Theses supervised by Prof. Dr. Serdar Öztora
20 theses · Trakya University
Edirne ilinde çalışan 1.basamak hekimlerinin nikotin bağımlılığı ve sigara bıraktırmaya yönelik yaklaşımlarının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, Edirne ilinde görev yapan aile hekimlerinin sigara kullanım durumları ile nikotin bağımlılık düzeylerinin belirlenmesi ve sigara bırakma konusundaki danışmanlık yaklaşımlarının değerlendirilmesidir. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteki bu çalışmada araştırmanın evrenini, il genelinde aktif olarak çalışan 135 aile hekimi oluşturmuş; çalışmaya katılmayı kabul eden ve anketi eksiksiz dolduran toplam 111 hekim dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak, katılımcıların sosyodemografik özellikleri, sigara kullanım alışkanlıkları ve danışmanlık hizmetlerine ilişkin görüşlerini içeren yapılandırılmış bir anket formu kullanılmış; nikotin bağımlılığı düzeylerinin belirlenmesinde Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25 (Statistical Package for the Social Sciences version 25, lisans no: L-GLBC-8TMLRX) istatistik paket programı aracılığıyla değerlendirildi. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmamızdaki hekimlerin %59,5'i erkek, %40,5'i kadındır. Katılımcıların yaş ortalaması 46,1 ± 9,2 yıl olarak hesaplanmıştır. Hekimlerin %31,5'i halen sigara içtiğini, %28'i geçmişte sigara kullandığını ve %40,5'i hiç sigara kullanmadığını ifade etmiştir. Güncel sigara içicilerinde ortalama Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi skoru 3,3 ± 2,5 olarak hesaplanmıştır. Sigara bağımlılık derecesi incelendiğinde %54,3'ü düşük, %34,3'ü orta ve %11,4'ü şiddetli bağımlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Erkek hekimlerde sigara kullanım oranının kadın hekimlere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca sigara kullananların %62,9'u sigarayı bırakmayı düşündüğünü belirtmiştir. Katılımcıların %63,1'i sigara bırakma danışmanlığı konusunda kendilerini yetersiz hissettiklerini bildirmiştir. Bu durumun, özellikle bu konuda herhangi bir eğitim almamış hekimlerde daha yaygın olduğu ve eğitimin, danışmanlık yeterliliği algısını olumlu yönde etkilediği gözlemlenmiştir. Çalışmamızda, aile hekimlerinin büyük çoğunluğu birinci basamağın sigara bırakma danışmanlığı için uygun bir ortam olduğunu belirtmiş; ancak danışmanlık hizmetlerinin sunumunda zaman yetersizliği ve tıp fakültesi eğitimlerinin eksikliği önemli engeller olarak öne sürülmüştür. Özetle, tütün bağımlılığı küresel ölçekte yüksek sağlık yüküne neden olan başlıca önlenebilir faktörlerden biridir ve etkin müdahale gerektirmektedir. Bu bağlamda birinci basamak sağlık hizmetleri, sigara bırakma danışmanlığının uygulanması açısından en erişilebilir ve sürdürülebilir müdahale alanı olarak öne çıkmaktadır. Danışmanlık sürecinin etkinliği ise, aile hekimlerinin mesleki bilgi düzeyi, klinik yeterliliği ve danışmanlık becerileriyle doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle, kapsamlı eğitim içerikleriyle desteklenen standart danışmanlık protokollerinin geliştirilmesi ve hekimlerin bu alandaki yetkinliklerinin artırılması, birinci basamaktaki tütünle mücadele kapasitesini güçlendirecektir. Anahtar Kelimeler: nikotin bağımlılığı, aile hekimliği, sigara bırakma danışmanlığı, mesleki eğitim
Edirne ilinde çalışan aile hekimlerinin ve aile hekimliği asistanlarının tıbbi uygulama hataları (malpraktis) hakkında bilgi düzeyleri, tutum ve davranışları
Bu çalışma, Edirne ilinde görev yapan aile hekimleri ve aile hekimliği asistanlarının malpraktis konusundaki bilgi düzeylerini, tutum ve davranışlarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında gönüllü 195 aile hekimi ile yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak veri toplanmıştır. Veriler, 35 sorudan oluşan bir anket aracılığıyla elde edilmiştir. Bu anket, katılımcıların sosyodemografik özelliklerinin yanı sıra, malpraktis konusundaki bilgi düzeylerini ölçmeye yönelik hazırlanmıştır. Katılımcıların %51,8'i erkek, %48,2'i kadın olup yaş ortancası 28 olarak belirlenmiştir. 30 yaş ve üzeri olan, erkek ve meslekte 5 yıl ve üzeri deneyime sahip olan hekimlerin malpraktis bilgi puanlarının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görülmüştür. Aile hekimi asistanlarının yaş ortalaması daha düşük ve malpraktis konusundaki bilgi düzeyi pratisyenlere göre daha az saptanmıştır. Katılımcıların ortalama bilgi puanı 7,77 (±2,23), ortancası ise 8 (2–14 arası) olarak bulunmuştur. Mesleki görev tanımına hâkim olduğunu düşünen hekimlerin bilgi puanları, hâkim olmadığını belirtenlere göre daha yüksektir. Ayrıca halen tıbbi sorumluluk sigortası yaptırmış olan hekimlerin bilgi düzeyi, daha önce sigortası olup şu anda olmayanlara kıyasla anlamlı biçimde yüksektir. Öte yandan, malpraktis davalarının hekim performansına etkisi ve dava riski ile sigorta yaptırma durumu arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Katılımcıların önemli bir kısmı malpraktisle ilgili yasal düzenlemeler hakkında yeterli bilgiye sahip değildir. Tıp eğitimi ve medya başlıca bilgi kaynakları olarak öne çıkarken, bilimsel kaynaklardan yeterince faydalanılmadığı görülmüştür. Sonuç olarak, malpraktisle ilgili bilgi eksikliklerinin ve yasal farkındalık yetersizliklerinin giderilmesi amacıyla tıp eğitiminde daha kapsamlı bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiği, sigorta kapsamı ve işleyişi hakkında hekimlerin bilinçlendirilmesinin önemli olduğu, ayrıca hekimlerin malpraktis kaynaklı psikolojik yükle başa çıkabilmeleri için psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekmektedir. Anahtar kelimeler: malpraktis, bilgi, Aile Hekimliği
Edirne il merkezinde yaşayan yaşlılarda sosyal desteğin yaşam kalitesine etkisi
