Theses supervised by Prof. Dr. Zeynep Arıkan

27 theses · Dokuz Eylül University

DoctorateOpen AccessTR

Türk Vergi Hukukunda vergi hataları ve sonuçları

Hata üzerinden vergi alınmaması prensibi gereği, mükellefin başvurusu ile veya vergi idaresince tespit edilen vergi hatalarının düzeltilmesi gereklidir. Vergi hatalarının düzeltilmesi sadece 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun vergi hatalarının düzeltilmesine ilişkin 116'ıncı ve devamı maddelerinin içeriği itibariyle yalnızca vergi ve vergiye bağlı olarak kesilen cezaları kapsamaktadır.Türk Vergi Hukukunda mükellef aleyhine ortaya çıkan vergi hatalarının düzeltilmesine karşı mükelleflere idari ve yargısal haklar tanınmıştır. Bu haklar ile mükellef ödeyeceği vergi cezalarının daha azını ödeme veya tümünü ödememe imkânları elde edebilecektir. Vergi hataları vergi idaresinin vergiyi doğru miktarda tahsiline engel teşkil ederken, mükellefler açısından zaman, emek ve para kaybına yol açmaktadır. Çalışmada vergi mükelleflerini temsilen muhasebe meslek mensuplarının ve vergi idaresi personelinin vergi hataları ve vergi uygulamalarına ilişkin görüşlerini tespit etmek amacıyla İzmir ilinde anket yapılmış ve bunların sonuçları analiz edilmiştir. Bu çalışma sonucunda vergi kanunlarının sadeleştirilmesinin ve vergi bilincinin geliştirilmesine yönelik tedbirlerin alınmasının mükelleflerin doğru beyanda bulunma eğilimlerini artıracağı ve dolayısıyla vergi hatalarının azaltılabileceği sonucuna varılmıştır.

Ceza indirimiDüzeltme hakkıHata+7
Mine Biniş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası vergi rekabetinin doğrudan yabancı sermaye yatırımları üzerindeki etkileri: Türkiye örneği

?Uluslararası Vergi Rekabetinin Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları Üzerindeki Etkileri: Türkiye Örneği? adını taşıyan doktora tezi, uluslararası vergi rekabetinin mevcut olumlu ve olumsuz sonuçlarının doğrudan yabancı sermaye yatırımları üzerindeki olası etkilerini tespit etmeyi amaçlayan bir çalışmadır. Küreselleşme süreciyle birlikte üretim faktörlerinde gözlenen hareketliliğin, özellikle sermaye faktörünün ülkelere girişine yönelik vergisel boyutta ne tür bir altyapıya ihtiyaç duyduğu üzerinde durulmaktadır. Bu kapsamda uluslararası vergi rekabetine yönelik belirgin bir teşvik türü olan vergi indirimleri, yatırım politikası aracı olarak kullanılabilirliğindeki kolaylık nedeniyle en az diğer belirleyici unsurlar kadar önem taşımaktadır.Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde uluslararası vergi rekabetinin kavramsal çerçevesi ve etki alanlarına yer verilmektedir. İkinci bölümde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının teorik gelişimi, uluslararası vergi rekabeti ile ilişkilendirilerek incelenmiştir. Son bölümde ise uluslararası vergi rekabetinin doğrudan yabancı sermaye yatırımları üzerindeki etkilerinin Türkiye açısından değerlendirilmesi amacıyla ekonometrik model uygulamasına yer verilmiş; bulgu ve sonuçları analiz edilmiştir.

RekabetRekabet politikalarıUluslararası rekabet+5
Neslihan Koşar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Kamu ekonomisi yönünden, Türkiye'de kırsal kalkınma sürecinde kooperatifçiliğin rolü: TARİŞ Zeytin ve Zeytinyağı Birliği örneği

Kooperatifçilik hareketi bir eylem olarak, insanlık tarihinin tüm dönemlerinde farklı isimler altında toplumsal tabanda belirerek gelişim gösteren, işbirliği ve dayanışma temeline dayalı ekonomik, kültürel ve siyasi harekettir. Tarım toplumunda kooperatifler arazi kullanma kooperatifleri şeklinde ortaya çıkmış, daha sonra sanayi toplumunda işsizliğe bir çözüm olması için kentsel alanlarda tüketim kooperatifleri olarak belirmiş, günümüz bilgi toplumunda ise tüm sektörlerden kullanılan önemli bir gelişim mekanizması şekline dönüşmüştür. Kooperatifçiliğin temelinde yer alan, dayanışma ve işbirliğinin meydana getirdiği büyük güç, ortaya çıktığı coğrafyada başta devletler olmak üzere egemen güçlerin dikkatini çekmiştir. Bazı dönemlerde kooperatifler, ulusal ekonomilerin kurulması için kullanılırken, bazı dönemlerde ise tek merkezden geniş halk yığınlarını yönetmek için kullanılmıştır.Dünyada kooperatifçilik akımı, modern anlamda ilk ortaya çıktıkları 1844 yılından itibaren, sosyo-ekonomik ve siyasi değişimlerden etkilenerek gelişim göstermişlerdir. Kooperatifçiliğin ortaya çıkardığı önemli ekonomik ve siyasi güç nedeniyle, bu kurumlara bazı dönemlerde büyük önem verilmiş bazı dönemlerde ise kuşkuyla bakılmıştır. Dünya'da evrensel kooperatifçilik ilkelerinin belirlenmesi ve bu ilkelerin modern kooperatifler için bir referans olması, bu akımın verimini arttıran esas faktörlerden biri olmuştur. Günümüzde ülkeler özellikle kırsal alanların kalkınması konusunda tarımsal kooperatiflere büyük önem vermektedirler. Gelişmiş ülkelerin neredeyse tamamında tarımsal kooperatifler kırsal alanın kalkınması ve gıda güvenliğinin sağlanması boyutunda en önemli araçlar konumundadır. Birleşmiş Milletler bu çerçevede 2012 yılını Dünya Kooperatifçilik Yılı olarak kabul etmiş ve dünyada kooperatiflerin önemli bir kalkınma aracı olarak desteklenmesini istemiştir.Türkiye'de kooperatifçilik hareketinin birçok kaynakta Mithat Paşa'nın öncülüğünde 1863 yılında ?Memleket Sandıkları? ile başladığı kabul edilmektedir. Buna karşın, Türklerde kooperatifçilik eyleminin tarihsel kökleri Selçuklu İmparatorluğuna kadar uzanmaktadır. Türkiye'de kırsal alanın kalkınması çerçevesinde kooperatifçilik eylemi, modern anlamda ilk olarak 1913 yılında, Batı Anadolu'da ortaya çıkmış, daha sonra Cumhuriyetin kurulmasını takiben, devletinde yönlendirmesi ile önemli bir gelişim göstermişlerdir. Planlı Kalkınma Dönemlerinde kooperatifler kırsal alanın kalkınmasında önemli bir araç olarak görülmüş ancak devlet vesayeti ve yetersiz kooperatifçilik eğitimi gibi nedenlerden bu süreçte kooperatiflerin verimi hep tartışılır olmuştur. Türkiye'de devlet ve kooperatifler arasında bu kadar yoğun ilişkiler olmasına rağmen akademik çalışmalarda kooperatifler genellikle mikro çerçevede ele alınmış kamu ekonomisi boyutunda kooperatiflerin etkileri yeterince irdelenememiştir. Bu tez kapsamında Türkiye'de kooperatiflerin kırsal kalkınma boyutundaki etkileri, kamu ekonomisi perspektifiyle, Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Modeli üzerinden incelenmiştir.

