Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Esra Savaş
34 theses · Feyziye Schools Foundation Işık University, İstanbul Gelişim University
Çekingen kişilik inançları ve çocukluk çağında deneyimlenen duygusal ihmal arasındaki ilişkide yetişkin kaygılı ve kaçıngan bağlanma türlerinin aracı rolü
Çocukluk çağında deneyimlenen ihmal ve istismar, nesilden nesle aktarılabilir ve ilerleyen dönemlerde farklı psikolojik problemlerin gelişimine zemin hazırlayabilir. Ancak literatür incelendiğinde, istismar ve ihmalin özellikle duygusal türünün incelendiği araştırmaların yetersiz olduğu gözlenmiştir. Araştırmanın amacı, çocukluk çağındaki duygusal ihmal yaşantısı ve çekingen kişilik inançları arasındaki ilişkide, yetişkin kaygılı ve kaçıngan bağlanma türlerinin aracı rolünü incelemektedir. Yaşları 18-65 yaş arasında değişen 393 katılımcı (O = 33.24, SS = 11.72) araştırmaya katılım sağlamıştır. Veriler, Kişilik İnançları Ölçeği (KİÖ), Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (CTQ-33) ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II) aracılığı ile çevrimiçi olarak toplanmıştır. Analiz sonuçları, duygusal ihmal ve istismar, fiziksel ihmal ve aşırı koruma-kontrol ile çekingen kişilik inançları ve yetişkin güvensiz bağlanma stilleri arasında anlamlı ve pozitif yönlü korelasyon bulunduğunu göstermektedir. Fiziksel ve cinsel istismar ile negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamsız ilişkiler saptanmıştır. Çoklu regresyon sonuçları, çocukluk çağı olumsuz yaşantılarından duygusal istismar ve ebeveynin aşırı koruma-kontrol davranışının çekingen kişilik inançları üzerinde pozitif yönde yordayıcı etkisi bulunduğunu göstermektedir. Benzer şekilde, güvensiz bağlanma stillerinin her ikisinin de çekingen kişilik inançları üzerinde yordayıcılık etkisine sahip olduğu bulgulamıştır. Diğer alt boyutlarla karşılaştırıldığında, özellikle duygusal istismarın ve kaygılı bağlanma stilinin etkilerinin ön planda olduğu belirlenmiştir. Kaygılı bağlanma ve duygusal istismar arasında stepwise metodu kullanılarak yapılan regresyon analizi, romantik ilişkilerdeki kaygılı bağlanmanın çekingen kişilik inançları üzerinde çocukluk çağında duygusal olarak ihmal edilmeye kıyasla, daha etkili olduğunu göstermektedir. Paralel aracılık modeli sonuçları, erken dönemde maruz kalınan duygusal ihmalin, çekingen kişilik inançları üzerindeki yordayıcılık etkisinin erişkinlik dönemi kaygılı bağlanma stili üzerinden sağlandığını göstermektedir. Çoklu regresyon analizi sonucunda, duygusal ihmalin çekingen kişilik inançlarını üzerinde yordayıcılık etkisinin olmadığı saptanmıştır. Bu nedenle çocukluk çağı ruhsal yaşantıları ile alternatif bir model kurulmuştur. Alternatif model de özellikle kaygılı bağlanma üzerinden giden ilişkilerin anlamlı olduğunu saptamıştır. Araştırmanın bulguları, mevcut literatür ışığında tartışılmış ve gelecek araştırmalara, klinisyenlere ve ailelere önerilerde bulunulmuştur.
Korona Virüs salgın döneminde psikolojik belirti ve psikolojik sağlamlığın çalışma durumuna göre karşılaştırılması
Korona virüs ortaya çıktığı zaman sadece Türkiye' nin değil dünyanın da gündemi değişmiştir. Dünyada pek çok ülkede normalde alışılan hayat standartlarının dışına çıkmak zorunda kalınmıştır. Eğitim kurumları, spor müsabakaları, eğlence merkezleri gibi pek çok iş ve yaşam alanları ara vermek zorunda kalmıştır. Salgın dönemiyle tek değişen şey sosyal hayat ve iş yaşantısı olmamıştır. İnsanların birbirleri ile sosyal ilişkileri de farklı bir boyuta girmek zorunda kalmıştır. Birçok iş kolunda devletin yürüttüğü politikalar ile birlikte normale dönene kadar kapatılma kararı alınmıştır. Kapatılmayan iş kollarında ise kimi yerlerde mevcut şartlardan dolayı çalışan kişi sayısını azaltmaya gidilmiştir. Bu araştırmada korona virüs ile girilen salgın sürecinde Türkiye de yaşayan çalışan ve çalışmayan insanların sosyo demografik özelliklerine göre psikolojik belirti düzeylerinin ve psikolojik sağlamlıklarının arasındaki farklılıklara, ilişkilere bakılarak ele alınmıştır. Çalışma 2020 yılında Hatay, İstanbul ve Konya da yaşayan 18-65 yaş aralığındaki 205 gönüllü kişiler ile birlikte gerçekleştirilmiştir. Uygun örneklem yöntemi kullanılmıştır. Verileri toplarken sosyo demografik bilgi formu, Kısa Semptom Envanteri ve Yetişkin Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin belirlenmesi ve incelenmesi için Pearson Korelasyon Katsayısı, değişkenlerin ölçekler üzerinde oluşturduğu farkın anlamlı ya da anlamsız oluşunu incelemek için bağımsız gruplar t testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kişilerin çalışıp çalışmama durumları göz önüne alındığında çalışmayan kişilerin çalışan kişilere göre daha yüksek psikolojik belirtiler gösterdiği analiz edilmiştir. Çalışmayan kişilerin daha yüksek anksiyete, depresyon, olumsuz benlik, somatizasyon ve hostilite belirtileri gösterdiği analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan kişilerin çalışıp çalışmama durumları göz önüne alındığında çalışan kişilerin çalışmayan kişilere kıyasla daha yüksek psikolojik sağlamlıklarının ortaya çıktığı analiz edilmiştir. Çalışan kişiler salgın süreci devam etse de maddi olarak yükümlülüklerini yerine getirebildikleri için bu sürece daha kolay adapte olmuşlardır.
