Theses supervised by Prof. Dr. Ökkeş Yılmaz
21 theses · Fırat University
Aromatik ve alifatik yan zincirli bazı aminoasitlerin hidrojen peroksit ile oksidatif hasar oluşturulan Saccharomyces cerevisiae L. üzerindeki biyokimyasal etkileri
Bu çalışmada alifatik ve aromatik zincirli amino asitlerin, kültür ortamına hidrojen peroksit (H2O2) ilave edilen Saccharomyces cerevısıae'nin antioksidan enzimler, lipofilik vitaminler, yağ asidi bileşimi ile malondialdehit (MDA), glutatyon (GSH) ve yükseltgeniş glutatyon (GSSG) düzeyleri üzerindeki etkileri incelendi. Deney kapsamı içinde kontrol, H2O2, lösin, valin, fenilalanin ve triptofan ile bunların H2O2 ilaveli grupları kullanıldı. Bulgularımıza göre total protein ve MDA düzeylerinin kontrol grubuna göre lösin ve valin gruplarında azaldığı halde, H2O2 ilave edilen gruplarda yükseldiği belirlendi. H2O2 verilen gruplarda da GSH düzeyi de azaldığı tespit edildi. Fenilalanin ve triptofan ilave edilen grupların MDA ve GSH sonuçlarının da lösin ve valin gruplarına benzer olduğu gözlendi. Katalaz enzim düzeyinin kontrol grubuna göre fenilalanin ve triptofan verilen gruplarda hem de H2O2 verilen gruplarda yükseldiği belirlendi. Yağ asitlerinden palmitik asit düzeyinin kontrol grubuna göre lösin ve valin grupları ile H2O2 ilave edilen gruplarında azaldığı tespit edildi. Stearik, oleik ve linoleik asit miktarları artarken, H2O2 verilen gruplarda yalnızca linoleik asit miktarının yükseldiği belirlendi. Fenilalanin ve triptofan ile H2O2 verilen gruplardaki palmitik asit sonucu lösin ve valin gruplarına benzer gözlendi. H2O2 verilen gruplarda stearik asit ile linoleik asit miktarlarında yükselme tespit edildi. α-tokoferol miktarının lösin ve valin gruplarında kontrol grubuna göre azaldığı halde, ergosterol ve stigmasterol düzeylerinde arttığı gözlendi. Fenilalanin ve triptofan verilen gruplardaki ergosterol ve stigmasterol değişiminin benzer olduğu bulundu. Ayrıca α-tokoferol miktarı H2O2 verilen fenilalanin ve triptofan gruplarında kontrol grubuna göre yükseldiği gözlendi. Sonuç olarak S. cerevisiae'nın kültür ortamına amino asit ilave edilmesinin H2O2 toksititesine karşı antioksidan savunma üzerinde etkili olmadığı ve lipid biyosentezi ve diğer metabolik yollardaki enzimler üzerinde de negatif ya da pozitif yönde etkili olmadığı gözlendi.
Investigation of antimicrobial sensitivity and antibiotic resistance genes of E.coli strains isolated from Duhok (Iraq) region by molecular methods
In this study, 365 E. coli UTI infection isolates were collected from clinical cases from three major hospitals in Duhok and Zakho / Iraq during the period from March 2021 to September 2021. 43 biochemical tests were performed to identify the species of E. coli isolates collected. 205 (56.16%) of these were isolated from male patients and 165 (43.83%) from female patients. 100 E. coli isolates were randomly selected and subjected to antibiotic susceptibility testing. Many of those tested showed high levels of resistance to the antibiotic. Of all the antimicrobial agents, imipenem was detected to be the strongest, while Ampcillin, Gentamicin, Amikacin, and Nalidixic acid had the least effect on these isolates. Genomic DNA was extracted from these selected isolates using two methods. One hundred isolates were extracted with a commercial kit, with an average of the concentration of genomic DNA extracted using the commercial kit at 115.25ng/µl with a purity of 1.8. To confirm that the genome of all these isolates is E. coli, all strains with a molecular weight of approximately 657 bp were successfully amplified, producing a single band of uidA as the species-specific gene. The results revealed that Pai and hyl genes related to virulence and antibiotic resistance were absent from any of the tested markers in 10 (28%) of these isolates. As a marker for the presence of a pathogenicity island, the Pai gene is the most dominant marker among all other virulence markers with 75%, followed by the hyl gene with 69 percent.
Glifosat toksisitesine karşı rosmarinik ve vanilik asitlerin in vitro ortamda biyokimyasal ve antioksidan etkilerinin incelenmesi
Glifosat [N-fosfonometil glisin], dünya çapında yaygın olarak kullanılan geniş spektrumlu bir herbisittir.Glifosat; tirozin, triptofan ve fenilalanin gibi aromatik amino asitlerin oluşumu için gerekli olan enzim 5¬-enolpiruvil-şikimat-3-fosfat sentaz enziminin (EPSPS) aktivitesini inhibe ederek bitkilerin gelişimini önler. Rosmarinik asit ve vanilik asit ise pek çok bitkide doğal olarak bulunan fenolik asitlerdir.Bu çalışmada, moleküler biyoloji ve biyokimya alanlarındaki çalışmalarda model organizma olarak kullanılan SaccharomycescerevisiaeL. kullanılmıştır ve glifosatın toksik etkisine karşı kültür ortamına farklı dozlarda eklenen rosmarinik ve vanilik asitin antioksidan ve biyokimyasal etkileri araştırılmıştır.Kültür ortamlarına hem glifosat hem de rosmarinik ve vanilikasit konsantrasyonları litrede 200, 400 ve 800 mg olarak eklendi. Kültür sıvıları otoklavda 121°C'de 15 dakika sterilizasyon yapıldı. Oda sıcaklığında soğutulduktan sonra, steril ortamda maya hücrelerinin aşılaması yapıldı. Bu işlemden sonra 30 oC'lik etüvde 72 saat inkübasyona bırakıldı. Süre sonunda kültür sıvılarının yoğunlukları spektrofotometrede 600 nm'de ölçüldü.Daha sonra hücre pelleti +4 oC'de 6000 rpm'de santrifüjedilerek izole edildi. Hücre peleti % 0.9'luk NaCl solüsyonu ile yıkandı ve daha sonra Tris-EDTA tamponu (pH=7.4) ile homojenize edilerek üst süpernatant kısım +4 oC'de 6000 rpm'de pelet kısımdan ayrıldı. Süpernatant kısımdan total protein, GSH, GSSG, MDA ve Glutatyon S-Transferaz enzimaktivitesi ölçüldü. Geriye kalan pelet kısmı 3/2 (v/v) n-hekzan/izopropil alkol karışımı ile homojenize edildi. Santrifüj yapılarak süpernatant kısmı alındı ve esterleştirme işlemi yapılarak gaz kromatografisinde yağ asitlerinin analizi yapıldı. Gaz kromatografisi ile yapılan analiz sonucunda, maya hücresi peleti ekstraktı içinde oktanoik asit (8:0), laurik asit (12:0), miristik asit (14:0), palmitik asit (16:0), palmitoleik asit (16:1 n-7), stearik asit (18:0), oleik asit (18:1 n-9) ve linoleik asit (18:2n-6) asitlerin bulunduğu gözlendi. D, E ve K vitamin miktarlarının analizi ise HPLC Cihazı ile yapıldı.Bu analiz sonucunda, K2, -tokoferol, D2, D3, -tokoferol, ergosterol, K1, stigmasterol, -sitosterol gibi moleküller tanımlandı. Biyokimyasal analizler sonucunda 800 mg glifosat içeren kültür ortamındaki hücre yoğunluğunun azaldığı belirlendi. Protein miktarı, GST, lipid peroksidasyon ile yağ asidi düzeylerinde farklılıklar gözlendi. Saccharomyces cerevisiaeL. kültür ortamında, glifosat toksisitesine karşı vanilik ve rosmarinik asitin biyokimyasal değerler üzerinde etkili olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Glifosat, Vanilik asit, Rosmarinik asit, Antioksidan etki, Total protein, GSH, GSSG, Lipid peroksidasyon, Yağ asidi, DPPH, GST, Saccharomyces cerevisiaeL.