KalkınmaKamu ekonomisiKooperatifler+2
Hakkı Çetin
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

OECD ülkelerinde yapılan gelir vergisi reformu çerçevesinde Türkiye'de gelir vergisi sisteminin simülasyonu

Gelir vergisi, dolaysız bir vergi olarak gerçek kişilerin gelirleri üzerinden alınmaktadır. Gelir vergisinin subjektif olma özelliği sistemin mali, ekonomik, hukuki, siyasi, uluslararası, sosyal ve psikolojik etkilerinin mükellefler üzerinde daha fazla hissedilmesini sağlamaktadır. Bu nedenlerle, gelir vergisi sisteminin reformu beraberinde birçok olguyu da taşıyarak hem mikro hem de makro etkilere sahip olabilmektedir.Gelir vergisi sisteminin uluslararası arenada uygulanışında ve ortaya çıkan vergilendirme sorunlarının çözümünde etkili olan örgütlenmelerden biri Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD)?dır. OECD, uluslararası bir kuruluş olarak vergilendirme hususunda da önemli rol ve fonksiyonlar üstlenmiştir. OECD?nin gelir vergisi sisteminin uygulanışı ve reformuyla ilgili olarak üstlendiği konular; vergilendirmede uluslararası standartlar getirmesi, uluslararası vergilendirme sorunlarına çözümler üretmesi, yeni vergisel oluşumlarda hükümetlerin ve vergi idarelerinin izleyebilecekleri stratejilere ışık tutması ve en önemlisi ülkelerin gerçekleştirdikleri vergi reformlarında başarılı olabilmeleri açısından hem OECD üyesi ülkelere hem de üye olmayan ülkelere sağladığı yardımlar olarak geniş bir yelpazede ifade edilebilmektedir.Gelir vergisi sınıflandırmasına göre; OECD üyesi 34 ülkeye ait gelir vergisi reformu çerçevesinde oluşturulan veri seti ve ülkelere ilişkin simülasyon örnekleri vasıtasıyla Türkiye?de gelir vergisi sistemi üzerine simülasyon analizi uygulanmıştır. Sonuç olarak; Türk gelir vergisi sistemine ilişkin çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Gelir Vergisi Reformu, OECD, Simülasyon Analizi, Türk Gelir Vergisi Sistemi

BenzetimGelir vergisiOECD ülkeleri+4
Abdullah Burhan Bahçe
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Elektronik ticaretin vergilendirilmesi

Elektronik ticaretin vergilendirilmesi noktasında hem ulusal hem de uluslararası alanda tartışmalar vardır. Bu tartışmaların başında, e-ticarette taraf olan ülkelerin vergilendirme yetkilerinin sınırları gelmektedir. Uluslararası vergilendirme prensibi iki temel noktada, kaynak ve ikametgâh esasına dayanmaktadır. E-ticaretteki gelişim süreci ile devletlerin ekonomik sınırlarının, coğrafi sınırlarını aşması buna karşın mevcut yasal düzenlemelerinin küresel ticaret alanlarını kapsayamaması, e-ticarete taraf ülkeler arasında vergilendirme yetkisinin sınırlarının ne olacağı, bugün için en önemli sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Gelirin elde edildiği yer ve işyeri kavramları ile kaynak ve varış ilkesi bakımından e-ticaret faaliyetlerinin vergilendirilmesi konusu sorun çıkarmaktadır. Çalışmanın amacını e-ticarete taraf olan devletlerarasında vergilendirme yetkisinin hangi devlete ait olduğu, kaynak devlet ve ikametgah devlet arasında bu konuda yaşanan sorunlar; buna karşın OECD tarafından spesifik kararların alınamamasının getirdiği yorum farklarından bahsedilmeye çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: E-ticaret, İşyeri, Sunucu, Kaynak Devlet, İkametgâh Devlet

Serkan Özdemir
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türk vergi sisteminde emlak vergisi

Emlak vergisi oldukça eski bir geçmişe sahip olan, servet vergileri içinde yer alan zamanla hasılatı ve yönetimi yerel idarelere bırakılmış bir vergidir. Zaman içinde getirisi yönünden diğer vergilere nazaran azalma gösteren ve günümüzde rutin olarak toplanan emlak vergisi dolaylı dolaysız ayrımında dolaysız vergiler içinde ülkeler genelinde oldukça hatırı sayılır bir mükellef sayısına sahip olmasına rağmen gelişmiş ülkeler dışındaki birçok ülke açısından önemli yere sahip değildir. Türkiye'de emlak vergisi uygulaması Tanzimat Sonrası Osmanlı dönemine denk gelmesi nedeniyle yeni bir vergidir. Günümüz itibariyle emlak vergisi 23 milyon gibi önemli sayıda vergi mükellefine sahip olmasına rağmen emlak vergisinin vergi gelirleri içindeki payı oldukça düşük ve günün gereklerine karşı yetersizliği söz konusudur. Bazı önemli değişiklikler yapılmasına rağmen bu değişikliklerin az sayıda olması ve yürürlüğe girdiği tarihten bugüne uygulamada gerekli revizyonların ve düzenlemelerin yetersizliği önemli bir sorun teşkil etmektedir. "Türk Vergi Sisteminde Emlak Vergisi Uygulaması" adlı çalışmada servet vergileri içinde yer alan emlak vergisine tarihi gelişimi süreci ile değinilmekte, Türkiye'de; Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri baz alınarak incelenmekte ve son olarak 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu'nu diğer kanunlar ile seçili dünya ülkeleri açısından değerlendirilip, sonuç bölümünde, uygulamada ortaya çıkan sorunlardan ve çözüm önerilerinden bahsedilmektedir. Anahtar Kelimeler: Servet Vergisi, Emlak Vergisi, Dolaylı ve Dolaysız Vergiler, 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu

Emlak vergisiMali hukukTürk vergi sistemi+3
Salih Gürbüz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Vergi Hukukunda kanuni temsilcilerin sorumluluğu