Sigara içen yetişkinlerde stresle başa çıkma yöntemleri ile sigara bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı sigara içen yetişkinlerde stresle başa çıkma yöntemleri ile sigara bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi ve bu ölçeklerin demografik özellikler açısından nasıl farklılaştığının araştırılmasıdır. Araştırmanın evreni İstanbul ilinde ikamet eden ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 18- 65 yaş aralığındaki sigara içen kişilerden oluşmaktadır. Katılımcılar seçilirken olasılıksız örnekleme yöntemlerinden olan uygun örneklemeden yararlanılmıştır. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Stresle Başa Çıkma Tarzları Envanteri ve Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi kullanılmıştır. Veriler, SPSS 25.0 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Verilerin normal dağılımını değerlendirmek için çarpıklık ve basıklık değerlerine bakılmıştır. Çarpıklık ve basıklık değerleri -2 -+2 değerleri arasında bir değer alması nedeniyle parametrik analizler uygulanmıştır. Araştırmada stresle başa çıkma tarzları envanteri ve alt boyut puanlarına göre, cinsiyet, yaş, eğitim ve gelir değişkeni açısından anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi alınan puanların cinsiyet, gelir, eğitim ve yaş değişkeni açısından anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Stresle Başa Çıkma Tarzları Envanteri ve alt boyutları Kendine Güvenli Yaklaşım, İyimser Yaklaşım ve Çaresiz Yaklaşım ile Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi puanları arasında istatistiksel olarak negatif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Sosyodemografik özelliklere göre katılımcıların stresle başa çıkma yöntemleri ve sigara bağımlılığı puanlarının farklılaştığı bulunmuştur. Bekar katılımcıların evli katılımcılardan Stresle Başa Çıkma Tarzları puanları daha yüksek olduğu, Stresle Başa Çıkma Tarzları ölçeği ve kendine güvenli yaklaşım yüksek lisans/doktora mezunu katılımcıların lise ve ilköğretim mezunu katılımcılardan Stresle Başa Çıkma Tarzları daha yüksek puanda olup ve erkeklerin Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi toplam puanları kadınlara kıyasla anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Genel sonuçlar doğrultusunda stresle başa çıkma tarzları envanteri ve alt boyutları kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım ve çaresiz yaklaşım özellikleri ile stresle başa çıkma becerilerinin geliştirilmesine yönelik bilgilendirme ve eğitim düzenlenmesi önerilir. Anahtar Kelimeler: Stres, Stresle Başa Çıkma Tarzları, Sigara, Nikotin
25-55 yaş arası kadınlarda tükenmişlik ve depresyon düzeylerinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı 25-55 yaş arasındaki kadınların tükenmişlik ve depresyon düzeylerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmada kadınların depresyon ve tükenmişlik düzeyleri yaş, medeni durum, sahip olunan çocuk sayısı, aylık ortalama gelir, çalışıp çalışmama durumlarına göre incelenmiştir. Yöntem: Bu araştırmanın evrenini İstanbul'da yaşayan 25-55 yaş aralığındaki 503 gönüllü kadın oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu, Tükenmişlik Kısa Versiyonu, Evlilik Yaşamı Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri ile toplanmıştır. Analizlerin normal dağılımınıdenetlemek amacıyla, basıklık ve çarpıklık değerleri esas alınmıştır. Verilerin analizinde parametrik testlerden bağımsız örneklem t testi ve tek yönlü varyans (ANOVA) analizi kullanılmıştır. Varyans analizi sonucunun anlamlı çıkması durumunda farkın hangi değişkenden kaynaklandığını bulmak amacıyla Tukey testine bakılmıştır. Tukey testinin uygulanamadığı durumlarda Scheffe ve LSD testlerine bakılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde IBM SPSS Statistic 27.0 yazılımından yararlanılmış ve bütünçözümlemeler .05 anlamlılık seviyesi göz önüne alınarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Örneklemi oluşturan kadınların 223'ünün (%44,3) evli, 280'inin (%55,7) bekâr olduğu görülmektedir. 25-35 yaş arasındaki katılımcıların tükenmişlik puanları diğer yaş gruplarına göre daha yüksek çıkmıştır. Çalışmayan, aylık geliri 2000-3000 olan ve bekâr kadınların depresyon ve tükenmişlik seviyelerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Sonuç: Depresyon ve tükenmişlik düzeyleri arasında doğru orantı, evlilik doyumu ile depresyon ve tükenmişlik düzeyleri arasında ters orantı olduğu bulunmuştur. Bu durum evlilik doyumunun depresyon ve tükenmişlik tarafından olumsuz etkilendiğini ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Analiz, depresyon, tükenmişlik
Üniversite öğrencilerinde travmatik yaşam olayları ile baş etme tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Üniversite öğrencilerinde travmatik yaşam olayları ile baş etme tutumları arasındaki ilişki irdelenmiştir. Araştırma için İstanbul Gelişim Üniversitesi öğrencilerinden oluşan, 100 ü kadın ve 100 ü erkek olmak üzere toplamda 200 katılımcıya ulaşılmıştır. Araştırmada Yaşam Olayları Kontrol Listesi-5 kullanılarak katılımcıların travmaları saptanmış ve baş etme tutumları, cinsiyet yaş ve eğitim değişkeni ele alınarak irdelenmiştir. Araştırma verileri Google Form üzerinden toplanmıştır. Yapılan istatistikler sonucunda Başa Çıkma Tutumları Değerlendirme Ölçeği ile Yaşam Olayları Kontrol Listesi arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Sonuçlar, kadınların erkeklere oranla daha yüksek yaşam olaylarına maruz kaldığı ve kadınların erkeklere oranla daha yüksek düzeyde kendine yardım başa çıkma tutumları sergilediğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler Travma, başa çıkma, travmatik olay
Üniversite öğrencilerinde ilişki doyumu ve romantik obsesyon ilişkisinin incelenmesi
Üniversite öğrencilerinde ilişki doyumu ve romantik obsesyon arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ilgili değişkenleri ölçen ölçme araçları aracılığıyla veriler toplanmış ve analiz edilmiştir. İlişkisel ve anket yöntemiyle gerçekleştirilen araştırmada 18-25 yaş arası 200 (100 kadın, 100 erkek) üniversite öğrencisinden veriler elde edilmiştir. Katılımcıların en az 3 aydır aktif bir ilişkisi olması kriteri aranmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin bilgileri araştırmacının oluşturduğu sosyo-demografik bilgi formuyla toplanmıştır. Üniversite öğrencilerinin ilişki doyumu düzeyini belirlemek için 'İlişki Doyumu Ölçeği (İDÖ)', romantik ilişkiye dair obsesif kompulsif belirtileri ölçmek için 'Romantik İlişki Obsesyon ve Kompulsiyonları Ölçeği (RİOKÖ)' ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirtileri ölçmek için ise 'Partnere İlişkin Obsesif-Kompulsif Belirti Ölçeği (PİOKB)' kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS programından yararlanılmıştır. Ölçeklerin çarpıklık ve basıklık değerlerine bakılarak normal dağılım kriterini karşılayıp karşılamadığına bakılmıştır. Güvenilirliklerini belirlemede iç tutarlılık katsayılarına bakılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkinin yönünü ve gücünü belirlemede regresyon ve korelasyon çözümleme yöntemlerinden yararlanılmıştır. Gruplar arası karşılaştırma analizlerinde ise ANOVA ve T-Testi yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre üniversite öğrencilerinin ilişki doyumu yükseldikçe ilişkiye dair obsesyon ve kompulsiyonlar düşmektedir. Ayrıca ilişki doyumu yükseldikçe partnere ilişkin obsesyon ve kompulsiyonlar düşmektedir. Sonuç olarak üniversite öğrencilerinde ilişki doyumu ve romantik obsesyon arasında negatif yönlü ve anlamlı ilişki olduğuna ulaşılmıştır. Bulunan Sonuçlardan yola çıkarak 18-25 yaş arası üniversite öğrencilerinde ilişki doyumu arttıkça romantik obsesyon seviyelerinin düştüğü görülmektedir. Yapılan bilimsel araştırmalar romantik obsesyon durumunun kaygılı bağlanma ve erken dönem uyumsuz şemalarla ilişkisini bildirmektedir. Klinik uygulamalarda romantik obsesyonu olan danışanların bağlanma öykülerinin sorgulanması ve buna yönelik çalışmalarda bulunulması önerilmektedir.
