Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Laurent Mignon

27 theses · İhsan Doğramacı Bilkent University

Master'sOpen AccessTR

Latife Tekin`in yapıtlarında büyülü gerçekçilik

Latife Tekin (d. 1957), Türk edebiyatına önemli yenilikler getirmiş yazarlardan biridir. 1980 sonrası Türk edebiyatına damgasını vuran Tekin' in ilk dönem yapıtları, köylerden büyük kentlere göç edenleri, yoksulları konu edinir. Türk romanında daha çok, gerçekçi ve toplumcu gerçekçi bir bakış açısıyla yansıtılan bu toplum kesimi, Tekin' in romanlarında "büyülü gerçekçi" bir bakış açısıyla anlatılmıştır. Bu tezin amacı, Latife Tekin' in yapıtlarını büyülü gerçekçilik yönünden değerlendirerek, onun bu tarzın anlatım tekniklerini nasıl kullandığını incelemektir. Yazarın yapıtları, günümüze dek birkaç değerli inceleme dışında kapsamlı olarak değerlendirilmemiştir. İlk romanı Sevgili Arsız Ölüm (1983), yayımlanışının ardından birçok tartışmaya konu olmuştur. Bu tartışmaların bir kısmı, yapıtın "gerçekçi" veya "toplumcu gerçekçi" olup olmadığı üzerinedir. Latife Tekin' in, Gabriel Garcîa Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık" im (1967) taklit ettiği iddiaları ise, bu roman hakkında yapılan tartışmaların diğer bir kısmını oluşturur. 1984 yılında yayımlanan Berci Kristin Çöp Masalları da yine gerçekçilik yönünden değerlendirilmiştir. Tekin, ilk romanında olduğu gibi, bu romanında da köy gerçekliğini ve varoşlardaki yaşamı, sözlü edebiyattan ve Latin Amerika kökenli büyülü gerçekçilikten yararlanarak yansıtmıştır. Tekin, her iki yapıtında da, sözlü edebiyat türlerinin içeriğini ve biçimlerini kullanır; fakat, ikinci yapıtında daha çok bu türlerin melezleştirilmesi söz konusudur. 1989'da yayımlanan Buzdan Kılıçlar 'da ise, büyülü gerçekçiliği eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutarak, ona özgün bir yorum getirir. Büyülü gerçekçi bir bakış açısıyla yazılan bu yapıtlar, gerçekçiliğin veya toplumcu gerçekçiliğin ölçütleriyle değerlendirildiğinde, onların biçimsel özgünlükleri ve içerikleri yeterince incelenmemiş olacaktır. "Taklit" nitelemesi ise, yazarın Latin Amerika kökenli büyülü gerçekçilikten nasıl yararlandığının gözden kaçmasına neden olacaktır. Bu tezde, Tekin'in yukarıda adı geçen üç romanı değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmenin sonucunda, yazarın yapıtlarında gerçekçiliğe veya toplumcu gerçekçiliğe göre kusur olarak gösterilen özelliklerin, onun büyülü gerçekçi anlatım tekniklerini ustaca kullandığının göstergeleri olduğu görülmüştür. Yazarın yapıtlarındaki büyülü gerçekçiliğin ise, "taklit" değil, özgün ve yerli olduğu sonucuna varılmıştır. Tekin, dışardan aldığı tekniği yerli malzeme ile sentezleyerek, özgün ürünler vermiştir; yapıtlarında yerli bir büyülü gerçekçilik söz konusudur. Anahtar sözcükler: toplumcu gerçekçilik, büyülü gerçekçilik, sözlü edebiyat, yerlilik. V

RealizmRomanTekin, Latife+2
Canan Öktemgil Turgut
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Ahmet Vefik Paşa'nın çevirilerinde Osmanlılaşan Moliere

Bu çalışmada, Ahmet Vefik Paşa'nın Moliere'den yaptığı beş çeviri-uyarlamayı çoğuldizgeci bir bakış açısıyla incelemek amaçlanmıştır. Bu çerçevede, 1879- 1882 yıllan arasında Ahmet Vefik tarafından yazılmış olan Zor Nikâhı, Don Civanı, Dudu Kuşları, Tariüf Ve Adamcıl adlı oyunlar, Moliere'in 1659-1666 yıllan arasında yazmış olduğu, Le Mariage Force, Dom Juan ou Le Festin de Pierre, Les PHcieuses Ridicules, Le Tartuffe ou L 'Imposteur ve Le Misanthrope adlı özgün yapıtlarla karşılaşünlmışrır. Bu oyunlar çerçevesinde, özellikle politik, dinî ve ahlakî uzantılan olan kimi sahneleri, paragraflan, cümleleri ve sözcükleri Ahmet Vefik'in erek metine aktarmadığım ya da anlamı değiştirerek aktardığım öne sürmek mümkündür. Dolaylı politik uzantısı olan ve görece "tehlikesiz" noktalarda ise Ahmet Vefik'in çeşitli "yerel kaydırma"lar kullanarak erek kültürün "kabul edilebilirlik" çeviri normlarına yalan durduğu söylenebilir. "Repertuvafa yeni bir tür ve yeni yapıtlar kazandırma amacında bir "kültür planlayıcısı" olarak Ahmet Vefik'in tiyatronun erek kültür tarafından benimsenmesi ve sahiplenilmesi çerçevesinde yapıtlar verdiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Tanzimat, tiyatro, çoğuldizge, çeviri v

Melahat Gül Uluğtekin
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Aşk-ı Memnun`da cennet imgeleri

Halit Ziya Uşaklıgil (1868-1945): 'in Aşk-ı Memnu (1900) adlı yapıtı, bazı eleştirmenlerce Türk edebiyatında "ilk gerçek roman" olarak kabul edilir. Teknik ve psikolojik gerçekçilik bakımlarından üstün bulunan Aşk-ı Memnu, roman kişilerinin yaşam öykülerinin sağlam nedensellik bağlarıyla kurgulanmış olması ve bu çerçevede kalıtım ile toplumsal koşulların oynadığı önemli rol nedeniyle doğalcı bir roman olarak görülmüştür. Öte yandan romanın, toplumdan uzak oluşu ve üslûbunun hayalî öğeler içermesi, doğalcı edebiyat bakımından bir kusur olarak görülmüştür. Aşk-ı Memnu' da zengin bir metinsel yaratım bulunduğu gözlemlenmektedir. Bu çerçevede, cennet imgeleri ve sözlü kültürün soyut figürlerine özgü karakter betimlemeleri önemli bir yer tutmaktadır. Ancak bu anlatım öğeleri, roman kurgusu içinde belli bir amaca hizmet etmekte; cinsellik ve namus eksenlerindeki karşıtlıkların çözülmesine ve ideal figürlerin eleştirilmesine yardımcı olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Halit Ziya Uşaklıgil'in cennet imgelerinden yararlanmış olması, yapıtın doğalcı boyutunu zedeleyen bir durum değildir. Bu çalışmada, Aşk-ı Memnu' da. roman kişilerinin isimleri ile gerçek ya da düşsel bahçe betimlemelerinde, Yahudi/Hristiyan ve İslâm geleneklerinde yer alan mitsel cennet anlatısına gönderme yapan öğeler bulunduğu ortaya çıkartıldı. Ayrıntılarda gizlenmiş olan bu göndermelerle roman kişileri arasında ilişkiler kurulduğunda, cinsellikle ilgili ahlâk değerlerinin parodileştirildiği görüldü. Yazar, dış etkilerden arınmış, masum yönleriyle vurgulanan bir kızın, babasına duyduğu aşkın sorunlu niteliğine dikkat çekmek için, baba ile kızı cennet tablosuna yerleştirir. Buna karşılık, kocasını aldatan kadın ise aslında erdemli bir hayatı özlemekte ve bu hayat cennet imgesiyle canlandmlmaktadır. Bunlara ek olarak, Aşk-ı Memnu' da yaradılıştan gelen cinsel dürtüler ve yasak çiğneme eğiliminin vurgulanması, cennet mitine yapılan göndermelerle birlikte değerlendirildiğinde romanın, cennet bahçesi anlatısının ana izleğiyle bağ kurduğu görülür. anahtar sözcükler: cennet, doğalcılık, ahlâk, mit in