Sosyal Devlet anlayışının önem kazandığı günümüzde, devletlerin toplumlara sunduğu kamu hizmetleri artmış ve çeşitlenmiştir. Bu artış ve çeşitlenmeye bağlı olarak kamu harcamaları da çeşit ve miktar olarak artmıştır. Kamu harcamalarının artmasıyla bu harcamaların en büyük finans kaynağı olan vergi gelirleri de her geçen gün daha da önem kazanmaktadır. Devletler vergi gelirlerini kendilerine aktaracak olan, vergi mükelleflerinin vergisel ödevlerinin tam, eksiksiz ve zamanında yerine getirilmesi hususunda bir takım önlemler almaktadırlar. Ayrıca vergi mükellefleri vergisel ödevlerinin tam, eksiksiz ve zamanında yerine getirilmesini istemektedirler. Ancak mükellefler vergisel ödevlerini yerine getirirken, hukuki veya maddi anlamda engellerle karşılaşabilmektedirler. Bu gibi hallerde vergi mükellefleri işlem kurmak iradesini açıklama yetkisini (kanuni veya rızai olarak) bir başka şahsa verebilirler. Böylelikle vergisel ödevler kanuni temsilcilere aktarılmaktadır. Çalışmamızda, kapsamları ve koşulları bakımından farklılıklar gösteren Vergi Usul Kanunu ile Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanunlarla düzenlenen kanuni temsilcilerin vergisel sorumluluğu irdelenmeye çalışılmıştır. 06.06.2008 tarihinde 6183 sayılı kanunda yapılan değişiklikler ve eklemelerde birlikte irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kanuni Temsilci, Vergisel Sorumluluk, Vergi Usul Kanunu,Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun

Hukuki sorumlulukSorumlulukTemsil+5
Aşkın Conker
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
10
Master'sOpen AccessTR

Ekonomik krizlerle mücadelede maliye politikasının rolü: Türkiye'de 1980 sonrası döneme yönelik bir inceleme

Ekonomik kriz, bir ekonomide aniden ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan olayların ekonomiyi olumsuz olarak etkilemesi olarak tanımlanabilir. 1980'li yıllardan itibaren yaşanan küreselleşmenin de etkisi ile ekonomik kriz dünya ekonomisi için önemli bir kavram haline gelmiştir. Önceleri ekonomik krizler, sadece krizi yaşayan ülkeler ile sınırlı iken özellikle 1990'lı yıllardan sonra çevre ülkeleri de etkisi altına alma özelliğine kavuşmuştur. Kriz dönemleri ekonomik, sosyal ve politik yıkımların yaşandığı ve sonrasında yeniden onarım ve yaşanan belirsizliğin giderilmesi için kararların verildiği dönemlerdir.Ekonomik kriz dönemlerinde ve sonrasında uygulanan ekonomi politikaları ile yara alan ekonomi iyileştirilmeye çalışılmaktadır. Bu noktada hükümetlerin uygulayacağı maliye politikası önem arz etmektedir. Uygulanacak maliye politikası ve yararlanılacak maliye politikası araçları, bu araçların birbirleri ile uyumu ekonomik krizlerle mücadelede önemli bir noktadır. Ülkemizde ve dünyada yaşanan ekonomik krizlerin nedenlerine baktığımızda; kamu açıkları, genişletici maliye politikaları sonucu oluşan kamu gelir- gider dengesizliği, yanlış vergi politikaları ve kamu kesimindeki yapısal bozukluklar ortak nokta olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu duruma cari işlemler açığı, yüksek faiz ve aşırı açık döviz pozisyonları eklendiğinde kriz kaçınılmaz olmaktadır.Ülkemizde 1980, 1994, 2000 ve 2001 krizlerinde ve sonrasında ekonomik yapıyı düzenlemek amacı ile maliye politikası araçlarına başvurulmuş ve ağırlıklı olarak daraltıcı maliye politikası uygulanarak krizlerle mücadele edilmeye çalışılmıştır. Bu proje kapsamında 1980 sonrası yaşanan krizler, krizlere neden olan etmenler ve krizler ile mücadelede uygulanan maliye politikaları ve etkinliği üzerine bir çalışma yapılmıştır.

1980 sonrasıEkonomik istikrarEkonomik kriz+2
Sezen Kocadağ
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

İnşaat sektöründe kazancın tespiti ve vergilendirilmesi

Yıllara yaygın inşaat ve onarım faaliyetleri, birden fazla takvim yılına sarkması dolayısıyla gerek muhasebe ilkeleri gerek vergi mevzuatı bakımından geçerli olan ?dönemsellik kavramı?nın bir istisnasını oluşturmaktadır. Bu özelliği dolayısıyla da farklı vergilendirme ve muhasebe ilkelerine sahip bulunmaktadır. Vergi mevzuatı açısından, yıllara yaygın işlerin vergilendirilmesi, özel olarak düzenlenmiştir. `'Yıllara yaygın'' olarak isimlendirilen ve bir takvim yılını aşacak nitelikteki başkalarının hesabına ve taahhüde bağlı yapılan inşaat ve onarma işlerinde Gelir Vergisi Kanunu'nun ve Kurumlar Vergisi Kanunu'nun ilgili maddelerinde mükelleflerine uygulanan özel bir vergileme rejimi öngörülmüştür. Yıllara yaygın inşaat türünün bu özelliği yanında aslında inşaat sektörü bir bütün olarak farklı uygulamalar arz eden bir sektör konumundadır.Özel inşaat ve taahhüt işlerine ilişkin maliyet tespiti, kazanç tespiti, vergilendirilmesi ve beyanı konuları inşaat sektörünün kendine özgü yapısı içinde özellikli konular oluşturmaktadır. Ekonominin lokomotifi olarak görülen inşaat sektörü için sermaye gücü çok önemlidir ve kazancın tespiti ile vergilendirilmesi sürecinde izlenen hukuki yollar mükellefin rekabet gücünü zayıflatmayacak uygulamalara temel oluşturmalıdır. Ancak hızlı kentleşme ile önemi daha da artan inşaat sektörünün kanunlar ile düzenleme bekleyen sorunları mevcut olup bu önemli sektör bünyesinde tespit edilen sorunlar anket çalışmasıyla da desteklenerek çalışmamıza esas oluşturmuştur.Özellikle inşaat faaliyetlerinden elde edilen kazancın vergilendirilmesi mevzuat içinde ilgili kanun maddeleri ve uygulamada karşılaşılan sorunlar ile beraber ele alınmıştır. Sorunlara getirilen çözüm önerilerinde Yargı-idare uygulama birliği beklentisine işaret edilerek hukuksal çelişkiler ortaya konmaya çalışılmıştır.