Malation toksisitesine karşı naringin ve naringenin flavonoidlerinin Saccharomyces cerevısıae kültüründe biyokimyasal etkilerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Saccharomyces cerevisiae L. üzerinde malation toksisitesine karşı naringin ve naringenin flavonoidlerinin etkileri araştırıldı. Malation kimyasal olarak organofosfatlı bileşikler grubundan olan bir insektisittir. Malation ihtiva eden insektisit türevleri hem yaşam alanlarının çevresindeki zararlı böceklere karşı hem de zirai olarak kullanılan tarım alanlarındaki zararlı böceklere karşı kullanılmaktadır. S. cerevisiae moleküler, biyokimya ve genetik çalışmalarda kullanılan en iyi hücre modelidir. Antioksidanlar içindeki endojen antioksidanlar başlıca olarak vitaminler ve flavonoidlerdir. Naringin ve Naringenin flavonoidler içinde yer alan moleküllerdir. Çok sayıda in vitro çalışmalarda naringin ve naringeninin antikanser, süperoksit süpürücü etkisi ve antimikrobiyal etkilerinin olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada, S. cerevisiae kültürüne düşük (40 mg) orta (80 mg) ve yüksek (160 mg) dozlarda malation uygulaması sonunda hücre peletleri üzerinde yağ asidi, vitamin, glutatyon (GSH) ve malondialdehit (MDA) düzeyleri incelendi. Malation ve flavonoidlerin uygulaması sonucunda, dozlarına göre maya hücresindeki yağ asidi düzeylerinde farklılar gözlendi. 40 mg malation verilen grubun yağ asidi bileşimi içinde palmitik (16:0) ve stearik (18:0) asitlerin kısmen azaldığı (p<0,05) ve malation ve naringenin uygulanan grupta ise yükseldiği saptandı. Malationun aynı zamanda linoleik asit miktarını yükselterek Delta 12 desatüraz enzim aktivitesini de etkilediği belirlenmiştir. Orta ve yüksek doz uygulanan gruplarda palmitik asit (16:0), palmitoleik asit (16:1, n-7), 18:0, 18:1, n-9 ve 18:2, n-6 düzeylerinin etkilendiği belirlendi. Uygulanan dozlara göre E vitamini, ergosterol ve stigmasterol gibi bileşenlerde farklılıklar gözlendi. Ayrıca, malation uygulamasının MDA düzeyini artırdığı, düşük ve orta doz uygulamalarında ise GSH düzeyinin yükseldiği saptandı. Total protein miktarının da kontrol grubuna göre yükseldiği saptandı. Elde edilen sonuçlara göre naringin flavonoidinin naringenine göre daha etkili olduğu gözlendi. Yapılan in vitro çalışmada DPPH radikaline karşı naringinin daha fazla temizleme etkisine sahip olduğu belirlendi.
Farklı rasyonlar ile beslenen simental ırkı sığırların sütlerindeki esensiyal yağ asidi ve amino asitlerin değişimi
Bu çalışmada farklı rasyonlarla beslenen simental ırkı sığırların sütlerindeki esensiyal yağ asidi ve amino asitlerin biyokimyasal bileşimi incelenmiştir. Simental ırkı sığırlar Küspe+Fenni Yem + Saman (I.Grup), Mısır Silajı + Arpa + Saman (II.Grup) ve Serbest olarak merada yayılma (III. Grup) şeklinde gruplara ayrılmış ve beslenmenin 15. Gününde süt önekleri alınarak laboratuvara getirilmiş ve biyokimyasal işlemler uygulanmıştır. Süt örnekleri biyokimyasal işlemlerden geçirildikten sonra, yağ asidi, ADEK vitaminleri ile, kolesterol, ve protein içeriğindeki amino asitlerin analizi yapılmıştır. ADEK vitaminlerinin analizi HPLC Cihazı ile amino asitler ve yağ asitlerinin analizi ise gaz kromatografi ve FID dedektörü ile yapılmıştır. Deney sonuçlarımıza göre, aminoasitlerin analizinde 18 aminoasitin analizi yapıldı. Kısmi olarak besin alınımı ve serbest olarak merada yayılma şeklinde beslenen III. Gruptaki hayvanların amino asit bileşimine bakıldığında, izolösin, methionin, treonin, fenilalanin, lizin ve triptofan gibi amino asit miktarlarının diğer iki gruba göre yüksek olduğu belirlenmiştir. Bunun nedeni bu amino asitlerin bitkisel kaynaklardaki proteinlerde yüksek oranda bulunmasından kaynaklanmasıdır. Mısır Silajı + Arpa + Saman ile beslenen II. Grup sığırların süt proteinlerindeki amino asit bileşimi içinde de treonin, fenilalanin ve lizin gibi amino aitlerin yüksek oranda bulunduğu gözlenmiştir. Süt içeriğindeki yağ asidi bileşimi içinde sırasıyla, palmitik asit (16:0), oleik asit (18:1. n-9), miristik asit (14:0), stearik asit (18:0), laurik asit (12:0), linoleik asit (18:2, n-6), plamitoleik asit (16:1, n-7) ve pentadekanoik asitlerin (15:0) % 1'in üzerinde bulunduğu saptanmıştır. Bu yağ asitlerinden yalnızca linoleik asit (18:2, n-6) esensiyal yağ asidi olup bitkisel organizmalar tarfından sentezlenir. Diğer yağ asitleri ise süt bezlerindeki enzimler tarafından ya da rumendeki mikroorganizmalar tarafından sentezlenip kan yoluyla süt yapısındaki lipid bileşenlerin yapı taşlarıdır. Sonuç olarak, Simental rkı süt sığırlarının farklı mevsimlerde değişik rasyonlar ile beslenmesine rağmen, serbest olarak merada beslenmesinin sütün bileşimine yansıdığı ve bitkisel kaynaklı moleküllerin süt bileşiminde yer aldığı gözlenmiştir. Bundan dolayı sığır besiciliğinde hayvanların serbest olarak beslenme ve gezinmelerine imkan sağlayacak çiftliklerin kurulması uygulanması sağlıklı süt üretimi açısından önemli bir kuraldır.