Yaşlılık dönemi çeşitli zorluklarla birlikte gelir. Bu süreçte aile, arkadaşlar ve toplumdan alınan sosyal destek, yaşlıların günlük yaşamlarına katılımını artırarak yaşam kalitelerini önemli ölçüde etkiler. Bu çalışma, Edirne il merkezinde yaşayan yaşlı bireylerde sosyal desteğin yaşam kalitesine etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmaya Edirne il merkezindeki 23 aile sağlığı merkezine kayıtlı, 65 yaş ve üzeri 406 kişi katılmıştır. Araştırma verileri, bireylerin sosyodemografik özellikleri, sosyal destek ve yaşam kalitesi ile ilgili bilgilerin sorgulandığı soruların yer aldığı, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Kısa form-12 Yaşam Kalitesi Ölçeği'nden oluşan toplam 52 soruluk anket aracılığıyla elde edilmiştir. Çalışmamız 210 kadın, 196 erkek katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 71,59±6,37 saptanmıştır. Algılanan sosyal destek toplam puanı 58,83±13,29, Kısa form-12 yaşam kalitesi fiziksel bileşen puanı 45,06±10,83, mental bileşen puanı 49,75±10,17 olarak bulunmuştur. Araştırmamızın bulgularına göre; cinsiyet, bireyin ve eşinin eğitim düzeyi, çalışma durumu, kronik hastalık varlığı ile sigara kullanım durumu, algılanan sosyal desteği anlamlı düzeyde etkilediği görülmüştür. Evli, yüksek eğitim seviyesine sahip, sosyal güvencesi bulunan, kendi evinde yaşayan, kronik hastalığı olmayan ve ilaç ya da yardımcı araç kullanmayan bireylerin yaşam kalitesinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Algılanan sosyal destek ile yaşam kalitesi arasında pozitif ilişki saptanmıştır. Aile hekimliğinin temel ilkeleri doğrultusunda yapılan biyopsikososyal değerlendirme, yaşlı bireylerin sosyal destek ihtiyaçlarını ve yaşam kalitelerini etkileyen faktörleri anlamamızı sağlar. Aile hekimlerinin bu bütüncül yaklaşımı, yaşlılardaki sosyal destek eksikliğini belirleyerek bu desteğin artırılmasına olanak tanır. Böylece yaşlıların psikolojik iyilik hali ve sosyal katılımı güçlenir, bu da yaşam kalitelerini yükseltebilir. Anahtar kelimeler: yaşlı, sosyal destek, yaşam kalitesi, aile hekimliği
Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezine başvuran kronik hastalığı olan bireylerde akılcı ilaç kullanımının yaşam kalitesi üzerine etkisi
Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine başvuran kronik hastalığı olan bireyleri dahil ettiğimiz bu çalışmada akılcı ilaç kullanımının yaşam kalitesi ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Kronik hastalığı olan ve düzenli ilaç kullanan 423 birey çalışmamıza katılmıştır. Veriler 51 soruluk anket formu ile elde edilmiştir. Anket formu sosyodemografik ve ilaç kullanımıyla ilgili bilgiler, 21 sorudan oluşan Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği ve 12 sorudan oluşan Short Form-12 Yaşam Kalitesi Ölçeği'nden oluşmuştur. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U, Kolmogorov Smirnov, Shapiro-Wilk, Kruskal-Wallis, Pearson, Spearman testleri kullanılmıştır. Analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Katılımcıların 222'si kadın, 201'i erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 59,12±14,01olarak saptanmıştır. Katılımcıların akılcı ilaç kullanımı puan ortalaması 34,77±5,23'tir. Katılımcıların %61'i akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyi açısından yeterlidir. Birtakım değişkenlerin akılcı ilaç kullanımı, yaşam kalitesinin fiziksel ve mental alt boyutlarını etkilediği saptanmıştır. Üriner sistem hastalığı olan bireylerin akılcı ilaç kullanım puanlarının anlamlı derecede düşük olduğunu saptandı. Diyabet, dislipidemi, kardiyovasküler, gastrointestinal ve kas-iskelet hastalıklarının Short Form-12 fiziksel bileşen özet puanlarını anlamlı derecede düşürdüğü saptandı. Kronik hastalıklar ve mental bileşen özet puanları arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. Akılcı ilaç kullanımı ve Short Form-12 fiziksel bileşen özet puanları arasında pozitif yönlü ilişki tespit edildi. Çalışmamızda akılcı ilaç kullanımı ve yaşam kalitesini etkileyen bazı etkenler saptanmış ve akılcı ilaç kullanımı düzeyleri ile fiziksel yaşam kalitesi arasında pozitif yönlü ilişki bulunmuştur. Akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyinin artırılması ile bireylerin yaşam kaliteleri artabilir. Anahtar kelimeler: kronik hastalıklar, ilaç kullanımını değerlendirme, yaşam kalitesi
Edirne il merkezindeki 50-65 yaş arası erişkinlerin kanser tarama programları hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, Edirne il merkezinde yaşayan 50-65 yaş arası bireylerin ulusal kanser tarama programları hakkındaki bilgi, tutum ve davranış düzeylerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Kanser taramaları konusunda farkındalığın artırılması, erken tanı oranlarını yükseltmek ve tarama hizmetlerinin etkinliğini geliştirmek açısından katkı sağlamak amaçlanmaktadır. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteki bu araştırma, 08.11.2024–28.02.2025 tarihleri arasında Edirne il merkezinde gerçekleştirilmiştir. Evreni, aile sağlığı merkezlerine kayıtlı 50– 65 yaş arası bireyler oluşturmuş olup çalışmaya gönüllü olarak katılan 401 kişi dahil edilmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından literatür taranarak oluşturulan ve "Kanser Taramalarına Yönelik Bilgi Ölçeği" ile "Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği (Kısa Form)"u içeren 65 soruluk anket formu ile toplanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 56,45 ± 4,59 olup, %50,9'u erkek ve %49,1'i kadındır. Katılımcıların bilgi ölçek puanı ortalaması 18,18 ± 2,44, tutum ölçek puanı ortalaması ise 44,35 ± 5,38'dir. Katılımcıların %60,6'sı yeterli düzeyde bilgiye sahiptir. Katılımcıların %54,9'una kanser taraması önerilmiş, %44,1'i en az bir kez tarama yaptırmıştır. Tarama önerilerinin en sık aile hekimleri (%60,9) tarafından yapıldığı