Theses supervised by Prof. Dr. Salim Koca
14 theses · Gazi University
Türkiye Selçuklu devlet adamlarından Sadeddin Köpek ve faaliyetleri
İktidar gücü insan hayatının her evresinde varolmuştur. İlkel kabilelerden, modern devletlere kadar her türlü örgütlenmede insanları bir arada tutan güç olmuştur. Ancak oluşum sürecinde her iktidar faklı dayanak noktaları belirlemiştir. Mesela, Türk devletlerinde iktidar gücü Tanrı?ya dayandırılmıştır. Tanrı?nın hükümdar ve ailesini dünyaya nizam vermesi için gönderdiğine inanılıyordu. Bu nedenle hanedan üyesi olmayan birinin iktidara sahip olması söz konusu değildi. Ancak, Türkiye Selçuklu devlet adamlarından Sadeddin Köpek gayrı-ı meşru bir girişimle iktidarı ele geçirmek istemiştir. Hanedan üyesi olmamasına rağmen gerçekleştirdiği faaliyetler sultan Keyhüsrev?i büyük sıkıntılar içine düşürmüştür. Anahtar sözcükler: Ġktidar gücü, Devlet adamı, Sultan Keyhüsrev, Hanedan, Yönetim
Büyük Selçuklu Devleti'nin Mısır ve Anadolu politikaları
"Büyük Selçuklu Devleti'nin Mısır ve Anadolu politikaları" adlı tez çalışmamız başta giriş kısmı olmak üzere 4 bölümden oluşmaktadır. Tezimizin giriş kısmında Büyük Selçuklu Devleti'nin kuruluş safhası açıklanmıştır. Tezimizin birinci bölümünün ilk ana başlığında ise Selçuklu hâkimiyetinin Horasan'dan Irak'a doğru yayılmasından, Tuğrul Bey'in Bağdat'taki Büveyhi iktidarına son vermesinden, Fatımilerin destekledikleri Arslan el-Besasiri ve üvey kardeşi İbrahim Yınal'ı bertaraf etmesinden bahsedilmiştir. Ayrıca Abbasi halifesinin siyasi yetkilerini resmen Tuğrul Bey'e devretmesinden ve Tuğrul Bey'in halifenin kızı ile evlenme projesinden bahsedilmiştir. Bu bölümün ikinci kısmında ise Türkmenlere Anadolu'nun hedef gösterilmesi ve bu topraklara düzenlenen ilk seferler açıklanmıştır. Tezimizin ikinci bölümünün birinci ana başlığında Alp Arslan'ın yarım kalan Mısır seferi ve Türk emirlerinin Suriye ve Filistin topraklarındaki faaliyetleri incelenmiştir. Ayrıca Alp Arslan'ın, Fatımi propagandacılarına karşı almaya çalıştığı tedbirlerden bahsedilmiştir. Bu bölümün ikinci ana başlığında ise, Sultan Alp Arslan ile Selçuklu ve Türkmen beylerinin Anadolu'ya düzenledikleri seferler izah edilmiştir. Özellikle de Anadolu politikası için bir dönüm noktası olan Malazgirt savaşından ayrıntılı olarak bahsedilmiştir. Tezimizin üçüncü bölümünün birinci ana başlığında ise, Türkmen Beyi Atsız'ın, Suriye ve Filistin'deki faaliyetleri incelenmiştir. Üçüncü bölümün ikinci ana başlığında da Selçuklu ve Türkmen beylerinin Sultan Melikşah zamanında Anadolu'ya düzenledikleri fetih faaliyetlerinden bahsedilmiştir. Tezimizin son bölümünde ise, Bâtınilerin faaliyetleri ve Haçlıların Suriye, Filistin ve Anadolu topraklarına gelişlerinden bahsedilmeye çalışılmıştır. Yapmaya çalıştığımız bu araştırma sonucunda diyebiliriz ki; Büyük Selçuklu Devleti'nin sultanları Mısır'a hâkim olamamışlar, fakat Anadolu'nun Türk vatanı haline gelmesini sağlayacak büyük bir adım atmışlardır. Anahtar Kelimeler: 1) Büyük Selçuklu Devleti 2) Tuğrul Bey 3) Alp Arslan 4) Melikşah 5) Anadolu
Selçuklu Devri savaşlarında sürpriz baskın korku ve panik
?Selçuklu Devri Savaşlarında Sürpriz Baskın, Korku ve Panik? adlı bu çalışmamızda Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu devri savaşları esas alınarak sürpriz baskın, korku ve panik faaliyetlerinin savaşların seyrine olumlu veya olumsuz katkısı ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu faaliyetlerin temeli daha önceki Türk devletlerinden gelmektedir. Türklerdeki askeri hayat tarzı, daima hareketli, çevik ve sürate dayalı bir yaşamın ürünüdür. Ayrıca savaşlarda birçok taktik ve strateji kullanılmıştır. Bu taktik ve strateji birçok savaşın kazanılmasında oldukça etkili rol oynamıştır. Nihayetinde bu taktik ve faaliyetler, önce Orta Doğu'da ve sonraları da Anadolu ile Balkan Türklüğünün temelini oluşturacak başarıları getirmiştir.Anahtar Kelimeler:1. Savaş2. Sürpriz Baskın3. Korku ve Panik4. Türk Tarihi5. Selçuklu Devleti
