Theses supervised by Prof. Dr. Özgül Erol
22 theses · Trakya University
Meme kanseri tanısı alan kadınlara oral mukoziti önlemeye yönelik verilen eğitimin yaşam kalitesine etkisi
Giriş ve Amaç: Bu randomize kontrollü araştırma, meme kanseri tanısı alan kadınlara oral mukoziti önlemeye yönelik verilen eğitimin yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntemler: Bu araştırma, Şubat-Ağustos 2023 tarihleri arasında bir onkoloji hastanesinin ayaktan kemoterapi ünitesinde tedavi görmekte olan 43 deney ve 42 kontrol olmak üzere 85 meme kanseri tanılı hasta ile yürütüldü. Araştırmanın verileri; Hasta Bilgi Formu, DSÖ Oral Toksisite Kriterleri, Ağız Değerlendirme Rehberi, EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği, ECOG Performans Skalası kullanılarak toplandı. Bulgular, SPSS 26.0 programında değerlendirildi. Veriler, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, bonferroni post hoc testi, Wilcoxon signed-rank testi kullanılarak analiz edildi. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 57,08±10,97 yıl olup deney ve kontrol grubunda yer alan hastaların kişisel, hastalığa ve tedaviye ilişkin özellikler açısından benzer özelliklere sahip olduğu belirlendi. Deney grubunda eğitim sonrası oral mukozit evresinde anlamlı düzeyde gerileme, ağız sağlığında iyileşme olduğu saptandı (p<0,05). 21. günde yapılan değerlendirmelerde deney grubunun genel sağlık puan ortalamasının ve fonksiyon skorunun alt boyutları olan fiziksel işlev, rol işlevi, duygusal işlev, bilişsel ve sosyal işlevi kapsayan yaşam kalitesine ilişkin puan ortalamalarının kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı; deney grubunda yorgunluk, iştahsızlık, bulantı-kusma, dispne ve uykusuzluğu içeren semptom puan ortalamalarının anlamlı derecede azaldığı, kontrol grubunda ise yorgunluk ve uykusuzluğun anlamlı derecede arttığı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Meme kanseri tanısı ile kemoterapi alan kadınlara oral mukoziti önlemeye yönelik verilen eğitimin oral mukozit şiddetini azalttığı ve yaşam kalitesini arttırdığı saptanmıştır. Hemşirelerin oral mukoziti yönetebilmek ve yaşam kalitesini arttırmak için hastalara bu konuda eğitim vermeleri önerilmektedir.
İnmeli hastaların bakım vericilerinin bakım yükü ve yorgunluğunun değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı, inme tanısı ile tedavi gören hastalara bakım veren bireylerin bakım yükü ve yorgunluk düzeylerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, Mart 2024–Şubat 2025 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin nöroloji kliniğinde inme tanısı ile tedavi gören hastaların bakım vericisi olan 103 birey ile yürütüldü. Katılımcılar, 18 yaş ve üzeri, inme tanılı hastanın yakını olan ve iletişim problemi bulunmayan bakım vericiler arasından seçildi. Veriler, "Sosyo-demografik Bilgi Formu", "Bakım Verme Yükü Ölçeği" ve "Chalder Yorgunluk Ölçeği" ve ''Modifiye Rankin Skalası'' ile toplandı. Bulgular: Bakım vericilerin yaş ortalaması 53,65±13,32 yıl olup, %75,7'si kadındır. Hastaya bakım vericilerin %48,5'i kronik hastalığa sahiptir ve %41,7'si gelirlerinin giderlerinden az olduğunu belirtmiştir. Bakım verme yükü ölçeği puan ortalaması 36,99±13,14, Chalder Yorgunluk Ölçeği puan ortalaması ise 15,48±5,19 olarak bulunmuştur. Bakım vericilerin bakım yükü arttıkça fiziksel, zihinsel ve genel yorgunluk düzeylerinin arttığı saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: İnmeli hastalara bakım veren bireylerde orta düzeyde bakım yükü ve yüksek düzeyde yorgunluk tespit edilmiştir. Bakım vericilerin bakım yükü ve yorgunluk düzeylerinin hastanın bağımlılık düzeyi, inme tanısı alma süresi, bakım vericinin yaşı ve cinsiyetinden etkilendiği bulunmuştur. Hemşirelerin bakım sürecinde yalnızca hastayı değil, bakım vericiyi de değerlendirmeleri, bakım sürecine yönelik bilgilendirme ve destekleyici girişimlerde bulunmaları önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Hemşirelik, inme, bakım yükü, yorgunluk, bakım verici
İnmeli hastaların bakım vericilerinin bakım yükü ve yorgunluğunun değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı, inme tanısı ile tedavi gören hastalara bakım veren bireylerin bakım yükü ve yorgunluk düzeylerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, Mart 2024–Şubat 2025 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin nöroloji kliniğinde inme tanısı ile tedavi gören hastaların bakım vericisi olan 103 birey ile yürütüldü. Katılımcılar, 18 yaş ve üzeri, inme tanılı hastanın yakını olan ve iletişim problemi bulunmayan bakım vericiler arasından seçildi. Veriler, "Sosyo-demografik Bilgi Formu", "Bakım Verme Yükü Ölçeği" ve "Chalder Yorgunluk Ölçeği" ve ''Modifiye Rankin Skalası'' ile toplandı. Bulgular: Bakım vericilerin yaş ortalaması 53,65±13,32 yıl olup, %75,7'si kadındır. Hastaya bakım vericilerin %48,5'i kronik hastalığa sahiptir ve %41,7'si gelirlerinin giderlerinden az olduğunu belirtmiştir. Bakım verme yükü ölçeği puan ortalaması 36,99±13,14, Chalder Yorgunluk Ölçeği puan ortalaması ise 15,48±5,19 olarak bulunmuştur. Bakım vericilerin bakım yükü arttıkça fiziksel, zihinsel ve genel yorgunluk düzeylerinin arttığı saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: İnmeli hastalara bakım veren bireylerde orta düzeyde bakım yükü ve yüksek düzeyde yorgunluk tespit edilmiştir. Bakım vericilerin bakım yükü ve yorgunluk düzeylerinin hastanın bağımlılık düzeyi, inme tanısı alma süresi, bakım vericinin yaşı ve cinsiyetinden etkilendiği bulunmuştur. Hemşirelerin bakım sürecinde yalnızca hastayı değil, bakım vericiyi de değerlendirmeleri, bakım sürecine yönelik bilgilendirme ve destekleyici girişimlerde bulunmaları önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Hemşirelik, inme, bakım yükü, yorgunluk, bakım verici
İnmeli hastaların bakım vericilerinin bakım yükü ve yorgunluğunun değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı, inme tanısı ile tedavi gören hastalara bakım veren bireylerin bakım yükü ve yorgunluk düzeylerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, Mart 2024–Şubat 2025 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin nöroloji kliniğinde inme tanısı ile tedavi gören hastaların bakım vericisi olan 103 birey ile yürütüldü. Katılımcılar, 18 yaş ve üzeri, inme tanılı hastanın yakını olan ve iletişim problemi bulunmayan bakım vericiler arasından seçildi. Veriler, "Sosyo-demografik Bilgi Formu", "Bakım Verme Yükü Ölçeği" ve "Chalder Yorgunluk Ölçeği" ve ''Modifiye Rankin Skalası'' ile toplandı. Bulgular: Bakım vericilerin yaş ortalaması 53,65±13,32 yıl olup, %75,7'si kadındır. Hastaya bakım vericilerin %48,5'i kronik hastalığa sahiptir ve %41,7'si gelirlerinin giderlerinden az olduğunu belirtmiştir. Bakım verme yükü ölçeği puan ortalaması 36,99±13,14, Chalder Yorgunluk Ölçeği puan ortalaması ise 15,48±5,19 olarak bulunmuştur. Bakım vericilerin bakım yükü arttıkça fiziksel, zihinsel ve genel yorgunluk düzeylerinin arttığı saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: İnmeli hastalara bakım veren bireylerde orta düzeyde bakım yükü ve yüksek düzeyde yorgunluk tespit edilmiştir. Bakım vericilerin bakım yükü ve yorgunluk düzeylerinin hastanın bağımlılık düzeyi, inme tanısı alma süresi, bakım vericinin yaşı ve cinsiyetinden etkilendiği bulunmuştur. Hemşirelerin bakım sürecinde yalnızca hastayı değil, bakım vericiyi de değerlendirmeleri, bakım sürecine yönelik bilgilendirme ve destekleyici girişimlerde bulunmaları önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Hemşirelik, inme, bakım yükü, yorgunluk, bakım verici
