Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Ramazan İzol
11 theses · Akdeniz University
Afganistan'a müdahale ve yeni devlet düzeni
Bu tezin amacı, 11 Eylül saldırıları sonrası Afganistan'a yapılan müdahale ve yeni devlet düzeninin tesisinin yansımalarını incelemektir. Bu çalışmanın temel çıkış noktası ise tarih boyunca başka devletlerin müdahalesine maruz kalmış ve iç çatışmalar yaşamış Afganistan'da devlet düzeninin inşası sorunsalıdır. Söz konusu sorunsalın ele alınmasında Afganistan'ın coğrafi konumu ve jeostratik yapısı, demografik unsurları ve tarihi ile beraber ülkeye yönelik dış müdahalelerin analiz edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada ilk olarak Afganistan, coğrafi konumu ve stratejik önemi nedeniyle uluslararası politikanın ilgi alanlarından biri olması ve küresel güç mücadelesinin gerçekleştiği sahada olması sebebiyle müdahalelerin ve dış etkilerin etkili olduğu varsayımı ele alınmıştır. İkinci olarak başka devletlerin müdahalelerine ek olarak ülkenin etnik yapısının homojen olmamasından dolayı üniter bir devletin inşası zorlaşmış ve ülkede siyasal istikrar elde edilememiştir. Son olarak ise ABD'nin Kalıcı Özgürlük Operasyonu sonrasında ülkede inşa edilmeye çalışılan yeni devlet düzeni ve AfPak Strateji ile yeni bir döneme girilirken ülkenin 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yeni düzenin inşasındaki rolü analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: 11 Eylül, Afganistan, ABD, Taliban, Devlet İnşası.
Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne ordunun siyaset ve toplumsal hayatın diğer alanları üzerindeki etkileri
Bu makalenin amacı; Türkiye'de ordunun etkinlik alanlarına değinmek ve bu alanlar hakkında bilgi vermektir. Osmanlı İmparatorluğu mirası üzerine kurulmuş, pretoryen bir kültürden gelen Türkiye'de ordu etkinliği zaman zaman önüne geçilemez biçimlerde sistemdeki yerini almıştır. Asıl amacı devletin savunmasını yapmak olan ordu, farklı alanlarda nüfuz mücadelesine girişmiştir. Türkiye'de ordu dört kez sivil hayata müdahale etmiştir ve hala kendini ayrıcalıklı konumda görmektedir. Değişen dünyada, ordunun sistem içerisinde bu derece yer alması kabul görmeyen bir durum olarak, demokratikleşmenin önünde engel olarak durmaktadır. Ayrıca ordunun yalnızca siyaset üzerinde değil, ekonomi ve hukuk alanlarındaki ayrıcalıklı konumuna asker-sivil ilişkilerini göz önünde bulundurarak yer vermektir. İkinci Dünya Savaşından sonra dünya siyaseti yeniden şekillenmeye başlamıştır. Dünyanın iki kutba ayrılmasıyla başlayan süreç, zaman içerisinde mutasyonlara uğramıştır. Sovyetlerin yıkılmasında sonra her şeyin çok farklı olacağı düşüncesi kısmen doğru çıkmıştır. Türkiye'deki darbelerde dış güçlerin etkisi ve başka ülkelerdeki örneklere yer verilmiştir. Avrupa Birliği üyeliği konusunda oldukça hassas bir noktada olan Türkiye'nin 2011 yılı itibariyle orduya bakış açısına değinilecektir. Sürenin uzun ve olayların kesif olması dolayısıyla mümkün olduğunca detaydan kaçınılmış ve olayların nüvesi anlatılmaya çalışılmıştır.
