Theses supervised by Doç. Dr. Volkan Öngel
26 theses · İstanbul Beykent University
Türkiye'de sağlık yöneticiliği eğitimi ve yüksek lisans öğrencilerinin öz değerlendirmeleri
Araştırmanın amacı; Hastane ve Sağlık Kurumları Yüksek Lisans öğrencilerinin Türkiye Yükseköğretim Yeterlilikler Çerçevesi (TYYÇ) doğrultusunda belirlenen çıktılara göre, kendi görüşleri alınarak, aldıkları eğitimden kazanımlarının belirlenmesi ve programın değerlendirilmesidir. Çalışmanın amacı doğrultusunda hazırlanan Öz Değerlendirme Formu 2017-2018 eğitim öğretim yılında Beykent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hastane ve Sağlık Kurumları Yönetimi bölümünde aktif olarak devam eden yüksek lisans öğrencilerine uygulanmıştır. Yapılan uygulama sonucunda öğrencilerin vermiş olduğu cevaplar nitel veri değerlendirme desenlerinden fenomenolojik çalışma deseni ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda yüksek lisans eğitimi alan öğrencilerde yabancı dil bilme becerisinin düşük olduğu görülmüştür. Eğitim programı dahilinde öğrencilerin yabancı dil öğrenme motivasyonlarını arttıracak çalışmaların yapılması önerilmektedir. Katılımcıların büyük çoğunluğunun yüksek lisans yapmaktaki amaçlarının yöneticilik alanında kariyer yapmak olduğu tespit edilmiştir. Farklı alanlarda lisans eğitimi almış öğrencilerin sağlık hizmetleri terimlerine hakim olabilmeleri ve sağlık mevzuatı hakkında bilgi sahibi olabilmeleri için ilgili dersleri kapsayacak bir Hastane ve Sağlık Kurumları Yüksek Lisans Programı politikasının gerekliliği öngörülmektedir.
Yalın yönetim araçlarını uygulayan sağlık kurumlarında örgütsel değişim ve iş performansı ilişkisi: Örgüt kültürünün aracılık rolü
Bu çalışma sağlık kurumlarında yalın yönetim uygulamalarıyla gerçekleşen örgütsel değişimin işletme performansı üzerine etkisi ve örgüt kültürünün aracılık rolünü belirlemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada ayrıca, örgütsel değişim, örgüt kültürü ve iş performansı değişkenlerinin aralarındaki ilişkiler belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırma modelinden hareketle üç ana hipotez belirlenmiştir.Araştırma modelinde sunulan hipotezler,yalın yönetim araçlarını uygulayan ve Bolu ilinde faaliyet gösteren bir kamu hastanesi ile Bursa ilinde faaliyet gösteren bir özel hastanede çalışan 300 personelden anket yöntemi ile alınan veriler kullanılarak yapısal eşitlik modeli yardımıyla test edilmiştir. Kavramsal modelle ilgili gerçekleştirilen analizler sonucundayalın yönetim araçlarını uygulayan sağlık kurumlarında örgütsel değişimin iş performansı üzerine etkisinde örgüt kültürünün kısmı aracılık rolüne sahip olduğunu ortaya çıkmıştır.Ayrıcaörgütsel değişimin örgüt kültürünüpozitif yönde kısmen etkilediği ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte örgüt kültürünün de iş performansı üzerine pozitif yönde kısmen etkisi olduğu görülmektedir. Ortaya çıkan bulgular ışığında araştırmanın sonuçları tartışılmış, hem yöneticiler hem de akademisyenler için öneriler sunulmuştur.
Sağlık sektöründe performans yönetimi ve aile hekimlerinin performanslarının değerlendirilmesi
Sanayileşmenin artması ile birlikte yeni iş imkanları ve yeni teknolojiler gelişmeye başlamıştır. Bu doğrultuda artan rekabet ortamında en önemli nokta performans ve kalite olmuştur. Verimliliği artırmanın yolu, performansın yüksek tutulması ve kalitenin korunması ile mümkün olmaktadır. Bu durum sağlık alanında da kendini göstermiş, kaliteli yaşam arzusu insanların taleplerini artırırken sağlık çalışanına da bazı zorlukları beraberinde getirmiştir. Araştırmamız; sağlık çalışanlarının toplum ile en fazla iç içe olan aile hekimlerinin yaşadığı performans sorunları ile Türkiye'deki aile hekimliği sistemini kapsamaktadır. Araştırmamızın amacı; performans ve performans yönetimi kavramlarını sağlık sektörüne uyarlayarak bu konuda aile hekimlerinin yaşadığı zorlukları belirlemek ve Türkiye ile Dünya'da ki aile hekimliği sisteminin karşılaştırmalı analizini gerçekleştirmektir.