Türkiye Selçuklu devlet adamı Seyfeddin Ayaba
?Türkiye Selçuklu Devlet Adamı Seyfeddin Ayaba? adlı bu çalışmada temel amaç, Emir Seyfeddin Ayaba'nın XII. ve XIII. yüzyıllarda Türkiye Selçuklu Devleti içerisindeki faaliyetlerini açıklanmaya çalışılarak Seyfeddin Ayaba'nın, devlet içersindeki nüfuzunun ne seviyede olduğu ortaya koymaktır. Bu cümleden hareketle, tezde onun devlet içersindeki rolünü ve oluşturduğu güç odağı grubunun nasıl ve hangi şartlar altında geliştirdiğini ortaya koyulmaya çalışılmıştır.Tezin konusu XII. ve XIII. yüzyıllarda yaşamış olan Seyfeddin Ayaba ve onun oluşturduğu baskı grubunun analiz edilmesidir. Zamansal olarak tezin sınırlılığı, Seyfeddin Ayaba yaşadığı XII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIII. yüzyılın ilk çeyreği olan aralıktır. Bu sebeple tezin zamansal sınırı XIII. yüzyıl eksenli olmakla birlikte, konunun daha iyi anlaşılabilmesi için XII. yüzyıl ile XIII. yüzyılın ikinci çeyreği arasındaki süreci kapsamaktadır. Mekânsal sınırlılık ise Seyfeddin Ayaba'nın yaşadığı Türkiye Selçuklu Anadolu'su ile Sultanlarla gittiği yerlerdir. Araştırmanın konusunu oluşturacak olan bu dönem içerisinde yazılan kaynakların yanında modern dönemde yazılan ve konu ile alakalı olan telif ve tetkik eserler de araştırmanın kapsamı dâhilinde bulunmaktadır.Tezde uygulanacak olan yöntem ise ana kaynaklar incelenerek bir terkip oluşturulacaktır. Bu oluşturulan terkip analiz edilerek doğruluğu kanıtlandıktan sonra mevcut konuyla ilgili telif ve tetkik eserlerde kullanılarak tezin amacına uygun bir metin haline getirilecektir.
Eski Türklerde devlet gelenekleri ve törenleri: Tarih öncesi devirlerden Türklerin İslam dini medeniyetine girişine kadar
Doktora tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, Türklerin tarih öncesi devirlerden İslamiyeti kabul etmelerine kadar geçen süredeki devlet anlayışı, gelenek ve görenekleri incelenmektedir. Bu gelenek ve törenler, devlet hayatıyla, askeri, sosyal, iktisadi ve dini hayatla ilgili gelenek ve törenler olmak üzere beş bölümde ele alınmıştır.Devlet gelenek ve törenleri içinde tahta çıkma, hâkimiyet ve hükümdarlık sembolleri, orun ülüş, başkent kurma ve kullanma, devlet meclisleri, anıt mezar yaptırma, tabilik yükümlülük sembolleri, elçi gönderme ve kabul etme yer almaktadır.Askerî gelenekler sürgün avı, at kuyruğu kesme ve bağlama, ?yada taşı? ile yağmur yağdırma, tuz ekmek gönderme, yay ve ok gönderme, davul ve boru çaldırma, teslim olma ve itaat sembolleri, askeri başarıyla ilgili isim, unvan ve lakap alma gibi gelenekleri içermektedir.Sosyal gelenekler içerisinde aile ve akrabalık, isim verme, düğün ve evlenme, toy verme, saçı saçma geleneği, bayram ve festivaller, kan kardeşliği ve ant, yarışlar ve oyunlar, barış zamanı kılıç çekmeme, kadına saygı, konuk severlilik gibi gelenekler sayılabilir.Türk İktisadi hayat ile ilgili ve faaliyetler ve geleneklerinde yaylak ve kışlak arasında gidip gelme (otları ve suları takip etme), belirli özellikte hayvan yetiştirme (ala yuntlu), hayvanları damgalama ve en vurma, değiş tokuş usulü, sınır pazarı kurma gibi iktisadi gelenekler mevcuttu.Türklerde dinî hayat ile ilgili gelenek ve törenler ise korıgan yapma, balbal dikme, dua etme, kurban kesme, güneşi ve ayı selamlama, atalara saygı ve bağlılık (ata kültü), kamların rolü, suyu kirletmeme, fal bakma, yoğ aşı (ölü aşı), mezar odasına şahsi eşyayı ve yiyecekleri koyma, arındırma vasıtası olarak ateş üzerinden geçirme, yas ve ölü gömme (yoğ töreni), ceset mumyalama gibi tören ve geleneklerden meydana gelmiştir.Bu çalışmada, Türk geleneklerinin ortaya çıkış sebepleri ve topluma katkıları incelenmiştir. Türkler tören ve geleneklerini koruyarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Orta Asya'nın iklim ve tabiat şartları, Türk yönetim anlayışı ve hayat tarzını, Türk örf, âdetlerini, dinî gelenek ve törenlerin oluşmasında etkili olmuştur.