Türkiye'de çok partili siyasal hayata geçişin nedenleri
Osmanlı Devleti?nde Tanzimat döneminde başlayan batılılaşma hareketlerinin en önemli ortak paydası devletin kurtarılması sorunu olmuştur. Osmanlı Dönemi?nde ıslahatlarla kendini gösteren bu süreç, yine bu süreçte yetişen aydınların gerçekleştirdikleri Cumhuriyet Devrimi ile taçlanmıştır. Demokrasinin olmazsa olmazı siyasal partilerdir. Çok partili siyasal yaşama geçmek demokratik bir Cumhuriyet idealini ortaya koyan Türkiye Cumhuriyeti için dönüm noktalarından biridir. II. Dünya savaşından sonra mevcut şartlar gereği ülkede başlayan liberalleşme ve demokratikleşme çabalarının yoğunlaşması CHP içinde ve toplumsal alanda ba?layan muhalefet hareketlerinin baş göstermesi yeni bir parti kurulacağı beklentisini de beraberinde getirmiştir. Cumhuriyet Halk Fırkası 1945 yılına kadar tek parti olarak kalmıştır. II. Dünya Savaşı sonrası, ülke içinde ve dışında oluşan gelişmeler, çok partili hayata geçişi mecbur kılmıştır. 1940?lı yıllar Türkiye açısından dünya savaşı ve savaşın getirmiş olduğu bir takım etkiler sebebiyle önemlidir. Bu dönem özellikle Türkiye?nin savaş sonrasında yüzünü Batı?ya dönme politikalarının ele alındığı bir dönemdir. Böylece Türkiye Cumhuriyeti kendini bu kültüre uydurmaya çalışmış ve otomatikman demokratikleşme hareketinin içerisine sokulmuştur. Nitekim II. Dünya Savaşı sonrasında baskıcı ve diktatör rejimler tarihe karışmıştır. Öyle ki çok partili siyasal hayata geçmek ülkemiz açısından da kaçınılmaz olmuştur. Dünya Savaşları?nın toplumda yarattığı ekonomik, toplumsal ve siyasal anlamdaki etkiler, dış politik gelişmelerin de etkisiyle 1946 yılında Türkiye Cumhuriyeti?nin çok partili siyasal hayata geçişi gerçekleşmiştir.
Afganistan'ın etnik yapısı ve kimlik sorunu
Bu tezin amacı; Afganistan etnik yapısını ve arasındaki sorunları incelemektir. Bu çalışmanın temel çıkış noktası Afganistan halkı ve onlar arasında yakın tarih zaman diliminde yaşanan sorunlardır. Afganistan halkının bir Afganistanlı olarak tanıtmak ve onlar arasındaki sorunları araştırmaktır. Bu konuyu tahlil etmek için Afganistan'da coğrafyası ve tarihi geçmişini etno-dilsel yapıları ve onlar arasında meydana gelen çatışmaların nedenlerini yeterince anlaşılması ve açıklanması gerekmektedir. Bu çalışma sırasında üç temel varsayım geliştirilmiştir. Bunlar çalışmanın bulguları aşağıdaki gibidir;İlk olarak Afganistan tarihi geçmişini araştırmak, coğrafik özellikleri ve bugünkü Afganistan sınırları içindeki halkın yaşam şekli ve inançları ile ilgili temel bilgiler vermektedir. Afganistan medeniyet kavşağı olarak tarih'te adlandırılmış bugünkü halkın siyasi oluşumları da kuzey güney doğu bati olarak etnik temele dayanan oluşumlar gerçekleşmiştir.İkinci olarak Afganistan halkı hangi etnik topluluklardan oluşmaktadır onların yaşam şekilleri ortaya koymakta olup Afganistan'da yaşayan bazı etnik gruplar tam bilinmemiştir (tanıtılmamıştır) ve birçok farklı isimlerde anılmış bölünmüş etnik gruplar soyunun tek bir isme dayandığını ortaya koymaktadır.Üçüncü olarak Afganistan'da yaşayan halkın tamamı kendini ?Afğan? olarak görmemektedir. Afganistan yıllardır ulusal birliği sağlayamamıştır. Etno-dilsel mücadele devam etmekte ve halkaların gelecekte kendilerini ?Afğan? ya da ?Afganistanlı? mi olarak tanıtacak tartışma konusudur.Anahtar Kelimeler: Afganistan Etnik yapısı, Afganistan'da İç Savaş, Taliban, 11 Eylül sonrası Afganistan.