saptanmıştır. Cinsiyet, medeni durum, alkol kullanımı, egzersiz yapma, birinci derece akrabasında kanser öyküsü bulunma ve sağlık çalışanlarından öneri alma durumları ile tarama yaptırma arasında istatistiksel olarak 45 anlamlı ilişki bulunmuştur. Kadınların bilgi düzeyi erkeklerden anlamlı derecede yüksektir. Aile hekiminden bilgi alan katılımcıların bilgi puanları daha yüksektir. Bilgi ve tutum puanları arasında zayıf düzeyde pozitif ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Edirne il merkezinde yaşayan 50–65 yaş arası bireylerin kanser taramaları konusundaki bilgi düzeyi genel olarak yeterli ve ortalama tutum olumlu olsa da, taramaya katılım oranı Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği hedefin (%70) altındadır. Aile hekimlerinin yönlendirme ve bilgilendirme faaliyetleri, bireylerin tarama davranışlarını artırmada kritik öneme sahiptir. Toplum temelli sağlık eğitimlerinin yaygınlaştırılması ve birinci basamakta danışmanlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, kanser taramalarına katılım oranlarını yükseltebilir. Anahtar Kelimeler: Kanser taramaları, bilgi, tutum, davranış, aile hekimliği
Tıp fakültesi 4, 5 ve 6. sınıf öğrencilerinde mesleki benlik saygısı ve iletişim becerileri arasındaki ilişki
Bu çalışma, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde klinik dönem öğrencilerinin iletişim becerileri ve mesleki benlik saygısı düzeylerini, bu kavramları etkileyen faktörleri ve aralarındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. 2022-2023 eğitim-öğretim yılında 4., 5. ve 6. sınıfta öğrenim görmekte olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden toplam 456 öğrenciye, sosyodemografik özellikleri içeren ve iki farklı ölçme aracını kapsayan anket uygulanmıştır. Bulgulara göre, öğrencilerin iletişim becerileri genel olarak yüksek bulunmuş; yaş, cinsiyet, sınıf düzeyi, annenin eğitim durumu, sosyal etkinliklere katılım gibi faktörlerin bu beceriler üzerinde anlamlı etkileri olduğu saptanmıştır. Klinik deneyim süresi arttıkça iletişim becerilerinde artış gözlenmiş; özellikle altıncı sınıf öğrencileri daha yüksek puanlar almıştır. Mesleki benlik saygısı düzeyi literatüre göre yüksek bulunmuş; bu değişken cinsiyet, akademik başarı algısı, kariyer hedefi, tıp fakültesi tercih nedeni ve ekonomik koşullardan anlamlı düzeyde etkilenmiştir. İçsel motivasyonla meslek seçen öğrencilerin mesleki benlik saygısı daha yüksek, meslek değiştirmeyi düşünenlerin ise daha düşüktür. Çalışmada ayrıca iletişim becerileri ile mesleki benlik saygısı arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, tıp eğitiminde yalnızca bilişsel değil, duygusal ve sosyal gelişimi destekleyen bütüncül yaklaşımların önemini ortaya koymakta ve tıp öğrencilerinin mesleki kimlik gelişimini destekleyici programlara duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır.
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinde mikrobiyota ve probiyotikler hakkındaki farkındalık ve bilgi düzeyinin değerlendirilmesi
Çalışmamızda Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinde mikrobiyota ve probiyotikler hakkındaki farkındalık ve bilgi düzeyini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmanın örneklemini, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyan 154 son sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. 56 soruluk bir anket uygulanarak veriler toplanmıştır. Anket formu, katılımcıların sosyodemografik özelliklerini, mikrobiyota ve probiyotikler hakkındaki bilgi düzeylerini, tutum ve davranışlarını değerlendiren 36 sorudan ve Mikrobiyota Farkındalık Ölçeği'nin yer aldığı 20 sorudan oluşmaktadır. Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 23,9±1,1 olarak saptanmıştır. Katılımcılar kendi bilgi düzeylerini 1-10 arasında ortalama olarak 4,2±2,0 puanlamışlardır. Kendilerine yüksek puan veren katılımcıların bilgi düzeyi de yüksek bulunmuştur. Katılımcılar bilgilerini en çok (%76,3) fakülte eğitimi ve (%64,5) internet/sosyal ağlardan edindiklerini belirtmişlerdir. İnternet/sosyal ağlar yanıtını verenlerin bilgi düzeyi daha düşük bulunmuştur. Mikrobiyotayı etkileyen faktörler olarak en çok (%81) beslenme, (%42,1) ilaç/antibiyotik kullanımı cevabını vermişlerdir. Probiyotiklerin kullanıldığı en sık üç endikasyon olarak (%93,1) gastrointestinal şikayetler/hastalıklar, (%62,1) bağışıklık sistemi güçlendirme, (%44,8) antibiyotikle ilişkili yan etkiler yanıtları verilmiştir. Katılımcıların %86,4'ü probiyotikleri tavsiye ettiklerini belirtmiştir. Bilgi düzeyi yükseldikçe probiyotikleri kullanma, fayda görme ve tavsiye etme oranlarının yükseldiği görülmüştür. Katılımcıların %76,0'sı bu konuda eğitim almak istediğini belirtmiştir. Bilgi düzeyini ölçek amacıyla oluşturduğumuz 22 adet, önerme şeklinde oluşturduğumuz soruya katılımcıların verdiği cevapların ortalama doğru sayısı 11,6±3,6 olarak hesaplanmıştır. Mikrobiyota Farkındalık Ölçeği'nden ise ortalama 64,9±12,0 puan alınmıştır. Toplam doğru sayısı yüksek olan grup aynı zamanda Mikrobiyota Farkındalık Ölçeği'nden de yüksek puan almıştır. Sonuç olarak tıp fakültesi son sınıf öğrencilerinin mikrobiyota ve probiyotikler konusunda belirli bir farkındalığa sahip olmakla birlikte, bilgi düzeylerinin yeterli olmadığını ve geliştirilmesi gerektiğini göstermiştir. Bu çalışmanın elde ettiği bulguların, tıp eğitimi programlarının geliştirilmesine ve toplumda mikrobiyota farkındalığının artırılmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: mikrobiyota, probiyotik, bilgi düzeyi, farkındalık, öğrenci
Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı 65 yaş ve üstü bireylerin kırılganlık sendromu açısından değerlendirilmesi