Hemşirelerin örgüt kültürüne uyumu ve örgüt kültürünün örgütsel bağlılıklarına etkisi
Kurum kültürü her kurum gibi hemşirelik kurumu için de önemlidir. Her hemşirenin bağlı olduğu kurumun özel bir kurum kültürü bulunmaktadır. Örgütsel bağlılık, çalışanların örgütte kalıcı olabilme isteği ile örgütün amaçlarına varması için daha fazla çaba göstermesi gerekir.Örgütsel bağlılık arttıkça çalışanların iş verimliliği de artar. Toplum sağlığı için hastaneler; sağlığın korunmasıyla beraber, geliştirilmesi tedavi ve sonrası için çok önemli kurumlardır. Gelişen çağda modern sistem ile gelişen kalite kriterlerinde hizmetin kalitesini arttırmak için son yıllarda bu kurumlarda örgüt kültürü ve kurum kültürü kavramları değer kazanmıştır. Çalışanların kurum kültürüne uyumu ve başarılarına etkilerinin belirlenmesine yönelik yapılan bu çalışma İstanbul İli Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin verilerinden elde edilen sonuçlara göre kurum kültürünün çalışanların kuruma uyumu ve başarıya etkisi üzerine bilimsel bir veri oluşturulması amaçlanmıştır. Hemşirelere 30 sorudan oluşan bir anket uygulanmış, toplam 200 anket değerlendirmeye alınmıştır. SPSS 16 programında güvenilirlikleri ve geçerlilikleri kontrol edilip faktör analizi, korelasyon analizi, regresyon analizi yöntemleri ile detaylı olarak incelenmiştir.
İçsel pazarlama uygulamalarının çalışanların iş tatmini üzerine etkisi ve örgütsel adaletin aracılık rolü
Bu çalışma içsel pazarlama uygulamalarının iş tatmini üzerine etkisi ve örgütsel adaletin aracılık rolünü belirlemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada ayrıca, içsel pazarlama uygulamaları, iş tatmini ve örgütsel adalet değişkenlerinin aralarındaki ilişkiler belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırma modelinden hareketle dört ana hipotez belirlenmiştir. Araştırma modelinde sunulan hipotezler, İstanbul ilinde faaliyet gösteren bir özel güvenlik şirketinde çalışan 543 personelden anket yöntemi ile alınan veriler kullanılarak SPSS ve AMOS programları yardımıyla test edilmiştir. Kavramsal modelle ilgili gerçekleştirilen analizler sonucunda içsel pazarlama uygulamaları ve alt boyutlarının iş tatmini ve örgütsel adaleti pozitif yönde etkilediği ortaya çıkmıştır. Ayrıca örgütsel adaletinde de iş tatmini üzerine pozitif yönde etkisi olduğu görülmektedir. Bununla birlikte içsel pazarlama uygulamalarının ve alt boyutlarının iş tatmini üzerine etkisinde örgütsel adaletin aracılık rolüne sahip olduğu ortaya çıkmıştır.
Pilotların çalışma koşullarının yaşam kalitesi üzerindeki etkileri
Bu çalışmada pilotların çalışma koşullarının yaşam kalitesi üzerindeki etkileri incelenmektedir. Çalışma koşulları, bireylerin iş ve yaşam arasında dengeyi sağlamada yardımcı bir işlevselliktir. Bu koşulların çalışanlarda tükenmişlik hissi oluşturmayacak şekilde ayarlanması, örgütlere çeşitli sorumluluklar yüklemektedir. Bu şekilde araştırma kapsamında, ifade edilenlere yönelik literatür taraması yapılmasının yanı sıra, uygulama ile beraber de çalışma niteliğinin geliştirilmesi sağlanmıştır. Araştırmada çalışma koşullarının belirlenmesi amacıyla 18 ayrı havayolu şirketlerinin pilotları ile görüşülmüştür. Çalışma sonucunda temel bileşen analizlerine dayalı olarak kurumun çalışanlara sağladıklarının yeterlilikleri, katılımcıların hayatlarından memnuniyetleri, stres durumları, mesleki yetkinlikleri ve iş emniyeti hakkındaki düşüncelerinde farklılıklar belirlenmiştir. Aynı zamanda katılımcıların meslekte harcadıkları ve harcayacakları süre ile doğrudan kuvvetli bir ilişkisi olduğu görülmektedir. Katılımcıların ifadelerinden de anlaşıldığı üzere pilotluk mesleğinde deneyim sahibi olan kişilerin mesleki açıdan tükenmişliklerinin kişisel hayatlarından memnuniyetlerine de yansıdığı görülmüştür. Katılımcıların medeni hallerinin ve cinsiyetlerinin ise belirgin bir etkisinin görülmediği tespit edilmiştir.
Nafta bazlı petrokimya tesislerindeki finansal risk faktörleri ve risk optimizasyonu
Petrol ve petrokimya endüstrisi, dünya enerji ve sanayi pazarında büyük bir paya sahiptir. Petrokimya endüstrisinde üretilen ürünler, ulaşım, yakıt, otomotiv, tekstil ve kimyasal proseslerde hammadde olarak insan hayatında olmazsa olmazlardandır. Petrol fiyatları aşırı dalgalanma gösterdiği için, petrokimyasal ürünlerin fiyatları da aşırı dalgalanmaktadır. Bu da, doğal olarak, petrokimya sektöründeki üreticileri yüksek fiyat riskine maruz bırakmaktadır. Bu çalışmada, nafta bazlı petrokimya tesislerinde en çok risk oluşturan faktörlerden biri olan fiyat riskine karşı korunmak için uygun hedge stratejisinin geliştirilip geliştirilemeyeceği analiz edilmiştir. Bu amaçla, petrol fiyatları ile petrokimya sektörünün hammadde ve nihai ürünlerinin fiyatları arasındaki ampirik ilişki analiz edilmiştir. Analiz, Ocak 2000 – Mayıs 2018 dönemini kapsamaktadır. Veriler, Reuters, ICIS ve Bloomberg veri tabanından alınmıştır. Yapılan analizler, petrol fiyatları ile petrokimyasal ürünlerin fiyatları arasında hem kısa dönemli, hem de uzun dönemli kuvvetli ilişki olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar, petrole dayalı türev araçları kullanılarak nafta bazlı petrokimya üreticilerinin hammadde ve nihai ürün fiyatlarındaki risklere karşı korunabilmek için uygun bir hedge stratejisi geliştirebileceği anlamına gelmektedir. Çalışmada, fiyat riskine karşı örnek bir hedge stratejisi de sunulmuştur.