AhlakAşk-ı MemnuCennet+4
Süreyya Elif Aksoy
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
10
Master'sOpen AccessTR

Türklerin Sherlock Holmes`ü Amanvermez Avni

Bu tezin konusunu Ebussüreyya Sami'nin 1913-1914 yıllarında yayınladığı TürklerinSherlock Holmes'ü Amanvermez Avni adlı on hikâyeden oluşan polisiye serioluşturmaktadır. Bu seri Cumhuriyet öncesinde yayınlanan ilk polisiye seridir. Tezinamacı Türklerin Sherlock Holmes'ü Amanvermez Avni serisini oluşturan hikâyelerinne ölçüde özgün olduğunu ortaya koymaktır. Bu çerçevede, Türklerin SherlockHolmes'ü Amanvermez Avni serisi, serinin başlığında referans olarak alınan, SirArthur Conan Doyle'un 1887-1927 yılları arasında yayınladığı Sherlock Holmesserisiyle karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmada, hikâyelerdeki, karakterlerdeki vekullanılan polisiye yöntemlerdeki benzerlik ve farklılıklar ortaya konmuştur. Bununyanı sıra tezde Türklerin Sherlock Holmes'ü Amanvermez Avni serisindekihikâyelerin birer polisiye hikâye olmaları bakımından genel özellikleri ele alınmış vehikâyelerin bu açıdan ne ölçüde başarılı olduğu araştırılmıştır. Bu karşılaştırmalarsonucunda Türklerin Sherlock Holmes'ü Amanvermez Avni hikâyelerinin, SherlockHolmes hikâyelerinden bazı esinlenmeler olmakla birlikte, özgün nitelikte olduğugörülmüştür. Sherlock Holmes'ten esinlenilen noktalar ise, hikâyelerin kendiatmosferi ve yapısı içerisinde farklı ve özgün bir nitelik kazanmışlardır. Öte yandanAmanvermez Avni, Sherlock Holmes'ten önemli ölçüde farklı olan karakterözellikleriyle ve yine Sherlock Holmes'ten farklılaşan sonuca varma yöntemleriyleözgün bir karakter olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca, bu hikâyelerin, kendi içindedeğerlendirildiklerinde polisiye hikâyeler olarak büyük ölçüde başarılı olduklarıgörülmektedir.anahtar sözcükler: polisiye, Amanvermez Avni, Ebussüreyya Sami, SherlockHolmes, karşılaştırmalı edebiyat.

Ayşe Altıntaş Balcı
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Fatma Aliye Hanım'ın romanlarında kadın sorunu

ÖZET Fatma Aliye Hanım (1862-1936) Osmanlı İmparatorluğu'nda "kadın sorunu"nu romanlarında tartışan ilk Müslüman Türk kadın romancı olması bakımından oldukça önemli bir isimdir. Fatma Aliye Hanım'a kadar kadın ve kadın ile ilgili problemler sadece erkeklerin tartıştıkları bir alan iken ilk defa Fatma Aliye Hanım romanları ile daha önceki Osmanlı romanlarında çizilen kadın tipine alternatif örnek bir "kadın tipi" ortaya koymuştur. Tezde, Fatma Aliye Hanım' in romanlarında, kadın sorununa nasıl yaklaştığı ortaya koyulmuştur. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde başlayan kadın hareketinin, "feminizm"den ne ölçüde etkilendiği tam olarak tespit edilemese de, feminizmin ve Osmanlı kadınlarının talepleri, Fatma Aliye Hanım'ın romanlarında, kadın konusuna bakış açısının anlaşılması dolayısıyla bu çalışmanın ilgi alanındadır. Fatma Aliye Hanım'ın, tezin bölüm başlıkları ile yakından ilgili makaleleri de tez sırasında kullanılmış ancak temel olarak yazarın romanlarına bağlı kalınmıştır. Fatma Aliye Hanım'ın Ahmet Mithat Efendi ile yazdığı Hayâl ve Hakikat (1891) adlı roman da çalışma sırasında kullanılmış ancak tezin ortaya konulmasında Muhâzarât (1892), Refet (1896), Udî (1898), Levâyih-i Hayât (1898) ve Enîn (1910) adlı romanlar incelenmiştir. Fatma Aliye Hanım'ın romanları ilk bakışta yüzeysel olarak feminist okumaya yatkın romanlar olarak görülse de bu çalışmanın sonucunda, Fatma Aliye Hanım'ın feminist bir yazar olduğunu ve romanlarının da feminist edebiyatın ürünü olduğunu söylemenin yanlış olduğu kanıtlanmıştır. Fatma Aliye Hanım, romanlarında kadın sorunlarını ele alsa da konuyu kendi toplumsal, dinî ve kültürel değerleri doğrultusunda yorumladığı, ayrıca Fatma Aliye Hanım'ın toplumsal konumu dolayısıyla sorun algısının farklı olduğu görülmüştür. Sonuç olarak Fatma Aliye Hanım'ın, romanlarında değindiği sorunlara getirdiği çözümlerin İslam'a dayanması dolayısıyla, muhafazakâr Müslüman bir kadın yazar olarak tanımlanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Kadın ve Edebiyat, Osmanlı Kadın Hareketi, Feminizm, Aile

Firdevs Canbaz
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Can Yücel`in Shakespeare çevirilerinde "Sadakat"

Bu çalışmanın amacı Can Yücel'in William Shakespeare'den yaptığı üç oyununçevirilerini, Raymond van den Broeck önerdiği çevirinin analitik işlevini sorgulayanyöntem temel alarak çözümlemektedir. Bu yöntem çerçevesinde poetika, ideoloji, dilsöylem evreni dizgeleri hem kaynak hem de erek metin için çözümlenmiş, CanYücel'in çeviri ilkelerinin yanı sıra bu dizgelerin çeviri sürecine etkileri de erekmetinlerin çözümlemeleri sırasında dikkate alınmıştır. Bu verilerin ışığında CanYücel tarafında çevrilen Bahar Noktası (1980), Fırtına (1991) ve Hamlet (1992) ileShakespeare tarafından yazılan A Midsummer Night's Dream (1595- 1596), TheTempest (1610-1611) ve Hamlet (1600-1601) oyunları karşılaştırmalı çözümlemeyöntemi içinde ele alınmıştır. Sonuç olarak, Can Yücel'in kaynak oyunların özünü vebiçimini değiştirmeden Türkçe'ye aktarma kaygısı taşıdığı görülmüştür. Ayrıcakaynak metinlerin aslında birer tiyatro metni olduğunu, dolayısıyla sahnelenmeişlevlerini göz ardı etmeyen Can Yücel'in bu çalışmaya uygun olarak kaynakoyunları erek dilde de sahnelenebilir metinler olarak çevirdiği sonucuna varılmıştır.?Sadakat? kavramı ise bu süreçte yeni bir anlam kazanmış, hem Raymond van denBroeck'un önerdiği yöntem, hem de Can Yücel'in çeviri ilkeleri çerçevesinde?sadık? metinler olduğu saptanmıştır.