Ruhsal hastalığa sahip bireylerde içselleştirilmiş damgalanma ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Öz damgalama ya da içselleştirilmiş damgalama toplumun geri kalanlarının inandığı yetersiz ve değersiz olma damgalanmasının birey tarafından içselleştirilmesidir. İçselleştirilmiş damgalamayı kavramsallaştırmak gerekirse, bireyin geliştirdiği yanlış ve uyumsuz inançlar bütünüdür (Yanos & diğ., 2011). Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi (WHOQOL) grubu yaşam kalitesini, "Hastanın, hem içinde yaşadığı kültürel yapı ve değerler sistemi bağlamında, hem de kendi amaçları, beklentileri, standartları ve endi- şeleri açısından, yaşamdaki durumu ile ilgili kişisel algısı" olarak tanımlamaktadır (Whoqol Group, 1995). Yapılmış olan bu araştırmanın modeli ilişkisel tarama modelidir. Örneklem grubu olasılığa dayalı olmayan, kartopu yöntemi ile ölçeklerin online form olarak ulaştırılacağı ruhsal hastalığa sahip 18-65 yaş arası 150 kişi olarak seçilmiştir. Katılımcılardan kişisel bilgi edinilmek amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan formda katılımcıların yaşı, cinsiyeti, medeni durumu, çalışma durumu, meslek dalı, ruhsal bir hastalık tanısı olup olmadıkları, ailelerinde ruhsal bir tanı almış birey olup olmadığı soruları yöneltilmiştir. Çalışmanın sonucuna göre içselleştirilmiş damgalanma ve yaşam kalitesi arasındaki ilişki incelendiğinde orta düzeyde negatif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda içselleştirilmiş damgalanma arttıkça orta düzeyde yaşam kalitesi azalmaktadır. İçselleştirilmiş damgalanma ve yaşam kalitesinin yaş demografik değişkenine göre elde edilen bulgular incelendiğinde içselleştirilmiş damgalanma ile yaş arasında zayıf düzeyde bir ilişki olduğu saptanmıştır. Daha önce psikiyatrik ya da psikolojik destek alma değişkenine göre katılımcıların %73.3'ü daha önce herhangi bir nedenle psikiyatrik ya da psikolojik destek aldığı, %26.7'si almadığı tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan katılımcıların psikiyatrik bir bozukluk sebebi ile %9.3'üpsikiyatrik bir bozukluk sebebi ile hastanede yatmış, %90.7'si yatmamış, %5.3'ü 2 hafta hastanede yatmış, %4'ünün 6 ay hastanede yatmış olduğu tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan katılımcıların %46'sının ebeveynlerinin ikisi de sağ, %21.3'ünün ebeveynlerinin ikisi de vefat ettiği, %18'inin babasının vefat ettiği, %14.7'sinin annesinin vefat ettiği bulunmuştur. Yapılan mevcut çalışmanın en önemli sonucu içselleştirilmiş damganın ruhsal hastalığı olan bireylerde yaşam kalitesine etkisini belirlemiş oluşudur. Ruhsal hastalıkların erken tanılanması ve müdahale edilmesi hastalıkların olumsuz etkilerini azaltmada yardımcı olacağı düşünülmektedir.Çeşitli kurumlarda uygulanan damgalamayı önlemeye yönelik eğitimler ile ruhsal hastalıklara yönelik damgalama ve içselleştirilmiş damgalanma eğilimini azaltacağı düşünülmektedir.Gelecek çalışmalar için tedavi ve psikoeğitimin kullanıldığı deney çalışmaları yapılabilir. Deney çalışmaları sonucunda tedavi ve psikoeğitimin içselleştirilmiş damgalanmayı ne düzeyde azaltacağı ve yaşam kalitesini ne düzeyde arttıracağı görülebilir.
Ebeveynlerin covid-19 korkularının çocuklarının oynama eğilimi üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Araştırmada ebeveynlerin Covid-19'a karşı geliştirdikleri korkunun çocuklarının oynama eğilimi üzerindeki etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Ebeveynlerin yaş, medeni durum, ekonomik durum, eğitim durumu gibi sosyodemografik özellikleri ile araştırmanın şekillendirilmesi hedeflenmektedir. Yapılan araştırma hem alanda çalışan uzmanlara hem de konu ile ilgili ileri de yapılacak olan çalışmalara ışık tutmayı hedeflemektedir. Araştırmanın modeli İlişkisel tarama modelidir. Bu modele göre araştırmanın amacına uygun olarak yapılabilmesi için zaman ve kişi açısından ulaşılabilen en kolay şekilde örneklem grubuna ulaşmayı basit rastgele örneklem yöntemini kullanarak ulaşmayı hedefler. Çalışma evreni İstanbul yaşayan 29-61 aylık çocuğu olan ebeveynlerden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 397 Anne/babadan meydana gelmektedir. Araştırma sonucunda ebeveynlerin covid-19 korkularıyla çocuklarının oynama eğilimi arasında zayıf düzey ve pozitif ilişki bulunmuştur.