Kimlik tartışmaları ekseninde Türkiye'de Türkçülük ve Kürtçülük akımları
Soğuk Savaş döneminin ardından günümüze, dünya genelinde ?kimlik? temelli tartışmalar görülmektedir. Türkiye de bu dönem içerisinde bu tartışmaların görüldüğü ülkelerden birisidir. Ancak kendi şartları bağlamında, Türkiye bazı farklılıklara sahiptir. Çünkü tarihsel perspektiften bakıldığında, ?kimlik? konulu tartışmaların Türkiye için yeni bir konu olmadığı görülmektedir. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun son iki asrından, Cumhuriyet'in kuruluş sürecine kadar Türkiye, kimlik bunalımı içerisinde olmuştur. Ancak bütün bu süreçte, çeşitli çözüm önerileri geliştirilmiş olmasına rağmen, rasyonel teşhislerle/tespitlerle karşılaşmak zor olmuştur.21. yüzyılda, Türkiye'de çok farklı alanlarda kimlik tartışmaları var olsa da, daha çok Türk kimliği ve Kürt kimliği tartışmalarına odaklanıldığı görülmektedir. Bu tartışmalara değişik boyutlar kazandıran üç faktör bulunmaktadır. Birinci faktör, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş süreci öncesinde ve sonrasında yaşananlar gelişmelerdir. İkinci faktör, konunun, hem ?kimlik? konusu bağlamında, hem de ?Kürt sorunu? bağlamında uluslararası boyutunun olmasıdır. Üçüncü faktör ise, kimlik tartışmalarını daha da giriftleştiren (birinci faktörle de bağlantılı olarak) Türkçülük ve Kürtçülük akımlarıdır. Bu çalışmada, bu genel çerçevede, bu üç faktör ile birlikte, farklı perspektiflerden bu tartışmaya yönelik teşhisler/tespitler ortaya konacaktır.
Kosova tarih ders kitaplarında Osmanlı/Türk imajı
Bu çalışmada Kosova güncel tarih ders kitaplarındaki Osmanlı/Türk imajı ile ilgilenilmektedir. İncelemede Kosova'da Arnavut öğrenciler için hazırlanmış olan ilk ve ortaöğretim kurumlarında 2010-2011 yılında zorunlu olarak okutulan güncel tarih ders kitapları incelenmiştir.Devlet kurumları tarafından yazdırıldıkları için ülkelerin ?resmi? tarihlerini anlatan ve zorunlu eğitim süreçleri nedeni ile bireylerin kimi zaman baştan sona okudukları ilk, kimi zamansa yegane kitaplar olan tarih ders kitapları eğitim bilimleri kapsamında pek çok araştırmaya konu olmuştur. Ancak bağımsızlığını yeni kazanmış bir devlet olan Kosova'nın tarih ders kitapları üzerine imgelerin arkalarında yatan kapalı olguları gün yüzüne çıkarmayı ve olumsuz, kasıtlı kalıp yargılara karşı farkındalık yaratmayı amaçlayan araştırmalar çok fazla bulunmamaktadır. Özellikle, Türkiye Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun 2011 yılında Kosova'da tarih eğitimi ve Osmanlı algısı üzerine yaptığı konuşmalar ve bunun Kosova'daki yansıması sonucu ortaya çıkan tartışmalar böyle bir çalışmanın gerekliliğini ispatlar niteliktedir.Kosova tarih ders kitapları da bütün bu tartışmalar ışığında, bu çalışma altında incelenmiş ve Osmanlı/Türk imgesi ile ilgili olumlu ve olumsuz imgeler ortaya konulmuştur. Çalışma boyunca dikkati çeken Osmanlı ve yönetim sistemi üzerine olan olumsuz nitelemelerdir. Osmanlı için ?işgalci?, ?terör uygulayan?, ?çocukları rehin alan?, ?despot?, ?ortaçağ anlayışlı? gibi tanımlamalar kullanılmakta ve özellikle Osmanlı dönemi anlatılırken sürekli ?işgal? ve ?işgalci? vurgusu yüzlerce kez tekrarlanmaktadır. Osmanlı ve Sultan imajından sonra işlenen Türkiye ve Atatürk imajının verilen Osmanlı imajının tam tersi olduğu görülmektedir. Türkiye, diğer devletlerle ?iyi geçinen? bir devlet olarak resmedilirken Atatürk de ?vatansever?, ?sultana karşı savaşan?, ?iyi bir asker? ve ?demokrat? olarak tanımlanmaktadır. Bu durum Türkiye ve Osmanlı'ya karşı bakış açısında farklılıklar olduğunu; Türkiye ve Osmanlı imgesinin tarih ders kitaplarında güncel politik duruma göre yorumlandığını göstermektedir.