7,12-Dimetilbenz[a]antrasen ile oluşturulan karaciğer ve böbrek hasarında curcumin ile resveratrolün oksidatif stres parametreleri üzerine etkisi
Canlı dokularda sürekli kontrollü bir şekilde serbest oksijen radikalleri ve antioksidanlar üretilmektedir. Üretilen radikaller antioksidan savunma sistemince yok edilir. Antioksidanlar bu işlemi yaparken yetersiz kalırsa oksidan/antioksidan dengesi bozulur ve literatürde oksidatif stres olarak ifade edilen doku hasarı ortaya çıkar. Çalışmamızda literatür araştırma sonuçlarına dayanarak, antioksidan ve antikanserojen özellikte oldukları bilinen curcumin ve resveratrolün toksisiteye karşı olan etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda ratlara 7,12- Dimetilbenz[a]antrasen verilerek doku hasarı oluşturulmuş ve dokularda meydana gelen değişiklikler biyokimyasal yönden araştırılmıştır. Çalışmamızda her grupta 7 adet rat olacak şekilde 6 grup oluşturulmuş ve toplam 42 adet Wistar albino dişi rat ile çalışılmıştır. Negatif kontrol grubundaki ratlarda doku hasarı oluşturulmamış sadece bazal diyetle beslenmeleri sağlanmıştır. Curcumin grubundaki ratlara, curcumin (40 mg/kg) intraperitonal enjeksiyonla verilmiştir. Resveratrol grubundaki ratlara, resveratrol (40 mg/kg) intraperitonal enjeksiyonla verilmiştir. DMBA grubundaki ratlara, 7,12-DMBA (20 mg/kg) intraperitonal enjeksiyonla 0,5 mL enjekte edilmiş ve ratların bazal diyetle beslenmeleri sağlanmıştır. DMBA+Curcumin grubundaki ratlara, 7,12-DMBA (20 mg/kg, intraperitonal) 0,5 mL ve curcumin (40 mg/kg, intraperitonal) enjekte edilmiştir. DMBA+Resveratrol grubundaki ratlara, 7,12-DMBA (20 mg/kg, intraperitonal) 0,5 mL ve resveratrol (40 mg/kg, intraperitonal) enjekte edilmiştir. Çalışma 4 hafta sürmüştür. Çalışma sonucunda ratlara ait karaciğer ve böbrek dokuları alınmış ve biyokimyasal olarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak; curcumin ve resveratol DMBA ile verildiklerinde artan MDA'yı azaltmış; GSH, GST, GR, SOD ve CAT miktarlarını arttırmıştır. Genel olarak iki maddede vitamin miktarlarını arttırmış; oleik asit, linoleik asit ve stearik asit gibi yağ asitlerinin miktarını ise azaltmıştır. Buna göre; curcumin ile resveratrolün genel olarak oksidatif stres seviyesini düşürdüğünü ve antioksidan sistemleri aktive ettiğini söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: 7,12-Dimetilbenz[a]antrasen (DMBA), Curcumin, Resveratrol, Oksidatif stres, Karaciğer hasarı, Böbrek hasarı
Deneysel meme kanseri modelinde sumak ve menengiç'in her2, p53, bcl-2, bax, kaspaz-9 ve ras proteinlerinin ekspresyon düzeyleri ile bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkileri
Bu çalışmada, dişi Sprague-Dawley sıçanlarda DMBA ile uyarılan meme kanserine karşı Pistacia terebinthus L. subsp. palaestina (Menengiç) ve Rhus coriaria L.(Sumak)'ın iyileştirici etkileri biyokimyasal, moleküler ve histopatolojik olarak incelendi. Çalışmada 66 adet sıçan kullanıldı. Sıçanlar, Kontrol, DMBA, MN, SM, MN+DMBA ve SM+DMBA olmak üzere 6 gruba ayrıldı. DMBA, vücut ağırlıklarına göre, tek doz 80 mg/kg olacak şekilde, gavaj yoluyla, 8 haftalık dişi Sprague-Dawley sıçanlara uygulandı. Antioksidan gruplarındaki ratlara oral yolla menengiç ve sumak'ın sulu ekstraktları verildi. Biyokimyasal çalışmalar kapsamında meme, beyin, karaciğer ve böbrek dokularındaki total protein, MDA, GSH, yağ asidi ve vitamin düzeyleri ile antioksidan enzimlerden CAT, GST ve SOD aktivitelerinin değişimleri incelendi. Total protein seviyeleri genel olarak kontrole göre, DMBA grubunda azalma gösterdi(P<0.05). Bütün dokuların DMBA gruplarında MDA seviyeleri kontrole grubuna göre artarken, antioksidan gruplarında azaldığı belirlendi (p<0.05). Lipofilik vitaminler ve kolesterol düzeylerinin HPLC ile analizleri sonucunda meme, beyin, karaciğer ve böbrek dokularının DMBA ve antioksidan gruplarında farklı değişimler gözlendi. Yağ asitlerinin GC ile analizleri sonucunda palmitik, palmitoleik, stearik, oleik, linoleik, araşidonik, dokosaheksaenoik gibi asitler dokularda yüksek oranda bulundu. Bu yağ asidi düzeyleri dokuların DMBA ve antioksidan gruplarında farklı değişimler gösterdi. Moleküler çalışmalarda, HER2, P53, Bcl-2, Bax, Kaspaz-9 ve Ras proteinlerinin ekspresyon düzeyleri western blot tekniği ile analiz edildi. Histopatolojik çalışmalarda, meme dokusuna ait kesitler hematoksilen-eosin ile boyanarak mikroskopta incelendi. Meme dokusuna ait örnekler tümör cinsi, tümör çapı, diferansiasyon, fibrozis, nekrozis gibi özellikler açısından analiz edildi. Sonuç olarak sumak ve menengiç sulu ekstraktlarının oral yolla tüketilmesininmeme kanserli sıçanlarda etkiliolduğu tespit edildi.
Aromatik halkalı bazı fosfazenlerin saccharomyces cerevisiae l. kültüründe doymamış yağ asitleri ve ergosterol sentezi üzerine etkisi
Bu çalışmada, Saccharomyces cerevisiae L. üzerinde bazı aromatik halkalı bazı fosfazenleri kullanarak bunların ergosterol ve doymamış yağ asitleri üzerine etkisi belirlendi. Çalışmada farklı fosfazen molekülleri kullanıldı. Çalışma kapsamındaki deney grupları kontrol grubu, H2O2 (Hidrojen peroksit) ve fosfazen moleküllerin grupları şeklinde düzenlendi. Gruplar hazırlandıktan sonra, S. cerevisiae kültürünün kontrol grubu dışında diğer kültürlere 30 µg fosfazen ve 100 µl H2O2 ilave edildi. 30 °C de etüvde 72 saat inkübasyona bırakıldı. İnkübasyon sonunda hücre peletleri ayrıldı ve Tris-ETDA tamponu homojenize edildi. Bu homojenizattan Glutatyon S-Transferaz (GST) ile total protein düzeyleri belirlendi. Hekzan/izopropanol alkol karışımı ile elde edilen homojenattan da yağ asidi ile lipofilik moleküllerin analizi yapıldı. Deney sonuçlarımıza göre, fosfazen molekülü ve H2O2 ilave edilen maya hücrelerinde total protein değerleri ile GST değerlerinde parelel bir şekilde artış gösterirken, bazı gruplarda protein miktarında artış gözlendiği halde GST düzeyinde azalma saptandı. S. cerevisiae' nin membran yapısında önemli bir yer kaplayan ergosterol, T3 ve T3B kodlu fosfazenler ile H2O2 gruplarında kontrol grubuna göre yüksek, T4 kodlu fosfazenler ile H2O2 gruplarında düşük olduğu belirlendi. S. cerevisiae yağ asidi bileşimi içinde doymamış yağ asitlerinden oleik asit ile palmitoleik asitlerin yüksek düzeyde olduğu gözlendi. Bu yağ asitlerin oranları gruplar arasında karşılaştırıldığında, fosfazenlerin moleküler gruplara göre yağ asidi sentezi üzerinde hem azaltıcı yönde hem de artırıcı yönde etkili olduğu gözlendi. H2O2 ilave edilen grupların yağ asidi düzeyleri üzerinde de indükleyici etkinin olduğu belirlenmiştir. Çalışma sonuçlarımız S. cerevisiae kültür ortamına fosfazen ve H2O2 moleküllerin eklenmesi sonucu, ergosterol ile yağ asidi sentezi, yağ asitlerinin hidrokarbon zincirine çift bağ girişi yapan enzimlerin son ürünlerinde artışlara ya da azalışlara neden olduğunu ortaya koymuştur. Benzer etkilerin fosfazen moleküllerin tek başına eklendiği kültür ortamlarının hücre peletlerinde de gözlenmiştir