Okul öncesi çocuklarda ekran bağımlılığı ile öz bakım becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
48-72 aylık çocukların ailelerinin sosyodemografik durumlarının çocuklarda ekran bağımlılığını tetikleyip tetiklemediğini ve gelişen bağımlılığın çocuğun o yaşlarda kazanması gereken öz bakım becerilerini geriletip geriletmediği de bu araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Bu araştırmanın evrenini 48-72 aylık 200 çocuk oluşturmaktadır. Ölçekler bu 200 çocuğun veli ve öğretmenlerine uygulanmıştır. Araştırma verileri Sosyo demografik bilgi formu, problemli medya kullanım ölçeği ve okul öncesi dönem çocukları (36–72 ay) için öz bakım becerileri ölçeği - öğretmen formundan elde edilmiştir. Analizlerin normal dağılımını denetlemek amacıyla, basıklık ve çarpıklık değerleri esas alınmıştır. Verilerin analizinde parametrik testlerden bağımsız örneklem t testi ve tek yönlü varyans (ANOVA) analizi kullanılmıştır. Varyans analizi sonucunun anlamlı çıkması durumunda farkın hangi değişkenden kaynaklandığını bulmak amacıyla Tukey testine bakılmıştır. Tukey testinin uygulanamadığı durumlarda LSD testine bakılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde IBM SPSS Statistic 28.0 yazılımından yararlanılmış ve bütün çözümlemeler .05 anlamlılık seviyesi göz önüne alınarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre; örneklemi oluşturan çocukların 88'i kız (%44), 112'si erkektir (%56). Bu çocukların 98'i (%49) 48-60 ay, 102'si (%51) 60-72 ay yaş grubu içinde yer almaktadır. Araştırmada yer alan çocukların 88'i (%44) 0-6 ay, 45'i (%22,5) 1-2 yıl, 15'i (%7,5)2-3 yıl olmak üzere toplam 148'inin (%74) okul öncesi eğitim aldığı bildirilmiştir. Problemli medya kullanım ölçeği ile öz bakım becerileri ölçeği- öğretmen formu arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu bulunmuştur. Bu durum medya araçlarının aşırı kullanımının öz bakım becerilerini olumsuz etkilediğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Ekran bağımlılığı, okul öncesi eğitim, öz bakım becerileri
Sınav günü duygudurumun akademik başarı ile ilişkisi
Duygudurum bozukluğu; bireyin normal olmayan bir duygudurumundan ortaya çıkan bir hastalık örüntüsüdür. Bu araştırmaya 2020-2021 eğitim – öğretim yılında Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi'nde eğitim gören 459 öğrenci katılmıştır. Katılımcılar araştırma hakkında önceden bilgilendirilmiş ve kabul etmeleri durumunda araştırmaya katılmışlardır. Araştırmada değerlendirmeler için Depresyon, Kaygı ve Stres Ölçeği (DASÖ-21) ve öğrencilerin sınıf, yaş, cinsiyet, not ortalamalarının sorulduğu kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada SPSS 24.0 istatistik paket programından yararlanılmıştır. Niceliksel verilerin karşılaştırılması için, iki grup durumunda ve parametrelerin gruplar arası karşılaştırmaları için bağımsız örnekler T testi kullanılmıştır. Niceliksel verilerin karşılaştırılması için ikiden fazla grup olması halinde, parametrelerin gruplar arası karşılaştırmaları için Tek Yönlü Anova testi kullanılmıştır. Yıl sonu notu ve duygudurum arasındaki ilişkilerin belirlenmesi amacıyla Pearson Korelasyon Analizi'nden yararlanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre; Öğrencilerin depresyon, kaygı ve stres toplam puanlarının cinsiyet değişkeni açısından anlamlı bir fark olup olmadığını saptamak için uygulanan T testi sonucunda anlamı bir fark bulunmuştur. Kadın öğrencilerin erkek öğrencilere kıyasla depresyon, kaygı ve stres düzeylerinin daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda kadın öğrencilerin yıl sonu not ortalamalarının erkek öğrencilere kıyasla daha yüksek olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin Genel Akademik Not Ortalamalarında (GANO) sınıf değişkenine göre anlamlı bir fark olduğu görülmektedir. İkinci sınıf öğrencilerinin GANO düzeylerinin birinci sınıf öğrencilerinden yüksek olduğu saptanmıştır. Stres, kaygı ve depresyon ile akademik başarı arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını belirlemek amacıyla pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Sonuçlar; öğrencilerin stres, kaygı ve depresyon seviyeleri ile akademik başarıları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığını ortaya koymaktadır.
Üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travması ile bağlanma, saldırganlık ve mental iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bugün yaşadığımız psikolojik sorunların çoğu çocukluğumuzdan kaynaklanmaktadır. Yetişkinler olarak nedenini bilmediğimiz bir olayla karşılaştığımızda farklı tepkiler verebiliriz. Bunun nedeni farklı karakterlere sahip olmamızdır. Bu özellikler çocuklukta şekillenmeye başlar. Ağacın büyümeye başladığı dönem olarak çocukluğumuzu görebiliriz. Hiçbir dönem çocukluk kadar yoğun ve hassas değildir. İlk deneyimler hayata bakışımızı şekillendirir. Bu deneyimler kötüyse, iz her zaman kalacaktır. Bu yüksek izi bırakan deneyim, yetişkin olduğumuzda hala etkili olacaktır. Bu deneyim, sınavdan düşük not almak veya çocuğun en sevdiği oyuncağını almak değildir. Tamamen etkilenen ve hatta fizyolojik yapıyı değiştiren çok şiddetli bir tehdit teşkil eden duygusal istismardır. Bu araştırmanın amacı çocukluk çağı travma öyküsü olan üniversite öğrencilerinin bağlanma, saldırganlık ve mental iyi oluşları arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Çalışma 2021 yılında Türkiye'deki 18-30 yaş aralığındaki üniversite öğrencisi olan 351 gönüllü kişiler ile birlikte gerçekleştirilmiştir. Verileri toplarken sosyo demografik bilgi formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ), Erişkin Bağlanma Biçimi Ölçeğinin (EBBÖ), Agresyon Ölçeği ve Warwick-Edinburgh Zihinsel İyi Olma Ölçeği kullanılmıştır. Travmanın diğer bağımlı değişkenler üzerindeki etkilerini gözlemlemek amaçlanmıştır ve SPSS ile değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek için "Korelasyon ve regresyon" kullanılmıştır. Araştırma, çocukluk çağı travmasının bazı fiziksel ve psikolojik bozukluklarla (depresyon, anksiyete, intihar, travma sonrası bozukluk stresi vb.) ilişkili olduğunu göstermiştir. Hedeflerimize ulaşmak için nicel teknikler kullanılmıştır. Travma yaşamış üniversite öğrencilerinde, bireyin tüm yaşamı üzerindeki psikolojik etki ve kişilikte büyük bir rol oynadığı görülmüştür.
Madde kullanımı olan geç ergenlerde akran zorbalığı ve bilişsel çarpıtmaların incelenmesi
Ergenlik dönemi, bireylerin akran etkisi altında kaldığı dönemdir. Bu dönemde pek çok ergen birey, arkadaş grubundan dışlanmamak için yanlış davranışlar gösterebilmektedir. Bu davranışların en bilinenleri; hırsızlık, sigara-alkol tüketimi ve madde kullanımıdır. Bu araştırmanın temel amacı, madde kullanımı olan geç ergenlerin madde kullanım düzeyi, akran zorbalığı ve bilişsel çarpıtmalar düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma 2020-2021 tarihleri arasında Elazığ, Muş ve Gaziantep illerinde bulunan AMATEM servis ve polikliniklerinde gerçekleştirmiştir. Araştırmanın evreni madde kullanımı olan geç ergen bireylerdir. Araştırmanın örneklem grubunu ise gönüllülük esasına dayalı olarak 18-25 yaş arasındaki geç ergenlerden seçilen 400 katılımcı oluşturmaktadır. Bu kapsamda araştırma sürecinde Kişisel Bilgi Formu, Bağımlılık Profil İndeksi Ölçeği (BAPİ), Akran Zorbalığı Belirleme Ölçeği (AZBÖ) ve Bilişsel Çarpıtma Ölçeği (BÇÖ) ile veri toplanmıştır. Araştırma sonunda, madde kullanımı olan geç ergenlerde bağımlılık profili indeksinin akran zorbalığına ait zorba ve kurban puanları ile anlamlı ilişkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, bağımlılık profili indeksine ait toplam puan ile bilişsel çarpıtmalar arasındaki ilişki değerlendirildiğinde, bilişsel çarpıtmalara ait toplam puan ile olumsuz benlik algısı, kendini suçlama, çaresizlik, umutsuzluk ve yaşan tehlikesi boyutlarının bağımlılık profili indeksi ile pozitif yönlü ilişkisi bulunmuştur. Bu araştırmaya ait bağımlı değişkenler; bağımlılık profili indeksi, akran zorbalığı ve bilişsel çarpıtmalardır. Daha sonraki araştırmalarda, bu değişkenlere ek olarak yeni değişkenlerin ilişkisi incelenebilir.