KarMaliyetVergilendirme+1
Funda Diril
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Vergi Hukukunda defter tutma yükümlülüğü

Türk Vergi Sistemi ödenmesi gereken vergilerin mükelleflerin kendileri tarafından hesaplanarak bildirilmesini istemektedir. Bu durumda beyan edilen vergi matrahlarının doğruluk derecesinin devlet tarafından kontrol edilmesi şart olmaktadır. Söz konusu kontrolün yapılabilmesi için mükellef beyanlarının dayanağını oluşturan vergisel işlemlerin bilinmesi gerekir. Bu nedenle söz konusu işlemlerin belirli bir disiplin içinde kayıt altına alınması zorunluluk olmaktadır. Bu kayıt zorunluluğu defter tutma işleminin mükellefler için bir yükümlülük haline gelmesine neden olmuştur.Vergi mükelleflerinin tutacakları defterler ve bunların tutulma şekli 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda ayrıntılı olarak belirlenmiştir. Mükelleflerin bu kurallara uyarak defter tutması mecburidir. Aksi takdirde defter tutmadan beklenen amaç ve faydaya ulaşılamaz. Defter tutmaya ilişkin emredici kurallara uymayan mükellefler adına hem ilave vergi tarh edilir hem de vergi cezası kesilir. Bu nedenle defter tutma yükümlülüğüne uyulması mükellefler açısından büyük önem arz etmektedir.Bu çalışmada defter tutma yükümlülüğünün genel esasları ve bu yükümlülüğe egemen olan ilkeler incelenmiştir. Ayrıca bu yükümlülüğe uyulmamasının sonuçları da ele alınmıştır.Anahtar Kelimeler: Türk Vergi Sistemi, Mükellef, Beyan, Yasal Defter, Kayıt, Defter Tutma Yükümlülüğü, Vergi Cezası

Defter tutmaTürk vergi hukukuVergi hukuku+1
Zübeyir Bakmaz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de katma değer vergisinde iade uygulaması ve sonuçları

Türkiye'de Katma Değer Vergisi'nde iade uygulaması 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun yürürlüğe giriş tarihi olan 01.01.1985'ten beri varlığını sürdürmektedir. Devlet, mükellef, vergi danışmanları gibi birçok kesimi ilgilendiren ?Katma Değer Vergisi İade Mekanizması? bu kesimler için önemli bir emek ve zaman maliyeti aynı zamanda sırasıyla nakit çıkışı, nakit girişi ve gelir yaratmaktadır. Bu mekanizmanın nasıl çalıştığı, hangi durumlarda, hangi şartları sağlayan, hangi mükelleflerin bu vergi iadesinden ne şekilde yararlanabilecekleri, mükelleflerin, idarenin ve vergi danışmanlarının yükümlülüklerinin ve haklarının neler olduğu önem taşımaktadır.Katma Değer Vergisi İadesine ilişkin uygulamayı tespit eden hukuki kaynaklar Katma Değer Vergisi mevzuatı ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik mevzuatına ilişkin kanun, Bakanlar Kurulu Kararları, genel tebliğler, sirkülerler, özelgeler, genelgeler olarak sayılabilir. Tüm bu iade mevzuatının teferruatlı bir analizi uygulamayı ortaya koymak için şarttır.Bu tezde yapılan iade mevzuatına ve uygulamasına yönelik analizde, önce iade uygulamasına ilişkin genel esaslar tespit edilmiş, sonra her bir iade hakkı doğuran işlem açısından iade uygulaması açıklanmış, daha sonra ise iade uygulamasında özel bir durum olan özel esaslar belirtilmiş, iade sürecinde yeni bir uygulama olan hızlandırılmış iade sistemi ve iade uygulamasına ilişkin müteselsil sorumluluk hükümleri açıklanmıştır.Türkiye'deki Katma Değer Vergisi iade sistemine ilişkin yapılan tespitler, uygulamadaki yıllar itibarıyla gerçekleşmeler, KDV iadesinin danışma maliyeti, haksız KDV iadesi, iade uyuşmazlıklarının idari ve yargısal çözüm yolları ve uygulamaya ilişkin sonuç ve öneriler de tezin son kısmında yer almaktadır.Anahtar Kelimeler: Genel esas, iade hakkı doğuran işlem, özel esas, sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge, ihracat, tevkifat, indirimli oran.

Katma değer vergisiVergi iadesiVergiler
Hakan Başer
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de sermaye şirketleri üzerindeki kurumlar vergisi yükü ve OECD ülkeleri ile karşılaştırılması

Ekonomik, sosyal, siyasal ve bilimsel alandaki gelişmeler nedeniyle kamu harcamaları sürekli artış eğilimi içindedir. Artan bu kamusal ihtiyaçların karşılanmasında vergiler, devletin başvurduğu kaynaklardan en sağlıklısını oluşturmaktadır.Bu bakımdan vergi gelirleri devletin en önemli finansman kaynaklarından birini teşkil etmektedir.Ayrıca vergi, işletmeler için bir maliyet unsurudur. İşletmeler de bu maliyeti minimuma indirebilmek için bir takım yollara başvururlar. Bunlar, vergi yasalarındaki haklardan faydalanmak şeklinde olabileceği gibi vergiyi yansıtmak şeklinde de olabilir.Çalışmamızda kurumların üzerindeki kurumlar vergisi vergi yükü incelenerek vergi yükünün işletmeler üzerindeki etkileri ortaya konulmuştur. Kurumlar Vergisinin işletmelerin kuruluş yeri seçiminden, hukuki şekillerine; yatırım kararlarından, finansmanlarına ve tasarruflarından, kar dağıtım politikalarına kadar geniş bir yelpazede seyreden etkileri bulunmaktadır.

Kurumlar vergisiSermaye şirketleriVergi yükü+1
Habil İşler
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk vergi sisteminde cezai yaptırımların etkinliği

Vergi, toplayıcı devlet ile ödeyici vatandaş arasında hep mücadele konusu olmuştur. Devlet vergi gelirlerini en üst seviyeye çıkarmaya çalışırken mükellefler ise ödeyecekleri vergileri en alt seviyede tutmaya hatta ödememeye çalışmaktadırlar. Bu mücadelede mükellefler yasal zeminde çözüm ararken, zaman zaman da kanun dışına çıkarak vergi suçu işleyebilmektedirler. Vergi ödesin ya da ödemesin ülkenin tüm vatandaşları devlet hizmetlerinden en üst düzeyde faydalanmak isteyeceklerdir.Cezai yaptırımların etkin olmadığı bir düzende, vergiye gönüllü uyum sağlayan mükellefler haksızlığa uğradıklarını düşünerek vergiye uyumdan vazgeçebileceklerdir. Sürekli artan ihtiyaçları karşılamak üzere yeni kaynak arayışında olan Türkiye açısından da mevcut sistemin etkinliği diğer ülkelerdeki gibi çok önemlidir. Bu nedenle Türk Vergi Sisteminde uygulanan cezai yaptırımların etkinliği incelemeye alınmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde, Türk Vergi Sistemi içerisinde yer alan cezai yaptırımların teorik değerlendirmesine yer verilmiştir. İkinci bölümde vergi sisteminde yer alan önlemlerin uygulamalarına yer verilerek ceza sistemi içindeki etkileri değerlendirilmiş ve örnek ülke olarak ABD vergi ceza sisteminde yer alan cezalara ilişkin bilgi ve verilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise bu etkinlik alan araştırması yapılarak belirginleştirilmiştir. Sonuç bölümünde vergi ceza sisteminin daha etkin ve adil işleyebilmesi için ek önlem ve uygulama önerilerine yer verilmiştir.