Subkütan heparin uygulamalarında kullanılan farklı yöntemlerin ağrı ve memnuniyet üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Antikoagülan tedavi (Heparin) venöz tromboembolizmin önlenmesi için genel olarak proflaktik amaçlı uygulanan bir tedavi yöntemidir. Hastaya subkütan yoldan verilen bu tedaviye bağlı ağrı, hematom ve ekimoz gibi bazı sorunlar gelişebilmektedir. Enjeksiyon bölgesinde ağrı olması fiziksel ve psikolojik yönden hastanın rahatsız olmasına neden olur. Hemşirelerin subkütan heparin enjeksiyonu uygulaması sonucu ortaya çıkacak sorunları en aza indirmeleri hastanın rahatlık ve konforunun sağlanması açısından çok önemlidir. Bu araştırma, tedavi protokolünde subkütan heparin enjeksiyonu bulunan hastalarda enjeksiyon süresinin uzun tutulması, Palm Stimulator aparatının kullanılması ve enjeksiyon süresi ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanılması yöntemlerinin enjeksiyon sırasında hissedilen ağrı ve hasta memnuniyetine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma, randomize kontrollü müdahale çalışmasıdır. Araştırma 20.08.2024-23.09.2024 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin dahili ve cerrahi kliniklerinde yatan ve tedavi protokolünde subkütan heparin enjeksiyonu bulunan 112 hasta ile yürütüldü. Araştırmada uzamış enjeksiyon süresi (n=28), Palm Stimulator aparatının kullanılması (n=28), uzamış enjeksiyon süresi ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanılması (n=28) ve kontrol grubu (n=28) olmak üzere dört grup hasta yer aldı. Uzamış enjeksiyon süresi grubundaki hastalara enjeksiyon süresi 30 saniye olacak şekilde enjeksiyon uygulandı. Palm Stimulator aparatının kullanıldığı gruptaki hastalara, enjeksiyon süresi 10 saniye olacak şekilde ve enjeksiyon süresince aparatı avuç içerisinde sıkması şeklinde enjeksiyon işlemi uygulandı. Uzamış enjeksiyon süresi ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanıldığı gruptaki hastalara ise enjeksiyon süresi 30 saniye olacak şekilde ve hastanın aparatı enjeksiyon süresince avucunda sıkması sağlanarak enjeksiyon işlemi uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara enjeksiyon süresi 10 saniye olacak şekilde standart klinik uygulama gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım Formu", "Ağrıya İlişkin Görsel Kıyaslama Ölçeği", "Memnuniyete İlişkin Görsel Kıyaslama Ölçeği" kullanıldı. Veriler, SPSS for Windows 22 paket programında; tanımlayıcı istatistikler, Varyans, Kruskal Wallis, bağımlı gruplarda t Testi, Ki-kare Testi, Kurtosis ve Skewness kat sayıları kullanılarak analiz edildi. p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bu araştırmada yer alan hastaların yaş, cinsiyet, eğitim durumu, meslek, tedavi gördüğü klinik ve kronik hastalık varlığı açısından benzer özelliklere sahip olduğu saptandı. Hastaların birinci günde kullanılan farklı yöntemler açısından ağrı ve memnuniyet düzeyleri benzerlik göstermektedir. Hastaların ikinci gün değerlendirmelerinde uygulanan farklı yöntemlerin kontrol grubuna göre ağrılarını azalttığı ve memnuniyetlerini artırdığı saptanmıştır. Ağrıyı en fazla azaltan yöntemin enjeksiyon süresinin uzun tutulması ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanıldığı yöntem olduğu saptanmıştır. Hasta memnuniyetini en fazla artıran yöntemin ise enjeksiyon süresinin uzun tutulması yöntemi olduğu saptanmıştır(p<0.05). Sonuç: Bu araştırmada, subkütan heparin enjeksiyonu sırasında enjeksiyon süresinin uzun tutulması, Palm Stimulator aparatının kullanılması, enjeksiyon süresinin uzun tutulması ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanılması yöntemlerinin ağrıyı azalttığı, hasta memnuniyetini artırdığı saptanmıştır. Ağrıyı azaltmak amacıyla enjeksiyon süresinin uzun tutulması ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanılması yönteminin; memnuniyeti arttırmak amacıyla enjeksiyon süresinin uzun tutulması yönteminin etkili olduğu ve klinik uygulamalarda kullanılabileceği önerilir. Anahtar kelimeler: Subkütan heparin, enjeksiyon, Palm Stimulator aparatı, enjeksiyon süresi, ağrı, hasta memnuniyeti
Subkütan heparin uygulamalarında kullanılan farklı yöntemlerin ağrı ve memnuniyet üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Antikoagülan tedavi (Heparin) venöz tromboembolizmin önlenmesi için genel olarak proflaktik amaçlı uygulanan bir tedavi yöntemidir. Hastaya subkütan yoldan verilen bu tedaviye bağlı ağrı, hematom ve ekimoz gibi bazı sorunlar gelişebilmektedir. Enjeksiyon bölgesinde ağrı olması fiziksel ve psikolojik yönden hastanın rahatsız olmasına neden olur. Hemşirelerin subkütan heparin enjeksiyonu uygulaması sonucu ortaya çıkacak sorunları en aza indirmeleri hastanın rahatlık ve konforunun sağlanması açısından çok önemlidir. Bu araştırma, tedavi protokolünde subkütan heparin enjeksiyonu bulunan hastalarda enjeksiyon süresinin uzun tutulması, Palm Stimulator aparatının kullanılması ve enjeksiyon süresi ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanılması yöntemlerinin enjeksiyon sırasında hissedilen ağrı ve hasta memnuniyetine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma, randomize kontrollü müdahale çalışmasıdır. Araştırma 20.08.2024-23.09.2024 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin dahili ve cerrahi kliniklerinde yatan ve tedavi protokolünde subkütan heparin enjeksiyonu bulunan 112 hasta ile yürütüldü. Araştırmada uzamış enjeksiyon süresi (n=28), Palm Stimulator aparatının kullanılması (n=28), uzamış enjeksiyon süresi ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanılması (n=28) ve kontrol grubu (n=28) olmak üzere dört grup hasta yer aldı. Uzamış enjeksiyon süresi grubundaki hastalara enjeksiyon süresi 30 saniye olacak şekilde enjeksiyon uygulandı. Palm Stimulator aparatının kullanıldığı gruptaki hastalara, enjeksiyon süresi 10 saniye olacak şekilde ve enjeksiyon süresince aparatı avuç içerisinde sıkması şeklinde enjeksiyon