Selçuklu devri savaşlarında strateji ve taktik
Tarihe bakıldığında, Türklerin hayatlarının önemli bir kısmının savaş ve mücadelelerle geçtiği görülmektedir. Çünkü Türklerin kaderi, Türk ordularının savaş meydanlarında kazanacakları başarılara bağlıydı. Dolayısıyla Türkler, kazanmak için tüm marifetlerini ortaya koymak zorundaydılar. Güçlü bir ordu ve askeri yeteneğe bağlı olan bu marifetler de Türklerin kurmuş oldukları yüksek disiplinli, donanımlı, iyi örgütlenmiş, büyük ve güçlü ordularında fazlasıyla mevcuttu. Türkler, askeri alandaki üstünlüklerini uzun süre ellerinde bulundurmuş; özellikle Selçuklular döneminde, Avrupalı devletlerin tümünü etkileyen yüksek bir güce ulaşmışlardır. Diğer Türk devletlerinde olduğu gibi Selçuklularda da ordu, Türklerin başlıca güç kaynağı olmuştur. Selçuklular, Hunlardan kendilerine kadar uzanan bu gücü devralarak ordularını değişen ve gelişen çağa göre yenilemeyi başarmışlardır. Gerek Büyük Selçuklu Devletinin Sultanları, gerekse Türkiye Selçuklu Devletinin Sultanları reformcu özellikleriyle, askerlerini çağın gereklerine göre yetiştirmeyi bilen; verdikleri mücadelelerde de zekice geliştirdikleri stratejilerini başarıyla taktiğe dönüştüren birer komutan olduklarını gözler önüne sermişlerdir. Bu süreçte Türklerin savaşlarda göstermiş oldukları bir takım faaliyetler de zamanla Türk askerî kültürün temelini oluşturan birer gelenek haline gelmiştir.Anahtar SözcüklerSelçuklular, Savaş, Ordu, Strateji, Taktik
Ahilerin Türkiye Selçukluları ve Beylikler Dönemi Türk devlet ve toplum hayatında oynadıkları roller
Ahilik; Sultan I. İzzeddin Keykavus döneminde, Anadolu'ya ilk olarak ?Fütüvvet? ismiyle girmiş ve daha sonraları ?Ahilik? adını alarak milli bir teşkilat haline dönüşmüş, kısa sürede Anadolu'daki esnaf ve zanaatkârları çevresine toplayıp Türkiye Selçuklu Devletinin sosyal ve ekonomik hayatında başlıca rol oynamıştır. Ahiliğin bir teşkilat olarak Türk dünyasına kazandırdığı pek çok değer bulunmaktadır. Türkiye Selçukluları döneminde Ahi teşkilatının Anadolu'ya resmen girmesi, Türk devlet ve toplum hayatı için bir dönüm noktası olmuştur.Ahiler; göçebe hayatını terk edip, şehirlere yerleşmek isteyen Türkmenlere onların meslek sahibi olmalarına ve kendi işlerini kurmalarına yardımcı olmuşlardır. Bunun yanında Kösedağ (1243) savaşından sonra yaşanan ?çöküş?, ?feryat? ve ?zillet? dönemlerinde Ahilerin Moğollara karşı tutum ve faaliyetleri de oldukça önemlidir.Kurulduğu andan itibaren Anadolu halkının sosyal ve ekonomik yapısına etki etmeye başlayan Ahiler, sadece bu fonksiyonları ile tanınmamış, Türk-İslam kültürünün koruyucusu, başta Türk dili olmak üzere pek çok kültürel değerimizin savunucusu olmuşlardır. Türkiye Selçukluları ve beylikleri incelendiğinde Ahilerin farklı rollerinin olduğu ve bu rolleri ile sosyal hayattan devlet hayatına kadar pek çok alanı etkilediği bilinmektedir.