Neslihan Demirkol
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Tanzimat romanında kamusal alan ve serbest zaman etkinlikleri

ÖZETTANZ MAT ROMANINDA KAMUSAL ALAN VE SERBEST ZAMANETK NL KLERGünaydın, AyşegülMaster, Türk Edebiyatı BölümüTez Yöneticisi: Yrd. Doç. Dr. Laurent MignonHaziran 2007Tanzimat döneminde ivme kazanan Batılılaşma olgusunun neden olduğusosyo-kültürel değişimin gündelik hayatta görünürlük kazandığı en belirgin alanların,toplumsal canlılığı en iyi temsil eden alanlar olarak, kamusal mekânlarda ve serbestzaman etkinliklerinde ortaya çıkması söz konusudur.Bu tezde, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında ürün vermiş olan beşyazarın romanları ele alınarak kamusal alan ve serbest zaman teorisi bağlamındaromanlarda nasıl bir toplumsal dönüşümün gerçekleştiği ortaya konulmuştur. Bubağlamda seçilen romanlar arasında Vartan Paşa'nın Akabi Hikyâyesi (1851), AhmetMithat Efendi'nin Esrâr-ı Cinayât (1884), Recaizade Mahmut Ekrem'in ArabaSevdası (1889-Yayım Yılı: 1896), Fatma Aliye Hanım'ın Udû (1899) ve MehmetCelâl'in Bir Kadının Hayatı (1890) adlı yapıtları yer almaktadır. Kamusal mekâna veserbest zaman etkinliklerine ilişkin olarak kadın ve erkeğin konumları farklıbağlamlarda ele alınmıştır.Gündelik hayattaki değişimin kendini hem Batılı simgelerle yaşamabiçimlerinde hem de kamusal alanda gösterdiği gözlemlenmiştir. Sekülerleşme veeğlence anlayışının değişmesi gibi birçok faklı etken nedeniyle özellikle yöneticisınıfa mensup erkeğin sosyalleşme mekânlarının çeşitlilik sergilediği, bu mekânlarınromanlarda farklı işlevlere sahip olduğu, kadının ise toplumsal boyutta kendini dahafazla göstermeye başladığı, serbest zaman bağlamı içerisinde ise çeşitli sanatsaluğraşlar aracılığıyla yeni nitelikler kazandığı görülmüştür. Serbest zamanın vekamusal alanın kültürü tanımlayıcı işlevi dolayısıyla, sınıfsal olguların başatkonumda olduğu ortaya çıkmıştır. Kadın ve erkeğin serbest zaman etkinliklerininnasıl ayrıştığı, kendilerine özgü geliştirdikleri eril ve dişil söylemi temsil edenserbest zaman etkinlikleri üzerinde durulurken, genel yargının aksine bu etkinliklerinbir statü göstergesi olup olmadığının romanlara göre değiştiği sonucuna varılmıştır.Anahtar Sözcükler: Tanzimat romanı, Batılılaşma, kamusal alan, serbest zamanetkinlikleriiii

Ayşegül Utku Günaydın
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Sömürgeciliğe karşı: Abdülhak Hamid Tiyatrosu

ÖZETSÖMÜRGEC L ĞE KARŞI: ABDÜLHAK HÂM D T YATROSUKebeli, SevimYüksek Lisans, Türk Edebiyatı BölümüTez Danışmanı: Laurent MignonHaziran 2007Bu tezde Abdülhak Hâmid Tarhan'ın (1852-1937) ngiliz sömürgeciliğini konualan Duhter-i Hindû (1876), Finten (1898), Cünûn-ı Aşk (1925-26), Yabancı Dostlar(1924-25) ve Yadigâr-ı Harb (1917) oyunlarındaki sömürü ilişkileri sömürge sonrasıkuramlardan yararlanılarak incelenmiştir. Tezin birinci bölümünde Hâmid'inAvrupa'dan yeni türlerin alınması ve Osmanlı edebiyatı gibi konulardaki görüşleri?sahiplenme? ve ?ulusal öz arayışı? gibi kavramlardan yararlanılarak ele alındı.Abdülhak Hâmid'in Batı'dan yeni türler alırken eski edebiyat geleneği ile bunubirleştirdiği, bir sentez arayışında olduğu görülmüştür.Tezin ikinci bölümünde Duhter-i Hindû, Hindistan'daki ngilizsömürgeciliğinin siyasi eleştirisi olarak okundu. Üçüncü bölümde, Finten'de ngiliztoplumu ve sömürgelerden gelenler arasındaki çatışmalar ve sömürgeciliğinpsikolojik etkileri üzerinde duruldu. Finten'in sömürge politikalarında işlevsel olanShakespeare'le ilişkisi incelendi.Tezin son bölümünde Cünûn-ı Aşk'ta emperyalizmin kültürel etkilerinedeğinildi. Yadigâr-ı Harb, Yabancı Dostlar ve Cünûn-ı Aşk'ta ortaya çıkan Avrupalısevgili ve vatan arasında seçim yapma çatışması, kültür ve emperyalizmle ilişkiliolarak okundu. Çalışmanın sonunda Hâmid'in sömürgeciliği sadece siyasi yönleriyledeğil kültürel ve psikolojik boyutlarıyla da ele aldığı sonucuna varılmıştır. Buoyunlarda sömürgeciliğin ngiltere ile sınırlandırılarak eleştirilmesi de dikkatçekicidir. Hâmid, eserlerinde sadece sömürgeciliği eleştirmemiş Şarkiyatçılık gibiözcü söylemlerin de altını oymuştur.Anahtar Kelimeler: Sahiplenme, Sömürgecilik, Kültür ve Emperyalizm, SömürgeSonrası Çalışmalar

Sevim Kebeli
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

19. yüzyıl Osmanlı-Türk romanında Gayrimüslim imgeleri

ÖZET19. YÜZYIL OSMANLI-TÜRK ROMANINDA GAYRİMÜSLİM İMGELERİYüksel Lisans, Türk Edebiyatı BölümüSeda UyanıkTez Yöneticisi: Yard. Doç. Dr. Laurent MignonHaziran 2007Bu tezde, on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde kaleme alınmış olan,Nabizade Nazım'ın Karabibik (1891), Mizancı Mehmet Murat'ın Turfanda mı YoksaTurfa mı? (1892), Recaizade Mahmut Ekrem'in Araba Sevdası (1896), AhmetMithat Efendi'nin Mesâil-i Muğlâka (1898) ve Şehbenderzâde Filibeli AhmetHilmi'nin A'mâk-ı Hayal (1910) adlı romanlarında gayrimüslim karakterlerin nasılkonumlandırıldıkları değerlendirilmiş; eserler dönemin tarihsel arka planı veyazarların bu konuda benimsedikleri ideoloji ile ilişkilendirilerek incelenmiştir.Tanzimat dönemi romanında gayrimüslim karakterler üzerinde yapılaninceleme ve eleştirilerin sınırlı sayıda olması, yapılan değerlendirmelerin deyazarların romanlarında ve fikrû eserlerindeki bakış açılarını dışlayan genellemeleredayanması, gayrimüslim imgesinin ayrıntılı olarak, örneklerle açımlanmasını gereklikılmıştır.Tezde incelenen romanlar doğrultusunda yazarların, gayrimüslim imgesidolayımında farklı yaklaşımlar sergiledikleri belirlenmiştir. Bu açıdan gayrimüslimkarakterlerin, yazarların din, etnik kimlik ve medenileşme ölçütlerine göredeğişkenlik gösteren yaklaşımları doğrultusunda romanlarda farklı işlevlere sahipoldukları belirlenmiştir. Romanlarda, batılı ve İslami unsurlar arasındaki farkınbelirginleştirilmesine dayanan düşünceler, gayrimüslim karakterleri kimlik-farklılıkeksenine taşıma gibi şekillerde ortaya çıkmıştır. Bu dönem romanları, gayrimüslimkarakterler bağlamında ele alındığında; din, millet ve kültür anlayışlarının, modernve geleneksel, merkez ve çevre, ben ve öteki gibi tipolojik yapılar olarak ifadebulduğu gözlemlenmektedir. Bütün bu değerlendirmelerin ışığında on dokuzuncuyüzyıl sonu Tanzimat dönemi romanında tek bir gayrimüslim anlayışından sözedilemeyeceği sonucuna varılmıştır.anahtar sözcükler: gayrimüslim, din, kimlik, öteki, etnisite, milliyet

Seda Uyanık
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk şiirinde modernizm