Ekonomik değeri olan bazı alg türlerinden elde edilen ekstrelerin biyokimyasal analizi ve saccharomyces cerevisiae kültüründe besinsel değerinin ölçülmesi
Bu çalışmada; besin olarak tüketilen Cystoseira barbata, Sargassum vulgare, Jania rubens, Laurencia obtusa, Corallina elongata alg türlerinin yağ asidi, lipofilik vitaminleri fitosterol, resveratrol, flavonoid, şeker içerikleri ile antioksidan aktiviteleri (ABTS, DPPH, total fenolik miktarı) belirlendi. Bu alg türleri ile muamele edilen probiyotik maya (Saccharomyces cerevisiae) kültüründe yağ asidi, LPO, protein, GSH, MDA vitamin, sterol içerikleri belirlenerek karşılaştırmalar yapıldı. Aynı zamanda bu alg türlerinin, maya kültüründe toluen ve CCl4'ün toksititesine karşı biyolojik etkileri araştırıldı. Deneylerden elde edilen sonuçlara göre; yağ asiti içeriği Laurencia obtusa, Cystoseira barbata'da, vitamin ve fitosteroller içeriği Laurencia obtusa ve Corallina elonagata'da, flavonoid içeriğinin ise sadece Corallina elongata'da belirgin seviyelerde olduğu gözlendi. İn vitro deney sonuçlarına göre, standart Saccharomyces cerevisiae kültürüne toluen ilave edildiğinde palmitik asit (16:0) ve oleik asit (18:1, n-9) düzeylerinde artışlar gözlendi. Alglerin kullanıldığı maya kültürlerde ise Laurencia obtusa'da miristik asit (14:0), stearik (18:0), palmitoleik (16:1, n-7), oleik (18:1, n-9), linoleik (18:2, n-6) asit ve toplam yağ asidi ile USFA düzeylerinde belirgin artışlar gözlendi (p<0.001). S. cerevisiae kültürüne CCl4 ilave edilmesi sonucu bazı yağ asitleri, α-tokoferol, ergosterol ve K vitamini miktarlarında artış olduğu tespit edildi (p<0.05). Alg ekstratlarında ve bu alg ekstraklarıyla birlikte organik toksik madde eklenen maya kültürlerinde ergesterol içeriğinin kontrole göre bütün gruplarda artış gösterdiği saptandı. Çalışmada alg ekstraktlarının değişen oranlarda antioksidan aktivitelere sahip olduğu görüldü. 0.2 mg/ml'de en yüksek DPPH (% 92.99±0.15) ve ABTS+ aktivitesini (% 99.80±0.21) Cystoseira barbata göstermiştir. Sonuç olarak; lifli prebiyotik alglerin, çalışmamızda kullanılan probiyotik maya türünün gelişimine olumlu yönde etkilerinin olduğu, bu tüketilebilir alglerden elde edilen ekstraktlar içerisinde gelişen probiyotik mayaların yağ asidi ve vitaminlerine değişen oranlarda etki gösterdiği saptandı. Anahtar Kelimeler: Makroalg, Saccharomyces cerevisiae, Yağ Asidi, Vitamin, CCl4, Toluene, Prebiyotik
Karaçam odunundan elde edilen sulu ekstrelerin diyabet oluşturulmuş dişi sıçanlarda hypergliseminin kontrolü ile bazı komplikasyonlar üzerinde etkisi
Bu çalışmada, STZ (streptozotosin) verilerek Tip 2 diyabet haline getirilen, dişi Spraqua Dawley sıçanlar üzerinde karaçam odunun sulu ekstresinin etkisi incelendi. Çalışmada 50 sıçan örneği kullanıldı ve bu sıçanlar için Etik izin alındı. Bu sıçanların, çalışma başlangıcında, ilk ağırlıkları ve ilk kan şekeri düzeyleri ölçüldü. Kontrol grubu dışındaki sıçanlara, 45 mg/kg düzeyinde STZ uygulanarak, diyabet oluşumu sağlandı. Diyabet olduktan bir hafta sonra, 100 g karaçam odunu 1 L musluk suyu içine alındı ve sulu ekstraktı hazırlandı. Bu sulu ekstrakt, çalışma süresince, diyabet oluşumundan bir hafta sonra, diyabet + ekstre grubuna verildi. Deney süresince, bütün grupların haftalık olarak kan şekeri düzeyleri ve ağırlıkları ölçüldü. Kan şekeri düzeyleri ölçüleceği zaman, gruplardaki sıçanların yemleri azaltıldı. Deney sonuçlarımıza göre, kontrol grubundaki sıçanların kan şekerinde düzenli bir seyir gösterdiği ve ağırlık değişiminde düzenli bir artış izlenirken, diyabet grubu sıçanlarında kan şekerinde sürekli yükselme ve ağırlık kaybının olduğu belirlendi. Diyabet+Ekstre grubunda ise STZ enjeksiyonundan sonra kan şekerinde yükselme ve kilo kaybı gözlendi. Sulu ekstre verildikten sonraki haftalarda ise, kan şekeri düzeyinde azalma ve ağırlık artışında kararlılık tespit edildi. Sulu ekstrakt verilen grubun, karaciğer ve böbrek dokuları üzerinde yapılan biyokimyasal analizlerde, total protein, GSH, palmitik (16:0), stearik (18:0), oleik (18:1, n-9), linoleik (18:2 n-6), araşidonik (20:4, n-6),dokosaheksaenoik asit (22:6 n-3) kontrol grubu değerlerine yakın olduğu belirlendi. MDA, GSSG, stearik, linoleik, araşidonik ve dokosaheksaenoik asit düzeylerinin ise diyabet grubunda yüksek olduğu saptandı. Ayrıca, sulu ekstre verilen grubun dokularında, SOD, CAT, GST, GR ve GSHpx enzimler gibi antioksidan enzim aktivitelerinin yüksek olduğu tespit edildi. Sonuç olarak, karaçam odunundan su fazına geçen maddelerin, Tip 2 diyabet oluşturulmuş sıçanların kan dolaşımına geçerek, karaciğer gibi hedef dokular üzerinde etkili olduğu ve kandaki glukozun bu dokulara alınmasını sağladığı sonucuna varıldı. Ekstre verilen gruptaki sıçanların, özellikle karaciğer dokularında glikojen ve palmitik asit (16:0)'ın yüksek olması bu fikri desteklemektedir. Ekstre verilen diyabet grubundaki sıçanların, karaciğer dokusunda glikojen miktarının yüksek olması kandaki glukozun karaciğer dokusuna alınmasıyla ilişkilidir. Kandan karaciğer dokusuna alınan glukoz belirli bir düzeye kadar karaciğer dokusunda glikojen olarak depo edilir, diğer kısmı ise lipit sentezine yönlendirilir. Lipit sentezinde ise son ürünler palmitik asit ve kolesteroldür. Tip 2 dişi diyabetik sıçanlar üzerinde, faydalı etkileri gözlenen karaçam odununun sulu ekstraktının, bu etkisinin daha net olarak ortaya çıkarabilmek için, suya geçen maddelerin tanımlanması ve dokular üzerindeki etkilerinin moleküler anlamda, daha detaylı olarak incelenmesi gerekir. Anahtar kelimeler: Spraqua Dawley sıçanlar, Tip 2 diyabet, Karaçam odunu, Kan glukozu, Glikojen, Lipid sentezi, Antioksidan enzimler.