Stratejik üstünlük açısından bilgi yönetimi uygulamaları ve örgütsel zekânın yenilik performansı üzerine etkileri: Bilişim sektöründe bir araştırma
Küresel rekabetin şiddetini artırdığı günümüzde firmaların rekabet avantajı sağlamak için tercih ettikleri yöntemler de farklılaşmaktadır. Yüksek teknolojinin getirdiği yeniliksel uygulamalar ile bir firmanın o güne kadar elde ettiği tecrübelerini içeren örgütsel zekâsı, yeni nesil rekabet stratejileri oluşturmak için en önemli unsurlar haline gelmiştir. Çalışmanın amacı, kaynak temelli teori çerçevesinde bilgi yönetimi uygulamaları ve örgütsel zekânın firmanın yenilik performansı üzerine etkisinin bulunup bulunmadığını, inceleme konusu olan teknoloji ve bilişim firmalarında ampirik alan çalışması uygulayarak araştırmaktır. Çalışmada uluslararası dergilerde yayımlanan makale ve tezlerde yer alan ölçeklerin ve değişkenlerin bütüncül bir yaklaşımla bir araya getirilmesiyle anket oluşturulmuştur. 495 anket ile oluşturulan veri tabanına yapısal eşitlik modeli uygulanarak çeşitli bulgulara ulaşılmıştır. Ortaya çıkan sonuçlara göre; çalışmanın en önemli bağımsız değişkenlerinden biri olan bilgi yönetimi uygulamaları ne kadar aktif kullanılırsa, firmanın büyüme performansı ve yenilik performansı üzerindeki ilişkide o kadar güçlü olmaktadır. Diğer bağımsız değişkeni olan örgütsel zekâ ise firmanın mali ve büyüme performansına farklı seviyelerde katkılar sağlamaktadır. Ortaya çıkan bulgular doğrultusunda araştırmanın sonuçları tartışılmış, akademisyenlere ve yöneticilere önerilerde bulunulmuştur.
Hemşirelik yönetiminde etik sorunlar
Çalışmada son zamanlarda dünyada ve ülkemizde hem genel olarak hem de hemşirelik alanında çok fazla gündeme gelen etik, etik yaklaşımlar ve yönetsel etik kavramı tanımlanmakta, yönetsel etik kavramı ve uygulamaları hemşirelik hizmetleri yönetimi açısından incelenmekte ve hastanedeki yönetici hemşirelerin yönetsel etik davranışları yönetsel etik ilkelere göre değerlendirilmektedir. Hemşire yöneticilerin, iş ile ilgili etik problemleri çözmek, etik karar vermeyi üstlenmek ve hemşirelere etik problemleri çözmede destek vermek gibi sorumlulukları vardır. Bu araştırmada hemşirelik hizmetleri yönetiminde karşılaşılan etik sorunların incelenmesi, sorunların belirlenmesi ve bu sorunlara yönelik çözüm önerileri geliştirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini İzmit ilindeki tüm kamu ve özel hastaneler oluşturmakta olup, araştırmanın örneklemini ise yönetici hemşire sayılarının daha fazla olması nedeniyle 100 yatak ve üzerindeki hastaneler 7 hastane oluşturmuştur. Örneklemi oluşturan hastanelerde görev alan tüm yönetsel pozisyonlardaki yönetici hemşireler, araştırma kapsamına alınmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular, yönetici hemşirelerin yaşadıkları en önemli etik sorunlar, hemşirelerin devir hızının fazla olması, yeterli sayıda hemşire bulunmaması, hemşirelerin yükselme olanaklarının olmaması, düşük ücretlemenin yapılması, çok yoğun ve fazla saat çalıştırılmaları, iş sağlığı ve güvenliklerinin izlenmemesi ve yasal haklarının bilinmemesi şeklinde belirlenmiştir. Bu sorunlara karşı alınan önlemlerin ise, hemşire sayısına servis sorumlu hemşirelerin karar vermesi, terfi sisteminin iyileştirilmesi, hemşirelere ek ödeme olanağının sağlanması, hemşirelere yasal haklarının öğretilmesi olduğu saptanmıştır.