Türkiye'de öğrenim gören Türkmenistanlı öğrencilerin üniversite ortamındaki özgüven düzeylerinin incelenmesi
Araştırmamın amacı Türkiye'ye yüksek öğrenim için gelen Türkmenistanlı öğrencilerin üniversite ortamında özgüven düzeylerini etkileyen temel faktörleri alt problemler başlığı altında ele alınan sorular çerçevesinde analiz ederek, Türkmen öğrencilerin Türkiye'deki öğrenim hayatları boyunca eriştiği özgüven düzeyini anlamaya çalışmaktır. Yapılan ampirik araştırma sonucunda belirlenen verilere dayanarak, farklı ülkelerden esasen Türkmenistan'dan gelen öğrencilerin etnopsikolojik özellikleri ve güven yapıları tespit edilmiş ve tanımlanmıştır, bu da kişilik ve bireysellik ile ilgili sistematik çalışmalara katkıda bulunur. Uyum ve kültürlerarası iletişim için programlar geliştirirken dikkate alınması gereken Türkiye ve yabancı öğrencilerin güven tezahürlerindeki psikolojik özgüllük belirlenmiştir. Yapılan araştırma sonucunda Türkiye'de öğrenim gören Türkmenistanlı öğrencilerin özgüven düzeyleri farklı değişkenlere göre incelendiğinde nüansların olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin yaş, kültür, ebeveynle beraber yaşayıp yaşamama, ailelerin aylık geliri gibi kriterler ele alınmış ve katılımcıların "Benlik Saygıları" yüksek bulunmuştur.
Üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları, beş faktör kişilik özellikleri ve otantisite (aslıgibilik) arasındaki ilişki
Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin çocukluk çağı travmaları, kişilik özellikleri ve otantisitelerinin (aslıgibilik) incelenmesi ve değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma grubu 2021-2022 eğitim-öğretim yılında, İstanbul Gelişim Üniversitesi'nde eğitim gören 310 lisans öğrencisinden oluşturmaktadır. Veriler, "Kişisel Bilgi Formu", "Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği", "Beş Faktör Kişilik Envanteri-Kısa Form" ve "Özgünlük Ölçeği-Kısa Form" aracılığıyla değerlendirilmiştir. Normal dağılım varsayımı ile değerlendirilmeye alınan çalışma verileri, mevcut varsayımı değerlendirmek için basıklık ve çarpıklık katsayılarına bakılarak incelenmiştir. Parametrik test grubunda olan, değişkenler arası ilişkiyi test eden Pearson korelasyon analizine ek olarak, gruplar arası anlamlı farkı saptanması için Bağımsız Gruplar t-testi ve ANOVA kullanılmıştır. Çalışmadaki değerlendirmelerde p değeri .05 olarak ele alınmıştır. Araştırma sonucu; çocukluk çağı travmaları ölçeği ile beş faktör kişilik envanteri alt boyutları olan dışadönüklük, yumuşak başlılık-geçimlilik, öz-denetim/sorumluluk ve gelişime açıklık arasında istatistiksel olarak anlamlı ve ters yönlü bir ilişkinin olduğu saptanmış olup, duygusal tutarsızlık ile ise istatistiksel olarak anlamlı ve aynı yönlü bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Özgünlük ölçeği-kısa formu ile beş faktör kişilik envanteri alt boyutları dışadönüklük, yumuşak başlılık-geçimlilik, öz denetim/sorumluluk, gelişime açıklık ve duygusal tutarsızlık arasında ise istatistiksel olarak anlamlı ve aynı yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Çalışmamızda çocukluk çağı travmaları ölçeği değişkeni ile özgünlük ölçeği-kısa formu değişkeni arasında istatistiksel olarak anlamlı ve ters yönlü bir ilişki bulunmuştur. Çocukluk çağı travmaları ölçeği ile özgünlük ölçeği-kısa formu'na ait olan ilişkisel özgünlük, yansızlık, farkındalık ve özgün davranış adlı tüm altboyutlar ile arasında istatistiksel olarak anlamlı ve ters yönlü bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. Çocukluk çağı travmaları ölçeği ve altboyutları ile cinsiyet değişkeni arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı gözlemlenmiştir.
Üniversite öğrencileri arasında yazılı veya yazılı olmayan yaşam amaçları ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişki
Bu araştırmanın temel amacı yaşam amaçlarını yazan ve yazmayan üniversite öğrencilerinin psikolojik iyi oluş ile yaşam amaçları düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Araştırmada nicel analiz tekniklerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma evreni, İstanbul ilinde bulunan üniversitede eğitimi devam eden 18-24 yaş arası ön lisans ve lisans öğrencileridir. Araştırmanın örneklemi için basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak 52 kadın (%52) 48 erkek (%48) toplam 100 kişi belirlenmiştir. Araştırma verileri toplama işleminde kişisel bilgi formu, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve Yaşam Amaçları Ölçeği araç olarak kullanılmıştır. Çalışma için elde edilen datalar SPSS 25 programı yardımıyla analizleri yapılmıştır. Analiz sonuçlarında normal dağılımı sağlayan sürekli değişkenler için karşılaştırmalarda T test ve Anova testi kullanılmıştır. Değişkenler arası ilişki Pearson korelasyon analizi ile test edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre yaşam amaçları ile psikolojik iyi oluş arasında pozitif ilişki olduğu saptanmıştır. Yaşam amaçlarını yazan üniversite öğrencilerinin kişisel ilişki, toplumsal katkı, fiziksel sağlık, aileye katkı, ünlü olma ve psikolojik iyi oluş düzeyleri yazmayan gruba göre anlamlı derecede yüksektir. Kadınların anlamlı yaşam, aileye ve topluma katkı sağlama amaçları erkeklere göre anlamlı şekilde yüksektir. Yaşam amacı ve psikolojik iyi oluş düzeyleri gelir gruplarına göre farklılık göstermektedir.
18 – 65 yaş arası erişkin bireylerde sosyal medya kullanım alışkanlıklarının ve sosyal medya bağımlılığının sosyal anksiyeteyle ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı 18 – 65 yaş arası erişkin bireylerde sosyal medya kullanım alışkanlıklarının ve sosyal medya bağımlılığın sosyal anksiyeteyle ilişkisinin incelenmesidir. Çalışmanın ikinci bir amacı ise bireylerin demografik özelliklerine göre sosyal medya kullanım alışkanlıkları ve sosyal anksiyetelerinin incelenmesidir. Araştırmanın evreni Aydın İlinde yer alan 18- 65 yaş aralığında ki yetişkin bireylerden oluşan 400 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 20 paket programı yardımı ile analiz edilmiştir. Araştırma değişkenleri ve katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine ilişkin bilgiler; frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma değerleri kullanılarak sunulmuştur. Araştırmada yer alan katılımcıların; %53,3 ile çoğunluğu kadın, %50,3'ü bekar ve %48 ile çoğunluğu 26-33 yaş aralığındadır. Katılımcıların %34,8 ile çoğunluğu ön lisans ve hemen sonrasında %25,8'i lise ve altı eğitim düzeyine sahiptir. Katılımcıların meslekleri ise %19,5 ile çoğunluğu özel sektör çalışanı, %18,3'ü işçidir. Araştırma sonuçlarına göre sosyal kaygı ve kaçınma ile sosyal medya bağımlılığının ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Sosyal kaygı ve kaçınma düzeyi arttıkça bireylerin sosyal medya bağımlılığının da artacağı fakat çift yönlü olarak sosyal medya bağımlılığı artıkça bireylerin sosyal kaygı ve kaçınma düzeylerinin de artacağı sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal medya bağımlılığının önlenebilmesi ya da azaltılabilmesi amacıyla her yaştan kullanıcıya medya okur yazarlığının öğretilmesi ve sosyal medya bağımlılığının önlenebilmesi için tedbirlerin alınması önerilebilir.