Çalışma ile toplumda yaşayan yaşlı bireylerde kırılganlık sendromunun sıklığı, kırılganlığa etki eden sosyodemografik, klinik ve yaşam tarzı faktörleri ile bu faktörlerin sağlık durumu üzerindeki yansımaları hakkında bilgi edinilmesi amaçlanmıştır. Bu bilgiler doğrultusunda, kırılganlık gelişimini önlemeye yönelik erken tanı, risk belirleme ve bütüncül bakım yaklaşımlarının güçlendirilmesi; aile hekimliği uygulamalarında yaşlı sağlığına yönelik koruyucu stratejilerin geliştirilmesi ve sağlıklı yaşlanma bilincinin artırılması yönünde katkı sağlanması hedeflenmiştir. Araştırmanın verileri, 1 Aralık 2024 – 31 Mayıs 2025 tarihleri arasında Edirne il merkezine bağlı 23 Aile Sağlığı Merkezi ve bunlara bağlı 52 birime başvuran, katılma kriterlerini taşıyan 403 gönüllü üzerinde anket yöntemi uygulanarak elde edilmiştir. Anket formu, 65 yaş ve üzeri bireylerin sosyodemografik özelliklerini (yaş, medeni durum, eğitim, gelir, yaşam biçimi), sağlık davranışlarını (sigara, alkol kullanımı, beden kitle indeksi), kronik hastalık ve ilaç kullanım durumlarını, düşme ve hastaneye yatış öyküsü ve FRAIL ölçeğini (Fatigue, Resistance, Ambulation, Illnessess, Loss of Weight) içermekte olup bireylerin kırılganlık düzeylerini belirlemeyi amaçlamıştır. Araştırmamızda kadınların, dul veya boşanmış bireylerin, okur-yazar olmayanların, geliri giderinden az olanların, yalnız yaşayanların, yüksek beden kitle indeksine sahip olanların, kronik hastalık sayısı fazla ve polifarmasi bulunan bireylerin, ayrıca son bir yılda düşme ya da hastaneye yatış öyküsü bulunanların kırılganlık açısından daha riskli grupta yer aldığı saptanmıştır. Buna karşılık, çalışma durumu ile sigara ve alkol kullanımı değişkenleri arasında kırılganlıkla anlamlı bir ilişki gösterilememiştir. Çalışmamızın ortaya koyduğu bulgular doğrultusunda, yaşlı bireylerde kırılganlığın erken dönemde tanımlanması, risk faktörlerinin azaltılması ve uygun müdahalelerin planlanması büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, birinci basamak sağlık hizmetlerinde kırılganlık değerlendirmesinin rutin uygulamalara dâhil edilmesi ve toplumda farkındalık oluşturacak koruyucu sağlık politikalarının geliştirilmesi önemli katkılar sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Kırılganlık Sendromu, Yaşlı Bireyler, FRAIL Ölçeği, Aile Hekimliği, Sosyodemografik Faktörler, Kronik Hastalık, Polifarmasi, Düşme, Sağlıklı Yaşlanma
Edirne il merkezindeki yaşlılarda düşme ve risk faktörleri
Yaşlılarda düşmeler önemli bir halk sağlığı sorunu olup mortalite ve morbiditenin başlıca nedenleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle düşme ve düşmeye bağlı risk faktörlerinin belirlenmesi, düşme gibi önlenebilir sağlık sorunlarının azaltılması ve sağlıklı yaşlanma hedeflerine katkı sağlaması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma 65 yaş ve üstü bireylerde düşme ve düşmeye bağlı risk faktörlerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın verileri, 20.10.2025-30.11.2025 tarihleri arasında Edirne il merkezindeki Aile Hekimliği birimlerine başvuran ve katılma kriterlerini karşılayan 65 yaş üstü gönüllü 400 yaşlı bireyden yüzyüze görüşme yöntemi ile uygulanan anketler elde edilmiştir. Anket formunda katılımcıların sosyodemografik özellikleri, kronik hastalıkları, kullandığı ilaçlar, çoklu ilaç kullanımı (polifarmasi), 65 yaşından sonra ve son bir yılda düşme öyküsü, düşmenin gerçekleştiği yer, düşme sonucu yaralanma durumu ve alınan düşme önlemlerinin sorgulandığı 35 soru yer almaktadır. Çalışmamızda 65 yaş üstü düşme prevelansı %62,8, son bir yılda düşme prevalansı %35,5 olarak bulunmuştur. 65 yaş üstünde düşme öyküsünün kadınlarda, bekar/dul bireylerde, yalnız yaşayanlarda, polifarmasi saptananlarda ve özellikle hipertansiyon ve diyabetes mellitus gibi kronik hastalığı bulunanlarda daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca antihipertansif, oral antidiyabetik, insülin, antikoagülan, kardiyoselektif beta bloker ve proton pompa inhibitörü kullananlarda düşme öyküsü anlamlı olarak daha sık görülmüştür. 65 yaşından sonra düşme sayısı ise kadınlarda, bekar/dul bireylerde, düşük eğitim düzeyine sahip olanlarda, polifarmasi saptananlarda, kalp hastalığı, demans, diyabetes mellitus, hipertansiyon, obezite, inkontinans ve vertigo gibi kronik hastalığı bulunanlarda artmıştır. İlaç grupları açısından bakıldığında; antihipertansif, oral antidiyabetik, insülin, antikoagülan, bronkodilatör ve proton pompa inhibitörü kullananlarda arttığı belirlenmiştir. Yapılan çok değişkenli regresyon analizinde; yaş arttıkça düşme öyküsü olasılığının %18 arttığı, yalnız yaşayan bireylerde düşme öyküsü yaşama olasılığı yalnız yaşamayanlara göre yaklaşık 2 kat (%93) daha yüksek olduğu ve ilaç sayısındaki her bir artışın düşme riskini %32 artırdığı belirlenmiştir. Çalışmamızdan ortaya çıkan sonuç ve öneriler doğrultusunda; düşmelerin önlenmesinde birinci basamak sağlık hizmetlerinde yaşlı bireylere yönelik eğitimin, çevresel düzenlemelerin ve risk faktörlerinin kontrolünü içeren çok yönlü bir yaklaşımın gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Aile hekimleri, yaşlı bireylere bütüncül ve biyopsikososyal bir bakış açısıyla yaklaşarak gereksiz ilaç kullanımının önlenmesi, ilaçların düzenli ve doğru kullanımının izlenmesi, ev içi çevresel risklerin değerlendirilmesi ile eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin sunulması gibi alanlarda önemli bir sorumluluk taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Yaşlı, Prevalans, Polifarmasi, Düşme
Edirne ili merkez aile sağlığı merkezlerine başvuran erişkin hastalarda gıda takviyesi kullanımı ve hastaların bu konudaki bilgi-bilinç düzeyi
