ile sosyal medya uygulamalarını kullanırken karşımıza çıkabilecek tehlikelere karşı önlem almak, yetişkinlere oranla daha kırılgan ve hassas olan çocuklara verilmesi gereken medya okuryazarlığı eğitiminin önemini açıklamak, dijital ortamlarda çocuk bireyleri bekleyen istismar çeşitlerine karşı ailelerin farkındalığını artırmak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya, Çocuğun Cinsel İstismarı, Dijital Şiddet, Medya Okur Yazarlığı, İletişim Kuramları
Sosyal medyada dezenformasyon: Yaşlı bireyler üzerinden bir araştırma "Facebook örneği"
GÖNCÜ, Ebru. Sosyal Medyada Dezenformasyon: Yaşlı Bireyler Üzerinden Bir Araştırma "Facebook Örneği". Başkent Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Radyo Televizyon ve Sinema Anabilim Dalı Radyo Televizyon ve Sinema Doktora Programı, 2025. Sosyal medyanın, herkesi bir haber kaynağı üreticisi haline getirmesi ve sosyal medya platformlarının bilgi paylaşımında bir araç olarak kullanılarak, haber iletilerinin saniyeler içinde dünyanın dört bir yanına ulaştırması, haber alma veya kamuoyu oluşturma sürecindeki önemli etkileri arasında gösterilmektedir. Sosyal medya platformlarının kontrolsüz doğası ise, yalan/yanlış bilgi yayılımına, teyit edilmeyen haber iletilerinin bireyler tarafından doğruymuş gibi algılanmasını sağlayarak sosyal medya dezenformasyonunun oluşumuna zemin hazırlamaktadır. Tez araştırması, yaşlı bireylerin en çok kullandığı ve günümüzde de, dünyada en çok tercih edilen sosyal medya kanalı facebook platformunda sunulan haber iletilerine yönelik dezenformasyon farkındalıklarının demografik özelliklere göre nasıl değerlendirildiğine odaklanmaktadır. Çalışma, 65 yaş üstü akademisyen ve akademisyen olmayan iki grup üzerinden incelenerek, yaklaşımları nitel araştırma yöntemlerinden söylem analizi uygulanarak ortaya konmuştur. Ayrıca facebook 'un Türkiye'deki haber doğrulama programının tek temsilcisi teyit.org da kategorilere ayrılan görsel haber iletileri de, bilgi türlerine göre sınıflandırılarak yaşlı bireylerin dezenformatik farkındalıkları betimsel analiz ile ele alınmıştır. Yaşlılık kuramlarından sürdürülebilirlik kuramıyla temellendirilen araştırma, hem dünya genelinde hem de Türkiye'de de meydana gelen değişkenlerin haber iletilerine yansımaları göz önünde bulundurularak 1 Ocak 2020 ile 31 Aralık 2022 tarihleri ile sınırlandırılmıştır. Araştırma sonucunda, akademisyen ve akademisyen olmayan yaşlı bireylerin, yalan veya yanlış haber farkındalıkları analiz edildiğinde, bu iletilerin manipülatif veya çıkar amaçlı yapıldığı düşüncesinin her iki grupta da daha fazla hâkim olduğu saptanmıştır. Facebook platformunda yaşlı bireylerin daha çok güncel haber iletileri takip etme, iletişim kurma, bilgi edinme veya serbest zaman geçirme amacıyla kullandığı görülmüştür. Sosyal medyanın 65 yaş üstü bireylerin yaşam rutinlerini korumalarına ve sosyal çevrelerine süreklilik sağlamalarına katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal medya dezenformasyonundan korunmada, akademisyen olmayan yaşlı bireylerin site güvenirliliğine, kişisel yeterliliklerine göre haber iletilerini değerlendirdikleri belirlenmiştir. Akademisyen yaşlıların ise, kurum/ kişi bağlantısı farkındalıkları, entelektüel düşünme ile sorgulayıcı tutumlarının, algı ve farkındalık oluşturmada "eğitim" seviyelerinin belirleyici olduğu görülmüştür. Facebook görsellerine ait iletilerde yer alan eklemeler, eksiklikler veya başlık içerik farklılıklarından kaynaklanan dezenformatik bilgilerin, yaşlı bireylerin