Müşteri sadakatini güçlendirmede satış sonrası hizmetlerin rolü
Bu çalışmada, elektronik güvenlik sistemi kullanan kullanıcıların, hizmet aldığı firmaya olan bağlılıklarının , satış sonrası hizmetlerden beklentileri karşılandığında anlamlı bir ilişki olup olmadığının ortaya koyulması adına çalışmalar yürütülmüştür. Araştırmanın evreni Kale Güvenlik Sistemlerinden alışveriş yapmış müşteriler olarak belirlenmiş ve anket üzerinden veriler toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde öncelikle frekans analizi yapılarak katılımcıların demografik özelliklere göre dağılımları incelenmiştir. Sonrasında ise, anket tekniği kullanılarak toplanan veriler SPSS paket programı ile değerlendirilmiştir. Çalışmamızda toplamda 5 adet hipotez belirlenmiştir ve bu hipotezlerin doğrulamasının yapılması adına çalışmalar yürütülmüştür. Bu çalışma sonunda, elektronik güvenlik sistemleri satın alan müşterilerin, satış sonrası aldıkları hizmetlerin kalitesinin müşteri sadakati üzerindeki etkisinin olduğu görülmüştür ve belirlenen 5 hipotez de doğrulanmıştır.
Medikal turizm hizmeti veren sağlık kuruluşlarının rekabet stratejilerinin kurum performansına etkisi (İstanbul örneği)
Bu çalışma medikal turizm alanında hizmet veren sağlık kuruluşlarının uyguladıkları rekabet stratejilerinin, sağlık kuruluşlarının performansına etkisinin tespit edilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma Porter tarafından geliştirilen jenerik stratejileri kapsamında ele alınmıştır. Araştırma kapsamında İstanbul'daki 102 sağlık kuruluşu araştırmanın örneklemi olarak belirlenmiştir. Araştırmanın örnekleminin seçiminde ise tesadüfi örneklem türlerinden kolayda örneklem tekniği kullanılmıştır. Veri toplama sürecinde öncelikle anket tekniği kullanılmıştır. Sağlık kuruluşlarının yöneticilerine sunulan anketlerden elde edilen veriler SPSS 22 paket programı ile analiz edilmiştir. araştırmada sırası ile faktör analizi, güvenilirlik analizi, frekanslar, fark testleri, korelasyon analizi ve regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma soncunda farklılaşma stratejisinin performans üzerinde çok düşük düzeyde ve pozitif yönde bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Odaklanma stratejisi ve maliye liderliği stratejisinin ise performans üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Analiz sonuçlarının anlamlandırılabilmesi için mülakat tekniği aracılığı ile yeniden veri toplanmıştır. İçerik analizi ile temalar ve kodlar oluşturulmuştur. Daha sonra kodlar üzerinden görüşmeler yorumlanmıştır. Sonuç olarak araştırmanın nicel kısmında elde edilen sonuçlar, araştırmanın nicel kısmında da doğrulanmıştır. Çalışma nitel ve nicel tekniklerin bir arada kullanılması, nicel araştırma sonucunda elde edilen sonuçların, nitel araştırma ile doğrulanması açısından benzer çalışmalardan ayrılmaktadır.
Küçük ve orta ölçekli kuruluşlarda örgütsel yapısallaşma ve kurumsal boyutların oluşumu ile hayat döngüsü ilişkisi
Kurumsal teori (KT) örgüt teorileri arasında önemli bir yere sahip olmasına karşın, akademik literatür dışında, iş ve yönetim dünyasında etkisi izafi olarak azdır. Bu da bir yere kadar örgütlerin hayatta kalabilmelerinde yönetimin azaltılmış rolü ile açıklanabilir. Bununla beraber kurumsal teoride yöneticilerin önemli bir rolünün olmadığı varsayımı doğru değildir. Sadece KT'nin yönetimsel uygulamaları henüz tam açıklığa kavuşturulamamıştır. Bu nitel araştırma da KT ve örgüt teorisi arasındaki ilişki ele alınarak, KT'nin işletme yönetimi üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Küçük ve orta ölçekli firmalar dünyada toplam işletmelerin %96'sını oluşturmalarına karşın, formal örgüt yapısının gelişimi ve ömrü ile ilgili akademik çalışma sayısı fazla değildir. Bu çalışmanın amacı KOBİ'lerde büyüme süreclerinin bir yaşam döngüsü modelinde ifadesi ve yaşam döngüleri, örgüt yapısının oluşumu ve kurumsallaşma süreçlerinin formasyonu arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışma, kurumsallaşma kavramı kullanımındaki karışıklıkların giderilmesine yönelik açıklık getirmeyi de amaçlamıştır. Araştırma Türkiye'de faaliyet gösteren 20 KOBİ'ye uygulanmış, her şirketin ortakları ve/veya üst yöneticileriyle birebir derinlemesine mülakat ve gözlem yöntemi kullanılmıştır. Çalışma neticesinde küçük ve orta boy kuruluşların yaşam döngüsü, örgüt yapıları ve kurumsallaşma süreçleri arasındaki ilişki ifade edilmiştir. Çalışmanın orijinalliği de, örgüt yapılanması ve kurumsallaşma ölçümü için geliştirilmiş metod önerilerinin bulunmasıdır. Son olarak, Türkiye'de iş ve akademik çevrelerdeki kurumsallaşma kavramı yerleşik olarak gerçek anlamından farklı çeşitli başka anlamlarda kullanılmakta olduğu tespit edilmiş ve konuya açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: KOBİ, Küçük İşletme, Örgüt Yapısı, Kurumsallaşma, Hayat döngüsü, Yapısallaşma, Kurumsal Boyut