Bu çalışmamızda Edirne ili merkezindeki aile sağlığı merkezlerine başvuran erişkin hastaların gıda takviyesi kullanımı durumları ve hastaların bu konudaki bilgi-bilinç düzeyi'nin araştırılması hedeflenmiştir. Çalışmamıza 403 gönüllü hasta katılmıştır. Katılımcılardan sosyodemografik özellikler ve gıda takviyeleri konusunda bilgi, tutum ve davranışlarının tanımlanmasının talep edildiği anket formu yardımıyla veriler toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve gruplar arasında fark bulunup bulunmadığı yerine göre Ki-kare testi kullanılarak karşılaştırılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmaya katılan 403 erişkin bireyden %41,7'si gıda takviyesi kullandığını belirtmiştir. En sık tercih edilen takviyeler multivitamin, D vitamini, balık yağı ve C vitamini olmuştur. Takviye kullanımı, boşanmış/dul bireylerde, komorbid hastalığı olanlarda ve düzenli sağlık kontrolü yaptıranlarda daha yaygındır. Katılımcılar doğal besinlerin yeterli olmadığını düşünmekte, takviyelerin kronik hastalıkları önleyebileceğine inanmakta ancak kanser gibi hastalıklarda etkili olduğunu daha az düşünmektedir. Takviyelerin hekim önerisiyle kullanılmasını ve laboratuvar testleriyle takip edilmesini savunan katılımcı oranı yüksektir. İnternetten satın alma ve ambalaj bilgileri konularında güven düşüktür. Vitamin ve minerallere dair bilgi düzeyi değişkendir. A ve C vitamini iyi bilinmekte; D vitamini, B grubu vitaminler, çinko, magnezyum, K ve E vitamini hakkında ise bilgi düzeyi düşüktür. Selenyum, krom, glutatyon, koenzim Q10 ve glukozamin gibi maddelere yönelik farkındalık çok düşüktür. Probiyotikler toplumda en çok bilinen doğal desteklerden biridir; omega yağ asitleri ve propolis ise daha az tanınmaktadır. Sonuç olarak, özellikle birinci basamak sağlık hizmetlerinde görev yapan aile hekimlerinin, bireyleri gıda takviyeleri konusunda doğru şekilde yönlendirmesi, gerekli durumlarda laboratuvar değerlendirmeleriyle rehberlik etmesi ve sağlık okuryazarlığını artırıcı bilgilendirme yapması büyük önem taşımaktadır. Gıda takviyesi kullanımının bireysel ihtiyaçlara göre, bilimsel temele dayalı ve güvenli bir şekilde sürdürülebilmesi için toplum düzeyinde aile hekimliğini merkez alan planlı bilgilendirme ve danışmanlık uygulamalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler; aile hekimliği, gıda takviyesi, sağlık okuryazarlığı
Edirne ilinde çalışan 1.basamak hekimlerinin nikotin bağımlılığı ve sigara bıraktırmaya yönelik yaklaşımlarının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, Edirne ilinde görev yapan aile hekimlerinin sigara kullanım durumları ile nikotin bağımlılık düzeylerinin belirlenmesi ve sigara bırakma konusundaki danışmanlık yaklaşımlarının değerlendirilmesidir. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteki bu çalışmada araştırmanın evrenini, il genelinde aktif olarak çalışan 135 aile hekimi oluşturmuş; çalışmaya katılmayı kabul eden ve anketi eksiksiz dolduran toplam 111 hekim dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak, katılımcıların sosyodemografik özellikleri, sigara kullanım alışkanlıkları ve danışmanlık hizmetlerine ilişkin görüşlerini içeren yapılandırılmış bir anket formu kullanılmış; nikotin bağımlılığı düzeylerinin belirlenmesinde Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25 (Statistical Package for the Social Sciences version 25, lisans no: L-GLBC-8TMLRX) istatistik paket programı aracılığıyla değerlendirildi. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmamızdaki hekimlerin %59,5'i erkek, %40,5'i kadındır. Katılımcıların yaş ortalaması 46,1 ± 9,2 yıl olarak hesaplanmıştır. Hekimlerin %31,5'i halen sigara içtiğini, %28'i geçmişte sigara kullandığını ve %40,5'i hiç sigara kullanmadığını ifade etmiştir. Güncel sigara içicilerinde ortalama Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi skoru 3,3 ± 2,5 olarak hesaplanmıştır. Sigara bağımlılık derecesi incelendiğinde %54,3'ü düşük, %34,3'ü orta ve %11,4'ü şiddetli bağımlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Erkek hekimlerde sigara kullanım oranının kadın hekimlere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca sigara kullananların %62,9'u sigarayı bırakmayı düşündüğünü belirtmiştir. Katılımcıların %63,1'i sigara bırakma danışmanlığı konusunda kendilerini yetersiz hissettiklerini bildirmiştir. Bu durumun, özellikle bu konuda herhangi bir eğitim almamış hekimlerde daha yaygın olduğu ve eğitimin, danışmanlık yeterliliği algısını olumlu yönde etkilediği gözlemlenmiştir. Çalışmamızda, aile hekimlerinin büyük çoğunluğu birinci basamağın sigara bırakma danışmanlığı için uygun bir ortam olduğunu belirtmiş; ancak danışmanlık hizmetlerinin sunumunda zaman yetersizliği ve tıp fakültesi eğitimlerinin eksikliği önemli engeller olarak öne sürülmüştür. Özetle, tütün bağımlılığı küresel ölçekte yüksek sağlık yüküne neden olan başlıca önlenebilir faktörlerden biridir ve etkin müdahale gerektirmektedir. Bu bağlamda birinci basamak sağlık hizmetleri, sigara bırakma danışmanlığının uygulanması açısından en erişilebilir ve sürdürülebilir müdahale alanı olarak öne çıkmaktadır. Danışmanlık sürecinin etkinliği ise, aile hekimlerinin mesleki bilgi düzeyi, klinik yeterliliği ve danışmanlık becerileriyle doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle, kapsamlı eğitim içerikleriyle desteklenen standart danışmanlık protokollerinin geliştirilmesi ve hekimlerin bu alandaki yetkinliklerinin artırılması, birinci basamaktaki tütünle mücadele kapasitesini güçlendirecektir. Anahtar Kelimeler: nikotin bağımlılığı, aile hekimliği, sigara bırakma danışmanlığı, mesleki eğitim
Edirne ilinde huzurevlerinde kalan bireylerde polifarmasi ve etkilerinin değerlendirilmesi