demografik değişkenliklerine göre, haber iletilerini "farklı algılama" potansiyeli olabileceği tespit edilmiştir. Sosyal medya dezenformasyonunun önlenmesinde, yaşlı bireylerin haber iletilerinin kaynağına gitmeyi öğrenmesi, doğrulama platformlarını kullanmaları ve içerik farkındalıkları oluşturabilmeleri için sosyal medya okuryazarlığı ile eleştirel medya okuryazarlığı becerileri kazanarak yaşam pratikleri içerisinde, bu işlevleri uygulamaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya, Sosyal Medyada Dezenformasyon, Doğruluk Kontrolü, Sosyal Medya Okuryazarlığı, Yaşlılık, Sürdürülebilirlik Kuramı
Bir sosyal medya aracı olan Instagramda benlik inşası
Bireylerin yüz yüze inşa ettiği benlik sunumları günümüzde ivme kazanan teknolojik gelişmeler çerçevesinde kapsam değiştirmiş ve sosyal ağların ortaya çıkışı ile birlikte daha da önem kazanmıştır. Sosyal ağların sağladığı olanaklarla kişiler kendilerini başkalarına gösterme veyahut sunma imkânı bulurken aynı zamanda kendi içeriklerini de üretir hale gelmiştir. Bu üretilen içerikler ekseninde kendi benliklerini yeniden inşa eden kullanıcıların diğer kullanıcılara karşı neredeyse mükemmel benlikler sunma eğiliminde olduğu varsayılmaktadır. Dolayısıyla sosyal medya platformlarında benlik inşası önem kazanmaktadır. Bu çalışma, Türkiye'de instagram kullanıcılarının instagram ve instagramda benlik inşası kavramına ilişkin görüş ve davranışlarını irdelemeyi amaçlarken aynı zamanda 18 yaş ve üstü nüfusun instagram kullanımı ve benlik ile ilgili görüşlerini belirlemeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda instagramda benlik inşası, Goffman'ın benlik sunamı kuramı ve benlik sunumuyla ilgili diğer önemli kavramlar bağlamında ele alınmıştır. Araştırma betimsel düzeyde bir tarama çalışması niteliğinde olup ihtiyaç duyulan verileri toplamak amacıyla bireylere 22 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Araştırma sonunda elde edilen bulgulara göre instagram kullanıcısına günlük hayattaki benliklerinin yerine geçebilecek idealleştirdikleri yeni bir benlik olanağı sağlamakta ve benlik inşasında instagramın orta derecede bir rolünün olduğu tanımlanabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Benlik Sunumu, Sosyal Medya, Instagram, Goffman
Kurumsal itibar ve değer ilişkisi: GSM sektörüne ait tüketici yanlı bir araştırma; Turkcell örneği
Günümüz rekabet piyasası içinde ticari kurumların amaçlarına ulaşabilmesi için kaliteli ürünlerden çok daha fazlasına ihtiyaç duymaktadırlar. Artık tüketiciler satın alma davranışı göstermeden önce ürünler kadar ürünü piyasaya sunan kurumu da göz önünde bulundurarak değerlendirme yapmaktadır. Bu değerlendirmeler sonucunda ortaya çıkan ise kurumsal itibardır. Kurumsal itibar, tüketici nezdinde bir kurumun nasıl algılandığının cevabıdır ve sadece tüketiciler tarafından belirlenebilir.Değer kavramı ise modern pazarlamanın gelişimiyle birlikte üzerinde sıklıkla durulan bir kavram haline gelmiştir. Değer kavramı satıcı açısından kurumsal amaçlarla ilgiliyken, tüketici açısından kurumların tüketicilerine üstün değerler sunarak onların tatmin edilmesi ve bunun sonucunda kurum ile tüketici arasındaki bağdan kaynaklanan sadakatten meydana gelmektedir.Bu çalışmada, Türkiye'de rekabetin çok yoğun bir şekilde hissedildiği GSM sektöründe varlık gösteren Turkcell'in, kurumsal itibarının ve tüketiciye sunmuş olduğu değerlerin Turkcell kullanıcıları tarafından nasıl algılandığından hareketle Kurumsal İtibar ve Değer İlişkisi? saptanmaya çalışılmıştır.