Sultan I. Alâeddin Keykubâd Döneminde devlet sembolleri ve gelenekleri
Ortaçağ Türk İslâm devletlerinde hükümdarlar hâkim oldukları topluluklar veya devletler üzerindeki hükümranlıklarının belirtisi olarak bir takım semboller kullandıklarını görüyoruz. Hutbe, para, unvan ve lakaplar, hilat, çetr, bayrak, nevbet, otağ, saray, taht, tac, çizme, kılıç, kemer, külah gibi maddi ve manevi unsurlardan oluşan bu hâkimiyet sembollerini her Selçuklu sultanı Sultan I. Alâeddin Keykubâd da kullanmıştır. Bu araştırmamızın I. Bölümünde Sultan I. Alâeddin Keykubâd'ın kullanmış olduğu hâkimiyet sembollerini örnekleri ile birlikte açıklamayı hedefledik.Araştırmamızın II. Bölümünü Sultan Keykubâd dönemi saray gelenekleri üzerine kurguladık. Türk İslâm kültürü ile yoğrulmuş olan saray gelenekleri hükümdar merkezli olarak ortaya çıkmış olup, hükümdarın şahsında devleti içeride ve dışarıda büyük bir haşmet içerisinde gösterirken, toplumun rahat ve huzur içerisinde yaşamasına sağlayacak düzenin kurulması ve korunması maksadını güdüyordu. Bu maksat doğrultusunda ortaya çıktığını gördüğümüz saray geleneklerinin Sultan I. Alâeddin Keykubâd'ın resmi ve özel yaşantısının her noktasında bir anane olarak uygulama bulduğunu tespit ettik.Araştırmamızın son bölümü Sultan Keykubâd döneminde var olan askerî geleneklerin araştırılması üzerine plandık. Yapılan incelemeler sonrasında Türklerin İslâmiyet'ten önce yaşamış oldukları ?Atlı-Göçebe Kültürü? çerçevesinde oluşmuş ve İslâmî motiflerin de içerisine serpilmiş olduğu askeri geleneklerin, Sultan I. Alâeddin Keykubâd'ın hükümdarlığı zamanında da devam etmiş olduğunu gördük.ANAHTAR KELİMELERHâkimiyetSembollerGeleneklerSaltanatHükümdar
Türkiye Selçukluları ve Beylikler Dönemi'nde Afyonkarahisar
Anadolu'nun Türkleşme süreci önemli bir tarihi olaydır. Bu süreçten Anadolu'nun kilidi konumunda bulunan Afyonkarahisar'da derin bir biçimde etkilenmiştir. Kentte birçok askeri ve siyasi hadise Selçuklu ve Beylikler Devrinde yaşanmıştır. Bununla beraber pek çok Türk topluluğu Afyonkarahisar'a gelerek yerleşmişlerdir. Tarihi süreç içerisinde bu yaşanan hadiseler özelde Afyonkarahisar'ı, genelde ise tüm Anadolu'yu etkilemiştir.
Tevarih-i Al-i Selçuk`un transkribi ve değerlendirilmesi
XIII. yüzyılda Türkiye Selçuklu Devleti adına yazılmış en önemli kaynak eserlerden biri de El-Evamirü'l Ala'iye Fi'l Umuri'l Ala'iye'dir. Bu eser ibn Bibi tarafından Farsça olarak tahminen 1281 yıllının Nisan ayından önce tamamlanmıştır. Yazıcıoğlu Ali de II. Murad'ın emriyle bu eseri tercüme etmeye başlamış ve "Tevârih-i Âl-i Selçuk" adlı tercüme esrini yine tahminî olarak 1436 yılında tamamlamıştır. İbn Bibi'nin eseri Sultan II. Kılıç Arslan'ın oğlu II.Gıyâseddîn Keyhüsrev'i veliaht tayin etmesiyle başlamakta ve Sultan II.Gıyâsedîn Mesud"un İhanlı hükümdarı Abaka'nın huzuruna gelişine kadar olan kısma kadar gelmektedir.877 (1192-1280) Yazıcıoğlu Ali de bu eseri "Sultan Celâlüddîn'in Elçilerinin ikinci Defa Sultan Alâüddîn'in Hizmetine Gelişi" ne kadar olan kısmı tercüme etmiştir. Yazıcıoğlu Ali İbn Bibi'nin eserini tercüme ederken bazı bölümleri atladığı gibi bazı bölümlere de ilâvelerde bulunmuştur. Yazıcıoğlu Ali'nin eklemiş olduğu bilgiler arasında Oğuz töresi ve bu törenin Selçuklu Devleti'ndeki uygulanışı (Gıyâseddîn Keyhüsrev, Izzeddîn Keykâvus, Alâüddîn Keykubad) hakkında geniş bilgiler vermiştir. Bundan başka Yazıcıoğlu Ali'nin önemle üzerinde durmuş olduğu konulardan birisi de 24 Oğuz boyu ve