Araştırma verileri, Edirne Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren huzurevlerinden hizmet alan, Standardize Mini Mental Testi (MMSE) veya Eğitimsizler İçin Modifiye Edilen Mini Mental Durum Testi'nden (MMSE-E) uygun olanından 24 ve üzerinde puan alan, iletişim kurma kısıtı olmayan 120 gönüllüye uygulanan anketten yüz yüze görüşme yöntemiyle elde edilmiştir. 38 sorudan oluşan anket, sosyodemografik özellikler, sağlıkla ilgili değişkenler, kullanılan ilaçlar ve Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (GYA) ile ilgili soruları içermektedir. Katılımcıların 85'i (%70,8) kadın, 35'i (%29,2) erkek olup yaş ortalaması 77,24 ± 8,38 yıl olarak belirlenmiştir. Katılımcıların %91,7'sinde en az bir kronik hastalık tespit edilmiş olup, günlük ortalama ilaç kullanım sayısı 7,64 ± 5,19 (0-23) olarak saptanmıştır. Ayrıca, katılımcıların %69,2'sinde polifarmasi varlığı tespit edilmiştir. Kronik hastalık varlığı durumunda ve belirlenen bazı kronik hastalıklara sahip olanlarda polifarmasi daha sık görülmüştür. Ayrıca çocuk sahibi olmak, son bir yılda 3 ve üzerinde acil servis başvurusu yapmak, tüm alışverişlerinde yardıma ihtiyaç duymak ve huzurevinde daha uzun süre kalmak ile polifarmasi durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Katılımcıların kullandığı ilaçlar sistematik olarak gruplandırılarak potansiyel ilaç-ilaç etkileşimleri (pDDI) değerlendirilmiştir. Bazı ilaç gruplarını kullanmanın polifarmasi ve pDDI'ni arttırdığı tespit edilmiştir. Ayrıca polifarmasi ile pDDI arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Polifarmasi risk faktörlerinin ve ilişkili durumların belirlenmesi, yönetim stratejileri için önemlidir. Bu süreçte multidisipliner yaklaşım ve aile hekimi katılımı tedavi etkinliğini arttıracaktır. Anahtar kelimeler: Polifarmasi, huzurevi, yaşlı, kronik hastalık
Edirne ilinde huzurevlerinde kalan bireylerde polifarmasi ve etkilerinin değerlendirilmesi
Araştırma verileri, Edirne Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren huzurevlerinden hizmet alan, Standardize Mini Mental Testi (MMSE) veya Eğitimsizler İçin Modifiye Edilen Mini Mental Durum Testi'nden (MMSE-E) uygun olanından 24 ve üzerinde puan alan, iletişim kurma kısıtı olmayan 120 gönüllüye uygulanan anketten yüz yüze görüşme yöntemiyle elde edilmiştir. 38 sorudan oluşan anket, sosyodemografik özellikler, sağlıkla ilgili değişkenler, kullanılan ilaçlar ve Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (GYA) ile ilgili soruları içermektedir. Katılımcıların 85'i (%70,8) kadın, 35'i (%29,2) erkek olup yaş ortalaması 77,24 ± 8,38 yıl olarak belirlenmiştir. Katılımcıların %91,7'sinde en az bir kronik hastalık tespit edilmiş olup, günlük ortalama ilaç kullanım sayısı 7,64 ± 5,19 (0-23) olarak saptanmıştır. Ayrıca, katılımcıların %69,2'sinde polifarmasi varlığı tespit edilmiştir. Kronik hastalık varlığı durumunda ve belirlenen bazı kronik hastalıklara sahip olanlarda polifarmasi daha sık görülmüştür. Ayrıca çocuk sahibi olmak, son bir yılda 3 ve üzerinde acil servis başvurusu yapmak, tüm alışverişlerinde yardıma ihtiyaç duymak ve huzurevinde daha uzun süre kalmak ile polifarmasi durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Katılımcıların kullandığı ilaçlar sistematik olarak gruplandırılarak potansiyel ilaç-ilaç etkileşimleri (pDDI) değerlendirilmiştir. Bazı ilaç gruplarını kullanmanın polifarmasi ve pDDI'ni arttırdığı tespit edilmiştir. Ayrıca polifarmasi ile pDDI arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Polifarmasi risk faktörlerinin ve ilişkili durumların belirlenmesi, yönetim stratejileri için önemlidir. Bu süreçte multidisipliner yaklaşım ve aile hekimi katılımı tedavi etkinliğini arttıracaktır. Anahtar kelimeler: Polifarmasi, huzurevi, yaşlı, kronik hastalık
Edirne ilinde huzurevlerinde kalan bireylerde polifarmasi ve etkilerinin değerlendirilmesi
Araştırma verileri, Edirne Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren huzurevlerinden hizmet alan, Standardize Mini Mental Testi (MMSE) veya Eğitimsizler İçin Modifiye Edilen Mini Mental Durum Testi'nden (MMSE-E) uygun olanından 24 ve üzerinde puan alan, iletişim kurma kısıtı olmayan 120 gönüllüye uygulanan anketten yüz yüze görüşme yöntemiyle elde edilmiştir. 38 sorudan oluşan anket, sosyodemografik özellikler, sağlıkla ilgili değişkenler, kullanılan ilaçlar ve Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (GYA) ile ilgili soruları içermektedir. Katılımcıların 85'i (%70,8) kadın, 35'i (%29,2) erkek olup yaş ortalaması 77,24 ± 8,38 yıl olarak belirlenmiştir. Katılımcıların %91,7'sinde en az bir kronik hastalık tespit edilmiş olup, günlük ortalama ilaç kullanım sayısı 7,64 ± 5,19 (0-23) olarak saptanmıştır. Ayrıca, katılımcıların %69,2'sinde polifarmasi varlığı tespit edilmiştir. Kronik hastalık varlığı durumunda ve belirlenen bazı kronik hastalıklara sahip olanlarda polifarmasi daha sık görülmüştür. Ayrıca çocuk sahibi olmak, son bir yılda 3 ve üzerinde acil servis başvurusu yapmak, tüm alışverişlerinde yardıma ihtiyaç duymak ve huzurevinde daha uzun süre kalmak ile polifarmasi durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Katılımcıların kullandığı ilaçlar sistematik olarak gruplandırılarak potansiyel ilaç-ilaç etkileşimleri (pDDI) değerlendirilmiştir. Bazı ilaç gruplarını kullanmanın polifarmasi ve pDDI'ni arttırdığı tespit edilmiştir. Ayrıca polifarmasi ile pDDI arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Polifarmasi risk faktörlerinin ve ilişkili durumların belirlenmesi, yönetim stratejileri için önemlidir. Bu süreçte multidisipliner yaklaşım ve aile hekimi katılımı tedavi etkinliğini arttıracaktır. Anahtar kelimeler: Polifarmasi, huzurevi, yaşlı, kronik hastalık
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinde gelecek kaygısı ve etki eden faktörlerin değerlendirilmesi
