Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Mustafa Yöntem

11 theses · Kütahya Dumlupınar University

Master'sOpen AccessTR

Diabetes mellitus'lu hastaların bazı biyokimyasal parametrelerinin değerlendirilmesi

Dünyada ve ülkemizde diyabet insidansı gün geçtikçe artmaktadır. Yapılan geniş kapsamlı birçok çalışmada, kan lipid düzeyleri ile özellikle koroner arter hastalığı arasında sıkı bir ilişki olduğu gösterilmiştir. DM, ateroskleroza bağlı olarak gelişen ve önde gelen kronik makrovasküler komplikasyonu olan koroner arter hastalığı ile meydana gelen ölümlerin temel sebebidir. KAH riski, normal nüfusla karşılaştırıldığında DM hastalarında daha fazla görülmektedir. Diyabet ve obezite kan lipid düzeylerini etkilemektedir. Ayrıca kan şekerinin düzensiz seyretmesi bütün sistemleri etkilemekte olup lipit düzeyine de olumsuz etki yapmaktadır. Kan şekerinin regüle edilmesi ve obez hastaların kilo vermesi başta serum lipit düzeyi olmak üzere birçok parametreyi olumlu yönde etkilemektedir.Buradaki çalışma Bursa/Orhangazi'de yaşayan 60 hasta (serum glukoz düzeyi > 110 mg/dl, 212,42 ± 98,01) ile kan glukoz düzeyi normal (70 < 110 mg/dl, 92,74 ± 9,54) seviyede olan 54 sağlıklı vaka üzerinde gerçekleştirildi. Her iki grubumuza ait numunelerden AKŞ, trigliserit, total kolesterol, HDL, LDL, total protein ve albümin analizleri yapıldı. Kontrol grubumuza göre hasta grubumuzda AKŞ, total kolesterol ve trigliserit (p < 0,0001); total protein (p < 0,005), albümin (p < 0,05) düzeyleri istatistiki açıdan önemli bulunurken HDL kolesterol düzeyleri ise kontrol grubumuza göre hasta grubunda düşük bulunmakla birlikte istatistiki açıdan bir önemlilik (p > 0,05) tespit edilemedi. Yapılan korelasyon analizlerinde da hiçbir parametremiz arasında istatistiki açıdan önemli bir fark tespit edilemedi.

Erol Akyol
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında serbest radikallerin organizmaya ve antioksidan savunma sistemleri üzerine etkileri

Kronik böbrek yetmezliği, oksidan stres artışı ve/veya antioksidan aktivitenin azalması nedeniyle gelişebilen çeşitli komplikasyonlarla beraberdir. Son dönem böbrek yetmezliği, varılan en son nokta olarak kabul edilir. Bu noktada itibaren hastanın artık hayatını devam ettirebilmesi için renal replasman tedavilerinden hemodiyaliz, periton diyalizi veya transplantasyondan birinin kullanılması zorunlu hale gelmiştir. Hemodiyaliz, halen dünyada son dönem böbrek yetmezliği için kullanılan en yaygın yöntemdir. Bu çalışmada ileri kronik böbrek yetmezlikli hemodiyaliz hastalarında lipid peroksidasyonu artışı olup olmadığını araştırmak ve antioksidan enzim aktivitelerini değerlendirmek amaçlandı. Hemodiyaliz tedavisi gören 35 KBY hastası ve 27 sağlıklı kontrol grubunda; lipid peroksidasyonunun bir göstergesi olan malonaldehit (MDA) plazma düzeyleri, antioksidan savunma sisteminin göstergesi olan enzimlerden süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) plazma düzeyleri ve bunlara ek olarak serum total antioksidan seviye (TAS) `leri ölçüldü. KBY hasta grubunda MDA ve SOD seviyeleri kontrol grubuna göre önemli oranda arttığı (p<0,001), buna karşılık GSH-Px ve CAT düzeylerinin ise istatistiki açıdan kontrol grubuna göre anlamlı olarak azaldığı (p<0,001) tespit edildi. Yine TAS sonuçlarında diyaliz öncesine göre kontrol grubunda istatistiki açıdan önemli olmamakla birlikte bir artma görülürken, diyaliz sonrasına göre bir düşme olduğu gözlendi. Yaptığımız korelasyon hesaplamasında ise üre-kreatinin değerleri arasında hem diyaliz öncesi hem de diyaliz sonrası istatistiki açıdan pozitif bir korelasyonun olduğu görüldü. Üre ile diğer parametrelerimiz arasında istatistiki açıdan bir önemlilik tespit edilemedi.