2000 li yıllarda Türkiye-İran ilişkilerini etkileyen faktörler
Türkiye ve İran Orta Doğu?nun iki büyük ve önemli gücü konumunda olup, rekabet ve denge düzleminde şekillenen uzun bir ikili ilişkiler geçmişine sahiptir. Türkiye?nin bölgesel politikalarında, Ortadoğu ve Orta Asya coğrafyasının kesişim bölgesinde yer alan, kendi ile benzer jeopolitik özellikleri taşıyan ve bu coğrafyada söz sahibi olan İran son derece büyük bir role sahiptir. İran kendine özgü siyasal sistemi ve Şii nüfusu ve nükleer çalışmaları ile bölgede etkili olmaya çalışırken, Türkiye bu geniş coğrafyada hem Avrupalı hem Asyalı olma ayrıcalığının yanında en uzun süreli demokrasiye sahip ülke özelliğiyle ön plana çıkmaktadır. Bütün bu farklılıklar ve benzerlikler çerçevesinde Türkiye ve İran?ın dış politik öncelikleri, stratejik ittifakları ve bölgesel politikaları iki ülke ilişkilerinin yönünü belirleyecektir. Türkiye?nin Kasr-ı Şirin Antlaşması?ndan bu yana ortak ve değişmez sınırlara sahip olduğu komşusu İran?ı, bölgede oynamakta olduğu rol, nükleer program konusunda uluslararası toplumla yaşadığı kriz, dünya enerji piyasasında sahip olduğu ağırlık nedeniyle dış politikası açısından olduğu kadar her alanda mutlaka yakından takip etmesi gerekmektedir. Türkiye?İran ilişkilerinde tarih boyunca bölgesel rekabet yaşanmış, 1979 İran İslam Devrimi sonrasındaki ilk 20 yıllık süreyi İran?ın Türkiye?ye yönelik rejim ihracı politikaları ve bölgesel güç olma konusunda yaşanan rekabet, sonraki 20 yıllık süreyi ise İran?ın Kürdistan İşçi Partisi (PKK) terör örgütüne verdiği destek, İran Nükleer çalışmaları ve İran ile yapılan enerji alışverişi konu başlıkları belirlemiştir. Ancak özellikle 2000?li yıllarla birlikte Türkiye ve İran bazı ortak çıkar ve stratejik hedefler doğrultusunda aynı eksende buluşabilmişler ve ilişkilerde normalleşme yaşanmıştır. Bu durum 2000?li yıllardaki Türkiye-İran ilişkilerinin ayrı bir tez çalışması ile ortaya konulmasını gerekli kılmaktadır. Bu kapsamda bu tezin amacı 2000?li yıllarla birlikte değişen bölgesel ve küresel gelişmeler neticesinde iki ülkenin dış politik eğilimlerini ortaya koymak ve iki ülke ilişkilerinin geleceğine yönelik bir öngörü de bulunmaktır. Anahtar Kelimeler: Türkiye-İran İlişkileri, İran?ın Nükleer Çalışmaları, İran?ın doğalgaz Silahı, Arap Baharı, Suriye Krizi, ABD?nin Irak Müdahalesi.
Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin ekonomik, siyasal ve sosyo-kültürel sonuçları
Bu tezin amacı Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin ekonomik, siyasal ve sosyo-kültürel sonuçlarını Türkiye'nin AB'ye girmesinin avantajları ve dezavantajları kapsamında tartışılmasıdır.Bu tartışma neticesinde de terazinin hangi yönünün daha ağır basacağı, Birliğe üye olmanın mı, olmamanın mı, yoksa ilişkilerimizi bu şekilde sürüncemede bırakarak mı devam etmenin ülkemiz açısından daha iyi olacağına ilişkin bir bakış açışı sunulması amaçlanmaktadır. Bu tez hazırlanırken Türkiye – Avrupa Birliği ilişkileri dönem dönem incelenmiş ve genel olarak bu güne kadar geçen süreç içerisinde hangi noktaya geldiğimiz, bu noktada avantajların mı yoksa dezavantajlarının mı daha ağır bastığı ekonomik , siyasal ve sosyo-kültürel açıdan sorgulanmıştır.Konuyla ilgili ulaşılan kaynaklar, gerekli belgelerin taranıp, nesnel bir şekilde aktarılmasıyla bu tezde faydalanılmıştır.Elde edilen kaynaklar ışığında bölüm ana ve alt başlıkları hazırlanmış ve konu ile ilgili tez ve anti tezlere çalışmada yer verilerek bu tez hazırlanmıştır. Bu çalışmada ilk olarak Avrupa Birliği'nin tarihinden, yapmış olduğu anlaşmalarla ilerleme ve genişlemesinden, Türkiye– Avrupa Birliği ilişkilerinin tarihi gelişiminden, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesinin avantajları ve dezavantajlarından bahsedilerek Türkiye Avrupa Birliği ilişkisinde gelecekte bekleyen senaryolar ekonomik, siyasal ve sosyo-kültürel açıdan analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkiye- Avrupa Birliği, Ekonomik Avantajlar ,Siyasal Avantajlar , Sosyal Avantajlar ve Dezavantajlar.
Senegal örneğinden hareketle Türkiye - Afrika siyasi ve ekonomik analizi
Bu tezin amacı, Senegal örneğinden hareketle Türkiye-Afrika ile ilişkilerinin siyasi ve ekonomik analizi getirmektir. 1998'den itibaren, Türkiye ve Afrika Ülkeleri yeni bir dönem ilişkilerine girmişlerdir. Dolaysıyla, Afrika-Türkiye ile ilişkilerinin geleceği konusunda öngörüler getirmek gerekmektedir. Türkiye-Afrika ile ilişkilerinin pekişmesi bakımdan hangi araçlar kullanılması gerektiği araştırılmıştır. Ancak, Türkiye'nin dış politikasının gelişimi çerçevesinde, Ankara Hükümeti birçok Afrika Ülkesiyle ekonomik ve siyasi ortaklıklar kurmuştur. Türkiye aynı zamanda Afrika'da ekonomik ve siyasi alanda rol almaktadır, Türkiye'nin Afrika'ya yönelik dış politikası Almanya, İngiltere ve Fransa gibi tarihi strateji güçlerinkinden farklı bir strateji yaklaşımına dayalıdır. Bu çalışmada öncelikle Türkiye'de ve Senegal'de güncel dış politika durumu incelenecektir ve sonraki bölümlerde Türkiye ve Afrika arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkilerin durumunu incelenecektir. En son bölüm, Türkiye ile Afrika arasındaki ikili ilişkilerde inceleme modeli olarak Senegal devleti ele alınmıştır.