ikili teşkilâttır. Bu Oğuz boyları içerisinde Selçuklu hanedanının Kınık, Osmanlı hanedanının da Kayı boyuna mensup olduklarını belirtmiştir.370 İkili teşkilât ve Oğuz boylarına ait verilen bilgilerden birisi de, yine Oğuz boylan içerisinde Oğuz Han tarafından belirlenmiş olan Han ( Kayı ve Bayat boyuna) ve Beylerbeyliği (Bayındır boyuna) olma önceliğidir. Ayrıca yine bu Oğuz boylarının makam ve mevkileri (Orun) ve bu makamlarına bağlı olarak alacakları payları (Ülüş) da belirtilmiştir. Bütün Türk devletlerinde olduğu gibi Türkiye Selçuklu Devleti'nde de Bey, Beylerbeyi, Sü-başı ve Çavuş gibi Türkçe unvanlar kullanılmıştır. Bu görevliler gerek ordu teşkilâtında gerekse devlet teşkilâtında önemli roller oynamışlardır. Yazıcıoğlu Ali, yapmış olduğu bu tercüme eserinde Türk devlet gelenekleri açısından; tahta çıkış törenleri, toy, orun, ülüş, yas âdetleri ve törenleri, saçı âdeti ve bağlılık sembolleri gibi Türk kültür öğelerini geniş bir şekilde işlemiştir. Bu durum gösteriyor ki; Yazıcıoğlu Ali tercümesini yapmış olduğu İbn Bibi'nin eserindeki Fars kültürü yerine, Türk kültürü ve bu kültürün öğelerine geniş bir şekilde yer vermiştir.
Kazım Karabekir Paşa`nın Türk İstiklal Savaşı'ndaki rolü
Kâzım Karabekir Paşa, Türk İstiklâl Savaşının en önemli komutanlarından birisidir. I. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Kafkas Kolordusu Kumandanlığı görevini ifâ etmekte olan Karabekir Paşa, Erzincan ve Erzurum'un Rus ve Ermeni işgalinden kurtarılmasında etkin bir rol oynadı. 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasını takiben de Erkân-ı Harbiye Reisi Ahmet İzzet Paşa tarafından diğer cephe kumandanları gibi İstanbul'a çağırıldı. Karabekir Paşa, İstanbul'a vardığında şehrin İtilâf donanmaları tarafından kuşatılmış ve fiilen işgal altına alınmış durumda olduğunu görür. Hükümet ise aciz bir durumdadır. Bu durum karşısında Onun gibi yüksek karakterli bir komutan için tek bir seçenek görünüyordu o da "Ya İstiklâl Ya ölüm" düşüncesiyle derhal harekete geçmekti. İtilâf devletlerinin ve İstanbul Hükûmeti'nin baskısı altında İstanbul'da bir şey yapmanın mümkün olmadığını gören Karabekir Paşa, kişisel teşebbüsleri sonucu kendisini Erzurum'daki "15. Kolordu Komutanlığına tayin ettirmeyi başarır. O, emrindeki kolordu ile Doğu'dan başlatılacak ve daha sonra Batı'ya kaydırılacak bir İstiklâl Savaşı etrafında halkı birleştirmek ve Ermenilerin Doğu Anadolu üzerindeki ihtiraslarını dizginlemek istemektedir. İstiklâl Savaşı planını istanbul'da Mustafa Kemal Paşa'ya da anlatan Karabekir Paşa Ondan da arzu ettiği desteği alacaktır. Karabekir Paşa, 15. Kolordu Komutanı sıfatıyla görev bölgesine ulaşır ulaşmaz derhal bölgedeki "Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri" ile temasa geçer ve buradaki halkı millî mücadele için örgütlemeye koyulur. Bunun yanı sıra görev bölgesinde, savaş yıllarında ana-babalarını kaybetmiş 4.000 kadar çocuğa kucak açmış ve onlar için çeşitli okullar tesis etmiştir.145 Karabekir Paşa, Erzurum Kongresi'nin toplanmasında ve Mustafa Kemal Paşa'nın bu Kongre'de etkinliğini hissettirmesinde önemli bir rol oynamıştır. İstanbul Hükûmeti'nin Mustafa Kemal Paşa'yı tevkif etme isteğine karşı çıkarak millî mücadelenin seyrinin farklı mecralara kaymasını engellemiştir. Sivas Kongresi'nin güvenliğinin sağlanmasında, yurt içinde asayişin ve sükûnetin temininde Karabekir Paşa'nın çalışmaları etkili olmuştur. Karabekir Paşa, 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla Edirne milletvekilliği görevini de üstlenecektir. 