Antioksidan enzimlerAntioksidanlarBöbrek yetmezliği-kronik+1
Murat Bilge
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetli hastalarda karaciğer fonksiyon testlerinin değerlendirilmesi

Dünyada ve ülkemizde insidansı gün geçtikçe artmaya devam eden Diabetes mellitus tüm dünyada en sık rastlanan endokrin hastalık olup vücudun çeşitli organ ve sistemlerinde hasarlar, fonksiyonel kusurlar ve yetersizlikler ile seyreder. Uzun süreli ve iyi regüle olmayan Diabetes mellitus'lu hastalarda karaciğer fonksiyon testi anormalliklerine sık rastlanmaktadır. Serum transaminaz testlerindeki anormalliğin en sık nedeni olan karaciğer yağlanması diyabetlilerde çoğunlukla gözlenen bir karaciğer komplikasyonudur. Bununla birlikte diyabetli hastalarda kronik hepatit ve siroz gibi daha ciddi durumlar da ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle karaciğer fonksiyon testleri bozuk bulunan diyabetlilerde karaciğer yağlanması dışındaki diğer nedenlerin, özellikle viral belirteçlerin araştırılması gereklidir.Çalışmamıza 60 hasta (kan glikoz düzeyi > 110 mg/dl, 207,3 ± 98,48) ile kan glikoz düzeyi normal (70 < 110 mg/dl, 89,41 ± 9,24) seviyede olan 31 sağlıklı vakadan açlık kan örneklerini aldık. Bu kan örneklerinden her iki grubumuzda ALT, AST, ALP, LDH, GGT, Total Bilirubin ve Direkt Bilirubin analizlerini gerçekleştirdik. AKŞ; (p < 0,0001), ALP ve LDH (p < 0,005), ALT, AST ve GGT; (p < 0,05) düzeyleri istatistiki açıdan önemli derecede yüksek bulunurken, Total bilirubin ve Direkt bilirubin düzeylerinde kontrol grubumuza göre artış olmakla birlikte istatistiki açıdan bir önemlilik (p > 0,05) tespit edilemedi. Yine yapmış olduğumuz korelasyon hesaplamasında hasta grubumuza ait hiçbir parametremiz arasında istatistiki açıdan bir önemlilik tespit edilememiştir.Anahtar kelimeler: ALP , ALT, AST, Diabetes mellitus, Direkt bilirubin, GGT, LDH, Total bilirubin

Alanin transaminazAlkalen fosfatazAspartat aminotransferaz+3
Cemali Yıldız
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik böbek yetmezliği olan hastalarda lipid parametrelerinin değerlendirilmesi