Memduh Aslan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de vergi uyuşmazlıklarının çözümünde vergi mahkemelerinin yeri ve önemi

İdari işlem olan vergilendirme işlemlerinde her zaman hukuka uyarlılık bulunmamaktadır. Bu nedenle; vergilendirme işlemini gerçekleştiren vergi idaresi ile bu işlemlerin muhatabı durumundaki mükellefler arasında uyuşmazlıklar çıkmaktadır. Mükellefler bu uyuşmazlıklara karşı idari ve yargısal çözüm yollarına başvurarak haklarını aramaktadırlar.Vergi uyuşmazlıklarının yargısal aşamada çözüm yollarında görevli yargı mercileri; vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Danıştay'dır. Vergi yargısının; yargısal denetim, uyuşmazlıkları çözme, içtihat yaratma ve hukuki güvenlik sağlama gibi işlevleri bulunmaktadır.1982 yılında büyük bir değişim geçiren Türk Vergi Yargısı, Türk yargı sistemi içinde idari yargıya bağlı olarak örgütlenmiştir. Bu yeniden yapılanma süreci sonrası, daha verimli çalışmaya başlayan vergi yargısı içinde vergi mahkemeleri ilk derece yargı mercileri olarak vergi uyuşmazlıklarının çözümünde önemli bir konuma gelmişlerdir. Vergi uyuşmazlıklarının çözümünde vergi mahkemelerinin rolü ve etkileri, uyuşmazlıkların ne oranda vergi mahkemelerinde çözümlendiği gibi hususlar vergi mahkemelerinin önemine ve verimliliğine ilişkin bilgi vermektedir.Çalışmamızda; vergi yargısı kavramı, çeşitli ülkelerde vergi yargısı sistemleri, vergi yargısının bağımsızlığı sorunu, vergi yargısının işlevleri, vergi uyuşmazlıklarının çözümünde vergi mahkemelerinin etkinliği, önemi ve yeri konuları açıklanmaya çalışılmıştır. Güncel verilerle desteklenen çalışmamızda vergi mahkemelerinin önemine ilişkin sorulara cevap aranmış, hak ettiği öneme kavuşması için gerekenler konusunda çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Vergi mahkemeleri, vergi uyuşmazlıkları, Türk vergi yargısının bağımsızlığı, vergi mahkemelerinde iş yükü.

MahkemelerUyuşmazlıkVergi hukuku+3
Yiğit Aka
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası muhasebe standartlarının vergisel açıdan incelenmesi ve ertelenmiş vergi uygulaması

Muhasebe ile vergi kuralları arasında tartışmalı bir ilişki mevcuttur. Uluslararası muhasebe standartları, vergi kuralları ne olursa olsun, mali tabloların muhasebe kurallarına göre düzenlen¬mesi gerektiğini kabul etmektedir. Bu yüzden, muhasebe kuralları ile vergi kuralları arasındaki farklılıklar, geçici ve sürekli farkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Sürekli Farklar, mali kar ile ticari kar arasında, yürürlükte bulunan vergi mevzuatının etkisiyle ortaya çıkan ve diğer dönemlerde ortadan kalkmayan farklardır. Sürekli Farklara, kanunen kabul edilmeyen giderler ve vergiye tabi olmayan gelirleri örnek olarak verebiliriz. Geçici farklar ise, gelir ve giderlerin doğma zamanı ile vergi mevzuatına göre tanınma zamanları farklı olduğu durumlarda ortaya çıkmaktadır. Ülkemizdeki muhase¬be uygulamalarında, ticari ve mali karın hesabında, vergiden istisna edilmiş gelirler ve kanunen kabul edilmeyen giderlerin neden olduğu sürekli farklar dikkate alınmakta ancak dönemsellik ilkesi gereğince ortaya çıkan geçici farkların vergi etkisi dikkate alınmamaktadır. Uluslararası muhasebe standartlarından 12 no' lu muhasebe standardı geçici farkları vergilendirilebilir ve indirilebilir geçici farklar olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Bu standarda göre, vergilendirilebilir geçici farklar, varlığın veya yükümlülüğün kayıtlı değeri ve vergi değeri arasında ortaya çıkan ve üzerinden kurumlar vergisi ödenecek olan farktır. Örneğin; menkul kıymet faiz gelir reeskontu ve finansman fonu. İndirilebilir geçici farklar ise, varlığın kayıtlı değeri ile vergi değeri arasında ortaya çıkan ve gelecek dönemlerde mali kar tespit edilirken matrahtan indirilebilecek farktır. Örneğin; kıdem tazminatı karşılığı, taşınan mali zarar, kullanılmamış yatırım indirimi, şüpheli alacaklar karşılığı gibi. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de muhasebe kuralları ile vergi kuralları arasındaki ilişkiyi incelemek, UMS-TMS 12'nin getirdiği yenilikler ve bu standardın uygulanması sırasında ortaya çıkması beklenen sorun¬lar üzerinde durmaktır.

Ertelenmiş vergilerMali hukukMuhasebe standartları+5
Güliz Fulya Şen
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Cari açığın finansman kalitesi ve vergi politikalarının rolü: Türkiye örneği

Uluslararası ticaretten bazı ülkeler alacaklı, bazı ülkeler borçlu çıkmaktadır. Bu durumun sonucunda borçlu ülkeler açısından uluslararası ticaretin finansmanı kavramı gündeme gelmektedir. Bu finansmanın teşviğinde birçok vergi politikası kullanılabilir. Cari açık ödemeler dengesinin alt hesaplarından biri olan cari işlemler hesabında görülen açığı, cari işlemler hesabı ise bir ekonominin diğer ekonomiler ile gerçekleştirmiş olduğu mal ve hizmet ticareti sonucunu ifade etmekte olup, buradaki açık bu işlemler sonucunda diğer ekonomiye karşı borçlu durumda kalındığını göstermektedir. Açığın finansmanı ise ekonomiye giriş yapan sermaye ve finans kaynakları vasıtasıyla sağlanmaktadır. Finansman kalitesi bu finansmanın vadesi ve şekline bağlı olmakta, uzun vadeli gerçekleşen finansmanın kalitesinin kısa vadeli finansmana göre daha yüksek olduğu kabul edilmektedir. Kaliteli finansmanın ödemeler dengesindeki göstergesi ise sermaye ve finans hesabında yer alan doğrudan yabancı yatırımlardır. Ödemeler dengesine ilişkin teorik çerçeve ve tanımlamaları ortaya koyarak Türkiye'de ödemeler dengesi gerçekleşmelerinin yıllar itibarıyla seyrini ekonomik büyüme verileri ile birlikte izlemek ve dönemsel değişiklikleri ayırt etmek geliştirilebilecek politika önerileri açısından faydalıdır. Tezin birinci bölümünde bu hususlar ele alınmıştır. v İçerisinde doğrudan yabancı yatırımları teşvik bağlamında değerlendirilebilecek hükümler bulunan yürürlükte olan veya geçmişte uygulanan düzenlemeler tezin ikinci bölümünde incelenmiştir. Bahse konu düzenlemeler Türkiye'de uygulanan veya geçmişte uygulanmış vergi politikalarını göstermek açısından önemlidir. Doğrudan yabancı yatırımları etkileyen çok sayıda faktör bulunmaktadır. Tezin üçüncü bölümünde Türkiye ödemeler dengesi gerçekleşmeleri de dikkate alınmak suretiyle doğrudan yabancı yatırımlar üzerinde etkili olan ve vergi politikaları ile teşvik edilebilecek olan faktörler tespit edilmiş ve bunlara yönelik vergi politikası önerileri geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ödemeler Dengesi, Doğrudan Yabancı Yatırımlar, Vergi Cennetleri, Uluslararası Ticaret Anlaşmaları, Uluslararası Ekonomik Yaptırımlar, Politik İstikrar, Sürekli Ekonomik Büyüme, Vergisel Teşvikler.