Bu tezde, modernlesmeyle Türk siirinin nasıl bir dönüsüm geçirdiği ve modernist siirin hangi kosullarda olanaklı hale geldiği saptanmaya çalısılmıstır. Modernlesmeyle siirin nasıl bir dönüsüm geçirdiğini belirleyebilmek için Tanzimat'la baslayan süreçte ne tür bir edebiyat kurumunun insa edildiği ele alınmıs; modernist siirin hangi kosullarda olanaklı hale geldiğini görmek için de ?kinci Yeni siiri incelenmistir. Türkiye'de edebiyat kurumu, estetik özerklik karsıtlığı, geleneksizlesme ve halk edebiyatının kesfi ekseninde sekillenmistir. Bu edebiyat kurumunun insası sürecinde siir, toplumsal fayda noktasında tanımlanmıs ve dilin bireysel kullanımını öne çıkaracak girisimlere izin verilmemistir. Bu nedenle siir, özerk bir yapı olarak görülmemis, özellikle 1911 sonrasında milliyetçi düsünceleri yaymanın aracı haline getirilmistir. Bu dönemde modern siirin, eskiyi reddetmek ve millî kabul edilen hece veznini kullanmakla olanaklı hale geleceği ileri sürülmüstür. Ahmet Hasim ve Yahya Kemal gibi sairler, faydacı edebiyat kurumuna karsı çıkmıslar ama bu kurumu köklü biçimde dönüstürmeyi basaramamıslardır. Bu edebiyat kurumuna bazı noktalarda bağlı kalan Garip siiri ise vezin ve dile iliskin tartısmaları askıya alarak metinsel stratejisi açısından avangard bir siir yazmıs ve özerk siir diline karsı çıkması sayesinde kısa zamanda yaygınlık kazanabilmistir. Edebiyat kurumunun estetik özerklik karsıtlığı nedeniyle izin vermediği modernist siir, özerk siir diline dayanan ?kinci Yeni tarafından yazılabilmistir. ?kinci Yeni, özerk bir siir dili kurabilmek için edebiyat kurumunun belirlediği anlasılır dil beklentisine karsı çıkmıs, siiri siyasetten ve ahlaktan bağımsız bir yapı haline getirmistir. ?kinci Yeni'nin özerk siir dili büyük bir dirençle karsılanmıstır. ?kinci Yeni'ye gösterilen bu dirençte Türkiye'de modernist duyarlılığa karsı gelistirilen tepkiyi görmek mümkündür.

Yalçın Armağan
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Tutunamayanlar'da "oyun" kavramı

Modern Türk edebiyatının öncülerinden sayılan Oğuz Atay'ın (1934?1977) eserlerinde ?oyun? kavramının sıkça kullanımı dikkat çekmektedir. Özellikle bu teze konu olan ilk romanı Tutunamayanlar'da oynamayı bir yaşam tarzı olarak benimsemiş; gerçeğin karşısına oyunu koymuş ve gülünç şekilde her bir edimine ?oyun? demiş karakterler yer almaktadır.Şimdiye dek eleştirel tartışmalar, Oğuz Atay karakterlerinin ?aydın? olduklarının öne sürüldüğü ve metinlerdeki hemen her öğenin rahatlıkla bu olguya bağlandığı yorumlarla şekillenmiştir. Biz bu çalışmada, Atay metinlerinde önemli bir yere sahip olan ?oyun? kavramını Tutunamayanlar özelinde araştırmayı amaçladık.Romanda bu kelimeye yüklenen anlamlardan hareketle, Selim Işık karakterinin intiharının nedeninin varoluşsal sıkıntıları olduğunu gösterdik. Sonra da hem Selim Işık hem de Turgut Özben'i ifade eden ?tutunamayan? özne için homo ludens adının uygunluğunu tartıştık. Huizinga'nın bu kuramındaki kimi boşluklar sayesinde ?oyunbozan? özne ile tutunamayanı koşut göstermiş olduk. Ekte de, romanda gösterdiğimiz kimi iletilerin referansı olan G.W.F. Hegel'in tarih tasarımındaki Tin ile Turgut Özben'in hikayesinin paralelliğini gösterdik.anahtar sözcükler: oyun, intihar, Tin, homo ludens

Arzu Aygün
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

19. Yüzyıl Osmanlı-Türk edebiyatında öykü

Bu tezde Osmanlı-Türk edebiyatı öykü eleştirisinde çeşitli açılardan türün ilk örnekleri arasında sayılan Ahmet Mithat'ın (1844-1912) Letaif-i Rivayat, Emin Nihat'ın (?) Müsameretname, Samipaşazade Sezai'nin (1860-1936) Küçük Şeyler ve Nabizade Nâzım'ın (1862-1893) Karabibik adlı yapıtları öykü konusundaki Batımerkezli yaklaşımlarla karşılaştırılarak yakın okuma yöntemi ve edebiyat dışı koşulların etkisinin yorumlanması yoluyla incelenmiştir.Tanzimat sonrası dönemde roman türü için öne sürülen taklit iddiaları, eleştirilerde öykü için de dile getirilmekte ve Batı edebiyatlarında ortaya çıktığı belirtilen öykünün ölçütleri, ideal öykü reçetesi olarak Osmanlı-Türk edebiyatına yansıtılmakta, metinlerin bu reçeteye uymayan yönleri acemilik, beceriksizlik, bilinçsizlik gibi suçlamalarla eleştirilmektedir. Oysa tezin ikinci bölümünde ortaya konulduğu üzere Batı edebiyatları bağlamında üzerinde uzlaşma sağlanamamış, hâlâ tartışılmakta olan ve çeşitli açılardan eleştirilebilen bu ölçütler, çarpıcı biçimde Türk öykü eleştirisinde sarsılmaz bir yer edinmiştir. Batımerkezli bu eleştirinin metinlere kendi özgül koşullarını, yerelliklerini göz önüne almadan yaklaşması, daha türün adlandırılmasından başlayarak ciddi sorunlar doğurmaktadır. Tezde bu sorunlar üzerinde durulmuş, edebî tür olarak öykü ile anlatım tekniği olarak öyküleme arasındaki farkın yeterince vurgulanmayışı gibi temel eksikliklerin altı çizilmiş ve edebiyat tarihi açısından türün ilk örneklerini, gelişim çizgisini, etkileşimlerini belirlemenin ve bunu yaparken de bütünüyle Batılı ölçütlerin dayatılmasına karşı yerelliğin önemi belirtilmiştir.Tezin son bölümünde bütün bu eleştiriler ve eksiklikler göz önünde bulundurularak metinlerin kendilerine yoğunlaşılmış; elde edilen veriler tümevarımsal bir yolla Osmanlı-Türk edebiyatının yerelliği ve özgünlüğü doğrultusunda yorumlanmıştır. Çalışmanın sonunda, eleştirilerde çoğunlukla öne sürüldüğünün tersine metinlerin birebir taklit etmek gibi bir amaca hizmet etmedikleri, söz konusu edilebilecek etkileri de kendilerince biçimlendirip, değiştirdikleri bu nedenle var olan tek öykünün Batılı olduğu yönündeki yaklaşımların yanlışlığı ortaya konulmuştur.Anahtar Sözcükler: Tür, öykü, Batımerkezlilik, Osmanlı-Türk edebiyatı.

Edebiyat tarihiHikayeKüçük Şeyler+2
Hilal Aydın
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
10
Master'sOpen AccessTR

Bilgiye açılan kapılar: Ahmet Mithat Efendi ve İsmail Gaspıralı'nın eserlerinde Avrupalı kadınlar

Bu tezde Ahmet Mithat Efendi (1844-1912) ve İsmail Gaspıralı'nın (1851-1914) bazı eserlerindeki Avrupalı kadın karakterler üzerinde odaklanarak, Tanzimat sonrası edebiyatı söz konusu olduğunda birkaç eserden yola çıkılarak geliştirilen ve bütün dönemi kapsamayı amaçlayan genellemelerin, eseri anlamak ve açıklamak noktasında yetersiz kaldığı; Tanzimat sonrası dönemde fikir alanında olduğu gibi edebiyat alanında da bir çoğulluğun olduğu ve dönem hakkında tek ve bütünlüklü bir yargıya ulaşmanın olanaklı olmadığı ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Ayşe Çamkara
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

"Ulusal alegori"den imparatorluk eğretilemesine: Osmanlı romanında çok-katmanlı anlatı yapısı