14 Haziran 1920'de TBMM tarafından "Doğu Cephesi Komutanlığı" kurulmuş ve Karabekir Paşa "Doğu Cephesi Kumandanı" olarak tayin edilmiştir. 20 Eylül 1920'de Bakanlar Kurulu tarafından Doğu harekâtı için çıkan izinle beraber O, ilk olarak Kars'ı sonra da Gümrü'yü Ermenilerden teslim alacaktır. Takiben, Türk Hükümeti adına Karabekir Paşa ile Ermeni temsilcileri arasında imzalanan Gümrü Antlaşması'na göre, Sevres Antlaşması'nın geçersizliği bizzat Ermeniler tarafından kabul edilmiş oluyordu. Bu sırada Ankara Hükûmeti'nin Gürcülere verdiği ültimatom ile Artvin ve Ardahan da anavatana dahil olmuştur. Ardından Ahıska, Batum ve Ahılelek Karabekir Paşa'nın emrindeki Türk kuvvetleri tarafından ele geçirilecektir. Ermeni, Azerî ve Gürcü temsilcileri ile TBMM adına baş delege Karabekir Paşa arasında 13 Ekim 1921 'de, Moskova Antlaşması'nın bir benzeri olan Kars Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre, Türkiye'nin Doğu sınırları kesin olarak tespit olunmuş ve Elviye-i Selâse, Misâk-ı Millî ilkeleri (Batum hariç olmak üzere) çerçevesinde sınırlarımız içine dahil edilmiştir. Bu başarıların ardından Karabekir Paşa'nın Batı Cephesi'ne gönderdiği silah ve mühimmat, son zaferin kazanılmasında çok önemli bir etken olacaktır.
Türkiye Selçukluları'nda ordu
84 ÖZET Her milletin diğer milletlere göre öne çıkan bir özelliği vardır Türklerin bu özelliği savunma, saldırı ve ordu kurmaktaki inanılmaz başarılardır. Tarih boyunca bir çok devlet kuran Türk toplulukları daima ordularını ön planda tutmuşlardır. Türk milletinin varlığını koruyan onun tarih sahnesinden yok olup gitmesini önleyen Türk orduları olmuştur. Anavatanları Orta Asya'dan ayrılan Türkler güçlü orduları ve teşkilatçı yapılarıyla dünyanın değişik yerlerinde birçok devlet kurdular.Türk Milleti'nin kurduğu en önemli devletlerden biri de Türkiye Selçukluları 'd ir. Kutalmışoğlu Süleyman-şah tarafından iznik merkez olmak üzere Anadolu 'da kurulan bu devlet Türk tarihinde yeni bir dönem başlatmıştır. Anadolu'yu fethedip Türkleştiren Anadolu'ya "Türkiye" denilmesini sağlayan Türkiye Sel- ç afwfaye Selçuklularının kurucusu olan Süleyman-şah ve ondan sonra gelen bütün Selçuklu Sultanları Anadolu'yu Türk yurdu haline getirmek için azimle mücadele etmişlerdir. Onlar sadece Anadolu'yu fethetmekle kalmayıp korunmasında ve savunulmasında da üstün bir gayret göstereceklerdir.bütün bunlar ise ancak güçlü bir orduyla mümkün olmuştur önceleri tamamen Türkmenlerden oluşan Selçuklu Ordusu ordu zamanla teşkilatını tamamlamış, içerisinde çeşitli unsurlarında bulunduğu çağdaş bir ordu haline gelmiştir. Selçuklu Ordusu'nu teşkilat açısından üç kısma ayırabiliriz.. Kuruluş döneminde tamamen Türkmenlerden oluşan milli ordu. Yükselme döneminde içerisinde bir çok unsuru barındıran çok uluslu ordu85. Moğol döneminde içerik olarak ve sayısal açıdan zayıflamış ordu Selçuklu Ordusu teçhizat açısından da o dönemde kullanılan bütün savaş araç ve gereçlerini bünyesinde bulundurmuştur. Silâh imalâthaneleri mevcuttur. Ayrıca kale kuşatmalarında çok önemli bir yeri olan mancınık, arrade gibi kuşatma silâhlarına sahiptir. Türkiye Selçuklu Ordusu'nun savaş taktikleri genelde geleneksel Türk savaş taktikleri olmuştur. Yanıltma, yıldırma, pusu kurma ve baskın şeklinde özetleyebileceğimiz bu taktikler Selçuklular tarafından ustaca kullanılmış ve kendilerinden sayıca daha fazla olan orduları yenmişlerdir.