Bu çalışma ile geleceğin hekimlerinde mevcut olabilecek, hekimlerin iyilik halini ve dolaylı olarak toplum sağlığını etkileyebilecek gelecek kaygısını ve etki eden faktörleri tanımlamak, bu konuda gelecekte yapılabilecek araştırmalara ve yetkililer tarafından yapılacak iyileştirmelere ışık tutmak amaçlanmaktadır. Çalışmaya Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi 15.04.2024 tarih ve 07/44 sayılı etik kurul onayı alındıktan sonra başlanmıştır. Çalışmamıza 187 kişi katılmıştır ve "Üniversite Öğrencilerinde Gelecek Kaygısı Ölçeği" sorularını içeren, toplam 44 soruluk anket yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Katılımcıların %48'i erkek (n=90), %52'si kadın (n=97) ve yaş ortalaması 24,671,12 yıl idi. Geliri giderinden fazla olan öğrencilerde, gelecekten umutsuzluk ve toplam skor anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur (p=0,023, p=0,028). Erkek öğrencilerin gelecek korkusu ve toplam kaygı skorları, kadın öğrencilere göre anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (p=0,025, p=0,037). Uyku problemi olan öğrencilerde gelecekten umutsuzluk ve toplam skorlar, uyku problemi olmayanlara göre anlamlı şekilde daha yüksektir (p=0,041, p=0,001, p=0,006). Psikiyatrik hastalığı olan öğrencilerin gelecek korkusu ve toplam skorları, psikiyatrik hastalığı olmayanlara göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p=0,016, p=0,011). İlaç kullanan öğrencilerde gelecek korkusu ve toplam skorlar, ilaç kullanmayanlara göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p=0,012, p=0,022). Meslek değiştirmeyi düşünen öğrencilerde gelecek korkusu, umutsuzluk ve toplam skorlar anlamlı şekilde daha yüksektir (p=0,001, p=0,006, p=0,001). Tıp fakültesini tekrar seçmeyeceğini belirten öğrencilerin gelecek korkusu, umutsuzluk ve toplam skorları, tekrar tıp seçeceğini belirtenlere göre anlamlı derecede daha yüksektir (p=0,026, p=0,001, p=0,011). Tıp eğitiminin yeterli olmadığını düşünen öğrencilerin gelecek korkusu, umutsuzluk ve toplam skorları, eğitimi yeterli bulanlara göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p=0,009, p=0,006, p=0,003). Çalışmamızın sonuçları, tıp fakültesi son sınıf öğrencileri arasında gelecek kaygısı ve umutsuzluk düzeylerinin yüksek olduğunu göstermektedir. Bu kaygıların, özellikle tıp eğitiminin zorlukları, mesleki belirsizlikler ve geleceğe dair beklentilerle yakından ilişkili olduğu tespit edilmiştir.
Trakya üniversitesi tıp fakültesi araştırma görevlilerinde internet kullanım durumları ile yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışma ile Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Görevlilerinin boş zamanlarındaki internet kullanımları ve internet bağımlılıklarının yaşam kalitesine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma verileri, 15.04.2024-15.06.2024 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde araştırma görevlisi olan 305 gönüllüye uygulanan anketten elde edilmiştir. Boş Zaman İnternet Kullanımı Ölçeği, Bağımlılık Profil İndeksi-İnternet Formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu ve katılımcıların sosyodemografik özellikleri ile ilişkili sorular dahil olmak üzere toplam 75 sorudan oluşan anket, yüz yüze görüşme tekniği ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların 159'u kadın (%52,1), 146'sı erkekti (%47,9) ve ortalama yaş 29,56'ydı. Kadınların, bekarların interneti daha çok sosyal etkileşim ve alışveriş amaçlı kullandığı; erkeklerin ve çocuğu olmayanların daha fazla çoklu medya içeriği tükettikleri bulunmuştur. Katılımcıların yarısından fazlasının günde 4 saat ve üzerinde internette vakit geçirdikleri bulunmuştur. Düzenli fiziksel aktivite, sigara kullanmamak ve kronik hastalığı olmamanın yaşam kalitesinin bazı yönlerinde olumlu etkilediği bulunmuştur. Çalışmada, internetin bilgi edinme ve kişisel gelişim amacıyla kullanımının yaşam kalitesinin tüm alanlarına olumlu katkı sağladığı bulunmuştur. Ancak internet bağımlılığı, fiziksel, psikolojik, sosyal ve çevresel yaşam kalitesi boyutlarının tamamında düşüşe yol açmıştır. Bu bulgular, internet bağımlılığının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ve aile hekimlerinin bu konuda bilinçli danışmanlık sağlamasının önemini vurgulamaktadır.
Trakya üniversitesi tıp fakültesi araştırma görevlilerinde internet kullanım durumları ile yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışma ile Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Görevlilerinin boş zamanlarındaki internet kullanımları ve internet bağımlılıklarının yaşam kalitesine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma verileri, 15.04.2024-15.06.2024 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde araştırma görevlisi olan 305 gönüllüye uygulanan anketten elde edilmiştir. Boş Zaman İnternet Kullanımı Ölçeği, Bağımlılık Profil İndeksi-İnternet Formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu ve katılımcıların sosyodemografik özellikleri ile ilişkili sorular dahil olmak üzere toplam 75 sorudan oluşan anket, yüz yüze görüşme tekniği ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların 159'u kadın (%52,1), 146'sı erkekti (%47,9) ve ortalama yaş 29,56'ydı. Kadınların, bekarların interneti daha çok sosyal etkileşim ve alışveriş amaçlı kullandığı; erkeklerin ve çocuğu olmayanların daha fazla çoklu medya içeriği tükettikleri bulunmuştur. Katılımcıların yarısından fazlasının günde 4 saat ve üzerinde internette vakit geçirdikleri bulunmuştur. Düzenli fiziksel aktivite, sigara kullanmamak ve kronik hastalığı olmamanın yaşam kalitesinin bazı yönlerinde olumlu etkilediği bulunmuştur. Çalışmada, internetin bilgi edinme ve kişisel gelişim amacıyla kullanımının yaşam kalitesinin tüm alanlarına olumlu katkı sağladığı bulunmuştur. Ancak internet bağımlılığı, fiziksel, psikolojik, sosyal ve çevresel yaşam kalitesi boyutlarının tamamında düşüşe yol açmıştır. Bu bulgular, internet bağımlılığının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ve aile hekimlerinin bu konuda bilinçli danışmanlık sağlamasının önemini vurgulamaktadır.