Cari açıkFinansal kaynaklarFinansman+2
Hakan Başer
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de vergi idaresinin tahsil yetkisi ve sınırları

Devletin sahip olduğu yetkinin en önemlilerinden biri de vergilendirme yetkisidir. Devletin vergilendirme yetkisine dayanarak koymuş olduğu vergilerin mükelleflerce gönüllü olarak ödenmemesi durumunda zorla tahsili kaçınılmaz olmaktadır. Türkiye'de vergi idaresi kamu alacaklarının zorla tahsili amacıyla tahsil yetkisi ile donatılmıştır. Buna göre idare, kamu hukukundan doğan alacaklarını özel hukuk hükümlerinden bağımsız, kendi teşkilatı ile haciz ve benzeri yollara başvurmak suretiyle tahsil edebilmektedir. Çalışma, Türkiye'de vergi idaresinin tahsil yetkisini kullanımında hukuksal sınırların aşılıp aşılmadığı sorusundan yola çıkarak, yetkinin kullanımına ilişkin sınırlarını, sınırların aşıldığı noktaları ve bunun sonuçlarını doküman incelemesi yöntemi ve yargısal içtihatlar yoluyla ortaya koymayı amaçlamaktadır. Yapılan incelemeler neticesinde tahsil sürecinde vergi idarelerince zaman zaman hukuka aykırılıklara yol açıldığı görülmüştür. Bu hukuka aykırılıklar mükellefler ve vergi yargısının yanı sıra vergi idaresini de olumsuz etkilediğinden, yetkinin kullanımında anayasal ve kanuni sınırlar dâhilinde hareket edilmesinin büyük önem taşıdığı düşünülmektedir.

Cebren tahsilTahsilatVergi idaresi+4
Betül Hayrullahoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk Vergi Hukukunda emsal bedel uygulaması

Emsal bedeli kavramı ilk olarak 1930'lu yıllarda Türk Vergi Sistemine dâhil olmuştur. Emsal bedeline endeksli uygulamalar 1930'lu yıllardan günümüze kadar artan bir yoğunlukta hem şekli hem de maddi vergi kanunlarında yer bulmaya devam etmiştir. Emsal bedeli iktisadi ilişkilerin vergi matrahına esas olan parasal değerlerini o şeyin emsalinin piyasa fiyatına göre takdir etmeyi amaçlayan bir vergi güvenlik önlemidir. Emsal bedeli uygulaması beyana dayalı vergilendirme sistemi devam ettiği sürece mevzuattaki yerini ve önemini korumaya devam edecektir. Çünkü mükellef beyanları emsal bedeli ölçüsü ile kıyaslanarak matrahlar buna göre hesaplanmakta ya da düzeltilmektedir. Emsal bedeli aracılığıyla iktisadi ilişkilerin iktisap ve elden çıkarma bedellerine vergisel açıdan müdahale edilmektedir. Emsal bedeli bir anlamda özel hukuktaki sözleşme serbestisine ve mülkiyet hakkına müdahale etmektedir. Dolayısıyla emsal bedeli ölçüsünün objektif ve somut kriterler çerçevesinde hassas bir şekilde uygulanması gerekmektedir. Emsal bedeli uygulamasının mülkiyet hakkını zedelememesi için anılan yasal ölçeğin piyasa fiyatını ve gerçek bedeli kavraması şarttır. Yapılan çalışma çerçevesinde emsal bedeline endeksli vergilendirme öngören düzenlemelerin önemli bir kısmının aksak ve hatalı oldukları ve bu nedenle hem mükelleflerin hem de devletin hakkını zedeleyici uygulamalara sebebiyet verdikleri anlaşılmıştır. Çalışma sonucunda Türk Vergi Hukukundaki mevcut emsal bedeli kavramının ve anlayışının güncel ihtiyaç ve amaçlar doğrultusunda yeniden tanımlanarak uygulama değişikliğine gidilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Böylece uygulama dışında kalan önemli değişken ve unsurların emsal bedeli çatısı altına alınarak daha adaletli, gerçekçi ve objektif bir vergilendirme yapılabileceği sonucuna varılmıştır.

Emsal bedelTürk vergi hukukuVergi Hukuku+3
Zübeyir Bakmaz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de inşaat sektöründeki indirimli orandan kaynaklanan KDV iade uygulaması

Harcama üzerinden alınan Katma Değer Vergisi (KDV), gelişmiş ülkelerde iyi bir vergi sisteminin parçası olmakla birlikte maliye politikası aracı olarak etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Türkiye'de ise KDV vergi gelirleri içinde önemli bir paya sahip olup etkin bir bütçe geliridir. Bu sebeple Türkiye'de uygulanan KDV oranları ve KDV'nin konusuna girmekle birlikte vergiden istisna edilen işlemler, ekonomik unsurlar tarafından ciddi anlamda önemsenmektedir. Maliye politikasının bir gereği olarak KDV oranlarında, istisna ve indirimlerde zaman zaman değişikliğe başvurulmaktadır. Türkiye'de inşaat sektörü arz ve talep dengesine bağlı olarak değişken bir yapıya sahip olduğundan ve işsizliği önemli ölçüde etkilendiğinden, devlet tarafından lokomotif sektör olarak görülmekte ve hükümet politikalarıyla devamlı olarak desteklenmektedir. İnşaat sektöründe özellikle konut tesliminde ekonomik ve sosyal amaçla KDV'nde indirimli oran uygulanmakta ve belli şartları haiz konutların tesliminde genel oran yerine daha düşük KDV oranı uygulanmak suretiyle bu konutların satışı teşvik edilmektedir. Böylece belli özelliklerdeki konutlara daha uygun fiyatlarla ulaşma imkanı sağlanmaktadır. İndirimli orana tabi teslim ve hizmetler için Türkiye'de yürürlükte olan genel %20 KDV oranı yerine daha düşük KDV oranı olan %1 ve %10 oranlar uygulamaktadır. Sürekli indirimli orana tabi işlemleri gerçekleştiren mükellefler için devreden KDV farkı, KDV'nin indirim özelliğiyle giderilemediğinden iade imkanı getirilmiştir. İnşaat sektöründeki bazı teslim ve hizmetlerde indirimli oran uygulanmakta, inşaat işlerinin yapısı ve çeşitliliği gereği sektörün çok sayıda aktörü bulunduğundan vergilemede ve indirimli orana tabi işlemlerden kaynaklı iade sürecinde sorunlar yaşanabilmektedir. Sorunlar mevzuattan veya uygulamadan kaynaklı olabilmektedir. Betimsel tarama yöntemlerinden literatür taraması yöntemiyle hazırlanan bu çalışmada KDV hakkında genel bilgi, Türkiye'deki inşaat sektörüne ilişkin bilgiler verildikten sonra mevzuattaki KDV hükümleri çerçevesinde inşaat sektörü için belirlenen indirimli orana tabi işlemlere, iade sürecine, bir takım özellikli hususlara değinilmiş ve uygulamadaki sorunlar irdelenerek çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelime: KDV, İnşaat, İnşaat Taahhüt İşleri, Konut Teslimi, İndirimli Oranı, KDV İadesi