Osmanlı edebiyatında romanın ortaya çıkışını on dokuzuncu yüzyıl modernleşme hareketi ile doğrudan ilişkili sayarak tek bir nedene bağlayan Cumhuriyet sonrası eleştirel söylem açısından hem türün doğuşu hem de bu süreçte üretilen ilk romanlar bir ?taklit? çabasının ürünleridir. Bu durum, edebiyatın siyasi hedeflere alet edildiği savı ile bir arada düşünüldüğünde, Osmanlı yazarlarının yapıtları, Batı'da üretilen ?özgün? romanlar karşısında teknik açıdan ?yetersiz? taklit metinler biçiminde tanımlanmaktadır. Divan edebiyatının yazarlar üzerindeki etkisi ise bu ?yetersiz?liğin başlıca kaynağı sayılmaktadır. Osmanlı romanının doğuşunu belirleyen toplumsal dönüşüm süreci ile bu süreçte üretilen yapıtların farklı bir paradigma içinde değerlendirilmesi amacını taşıyan bu çalışmanın temel savı ise, diğer Batı-dışı edebiyatlar gibi Osmanlı romanları hakkındaki değer düşürücü savların, romanların yapısal niteliklerinden değil, ancak bu yapıtları ısrarlı bir biçimde Batılılaşma sorunsalı merkezinde değerlendirmekte olan eleştirel söylemin Avrupamerkezci niteliğinden kaynaklandığı düşüncesidir.Bu düşünceden hareketle, Cumhuriyet sonrası eleştirel söyleme yönelik bir literatür taramasının ardından romanlarda hem Divan şiirine hem de Fransız gerçekçiliğine ait anlatı tekniklerinin dönüştürülerek sentezlenmesinden oluşan özgün anlatı yapısı iki farklı bağlamda yorumlanmıştır. Yapıtların düz anlam katmanında okura sunulan aşk hikâyesinin temel taşıyıcı olduğu iki farklı anlatı katmanından birincisi politik dönüşümün, ikincisi ise edebî dönüşüm sürecinin eğretilemeli bir biçimde değerlendirilmesinden oluşmaktadır. Ele alınan yazarların yapıtlarında her iki anlam katmanında ortaya çıkan değerlendirmeler ile kuramsal görüşleri arasındaki tutarlılık ise, romanların çok-katmanlı anlatı yapısının rastlantısal bir nitelikten çok türün Osmanlı edebiyatında ortaya çıkışına özgü anlatı yapısının ürünü olduğunu düşündürmektedir.

Şeyda Başlı
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
10
Master'sOpen AccessTR

Nâzım Hikmet ve Cegerxwîn'de aşk şiirinin ideolojisi

Bu tezde, Türkçe ve Kürtçe şiirin toplumcu şairleri olan Nâzım Hikmet ve Cegerxwîn'in aşk anlayışları ve aşk anlayışlarına bağlı olarak betimledikleri sevgili tipi; iki şairin kendi geleneksel edebiyatlarıyla kurdukları ilişki, aşka ve sevgiliye yükledikleri ideolojik anlamlar göz önünde bulundurularak sorunsallaştırılmıştır.Tezde her iki şairin eserlerini yazdıkları siyasal ve edebî ortam hakkında bilgi verilmiş, iki şairin kendi edebî gelenekleri içindeki konumları saptanmıştır. Gelenekle kurdukları ilişki ve şiirlerinin temel özellikleri üzerinde durularak, şairlerin aşk anlayışlarının ideolojik boyutunun anlaşılması için bir çerçeve oluşturulmuştur.Nâzım Hikmet'in, Piraye'ye yazdığı şiirlerde tasavvufi şiirin imgelerini maddi bir aşkın anlatımı için kullanarak, Tanrısal aşkı dünyevi aşka dönüştürdüğü gözlenmiştir. Nâzım Hikmet'in betimlediği sevgili tipinin bir diğer önemli boyutu, şairin, güzelliğine vurgu yapmayıp sevgiliyi toplumsal gerçekliği içinde, gündelik ilişkilerine referansla betimleyerek Divan şiirinin ve modernleşme sürecindeki Türkçe şiirin aşk anlayışına karşı çıkmasıdır. Nâzım Hikmet'in aşk şiirlerinde âşık ve maşukun yanı sıra toplum içindeki diğer insanların yaşamlarından kesitler sunulmuş, bireysel ilişki üzerinden toplumcu bir yaklaşımla, toplumsal ve evrensel olana ulaşılmak istenmiştir.Cegerxwîn'in de, Nâzım Hikmet'in geleneksel Türkçe şiirde yaptığı dönüştürüme benzer bir biçimde, klasik Kürtçe şiirin aşk anlayışını dönüştürdüğü görülmüştür. Cegerxwîn, bir yandan aşk şiirlerinde klasik Kürtçe şiirin mecazlarına modern imgeler eklerken, diğer yandan sevgilinin cinselliğini yazınsallaştırarak maddi bir aşk anlayışını benimsemiştir. Cegerxwîn klasik şiirdeki sevgiliyi dönüştürürken, âşık tipini de değiştirmiş; âşık klasik şiirdeki pasif konumundan çıkarak Kürt ulusunu inşa eden aktif bir bireye dönüşmüştür. Bununla birlikte vatan aşkın konusu olmuş, vatan toprakları erkeğin aşkının ve arzusunun yöneldiği kadın bedeni biçiminde betimlenmiştir.Tezde Nâzım Hikmet'in ve Cegerxwîn'in tasavvufi aşkı olumsuzlayarak, geleneksel otorite biçimlerini reddettikleri sonucuna varılmıştır. Nâzım Hikmet geleneksel otoritenin yerine toplum bilincini koyarken, Cegerxwîn ulus egemenliğini öne çıkarmıştır.Anahtar sözcükler: Nâzım Hikmet, Cegerxwîn, gelenek, aşk, ideoloji

Ömer Faruk Yekdeş
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Galatât-ı Terceme Defterleri'nde çeviri normları

Bu çalışmada, Kemalpaşazade Mehmet Said Bey'in Tanzimat döneminde Fransızcadan yapılan ?terceme? faaliyetlerini değerlendirdiği Galatât-ı Terceme Defterleri'nde önerilen çeviri normlarının, dönemin hâkim çeviri normları ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu çerçevede, Tanzimat dönemi ?terceme? faaliyetlerinin niteliği ile bu döneme ilişkin çeviri sorunları tartışılmış ve Said'in bu dönemde ortaya çıkan en önemli çeviri sorununu dilsel eşdeğerlilik olarak saptadığı görülmüştür. Bundan yola çıkarak Said'in Galatât-ı Terceme Defterleri'nde, ?yanlış çözümleme? yoluyla döneme ilişkin çeviri normlarını ortaya koyduğu saptanmıştır. Bu çalışmada, İsrailli çeviribilimci Gideon Toury'nin çeviri eleştirisinde ?yanlış çözümleme?nin söz konusu döneme ilişkin hâkim çeviri normlarına ışık tutabileceği görüşünden yola çıkılmış ve Galatât-ı Terceme Defterleri Toury'nin ?norm? tanımı bağlamında değerlendirilmiştir. Bu incelemede defterlerin dönemin hâkim çeviri normlarını ortaya koyduğu, bununla birlikte hem kuramsal bağlamda hem uygulama bağlamında dönemin normlarından farklılaşan yeni çeviri normları önerdiği görülmüştür. Diğer yandan Said'in bir mütercim ve eleştirmen olarak yazdığı, Osmanlı çeviri tarihinin ilk kapsamlı çeviri eleştirisi olan Galatât-ı Terceme Defterleri ile çeviri normlarının oluşma sürecine müdahil olduğu görülmüştür. Bu çerçevede Said'in Galatât-ı Terceme Defterleri'nde dönemin hâkim çeviri normlarını değiştirmek amacıyla dil odaklı bir çeviri eleştirisi geliştirdiği ve böylece dili odağa alan çeviri süreci öncesi ve çeviri süreci normları önerdiği sonucuna ulaşılmıştır.