Farklı besinlerle beslenen Anser anser (Linneaus, 1758)'in kas ve karaciğer dokularında bazı biyokimyasal parametrelerdeki değişimlerin incelenmesi
Bu çalışmada, Kars ilinde yetiştirilen kazların farklı besinlerle (arpa, buğday, çavdar ve mısır) beslenmesi sonucu kas ve karaciğer dokusunda oluşan bazı biyokimyasal parametrelerdeki değişimler araştırıldı. Çalışmada yağ asidi düzeyi, lipofilik vitamin değerleri, total protein ve glutatyon miktarları, lipit peroksidasyon (LPO) değerleri ile kolesterol düzeyleri ölçüldü. Bu amaçla standart besinle beslenen kontrol grubu ile farklı besinler ile beslenen gruplar kullanıldı.Bulgularımızda karaciğer ait gruplarda, buğday ile beslenen grupdaki LPO miktarı, kontrol grubu ile kıyaslanmasında farklılık bulunmazken (p>0.05), diğer gruplarda azaldığı belirlendi (p<0.0001). Taze but, sırt, göğüs kasları ile kurutulmuş dokularda da azaldığı belirlendi. Ayrıca ısı stresinin önemli derecede lipit peroksidasyonunu artırdığı saptandı.GSH miktarının karaciğerin tüm gruplarında arttığı gözlenirken, taze kas dokularında kontrol grubuna göre azalma olduğu görüldü. Kurutulmuş dokuların 1. ayında GSH miktarı arpa ile buğday gruplarında diğer besin gruplarına göre yüksek bulundu (p<0.0001). Kurutulmuş dokuların 2. ve 7. aylarında tüm gruplarda GSH miktarının arttığı tespit edildi.Protein miktarı bakımından karaciğer dokusunun, kontrol grubu ile karşılaştırılmasında çavdar ve mısır ile beslenen gruplarda önemli bir artış kaydedildi (p<0.001). Aynı grupların taze ve kurutulmuş kas dokularında da protein miktarlarının belirgin düzeyde yüksek olduğu gözlendi (p<0.0001).Karaciğer dokusunun yağ asit bileşimi içinde palmitik (16:0), araşidonik (20:4n?6) ve dokosahekzaenoik (22:6n?3) asitlerin, kurutulmuş dokularda ise belirtilen yağ asitlerinin yanı sıra stearik (18:0), oleik (18:1) ve linoleik (18:2n?6) asitlerin miktarlarında kontrol grubuna göre farklı oranlarda azalmalar saptandı.Kolesterol düzeyi karaciğer dokusunda tüm gruplarda yüksek bulunduğu halde (p<0.0001) taze ve kurutulmuş dokularda zamanın etkisiyle beraber miktarlarının giderek azaldığı gözlendi.Sonuç olarak, düşük kolesterol ve oldukça yüksek orandaki doymamış yağ asitlerine sahip olması nedeniyle kaz eti insan diyetinin değerli bir parçası olarak kullanılmalıdır.Besleme deneyi sonucunda karaciğerde en fazla yağlanma oluşturan besinin mısır olduğu, bunu sırasıyla çavdar, buğday ve arpanın takip ettiği belirlendi. Bulgularımıza göre çavdar ve mısırın beraber verildiğinde yüksek kaliteli bir zoraki besleme içeriği olarak kullanabileceği önerilir.
Sisplatin uygulanan ratlarda oluşturulan nefrotoksisitede melatoninin nampt/sırt-1 sinyal yolağı üzerine etkisi
Nefrotoksisite, geniş kullanım alanına sahip antineoplastik bir ilaç olan sisplatinin en yaygın yan etkisidir. Bu nedenle bir doz sisplatin alındıktan sonra renal fonksiyonlarında gerileme meydana gelen hastalarda sisplatin kullanımı % 25?35 oranında kısıtlanmaktadır. Sisplatinden kaynaklanan nefrotoksisite böbrekte artış gösteren oksidatif stres ile ilişkilidir. Bu çalışmada sisplatin ile oluşturulan nefrotoksisitede bir antioksidan olarak melatoninin, sisplatin kaynaklı nefrotoksisiteye karşı biyokimyasal, histopatolojik ve moleküler düzeyde nasıl etki gösterdiğini araştırdık. Bu çalışma, tek doz intraperitonal (i.p.) sisplatin uygulamasıyla oluşturulan bir rat nefrotoksisite modelinde melatonin uygulamasının böbreklerde koruyucu etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Melatonin verilen hayvanlarda serum üre ve kreatinin değerleri, renal bozulmanın sisplatin enjekte edilen gruba oranla belirgin biçimde azaldığını ortaya koymuştur. Böbrek dokusunda MDA ve 8-iso-PGF2? seviyeleri sisplatin grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Melatonin tedavisi alan ratlarda, SIRT?1 protein ekpresyon seviyesi belirgin biçimde artış yönünde düzenlenirken NAMPT, COX-2, TGF-ß1 ve TNF-? proteinlerinin ekspresyon seviyeleri ise azalmıştır. Histopatolojik bulgular; melatoninle ön tedavinin, sisplatin kaynaklı tübüler nekroz başta olmak üzere sisplatin tarafından oluşturulan çoğu değişimi de önlediğini göstermiştir. Bu çalışmanın sonuçları, sisplatin ile oluşturulmuş böbrek hasarında melatoninin NAMPT/SIRT-1 sinyal yolağını düzenleyerek COX-2, TGF-ß1 ve TNF-? inhibisyonu yoluyla yangıyı azaltarak bir iyileşme sağlayabildiğini göstermektedir.
Elazığ yöresinde yetişen dut, kızılcık, kiraz ve ceviz meyvelerinin antioksidan kapasiteleri ve bazı deney modellerinde oluşturulan oksidatif stres üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada, beslenme açısından yaygın bir kullanım alanına sahip olan, dut, ceviz, kiraz ve kızılcık meyvelerinde bazı fitokimyasal analizler yapıldı ve bu meyvelerin maya hücresi ile sıçan dokularında H2O2 ve CCl4'ün toksititesine karşı biyolojik etkileri araştırıldı. Analiz sonuçlarına göre, flavonoid içeriği en yüksek olan meyvenin karadut, lipofilik vitaminler ve fitosterol içeriği en fazla olan meyvenin ise kızılcık olduğu belirlendi. Şeker içeriğinin ise dut meyvelerinde daha yüksek olduğu tespit edildi. İn vitro deney sonuçlarına göre, standart Saccharomyces cerevisiae kültürüne H2O2 ilave edilmesi sonucu palmitik (16:0), stearik (18:0), palmitoleik (16:1, n-7) ve oleik (18:1, n-9) asitlerin düzeylerinde artışlar gözlendi. Meyvelerin kullanıldığı kültürlerde ise bu yağ asitlerine ilaveten linoleik (18:2, n-6) ile linolenik (18:3, n-3) asit düzeylerinde de artışlar belirlendi (p<0.05, p<0.001). S. cerevisiae kültürüne CCl4, rutin ve flavonoid ekstraktının ilave edilmesi sonucu bazı yağ asitleri, ?-tokoferol, ergosterol ve K vitamini miktarlarında artış olduğu tespit edildi (p<0.05).Sıçanlar üzerinde yapılan çalışmada, CCl4 uygulaması sonucu, serum ve diğer dokulardaki bazı yağ asidi düzeylerinin yükseldiği saptandı (p<0.001). CCl4'e karşı ceviz ekstraktı ve rutin uygulaması yapılan grupların serumdaki yağ asidi düzeylerinin kontrol grubu değerlerine yakın olduğu gözlendi. H2O2 ve CCl4 uygulamasına karşı karadut ve ceviz ekstraktı verilen gruplarda, bazı dokularda GSH düzeyinin yükseldiği ve MDA düzeyinin de azaldığı belirlendi (p<0.05, p<0.01). Lipofilik vitamin düzeyleri incelendiğinde, eritrositlerdeki ?-tokoferol düzeyi rutin+CCl4 grubu dışında azalmasına rağmen, diğer dokularda artışlar gözlendi (p<0.05). Kolesterol düzeyinin de serum ve dokularda kontrol grubuna göre yükseldiği tespit edildi (p<0.05, p<0.001).Sonuç olarak, in vitro ortamda meyve, CCl4 ve H2O2 ile yapılan çalışmalarda yağ asidi, vitamin ve fitosterol sentezinde kullanılan enzimlere ait son ürünlerin miktarlarında değişik oranlarda farklılıklar gözlendi. Benzer sonuçların sıçan dokularındaki yağ asidi ve kolesterol sentezinde de gerçekleştiği saptandı.Anahtar Kelimeler: Ceviz, dut, GSH, karadut, kızılcık, kiraz, kolesterol, lipofilik vitaminler, MDA, Saccharomyces cerevisiae, sıçan ve dokular, yağ asidi.