Ferhat Batmaz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de gümrük vergileri uyuşmazlıkları ve çözüm yolları

Gümrük vergileri bir eşyanın gümrük sınırlarından girişi, çıkışı ya da transit geçişi sırasında eşyanın değeri ya da miktarı üzerinden alınan mali yükümlülüklerdir. Gümrük vergilerinin gümrük yükümlülüğün doğumu, vergilerin tahakkuku, tahsili, zamanaşımı, hak arama yolları gibi konularda Vergi Usul Kanunu kapsamındaki vergilerden farklı özelliklere sahip olmaları sebebiyle gümrük vergilerine ilişkin usul ve esaslar, Gümrük Kanunu'nda düzenlenmiştir. Yükümlüler ile gümrük idaresi arasında başta Gümrük Kanunu olmak üzere gümrük mevzuatının şekli ve maddi yükümlülüklerine uyulmaması nedeniyle çeşitli uyuşmazlıklar ortaya çıkabilmektedir. Çalışma gümrük vergilerinin yükümlüleri ile gümrük idaresi arasında ortaya çıkan uyuşmazlık konularını ve bu uyuşmazlıkların çözüm yollarını ele almaktadır. Ancak konuya geçmeden önce gümrük vergilerinin teorik temelleri ele alınarak gümrük vergilerinin özellikleri, amaçları ve etkileri incelenmiş, böylece yükümlü ile gümrük idaresi arasındaki uyuşmazlık gerekçelerinin temeli ortaya konulmuştur. Ardından gümrük vergilerinde vergilendirmeyi etkileyen gümrük kıymeti, eşyanın menşei, gümrük rejimleri gibi konular ele alınmıştır. Yine vergilendirme unsurları ve temsil konuları ayrıntılı olarak incelenmiştir. Son bölümde gümrük kabahatleri ve cezaları incelenmiş, gümrük kaçakçılığı suçları ve cezaları çalışma kapsamına dâhil edilmemiştir. Çalışmanın temel konusu olan gümrük uyuşmazlıklarının nedenleri ve çözüm yolları çalışmanın son kısmında ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Buna ek olarak yapılan anket çalışması ile eşya sahibinin temsilcisi sıfatıyla gümrük işlemleri ile uğraşan gümrük müşavirlerinin konuya bakış açılara analiz edilmiştir. Bölümün sonunda, yapılan çalışma ve anket sonuçlarına göre çeşitli sonuç ve değerlendirmelere yer verilmiştir.

Gümrük vergisiVergi cezalarıVergi kabahatleri+4
Ahmet İnneci
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk vergi hukukunda ölüm ve sonuçları

Ölüm, kişinin fiili olarak hayati fonksiyonlarını kaybetmesidir. Hayatın içinde üzücü bir durum olmasının yanı sıra birçok alana konu olan ve önemli sonuçlar doğuran bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu alanlardan biri vergi hukukudur. Vergi hukukunda ölüm halinde mükellefin ödevleri mirası reddetmeyen mirasçılara geçmektedir. Dolayısıyla kişiliğin sona ermesi mükellefe ait hak, alacak ve borçları sona erdirmemektedir. Mirasçıların üstlerine düşen ödevleri yaparken belirtilen usul ve esaslara göre hareket etmeleri gerekmektedir. Ayrıca ölüm sebebiyle murise ait malvarlığının mirasçılara intikali sebebiyle mirasçılar veraset ve intikal vergisine tabi olmaktadır. Bu vergi devlet açısından önemli bir gelir kaynağıdır. Çalışmanın ilk bölümünde ölüm kavramı irdelenmiştir. İkinci ve üçüncü bölümlerinde ise genel ve özel vergi hukuku ayrımı yapılarak ölüm, ölümün yol açtığı sonuçlar ve karşılaşılan sorunlar kanunlarda yer alan düzenlemeler aracılığıyla anlatılmaya çalışılmıştır.

Hukuki sorumlulukMirasTürk vergi hukuku+5
Dilek Çınar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel boyutuyla kripto paralar ve bunların Türkiye'de vergilendirilebilirliği üzerine bir değerlendirme

Para, doğası gereği dinamik bir yapıya sahip ve sınırları kesin olarak çizilemeyen bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Günlük hayatta milyonlarca, belki de milyarlarca insan tarafından kullanılmasına karşın esasında ne olduğu ve nasıl işlediği hususunda çok az kimse fikir sahibi durumundadır. Zira literatürdeki para tanımlarında da genel olarak paranın mahiyetinden ziyade fonksiyonlarından hareket edildiği ve bu fonksiyonları taşıyan herhangi bir unsurun para olarak kabul edilebileceği vurgulanmaktadır. Bilişim alanında yaşanan gelişmeler ve elektronik ticaret hacminin günden güne artması ödemeler sistemindeki köklü değişimleri de kaçınılmaz kılmıştır. Bu değişim süreci sonunda hayatımızdaki diğer pek çok olgu gibi para da dijitalleşmiş ve bugün piyasa değerleri milyarlarca dolara uluşan sanal para birimleri ortaya çıkmıştır. İngilizce "crypto" ve "currency" sözcüklerinin bir araya gelmesiyle türetilmiş olan kripto paralar da bu süreçte ortaya çıkmış olan sanal paraların günümüzdeki en popüler örneği konumuna gelmiştir. Kripto para birimlerinin zaman içerisinde artan popülaritesi ve bunlar aracılığıyla yapılan işlemlerin devletler açısından ciddi boyutlarda gelir potansiyeli taşıması, bu unsurların vergilendirilmesi fikrini gündeme getirmiştir. Ancak gerek küresel ve gerekse de ulusal olarak kripto para birimlerinin ne olarak kabul edileceği hususunda bir uzlaşı sağlanamamış ve bu doğrultuda gerekli düzenlemelerinin yapılamamış olması, bu unsurların vergilendirilmesi noktasında da bir takım farklılıklar ve tereddütlerin doğmasına neden olmuştur. Bu çalışmada, öncelikle para kavramı ve paranın dijitalleşme serüvenindeki teorik arka planı açıklanmakta; kripto para teknolojileri hakkında ayrıntılı bilgi ve istatistiklere yer verilmekte ve nihayet çeşitli ülke uygulamalarından hareketle Türk vergi sisteminde mevcut düzenlemeler ışığında kripto para kullanımının vergilendirilebilirliği üzerinde durulmaktadır.