Kronik böbrek yetmezliği, böbreklerin nefron kütlesinin ilerleyici ve geri dönüşü olmayan dejenerasyonu ile karakterizedir. Son dönem böbrek yetmezliği varılan en son nokta olarak kabul edilir. Bu noktadan itibaren hastanın artık hayatını devam ettirebilmesi için renal replasman tedavilerinden hemodiyaliz, periton diyalizi veya transplantasyondan birinin kullanılması zorunlu hale gelmiştir. Hemodiyaliz halen dünyada son dönem böbrek yetmezliği tedavisinde kullanılan en yaygın yöntemdir. Yapılan çalışmalarda etkin bir hemodiyalizin morbidite ve mortaliteyi azalttığı gözlenmiştir. Bu çalışmada kronik böbrek yetersizliği ile hemodiyaliz tedavisi gören hastalarda lipid parametrelerinin etkileri araştırıldı. Çalışma grubumuzu, 12'si erkek toplam 23 diyaliz hastasının kan örnekleri ile yine 12'si erkek toplam 26 sağlıklı grup oluşturdu. Biz bu çalışmamızda üre, kreatinin, trigliserit, kolesterol, HDL kolesterol, LDL kolesterol ve VLDL kolesterol analizlerini tayin ederek kontrol grubumuz ile istatistiki açıdan değerlendirmesini yaptık. Sonuç olarak kolesterol değerlerimiz kontrol grubumuza göre biraz yüksek çıkmakla birlikte istatistiki açıdan bir önemlilik tespit edilemedi. Diğer parametrelerimiz arasında sırasıyla üre, kreatinin, HDL kolesterol değerlerinde (p < 0,0001), LDL kolesterol (p < 0,4552), trigliserit ve VLDL kolesterol (p < 0,020) değerleri arasında istatistiki açıdan önemlilik tespit edilmiştir. Yine yapmış olduğumuz üre-kolesterol ve üre-LDL kolesterol arasında da pozitif bir korelasyon tespit edildi.

Böbrek yetmezliği-kronikDiyalizKolesterol+7
Ali Bozdağ
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda hematolojik bazı parametrelerin değerlendirilmesi

Sağlıklı böbrekler kanı temizlemek için ürin formundaki ekstra sıvıları uzaklaştırırlar. Bunun yanı sıra vücudun sağlıklı kalabilmesi için gerekli maddeleri de yaparlar. Oksidan stres artışı ve/veya antioksidan aktivitenin azalması nedeniyle gelişebilen çeşitli komplikasyonlarla beraber böbreklerin nefron kütlesinin ilerleyici ve geri dönüşü olmayan dejenerasyonu sonucu kronik böbrek yetmezliği meydana gelir. Son dönem böbrek yetmezliği, varılan son nokta olarak kabul edilir. Bu noktadan itibaren hastanın artık hayatını devam ettirebilmesi için renal replasman tedavilerinden (hemodiyaliz, periton diyalizi, transplantasyondan) birini seçmesi gerekir. Hemodiyaliz, dünyada son dönem böbrek yetmezliği tedavisinde kullanılan en yaygın yöntemdir.Anemi, kronik böbrek yetmezliği hastalarının % 90'ını etkileyen bir sorundur. Renal anemi gelişiminde çok sayıda faktör bulunmasına rağmen eritropoietin hormonu eksikliği, eritrosit yaşam süresinde kısalma, kan kaybı ve eritropoezin baskılanması en önemli patogenetik sebeplerdir. Bu çalışmada kronik böbrek yetmezlikli hemodiyaliz hastalarında aneminin artıp artmadığını araştırmak ve bunun sebeplerini değerlendirmek amaçlanmıştır. 24 Hemodiyaliz hastası ile 26 sağlıklı kontrol grubunda, eritrosit, hemoglobin, hematokrit, eritrositlerin ortalama büyüklükleri, eritrositlerdeki hemoglobin miktarları, eritrosit-hemoglobin konsantrasyonları, eritrositlerin dağılım genişlikleri, lökosit ve trombosit seviyeleri ölçüldü. Bu çalışmaya göre eritrosit, hemoglobin, hematokrit, eritrosit-hemoglobin konsantrasyonları, lökosit ve trombosit parametreleri hasta grubunda düşük olarak tespit edildi.