Ebeveyn tutumlarının ortaokul öğrencilerinde yaşam doyumu ve sosyal beceriler ile ilişkisinin incelenmesi
Araştırmada ebeveyn tutumlarının ortaokul öğrencilerinde yaşam doyumu ve sosyal beceri arasındaki ilişki düzeyini ne derecede etkilediği ve sosyodemografik değişkenlere göre değişip değişmediği ele alınarak bu araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Çalışma 2022 yılında İstanbul Bahçelievler ilçesinde yaşayan 432 veli ve 12-14 yaş ortaokul öğrencileriyle yapılmıştır. Verileri toplarken Sosyodemografik Bilgi Formu, Ana Baba Çocuk Yetiştirme Tutumları Ölçeği, Ana Babalık Uygulamaları Ölçeği, Çok Boyutlu Öğrenci Yaşam Doyumu Ölçeği ve Matson Çocuklarda Sosyal Becerileri Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Değişkenlerin arasındaki ilişkilerin belirlenmesi ve incelenmesi için IBM SPSS Statistic 22.0 programında Pearson Korelasyon Katsayısı; değişkenlerin ölçekler üzerinde oluşturduğu farkın anlamlı ve anlamsız olduğunu incelemek için bağımsız gruplar t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarında varyans analizinin anlamlı çıkması ile değişkenin hangisinden kaynaklandığını bulmak için Tukey testine bakılmıştır. Araştırmanın örneklemini 432 anne/baba ve çocukları oluşturmaktadır. Çalışmaya katılan öğrenci sayısı 204 'ü kız (%47,2 ) ve 228'i 'i erkek (%52,8); ebeveynlerin sayısı ise 321'i anne( %74,3) ve 111'i baba ( %25,6) oluşturmaktadır. Araştırma bulgularına bakıldığında demokratik tutum otoriter tutum, aşırı hoşgörülü tutum ve ana babalık uygulamaları ölçeği toplam puanları arttıkça Çöydö okul/çevre/aile/benlik alt boyutları ve Messy olumlu sosyal beceriler alt boyutu toplam puanları da artmaktadır. Ebeveynin tutum ve davranışlarının öğrencilerim yaşam doyumu ve sosyal beceriler ile ilişkisi vardır. Öğrencilerin Çöydö arkadaş, çevre, okul, aile, benlik boyutu toplam puanları arttıkça Messy olumlu sosyal beceriler alt boyutu toplam puanları da artmaktadır. Bireylerin yaşam doyumu arttıkça sosyal beceri düzeylerinin arttığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Tutum, ebeveyn tutumu, doyum, yaşam doyumu, beceri, sosyal beceri
Çocukluk çağında ruhsal travmaya maruz kalmış genç yetişkinlerin bağlanma boyutları ve riskli davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Çocukluk çağında ruhsal travmaya maruz kalmanın olumsuz sonuçları bağlanma boyutlarına ve riskli davranışlarda bulunma düzeyine etki eden bir unsurdur. Kişilerin çocukluk çağı travmalarını yaşam boyu hatırladıkları ve fark etmeden hayatlarını bu travmalara göre şekillendirdikleri, hem bireysel hem de toplumsal etkileriyle görülmektedir. Çocuklukta yaşanan duygusal ve fiziksel travmaların etkileri kişilerin ilişki kurdukları herkesle ve özellikle de romantik birlikteliklerinde sağlıklı bağ kuramamaya, kaçıngan ve kaygılı davranışlar sergilemelerine neden olmaktadır. Böylelikle kişilerin, kendi potansiyellerini ve gerçek duygularını ifade etmekte oldukça zorlandıkları ve ilişkilerinde sürekli problem yaşadıklarına dair bulgulara rastlanmıştır. Aynı zamanda bu kişilerin bağlanma boyutları kaygıdan ve kaçınmadan ne kadar uzak olursa, riskli davranışlarda bulunma olasılıklarının da o kadar düşük olduğu görülmektedir. Duygularının farkında olan ve duygularını istedikleri zaman, olması gerektiği gibi ifade edebilen kişilerin psikolojik olarak daha rahat hissettikleri ve potansiyellerini antisosyal davranışlarla ya da olumsuz duygularla yansıtmadıkları görülmektedir. Araştırma konusu bu yönden incelendiğinde önem arz etmektedir. Araştırmadan elde edilen bulgular, bu durumu ve yaşantıları destekler niteliktedir. Çocukluk çağı ruhsal travmaları ile bağlanma boyutlarının, riskli davranışlar ile bağlanma boyutlarının ve ruhsal travmalar ile riskli davranışların arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Kaçıngan ve kaygılı bağlanma boyutlarına sahip kişilerin medeni durumlarının bekâr olduğu, riskli davranışlarda bulunan kişilerin çocukluk çağında travmaya maruz kalma düzeylerinin diğer kişilere oranla daha yüksek seviyede anlamlı bir ilişki içinde olduğuna dair bulgulara rastlanmıştır. Araştırmanın tartışma kısmında bu bilgilere daha detaylı yer verilmiştir. Araştırma 18-25 yaş arası 150 kadın, 100 erkek olmak üzere 250 üniversite öğrencisiyle gerçekleştirildiğinden sınırlıdır. Gelecek çalışmalarda daha büyük örneklemler seçilerek, farklı gruplarla daha kapsamlı araştırmalar yapılması tavsiye edilmektedir.