Blok zinciri sistemiKripto para birimiSanal para+5
Halis Aksu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de Afet Yönetimi lisans programlarının Delphi çalışması ile değerlendirilmesi

Günümüzde halen afetlere karşı yetersiz uygulama ve müdahalede bulunulması ve afetlere hazırlık hususunda yetersiz kalınması, afet esnasında ve afet sonrasında yaşanan çok sayıda can ve mal kaybı yaşanmasında, toplumun afet bilinci eksikliği ve profesyonel afet çalışanları ve yöneticilerinin afet eğitminin yetersiz olması en etkili unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizde afet yönetiminin her aşamasında çalışabilecek yeterlikte öğrenci yetiştiren tek lisans bölümü Acil Yardım ve Afet Yönetimi bölümüdür. Ancak bölümün istihdam sorunu olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda bölümün müfredatı ve ders içeri incelendiğinde çok başlılık sorunu olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırmanın amacı "Acil Yardım ve Afet Yönetimi" (AYAY) lisans programlarının öğrenci kabul şartları, temel öğrenme çıktıları ve mezunların meslek profilinin delphi tekniği (uzman görüşü) ile uluslararası standardize edilerek belirlenmesidir. Ülkemizde afetlerde görev yapan eğitim ve akredite kurumlarına nitelikli afet yöneticileri yetiştirmede yol gösterici bir çalışma olacağı düşünülmektedir. Bölümün giderek yaygınlaştığı görülmekte ve bu süreçte çalışmanın yeni açılan veya açılacak olan programlara müfredat oluşturmada kaynak olacağı düşünülmektedir. Bu amaçla, bu çalışmada nitel araştırma teknikleri arasında yer alan Delphi tekniğine başvurulmuştur. Delphi tekniğinin ilk turunda afet eğitimi veren 19 akademisyen ve AFAD'da afet eğitmeni uzmanı olarak görev yapan 1 kişi katılmıştır. İkinci turda 3 kişi gruptan ayrılmış, üçüncü turda ise gruptan ayrılan olamamıştır. Delphi uygulamasının birinci turunda uzman grubuna gönderilecek olan açık uçlu sorular detaylı bir alanyazın taramasının ardından oluşturulmuştur. Ulusal ve uluslararası bilimsel yayınların incelenmesi sonucunda, afet eğitimi programına ilişkin genel yeterlilikler ve programın temel dersleri, programın boyutlarına (amaç, içerik, öğrenme-öğretme süreçleri, ölçme ve değerlendirme) ilişkin yeterlilikler, öğrencilerin öğrenme alanlarını geliştirmeye yönelik yeterlilikler, öğrencilerin çalışma alanlarını belirlemek üzere 5 kategori belirlenmiştir. Belirlenen her bir kategori bir açık uçlu soruya dönüştürülerek uzmanlara yöneltilmiştir. Elde edilen nitel veriler için içerik analizi uygulanmıştır. Analiz sonucunda 5 kategori altında 167 maddeden oluşan 5'li Likert tipi bir anket hazırlanmıştır. Oluşturulan anket ikinci turda uzmanlara gönderilmiştir. Uzmanlar, her bir madde için katılma düzeylerini belirtmişlerdir. Bu aşamada elde edilen veriler nicel yöntemlerle analiz edilmiştir. Üçüncü turda, ikinci turdan elde edilen analiz sonuçları da eklenerek anket uzmanlara tekrar gönderilmiş ve onlardan bir önceki turdaki yanıtlarını tekrar değerlendirmeleri istenmiştir. Üçüncü tur sonunda 5 yeterlilik alanı altında 115 yeterlilik ifadesine ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Afet eğitimi, Delphi Tekniği, Afet yönetimi, Eğitim

Acil durum yönetimiAfet bilinciAfet eğitimi+4
Zehra Aslan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de belediye hizmetlerinin finansmanına katkı açısından gönüllü itfaiyecilik

Afet yönetiminin önemli bir paydaşı olan gönüllü itfaiyecilik uygulamalarının, Türkiye'de mahiyeti belirlenerek, afet öncesi-sırası ve sonrasında ne gibi katkılar sağladığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Ülkemizin kalkınmasında ve dirençli bir toplum haline gelmemizde önemli bir rol oynayan, afetler gibi olağandışı durumlarda toplumun direncine, mukavemetine ve rehabilitasyonuna önemli katkılar sağlayan geçmişi Osmanlı Tulumbacılarına dayanan uygulamanın, ülkemiz genelinde yaygınlaşabilmesi, yöntem ve stratejilerin belirlenerek geliştirilmesi için araştırmamız önem arz etmektedir. Araştırmamız belediye itfaiye teşkilatları bünyesinde oluşturulan gönüllü itfaiyecilik uygulamalarına yönelik olarak gerçekleştirilmiştir. Belediye hizmetlerinin finansmanı çerçevesinde, gönüllü itfaiyecilik uygulamalarının ülke ekonomisine nasıl bir katkı sağladığı izah edilmeye çalışılmıştır. Ülkemizde ki gönüllü itfaiyecilik uygulamalarının değerlendirilebilmesi için, gönüllü itfaiyecilik uygulamalarında öncü olduğu bilinen Kocaeli ve İstanbul illeri başta olmak üzere, toplamda üç büyükşehir belediyesinin itfaiye teşkilatı yetkilileri ile derinlemesine mülakat yapılmıştır. Mülakata katılan üç kurumun yetkilisinden, Türkiye'de belediyeler bünyesinde teşkil edilen gönüllü itfaiyecilik uygulamalarına yönelik değerlendirme yapmaları, bu uygulamanın ülkemize, belediyelere ne gibi katkılar sağladığı ve gönüllü katılımın gerek teşvik edilmesi gerekse de bu uygulamanın yaygınlaştırılabilmesi için neler yapılması gerektiği hususunda 10 soru yöneltilmiştir. Bu araştırmayla, ülkemizde uygulanan gönüllü itfaiyecilik uygulamalarının belediye hizmetlerine doğrudan ve dolaylı katkılarının bulunduğu belirlenmiştir. Gönüllü katılımcıların afetlerin, hazırlık, müdahale, iyileştirme ve zarar azaltma gibi tüm safhalarında üstlendikleri etkili misyonlar sebebiyle toplumumuza maddi ve manevi olarak pek çok katkı sağladığı belirlenmiş, Türkiye'de ki gönüllü itfaiyecilik uygulamalarının henüz olması gereken düzeyde yaygınlaşamadığı tespit edilmiştir. Bu uygulamanın ülke çapında yaygınlaşması ve gönüllü katılımın arttırılmasına yönelik önerilere, sonuç ve öneriler bölümünde yer verilmiştir.

Belediye hizmetleriFinansmanGönüllü çalışanlar+2
Serap Mergen
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00

Other supervisors