İsmail Dönmez
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda tümör marker düzeylerinin değerlendirilmesi

Kronik böbrek yetmezliği (KBY), pek çok nedeni olan patofizyolojik bir süreç olup renal fonksiyonun geri dönüşümsüz kaybı ile karakterize ve üremiye neden olan hastalıktır. Hayati tehlikeyi önlemek için diyaliz ya da transplantasyon gibi renal replasman tedavilerinin uygulanması zorunludur. Hemodiyaliz halen dünyada kronik böbrek yetmezliği için kullanılan en yaygın yöntemlerden biridir. Bu çalışmada ileri böbrek yetmezliği olan, hemodiyalize giren ve malignitesi olmayan hastalarda bazı tümör markerlerinde artış olup olmadığını araştırmak amaçlandı. Hemodiyaliz tedavisi gören 24 KBY hastası ile 24 sağlıklı kontrol gurubunda; tümör markerleri olan karsinoembriyojenik antijen (CEA), karbonhidrat antijen 15-3 (CA 15-3), karbonhidrat antijen 125 (CA125) ve ? fetoprotein (AFP) serum düzeyleri ölçüldü. Kronik böbrek yetmezliği olan hasta grubunda CEA (p < 0,002) ve CA 15-3(p < 0,04) düzeylerinin, kontrol grubuna göre önemli oranda arttığı görülürken, AFP ve CA 125 düzeylerinde ise, KBY hastaları ile kontrol grubu arasında önemli fark gözlenmedi (p > 0,5). Yapmış olduğumuz korelasyon analizinde ise, üre ve kreatinin arasında pozitif bir korelasyon tespit edilirken, üre ve kreatinin ile diğer parametreler arasında istatistiki açıdan bir önemlilik tespit edilmedi. Sonuç olarak Hemodiyaliz (HD) hastalarında CEA, AFP, CA 125, CA 15-3 gibi tümör markerlerindeartış görülmesine rağmen, böbrek hastalarında kanser taraması açısından bu artışların tanısal öneme sahip olmadığı düşünüldü.Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, Kronik böbrek yetmezliği, CEA, AFP, CA 125, CA 15-3.

Böbrek yetmezliği-kronikRenal diyaliz
Mustafa Çilo
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Hastanelerde pnömatik sistemle laboratuvarlara kan naklinin bazı biyokimyasal ve hematolojik analizler üzerine etkilerinin araştırılması

Günümüzde, zaman ve hız avantajları nedeniyle, pnömatik tüp transport sistemleri yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak, pnömatik tüp sisteminin (PTS) kanın şekilli elemanları üzerinde etkisinin olup olmadığı açık değildir. Yapmış olduğumuz çalışmada farklı yaş gruplarından ve polikliniklerden 17 erkek ve 28 bayan hastadan aldığımız kan numunelerinin laboratuvara ulaşımında farklı yollar denenerek, uzaklığın ve PTS?nin kan numunelerine yaptığı etkiler incelendi. Sonuç olarak PTS ile aktarımı sağlanmış olan kan numunelerinde manuel olarak transfer edilenlere göre hemogram, sedimentasyon, PT, aPTT testleri açısından istatistiki açıdan bir önemlilik olmadığı tespit edildi. Bunun sonucunda pnömatik tüp sistemlerinin, kan örneklerinin taşınmasında güvenilir bir şekilde kullanılabileceği sonucuna varıldı. Ancak PTS elemanlarının gerekli zamanlarda kontrolleri ve kalibrasyonları yapılmadığı takdirde kan numunelerinde hemolize neden olabilecekleri ve bazı biyokimyasal ve hematolojik parametrelerde farklılıklara neden olabileceği tespit edildi. Ayrıca PTS, hastane elemanları ve sağlık personeli için hem güç hem de güvenlik olarak yararlı bir cihaz olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Aktive parsiyel tromboplastin zamanı, hemogram,Pnömatik tüp sistemi, protrombin zamanı, sedimentasyon

Özlem Yücel
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Cinsel aktif kadınlarda human papilloma virus varlığının moleküler metodlarla incelenmesi