Türkiye Selçuklu Devleti ve Beylikler Dönemi'nde Ankara
ÖZET Ankara'da yapılan arkeolojik kazılar ve araştırmalar neticesinde Ankara tarihinin Paleolitik ve Neolitik dönemlere ait izler taşıdığı görülmüş, Kalkolitik ve Bakır Çağ dönemlerine ait eşyalar da ortaya çıkarılmıştır. Ankara, konumu itibarıyla tarihte birçok devletin hakimiyetine girmiş ve birçok devlet tarafından yağma ve tahribe uğramıştır. İlk Çağ Ankara'sında Hititlerin hakimiyetinden sonra sırasıyla Frigyalılar, Lidyalılar, Persler, Galatlar ve Roma imparatorluğu'nun hakimiyetlerini görüyoruz. Şehir, 7. yüzyılda Sasanilerin 8. ve 9. yüzyıllarda Abbasiler'in yağma ve tahriplerine maruz kalmıştır. 10. ve 11. yüzyıllarda Türklerin eline geçene kadar ( 1071 ) kadar Bizans'ın önemli "thema" ( askerî garnizon ) larından biri olarak varlığını devam ettirmiştir. Ankara, 1071 Malazgirt Muharebesi'nden iki sene sonra 1073 yılında Türklerin eline geçti. I. Haçlı Seferi sırasında şehri ele geçiren Haçlılar, yapılan anlaşma uyarınca 1101 senesinde şehri Bizans İmparatorluğu'na bıraktılar. Şehirdeki Bizans hakimiyetinin ne kadar sürdüğü kesin olarak bilinmemekle birlikte 1127'den önceki bir tarihte Türklerin eline geçtiği bilinmektedir. Çünkü Dânişmendli hükümdarı Emir Gazi, 1127 senesinde burayı Türkiye Selçuklu Sultanı ve damadı I. Mes'ud ile birlikte bozguna uğrattığı I. Kılıçarslan'ın oğlu Melik Arab'dan almıştır. 1142 yılına kadar Ankara'da Dânişmendli hakimiyeti devam etmiş 1142 yılında ise Türkiye Selçuklu Sultanı I. Mes'ud, şehri ele geçirerek şehrin idaresini oğlu Şahinşah'a bırakmıştır. 1164 yılında ise Sultan II. Kılıçarslan kardeşi Şahinşah'ı mağlub ederek Ankara'yı topraklarına kattı. II. Kılıçarslan Döneminde Ankara'da çok az Hıristiyan kalmıştı. Sultan Kılıçarslan ülkeyi 1 1 oğlu arasında paylaştırdığında Ankara, Muhyiddin Mes'ud'un payına düştü. Muhyiddin Mes'ud zamanında Ankara'da ilmî ve kültürel faaliyetler hızlandı.107 1204 yılına gelindiğinde Muhiddin Mes'ud'un kardeşi II. Süleyman-şah şehri ele geçirdi ve Mes'ud'u öldürttü. 1211 yılında Selçuklu tahtına geçen I. Izzeddin Keykâvus ile kardeşi Alâeddin Keykubad arasında taht kavgası başladı. Izzeddin Keykâvus, Ankara Kalesi'ne kapanan kardeşini 1212 yılında mağlup etti ve şehri teslim aldı. Izzeddin Keykâvus'un ölümüyle yerine kardeşi Alâeddin Keykubad geçti ( 1220 - 1237 ). Izzeddin Keykâvus ve Alâeddin Keykubad dönemlerinde Ankara, "sol kol uç beylerbeyliğinin merkezi durumunda idi ve başında Seyfeddin Kızıl bulunuyordu. 1235 yılında Ankara, Tâceddin Pervâne'ye iktâ edildi. 1250 yılında Moğol takibinden kaçan II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Ankara'ya sığındı ve şehrin surlarını tamir ettirdi. II. Gıyaseddin Keyhüsrev Dönemi'nde Ankara kısa bir süre Selçuklu tahtında hak iddia eden Alâeddin Siyavuş ( Cimri ) ile Karamanlıların eline geçti. Özetle Ankara, Türkiye Selçuklularının Moğollar karşısında uğradıkları 1243 Kösedağ bozgunundan sonra 1304 yılına kadar Moğol Hükümdarlarının nüfuzu altında bulunan Selçuklu Sultanları tarafından yönetildi. 1304 - 1341 yılları arasında ise ilhanlı hakimiyetinde kalan Ankara, 1341 'de Eretna Devleti'nin hakimiyetine girdi. 1381 yılında da Kadı Burhaneddin Devleti'nin hakimiyetinde kalan Ankara, 1354 yılında Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Paşa tarafından Osmanlı ülkesine katıldı. 1330 - 1361 yılları arasında Ankara'da Ahilerin oldukça etkili olduklarını ve otorite boşluğunun yaşandığı bu dönemde Ankara'da hükümet ettiklerini görüyoruz. Ankara, Bizans'ın son dönemlerinde olduğu gibi Selçuklu hakimiyeti içinde de 13. yüzyıla kadar bir sınır kalesi olarak işlev görmüş, şehircilik anlamında bir gelişme gösterememiştir. Ancak 13. yüzyılın ikinci yarısından itibaren özellikle Ankara'daki Ahi hakimiyeti döneminde şehir kale surlarının dışına taşarak gelişmiştir. Ankara'da Türkmen nüfusu oldukça artmıştır. 14. ve 17. yüzyıllar arasında Osmanlı idaresindeki Ankara şehri bu sefer de Osmanlı'nın Anadolu Türk birliğini kurma gayesinde bir sınır kalesi olarak işlev görmüştür.