Edebi eleştiriEdebiyatÇeviri+2
Başak Yüce
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Nezihe Muhiddin, kadın gotiği ve gotik kahramanlar

Türk edebiyatında daha çok gerçekçi edebiyatın üretilmesi, gotik yapıtlardaki özgünlüğün göz ardı edilmesini beraberinde getirmiştir. Cumhuriyet dönemi yazarlarından Nezihe Muhiddin'in İstanbul'da Bir Landru (1934), Benliğim Benimdir! (1929) ve Sus Kalbim Sus! (1944) adlı üç romanında gotik öğelere rastlanmakla birlikte, bu yapıtlar gotik gelenekle ilişkilendirilerek hiç ele alınmamıştır. Bu durum muhtemelen, gerçekçi edebiyatın merkezî konumu kadar, yazarın tepki uyandıran siyasi kimliğinden kaynaklanmaktadır. Kemalist iktidardan haklarını açık açık isteyen ve bir Osmanlı aydını olarak, ?çocuk? kadın rolüne uymayan Muhiddin, 1927'den sonra siyasetten uzaklaştırılır. Bu tezin amacı, Muhiddin'in muhalif kimliğini dikkate alarak, yazarın bu romanlarında neden gotik gelenekten yararlandığını irdelemektir. Gotik edebiyatın tarihsel gelişimine ve bazı kuramlarına tezin ?Gotik: Türk Edebiyatında Bir İstisna? adlı bölümünde yer verildikten sonra, ?Prenses Nazlı'nın Gotik Macerası: İstanbul'da Bir Landru? başlıklı ikinci bölümde ise bu romanda Byronik kahraman, ölüsevicilik ve aradalık olmak üzere başlıca üç gotik unsurun ?çocuk? kadının macerasına nasıl yön verdikleri sorgulanmaktadır. Bu unsurların geçmiş zamanla bağlantısı, Prenses Nazlı'nın iktidara sahip olduğu bir döneme duyduğu özlemi dile getirmektedir. ?Cariyelerin İktidarla Gotik Mücadeleleri: Benliğim Benimdir! ve Sus Kalbim Sus!? adlı son bölümde, kadının evin içinde ve dışında maruz kaldığı gotik şiddetle mücadelesi irdelenmektedir. Ataerkil düzeni aldatmak için kendilerine biçilen rollerde uzmanlaşan bu gotik kadın kahramanlar, Nezihe Muhiddin'in de kadın yazarı kimliğinde uzmanlaşmasının göstergeleridir. Gotik gelenek çerçevesinde yapılan sorgulamaların ışığında, bu romanların ?Batılı?yı ya da Osmanlı'yı yeren ve Cumhuriyet ideolojisini yücelten okumalarla sınırlı değerlendirmelerine yeni bir bakış açısı getirilmiştir. Böylelikle, gotik geleneği kullanan muhalif bir kadın yazar olarak Nezihe Muhiddin'in diğer Cumhuriyet dönemi yazarlarından farkı ortaya konulmuştur.

Nilüfer Yeşil
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Hasan Ali Toptaş romanlarında "belirsizliğin bilgeliği": Bir okuma önerisi

Günümüz Türk edebiyatının öne çıkan yazarlarından biri olan Hasan Ali Toptaş, romanlarının sıra dışı kurguları ve şiirsel üslubu ile dikkat çekmektedir. İlk romanı Sonsuzluğa Nokta (1992) ile Kültür Bakanlığının düzenlediği yarışmada mansiyon, Gölgesizler (1994) ile Yunus Nadi Roman Ödülü, Bin Hüzünlü Haz (1999) ile Cevdet Kudret Roman Ödülü, son romanı Uykuların Doğusu (2005) ile de Orhan Kemal Roman Armağanı'na layık görülmüştür.Toptaş'ın romanları üzerine yapılan, gerek akademik çalışmalarda, gerekse edebiyat dergilerinde yayımlanan yazılarda, söz konusu romanların ?döngüsel? bir yapıda kurgulandığı belirtilmekte; ancak bu döngüselliğin ne tür bir ?anlam? içerebileceğine dair yorum / tespit yapılmamaktadır.Bu tezde, Toptaş'ın romanlarına yakından bakarak, söz konusu döngüselliğin nasıl kurulduğu tespit edildi. Bu tespiti yaparken disiplinlerarası bir yol izlendi: Postmodern edebiyatın ana kurgu ilkesi ?üstkurmaca? ile kuantum fiziğinin ilkelerinden yardım alındı. Eldeki verilerin de ?ebedî döngü?ye hizmet ettiği sonucuna ulaşıldı. ?Ebedi döngü?nün anlamını araştırırken pek çok olasılıkla karşılaşıldı. Bunlardan biri de, kaynağını İslamiyet'ten alan bir din akımı olan ?tasavvuf?tur. Hasan Ali Toptaş'ın romanlarının masalsı üslubu ve mistik göndermesi olabilecek imgeleri, tasavvufun verilerinden yararlanarak bir okuma önerisi sunmayı olanaklı kılmaktadır.Romanlarda döngüselliği yaratan unsurları göz önünde bulundurarak, bunların sağladığı yapı incelendiğinde, bir tür evren tasarısı ile karşılaşılmaktadır ve bunun tasavvufun evren tasarısı ile koşutluk içerdiği görülmektedir.Anahtar sözcükler: döngüsellik, belirsizlik, ebedî döngü, evren tasarısı, yetkin insan.

Elif Türker
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı şiirinde kadın şairin poetikası: Leylâ Hanım

Bu çalışmada, eril bir dille yazıldığı kabul edilegelmiş divan şiirinin, cinsiyetli dili sorgulanmış ve bu ön kabulün tutarlılığı tartışma konusu edilmiştir. Bu bağlamda, on dokuzuncu yüzyıl şairlerinden biri olan Leylâ Hanım özelinde, kadın divan şairlerinin söz konusu dili yeniden ürettiği ve kendilerine özgü bir söylem geliştiremediğine dair geleneksel eleştirilerin aksine, bir kadın söylemi yaratıp yaratamadıkları incelenmiştir. Çalışmada, divan şiirinde kadın sesi/söylemi/dili üzerine çeşitli yorumlar geliştirilerek Leylâ Hanım Divanı'nda onu dönemin erkek şairlerinden ayıran bir farklılık olup olmadığı tartışılmıştır. Söz konusu edilen ?dişil? dil, feministlerin ortaya attığı ve olumladığı, eril söylemi yıkıp kadınlara özgü bir ifade biçimi geliştirmeyi hedefleyen dilden farklı bir anlamda, edilgenlikle eş tutulmuştur. Divan şiirinde dişil-eril anlam taşıyan ikili karşıtlıklar belirlenerek bunlardaki dişilin erile olan tahakkümü saptanmıştır. Bu zıtlıklardan yola çıkarak divan şiirinin ?eril? olarak kabul edilen geleneksel söylemi sorgulanmış, söz konusu geleneğin dilinin, kabul gören görüşün aksine ?dişil dil? olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu sevgili-âşık hiyerarşik yapısından yola çıkarak tahakküme uğrayan tarafın âşık olması göz önünde bulundurularak, kendini edilgen bir konumda çizen ve sevgiliye olan duygularını aynı edilgenlikle dile getiren âşıkın dili irdelenmiştir. Osmanlı şiirine yönelik bu saptamaların ardından, çalışmanın üzerinde durduğu asıl nokta, Leylâ Hanım Divanı'ndaki dişil-eril dil karşıtlıklarından yola çıkarak onun, geleneksel mazmunlarla yazdığı beyitleri, ?dişil dil?le yazıp yazmadığıdır. Leylâ Hanım'ın şiiri, dişil bir şiirdir; çünkü divan edebiyatının erkek şairlerinin ?dişil dili?, kendisine hazır olarak sunulmaktadır. Şairin bazı şiirlerinde, kendini Leylâ ile özdeşleştirmesi, divan şiirinin erkek şairlerinin dişil söylemlerini ihlâl etmek olarak yorumlanabilir; ancak bu durum, kadın bir özneyle özdeşleşmek ve kadınlık vurgusu yapmak bağlamında, ?kadın söylemini?, yaratmak olarak yorumlanmıştır. Dişinin erkeğe tahakküm kurduğu bir karşıtlıkta Mecnun'la özdeşleşmek, dişil dili benimsemek (ki bu, şairin kendi cinsiyetinin dili) olduğu kadar Leylâ ile özdeşleşmek de ?yeni bir kadın dili? oluşturmak anlamına gelmektedir.Anahtar Kelimeler: Osmanlı Şiiri, Osmanlı Kadın Şairi, Kadın, Feminizm, Leylâ Hanım, Erillik-Dişillik, Aktiflik-Pasiflik, Poetika