Üniversite sınavına hazırlanan ergenlerin psikolojik esneklik düzeylerine göre akademik erteleme davranışları
Üniversite sınavına hazırlanan ergenlerin stres, kaygı, zaman yönetimi zorlukları, çalışmayı başlatamama, belirli bir süre çalışma davranışında bulunduktan sonra çalışmayı sürdürememe ve eğitim hayatında çok karşılaşılan erteleme gibi davranışsal problemler yaşadıkları söylenebilir. Bazı ergenler karşılaştıkları zorlayıcı yaşam durumlarına uyum sağlayabilirken; bazılarının bu süreçleri yeterince iyi yönetemediği ve kaçınma davranışları gösterdikleri ifade edilebilir. Bu nedenle, üniversite sınavına hazırlanan ergenlerin psikolojik esneklik düzeylerine göre akademik erteleme davranışlarının bazı demografik değişkenlerle incelenmesi düşüncesi oluşmuştur. Bu araştırmada üniversite sınavına hazırlanan ergenlerin psikolojik esneklik düzeylerine göre akademik erteleme davranışlarının inecelenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda öncelikli olarak teorik yaklaşımda bulunulmuştur. Ardından demografik özellikler ölçeği dışında 2 farklı ölçek kullanılmış ve saha çalışması gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu on dört farklı lise düzeyinde eğitim veren eğitim kurumunda okumakta olan elverişli/ uygun yöntemi örnekleme ile belirlenen 210 kadın, 173 erkek toplam 383 üniversite sınavına hazırlanan ergenlerden oluşmaktadır. Tarama modeline göre gerçekleştirilen araştırma verilerini elde etmek için "çok boyutlu psikolojik esneklik envanteri", "erteleme davranışı değerlendirme ölçeği" ve "kişisel bilgi formu" dağıtılarak gerçekleştirilen saha çalışması sonucunda elde edilen veriler SPSS 25.0 programı ile analiz edilmiştir. Veri toplama araçları, hem matbu hem de çevrimiçi yöntemlerle uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda cinsiyet, üzücü olay yaşama durumları, diploma notu, mesleki hedef belirleme, ailenin geliri, yaşanılan üzücü olayın şiddeti ve kardeş sayısı gibi demografik değişkenlere göre erteleme davranışları ve psikolojik esneklik ölçekleri ile arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Ölçekler arası ilişkilerde ise psikolojik esneklik boyutu ile erteleme davranışı arasında negatif yönlü; psikolojik katılık boyutu ve erteleme davranışı arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu belirlenmiştir.
15-18 yaş çocuğu olan annelerin dijital ebeveynlik farkındalığı ve internet bağımlılığı düzeyi ile çocuğunun internet bağımlılığı düzeyi arasındaki ilişki
15-18 yaş aralığında çocuğu olan ve çalışan annelerin dijital ebeveynlik farkındalıkları ele alınarak internet bağımlılığı düzeyi ile çocuğunun internet bağımlılığı düzeyi arasındaki ilişki incelendi. Ebeveynin internet bağımlılık düzeyinin çocuğunun internet bağımlılık düzeyini etkileyip etkilememesi bu araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Bu araştırmanın evrenini 15-18 yaş aralığında 183 çocuk ve anneleri oluşturmaktadır. Çevrimiçi anketler yoluyla araştırmaya katılmayı kabul eden 183 kişiden 'Demografik Bilgi Formu', 'Dijital Ebeveynlik Tutum Ölçeği', 'İnternet Bağımlılığı Ölçeği' ve 'Aile Çocuk İnternet Bağımlılığı Ölçeği 'ni yanıtlamaları istendi. Anket soruları katılımcılara yöneltilerek dijital ebeveynlik tutumunun etkileri ve ebeveyn internet bağımlılığı düzeyi ile çocuğunun internet bağımlığı arasındaki ilişki incelendi. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0 programı ile analiz edildi. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotları (sayı, yüzde, min-maks değerleri, ortalama ve standart sapma) kullanıldı. Ölçeklerin güvenilirliğini test etmek amacıyla "Güvenilirlik Analizi" yapıldı. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre ebeveyn internet bağımlılığı ile çocuğun internet bağımlık düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulundu. Dijital ebeveynlik farkındalığı düzeyi ile ebeveynin internet bağımlılığı düzeyi arasında anlamlı bir farklılık bulundu. Dijital ebeveynlik farkındalığı ile çocuğun internet bağımlılığı arasında da anlamlı bir farklılık bulundu. Fakat çocuğun internet bağımlık düzeyi ile annenin yaşı, annenin eğitim düzeyi ve ailenin geliri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamadı.
İlk çocuk ve son çocuklarda psikolojik dayanıklılık ve koşullu öz-değerin incelenmesi: Ataşehir örneği
Bu çalışmanın amacı 18-65 yaş aralığındaki ilk ve son çocuklarda koşullu öz-değer alanları ile psikolokik dayanıklılık ilişkisinin belirlenmesidir. Ayrıca 18-65 yaş aralığındali ilk ve son çocuklardaki koşullu öz-değerin ve psikolojik dayanıklılığın yaş, cinsiyet ve gelir düzeyine göre farklılığının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada veriler anket yöntemi kullanılarak elde edilmiştir. Katılımcıların psikolojik dayanıklılık düzeylerini belirlemek için Basım ve Çetin (2011) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (RSA), koşullu öz-değer düzeylerini belirlemek için Çetin, Akın ve Eroğlu (2011) tarafından Türkçe güvenirlik geçerlilik çalışmaları yapılan Koşullu Öz-Değer Ölçeği (KÖDÖ) ile katılımcıların yaş, cinsiyet ve gelir düzeyi sorularının yer aldığı sosyodemografik veri formu uygulanmıştır. Verilerin analizi için SPSS 25.0 programından yararlanılmıştır. Kullanılan ölçeklere ve alt boyularına ayrı ayrı Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk normallik testleri yapılmıştır. Sadece test sonuçlarının yanıltıcı olabilmesine karşın çarpıklık ve basıklık değerlerine bakılmıştır. Değişkenlerin normal dağılım gösterdiği kabul edilerek bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi ve tukey post-hoc testi kullanılmıştır. Ölçekler ve alt boyutları arasındaki ilişkiye belirlemek ve sosyodemografik veri formundaki değişkenlerin ölçek puanları ile anlamlı farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için pearson korelasyon analizi yapılmıştır.Araştırma sonucunda doğum sırası ve içsel koşullu öz-değer arasında ilişki tespit edilirken doğum sırası ve dışsal koşullu öz-değer arasında bir ilişki saptanmamıştı. Psikolojik dayanıklılık ve içsel koşullu öz-değer arasında da bir ilişki tespit edilirken dışsal koşullu öz-değer aralanı ile bir ilişki bulunamamıştır. Psikolojik dayanıklılık ile doğum sırası incelendiğinde ise anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: Koşullu Öz-değer, Doğum Sırası, Psikolojik dayanıklılık
Çocukluk çağı travmalarının bağlanma biçimleri ve romantik ilişkiler ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırma çocukluk çağı travmalarının bağlanma stilleri ve romantik ilişkiler ile ilişkisini ortaya koymak ve bu değişkenlerin demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Türkiye'de yaşamakta olan yaşları 18-60 arasında değişen 268 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇTQ-33) ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II, Romantik İlişkilerde Yakınlık Ölçeği kullanılmıştır. Analiz için SPSS 22.0 kullanılmıştır. Bağımsız iki grup karşılaştırmasında t-testi, ilişkisiz ikiden fazla grupların karşılaştırılmasında Tek yönlü Varyans (Oneway ANOVA) analizi ve farkın kaynağının belirlenmesi için post-hoc analizi için Bonferroni testi kullanılmıştır. Değişkenler arası ilişki pearson korelasyon analizi ile test edilmiştir. Elde edilen değerlerin anlamlı olup olmadığının yorumlanmasında 0.05 anlamlılık düzeyi ölçüt olarak kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularında duygusal taciz, duygusal ihmal, aşırı koruma kontrol, destek ve kaygılı bağlanma puanları ile cinsiyet değişkeni arasında anlamlı bir fark görülürken diğer ölçek puanları ile arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Duygusal taciz, aşırı koruma kontrol, kendini açma, fiziksel çekim, güven, romantik ilişkilerde yakınlık ölçeği genel puanı ve kaçınmacı ve kaygılı bağlanma boyutu puanları ile medeni durum değişkeni arasında anlamlı bir fark saptanırken diğer ölçek puanları ile arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Fiziksel ihmal, destek, romantik ilişkilerde yakınlık ölçeği puanları ve kaçınmacı bağlanma boyutu puanları ile eğitim düzeyi arasında anlamlı bir fark görülürken diğer ölçek puanları ile arasında anlamlı bir fark görülmemiştir. Ölçek puanlarından sadece fiziksel ihmal puanları kişilerin anne eğitim düzeyine göre anlamlı bir fark göstermiştir. Çocukluk çağı travmaları ölçeği genel puanları ile kendini açma, fiziksel çekim puanları arasında düşük düzeyde negatif yönde; destek, romantik ilişkilerde yakınlık ölçeği puanları arasında orta düzeyde negatif yönde; kaçınmacı ve kaygılı bağlanma puanları arasında pozitif yönde düşük düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Romantik ilişkilerde yakınlık ölçeği puanları ile kaçınmacı bağlanma puanları arasında orta düzede negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur.