Türk sigortacılık sektöründe etkinlik rekabet ve karlılığın belirleyenlerinin ampirik analizi
Çalışma Türk sigortacılık sektörünün ve sektörde faaliyet gösteren şirketlerin performanslarını "yapı-davranış-performans" yaklaşımı çerçevesinde ampirik olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaca yönelik olarak, önce Türk sigortacılık sektörünün piyasa yapısı tahmin edilmiş, daha sonra sektördeki karlılığın belirleyenleri analiz edilmiş ve son olarak da sektörde faaliyett gösteren şirketlerin etkinlik değerleri ve etkinliği belirleyen faktörler ampirik olarak belirlenmiştir. Ampirik analizlerde, 2008 küresel finans krizi sonrası Türk sigortacılık sektörü verileri, 2009Q4-2019Q3 dönemi için ve Türkiye ekonomisi ve sigortacılık sektöründe yaşanan gelişmeler dikkate alınarak, politika değişimi öncesi 2009Q4-2013Q4 ve politika değişimi sonrası 2014Q1-2019Q3 dönemleri için ayrı ayrı ele incelenmiştir. İlk ampirik bölümde, Türkiye sigortacılık sektörünün piyasa yapısı Panzar-Rosse modeli yardımıyla tahmin edilmeye çalışılmıştır. Bağımlı değişkenin net toplam primler ve toplam gelirler olduğu iki farklı Panzar-Rosse modeli panel veri yöntemiyle tahmin edilmiştir. Analiz sonuçlarında ulaşılan bulgular, Türk sigortacılık sektöründe cari piyasa yapısının monopolcü rekabet piyasa yapısı olduğunu göstermektedir. İkinci ampirik bölümde, Türkiye sigortacılık sektöründe karlılığın firmaya özel, endüstriye özel ve makroekonomik belirleyenleri üzerine etkileri ve piyasa yapısı panel veri yöntemi kullanılarak tahmin edilmeye çalışılmıştır. Bu kısımda; Türk sigortacılık sektörünün piyasa yapısının rekabetçi olmaktan uzak olduğu ve fakat gözlemlenen bu eksik rekabetçi yapının sektörde etkin firmaların varlığıyla bir bağlantısının olmadığı görülmüştür. Son kısımda ise Türk sigortacılık sektöründe hayat-dışı sigortacılık alanında faaliyet gösteren 30 sigortacılık şirketinin etkinlik düzeyleri veri zarflama yöntemiyle hesaplanmış ve daha sonra da bu etkinlik düzeylerinin belirleyenleri tesadüfi etki Panel Tobit modeli yardımıyla tahmin edilmiştir. Etkinliğin belirleyenlerine ilişkin panel Tobit modelinden elde edilen bulgulara göre, borsada listelenen sigortacılık şirketlerinin listelenmeyen şirketlere göre daha az etkin oldukları, likidite ve finansal riskle etkinlik arasında negatif yönde, karlılıkla etkinlik arasında pozitif yönlü bir ilişkinin olduğu, sigortacılık şirketlerinin ölçeklerinin yetersiz olduğu, ölçeklerini arttırarak bu şirketlerin etkinliklerini artırabilecekleri, sektörde yüksek hasar-prim oranına sahip şirketlerin daha az etkin oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sigortacılık, Sigortacılıkta Etkinlik, Sigortacılıkta Rekabet, Sigortacılıkta Karlılık
Nakitsiz toplum sürecinde ticari müşterilerin, kart kullanım tercihlerinin belirlenmesi üzerine bir araştırma
Bilişim ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde, mobil, dijital, ve kartlı sistemler kullanılarak yapılan ödemelerin toplam ödemelerden aldığı pay artmakta, nakit kullanımı azalmaktadır. "Nakitsiz Toplum" adı verilen bu süreç, bankalar, ödeme sistemi kuruluşları, teknoloji şirketleri ve hükümetler tarafından desteklenmektedir. Çalışmada nakitsiz toplum sürecinde ticari müşterilerin kart kullanım tercihlerine etki eden faktörler araştırılmaktadır. Türkiye'de ilk olma özelliği taşıyan bu araştırma ile nakitsiz topluma etki eden unsurlardan, ticari müşteriler tarafından sahip olunan bankacılık kartlarının kullanımında ticari müşteriler tarafından hangi faktörlerden etkilenildiğinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Keşfedici Faktör Analizi yöntemi uygulanarak faktörler belirlenmiş, bu faktörler arasında yer alan nakitsiz toplum sürecinin diğer faktörlerle ilişkisi ise doğrusal regresyon modeli uygulanarak test edilmiştir. Ayrıca ticari müşterilerin seçili demografik özellikleri ile kart sahipliği arasındaki ilişkinin belirlenmesi için Ki-Kare analizleri yapılmıştır. Ticari müşterilerin kart kullanımlarını etkileyen 8 adet faktör tespit edilmiştir. "Nakitsiz Toplum Süreci Föktörünün" diğer faktörlerden etkilendiği görülmüştür. Ticari firmaların faaliyet süresi, ortaklık yapısı, ciro, çalışan sayısı ve sektörleri gibi demografik özellikleri ile kart sahipleri arasında ilişki bulunmaktadır. Nakitsiz toplumun gelişmesi için çalışan kurumlar ile bankacılık kartlarından elde ettikleri gelirin artmasını hedefleyen kuruluşlar belirtilen faktörleri, ürün geliştirme, pazarlama strateji ve politikalarında kullanabileceklerdir.