F. Gülşen Çulhaoğlu
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Okurunu arayan romanlar: 19. yüzyıl Osmanlı-Türk romanlarında okur profili

Bu tezde, on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı-Türk romanlarında kitap okuyan karakterler ve bu karakterlerin işlevi sorgulanmıştır. Romanlardaki ?okur profili? Ahmed Midhat, Fatma Aliye, Hüseyin Rahmi ve Halid Ziya'nın yirmi beş adet romanı temel alarak incelenmiştir. Okuyan karakterlerin kadın ya da erkek, olumlu ya da olumsuz olması, okudukları eserlerin ?Doğu? ya da ?Batı? kökenli olması, okumaların yüzeysel ya da derinlikli yapılması ve yazar anlatıcının bu okumaların neden gerçekleştiği ya da gerçekleşmesi gerektiği üzerine yorumları irdelenmiştir. Karakterlerin kitaplarla kurdukları ilişki değerlendirilerek, yazarların edebiyat ve kültür dünyasına olan bakış açıları yorumlanmıştır.Tezde, dört yazarın da farklı motiflerle ve nedenlerle kitap okuyan karakterlere romanlarında yer verdiği saptanmıştır. Ahmed Midhat'ın, içinde kadınların da bulunduğu roman okuyucusu bir kitle yaratmak ve kendi ?ideal okur?unu göstermek için hemen her romanına bir okur yerleştirdiği görülmektedir. Bu amaç Fatma Aliye'de de devam etmiş; ancak yazar asıl ağırlık verdiği konu olan kadınların eğitimine dair görüşlerini vurgulamak için kadın okur karakterler yaratmıştır. Her iki yazarın da ?ideal? olanın gösterilmesine yaptıkları vurgunun Hüseyin Rahmi tarafından olumsuzlandığı, yazarın ?okur? imgesine eleştirel bir yaklaşım getirdiği gözlemlenmiştir. Mizahi üslubunu, yaratılmak istenilen ?ideal okur?u eleştirmek için kullandığı ve kitapların birer hayat ya da ibret dersi olarak okunmasını savunan çizgiyi kırdığı sonucuna varılmıştır. Halid Ziya'nın da ?kitap? ve ?okur? imgesinde Hüseyin Rahmi gibi eleştirel bir tutumda olduğu, kitap okuyan karakterlerinin de varolan edebiyat ve matbuat dünyasına dair eleştirilerini yansıttığı görülmüştür. Önceki yazarlardan farklı olarak Halid Ziya'nın, bu imgeleri sorunsallaştırarak kullandığı ortaya konulmuştur.anahtar sözcükler: Osmanlı-Türk romanları, romanlarda ?okur? ve ?kitap? imgesi, ?Doğu?-?Batı? kültürü

Başak Bitik
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Peyami Safa'nın romanlarında modernleşme ve mekân

Peyami Safa (1899-1961), gerek romanlarında gerek gazete yazıları ve inceleme kitaplarında modernlik ile gelenek arasındaki gerilimli ilişkiyi tartışma konusu yapmış ve yapıtlarıyla Türk muhafazakâr düşüncesinin temel argümanlarına önemli katkıları olmuş bir yazardır. Bu çalışmada, Peyami Safa'nın romancılığının tüm evrelerini yansıtan 11 roman, modernleşme ve Doğu-Batı meselesi bakımından ve romanlarda mekân boyutunun bu düşünsel eksen bağlamındaki işlevlerini odağa alan bir yaklaşımla incelenmiştir. Bu çerçevede Sözde Kızlar (1923), Şimşek (1923), Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Cânân (1925), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930), Fatih-Harbiye (1931), Bir Tereddüdün Romanı (1933), Biz İnsanlar (Tefrika: 1937 Kitap olarak: 1959), Matmazel Noraliya'nın Koltuğu (1949) ve Yalnızız (1951) romanları ele alınmıştır. Yazarın, bu yapıtlarda, maddecilik, kapitalist kazanç hırsı ve tensel zevklerin tatminini merkeze alan yeni eğlence anlayışını modernliğin sonuçları olarak gördüğü ve bunları, temel eleştiri konusu yaptığı saptanmıştır. ?Soysal uzam? ve ?gündelik hayat? kavramlarının ışığında yapılan çalışmada, romanlarda kent mekânlarının, modernlik ile geleneğin uzamlarının çatışma alanı olarak kurgulandığı, modernliğin kültürü aşındırıcı ve ahlâkı yozlaştırıcı olarak görülen etkilerine karşılık, geleneği koruyan mekânların Romantik bir idealleştirmeye konu olduğu görülmüştür. Bu karşıtlık şemasında Peyami Safa, Batı'yı bütünüyle olumsuz olarak sunmaz, özellikle modernliğin olumsuz sonuçlarını hedef aldığı ve bu ayrımı yapabilmek için bir yandan, Avrupa ülkelerinde üretilmiş modernlik karşıtı söyleme yaslanmaya özen gösterirken diğer yandan, modernliğin zararlarına karşı Hristiyanlık ile İslamiyet arasında maddeye karşı ruhu temsil eden bir işbirliği gerçekleştirir. Böylelikle Safa, ?Doğu-Batı karşıtlığı? kalıbını sorunsallaştırarak, temel karşıtlığın modernlik ile gelenek, madde ile ruh arasında olduğunu savunmuş olur.Bir yandan, Peyami Safa'nın 1930'lardan 1950'lere doğru, Türk devrimlerini savunan modernleşmeci bir çizgiden, gelenek ve din vurgusu ağır basan bir konuma doğru geçirdiği düşünsel değişim ve bu değişimin arkasında var olan muhafazakâr süreklilik de yazarın romanlarından izlenebilmektedirSafa'nın romanlarında, kent mekânlarında deneyimlendiği hâliyle modernliğin sonuçlarına ve bazı çevrelerde yüzeysel olarak alımlanmasına karşı önemli eleştiriler getirilmekle birlikte; romanların, modernliği bütünüyle dışlayıcı olmadığı ve kent mekânlarının, modern ile geleneği iletişim içine sokan yönlerine ilişkin bir farkındalık sergilediği görülmüştür. Karşıt uzamlar arası iletişimde modernliğin ürünü olan otomobil ve tramvay gibi ulaşım araçları ile anlatıyı yönlendiren bilge roman kişilerinin uzamlar arası hareketlerinin önemli rol oynadığı saptanmıştır. Safa'nın kurmaca evreninde, modernlikle gelenek temas hâlindedir, modernlik kentlilerin algısını dönüştürür ve varoluşu kuşatır. Böylelikle Safa'nın, modernlik ile gelenek arasındaki karşıtlığı olduğu kadar, belki ondan da çok, ikisi arasındaki ilişkileri vurguladığı görülür. Bu tablo, yazarın inceleme kitapları ve gazete yazılarında sergilediği muhafazakâr kimliğiyle örtüşür; Safa, eski ile yeninin ideal yönlerini bir araya getirecek bir sentez arayışına önem verir. Bu tavır ile yazar, kökten değişimler ve çatışma yerine ılımlı evrimleri tercih eden İngiliz muhafazakârlığı ile karşılaştırılabilecek özellikler sergilemiş olur. Bir yandan da, Osmanlı toplumunda, 19. yüzyıldan itibaren hızlanan modernleşme sürecine Tanzimat sonrasında getirilen eleştirilerden ve Batı'nın tekniği ile geleneği birleştirmeyi öneren sentezci anlayıştan beslenir.