Öğretmenlerin mesleki kaygı düzeylerinin cinsiyete göre incelenmesi
Öğretmenlerin mesleki kaygı düzeylerinin cinsiyete göre incelenmesinin amaçlandığı bu çalışma nicel verilere dayalı genel tarama modeliyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Şanlıurfa ili Haliliye ilçesinde MEB'e bağlı okullarda görev yapan toplam 412 öğretmen oluşturmuştur. Araştırma örneklemi gönüllülük esasına dayalı basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında Öğretmenlik Mesleği Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Ölçek Borich (1996) tarafından geliştirmiş ve Saban, Korkmaz ve Akbaşlı, (2004) tarafından Türkçeye uyarlanmıştır. Öğretmenlik Mesleği Kaygı Ölçeği 45 maddelik bir ölçektir. Ölçekte 3 boyutlu olup her boyut 15 madde ile ölçülmüştür. Bu boyutlar ben-merkezli kaygılar, görev-merkezli kaygılar ve öğrenci-merkezli kaygılardır. Veriler online anket aracılığı ile toplanmıştır. Veriler SPSS 29 programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde Kolmogorov Smirnov, Mann Whitney U, Kruskall Wallis H ve Beferroni Düzeltmeli Dunn Çoklu karşılaştırmalar testleri kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda Ben Merkezli Kaygılar, Görev Merkezli Kaygılar, Öğrenci Merkezli Kaygılar alt boyutlarında ve Öğretmenlik Mesleği Kaygı Ölçeği toplam skor düzeylerinde kadın öğretmenlerin erkek öğretmenlere göre daha yüksek düzeylere sahip olduğu tespit edilmiştir. Kadın öğretmenlerin kaygı kaynaklarının neler olduğu üzerinde yoğunlaşılmalı ve bu kaygılarını azaltıcı önlemler geliştirilmelidir.
Annelerin suçluluk utanç duygusu benlik korkusu ve çocuk yetiştirme tutumunun incelenmesi
Bu araştırma, annelerin suçluluk ve utanç duygusu ile benlik korkusu ve çocuk yetiştirme tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla ortaya konmuştur. Ek olarak, algılanan çocuk yetiştirme tutumu, benlik korkusu, suçluluk, utanç ile bazı sosyodemografik değişkenlerin birbirine ilişkisi incelenmiş olup ortaya konmuştur. Araştırmanın örneklemi Kocaeli'de ve yine Kocaeli'nin bazı ilçelerinde yaşayan 171 anneden meydana gelmektedir. Araştırma kapsamında, Anne Baba çocuk yetiştirme Tutum Ölçeği, Suçluluk-Utanç Ölçeği ve Benlik Korkusu Ölçeği kullanılmıştır. Verilere bakıldığında katılımcıların demografik özelliklerine ve verdikleri bilgi doğrultusunda dağılımlarını tespit etmek üzere betimsel istatistikler kullanılmıştır. Bağımlı değişkenler arasındaki doğrusal ilişkiler ayrıca, araştırmanın değişkenleri arasındaki ilişkilerin belirlenebilmesi için Kruskal Wallis H Testi Jonckheere Terpstra Testi uygulanmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkenleri arasındaki doğrusal ilişkilerin varlığı Spearman Korelasyon Testi ile test edilmiştir. Buna göre araştırmaya katılan katılımcıların suçluluk duyguları ile utanç duyguları arasında pozitif güçlü doğrusal bir ilişki bulunmuştur. Katılımcıların hata karşısında hissettikleri suçluluk duygusu arttıkça bundan duydukları utançları da artmaktadır. Çok güçlü olmasa da annelerin suçluluk duygusu test puanları ile istendik ebeveyn tutumları ve benlik korkusu puanları arasında da doğrusal bir ilişkinin olduğu görülmektedir. Katılımcıların utanç testi puanları arttıkça istendik ebeveyn tutumları ve benlik korkusu puanlarının da arttığı görülmektedir. Analiz sonuçlarına bakıldığında katılımcıların istendik ebeveyn tutumları ölçeği puanlarının medeni durumlarına göre anlamlı bir şekilde farklılaştığı görülmektedir. Farklılığın hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek amacıyla ikili karşılaştırma testleri yapılmış ve bu testler sonucunda evli olan annelerin puanları ile boşanmış ve dul annelerin puanları arasındaki farklıların anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Buna göre evli olan katılımcıların, boşanmış ve dul katılımcılara göre istendik ebeveyn tutumlarını daha fazla sergiledikleri söylenebilir Analiz sonuçlarına bakıldığında katılımcıların istenmedik ebeveyn tutumları ölçeği puanlarının medeni durumlarına göre anlamlı bir şekilde farklılaştığı görülmektedir. Farklılığın hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek amacıyla ikili karşılaştırma testleri yapılmış ve bu testler sonucunda iki çocuğu olan katılımcıların puanları ile tek çocuğu olan katılımcıların puanları arasındaki farkların anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Buna göre tek çocuğu olan katılımcıların iki çocuğa sahip katılımcılara göre istenmedik ebeveyn tutumlarını daha fazla sergiledikleri söylenebilir. Katılımcıların sahip oldukları çocuk sayısı arttıkça istenmeyen ebeveyn tutumlarının azaldığı görülmektedir. Benzer şekilde katılımcıların çocuk sayısı arttıkça benlik korularının azaldığı görülmektedir. Sahip oldukları kardeş sayısı arttıkça suçluluk duygularının da arttığı görülmektedir. Sunulan analiz sonuçları incelendiğinde katılımcıların sahip oldukları kardeş sayısı arttıkça istenmedik ebeveyn tutumlarının azaldığı görülmektedir sunulan analiz sonuçları incelendiğinde anne babası ayrı yaşayan katılımcılar ile anne babası birlikte yaşayan katılımcıların suçluluk ve istendik ebeveyn tutumları ölçeklerinden almış oldukları puanların arasındaki farkın anlamlı olduğu görülmektedir. Bulgular ilgili literatürde de incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: annelerin çocuk yetiştirme tutumu, suçluluk, utanç, benlik korkusu