işlemi uygulandı. Uzamış enjeksiyon süresi ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanıldığı gruptaki hastalara ise enjeksiyon süresi 30 saniye olacak şekilde ve hastanın aparatı enjeksiyon süresince avucunda sıkması sağlanarak enjeksiyon işlemi uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara enjeksiyon süresi 10 saniye olacak şekilde standart klinik uygulama gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım Formu", "Ağrıya İlişkin Görsel Kıyaslama Ölçeği", "Memnuniyete İlişkin Görsel Kıyaslama Ölçeği" kullanıldı. Veriler, SPSS for Windows 22 paket programında; tanımlayıcı istatistikler, Varyans, Kruskal Wallis, bağımlı gruplarda t Testi, Ki-kare Testi, Kurtosis ve Skewness kat sayıları kullanılarak analiz edildi. p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bu araştırmada yer alan hastaların yaş, cinsiyet, eğitim durumu, meslek, tedavi gördüğü klinik ve kronik hastalık varlığı açısından benzer özelliklere sahip olduğu saptandı. Hastaların birinci günde kullanılan farklı yöntemler açısından ağrı ve memnuniyet düzeyleri benzerlik göstermektedir. Hastaların ikinci gün değerlendirmelerinde uygulanan farklı yöntemlerin kontrol grubuna göre ağrılarını azalttığı ve memnuniyetlerini artırdığı saptanmıştır. Ağrıyı en fazla azaltan yöntemin enjeksiyon süresinin uzun tutulması ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanıldığı yöntem olduğu saptanmıştır. Hasta memnuniyetini en fazla artıran yöntemin ise enjeksiyon süresinin uzun tutulması yöntemi olduğu saptanmıştır(p<0.05). Sonuç: Bu araştırmada, subkütan heparin enjeksiyonu sırasında enjeksiyon süresinin uzun tutulması, Palm Stimulator aparatının kullanılması, enjeksiyon süresinin uzun tutulması ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanılması yöntemlerinin ağrıyı azalttığı, hasta memnuniyetini artırdığı saptanmıştır. Ağrıyı azaltmak amacıyla enjeksiyon süresinin uzun tutulması ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanılması yönteminin; memnuniyeti arttırmak amacıyla enjeksiyon süresinin uzun tutulması yönteminin etkili olduğu ve klinik uygulamalarda kullanılabileceği önerilir. Anahtar kelimeler: Subkütan heparin, enjeksiyon, Palm Stimulator aparatı, enjeksiyon süresi, ağrı, hasta memnuniyeti
Subkütan heparin uygulamalarında kullanılan farklı yöntemlerin ağrı ve memnuniyet üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Antikoagülan tedavi (Heparin) venöz tromboembolizmin önlenmesi için genel olarak proflaktik amaçlı uygulanan bir tedavi yöntemidir. Hastaya subkütan yoldan verilen bu tedaviye bağlı ağrı, hematom ve ekimoz gibi bazı sorunlar gelişebilmektedir. Enjeksiyon bölgesinde ağrı olması fiziksel ve psikolojik yönden hastanın rahatsız olmasına neden olur. Hemşirelerin subkütan heparin enjeksiyonu uygulaması sonucu ortaya çıkacak sorunları en aza indirmeleri hastanın rahatlık ve konforunun sağlanması açısından çok önemlidir. Bu araştırma, tedavi protokolünde subkütan heparin enjeksiyonu bulunan hastalarda enjeksiyon süresinin uzun tutulması, Palm Stimulator aparatının kullanılması ve enjeksiyon süresi ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanılması yöntemlerinin enjeksiyon sırasında hissedilen ağrı ve hasta memnuniyetine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma, randomize kontrollü müdahale çalışmasıdır. Araştırma 20.08.2024-23.09.2024 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin dahili ve cerrahi kliniklerinde yatan ve tedavi protokolünde subkütan heparin enjeksiyonu bulunan 112 hasta ile yürütüldü. Araştırmada uzamış enjeksiyon süresi (n=28), Palm Stimulator aparatının kullanılması (n=28), uzamış enjeksiyon süresi ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanılması (n=28) ve kontrol grubu (n=28) olmak üzere dört grup hasta yer aldı. Uzamış enjeksiyon süresi grubundaki hastalara enjeksiyon süresi 30 saniye olacak şekilde enjeksiyon uygulandı. Palm Stimulator aparatının kullanıldığı gruptaki hastalara, enjeksiyon süresi 10 saniye olacak şekilde ve enjeksiyon süresince aparatı avuç içerisinde sıkması şeklinde enjeksiyon işlemi uygulandı. Uzamış enjeksiyon süresi ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanıldığı gruptaki hastalara ise enjeksiyon süresi 30 saniye olacak şekilde ve hastanın aparatı enjeksiyon süresince avucunda sıkması sağlanarak enjeksiyon işlemi uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara enjeksiyon süresi 10 saniye olacak şekilde standart klinik uygulama gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım Formu", "Ağrıya İlişkin Görsel Kıyaslama Ölçeği", "Memnuniyete İlişkin Görsel Kıyaslama Ölçeği" kullanıldı. Veriler, SPSS for Windows 22 paket programında; tanımlayıcı istatistikler, Varyans, Kruskal Wallis, bağımlı gruplarda t Testi, Ki-kare Testi, Kurtosis ve Skewness kat sayıları kullanılarak analiz edildi. p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bu araştırmada yer alan hastaların yaş, cinsiyet, eğitim durumu, meslek, tedavi gördüğü klinik ve kronik hastalık varlığı açısından benzer özelliklere sahip olduğu saptandı. Hastaların birinci günde kullanılan farklı yöntemler açısından ağrı ve memnuniyet düzeyleri benzerlik göstermektedir. Hastaların ikinci gün değerlendirmelerinde uygulanan farklı yöntemlerin kontrol grubuna göre ağrılarını azalttığı ve memnuniyetlerini artırdığı saptanmıştır. Ağrıyı en fazla azaltan yöntemin enjeksiyon süresinin uzun tutulması ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanıldığı yöntem olduğu saptanmıştır. Hasta memnuniyetini en fazla artıran yöntemin ise enjeksiyon süresinin uzun tutulması yöntemi olduğu saptanmıştır(p<0.05). Sonuç: Bu araştırmada, subkütan heparin enjeksiyonu sırasında enjeksiyon süresinin uzun tutulması, Palm Stimulator aparatının kullanılması, enjeksiyon süresinin uzun tutulması ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanılması yöntemlerinin ağrıyı azalttığı, hasta memnuniyetini artırdığı saptanmıştır. Ağrıyı azaltmak amacıyla enjeksiyon süresinin uzun tutulması ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanılması yönteminin; memnuniyeti arttırmak amacıyla enjeksiyon süresinin uzun tutulması yönteminin etkili olduğu ve klinik uygulamalarda kullanılabileceği önerilir. Anahtar kelimeler: Subkütan heparin, enjeksiyon, Palm Stimulator aparatı, enjeksiyon süresi, ağrı, hasta memnuniyeti
Yaşlı bireylere uygulanan pranayama solunum tekniğinin stres düzeyi, uyku ve yaşam kalitesi üzerine etkileri