Servikal kanser dünyadaki tüm kanserler arasında yedinci, kadınlar arasında görülen kanserler arasında ise ikinci sıklıkla görülen kanserdir. HPV tipleri ile oluşan enfeksiyonların hemen hemen tümü serviks kanserleri ve prekanseröz lezyonlarının etyopatogenezinde yer aldığı, özellikle HPV tip 16 ve 18'in tüm serviks kanserlerinin ile ilişkisi kanıtlanmış olan etyolojik bir ajandır. Günümüzde serviks neoplazilerde HPV'nin rolü kesin olarak kanıtlanmış olmakla beraber ülkemizde serviks lezyonlarında HPV prevalansı hakkında bilgi sınırlıdır. Bu çalışmada smear sonucu H-SIL (High Grade Servikal İntraepitelyal Lezyon), L-SIL (Low Grade Servikal İntraepitelyal Lezyon) veya ASCUS (Atipik Skuamöz Hücre) görülen hastalarda HPV sıklığı belirlendi. Kullanılan patolojik tanı yöntemleri ve mikrobiyolojik inceleme sonuçlarının tanıya katkısı ortaya konuldu ve etken olan HPV tipleri tanımlanarak bölgemizde ilk epidemiyolojik veriler elde edilmiş oldu.

Abdullah Gümüş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya-Tunçbilek-Ömerler Kömür Ocağında çalışan işçilerde bazı tümör marker düzeylerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, Kütahya, Tunçbilek- Ömerler yeraltı kömür ocağında çalışan 36-45 yaşları arasında (Jc =36.27) 29 erkek işçi ile Kütahya'da sigara ve alkol kullanmayan 23-53 yaşları arasında (3c =36. 52) sağlıklı erkek büro memurları üzerinde gerçekleştirilmiştir. İkinci grup kontrol grubu olarak değerlendirilmiştir. CEA ve AFP düzeylerinin tayini RIA metoduyla, diğer tayinler (ALP, ACP, total protein ve albümin) ise spektro fotometrik metodlarla yapılmıştır. Tüm tayinler hem işçi hem de memurların serum numunelerinde gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak; ACP, AFP, ALP ve CEA (tümör markerleri) düzeyleri işçilerde memurlarınkinden önemli derecede yüksek bulunmuştur (sırasıyla p>0.2, p>0.1, p<0.0001 ve p<0.005). Diğer taraftan işçilerde total protein düzeyleri düşük (P<0.025), fakat albümin düzeyleri kontrol grubuna göre bilakis yüksek (P>0.1) bulunmuştur. Bu sonuçlardan kömür ocağındaki kömür tozları, kimyasal maddeler ve ortamın işçilerin organları üzerinde olumsuz etkilere sahip olduğu düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: Tümör markerleri, işçiler, kömür madeni. IV

Biyobelirteçler-tümörKömür ocaklarıKütahya+1
Fatma Gündoğan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
1996
00
Master'sOpen AccessTR