Kamu hizmet sunumunda değer yaratma ve kurum içi iletişim ilişkisi
Günümüz koşullarında, sadece üretimi gerçekleştirmek rekabette üstünlük sağlamaya yetmemektedir. Rekabetin yoğun olarak yaşandığı bu zaman diliminde mal ya da hizmetin eş zamanlı olarak nihai tüketiciyle en doğru iletişim stratejileriyle buluşması bütün kurumlar açısından önem arz etmektedir. Kurumların bu farkındalığı yaratması öncelikle kendi iç çevrelerine yönelmelerini gerektirmektedir. Bu gereklilik dış çevrenin tatmin olmasında iç çevre tatmininin öncülüğünden kaynaklanır. Bağlantılı olarak kurum içi iletişim faaliyetleri üzerinde durularak iç çevrenin üretim ve iletişim etkinliğinin artırılması hedeflenir. Kurum içi iletişim faaliyetlerinin sistematik bir anlayışla hayata geçirilmesi kurumsal hedeflere ulaşmada en etkili yaklaşımlardan biridir. Kurumlar tarafından stratejik bir şekilde planlanan, uygulanan çalışanlar ve nihai tüketici açısından değer yaratan, memnuniyet düzeylerini artıran kurum içi iletişim faaliyetleri önemli bir yönetim etkinliğidir. Hizmeti alan yani nihai tüketici açısından değer, hizmet ya da ürün için ödediği bedel karşısında daha fazla fayda elde etmektir. Hizmeti veren yani kurum açısından değer ise, fiziki uygunluk, çalışanlarla kurulan olumlu ilişkiler ve iletişimin yanında parasal olarak elde edilen faydaların tümüdür. Kurum açısından rasyonel tüketici açısından duygusal motiflerle şekillenen değer tanımlarının birbirleriyle mutlak bir biçimde örtüşmesi çoğu zaman güçlükler arz eder. Kurum içi iletişim faaliyetleri söz konusu güçlükleri minimize eden etkili müdahale biçimlerinden biridir. Tez, kamu kurumlarında gerçekleştirilen hizmet sunumunda, kurum içi iletişim faaliyetlerinin değer yaratıcı unsur olarak kabul edilip edilmediği sorunsalından hareket edilerek hazırlanmıştır. Dört farklı kamu kurumunda çalışan toplam 256 kişi üzerinde uygulanan anketlerden hareketle elde edilen veriler analiz edilmiş, bulgulardan faydalanarak öneriler geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kurum İçi İletişim, Kamuda Hizmet Sunumu, Değer, Hizmet Sunumunda Değer.