İş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının sağlık çalışanları tarafından değerlendirilmesi: Bir özel hastane örneği
Çalışmanın amacı, sağlık çalışanlarında olabilecek meslek hastalıkları ve şikayetlerin dağılımı ile kurumdaki iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının mevcudiyetine yönelik çalışan algılarının tespit edilmesidir. Çalışmanın uygulama alanı İstanbul ili içerisinde JCI akreditasyonuna sahip özel bir hastaneyi kapsamaktadır. Çalışma çerçevesinde farklı departman ve pozisyonlarda görev alan sağlık çalışanlarına demografik ve bireysel özelliklere ait 8, mesleki hastalık ve şikayetlere ait 12, iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarına ait 24 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Anketin güvenilirlik katsayısı (Cronbach's Alpha) .816 bulunmuştur. Çalışma sonucunda sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının mevcudiyetine yönelik algılarının pozitif yönde olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte sağlık çalışanlarının mesleklerinden kaynaklı olduğunu düşündüğü hastalık ve şikayetler içerisinde kol ve bacak ağrıları (%65,6), aşırı yorgunluk (%64,1), uykusuzluk (%59,7) ve varis mevcudiyetinin (%54,2) ilk sıralarda yer aldığı belirlenmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda hastanenin iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarında iyileştirmelerin öncelikli olarak hangi sorunlara yönelik olabileceği sunulmuştur.
Suriyeli mülteci çocuklarda görülen enfeksiyon hastalıkları ve hastane yönetiminin aldığı önlemler; Şanlıurfa ili örneği
Şanlıurfa ilindeki Suriyeli mülteci çocukların, 2012-2015 yılları arasında yaşadıkları sağlık problemleri incelenmiştir. Bu bağlamda Şanlıurfa ili kamu hastaneleri ve ilçe hastanelerinden veriler toplanmıştır. Suriyeli mültecilerle ilgili toplamda 384.814 vakaya ulaşılmıştır. Bu vakalardan 104.615'i 0-18 yaş grubuna aittir. Ayrıca Suriyeli mülteci çocuklarda sık görülen ilk 20 hastalık tanısı enfeksiyon hastalıkları açısından değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler; mod, yüzdelik hesaplama, oran, sınıflandırma, veri analizi yöntemleriyle ele alınmıştır. 2012-2015 yılları arası Şanlıurfa ilinde hastanelere başvuran 104.615 çocuktan 45.887'sinde enfeksiyon hastalıkları gözlenmiştir. En sık görülen 20 hastalıktan 11'ininenfeksiyon kaynaklı hastalıklar olduğu tespit edilmiştir. Toplam vaka içerisinde enfeksiyon hastalıklarının oranı %43.86 olarak gerçekleşmiştir. Ulaşılan bilgiler sonucunda Suriyeli mülteci çocuklarda, yaşlar büyüdükçe enfeksiyon hastalıkları görülme oranı azalırken yaşlar küçüldükçe enfeksiyon kaynaklı hastalıkların görülme oranı artmaktadır. Ayrıca Suriyeli mültecilerin geldiği ilk yıllarda, enfeksiyon kaynaklı hastalıkların görülme oranı düşükken ilerleyen yıllarda bu oran artmıştır. Enfeksiyon kaynaklı hastalıkların görülme oranının artmasında demografik değişkenler, eğitim düzeyi, sağlık hizmetleri, sosyoekonomik faktörler, barınma ve toplu yaşam koşulları etkili olduğu söylenebilir. Anahtar Kelime : Enfeksiyon hastalıkları, 0-18 yaş grubu, çocuk
Çalışanların örgütsel stres kaynakları ve stresle başa çıkma yöntemleri
Çalışmanın amacı, Çalışanların Örgütsel Stres Kaynaklar ile Stresle Başa Çıkma Yöntemleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma, tarama modeli nicel bir çalışmadır. Çalışma kapsamında, örgütsel stres kaynakları ölçeği ile stresle başa çıkma yöntemleri ölçeği kullanılarak veri toplanmış, bu iki değişken arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma sonucu tespit edilen örgütsel stres kaynaklarına ve stresle başa çıkma yöntemlerine ilişkin öneriler sunmak bu çalışmanın önemini oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemi, İstanbul'da çeşitli PTT şubelerinde çalışan 200 kişiden oluşmaktadır. Çalışmada, örgütsel stres kaynakları ile stresle başa çıkma yöntemleri arasındaki ilişki incelenmiş ve istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca, çeşitli demografik değişkenlerin bu iki ölçek puanında farklılık oluşturup oluşturmadığının sınanması yapılmış ve fark testleri sonucunda anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir.