Selçuklular Döneminde Musul (1057-1127)
237 ÖZET Tez konumuz Musul şehrinin Selçuklu hakimiyetindeki 1057-1127 yıllan arasındaki sürecini kapsamaktadır. Çalışmamız bir giriş ve beş bölümden oluşmaktadır. Musul şehri, Ortadoğu'daki konumu ve öneminden dolayı bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış ve belki de insanlık tarihinin varlığı ilk olarak bu coğrafyada cereyan etmiştir. Tezimizin giriş bölümünde; Musul şehrinin adı, coğrafî ve fiziki yapısı, ayrıca bu şehrin siyâsî tarihi, İslâm öncesi ve İslâmi dönemini kapsayacak şekilde, Selçuklular dönemine kadar olan süreç, özet bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. Birinci bölümde, "Selçukluların Gelişme ve Yükselme Döneminde Musul" başlığı altında, Selçuklu Sultanları Tuğrul Bey, Alp Arslan ve Melikşah zamanında Musul şehrinin siyâsî durumu incelenmiştir. Ayrıca, bu sırada Musul'a hâkim olan emirlerin siyâsî ve idâri faaliyetleri ve adı zikredilen bu üç sultanın Musul'a karşı siyâsetleri ele alınmıştır. İkinci bölümde, "Büyük Selçuklu Sultanı Berkyaruk Zamanında Musul" incelenmiştir. Sultan Berkyaruk tarafından tayin edilen valilerin şehri nasıl idare ettiği ve bu süreçte yaşanan siyâsî gelişmelerden bahsedilmiştir. Şehre hâkim olan Selçuklu emirlerinin, Selçuklu Saltanat mücadelesindeki rolleri, Haçlılara karış yaptıkları mücadeleler ayrıca, Musul idaresi için birbirleriyle olan rekabetleri açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise, "Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar Zamanında Musul" başlığı altında, Musul şehrinin siyâsî ve idâri durumundan bahsedilmiştir. Musul'un Türkiye Selçukluları Sultanı I. Kılıç Arslan tarafından teslim alınıp, adına hutbe okutulması ve daha sonra şehrin tekrar Büyük Selçuklu hâkimiyetine dahil238 olması zikredilmektedir. Ayrıca bu dönemde de Musul'a tayin edilen Selçuklu emirlerinin haçlılara karış devam eden mücadeleleri anlatılmıştır. Tezimizin dördüncü bölümünde, "Irak Selçukluları Döneminde Musul" konusu incelenirken Sultan Mahmûd döneminden bahsedilmiştir. Bu dönemde özellikle Melik Mes'ûd ve atabeyi Cüyûş Bey'in saltanat için Sultan Mahmûd'a karış verdikleri mücadeleler ve iki defa gerçekleşmiş olan başarısız isyanlarından bahsedilmektedir. Ayrıca buraya tayin edilen emirlerin özellikle de Aksungur el- Porsukî'nin idâri ve siyâsî rolleri anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın son bölümü olan, "Selçuklular Döneminde Musul'da Medeni Faaliyetler" başlığı altında ise Musul'un siyâsî, idarî, mimarî, ilmî ve iktisadî özelliklerinden bahsedilmektedir. Musul şehri coğrafi stratejik öneminden dolayı birçok avantaja sahip olmuştur. Bu özellikleri ticarî ve zirâ'î faaliyetlerine büyük katkılar sağlamıştır.