Tip-1 ve tip-2 diyabet oluşturulmuş sıçanlarda hiperglisemi üzerine çam ve acı badem yağlarının etkileri
Bu çalışmada streptozotosin ile diyabet oluşturulmuş sıçanlarda acı badem ve çam yağının kas, karaciğer, böbrek, beyin ve kan dokusundaki bazı biyokimyasal parametreler ile hiperglisemi üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla çalışmada 78 adet sıçan kullanıldı. Bu sıçanlara düşük ve yüksek doz streptozotosin verilerek deneysel Tip-1 ve Tip-2 diyabet oluşturuldu. Daha sonra bu sıçanlar rastgele 7 gruba dağıtıldı: Diyabet olmayan kontrol, STZ-Diyabet Tip-1, STZ-Diyabet Tip-1+Acı Badem, STZ-Diyabet Tip-1+Çam Yağı ve STZ-Diyabet Tip-2, STZ-Diyabet Tip-2+Acı Badem, STZ-Diyabet Tip-2+Çam Yağı. Diyabet oluşumu belirlendikten sonra, 2 ay boyunca acı badem ile çam yağı intraperitoneal olarak uygulandı ve hedef dokularda lipit peroksidasyon, indirgenmiş glutatyon, lipofilik vitamin, kolesterol, sterol, yağ asidi ve hiperglisemi üzerindeki etkileri ölçüldü. Tip-1 ve Tip-2 diyabet gruplarında kan glukoz düzeyinin anlamlı bir şekilde arttığı (P<0.001), acı badem ile çam yağı uygulaması sonucunda kan glukoz düzeyinin anlamlı bir şekilde azaldığı (P<0.001), ayrıca bu süre zarfında sıçanların canlı ağırlıklarında artış olduğu saptandı. Tip-1 ve Tip-2 diyabet gruplarında lipit peroksidasyon düzeyinin belirgin bir şekilde arttığı (P<0.001), indirgenmiş glutatyon düzeyinin ise belirgin bir şekilde azaldığı (P<0.001), acı bademin ile çam yağı uygulanması sonucunda hem lipit peroksidasyon hem de indirgenmiş glutatyon düzeyinde anlamlı düzelmelerin (P<0.001) olduğu tespit edildi. Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, diyabet gruplarının incelenen tüm dokularında yağ asidi kompozisyonunda önemli değişikliklerin olduğu (P<0.001), uygulanan acı bademin ile çam yağının bazı dokularda yağ asidi kompozisyonunda ortaya çıkan değişiklikleri önleyerek, kontrol grubu değerlerine yaklaştırdığı belirlendi (P<0.001, P<0.001). Kontrol gruplarına göre diyabet gruplarının incelenen tüm dokularında lipofilik vitamin, kolesterol ve sterol düzeylerinde anlamlı değişikliklerin olduğu (P<0.001), acı badem ile çam yağı uygulanan grupların bazı dokularında lipofilik vitamin, kolesterol ve sterol düzeyinin kontrol grubu değerlerine yakın olduğu saptandı (P<0.001).
Physalıs peruvıana L. (altın çilek) meyvesi ile Lınum usıtatıssımum L. (keten) tohumu ekstraktlarının endüstriyel ve toksik özellikli bazı kimyasallara karşı koruyucu etkileri
Bu çalışmada, toluen (T), karbontetraklorür (CCl4), methanol (M) ile oksidatif stres oluşturulmuş Sprague Dawley ırkı erkek sıçanların, karaciğer, böbrek, beyin, kas dokuları ile eritrositlerde lipit peroksidasyon (LPO), indirgenmiş glutatyon (GSH), yağ asidi ve lipofilik vitaminler üzerine altın çilek (AÇ) ve keten tohumu (KT) ekstraktlarının etkisi araştırıldı. Çalışmada sıçanlar kontrol, Toluen, Toluen+AÇ, Toluen+KT, CCl4, CCl4,+AÇ, CCl4,+KT, Methanol, Methanol+AÇ, Methanol+KT olmak üzere 10 gruba ayrıldı. Toluen, CCl4 ve methanol intraperitoneal enjeksiyonla verildi. Enjeksiyondan iki hafta sonra sıçanlara, 2 ay süreyle metanol ve hekzanizopropanol karışımıyla hazırlanan AÇ ve KT ekstraktları intraperitoneal enjeksiyonla verildi. Ayrıca bu süre içerisinde AÇ ve KT toz haline getirilerek sıçanların içme sularına 2g/L düzeyinde ilave edilerek almaları sağlandı. Çalışmanın başlangıcından sonuna kadar sıçanların ağırlıkları haftalık olarak tartıldı. Deney sonunda sıçanlar etik kurallar doğrultusunda dekapite edilerek dokuları alındı ve analize kadar -70 ?C'de korundu. Doku örnekleri homojenize edilerek MDA, GSH, lipofilik vitaminler ile kolesterol ve yağ asidi düzeyleri ölçüldü. Toksik madde uygulanan grupların tümünde LPO düzeyinin kontrol gruplarına göre belirgin bir yükselme gösterdiği, diğer gruplarda ise azaldığı ve GSH seviyesinin azaldığı belirlendi. AÇ ve KT verilen gruplarda LPO düzeyinde azalma, GSH düzeyinde ise yükselme tespit edildi. Toluen ve CCl4 uygulanan sıçanların karaciğer ve beyin dokusundaki palmitik, stearik ve araşidonik asit miktarının kontrol grubuna göre önemli düzeyde azaldığı belirlendi. Karaciğer, böbrek ve beyin dokusunda AÇ ve KT ekstraktı uygulanan gruplardaki palmitik, stearik, oleik, dokosaheksaenoik ve araşidonik asit miktarının kontrol grubuna göre yüksek olduğu saptandı. Toksik madde verilen grupların karaciğer ve beyin dokularında vitamin ve sterol değerlerinde önemli azalmalar saptandı. AÇ ve KT uygulanan grupların dokularındaki vitamin değerleri, toksik madde uygulanan gruplara göre kontrol grubu değerlerine yakın olduğu gözlendi. AÇ ve KT'nin karaciğer, beyin ve böbrek dokularında kolesterol düzeyini azalttığı saptandı. Anahtar Kelimeler: Malondialdehit, Altın çilek, Keten tohumu, Toluen, Karbontetraklorür, Methanol, İndirgenmiş glutatyon, Yağ asidi, Kolesterol, Lipofilik vitaminler.