Ofis çalışanlarında fiziksel aktivite düzeyinin yaşam kalitesine etkisi
Çalışmanın amacı fiziksel aktivitenin ofis çalışanlarının yaşam kalitesine etkisinin tespit edilmesidir. Çalışmanın uygulama alanı Türkiye' de yabancı kaynaklı bir sigorta şirketidir. Veri toplama aracı online iletilen iki anketten oluşmaktadır. Ofis çalışanlarının fiziksel aktivite düzeylerini belirlemek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (International Physical Activity Questionnaire, IPAQ) kısa form, yaşam kalitesinin değerlendirilmesi amacıyla SF–36 ölçeği kullanılmıştır. Çalışma sonucunda ofis çalışanlarının %46,7' sinin inaktif, %36,1' inin minimal aktif ve %17,2' sinin çok aktif olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte %59,8' inin normal kilolu, %33,9' unun ise fazla kilolu olduğu bulunmuştur. Yaşam kalitesi ölçeğinin sekiz alt unsurdan oluşması nedeniyle her bir unsur ayrı ayrı test edilmiştir. Fiziksel aktivite ile yaşam kalitesinin mental rol ve fiziksel rol unsurları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bu nedenle ofis çalışanlarında fiziksel aktivite düzeyinin yaşam kalitesine etkisi olduğu sonucuna ulaşılamamıştır. Anahtar Kelimeler : Ofis ÇalıĢanı, Fiziksel Aktivite, YaĢam Kalitesi
Bebek ölümü ve ölü doğumları etkileyen faktörlerin analizi: "İstanbul ili Beyoğlu ilçesi örneği"
Sağlık sektöründe elde edilen istatistiksel bilgiler ve bunlardan elde edilmiş olan nesnel göstergeler, toplumların sağlık seviyesinin tespiti, önceliklerin saptanması, sağlık hizmetlerinin planlanması, ortaya konan hizmet sunumunun başarılı olup olmadığının analizi ve kıyaslama yapılması için önem arz etmektedir. Bu doğrultuda ekseriyetle doğurganlık, mortalite ve morbitite verileri kullanılmaktadır. Bunlar arasında bulunan ve doğum anında ölü doğma veya ölme olasılığı diye ifade edilen bebek ölümleri, toplumların sağlık seviyesinin tespitinde kullanılan en önemli ölçütler arasında yer almaktadır. Bebek ölüm hızları, toplumların genel sağlık seviyelerinin yanı sıra, sosyal refah düzeyini ve kalkınma oranının mukayesesinde de ilk bakılacak olan göstergeler arasında yer almaktadır. Bu çalışma, bebek ölümleri ve ölü doğumları etkileyen nedenlerin incelenmesi ortaya konulması ve buna karşı alınması gereken tedbirlerin neler olabileceğinin belirlenmesi amacıyla yapılmış retrospektif bir araştırmadır. 2014 yılının tamamı ve 2015 yılının ilk altı ayına ait veriler esas alınarak yapılmıştır. Belirtilen tarihler arasında canlı doğup 0-11 ay arasında ölen 33 bebek ve ölü doğan 37 bebek çalışmaya alınmıştır. Çalışmanın sonunda annelerin doğum şekli (p=0,000) ve annelerin düşük öyküsü (p=0,003) bebek ölümü ve ölü doğumları anlamlı oranda arttırdığı saptanmıştır.
Aile hekimliği personelinin iş doyumu (İstanbul esenler ilçesi örneği)
Çalışmanın amacı eski sağlık ocağı sisteminden 02.11.2011 tarihli ve 28103 sayılı Resmi Gazete‟de yayımlanan Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun "11.10.2011 tarihli ve 663 sayılı KHK" ile Aile Hekimliği Kanunu olarak yayınlanan Aile Hekimliği uygulamasına geçiş yapılması sonucunda çalışanların Aile Hekimliği Modeli sisteminde yaşadıkları sorunların iş doyumuna olan etkisi, aile hekimliğinde çalışan sağlık personelinin; genel iş doyum düzeyi, iş doyumunu belirleyen temel faktörleri, içsel ve dışsal iş doyum düzeyleri ve bunlarla etkileşen sosyo-demografik özellikleri belirlemektir. Çalışmada İstanbul İl Sağlık Müdürlüğünden gerekli izinler alınarak İstanbul Esenler İlçesinde bulunan 30 Aile Hekimliği merkezinde çalışan 220 sağlık personeli üzerinde anket çalışması yapılmıştır. Örneklem gurubunda yer alan tüm sağlık personeline ulaşılmış, toplam 220 anket formundan 160 tanesinin geri dönmesi sebebiyle 160 kişinin anketleri değerlendirmeye alınmıştır. Ankete katılan kişilerin 58‟i aile hekimi, 102 si ise aile sağlığı elemanı olup katılan personelin yaş aralıkları, medeni durumları, eğitim durumları, mesleğindeki toplam çalışma süresi, mesleğin uygunluğu ve Minnesota iş doyum ölçeği kullanılarak aile hekimliğindeki genel iş doyumu ve buna etki eden faktörler incelenmiştir. Anket çalışması incelemesi sonucunda Aile Hekimliği modelinin Türkiye şartlarında ne derece uygulanabildiği, verimliliğinin çalışanlar açısından etkisi göz önünde bulundurularak modelin başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için izlenmesi gereken yolun daha iyi planlanması sonucu çıkarılmıştır.