Sigara içenlerde antioksidan enzimler, ferritin ve hemoglobin düzeylerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma ortalama 10 sene ve günde 1 paket sigara kullanan ve alkol kullanmayan, 19-45 yaşlan arasında sağlıklı 16 erkek ve 23-43 yaşları arasında 16 bayan ile hiçbir sağlık şikayeti ve klinik bulgusu olmayan, hayatı boyunca sigara ve alkol kullanmamış, 19-45 yaşlan arasında sağlıklı 15 erkek ile 21-44 yaşlan arasında 17 bayan denek üzerinde gerçekleştirilmiştir, ikinci grup kontrol grubu olarak değerlendirilmiştir. SOD ve G-Red tayinleri kinetik metodla, Hemoglobin değeri oksihemoglobin metoduyla, Ferritin tayini ise enzim immunoassay (EIA) metoduyla elde edilmiştir. Hem erkek hem de kadın grubunda elde edilen numunelerden SOD parametresi eritrositlerde, G-Red ve Ferritin parametreleri plazmada, Hemoglobin analizi ise total kanda tayin edilmiştir. Sonuç olarak eritirosit içi SOD aktivitesi erkek sigara içenlerde istatistiki açıdan önemli olmamakla (p>0,5) beraber kontrol grubuna göre düşük olarak bulunurken kadın sigara içenlerde ise biraz yüksek bulunmuştur, (p>0,4). GSH-Red aktivitesinde sigara içen kadın grubunda bir değişme olmazken sigara içen erkeklerde ise istatiski yönden önemli olmamakla beraber hafif bir yükselme gözlenmiştir (p>0.5). Sigara içen her iki grupta da ferritin düzeyi yüksek olduğu halde istatiski açıdan bir önemlilik tespit edilememiştir (p>0,4). Hemoglobin düzeyinde erkeklerde istatiski olarak bir farklılık bulunmadı. Buna karşılık kadın sigara içenlerde istatiksel açıdan önemli oranda (p<0,025) hemoglobin oranında düşme olduğunu gözlemledik. Sigara içenlerde antioksidan enzim sonuçlan sigara dumanının oksidatif hasarla ilişkili olduğunu desteklemektedir. Ancak insanlarda oksidatif stresi gösteren testlerin düşük güvenirliği nedeniyle in vivo şartlarda bu ilişkinin varlığı henüz tartışmalıdır. Anahtar Kelimeler : Sigara içenler, SOD, GSH-Red, Ferritin, Hemoglobin.

AntioksidanlarEnzimlerFerritin+1
Emine Esra Çevrim
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2000
00
Master'sOpen AccessTR

Madeni paraların bakteriyolojik incelenmesi ve sonuçlarının halk sağlığı açısından değerlendirilmesi

Bu çalısma 2007 yılı Nisan ayında, para sirkülasyonunun fazla oldugu kaynaklardan alınan madeni para örneklerinin mikrobiyolojik analizinin yapılması ve sonuçlarının halk saglıgı açısından degerlendirilmesi amacıyla Eskisehir'de yapıldı. Çalısmamızda 50 adet madeni para kullanıldı ve bu paralar rastgele örnekleme metoduyla toplandı. Paraların 25 tanesi okul kantinlerinden, 25 tanesi ise pazar yerindeki degisik satıcılardan alındı. Alındıgı yere göre örnekler, dört grupta incelendi. Sebzeciden alınan para örnekleri (bes adet bir ytl) grup 1, meyveciden alınan örnekler (12 adet 50 ykr, sekiz adet 25 ykr) grup 2, ilkögretim kantininden alınanlar (oniki adet 50 ykr ve sekiz adet 25 ykr) grup 3, lise kantininden alınan örnekler ise (bes adet bir ytl) grup 4 olarak adlandırıldı. Paraların mikrobiyolojik analizi gerçeklestirildi ve tümünün en az bir mikroorganizma ile kirli oldugu gözlendi. Mikrobiyolojik dagılım yapıldıgında ise Difteroid türleri (% 50), Aerob gram pozitif sporlu basil (% 40), Stafilokok koagülaz pozitif (%36), Stafilokok koagülaz negatif (%32), Streptecoc spp.(%32), Escherichia coli (%38), Klebsiella spp.(%12), Proteus spp. (%32 ) seklinde oldugu görüldü. Sonuç olarak paraların enterik patojen ve potansiyel patajen bakterilerle kontamine olabilecegi kanaatine varıldı. Bu durumun halk saglıgı açısından önemini açıklayabilmek için çok genis çapta çalısmalara ve toplumu koruyucu hekimlik açısından bilinçlendirmeye ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Bakteri, kontaminasyon, madeni para, okul, pazar yeri.

Sabire Almıla Doyuk
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2007
00

Other supervisors