Giriş ve Amaç: Yaşlanma ile birlikte kronik stres, uyku bozuklukları gibi sorunlar artmakta ve yaşam kalitesi azalmaktadır. Bu araştırmanın amacı, pranayama solunum tekniğinin yaşlı bireylerde stres düzeyi, uyku kalitesi ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Randomize kontrollü olarak tasarlanan bu araştırma, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne bağlı iki huzurevinde Ekim 2023- Nisan 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmaya katılan 60 yaş ve üzeri gönüllü bireylerden 34'ü pranayama grubu 40'ı kontrol grubu olmak üzere randomize edilmiştir. Deney grubuna Ujjayi, Nadi Shodhana ve Sama Vritti pranayama teknikleri, araştırmacı tarafından yüz yüze, 6-7 kişilik gruplar halinde, öğle yemeğinden önce 15-20 dakika süreyle 8 hafta boyunca uygulanmıştır. Kontrol grubuna herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Her iki grupta da 0., 4. ve 8. haftalarda; algılanan stres ölçeği (ASÖ), Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Yaşlılar için Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Modülü (WHOQOL-OLD) ve WHO-8 EUROHIS Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçekleri ile veriler toplanmıştır. Bulgular: Yaş ortalamaları 75,24±7,03 (aralık, 62-90) yıl olup %64'ü erkek, %85,1'i bekar, %58,1'i ilköğretim ve altında eğitim düzeyine sahip, %47,3'ü kendi isteği ile huzurevinde kalmaktadır. Pranayama grubu ve kontrol grubu arasında katılımcıların tanıtıcı özellikler, yaşlılık dönemi ve huzurevi sürecine ilişkin özellikler açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Pranayama grubunun kontrol grubuna göre 8.haftanın sonunda algıladıkları stres düzeyinin azaldığı, uyku kalitesinin ve yaşam kalitesinin, başlangıçtan uygulama sonrası sekizinci haftaya göre iyileştiği belirlenmiştir. Sonuç: Bu araştırmada, pranayama solunum tekniğinin, yaşlı bireylerde stresi azaltma, uyku kalitesi ve yaşam kalitesini anlamlı derecede iyileştirmede etkili bir yöntem olduğu saptandı. Pranayama solunum tekniğinin, özellikle huzurevi ortamlarında yaşlı bireylere uygulanmasının rutin bakım uygulamaları arasında yer alması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Pranayama solunum tekniği, yaşlı birey, huzurevi, algılanan stres, uyku kalitesi, yaşam kalitesi.
Yaşlı bireylere uygulanan pranayama solunum tekniğinin stres düzeyi, uyku ve yaşam kalitesi üzerine etkileri
Giriş ve Amaç: Yaşlanma ile birlikte kronik stres, uyku bozuklukları gibi sorunlar artmakta ve yaşam kalitesi azalmaktadır. Bu araştırmanın amacı, pranayama solunum tekniğinin yaşlı bireylerde stres düzeyi, uyku kalitesi ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Randomize kontrollü olarak tasarlanan bu araştırma, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne bağlı iki huzurevinde Ekim 2023- Nisan 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmaya katılan 60 yaş ve üzeri gönüllü bireylerden 34'ü pranayama grubu 40'ı kontrol grubu olmak üzere randomize edilmiştir. Deney grubuna Ujjayi, Nadi Shodhana ve Sama Vritti pranayama teknikleri, araştırmacı tarafından yüz yüze, 6-7 kişilik gruplar halinde, öğle yemeğinden önce 15-20 dakika süreyle 8 hafta boyunca uygulanmıştır. Kontrol grubuna herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Her iki grupta da 0., 4. ve 8. haftalarda; algılanan stres ölçeği (ASÖ), Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Yaşlılar için Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Modülü (WHOQOL-OLD) ve WHO-8 EUROHIS Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçekleri ile veriler toplanmıştır. Bulgular: Yaş ortalamaları 75,24±7,03 (aralık, 62-90) yıl olup %64'ü erkek, %85,1'i bekar, %58,1'i ilköğretim ve altında eğitim düzeyine sahip, %47,3'ü kendi isteği ile huzurevinde kalmaktadır. Pranayama grubu ve kontrol grubu arasında katılımcıların tanıtıcı özellikler, yaşlılık dönemi ve huzurevi sürecine ilişkin özellikler açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Pranayama grubunun kontrol grubuna göre 8.haftanın sonunda algıladıkları stres düzeyinin azaldığı, uyku kalitesinin ve yaşam kalitesinin, başlangıçtan uygulama sonrası sekizinci haftaya göre iyileştiği belirlenmiştir. Sonuç: Bu araştırmada, pranayama solunum tekniğinin, yaşlı bireylerde stresi azaltma, uyku kalitesi ve yaşam kalitesini anlamlı derecede iyileştirmede etkili bir yöntem olduğu saptandı. Pranayama solunum tekniğinin, özellikle huzurevi ortamlarında yaşlı bireylere uygulanmasının rutin bakım uygulamaları arasında yer alması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Pranayama solunum tekniği, yaşlı birey, huzurevi, algılanan stres, uyku kalitesi, yaşam kalitesi.
Yaşlı bireylere uygulanan pranayama solunum tekniğinin stres düzeyi, uyku ve yaşam kalitesi üzerine etkileri
Giriş ve Amaç: Yaşlanma ile birlikte kronik stres, uyku bozuklukları gibi sorunlar artmakta ve yaşam kalitesi azalmaktadır. Bu araştırmanın amacı, pranayama solunum tekniğinin yaşlı bireylerde stres düzeyi, uyku kalitesi ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Randomize kontrollü olarak tasarlanan bu araştırma, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne bağlı iki huzurevinde Ekim 2023- Nisan 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmaya katılan 60 yaş ve üzeri gönüllü bireylerden 34'ü pranayama grubu 40'ı kontrol grubu olmak üzere randomize edilmiştir. Deney grubuna Ujjayi, Nadi Shodhana ve Sama Vritti pranayama teknikleri, araştırmacı tarafından yüz yüze, 6-7 kişilik gruplar halinde, öğle yemeğinden önce 15-20 dakika süreyle 8 hafta boyunca uygulanmıştır. Kontrol grubuna herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Her iki grupta da 0., 4. ve 8. haftalarda; algılanan stres ölçeği (ASÖ), Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Yaşlılar için Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Modülü (WHOQOL-OLD) ve WHO-8 EUROHIS Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçekleri ile veriler toplanmıştır. Bulgular: Yaş ortalamaları 75,24±7,03 (aralık, 62-90) yıl olup %64'ü erkek, %85,1'i bekar, %58,1'i ilköğretim ve altında eğitim düzeyine sahip, %47,3'ü kendi isteği ile huzurevinde kalmaktadır. Pranayama grubu ve kontrol grubu arasında katılımcıların tanıtıcı özellikler, yaşlılık dönemi ve huzurevi sürecine ilişkin özellikler açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Pranayama grubunun kontrol grubuna göre 8.haftanın sonunda algıladıkları stres düzeyinin azaldığı, uyku kalitesinin ve yaşam kalitesinin, başlangıçtan uygulama sonrası sekizinci haftaya göre iyileştiği belirlenmiştir. Sonuç: Bu araştırmada, pranayama solunum tekniğinin, yaşlı bireylerde stresi azaltma, uyku kalitesi ve yaşam kalitesini anlamlı derecede iyileştirmede etkili bir yöntem olduğu saptandı. Pranayama solunum tekniğinin, özellikle huzurevi ortamlarında yaşlı bireylere uygulanmasının rutin bakım uygulamaları arasında yer alması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Pranayama solunum tekniği, yaşlı birey, huzurevi, algılanan stres, uyku kalitesi, yaşam kalitesi.