Ardahan yöresinde üretilen bazı bal çeşitlerinin biyokimyasal analizi ve Saccarharomyces cerevisiae kültüründe besinsel değerinin ölçülmesi
Bu çalışmada, Türkiye'nin Ardahan yöresinden hasat edilen farklı orijinlere ait bazı bal örneklerinin biyokimyasal analizleri yapıldı. Çalışmada, Ardahan yöresinin Yol Ağzı, Demir Döven, Türk Gözü, Dal Gözü, Kale Önü ve Kol köyleri ile Posof ilçesinden toplanan yedi farklı bal örneği kullanıldı. Bal örneklerinin flavonoid, hidroksimetil furfural (HMF), şeker, total fenolik düzeyleri, antioksidan aktiviteleri ölçülerek, ayrıca in vitro ortamda maya hücresinin gelişimi üzerine etkisi incelendi, HPLC cihazı ile yapılan analiz sonuçlarına gore, 5 ve 7. grup balların flavonoid, şeker ve total fenolik düzeyleri doğal balların özelliklerine benzerlik gösterdi. Ayrıca bu bal örneklerinin HMF değerleri diğer bal örneklerinden düşük bulundu. Bulgularımızda, tüm bal örneklerinin DPPH radikali üzerinde temizleme özelliğine sahip olduğu saptandı. Bal örnekleri üzerinde değişik biyokimyasal analizler yapıldıktan sonra, Saccarharomyces cerevisiae'nin kültür ortamına glukoz yerine bal ilave edilerek, maya hücresinin yağ asidi, ADEK vitamin ile fitosteroler, total protein, GSH ve MDA düzeyleri üzerinde etkileri incelendi. S.cerevisiae'nin kültür ortamında yapılan deney sonucuna göre, total protein, GSH, ADEK vitamin ile fitosterol miktarının kontrole göre arttığı belirlendi. Sonuçlarımıza göre, günlük yaşamda sıkça tükettiğimiz balların in vitro şartlarda S.cerevisiae'in kültür ortamında biyokimyasal parametreler üzerinde farklı etkilere sahip olduğu belirlendi. Ayrıca, 2 bal örneği hariç diğerlerinin maltoz miktarı yüksek bulundu. Maltoz içeriğinin yüksek olması bal örneklerinin doğal koşullarda üretilmediğinin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Çünkü maltoz bitki öz sularında doğal olarak bulunmaz. Nişastanın hidrolizi sonucu oluşur. Anahtar Kelimeler: Ardahan balları, Antioksidan aktivite, HMF, Saccharomyces cerevisiae, Total protein, Redükte glutathione
Karbonhidrat sindirici enzimler üzerine bazı pinus türlerinden elde edilen ekstraktların inhibitör etkileri ve tip-2 diyabetin iyileştirilmesinde kullanılması
Bu çalışmada, streptozotocin (STZ) ile Tip-2 diyabet oluşturulan Sprague Dawley ratlarda hipergliseminin kontrolü için çam ağacının çıra kısımlarından elde edilen sulu ekstraklar kullanıldı. Çalışmada 50 adet 2,5 aylık erkek rat kullanıldı. Ratlar; kontrol, diyabet, diyabet+çam çırası olmak üzere gruplara ayrıldı. Çalışma başlangıcında bütün grupların ağırlıkları ve açlık kan şekeri (AKS) değerleri ölçüldü. Bütün grupların AKS değerleri 85-95 mg/dL düzeyinde olduğu belirlendi. Kontrol grubu dışındaki sıçanlara 45 mg/kg düzeyinde intraperitoneal olarak STZ verilerek Tip-2 diyabet oluşturuldu. Diyabet oluşumundan sonra sıçanların içme sularına ortalama 400 g/L çam çırası eklenerek içmeleri sağlandı. Deney süresince bütün gruplar ad libitum olarak beslendi. Çalışma süresince haftalık kan şekeri değerleri ölçüldü. Bütün ölçümlerde kontrol grubu kan şekeri değerinin 82-112 mg/dL arasında olduğu belirlendi. Diyabet grubunun kan şekeri değerleri 172-259 mg/dL arasında değiştiği gözlendi. Diyabet oluşturulmuş ve çam çırası suyu verilen gruplardaki kan şekeri değişiminin diyabet grubuna göre daha düşük olduğu saptandı. Haftalık olarak ölçülen kan şekeri değerlerinin, çam çıra ekstraktı verilen diyabet gruplarında ortalama % 65-85'inin kontrol grubu değerlerine yakın olduğu tespit edildi. İn vitro ortamda yapılan çalışmalarda, sığır, domuz pankreası, mantar ve bakterilerden elde edilen amilaz enzimlerinin aktivitesi üzerine çam ekstraktının inhibitör etki yapmadığı gözlendi. Ayrıca disakkaritleri hidroliz eden α-glukozidaz enzimi üzerine de çam çırasının inhibitör etkiye sahip olmadığı saptandı. Ratlar üzerinde yaptığımız çalışmada, diyabet gruplarında kan şekerinin azalması ve kontrol grubu değerlerine yakın olması, kan dolaşımındaki glukozun hücrelere alınmasını artırarak etkili olduğu sonucuna varıldı. Tip-2 diyabetli bireylerin diyetlerine dikkat etmeleri durumunda, çamdan elde edilen sulu ekstraktı kullandıkları zaman hipergliseminin önlenmesinde önemli bir doğal ürün olduğu söylenebilir. Ancak, kullanılmadan önce toksik etkisinin olup olmadığı ve içeriğindeki ağır metallerin bilinmesi gerekir. Anahtar kelimeler: Tip-2 diyabet, Sprague Dawley ratlar, Hiperglisemi, Nişasta, disakkaritler, Amilaz ve glukozidaz enzimleri.
Saccharomyces boulardii'nin deltametrin ve sipermetrin toksisitelerine karşı in vitro metabolik tepkisi ve bu pestisitlere maruz kalan aynalı sazan (cyprinus carpio L.) üzerindeki etkileri
Deltametrin ve sipermetrin maruziyeti balıklarda oksidatif strese neden olmaktadır. Saccharomyces boulardii ise antioksidatif ve pestisitleri detoksifiye edebilme özelliklerine sahip probiyotik maya türüdür. Bu doğrultuda, probiyotik maya türü olan S. boulardii'nin hücre kültür ortamına (in vitro) eklenen deltametrin ve sipermetrinin toksitelerine karşı biyokimyasal metabolik yanıtlarının ve probiyotik S. boulardii takviyesiyle beslenen aynalı sazan (Cyprinus carpio L.) balıklarının, deltametrin ve sipermetrin pestisitlerine maruz kalması sonucu karaciğer ve kas dokularında meydana gelen biyokimyasal değişimlerinin araştırılması amaçlanmıştır. İlk aşamada, her iki pestisitin üç farklı dozu (50, 100 ve 200 µg/L) eksojen olarak maya hücre ortamına eklenip 72 saat inkübe edilmiş ve hücre peletleri elde edilmiştir. İkinci aşamada ise sazan balıkları 30 gün boyunca pestisitlere maruz bırakılmış ve probiyotik ile beslenmiştir. Deney sonunda hücre peletlerinde, balıkların karaciğer ve kas dokularında total protein, malondialdehit (MDA), indirgenmiş ve redükte glutatyon (GSH-GSSG) miktarları, antioksidan sistem enzimlerinin (SOD, CAT, GPx, GR ve GST) aktiviteleri ile lipofilik molekül ve yağ asit içeriği belirlenmiştir. Sonuçlara göre, her iki pestisit hem in vitro hem de balık dokularında MDA'yı artırarak oksidatif strese neden olmuştur (P<0.05). In vitro koşullarda ve balık dokularında S. boulardii MDA'yı azaltmıştır. Antioksidan savunma sistemi üzerinde pestisitler zararlı etkiler göstermişken S. boulardii antioksidan savunma sistemini desteklemiştir. Ek olarak, S. boulardii hücre ortamına eklenen her iki pestisiti de detoksifiye edebilmiştir (P<0.05). Sonuç olarak, elde edilen veriler C. carpio'yu deltametrin ve sipermetrinin olumsuz etkilerinden korumak için S. boulardii'nin güvenli ve düşük maliyetli bir biyokontrol aracı olarak kullanılabileceğini göstermektedir.