Süreyya Elif Aksoy
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
10
DoctorateOpen AccessTR

19. yüzyılda Osmanlı toplumu ve basılı Türkçe edebiyat: Etkileşimler, değişimler, çeşitlilik

Bu tez, 19. yüzyıl Türkçe Osmanlı edebiyatı hakkında bugüne kadar yazılmış edebiyat tarihlerinin çoğunluğunun, inceleme nesnesinin genellikle edebiyat dışı ölçütlere göre seçilmiş çok sınırlı bir bölümünü yansıttığı varsayımına dayanmaktadır. Dolayısıyla, bunlara dayanarak yapılan çoğu araştırma ve incelemenin Osmanlı edebiyat evrenini tam olarak kavramaktan uzak olduğu öne sürülmüştür.Çalışmada, inceleme nesnesi hakkında dar görüşlülük sorununu aşabilmek amacıyla, basılı Türkçe metinlerin mümkün olduğunca eksiksiz bir haritasını çıkarmak ve edebiyatın oluştuğu ortama odaklanmak gerekli görülmüştür. Bunu başarabilmek için, 1800-1900 yılları arası Arap, Ermeni ve Yunan harfleriyle basılmış Türkçe metinlerin bibliyografik bir veritabanı hazırlanmıştır. Elde edilen malzemenin özgül niteliklerine göre yeni bir sınıflama ve sayma yöntemi geliştirilmiştir.Veritabanından yola çıkılarak edebî türlerin zamandizinsel hareketleri ve üretim yüzdeleri ortaya konmuştur. Bu yolla, alan hakkındaki dönemselleştirmeler ve kalıplaşmış yargıların sorgulanabileceği çeşitli araçlar elde edilmiştir. Bu araçların, 19. yüzyılın tarihsel, siyasal ve sosyokültürel gelişmeleriyle koşut biçimde ve elyazması edebiyat metinleriyle karşılaştırmalı olarak yorumlanmasıyla yapılan gözlemler ve varılan sonuçların başlıcaları şunlardır:Öncelikle, Osmanlı İmparatorluğu'nun modernleşme serüvenini kavrayabilmek için edebiyatın anahtar bir alan olduğu gösterilmiştir. İkinci olarak, Osmanlı'nın Müslüman ve gayrimüslim cemaatleri arasında bugün sandığımızdan daha güçlü bir etkileşim ve alışveriş olduğu gözlemlenmiştir. Üçüncü olarak, basım ve yayıncılık alanındaki ilerlemenin sözlü ve yazılı kültürden basılı kültüre çarpıcı bir geçişe ivme kazandırdığı ve bunun da toplumsal ve edebî dönüşümlere yol açtığı anlaşılmıştır. Son olarak, bu dönüşümlerin geleneksel, klasik ve yeni gelişmekte olan edebî türlere etkisi tartışılmış ve yeni araştırma alanları sunulmuştur.

Günil Özlem Ayaydın Cebe
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
10
Master'sOpen AccessTR

Gaston Bachelard'ın psikanalitik yaklaşımıyla Ahmed Hâşim'in şiirlerinde ateş

Gaston Bachelard'ın ?Ateşin Psikanalizi? ve ?Mumun Alevi? başlıklı yapıtlarında tanımladığı Preometheus, Empedokles, Novalis ve Hoffmann kompleksleriyle ateş ile arılık ve bitkiler arasında kurduğu ilişkilerin karşılıkları Ahmed Hâşim'in şiirlerinde sık karşılaşılan ateşle ilgili imaj ve metaforları açıklamada elverişlidir. Bachelard'ın tanımladığı kompleksler ve ateşe dair yapılan öteki açıklamalar, temelde psikanalitik yorumlara dayanır. Ahmed Hâşim'in şiirlerinde Prometheus kompleksinin izleri şiirlerdeki imajlarda ateşin ve / veya ateşi imleyen başka nesnelerin tanrısallaştırılması biçiminde görülür. Öte yandan Bachelard'ın ?zihin hayatının Oedipus kompleksi? ifadeleriyle tanımladığı Prometheus kompleksi, Ahmed Hâşim'in şiirlerinde aynı zamanda Baba'nın Yasası olan ?Ateşe yaklaşma!? ilkesinin çiğnenmesi biçiminde de görülür. Ahmed Hâşim'in şiirlerinde `sürtünme', `aşk' ve `mahremiyet' kavramlarına dayalı şiirsel imajlar ise, temelde ateşin cinsel bir sürtünmeden doğduğu tezine dayanan Novalis kompleksine gore açıklanabilir. Bu kavramlar, aynı zamanda `mutluluk' ve `sıcaklık' kavramlarını da çağrıştırır. Ahmed Hâşim'in şiirlerinde ateşi imleyen nesnelerden olan güneşin suya yansıyan ışıklarının betimlendiği şiirsel imgeler, Hoffmann kompleksine gore biri dişil, diğeri eril iki tözün cinsel birlikteliği biçiminde okunur. Şiirlerde ateşin ülküleştirildiği imaj ve metaforlarda ise, özellikle ışığın aşkın ve ruhu arılaştıran özelliği üzerinde durulmuştur. Hâşim'in şiirlerinde ateş ile bitkileri biraraya getiren imajlar da yine, Bachelard'ın tezlerine dayanarak okunabilir. Bachelard'a göre, ateş dikeydir ve dikey olan her şey ateşi çağrıştırır. Buna göre, şiirlerde dikey görünümlü ağaçlar ateşi imlerken, ağaçların meyveleri ise ateşin meyvesi ışık olarak tanımlanır. Benzer biçimde Hâşim'in şiirlerindeki ateşe dair bütün imajların Bachelard'ın tezleriyle açıklanması mümkündür. Bu tezin amacı, Ahmed Hâşim'in şiirlerindeki imaj ve metaforları, Bachelard'ın kavramlarıyla açıklama denemesidir.Anahtar Kavramlar: psikanaliz, ateş, imaj, metafor

AteşBachelard, GastonBenzetme+5
Nurseli Gamze Korkmaz
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Melodram ve komedi: Osmanlı'da Türkçe ve Ermenice modern dramatik edebiyatlar

Osmanlı İmparatorluğu'nda modern tiyatro Ermenilerin öncülüğünde 19. yüzyılın ikinci yarısında büyük gelişim gösterdi ve İstanbul başta olmak üzere geniş bir izlerçevreye ulaştı. Bunun bir yansıması olarak tiyatro oyunu yazarlığı entelektüellerin önemsediği ve çok sayıda ürün verdiği bir alan haline geldi. Bu tez, söz konusu alanın dönem içinde ima ettiği siyasal ve toplumsal talepleri Türkçe ve Ermenice yazılmış oyunları bir arada okuyarak anlamaya çalışıyor.Tez genel olarak iki temel hat ve iddia üzerinden kuruluyor. İlk olarak, Türkçe ve Ermenice dramatik edebiyatlardaki tüm üretimin üç temel tür altında toplanabileceği (melodram, tarihsel dram, komedi) ve bu türlerin her birinin Osmanlı 19. yüzyılındaki önemli bir meseleyi açık ettiği iddia ediliyor. Buna göre, melodramlar dönemin temel ahlaki-politik eğilimlerini, tarihsel dramlar milli kimlik arayışını, komediler ise değişen ve piyasalaşan ekonomiyi temsil etmişler; ya da tersten söylersek bu kurucu dinamikler, dönem içinde dramatik edebiyat alanında bu türler içinden kendilerini ifade etmişlerdir.Tezde ikinci olarak, Ermenice ve Türkçe metinleri bu üç türsel alan dahilinde karşılaşmalı okunarak imparatorluğun öznelerinin arasındaki ilişkiler anlaşılmaya, bu türlerin işaret ettiği çatışma ve uzlaşma hatları ortaya konmaya çalışılıyor. Buna göre, melodramlar ve tarihsel dramlar bir tarafta çatışma hattını, komediler karşı tarafta uzlaşma hattını oluşturmuşlardır ve bu türsel karşıtlık Osmanlı'da dramatik edebiyat dahilinde hem İmparatorluğun çözülmesinin hızlandığını ama aynı zamanda bir barış imkânının da orada bulunuduğunu göstermektedir.

DramatikErmeni edebiyatıOsmanlı edebiyatı+4
Mehmet Fatih Uslu
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00

Other supervisors