Arabuluculuk eğitimlerinde eğitmen tutum ve görüşlerine yönelik bir araştırma: Türkiye Barolar Birliği modeli
Günümüzde teknolojik gelişmelere paralel olarak kişilerarası iletişim hızla artmış ve bu yoğun iletişim süreci birçok uyuşmazlığın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ticari ilişkilerin gelişmesi ve artan rekabet karşısında yetersiz kalan hukuk sistemleri, adalet etkinliğinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve toplumsal barışın sağlanması adına farklı arayışlara yönelerek alternatif çözümler üretmeye başlamıştır. Her toplum kendi sosyal norm ve değerleri çerçevesinde çatışmaların çözümünü adına çalışmalar yapmaktadır. Küresel ekonomilerin gelişmesi ile kişiler arasındaki soyut mesafe kalkmış, dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan sorun tüm toplumları etkiler hale gelmiştir. Nitekim birçok ülkenin yapmış olduğu araştırmalar sonucunda ortak bir anlayış oluşmuş ve uyuşmazlıklara alternatif olarak arabuluculuk yöntemi geliştirilmiştir. Türk hukuk sisteminde de dünyadaki gelişmeleri takiben 2013 yılında 6325 sayılı "Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu" kabul edilmiştir. Kanunun 20.maddesinin öngördüğü şarta göre, arabulucu olabilmek için hukuk fakültesi mezunu ve en az beş yıllık mesleki deneyime sahip olmak gerekmektedir. Ancak arabulucu olarak göreve başlamadan önce adaylar bir eğitime tabi tutulmaktadırlar. Eğitim sonrasında yazılı ve uygulamalı sınavlardan başarılı olabilmeleri halinde arabuluculuk görevlerini yerine getirmeleri beklenmektedir. Temelinde iletişimin kilit faktör olduğu arabuluculuk sisteminin başarılı bir şekilde yürütülmesi, arabuluculuk yapacak kişilerin nitelikli eğitim almasına bağlı olarak gelişmektedir. Türkiye'de iletişim alanında arabuluculuk eğitimlerine ilişkin yapılan araştırmalar sonucunda, yüksek lisans ve doktora düzeyinde bir çalışma yapılmadığı görülmektedir. Bundan hareketle, bir ilk olarak arabuluculuk eğitimlerine ilişkin çalışma yapılmıştır. Çalışmanın temel amacı, daha etkin arabuluculuk hizmeti verilmesi amacına yönelik gerçekleştirilen arabuluculuk eğitimlerinin var olan durumunun geliştirilmesi ve zenginleştirilmesinde ortaya çıkabilecek seçenekleri eğitmen tutum ve görüşlerinden yararlanarak değerlendirmektir. Çalışmanın birinci bölümünde arabuluculuk sisteminin genel çerçevesi başlığı altında, arabuluculuk sürecinin içeriği ve işlevleri, uluslararası arabuluculuk modelleri ve Türkiye'deki arabuluculuk uygulaması kanunda belirlenen esaslara göre ele alınmıştır. İkinci bölümde arabuluculuk eğitimlerinin uluslararası örnekleri ve Türkiye'deki mevcut arabuluculuk eğitim sistemi iletişim kavramı ile ilişkilendirilerek irdelenmiştir. Son bölümde ise Türkiye Barolar Birliği çatısında eğitim veren eğitmenlerin arabuluculuk eğitimleri hakkında tutum ve görüşlerine yönelik bir araştırma yapılmıştır. Bu çalışma, nitel araştırma tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Veri toplama tekniği olarak görüşme yöntemi uygulanmıştır. Kalıtımcılarla yapılan yarı yapılandırılmış açık-uçlu görüşmeler sonucunda elde edilen veriler değerlendirilerek yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Arabuluculuk, Arabuluculuk Eğitimi, Arabuluculuk ve İletişim İlişkisi, İletişim
Sosyal sorumluluk kampanyaları ve girişimcilik üzerine bir araştırma