Türkiye – Arnavutluk ilişkilerinde kimlik ve ötekilik söylemi: Süreklilik/değişim
Bu tez çalışması, inşacı yaklaşım çerçevesinde, Türkiye ve Arnavutluk dış politikalarının belirlenmesinde kimliklerin, kültürlerin, söylemlerin ve karşılıklı imgelerin etkisini ortaya koymaya çalışmaktadır. Çalışma, iki ülkelerin dış politikalarının etkilendiği unsurları inceleyerek karşılıklı ilişkilerin şekillenmesinde ötekilik söyleminin etkisini örnek olaylar üzerinden yorumlamaya çalışmıştır. İki ülkenin birbirlerine yönelik yaklaşımlarında ve dış politikalarında herhangi bir değişimden veya sürekliklikten söz edebilmek için önce iki devletin de kimlik inşa süreçleri çalışma içerisinde incelenmiş ve bu inşa süreçlerine etki eden olaylar irdelenmiştir. Bu süreçte de Tanzimat Fermanı'ndan bugüne her iki ülkenin ulus kimliğinin inşa sürecinde birçok değişime uğradığı, bu süreçte kimlik inşasını etkileyen "iç" ve "dış" birçok unsurun varlığına tez çalışması içerisinde değinilmiştir. Türkiye'nin ve Arnavutluk'un özellikle Soğuk Savaş süresince ve sonrasındaki kimlik ve müttefik algılamalarındaki değişimler tez çalışmasında saptanmıştır. Bugünkü Türkiye ve Arnavutluk ilişkilerinde ve karşılıklı imgelerin inşasında "içsel" yani tarihsel ortak geçmişin etkisi olduğu kadar "dışsal" yani "Batı kimliği" içerisinde yer almanın da etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
11 eylül sonrasında Amerika Birleşik Devletlerinin Ortadoğu'daki hegemonyası
Bu çalışmada 11 Eylül 2001'de New York'ta bulunan ve İkiz Kuleler diye bilinen Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon'a yapılan terör saldırılarını takiben, ABD'nin Ortadoğu Bölgesinde etkin rol oynayan devletler üzerindeki hegemonya süreci araştırıldı. Tarihsel süreç incelendiğinde ABD'nin Ortadoğu coğrafyasında çok uzun zamandır etkin bir rol üstlendiği görülmektedir. Bölgenin dinsel, kültürel, etnik, siyasi ve nihayet iktisadi önemi, ABD başkanlarının ilgisini çekmiştir. Özelikle yakın tarihin bir ürünü olan İsrail'in bölgede bir ulus devlet olarak kurulma sürecinde ve sonrasında, ABD sadık müttefikini yalnız bırakmamıştır. ABD ayrıca Araplar ve İsrailliler arasındaki çatışma ve anlaşma ortamlarında müdahil ve arabulucu roller üstlenmiştir. Soğuk Savaş Dönemi'nde Ortadoğu'da Sovyetlerin müttefik oluşturma sürecine, ABD de kendi dostlarını belirleme ve onlarla ilişkilerini geliştirme yoluna gitmiştir. Sovyetlerin Ortadoğu'nun doğal kaynaklarına olan ilgisinin yanı sıra, ideolojik yayılma taleplerine karşılık verecek sıkı dost devlet araması, ABD Başkanlarının bölge üzerindeki askeri ve iktisadi yardımlarına ev sahipliğini yapmasına neden olmuştur. İsrail'in ulusal çıkarları, Soğuk Savaş Döneminde de ABD'nin söz konusu bölgedeki politikalarının temel kılavuz çizgilerini oluşturmuştur. Soğuk Savaş sonrası, tek kutuplu küresel sistemin, yegâne oyun kurucusu ABD, Ortadoğu'da 'Yeni Dünya Düzeninin' kurallarını yerleştirmekle meşguldü. 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra, saldırıyı gerçekleştiren El Kaide terör örgütünün izini süren ABD kendini Afgan ve Irak topraklarında buldu. Her ne kadar kendisinden teslim edilmesi talep edilen Usame Bin Ladin'i, her türlü yaptırım tehdidine rağmen iade etmeyen Taliban yönetimine yapılan askeri operasyonu konusunda uluslararası kamuoyuna açıklayacağı bazı delilleri mevcutken, Irak'ta hiçbir şekilde bulunamayan kitle imha silahlarının olası varlığı Irak topraklarının ABD güçlerince işgaline neden olacaktı. 11 Eylül Saldırıları ABD'nin Ortadoğu da hegemonya oluşturma niyetini gerçekleştirmek için elverişli bir fırsatı sundu. Arap Baharı olarak bilinen sözde bölgenin demokratikleşme süreci Ortadoğu'da çok daha sorunlu ve acı bir tabloyu ortaya koymuştur. Sonuçta, Irak ve Afgan topraklarının işgal edildi ve binlerce sivil hayatını kaybetti. Arap Baharı da bölge istikrarını tehdit eden ve bölgedeki stratejik noktaların ve enerji kaynaklarının ABD'nin hegemonyası altına girmesine yardımcı olmuştur.