İnmeli hastalara bakım veren hasta yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı, inmeli hastalara bakım veren hasta yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, nöroloji kliniğinde inme tanısı almış 118 hastanın primer bakım verici olan hasta yakınları ile yürütüldü. Veriler 'Bakıma Hazır Oluşluk Ölçeği', 'Bakım Verenin Stres Ölçeği' ve 'Hasta Yakını Tanıtım Formu' kullanılarak toplandı. Çalışmada elde edilen veriler, tanımlayıcı istatiksel yöntemler (ortalama, standart sapma, frekans, yüzde, maksimum, minimum) ve Student t testi, Oneway Anova testi, Kruskall Wallis testi ve korelasyon analizi kullanılarak değerlendirildi. p< 0,05 değeri istatiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bakım vericilerin yaş ortalamasının 52.00±14,00 yıl, %70,3'ünün kadın, %80,5'inin evli, %66,9'unun ilköğretim mezunu olduğu saptandı. Bakım vericilerin cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, çocuk sayısı, çalışma durumu, gelir düzeyi, kronik hastalığa sahip olma durumu, hastaya yakınlık derecesi gibi özelliklerinin bakım vermeye hazır oluşluk ve stres durumlarını etkilemediği saptandı. Köyde yaşayanların bakım vermeye hazır oluşluk düzeylerinin düşük, stres düzeylerinin ise yüksek olduğu bulundu. Sonuç: Bakım vericilerin stres düzeyi arttıkça bakım vermeye hazır oluşluk düzeylerinin azaldığı saptandı. İnme geçiren hastaların yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarının hemşireler tarafından değerlendirilmesi ve gerekli girişimlerin uygulanması önerilmektedir.
Karaciğer siroz tanısı alan hastalarda yorgunluk ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı karaciğer siroz tanısı alan hastalarda yorgunluk ve yaşam kalitesini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Bu tanımlayıcı araştırma, Ekim 2021-2022 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin gastroenteroloji servisinde yatarak veya gastroenteroloji polikliniğinde ayaktan tedavi gören 91 hasta ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında Piper Yorgunluk Ölçeği ve EQ-5D Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 18 (Statistical Package for Social Sciences) kullanılarak analiz edildi. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, t test, Kruskal Wallis, Mann Whitney U, Anova testleri ve korelasyon analizi yapıldı. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bu araştırmada, 6 ay önce tanı konulan hastaların, diğer gruplara kıyasla yorgunluk düzeyi daha yüksek bulundu. Hastalık nedeniyle günlük yaşamında değişiklikler meydana gelen hastaların yorgunluk düzeyinin daha yüksek olduğu belirlendi. Eğitim düzeyi düşük olan hastaların yaşam kalitesinin düşük olduğu, evlilerin yaşam kalitesinin yüksek olduğu, yorgunluk arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı saptandı. Sonuç: Bu araştırmada tanı süresi ve hastalık nedeniyle günlük yaşamda değişiklikler yaşanmasının yorgunluk üzerinde etkili önemli değişkenler olduğu saptandı. Eğitim düzeyi ve medeni durumun yaşam kalitesini etkilediği belirlendi. Hastaların yorgunluğu arttıkça yaşam kalitelerinin azaldığı saptandı. Anahtar kelimeler: Karaciğer siroz, yorgunluk, yaşam kalitesi, hemşire.
Karaciğer siroz tanısı alan hastalarda yorgunluk ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı karaciğer siroz tanısı alan hastalarda yorgunluk ve yaşam kalitesini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Bu tanımlayıcı araştırma, Ekim 2021-2022 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin gastroenteroloji servisinde yatarak veya gastroenteroloji polikliniğinde ayaktan tedavi gören 91 hasta ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında Piper Yorgunluk Ölçeği ve EQ-5D Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 18 (Statistical Package for Social Sciences) kullanılarak analiz edildi. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, t test, Kruskal Wallis, Mann Whitney U, Anova testleri ve korelasyon analizi yapıldı. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bu araştırmada, 6 ay önce tanı konulan hastaların, diğer gruplara kıyasla yorgunluk düzeyi daha yüksek bulundu. Hastalık nedeniyle günlük yaşamında değişiklikler meydana gelen hastaların yorgunluk düzeyinin daha yüksek olduğu belirlendi. Eğitim düzeyi düşük olan hastaların yaşam kalitesinin düşük olduğu, evlilerin yaşam kalitesinin yüksek olduğu, yorgunluk arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı saptandı. Sonuç: Bu araştırmada tanı süresi ve hastalık nedeniyle günlük yaşamda değişiklikler yaşanmasının yorgunluk üzerinde etkili önemli değişkenler olduğu saptandı. Eğitim düzeyi ve medeni durumun yaşam kalitesini etkilediği belirlendi. Hastaların yorgunluğu arttıkça yaşam kalitelerinin azaldığı saptandı. Anahtar kelimeler: Karaciğer siroz, yorgunluk, yaşam kalitesi, hemşire.
Karaciğer siroz tanısı alan hastalarda yorgunluk ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı karaciğer siroz tanısı alan hastalarda yorgunluk ve yaşam kalitesini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Bu tanımlayıcı araştırma, Ekim 2021-2022 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin gastroenteroloji servisinde yatarak veya gastroenteroloji polikliniğinde ayaktan tedavi gören 91 hasta ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında Piper Yorgunluk Ölçeği ve EQ-5D Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 18 (Statistical Package for Social Sciences) kullanılarak analiz edildi. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, t test, Kruskal Wallis, Mann Whitney U, Anova testleri ve korelasyon analizi yapıldı. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bu araştırmada, 6 ay önce tanı konulan hastaların, diğer gruplara kıyasla yorgunluk düzeyi daha yüksek bulundu. Hastalık nedeniyle günlük yaşamında değişiklikler meydana gelen hastaların yorgunluk düzeyinin daha yüksek olduğu belirlendi. Eğitim düzeyi düşük olan hastaların yaşam kalitesinin düşük olduğu, evlilerin yaşam kalitesinin yüksek olduğu, yorgunluk arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı saptandı. Sonuç: Bu araştırmada tanı süresi ve hastalık nedeniyle günlük yaşamda değişiklikler yaşanmasının yorgunluk üzerinde etkili önemli değişkenler olduğu saptandı. Eğitim düzeyi ve medeni durumun yaşam kalitesini etkilediği belirlendi. Hastaların yorgunluğu arttıkça yaşam kalitelerinin azaldığı saptandı. Anahtar kelimeler: Karaciğer siroz, yorgunluk, yaşam kalitesi, hemşire.