Trakya üniversitesi tıp fakültesi araştırma görevlilerinde internet kullanım durumları ile yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışma ile Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Görevlilerinin boş zamanlarındaki internet kullanımları ve internet bağımlılıklarının yaşam kalitesine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma verileri, 15.04.2024-15.06.2024 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde araştırma görevlisi olan 305 gönüllüye uygulanan anketten elde edilmiştir. Boş Zaman İnternet Kullanımı Ölçeği, Bağımlılık Profil İndeksi-İnternet Formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu ve katılımcıların sosyodemografik özellikleri ile ilişkili sorular dahil olmak üzere toplam 75 sorudan oluşan anket, yüz yüze görüşme tekniği ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların 159'u kadın (%52,1), 146'sı erkekti (%47,9) ve ortalama yaş 29,56'ydı. Kadınların, bekarların interneti daha çok sosyal etkileşim ve alışveriş amaçlı kullandığı; erkeklerin ve çocuğu olmayanların daha fazla çoklu medya içeriği tükettikleri bulunmuştur. Katılımcıların yarısından fazlasının günde 4 saat ve üzerinde internette vakit geçirdikleri bulunmuştur. Düzenli fiziksel aktivite, sigara kullanmamak ve kronik hastalığı olmamanın yaşam kalitesinin bazı yönlerinde olumlu etkilediği bulunmuştur. Çalışmada, internetin bilgi edinme ve kişisel gelişim amacıyla kullanımının yaşam kalitesinin tüm alanlarına olumlu katkı sağladığı bulunmuştur. Ancak internet bağımlılığı, fiziksel, psikolojik, sosyal ve çevresel yaşam kalitesi boyutlarının tamamında düşüşe yol açmıştır. Bu bulgular, internet bağımlılığının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ve aile hekimlerinin bu konuda bilinçli danışmanlık sağlamasının önemini vurgulamaktadır.
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinde gelecek kaygısı ve etki eden faktörlerin değerlendirilmesi
Bu çalışma ile geleceğin hekimlerinde mevcut olabilecek, hekimlerin iyilik halini ve dolaylı olarak toplum sağlığını etkileyebilecek gelecek kaygısını ve etki eden faktörleri tanımlamak, bu konuda gelecekte yapılabilecek araştırmalara ve yetkililer tarafından yapılacak iyileştirmelere ışık tutmak amaçlanmaktadır. Çalışmaya Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi 15.04.2024 tarih ve 07/44 sayılı etik kurul onayı alındıktan sonra başlanmıştır. Çalışmamıza 187 kişi katılmıştır ve "Üniversite Öğrencilerinde Gelecek Kaygısı Ölçeği" sorularını içeren, toplam 44 soruluk anket yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Katılımcıların %48'i erkek (n=90), %52'si kadın (n=97) ve yaş ortalaması 24,671,12 yıl idi. Geliri giderinden fazla olan öğrencilerde, gelecekten umutsuzluk ve toplam skor anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur (p=0,023, p=0,028). Erkek öğrencilerin gelecek korkusu ve toplam kaygı skorları, kadın öğrencilere göre anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (p=0,025, p=0,037). Uyku problemi olan öğrencilerde gelecekten umutsuzluk ve toplam skorlar, uyku problemi olmayanlara göre anlamlı şekilde daha yüksektir (p=0,041, p=0,001, p=0,006). Psikiyatrik hastalığı olan öğrencilerin gelecek korkusu ve toplam skorları, psikiyatrik hastalığı olmayanlara göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p=0,016, p=0,011). İlaç kullanan öğrencilerde gelecek korkusu ve toplam skorlar, ilaç kullanmayanlara göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p=0,012, p=0,022). Meslek değiştirmeyi düşünen öğrencilerde gelecek korkusu, umutsuzluk ve toplam skorlar anlamlı şekilde daha yüksektir (p=0,001, p=0,006, p=0,001). Tıp fakültesini tekrar seçmeyeceğini belirten öğrencilerin gelecek korkusu, umutsuzluk ve toplam skorları, tekrar tıp seçeceğini belirtenlere göre anlamlı derecede daha yüksektir (p=0,026, p=0,001, p=0,011). Tıp eğitiminin yeterli olmadığını düşünen öğrencilerin gelecek korkusu, umutsuzluk ve toplam skorları, eğitimi yeterli bulanlara göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p=0,009, p=0,006, p=0,003). Çalışmamızın sonuçları, tıp fakültesi son sınıf öğrencileri arasında gelecek kaygısı ve umutsuzluk düzeylerinin yüksek olduğunu göstermektedir. Bu kaygıların, özellikle tıp eğitiminin zorlukları, mesleki belirsizlikler ve geleceğe dair beklentilerle yakından ilişkili olduğu tespit edilmiştir.
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinde gelecek kaygısı ve etki eden faktörlerin değerlendirilmesi
Bu çalışma ile geleceğin hekimlerinde mevcut olabilecek, hekimlerin iyilik halini ve dolaylı olarak toplum sağlığını etkileyebilecek gelecek kaygısını ve etki eden faktörleri tanımlamak, bu konuda gelecekte yapılabilecek araştırmalara ve yetkililer tarafından yapılacak iyileştirmelere ışık tutmak amaçlanmaktadır. Çalışmaya Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi 15.04.2024 tarih ve 07/44 sayılı etik kurul onayı alındıktan sonra başlanmıştır. Çalışmamıza 187 kişi katılmıştır ve "Üniversite Öğrencilerinde Gelecek Kaygısı Ölçeği" sorularını içeren, toplam 44 soruluk anket yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Katılımcıların %48'i erkek (n=90), %52'si kadın (n=97) ve yaş ortalaması 24,671,12 yıl idi. Geliri giderinden fazla olan öğrencilerde, gelecekten umutsuzluk ve toplam skor anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur (p=0,023, p=0,028). Erkek öğrencilerin gelecek korkusu ve toplam kaygı skorları, kadın öğrencilere göre anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (p=0,025, p=0,037). Uyku problemi olan öğrencilerde gelecekten umutsuzluk ve toplam skorlar, uyku problemi olmayanlara göre anlamlı şekilde daha yüksektir (p=0,041, p=0,001, p=0,006). Psikiyatrik hastalığı olan öğrencilerin gelecek korkusu ve toplam skorları, psikiyatrik hastalığı olmayanlara göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p=0,016, p=0,011). İlaç kullanan öğrencilerde gelecek korkusu ve toplam skorlar, ilaç kullanmayanlara göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p=0,012, p=0,022). Meslek değiştirmeyi düşünen öğrencilerde gelecek korkusu, umutsuzluk ve toplam skorlar anlamlı şekilde daha yüksektir (p=0,001, p=0,006, p=0,001). Tıp fakültesini tekrar seçmeyeceğini belirten öğrencilerin gelecek korkusu, umutsuzluk ve toplam skorları, tekrar tıp seçeceğini belirtenlere göre anlamlı derecede daha yüksektir (p=0,026, p=0,001, p=0,011). Tıp eğitiminin yeterli olmadığını düşünen öğrencilerin gelecek korkusu, umutsuzluk ve toplam skorları, eğitimi yeterli bulanlara göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p=0,009, p=0,006, p=0,003). Çalışmamızın sonuçları, tıp fakültesi son sınıf öğrencileri arasında gelecek kaygısı ve umutsuzluk düzeylerinin yüksek olduğunu göstermektedir. Bu kaygıların, özellikle tıp eğitiminin zorlukları, mesleki belirsizlikler ve geleceğe dair beklentilerle yakından ilişkili olduğu tespit edilmiştir.