Dünya nüfusunun ve potansiyel iş gücünün yaklaşık yarısı kadınlardan oluşmaktadır. Kadın girişimciliğin artması, hem işsizliği azaltmakta hem de ekonomik büyümeyi önemli ölçüde etkilemektedir. Ülkemizde de kadın girişimciliği, istihdamı gibi önemli sorunların çözümünde girişimciliğin desteklenmesi için çeşitli proje, program ve çalışmalar yürütülmektedir. Girişimcilik, ülkemizin ekonomik kalkınmasında her geçen gün artan teknolojik gelişmelerin doğal bir sonucu olarak kariyer tercihlerinde ve bu konulardaki mesleki eğitimlerde farkındalık artırılmaktadır. Özellikle toplumsal sorunlara çözüm odaklı işsizlik sorunsalının ve kaynakların ekonomiye kazandırılmasına katkısı, girişimciliğin teşvik edilmesiyle mümkündür. Bu yönde geliştirilen faaliyetler, hedef kitlesi üzerinde algının olumlu yönde geliştiği işgücüne katılım ve başarılı birer girişimci olabilmek için kız çocukların eğitiminden başlayarak ilerideki kariyer hedeflerinin yönlendirilmesinde etkili yerel ve bölgesel katılımın desteklenmesi amacıyla sosyal sorumluluk kampanyaları düzenlenmektedir. Bireylerin okul çağında girişimci olmaya ve endüstriyel alanda gelişim ve değişimi yaratabilecek birçok faktörün arasında eğitimin katkısı önem taşımaktadır. Günümüzde kadın girişimcilerin karşılaştığı engeller arasında; toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ciddi bir sorun olarak başarı faktörlerini etkileyebilmektedir. Kadınların yetenek ve becerilerini ortaya çıkarmalarında özellikle karşılaştıkları engellerin kaldırılması yaratıcı ve yenilikçi düşüncelerle özellikle mesleki eğitimle; kendi işini kurma, bağımsız, dinamik, rekabetçi ve özgüvenli olmaları sağlanabilecektir. Ülkemizin de sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda kalkınması, eğitsel faaliyetlerle farkındalık yaratması sonucunda yeni girişimlerin oluşumuna özellikle endüstriyel alanda başarılı işkadınların artmasına ve toplumda girişimcilik kültürünün yaygınlaşmasında etkili bir rol oynamaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Sorumluluk ve Kampanyaları, Girişimcilik, Kadın Girişimcilik
Kadına yönelik şiddet haberlerinin söylem analizi
Bu çalışmada yaşam tarzı nedeniyle bir kadına yönelik şiddet olayının internet haber sitelerindeki sunumu konu edinilmektedir. Türkiye'de internetteki haber sitelerinden dördünün örnek olayla ilgili haberleri, van Dijk'ın Eleştirel Söylem Analizi ile çözümlenmiştir. Kadına yönelik şiddetle ilgili haber oluştururken internet haber sitelerinin başlık, haber girişi ve haber metinleri ile görsel materyallerinde kimlik, cinsiyet, sözcük seçimi ve anlatım tarzı açısından yeterli hassasiyet ve özenin gösterilmediği, şiddeti uygulayanın adli makamlara verdiği ifadelerin ayrıntılı kullanılmasıyla şiddet olayının okuyucuya failin gözünden ve tek taraflı sunulduğu, ilgi çekmek için kullanılan klişe ifadelerin şiddet olayının değerini düşürdüğü, baskı gruplarının açıklamalarının yeterince ön plana çıkarılmadığı tespit edilmiştir. Genel olarak haber kurgulanmasında haber sitelerinin kadına şiddet haberine yönelik belli bir politika belirlemediği, kadına şiddet olayının çoğunlukla toplumsal sorun değil bireysel sorun olarak ele alındığı, haber ekibinin şiddete karşı kamuoyu oluşturmada medya gücünün etkisini yeterince değerlendirmediği görülmektedir.
Destinasyon markalaşmasında halkla ilişkiler üzerine bir araştırma: Beypazarı örneği
Bu çalışmada, destinasyon markalaşma süreci ve halkla ilişkiler ilişkisi Avrupa Birliği tarafından belirlenen "Yerel Ölçekte Turizm Plan-Politika Prensipleri" açısından Beypazarı destinasyonu üzerinden incelenmeye çalışılmış, destinasyon markalaşmasında halkla ilişkilerin süreç içerisindeki etkisi sunulmaya gayret edilmiştir. Çalışmada nitel araştırmalarda veri toplama yöntemlerinden biri olan yarı-yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Beypazarı destinasyonunda yapılan görüşmeler sonucunda, çalışmanın amacına yönelik olarak belirlenen sorulara yanıtlar aranmıştır. Çalışma; marka, destinasyon, destinasyon markalaşması ve halkla ilişkilere ait teorik çerçeveye sadık kalınarak hazırlanmış olup, Beypazarı destinasyonunun markalaşma süreci ile kuramsal bilgilerin ilişkilendirilmesine gayret edilmiştir. Söz konusu ilişkilendirmeler ve gerçekleştirilen görüşmeler ile Beypazarı modelinin benzer özellikler taşıyan diğer destinasyonlara örnek olup olamayacağı tartışılarak, gerçekleştirilebilir öneriler sunulmaya çalışılmıştır.