Karaciğer siroz tanısı alan hastalarda yorgunluk ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı karaciğer siroz tanısı alan hastalarda yorgunluk ve yaşam kalitesini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Bu tanımlayıcı araştırma, Ekim 2021-2022 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin gastroenteroloji servisinde yatarak veya gastroenteroloji polikliniğinde ayaktan tedavi gören 91 hasta ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında Piper Yorgunluk Ölçeği ve EQ-5D Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 18 (Statistical Package for Social Sciences) kullanılarak analiz edildi. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, t test, Kruskal Wallis, Mann Whitney U, Anova testleri ve korelasyon analizi yapıldı. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bu araştırmada, 6 ay önce tanı konulan hastaların, diğer gruplara kıyasla yorgunluk düzeyi daha yüksek bulundu. Hastalık nedeniyle günlük yaşamında değişiklikler meydana gelen hastaların yorgunluk düzeyinin daha yüksek olduğu belirlendi. Eğitim düzeyi düşük olan hastaların yaşam kalitesinin düşük olduğu, evlilerin yaşam kalitesinin yüksek olduğu, yorgunluk arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı saptandı. Sonuç: Bu araştırmada tanı süresi ve hastalık nedeniyle günlük yaşamda değişiklikler yaşanmasının yorgunluk üzerinde etkili önemli değişkenler olduğu saptandı. Eğitim düzeyi ve medeni durumun yaşam kalitesini etkilediği belirlendi. Hastaların yorgunluğu arttıkça yaşam kalitelerinin azaldığı saptandı. Anahtar kelimeler: Karaciğer siroz, yorgunluk, yaşam kalitesi, hemşire.
İnmeli hastalara bakım veren hasta yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı, inmeli hastalara bakım veren hasta yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, nöroloji kliniğinde inme tanısı almış 118 hastanın primer bakım verici olan hasta yakınları ile yürütüldü. Veriler 'Bakıma Hazır Oluşluk Ölçeği', 'Bakım Verenin Stres Ölçeği' ve 'Hasta Yakını Tanıtım Formu' kullanılarak toplandı. Çalışmada elde edilen veriler, tanımlayıcı istatiksel yöntemler (ortalama, standart sapma, frekans, yüzde, maksimum, minimum) ve Student t testi, Oneway Anova testi, Kruskall Wallis testi ve korelasyon analizi kullanılarak değerlendirildi. p< 0,05 değeri istatiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bakım vericilerin yaş ortalamasının 52.00±14,00 yıl, %70,3'ünün kadın, %80,5'inin evli, %66,9'unun ilköğretim mezunu olduğu saptandı. Bakım vericilerin cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, çocuk sayısı, çalışma durumu, gelir düzeyi, kronik hastalığa sahip olma durumu, hastaya yakınlık derecesi gibi özelliklerinin bakım vermeye hazır oluşluk ve stres durumlarını etkilemediği saptandı. Köyde yaşayanların bakım vermeye hazır oluşluk düzeylerinin düşük, stres düzeylerinin ise yüksek olduğu bulundu. Sonuç: Bakım vericilerin stres düzeyi arttıkça bakım vermeye hazır oluşluk düzeylerinin azaldığı saptandı. İnme geçiren hastaların yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarının hemşireler tarafından değerlendirilmesi ve gerekli girişimlerin uygulanması önerilmektedir.
İnmeli hastalara bakım veren hasta yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı, inmeli hastalara bakım veren hasta yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, nöroloji kliniğinde inme tanısı almış 118 hastanın primer bakım verici olan hasta yakınları ile yürütüldü. Veriler 'Bakıma Hazır Oluşluk Ölçeği', 'Bakım Verenin Stres Ölçeği' ve 'Hasta Yakını Tanıtım Formu' kullanılarak toplandı. Çalışmada elde edilen veriler, tanımlayıcı istatiksel yöntemler (ortalama, standart sapma, frekans, yüzde, maksimum, minimum) ve Student t testi, Oneway Anova testi, Kruskall Wallis testi ve korelasyon analizi kullanılarak değerlendirildi. p< 0,05 değeri istatiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bakım vericilerin yaş ortalamasının 52.00±14,00 yıl, %70,3'ünün kadın, %80,5'inin evli, %66,9'unun ilköğretim mezunu olduğu saptandı. Bakım vericilerin cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, çocuk sayısı, çalışma durumu, gelir düzeyi, kronik hastalığa sahip olma durumu, hastaya yakınlık derecesi gibi özelliklerinin bakım vermeye hazır oluşluk ve stres durumlarını etkilemediği saptandı. Köyde yaşayanların bakım vermeye hazır oluşluk düzeylerinin düşük, stres düzeylerinin ise yüksek olduğu bulundu. Sonuç: Bakım vericilerin stres düzeyi arttıkça bakım vermeye hazır oluşluk düzeylerinin azaldığı saptandı. İnme geçiren hastaların yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarının hemşireler tarafından değerlendirilmesi ve gerekli girişimlerin uygulanması önerilmektedir.
İnmeli hastalara bakım veren hasta yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı, inmeli hastalara bakım veren hasta yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, nöroloji kliniğinde inme tanısı almış 118 hastanın primer bakım verici olan hasta yakınları ile yürütüldü. Veriler 'Bakıma Hazır Oluşluk Ölçeği', 'Bakım Verenin Stres Ölçeği' ve 'Hasta Yakını Tanıtım Formu' kullanılarak toplandı. Çalışmada elde edilen veriler, tanımlayıcı istatiksel yöntemler (ortalama, standart sapma, frekans, yüzde, maksimum, minimum) ve Student t testi, Oneway Anova testi, Kruskall Wallis testi ve korelasyon analizi kullanılarak değerlendirildi. p< 0,05 değeri istatiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bakım vericilerin yaş ortalamasının 52.00±14,00 yıl, %70,3'ünün kadın, %80,5'inin evli, %66,9'unun ilköğretim mezunu olduğu saptandı. Bakım vericilerin cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, çocuk sayısı, çalışma durumu, gelir düzeyi, kronik hastalığa sahip olma durumu, hastaya yakınlık derecesi gibi özelliklerinin bakım vermeye hazır oluşluk ve stres durumlarını etkilemediği saptandı. Köyde yaşayanların bakım vermeye hazır oluşluk düzeylerinin düşük, stres düzeylerinin ise yüksek olduğu bulundu. Sonuç: Bakım vericilerin stres düzeyi arttıkça bakım vermeye hazır oluşluk düzeylerinin azaldığı saptandı. İnme geçiren hastaların yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarının hemşireler tarafından değerlendirilmesi ve gerekli girişimlerin uygulanması önerilmektedir.
Hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sanal gerçeklik gözlüğü ve solunum egzersizi uygulamalarının oluşan semptomlar ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Hemodiyaliz tedavisi alan hastalar sıklıkla tedavi ile ilişkili çeşitli semptomlar deneyimlemekte olup; bu durum yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu araştırmanın amacı, hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sanal gerçeklik gözlüğü ve solunum egzersizlerinin oluşan semptomlar ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Bu randomize kontrollü araştırma 25.10.2022-03.09.2024 tarihleri arasında hemodiyaliz tedavisi alan 138 hasta ile bir üniversite hastanesinin hemodiyaliz kliniği, bir eğitim araştırma hastanesi ve bir devlet hastanesinin diyaliz üniteleri, ile özel iki hemodiyaliz kliniğinde gerçekleştirildi. Hastalar randomizasyon tablosu kullanılarak sanal gerçeklik gözlüğü uygulanan, solunum egzersizi yapılan ve kontrol grubu olmak üzere üç gruba ayrıldı. Hastalara birer hafta ara ile toplamda üç uygulama gerçekleştirildi. Veriler yüz yüze olarak Kişisel Bilgi Formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu Türkçe Sürümü, Diyaliz Semptom İndeksi ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS paket programı 27 sürümü kullanılarak tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, ANOVA, Kruskal Wallis H, Tukey post-hoc testi, Pearson ki-kare testi, Fisher kesin ki-kare testi, Bonferroni testi ve Çoklu Regresyon Modeli Analizleri kullanılarak değerlendirildi. Anlamlılık en az p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Gruplar arası yapılan karşılaştırmada, uygulama sonrası birinci ve ikinci haftada yapılan değerlendirmede sanal gerçeklik gözlük uygulaması yapılan hasta grubunda, genel sağlık, fiziksel sağlık, psikolojik sağlık, sosyal ilişkiler ve çevre ilişkili yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı derecede daha iyi olduğu saptandı (p<0,05). Derin solunum egzersizi ve sanal gerçeklik gözlük uygulanan gruplarda hastaların grup içi değerlendirmesinde genel sağlık, fiziksel sağlık ve psikolojik sağlık ilişkili yaşam kalitesi değişiminin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde olduğu saptandı (p<0,05). Uygulama sonrası birinci hafta diyaliz semptomlarının değerlendirmesinde, solunum egzersizi ve kontrol gruplarına kıyasla sanal gerçeklik gözlük müdahale grubunda ağız kuruluğu, göğüs ağrısı ve sinirli hissetme semptomlarının istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az görüldüğü saptandı (p<0,05). Modelin bağımsız değişkenleri ile bağımlı değişken arasındaki ilişki incelendiğinde; sanal gerçeklik gözlüğü uygulaması yapılan hastaların fiziksel ve psikolojik sağlıkla ilişkili yaşam kalitelerinin daha yüksek olduğu bulundu. Sonuç: Bu araştırmada, derin solunum egzersizi ve sanal gerçeklik gözlüğü uygulamalarının hastaların yaşam kalitelerini olumlu yönde etkilediği saptandı. Sanal gerçeklik gözlüğü kullanan hastalarda ağız kuruluğu, göğüs ağrısı ve sinirli hissetme gibi semptomların daha az görüldüğü belirlendi. Hemodiyaliz tedavisi alan hastaların yaşam kalitelerinin iyileştirilmesinde ve bazı semptomların azaltılmasında sanal gerçeklik gözlüğü ve derin solunum egzersizi uygulamaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, yaşam kalitesi, hemodiyaliz semptomları, sanal gerçeklik gözlüğü, solunum egzersizi Destekleyen Kurum: Bu çalışma, Trakya Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 2021/160
Hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sanal gerçeklik gözlüğü ve solunum egzersizi uygulamalarının oluşan semptomlar ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Hemodiyaliz tedavisi alan hastalar sıklıkla tedavi ile ilişkili çeşitli semptomlar deneyimlemekte olup; bu durum yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu araştırmanın amacı, hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sanal gerçeklik gözlüğü ve solunum egzersizlerinin oluşan semptomlar ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Bu randomize kontrollü araştırma 25.10.2022-03.09.2024 tarihleri arasında hemodiyaliz tedavisi alan 138 hasta ile bir üniversite hastanesinin hemodiyaliz kliniği, bir eğitim araştırma hastanesi ve bir devlet hastanesinin diyaliz üniteleri, ile özel iki hemodiyaliz kliniğinde gerçekleştirildi. Hastalar randomizasyon tablosu kullanılarak sanal gerçeklik gözlüğü uygulanan, solunum egzersizi yapılan ve kontrol grubu olmak üzere üç gruba ayrıldı. Hastalara birer hafta ara ile toplamda üç uygulama gerçekleştirildi. Veriler yüz yüze olarak Kişisel Bilgi Formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu Türkçe Sürümü, Diyaliz Semptom İndeksi ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS paket programı 27 sürümü kullanılarak tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, ANOVA, Kruskal Wallis H, Tukey post-hoc testi, Pearson ki-kare testi, Fisher kesin ki-kare testi, Bonferroni testi ve Çoklu Regresyon Modeli Analizleri kullanılarak değerlendirildi. Anlamlılık en az p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Gruplar arası yapılan karşılaştırmada, uygulama sonrası birinci ve ikinci haftada yapılan değerlendirmede sanal gerçeklik gözlük uygulaması yapılan hasta grubunda, genel sağlık, fiziksel sağlık, psikolojik sağlık, sosyal ilişkiler ve çevre ilişkili yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı derecede daha iyi olduğu saptandı (p<0,05). Derin solunum egzersizi ve sanal gerçeklik gözlük uygulanan gruplarda hastaların grup içi değerlendirmesinde genel sağlık, fiziksel sağlık ve psikolojik sağlık ilişkili yaşam kalitesi değişiminin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde olduğu saptandı (p<0,05). Uygulama sonrası birinci hafta diyaliz semptomlarının değerlendirmesinde, solunum egzersizi ve kontrol gruplarına kıyasla sanal gerçeklik gözlük müdahale grubunda ağız kuruluğu, göğüs ağrısı ve sinirli hissetme semptomlarının istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az görüldüğü saptandı (p<0,05). Modelin bağımsız değişkenleri ile bağımlı değişken arasındaki ilişki incelendiğinde; sanal gerçeklik gözlüğü uygulaması yapılan hastaların fiziksel ve psikolojik sağlıkla ilişkili yaşam kalitelerinin daha yüksek olduğu bulundu. Sonuç: Bu araştırmada, derin solunum egzersizi ve sanal gerçeklik gözlüğü uygulamalarının hastaların yaşam kalitelerini olumlu yönde etkilediği saptandı. Sanal gerçeklik gözlüğü kullanan hastalarda ağız kuruluğu, göğüs ağrısı ve sinirli hissetme gibi semptomların daha az görüldüğü belirlendi. Hemodiyaliz tedavisi alan hastaların yaşam kalitelerinin iyileştirilmesinde ve bazı semptomların azaltılmasında sanal gerçeklik gözlüğü ve derin solunum egzersizi uygulamaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, yaşam kalitesi, hemodiyaliz semptomları, sanal gerçeklik gözlüğü, solunum egzersizi Destekleyen Kurum: Bu çalışma, Trakya Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 2021/160
Hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sanal gerçeklik gözlüğü ve solunum egzersizi uygulamalarının oluşan semptomlar ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Hemodiyaliz tedavisi alan hastalar sıklıkla tedavi ile ilişkili çeşitli semptomlar deneyimlemekte olup; bu durum yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu araştırmanın amacı, hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sanal gerçeklik gözlüğü ve solunum egzersizlerinin oluşan semptomlar ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Bu randomize kontrollü araştırma 25.10.2022-03.09.2024 tarihleri arasında hemodiyaliz tedavisi alan 138 hasta ile bir üniversite hastanesinin hemodiyaliz kliniği, bir eğitim araştırma hastanesi ve bir devlet hastanesinin diyaliz üniteleri, ile özel iki hemodiyaliz kliniğinde gerçekleştirildi. Hastalar randomizasyon tablosu kullanılarak sanal gerçeklik gözlüğü uygulanan, solunum egzersizi yapılan ve kontrol grubu olmak üzere üç gruba ayrıldı. Hastalara birer hafta ara ile toplamda üç uygulama gerçekleştirildi. Veriler yüz yüze olarak Kişisel Bilgi Formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu Türkçe Sürümü, Diyaliz Semptom İndeksi ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS paket programı 27 sürümü kullanılarak tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, ANOVA, Kruskal Wallis H, Tukey post-hoc testi, Pearson ki-kare testi, Fisher kesin ki-kare testi, Bonferroni testi ve Çoklu Regresyon Modeli Analizleri kullanılarak değerlendirildi. Anlamlılık en az p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Gruplar arası yapılan karşılaştırmada, uygulama sonrası birinci ve ikinci haftada yapılan değerlendirmede sanal gerçeklik gözlük uygulaması yapılan hasta grubunda, genel sağlık, fiziksel sağlık, psikolojik sağlık, sosyal ilişkiler ve çevre ilişkili yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı derecede daha iyi olduğu saptandı (p<0,05). Derin solunum egzersizi ve sanal gerçeklik gözlük uygulanan gruplarda hastaların grup içi değerlendirmesinde genel sağlık, fiziksel sağlık ve psikolojik sağlık ilişkili yaşam kalitesi değişiminin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde olduğu saptandı (p<0,05). Uygulama sonrası birinci hafta diyaliz semptomlarının değerlendirmesinde, solunum egzersizi ve kontrol gruplarına kıyasla sanal gerçeklik gözlük müdahale grubunda ağız kuruluğu, göğüs ağrısı ve sinirli hissetme semptomlarının istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az görüldüğü saptandı (p<0,05). Modelin bağımsız değişkenleri ile bağımlı değişken arasındaki ilişki incelendiğinde; sanal gerçeklik gözlüğü uygulaması yapılan hastaların fiziksel ve psikolojik sağlıkla ilişkili yaşam kalitelerinin daha yüksek olduğu bulundu. Sonuç: Bu araştırmada, derin solunum egzersizi ve sanal gerçeklik gözlüğü uygulamalarının hastaların yaşam kalitelerini olumlu yönde etkilediği saptandı. Sanal gerçeklik gözlüğü kullanan hastalarda ağız kuruluğu, göğüs ağrısı ve sinirli hissetme gibi semptomların daha az görüldüğü belirlendi. Hemodiyaliz tedavisi alan hastaların yaşam kalitelerinin iyileştirilmesinde ve bazı semptomların azaltılmasında sanal gerçeklik gözlüğü ve derin solunum egzersizi uygulamaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, yaşam kalitesi, hemodiyaliz semptomları, sanal gerçeklik gözlüğü, solunum egzersizi Destekleyen Kurum: Bu çalışma, Trakya Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 2021/160
Hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sanal gerçeklik gözlüğü ve solunum egzersizi uygulamalarının oluşan semptomlar ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Hemodiyaliz tedavisi alan hastalar sıklıkla tedavi ile ilişkili çeşitli semptomlar deneyimlemekte olup; bu durum yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu araştırmanın amacı, hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sanal gerçeklik gözlüğü ve solunum egzersizlerinin oluşan semptomlar ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Bu randomize kontrollü araştırma 25.10.2022-03.09.2024 tarihleri arasında hemodiyaliz tedavisi alan 138 hasta ile bir üniversite hastanesinin hemodiyaliz kliniği, bir eğitim araştırma hastanesi ve bir devlet hastanesinin diyaliz üniteleri, ile özel iki hemodiyaliz kliniğinde gerçekleştirildi. Hastalar randomizasyon tablosu kullanılarak sanal gerçeklik gözlüğü uygulanan, solunum egzersizi yapılan ve kontrol grubu olmak üzere üç gruba ayrıldı. Hastalara birer hafta ara ile toplamda üç uygulama gerçekleştirildi. Veriler yüz yüze olarak Kişisel Bilgi Formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu Türkçe Sürümü, Diyaliz Semptom İndeksi ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS paket programı 27 sürümü kullanılarak tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, ANOVA, Kruskal Wallis H, Tukey post-hoc testi, Pearson ki-kare testi, Fisher kesin ki-kare testi, Bonferroni testi ve Çoklu Regresyon Modeli Analizleri kullanılarak değerlendirildi. Anlamlılık en az p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Gruplar arası yapılan karşılaştırmada, uygulama sonrası birinci ve ikinci haftada yapılan değerlendirmede sanal gerçeklik gözlük uygulaması yapılan hasta grubunda, genel sağlık, fiziksel sağlık, psikolojik sağlık, sosyal ilişkiler ve çevre ilişkili yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı derecede daha iyi olduğu saptandı (p<0,05). Derin solunum egzersizi ve sanal gerçeklik gözlük uygulanan gruplarda hastaların grup içi değerlendirmesinde genel sağlık, fiziksel sağlık ve psikolojik sağlık ilişkili yaşam kalitesi değişiminin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde olduğu saptandı (p<0,05). Uygulama sonrası birinci hafta diyaliz semptomlarının değerlendirmesinde, solunum egzersizi ve kontrol gruplarına kıyasla sanal gerçeklik gözlük müdahale grubunda ağız kuruluğu, göğüs ağrısı ve sinirli hissetme semptomlarının istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az görüldüğü saptandı (p<0,05). Modelin bağımsız değişkenleri ile bağımlı değişken arasındaki ilişki incelendiğinde; sanal gerçeklik gözlüğü uygulaması yapılan hastaların fiziksel ve psikolojik sağlıkla ilişkili yaşam kalitelerinin daha yüksek olduğu bulundu. Sonuç: Bu araştırmada, derin solunum egzersizi ve sanal gerçeklik gözlüğü uygulamalarının hastaların yaşam kalitelerini olumlu yönde etkilediği saptandı. Sanal gerçeklik gözlüğü kullanan hastalarda ağız kuruluğu, göğüs ağrısı ve sinirli hissetme gibi semptomların daha az görüldüğü belirlendi. Hemodiyaliz tedavisi alan hastaların yaşam kalitelerinin iyileştirilmesinde ve bazı semptomların azaltılmasında sanal gerçeklik gözlüğü ve derin solunum egzersizi uygulamaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, yaşam kalitesi, hemodiyaliz semptomları, sanal gerçeklik gözlüğü, solunum egzersizi Destekleyen Kurum: Bu çalışma, Trakya Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 2021/160