Biyoaktif özellikli polietilen glikol ile kompozit oluşturulan quersetin ve morin'in 7, 12-DMBA verilen saccharomyces cerevisiae üzerinde metabolik etkileri
Bu çalışmada, morin ve quersetin ile kompozid oluşturan polietilen glikolün (PEG)'ün Sacchromyces cerevisiae L. üzerinde 7,12- DMBA'ya karşı lipofilik vitaminler, antioksidan enzim düzeyleri, yağ asidi bileşimi ile MDA, GSH, GSSG düzeyleri üzerindeki etkileri incelendi. Deney kapmasında kontrol, susam yağı, DMSO, DMBA, morin, quersetin, PEG, PEG+DMBA+Morin, PEG, PEG+DMBA+Quersetin grupları oluşturuldu. Bulgularımıza göre total protein düzeyi kontrol grubuna göre DMBA ve PEG in diğer flavonoidler ile kompozit oluştuulan PEG250 grubunda yükseliş gösterdiği belirlendi. MDA düzeyinde ise kontrol grubuna göre DMBA, PEG ve flavooidlerin kompozit oluşturduğu gruplarda bir azalma belirlendi. GSH miktarı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında tüm gruplarda farklı oranlarda azaldığı, GSSG miktarının ise arttığı gözlendi. Katalaz enzimi miktarı quersetin ve morin verilen iki deney grubu ile susam yağı verilen gruplarda farklı oranlarda bir azaldığı gözlendi. Yağ asidi analizi sonuçlarına göre, yağ asidi bileşimi içinde palmitik asit miktarı DMSO, Morin, PEG gruplarında artmasına rağmen morin verien diğer gruplarda ve Quersetin verilen bütün gruplarda azaldığı belirlendi. Stearik asit miktarı kontrol grubuna göre DMBA grubunda azaldığı ve aynı azalış trendinin flavonoid verilen grupta da gözlendiği saptandı. Lipofilik moleküllerin morin ve quersetin verilen gruplar arasındaki değişimleri incelendiğinde, morin verilen grupta K2, -Tokoferol, D2, D3 ve ɑ-tokoferol düzeylerinin artış gösterdiği belirlendi. Quersetin verilen peletler içinde DMBA gruplarında K2,,-Tokoferol, D2, D3 ve ɑ-tokoferol düzeylerinde belirgin bir artış gözlendi. Sonuç olarak S. cerevisiae 'nin kültür ortamına flavonoid ilave edilmesinin total protein miktarındaki artışa bağlı olarak hücrede büyümeye sebep olduğu, palmitik asit miktarının azalmasına bağlı olarak da lipid biyosentezinde negatif bir etkiye neden olduğu söylenebilir.
Investigation of the biochemical effects of nanoparticle titanium dioxide and zinc oxide on the development of pathogenic Candida albicans
In this study, the effects of titanium dioxide (TiO2) and zinc oxide (ZnO), which have nanoparticle properties and antifungal properties, against H2O2 on C.albicans (ATCC90028), a pathogenic fungus species, were studied. In the study protocol, the groups were arranged as control, H2O2, TiO2, ZnO, TiO2+H2O2 and ZnO+H2O2 groups. 100 L of 35% hydrogen peroxide solution was added to H2O2, TiO2+H2O2 and ZnO+ H2O2 groups. Cultures were incubated for 72 hours at 30°C. The culture density was then measured at 600 nm and the cell pellets were collected by centrifugation. The cell pellet was extracted with buffer solutions and organic solvents and biochemical analyzes were performed. In our findings, it was observed that the addition of hydrogen peroxide decreased the cell density and pellet amount of C.albicans (ATCC90028). It was determined that total protein, GSH and GSSG levels, and catalase and GST activities increased in groups given H2O2. It was determined that the addition of hydrogen peroxide to the C. albicans culture medium affected the synthesis of lipophilic vitamins and phytosterols. It was determined that the addition of TiO2 and ZnO to the culture medium together with H2O2 increased the amounts of these molecules. While the amount of palmitic acid in the fatty acid composition decreased partially in the TiO2+H2O2 group, a significant increase was observed in the ZnO group. It was determined that the ratio of stearic acid and total saturated fatty acid decreased in the groups given TiO2, ZnO and H2O2 compared to the control group. On the other hand, increases were observed in the total unsaturated fatty acid ratio. An increase in the amount of palmitoleic acid, one of the fatty acids with single double bonds, and a decrease in the amount of oleic acid, which is the other single double bonded fatty acid, were determined. It was determined that C. albicans has a high content of Linolenic acid, one of the 18 C fatty acids, in its cell structure. Keywords: Candida albicans, Titanium dioxide, Zinc oxide, Catalase, Glutathione S Transferase, Lipophilic vitamins, Fatty acids
Polietilen glikol ile kompozit oluşturulan rutin ve krizinin 7, 12-dimetilbenz [a] antrasene maruz bırakılan saccharomyces cerevisiae L üzerinde antioksidan etkileri
Bu çalışmada flavonoid bileşenler olan Rutin ve Krizin'nin polietilen glikol (PEG) gibi suda çözünebilir yapılar ile kompozit oluşturarak 7,12-Dimetilbenz [a] antrasen (DMBA)'ya karşı Sacchromyces cerevisiae L. üzerinde metabolik etkileri incelendi. Bu amaçla maya hücresindeki antioksidan enzimler, yağ asitleri, lipid peroksidasyon ve lipofilik moleküllerin değişimleri analiz edildi. Deney planlaması kontrol, DMBA, Rutin, Krizin, PEG, Susam yağı, DMSO ve kombinasyon grupları şeklinde yapıldı. 7,12-Dimetilbenz [a] antrasen olarak bilinen DMBA kanserojen bir ajandır ve hem hücresel hem de deney hayvanı modellerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Deney sonuçlarına göre total protein miktarı, MDA, GSH ve GSSG düzeylerinin rutin verilen deney modelinde yükseldiği gözlendi, ancak sadece rutin verilen grupta ise azaldığı saptandı. Krizin verilen deney grubunda ise PEG, susam yağı ve kombinasyon gruplarında bu sonuçların farklı oranlarda yükseldiği belirlendi. SOD, CAT, GSHpx ve GST gibi antioksidan enzimlerin aktivitelerinde kontrol grubuna göre rutin verilen grupların bütününde azalma olduğu tespit edildi. Krizin uygulanan gruplarda da CAT ve GST sonuçlarında azalma gözlendi. Yağ asidi sentetaz enziminin (FAS) son ürünü olan palmitik asit miktarı rutin verilen gruplardan DMBA, susam yağı ve kompozit oluşturulan gruplarda azaldığı ve diğer gruplarda da yükseldiği belirlendi. Krizin verilen deney gruplarının aynısında da benzer sonuçlar gözlendi. Lipofilik moleküllerden ergosterol miktarı rutin verilen modelin DMBA grubunda önemli düzeyde yükseldiği halde, diğer gruplarda azaldı. Krizin verilen modelde ise DMBA, krizin ve PEG gruplarında artış gözlendi. Sonuç olarak kültür ortamına ilave edilen rutin ve krizin ile diğer moleküller ve kompozitlerin S. cerevisiae'daki antioksidan enzimlerin aktivitesi, lipid peroksidasyon, FAS ve steroil CoA enzim ürünleri üzerinde etkili olduğu sonucuna varıldı.