Sağlık sektöründe iş etiği: Hastanelerde çalışan sağlık personelinin iş etiği algısının belirlenmesi
Etik, kişilerin ve toplumsal ilişkilerin temelinde bulunan değer, düzgü ve kuralların doğru-yanlış ve iyi-kötü doğrultusunda toplumsal yaşama uygulanmasıdır. Etik kavramı, toplumsal hayatın her alanında yer bulmaktadır. Bununla birlikte, sağlık sistemi gibi hayati öneme sahip alanlarda etik uygulamaların önemi en yüksek seviyeye çıkmaktadır. Türkiye'de son dönemde yapılan çalışmalar sağlık sisteminde etik dışı uygulamaların yaygınlığını gözler önüne sermiştir. Sağlık gibi hata payına en az yer olan bir alanda etik dışı uygulamaların ortadan kaldırılması diğer alanlara oranla daha büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, çalışma sağlık sektörü çalışanlarında etik algısını belirlemeye yöneliktir. 195 sağlık çalışanının katılımıyla gerçekleştirilen anket çalışması sonucunda sağlık çalışanlarının etik sorunlarla karşılaşma sıklıkları ve karşılaştıkları durumlarda yardım alma yönelimleri; karşılaşılan etik sorunların türleri; öğrenim durumu ve eğitim seviyesi gibi faktörlerin etik sorunu fark etme ve çözümlemeye etkisi ve etik sorunla karşılaşıldığında yardım alınan kişi gibi sonuçların frekansları belirlenmiştir. Verilerin analizinde normallik dağılımlarını belirlemek amacıyla Kolmogorov-Smirnov Testi; çıkarımsal istatistikler çerçevesinde Bağımsız Örnekler T-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda sağlık çalışanlarının etik sorunu fark etme alt ölçeğinden alınan toplam puanlar bakımından en sık kimden yardım alındığı duruma ve etik problemleri fark etmede kendini yeterli görme durumuna göre anlamlı bir farklılık olduğu saptanmıştır. Elde edilen veriler literatür ışığında tartışılmıştır.
Sağlık çalışanlarının benlik saygı düzeylerinin ölçülmesi: Özel hastanede bir araştırma
Çalışmanın konusu sağlık çalışanlarının benlik saygı düzeylerinin ölçülmesidir. Çalışmanın amacı benliğin kavramsal çerçevesinin oluşturulması, benlik saygısını etkileyen öğeler ve benlik saygısının birey üzerindeki etkilerinin değerlendirmesinin yanında sağlık çalışanlarının benlik saygı düzeylerinin ölçülmesidir. Araştırmada veri toplamak için Rosenberg benlik saygısı ölçeği ve 11 sorudan oluşan demografik anket kullanılmıştır. Buna göre, araştırmanın örneklemi 183 kişi olarak hesaplanmıştır. Benlik kavramı, kişisel özellikler, yetenekler, amaçlar ve inançlardan oluşan bir bütündür. Benlik, kişinin ne olduğu ve ileride ne olacağını, başka insanların kendisine dair neleri düşünmelerini arzu ettiğini yansıtan bir olgudur. Benlik saygısı ise insanın şahsi niteliklerini beğenmesi, değerli görmesini yansıtır ve kendisini değerlendirmesi sonucu ortaya çıkmaktadır.Araştırma sonucunda sağlık çalışanlarının benlik saygısı düzeylerinin birçok değişkene göre anlamlı farklılaşma gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler : Benlik, Benlik Saygısı,Sağlık ÇalıĢanları
Sağlık sektöründe hizmet kalite standartları ve acil serviste hasta memnuniyetine yönelik bir araştırma
Sağlık sektörü sürekli gelişmekte ve büyümektedir. Sağlık sektöründe hizmet kalitesini belirleyen hasta memnuniyetidir. Sağlık sektörü üzerine yapılan çalışmalar da hizmet kalite standartları ile hasta memnuniyeti arasında pozitif ilişki bulunmuştur. Çalışmanın amacı; son zamanlar da sağlık sektöründe önem kazanmış olan hizmet kalite standartlarının, hasta memnuniyetini etkileyen ve acil servisteki hastaların, hastane tercihlerini belirleyen unsurları ortaya koymaktır. Araştırmanın uygulama bölümü yüz yüze anket yöntemi ile Kocaeli Darıca Farabi Devlet Hastanesi acil servisinden Eylül-Ekim 2016 döneminde hizmet almış 289 hasta ile yapılan görüşmelerle ortaya çıkarılmıştır. Acil serviste hasta memnuniyetini etkileyen unsurların başında; hekim, hemşire ve sağlık personellerinin hasta ve hasta yakınlarına karşı tutumlarının olduğu bulunmuştur.
Hemşirelerin sosyal sorumluluk algılarının incelenmesi (Sakarya ili örneği)
Bu çalışma sosyal sorumluluk kavramının gelişimini inceleyerek hemşirelerin katılımı ile kurumsal sosyal sorumluluk anlayışını sağlık sektöründe örneklendirmektir. Çalışma kapsamında hemşirelerin sosyal sorumluluk algılarını ölçmek ve bu algının demografik özelliklerle nasıl bir etkileşim içinde olduğunu belirlemek amacıyla Sakarya ilinde bulunan kamuya bağlı hastanelerde görev yapan 300 hemşireye demografik bilgiler ve sosyal sorumluluk ifadeleri içeren anketler dağıtılmış, 250 adet anket geri dönerek araştırmaya dahil edilmiştir (geri dönüş oranı %83,3). Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların genel puan ortalaması 3,13 çıkmış ve hemşirelerin kurumsal sosyal sorumluluk anlayışına sahip oldukları görülmüştür. Ayrıca hemşirelerin sosyal sorumluluk algılarının cinsiyet, eğitim durumu ve kıdem değişkenlerine göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir.