13. yüzyıl
56 theses under this subject heading
Memlük-Haçlı ilişkileri (1250-1291)
Asker olarak yetiştirilmek üzere Mısır topraklarına getirilen Memlükler, kabiliyet, liyakat, disiplin, cesaret ve savaşçılık gibi üstün vasıflarıyla ön plana çıkmıştır. Tıbak denilen özel okullarda eğitim gören Memlükler, ilk önce hakim askeri sınıf, daha sonra ise yönetici elit kesimi oluşturmuştur. Memlükler, Haçlı şövalyelerini Mansûra'da bozguna uğratarak Eyyûbî Devleti'nin de otorite boşluğunu değerlendirip kendi isimleriyle adlandırılan Memlük Devleti'ni Mısır'da 648/1250 yılında kurmuşlardır. Müslümanların sıkıntılı bir dönem geçirdiği bir zaman diliminde kurulan Memlük Devleti, Moğol ve Haçlılarla yapmış olduğu mücadeleyle Müslümanların hamiliğini üstlenmiş ve İslam tarihinde önemli bir yere sahip olmuştur. Şecerüddür ve Aybek dönemi devletin kuruluş yılları olduğu için Haçlılarla mücadele edilmemiştir. Sultan Kutuz, 657/1258 yılında Bağdat'ı yerle bir eden, Abbasi halifeliğini ortadan kaldıran, Müslümanlar için büyük bir felaketin habercisi olan Moğolları, 1260 yılında tarihte ilk kez Aynicâlût savaşında yenerek Müslümanları büyük bir felaketten kurtarmıştır. Sultan Baybars, yeni kurulan Memlük Devleti'ni kısa zamanda teşkilatlandırarak, disiplinli bir ordu kurup Moğolların Müslümanlar üzerindeki baskısını kaldırmıştır. Haçlılarla mücadeleye Kaysâriyye'yi alarak başlayan Baybars, Haçlıların en önemli şehri olan Antakya'yı ele geçirmiştir. Daha sonra sahildeki ve diğer kalelerini almıştır. Antakya alındıktan sonra Suriye topraklarındaki Haçlılar giderek zayıflamıştır. Baybars, yaptıkları suikast ve cinayetlerle devlet adamlarına ve toplumun her kesimine korku salan İsmailiyye'leri (Haşhaşi) de ortadan kaldırarak topluma rahat bir nefes aldırmıştır. Ayrıca Moğol ve Haçlılara her türlü desteği sağlayan, Anadolu-Mısır ticaretine engel olan Ermenilere de büyük bir darbe vurarak Memlük Devleti'ni ekonomik yönden rahatlatmıştır. Sultan Kalavun, Memlük tahtına geçtikten sonra siyasi iç karışıklıklarla mücadele etmiştir. Kalavun, siyasi birliği sağladıktan sonra Müslümanlar için bir tehdit olan Moğolları, Humus savaşında yenmiştir. Daha sonra ise Suriye sahil bölgesindeki Haçlılarla mücadele ederek onlara ait stratejik öneme sahip Markab, Merrakiye, Lazkiye ve Trablus gibi önemli şehirleri ele geçirmiştir. Ermenistan üzerine yaptığı seferle de Müslüman tüccarların güvenliğini sağlamıştır. Sultan Kalavun, Akkâ kuşatması için hazırlık yaparken vefat etmiştir. Eşref Halil, Memlük tahtına geçince babası Kalavun'a söz verdiği Akkâ kuşatması için gerekli olan hazırlıkları yapmıştır. Daha sonra bütün Müslümanların desteğiyle Akkâ kuşatılmış ve diğer Haçlı kalelerini alarak Haçlıları Suriye topraklarından tamamen çıkarmıştır. Yine Memlük Devleti için tehlike arz eden, Moğol ve Haçlılarla iş birliği yapıp Müslüman tüccarlara saldıran Ermeniler üzerine de sefer düzenleyerek Ermeni tehlikesini ortadan kaldırmıştır. Anahtar Kavramlar: Memlük, Haçlı, Baybars, Kalavun, Eşref Halil.
13. yy'a ait geç dönem Bizans kafataslarının 3 boyutlu yöntem ile restorasyonu ve dijital prototiplendirmesi
3 boyutlu modelleme ve yazıcıların sağlık alanında kullanımı gün geçtikçe artmaya ve geliştirilmeye devam etmektedir. 3 boyutlu modellemenin kullanım alanlarından biri de osteolojik materyal ve veriler üzerindedir. Anatomi, antropoloji, adli bilimler ve arkeoloji bilimleri açısından eski kemik kalıntılarının arşivlenmesi ve korunması, osteolojik materyaller üzerinde yapılacak çalışmalar için en önemli gerekliliklerden biridir. Eski ve yıllanmış kemik yapılar yıllar içerisinde deforme olmakta ve saklanmalarında zorluklar yaşanabilmektedir. Tez çalışmasında, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Osteoloji Koleksiyonu'nda yer alan 33 adet nispeten deforme olmuş ve 13. yy'a ait geç dönem Bizans kafatasları kullanılmıştır. Kafatasları kodlanıp, 3 boyutlu Hscan Prince Lazer tarayıcıyla modelleme yapılarak STL 3 boyutlu dosya formatında dijital arşiv olarak saklanmıştır. Deformiteler mümkün olduğunca restore edilip, eksik kemik yapılarının, mandibula hariç, yeniden modele eklenmesi gerçekleştirilmiştir. Deformitelerin restorasyonunda "Simetriye Dayalı Yeniden Yapılandırma" ve "Geometriye Dayalı Yeniden Yapılandırma" yöntemi kullanılarak, dijital restore edilmiş prototipler elde edilmiştir. Çalışmada ayrıca 3 boyutlu modellerden antropometrik noktalar arasındaki dijital ölçümler ile gerçek kemikler üzerindeki ölçümler karşılaştırılmıştır. Karşılaştırmalarda SPSS istatistik yazılımı kullanılmıştır. Prototiplendirilmiş kafataslarının plastik örneklendirilmesinde Zaxe X1 yazıcı ve PLA türü plastik materyal kullanılmıştır. 3 boyutlu tarama ile elde edilen eski kafatası materyallerini, dijital ortamda ve basılı olarak prototiplendirip, arşivlendirip, gerçek kemiklere yakın morfometrik veriler alıp daha kalıcı, tekrar kullanılabilir, daha hassas materyal olarak araştırma ve eğitim amacıyla kullanmayı hedeflemekteyiz. Çalışmada aynı zamanda restore edilerek prototiplendirilmiş tarihi kafataslarından 3 boyutlu yazıcı ile çıktı alınması ve birer sert plastik örneklerinin de arşive ve eğitime kazandırılması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Kafatası, 3 boyutlu modelleme, restorasyon, morfometri.
Kral John dönemi İngiltere'de feodalite ve Magna Carta'ya giden yol (1199- 1216)
Bu tez, XII. yüzyılın sonlarında siyasî faaliyetlerini görmeye başladığımız ve XIII. yüzyılda İngiltere Kralı olan John'un Fransa kralı Philip ile feodal hukuktan kaynaklı çatışmalarını, döneminde feodalite olgusunu, Papa ve baronlar ile olan münasebetlerini ve böylelikle Magna Carta'ya giden süreci incelemektedir. Bu çalışmada Kral John'un kendisine intikal eden kıtasal haklarını koruyamaması ve feodal unsurlarla giriştiği güç mücadelesi tartışılacaktır. Çalışmanın temel tezine göre John, babası II. Henry Plantaganet'ten devraldığı mirası feodal unsurları baskılamak için kullanmış ancak başarılı olamamıştır. Çalışma pek çok ana kaynak ve telif eserin yanı sıra arşiv belgeleri, biyografiler, mektuplar vd. gibi birçok kaynağa dayanmaktadır. Kral John dönemi İngiltere'de feodalite olgusunu ve Magna Carta'ya giden süreci tahlil eden çalışma olarak literatüre katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Birinci bölümde Kral John'un (1166- 1216) hayatı ve siyasî faaliyetleri II. Henry'nin (1155- 1189) saltanatından başlanarak etraflıca tahlil edildi. Çalışmanın ikinci bölümünde İngiliz fodalitesinin John dönemindeki toplumsal yapısı ekonomik unsurlar ön plana çıkarılarak incelendi. Üçüncü bölümde ise Magna Carta'ya giden sürece etki eden Bauvines Savaşı ve Magna Carta'nın ilanı akabinde baronların isyanı analiz edildi. Araştırma neticesinde Magna Carta'nın kesin olarak feodal unsurların etkisiyle yürürlüğe girdiği ve Kral John'un Angevin mirasını sekteye uğrattığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmamız göstermektedir ki; John kendisine intikal eden mirası elde tutması bir yana yönetimini dahi sağlayamamış Magna Carta'ya giden süreçte baronlarına diz çökmüştür.
Kubilay Döneminde Yuan Hanedanı-Japon ilişkileri
XIII. yüzyıla damgalarını vuran Moğollar, Cengiz Han ile başlayan yayılma faaliyetlerine Cengiz sonrasında da devam ettirmiş, sınırları Uzakdoğu'ya kadar ulaşmıştır. Böylece Kubilay döneminde gerçekleşecek Uzakdoğu seferlerinin tarihi zemini oluşmuştur. Kubilay Han Güney Çin'i ele geçirme planının bir parçası olan Japonya'nın tabi olmasını istemiş, isteği gerçekleşmeyince Japonya'yı işgal etmek isteyen ilk Asyalı lider olmuştur. 1274 ve 1281 yıllarındaki başarısız iki istila girişimiyle Moğol ilerleyişi durmuş, büyük bir coğrafyaya hâkim olan milletin doğu sınırı belirlenmiştir.Çalışmamız Çin'i birleştirip tek bir yönetim altına alan Kubilay Han'ın faaliyetlerini, Çin'in yönetim geleneğine uymak için isim değiştirerek oluşturduğu Yuan Hanedanının kara bağlantısı olmayan komşusu Japonya ile olan ilişkilerini ihtiva etmektedir. Bu sayede Moğol ilerleyişini durduran ve doğu sınırını belirleyen iki istila girişiminin kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesine imkân sağlamaya çalışılmıştır. Tarihe yön veren Moğolların henüz tarih sahnesinde yeni kendini gösteren Japonlar karşısında uğradığı yenilgi ve yapılan deniz seferlerinin iki millet üzerindeki etkileri önemlidir.Anahtar Kelimeler: Kubilay Han, Yuan hanedanı, Japonya
1234 yılı Anonim Süryani Vekâyinamesi'nin tercüme, tahlil, tenkid ve sunumu (7-13. yüzyıllar/İslâm sonrası döneme ait kayıtlar)
Kimliği bilinmeyen bir yazar tarafından 13. Yüzyılda yazılan 1234 Anonim Süryani Kroniği, Süryani tarih yazım geleneğinin en önemli örneklerinden biridir. Pek çoklarının yapmış olduğu gibi eserini Yaratılış'tan başlatan yazar, M.1234 yılına kadar gerçekleşen siyasi olayların kaydını tutmuştur. Tez çalışmasında ele alınan bölüm İslâm Peygamberi'nin ortaya çıkışı ile başlamakta ve sırasıyla Dört Halife Devri, Emevî ve Abbâsî devletlerinin tarihsel süreci üzerine bilgiler vermektedir. Ardından kronolojiye uygun olarak Türkler'in Ortadoğu'da başlayan siyasi faaliyetlerini konu edinen eser, bu süreçte Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu devletleri hakkında önemli bilgiler paylaşmakta ancak bu noktada eserin ilgisi daha ziyade Suriye, Mezopotamya ve Filistin'de gerçekleşen hadiseler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu noktada da eserin önemli bir kısmını Atabegler dönemi oluşturmaktadır. Eserde ayrıca tüm bu verilen bilgilere paralel bir tarihi süreçte Roma İmparatorluğu'nda cereyan eden hadiselerle ilgili bilgiler de verilmektedir. Bununla birlikte yine eserin önemli bir bölümünü de Haçlı Seferler kayıtları ve Haçlılarla Müslümanlar arasında yaşanan mücadele oluşturmaktadır. Eser, Mısır Eyyûbî Devleti hükümdarı Melikü'l-Kâmil'in Anadolu seferinin kayıtları ile sona ermektedir.
Suriye Haşhaşileri (11.-13.Yüzyıl)
Bu tez çalışması 12. ve 13. yüzyıllarda Haçlı Seferleri ile bugünkü Orta Doğu coğrafyasına gelen Hristiyanların bölgedeki İsmailî mezhebine mensup gruplar ile ilişkilerini konu edinmektedir. 12. yüzyıl başından itibaren bölgeye yerleşen Hristiyan topluluklar ve organizasyonlar özellikle Suriye ve çevresinde Sünni Müslümanlara ya da civardaki Sünni devletlere pek benzemeyen Batınî teşekkülünü tanımaya başladılar. Dini öğretilerine çok bağlı olan bu grup aynı zamanda alışılagelmiş savaş taktikleri dışında yöntemler ile düşmanlarına korku salmaktaydı. Halen kaynağı hakkında çeşitli görüşler bulunmaktadır. Bu grup için "Haşhaşîler" adı genellikle batılılar tarafından kullanılmıştır. Hristiyanlar bölgede kaldıkları sürece bu ilginç organizasyon ile kimi zaman dostane kimi zaman da mücadele içerisinde ilişkilerini sürdürecektir. Bu grup tarih boyunca çeşitli isimler ile anılmış olsa da bu tezde özellikle Batılıların onlara atfettiği isim olan "Haşhaşîler" kavramı daha çok kullanılacaktır. Tezimizin giriş bölümünde Haşhaşî ve Haşhaşîlik nedir?; birinci bölümde Haşhaşîler ve Hristiyanların birbirlerine bakışı; Üçüncü bölümde 12. ve 13. Yüzyıllarda Haşhaşîler ve Hristiyanlar arasındaki ilişkiler işlenmiştir. Dönemle ilgili arşiv, kitabe türünden kaynaklar olmadığı gibi, diğer ana kaynaklar da birinci ve ikinci tür kaynaklarla sınırlıdır. Onun için bu araştırmada mevcut ana kaynakların yanında, birinci ve ikinci tür kaynaklardan da faydalanılmıştır. Döneminin siyasî olaylarından bahseden kaynaklar kadar, şehir ve bölge tarihçileri, seyyahlar ve din adamları da bu çalışmanın temel kaynaklarını oluşturmaktadır. Bütün bu eserler genelde Müslüman müelliflerce kaleme alınmış ve değerlendirmeler bu şahıslar tarafından yapılmıştır. Oysa Selçuklular iç ve dış siyaset gereği gayrimüslim insanlar ve devletlerle de münasebette bulunmuşlardır. Bunlardan Ermeni, Süryani ve Bizans kaynaklarından da faydalanılmıştır
XIII. yüzyıl Türkiye Selçuklu devlet politikasında rol oynayan mutasavvıflar
XIII. yüzyılın başında sultan olan I. Gıyâseddin Keyhusrev döneminde Mecdüddin İshak sayesinde Anadolu'ya İbnü'l-Arabi, Evhadüddin Kirmanî, Ahi Evren gibi mutasavvıfların gelmesi sağlanarak kültür çeşitliliği oluşturdu. Mecdüddin İshak, bunun yanı sıra muallimlik özelliğiyle I. İzzeddin Keykâvus'un yanına atabeg olarak gönderilerek tahta oturtulacak yeni sultanın eğitimiyle ilgilendi. Ayrıca Abbasi halifeliği ile aralarında elçilik vazifesi gördü. I. İzzeddin Keykâvus döneminde de etkisi devam eden Mecdüddin İshak'ın dostları olan devrin ünlü sûfileri Evhadüddîn Kirmânî ile Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin de devlet üzerinde etkileri görüldü. İbnü'l-Arabî de verdiği öğütler sayesinde I İzzeddin Keykâvus etki altına almaya çalıştı. Evhadüddin Kirmâni'nin de I. İzzeddin Keykâvus ile I. Alâeddin Keykubad arasındaki saltanat mücadelesi sırasında I. Keykubad'ın yanında yer alarak onun tahta çıkması için çaba sarf ettiği görülür. XIII. yüzyılda Türkiye Selçuklu Devleti'ni sarsan bir diğer mühim olay II. Gıyâseddin Keyhüsrev döneminde yaşandı. Sultanın izlediği yanlış politikalar neticesinde isyan hareketinde bulunan Baba İlyas'tır. Bu mutasavvıf Anadolu'da bulunan Türkmenleri etrafında toplayarak bir isyan hareketi olan Babaîler ayaklanmasını başlatmış ve devleti derinden sarsmıştır.XIII. Yüzyılın ikinci yarısında Moğol tahakkümüne giren Selçuklu Devleti'nde mutasavvıfların hem devlet üzerinde, hem de halk üzerinde etkileri artmıştır. Moğol aleyhtarı olan Ahi Evren ve Sadreddin Konevî kendileriyle aynı düşünceye sahip II. İzzeddin Keykâvus'un yanında yer almışlardır. Moğollara karşı halkı örgütlemişler ve sultana destek vermişlerdir. Sadreddin Konevî aynı zamanda Anadolu'da Moğollar'a karşı gerçekleştirilen isyanların da yanında yer almıştır. Dönemin bir diğer önemli mutasavvıfı olan Hacı Bektâş-ı Velî, genellikle Selçuklu yöneticilerinden uzak bir politika sergilemiştir. Sadece yaşadığı Sulucakarahöyük'e yakın bölge emiri Nureddin Caca ile iletişim halinde olan Hacı Bektâş Velî, aynı zamanda Moğol tahakkümüne karşı mutasavvıflarla da ilişkilerde bulunmuştur. Bu durum kendisinin de bir Moğol muhalifi olduğunu düşündürmektedir. Bu dönemde devlet görevlileriyle ilişkileri oldukça müspet yönde olan ve dünya görüşü diğer tasavvuf ehlinden farklı temayüller arz eden ünlü mutasavvıf Mevlânâ Celaleddîn Rûmî, Moğol tahakkümünün geçeceğine inanarak siyasi çevrelerle yakın ilişkiler kurup bir sükûnet havası vermek istemiştir. İlişkiler içerisinde bulundukları arasında genellikle devletin üst kademesinde olan Süleyman Pervâne, Fahreddin Atabeg, Alameddin Kayser ve II. İzzeddin Keykâvus gibi daha birçok kişi vardır.
Cevâmi'ü'l-Hikâyât ve Levâmi'ü'r-Rivâyât tercümesi (2, 3 ve 4. kısımlar) (İnceleme-metin)
Cevâmiü'l-hikâyât ve Levâmi'ü'r-rivâyât 13. yüzyılda İranlı yazar Muhammed Avfî tarafından yazılan Farsça bir eserdir. Dinî, ahlâkî, tarihî, menkıbevî ve mitolojik hikâyelerin anlatıldığı eserde 2000'den fazla hikâye mevcuttur. Kaynaklara göre eserin edebiyatımıza kazandırılan üç tercümesi bulunmaktadır. İbn Arabşah, Necâtî ve Celâlzâde Salih Çelebi tarafından gerçekleştirilen bu tercümelerden günümüze kadar ulaşabilen Celâlzâde tercümesi olmuştur. İbn Arabşah ve Necâtî tercümelerine ise rastlanmamıştır. Çalışmamızın konusunu teşkil eden Hasan Paşa Yazma Eser Kütüphanesi, Hasan Hüsnü nr. 720 kayıtlı Cevâmiü'l-hikâyât ve Levâmi'ü'r-rivâyât tercümesinin Necâtî'ye ait olduğuna yönelik görüşler bulunsa da tercümenin incelediğimiz kısımlarında buna dair bir bilgiye rastlanmamıştır. Nüshadaki istinsah kaydına göre eser, Aralık 1539'da yazılmıştır. Bu çalışmada Hasan Paşa Yazma Eser Kütüphanesi, Hasan Hüsnü nr. 720 kayıtlı Cevâmiü'l-hikâyât ve Levâmi'ü'r-rivâyât'ın 2, 3 ve 4. kısımlarının çeviri yazısı yapılmış, devamında eserin muhtevası, tahkiye unsurları ile dil ve üslup özellikleri üzerinde durulmuştur.
XI. -XIII. yüzyıllarda Anadolu'da İslâmiyet
Jeo-politik önemi dolayısıyla Anadolu, tarih boyunca pek çok milletin ilgisini üzerine çekmiş ve bu sebeple de sayısız istilâya sahne olmuş, değişik din ve kültürlerin tesirinde kalmıştır. Lâkin bu istilâ ve kültür değişikliklerinden hiç biri XI. yüzyılda başlayan ve Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması ile sonuçlanan Oğuz (Türkmen) istilâsı kadar derin izler bırakamamıştır. Doğu Anadolu'dan süratle batıya doğru gelişen ve çok kısa bir zamanda bütün Küçük-Asya topraklarının Türk hâkimiyetine girmesini temin eden bu Oğuz yayılması ile Anadolu toprakları Türk vatanı ve İslâm diyarı hâline geldi. Selçuklu ve Osmanlı devletleri, hatta Türkiye Cumhuriyetinin varlığı tamamen bu göç hâdisesi ile alâkalıdır. Sürekli harpler sebebiyle nüfusu oldukça azalan Anadolu'ya Selçuklu fetihleri ile birlikte kalabalık Türkmen gurupları gelmiş ve bu göçebeler hemen açılan topraklara yerleşerek, başta Doğu ve Orta Anadolu sahası olmak üzere kısa zamanda Bizans Küçük-Asya'sını hâkimiyetleri altına almışlardı. Böylece Anadolu'nun etnik siması Türkler lehine değişti. Türkleşme işte bu değişikliğin eseridir.Anahtar Sözcükler1-Anadolu2-Türkleşme3-İslâmîyet4-Anadolu Selçuklu5-XI.-XIII. Yüzyıl
Türkiye Selçuklu devlet adamı Seyfeddin Ayaba
?Türkiye Selçuklu Devlet Adamı Seyfeddin Ayaba? adlı bu çalışmada temel amaç, Emir Seyfeddin Ayaba'nın XII. ve XIII. yüzyıllarda Türkiye Selçuklu Devleti içerisindeki faaliyetlerini açıklanmaya çalışılarak Seyfeddin Ayaba'nın, devlet içersindeki nüfuzunun ne seviyede olduğu ortaya koymaktır. Bu cümleden hareketle, tezde onun devlet içersindeki rolünü ve oluşturduğu güç odağı grubunun nasıl ve hangi şartlar altında geliştirdiğini ortaya koyulmaya çalışılmıştır.Tezin konusu XII. ve XIII. yüzyıllarda yaşamış olan Seyfeddin Ayaba ve onun oluşturduğu baskı grubunun analiz edilmesidir. Zamansal olarak tezin sınırlılığı, Seyfeddin Ayaba yaşadığı XII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIII. yüzyılın ilk çeyreği olan aralıktır. Bu sebeple tezin zamansal sınırı XIII. yüzyıl eksenli olmakla birlikte, konunun daha iyi anlaşılabilmesi için XII. yüzyıl ile XIII. yüzyılın ikinci çeyreği arasındaki süreci kapsamaktadır. Mekânsal sınırlılık ise Seyfeddin Ayaba'nın yaşadığı Türkiye Selçuklu Anadolu'su ile Sultanlarla gittiği yerlerdir. Araştırmanın konusunu oluşturacak olan bu dönem içerisinde yazılan kaynakların yanında modern dönemde yazılan ve konu ile alakalı olan telif ve tetkik eserler de araştırmanın kapsamı dâhilinde bulunmaktadır.Tezde uygulanacak olan yöntem ise ana kaynaklar incelenerek bir terkip oluşturulacaktır. Bu oluşturulan terkip analiz edilerek doğruluğu kanıtlandıktan sonra mevcut konuyla ilgili telif ve tetkik eserlerde kullanılarak tezin amacına uygun bir metin haline getirilecektir.
13-15. yüzyıl İslam bilginlerinin eğitim kurumlarında uyguladıkları öğretim usulleri ve etik anlayışları
Bu araştırmanın amacı, İslâm bilginlerinin uyguladığı eğitim- öğretim yöntemleriyle elde edilen başarıların, bugünkü eğitim- öğretim faaliyetleriyle, ne derecede sağlandığıdır. Günümüz eğitim kurumları; ilim dünyasına katkı sağlayacak, kâmil insan mertebesinde âlimler yetiştirecek, yeni ve kendimize has yöntem ve teknikler geliştirecek eğitimciler yetiştirebilmekte midir? sorusuna cevap aramaktadır. Sorunları çözümlemek ve sistemdeki eksikleri bulmak bu araştırmanın gayesini oluşturmaktadır.Araştırma esnasında öncelikle Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şerifler, daha sonra İslâm'da eğitim ve öğretime dair yazılmış eserler incelenmiştir. İslamiyet'in doğuşundan itibaren özellikle okumaya, öğrenmeye önem verilmiş böylece eğitim-öğretim faaliyetleri İslam toplumunun vazgeçilmez özelliği olmuştur.İslâm eğitim sistemine dair ilk dönemlerden itibaren yazılmış eserler incelendiğinde edep, eğitimin gerekliliği, eğitim- öğretim metotları, öğretmen ve öğrencide bulunması gereken vasıflara dair bilgiler verildiği görülmüştür. Bu bilgiler ışığında diyebiliriz ki pek çok bilginin yetişmesinde uygulanan metotların etkili olduğu anlaşılmıştır. Bu çalışmada, yüzyıllardır eserleriyle dünyaya ışık saçan Müslüman bilginleri başarılı kılan yöntemleri inceleyerek, eğitim ve öğretim hayatında daha iyi sonuçlar elde etmek için bu metodlara dair bilgiler verilmiştir.
Nimri Dede'nin hayatı, eserleri ve felsefi görüşleri
Nimri Dede Aşık edebiyatı içinde değerlendirilen ve tekke edebiyatı yönü ağır basan bir halk ozanıdır. O günümüz ozanlarındandır. Çalışmamızda, Nimri Dede?nin hayatı, ilmi kişiliği ve eserleri hakkında bilgilere yer verildi. Nimri Dede?nin şiirlerine baktığımızda, onun İslam?ın temel inanç ilkelerine sahip olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra o, bu ilkeleri Hak-Muhammed-Ali ve Muhammed-Ali nuru gibi Alevi/Bektaşiliğe has birtakım anlayışlarla harmanlamıştır. Ayrıca İslam?ın temel ibadetlerini, yapılması gereken birer kulluk görevi olarak benimsemiş, tasavvufun temel kavramlarını şiirlerine yansıtmıştır. Nimri Dede?de genel dünya görüşü, insan-ı kâmil mertebesine ulaşmak için her türlü kötü huylardan arınma ve bütün güzel huyları elde etmek için gösterilen ciddi bir gayret olarak kendini göstermiştir. İnsanı, varlığın özü olarak kabul eden Nimri Dede, onu manevi boyutuyla yüceltir. Birlik beraberlik isteyen Nimri Dede, ülkenin gelişmesi ve refahı için çeşitli reçeteler sunmayı ve kendince halkı uyarmayı da ihmal etmemiş bir ozandır. Anahtar Kelimeler: Tanrı, Evren, Ruh, Bilgi, Ahlak.
13.-14. yüzyıl Tokat merkez yapılarında taş süsleme
13. yüzyılın başlarından 14. yüzyılın sonuna kadar Anadolu da mimari ve taş süsleme alanında gerçekleştirilen faaliyetler özellikle 13. yüzyıl Anadolu sanatında eşine az rastlanılan bir verimliliği ortaya koymaktadır.Taş süsleme: bölgedeki malzeme bolluğuna, var olan geleneğe, zamana karşı dayanaklı olma özelliği ile bu alanda yetişmiş sanatçı grubuna bağlı olarak farklı alanlarda, farklı motif ve kompozisyonlarla çok kullanılmıştır.13. yüzyılın ilk yarısında taçkapıların yan yüzlerinde yer alan bordür sayısı 12. yüzyıla göre daha fazladır ve 13. yüzyılın ikinci yarısında geometrik bezemenin yerini bitkisel düzenlemeler almıştır.Bu dönemde taçkapı nişinin iç yan duvarları, bordürlerle çevrilerek bezeme alanları daha düzenli ve simetrik bir süsleme anlayışı ile ele alınmıştır. Yüzeysel olarak süslenmiş arkaik karakterdeki Selçuklu yapılarının taçkapıları, bu dönemle birlikte daha dolgun ve yüzeyden kabarık motif ve kompozisyonlarla bezenmiştir. Mukarnas hücrelerinin sayıları artırılmış ve hücrelere estetik bir görünüm kazandırılmıştır.13. yüzyılın son çeyreğinde bitkisel ve geometrik süsleme öğelerinin büyük kısmı, barok üslubunda süsleme kompozisyonları ortaya koymaktadır.Çoğu kez ?ara devre veya geçiş devresi? olarak nitelendirilen İlhanlı etkili 14. yüzyıl da eserlerinin, plan şemaları Selçuklu dönem özellilerini tekrarlarken, cephe düzenlemelerinde değişim ve çeşitlilik gözlenmektedir.Bu dönemde bitkisel motiflerin yüzeyden oldukça taşkın şekilde işlendikler görülmektedir. Süsleme unsurları üzerinde, katlı biçimlenme ile sağlanan ışık- gölge zıtlığının yarattığı derinlik etkisi ve motiflerin bağımsız kullanımı farklılıklar meydana getirmektedir.14. yüzyıl sanatını Selçuklu sanatından kesin hatlarıyla ayırmak çok zordur. Çünkü birbirinin devamı niteliğindedir ve biri diğerinden devraldığı mirası yaşatmıştır.Anadolu da yoğun olarak bulunan taşın, hem mimari hem de süsleme oldukça geniş bir kullanım alanına sahip olması hiç şüphesiz Anadolu Selçukluların da olduğu gibi İlhanlı eserleri üzerinde de etkili olmuştur.13.-14. yüzyıl Tokat merkezde yer alan eserlerde de bahsedilen dönem özelliklerini bölgesel farklılıklar dışında görmek mümkündür.Anahtar Kelimeler1.13.-14. Yüzyıl2.Tokat3.Taş Süsleme4.Gök Medrese5.Halef Sultan Zaviyesi6.Sünbül Baba Zaviyesi7.Nureddin İbn-i Esentimur Türbesi
Mevlânâ Rubâîlerinin Feridüddin Attâr' ın Mantıku't Tayr'ındaki tasavvufî mertebelere göre incelenmesi
Mevlânâ, XIII. yüzyılda yaşamış tasavvuf ve riyazet aracı başta olmak üzere hocaları ve dostu Şems'in gayretleriyle aydınlanıp kemale ermiş, sadece doğduğu yetiştiği topraklarda değil tüm dünyada; engin fikirleri ve mananın tüm güzellikleri ve sırlarını ancak sezebildiğimiz şiirleriyle tanınmış, yaşadığı dönemde sultanların, bilginlerin, halkın sevgisine kavuşmuş önemli bir inanç önderi, sufi ve şairdir. Tasavvuf, genel olarak İslâm mistizmi olarak kabul edilmekle birlikte bu hareket sahası içinde bulunan sufi / salik ise Hakk'a ulaşmaya çalışan kişi olarak yer alır. Tasavvuf yoluna giren salik, Hakk'a ulaşmak için sıkıntılara katlanıp halden hale geçerek bir mertebeye / makama ulaşır. Tasavvuf ve Mevlânâ'nın eserleri mevzunda birçok çalışma yapılmasına rağmen Mevlânâ'nın rubâîlerindeki tasavvufî mertebeleri inceleyen bir çalışmanın bulunmaması tezimizin hazırlanması için zemin hazırlamıştır. Bu çalışmada tasavvufla beslenip büyümüş bir şair olan Mevlânâ'nın rubâîlerinin Matıku't Tayr adlı eserden hareketle hangi mertebede / makamda iken söylendiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Tezimiz beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde giriş, ikinci bölümde Mevlânâ Celâleddin Rumî'nin yaşamı, üçüncü bölümde bir nazım şekli olan rubâî, Mevlânâ'nın rubâîleri ve Mevlânâ'nın rubâîleri üzerine yapılan çalışmalar, dördüncü bölümde tasavvuf, Mevlânâ rubâîlerindeki makamların kaynakları, Feridüddin Attâr'ın Mantıku't Tayr'ında Yer Alan Tasavvufî Mertebeler ile rubâîlerdeki tasavvufî mertebeler / makamlar incelenmiş, beşinci bölümde ise bir sonuca varılmıştır. Böylece bu çalışmayla; Mevlânâ ve Mevlânâ'nın rubâîlerindeki tasavvufi mertebeler / makamlar konusuna açıklık getirilmeye çalışılmıştır.
XIII. Yüzyılda Musul şehri
ÖZET Yüksek Lisans Tezi s XHL Yüzyılda Musul Şehri Ali HAVAN Fırat Üniversitesi Tarih Anabilim Dalı Elazığ 2004, Sayfa 1+194 İslam dünyasının en kargaşalı dönemlerinden biri olan XIII.yüzyil bu sıkıntıları da tabii olarak incelemekte olduğumuz Musul Şehri'ne de taşımıştır. Bir asır içinde birkaç sefer el değiştiren idari yapı sosyal hayatı da derinden etkilemiştir. Atabegler döneminde kültür ve medeniyet seviyesinde ilerleme kaydeden Musul, Atabeglerin ardından iktidar olan Bedreddin Lü'lü' döneminde de bu seviyeyi devam ettirmiştir. Ne var ki bu yüzyıl içinde İslam dünyasını derinden etkileyen Moğol istilasının ikinci dalgası neticesinde Musul şehri tamamen Moğol idaresine girmiştir. Bu durum tabii olarak kültür ve medeniyet seviyesinin biraz duraklamasına neden olmuştur. Anahtar Kelimeler: Musul, Atabegler, Selçuk, Moğollar, Moğol İstilası
Sahaflar Şeyhi-Zade Esad Mehmed Efendi Divanı (2.CİLT )
Es' ad Efendi (1204-1789/1264-1848) XIX asır vak'a-nüvis şair ve alimlerindendir. Es'ad Efendi'nin babası Medine'ye kadı olarak gittiği sırada ölmüştür. (Aralık 1804) Şâni-zâde Ataullah'ın yerine 15 Safer 1241 / Ekim 1825 tarihinde vak'a-nüvis olmuş ve ölünceye kadar bu görevde kalmıştır. 1828 yılında Üsküdar kadısı olmuştur. 1247/1831 yılında resmi bir gazete olan Takvim-i Vekâyi'nin başına getirilmiştir. Eylül 1834'de İstanbul kadısı olduktan sonra Muhammed Şah'ın tahta geçmesini tebrik için İran'a elçi olarak gönderilmiştir (1835- 1836). Es'ad Efendi elçilik görevinden döndükten sonra uzun süre hastalanmıştır. Tanzimat'tan sonra kurulan Meclis-i Ahkam-ı Adliye'ye 6 Ağustos 1841 tarihinde üye seçilmiştir. 30 Mayıs 1843 tarihinde nakibü'l-eşraf, 13 Ekim 1844 tarihinde ise Rumeli kadıaskeri olmuştur. Sıbyan Mekteplerinin geliştirilmesi için kurulan komisyonda görevlendirilmiştir. 1846 yılında Meclis-i Macarif-i Umumiye'ye üye seçilmiştir. Ölümünden kısa bir süre önce Meclis-i Macarif-i Umumiye Reisi olmuştur. Es'ad Efendi 3 Safar 1264/10 Ocak 1848 tarihinde ölmüştür. Mezarı İstanbul- Yerebatan'daki kütüphanesinin bahçesindedir. Es'ad Efendi'nin kütüphanesinde yaklaşık 4000 adet kitap vardır. Kütüphane 1262/1846 yılında tamamlanmıştır. Es'ad Efendi kütüphanesi günümüzde Süleymaniye Kütüphanesi içindedir.650 Es'ad Efendi 'nin edebiyatla ilgili olarak Divan, Bahçe-i Safa-endüz, Şahidü'l-Müverrihin, Pend-name, Münşeat adlı eserleri vardır. Üss-i Zafer, Tarih- i Esad, Ziba-yı Tevarih, Teşrifat-ı Kadime, Sefer-name-i Hayr, Ayatü'l-hayr adlı eserleri ise tarihle ilgilidir. Çalışmamızın birinci bölümünde Escad Efendi 'nin hayatı hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Escad Efendi Divanı değerlendirilmiş ve üçüncü bölümde ise divanın tenkitli metni yapılmıştır. Divanda 20 kaside, 9 mesnevi, 93 gazel, 282 tarih, 1 muhammes, 6 tahmis, 407 kıta şarkı, 60 beyit, 24 mısra bulunmaktadır.
Kemâleddîn Hüseyin Harezmî'nin Çağatay Türkçesiyle Kasîde-i Bürde şerhi(İnceleme, metin, çeviri, gramatikal dizin)
Eldeki çalışma 13. yüzyılda yaşamış Mısırlı şair Muhammed Bûsîrî tarafından kaleme alınan ve İslam coğrafyasında büyük bir şöhrete kavuşan Kasîde-i Bürde'nin aslen İranlı olan Harezmli şair Kemâleddîn Hüseyin Harezmî'nin 1431 yılında dönemin hükümdarı Ebu'l-Hayr Han'a sunduğu şerhin incelemesini ihtiva etmektedir. Klasik Öncesi Devir Çağatay Türkçesiyle kaleme alınan eser Kur'an tefsirleri dışında, Çağatay ve Harezm Türkçesinde nadir rastlanan şerh edebiyatının Doğu Türkçesiyle yazılmış bilinen tek örneği olması yönüyle Türk dili araştırmaları açısından son derece önemlidir. Çalışma; giriş bölümüyle birlikte inceleme, metin transkripsiyonu, Türkiye Türkçesine aktarım (çeviri) ve gramatikal dizin olmak üzere dört ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; Çağatay Türkçesi, Kasîde-i Bürde ve Kasîde-i Bürde'nin Türk dili ve edebiyatındaki yeri, Kemâleddîn Hüseyin Harezmî'nin hayatı ve eserleri, eserin muhtevası ile eserin öne çıkan ses ve şekil bilgisi özellikleri ele alınmıştır. İnceleme bölümünde eserin yazım özellikleri ile ses ve şekil bilgisi yapısı aydınlatılmıştır. Metin bölümünde Arap harfleriyle kaleme alınmış eserin çevriyazı metoduyla transliterasyonu yapılmıştır. Çeviri bölümünde metnin aslına sadık kalınarak eserin ruhuna uygun bir çeviriyle Türkiye Türkçesine aktarımı yapılmıştır. Gramatikal dizin bölümünde eserin söz varlığını ortaya koyacak alfabetik esaslı geniş bir gramatikal dizin ortaya konmuştur. Key Words: Türk Dili, Çağatay Türkçesi, Kemâleddîn Hüseyin Harezmî, Kasîde-i Bürde
Konya Etnografya Müzesi'nde bulunan ''Küçük Muhsine'' halılarının incelenmesi
Konya Etnografya Müzesi, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından 1975 yılında hizmete açılmıştır.Müze; bodrum üzerine zemin ve birinci kat olmak üzere üç katlı betonarme bir yapıda hizmet ver¬mektedir. Zemin katta Dr. Mehmet ÖNDER konferans salonu, müze teşhir salonu ve bodrum katta halıların sergilendiği bölüm yer almaktadır. Birinci katta idari hizmet büroları ve eser depoları bulunmaktadır.Sergilenen eserler arasında, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine ait halı parçaları ile Anadolu'nun değişik halı merkezlerinde dokunmuş örnekler bulunmaktadır. Bunlar arasında Beyşehir Eşrefoğlu Camii'nde bulunan Selçuklu halıları ile Konya Alaeddin Cami, Selimiye Camii ve Konya Mevlana Dergahı'ndan müzeye kazandırılan halılar en önemli örneklerdendir. Sergilenen halılar arasında Karapınar, Sille, Ladik, Küçük Muhsine, Kavak, Karaman, Derbent halıları ile Uşak, Kula, Gördes, Mucur, Bergama gibi önemli halı merkezlerinin örnekleri de yer almaktadır. Bunların dışında müze teşhir salonunda Refet Yardımcı ve Kenan Özbel'in etnografik eser koleksiyonu sergilenmektedir.?Konya Etnografya Müzesi'nde Bulunan Küçük Muhsine Halılarının İncelenmesi? adlı tez çalışması kapsamında 27 adet Küçük Muhsine halısı incelenmiştir. Kaynaklarda Küçük Muhsine köyü 13. yüzyıl Anadolu Selçukluları dönemine tarihlendirilmektedir. Köyün tarihi geçmişinde halı dokumacılığının olduğu bilinmektedir. İncelenen tez kapsamında Küçük Muhsine halılarının, kalite, boyut, düğüm türü, kullanılan malzeme gibi teknik özellikleri ile motif ve kompozisyonları incelenmiştir.Türkçe Anahtar Kelimeler:1-Küçük Muhsine Halısı 2-Halı 3-Türk halısı 4-Konya etnografya Müzesi
12.ve 13. yüzyıllar'da İran ve Anadolu'da üretilmiş minai seramikleri üzerine bir inceleme
İnsanlığın var olduğu yüzyıllardan bu yana, ihtiyaç gereksinimleri ile ortaya çıkan, ait olduğu dönemlerin arkeolojik bulguları ile en eski sanat dallarından birisi olan seramik sanatı, değişen ve gelişen kültürleri, farklı uygarlıkların etkileşimleriyle dönemlerin özgünleştirilmiş formlarıyla, sanat eserleri günümüze kadar gelmiştir. İnsanoğlu yaşamlarını, istek, arzu, inanç ve düşüncelerini, geleneklerini, dışsal ve içsel güçlerinin etkisi ile kendilerini ifade edebilmeleri için, biçim formları kişiselleştirip, kendi yorumlarını kullanarak dekor süslemelerine ihtiyaç duymuşlardır. Seramiklerin yüzey açısından estetik kazanması, dekorlarda biçimsellik, estetik ve güzellik etkisini arttırmaktadır. İran'da 12. ve 13. Yüzyıllarda Büyük Selçuklu devrinde gelişim göstermiş minai tekniği, Rey, Kashan şehir merkezlerinde üretilmiş olan seramikler, ortaya koydukları zengin renk çeşitliliği, konuları, desen ve teknik özellikleri ile İslam Dünyasının ve Anadolu'nun en ilgi çekici seramikleridir. Figürlü kompozisyonlar konuları dönemin modası olan İran edebiyatından öyküler, efsaneler, kahramanlık destanları ile minyatürlerden esinlenerek ürettikleri seramikler, tabak, vazo, kâse gibi formların dışında fazla çeşitliliğe gidilmemiştir. Tekniğin renk çeşitliliği ile bünyede yedi rengin kullanılması mümkün olmuştur. Uygulamada kullanılan renkler iki farklı uygulanış özelliği ile sır içi ve sır üstü boyalar ile farkı uygulanış özelliğine sahiptir. Bu tez çalışmasında seramik sanatı dekor ve çeşitleri hakkında genel bilgi, yapım aşamaları, teknikleri hakkında bilgiler, tezin amacı olan 'Minai tekniği' ile ilgili bilgiler, sanatçılar ve Dünya Müzeleri ve Türkiye'deki Müzelerden verilen örnekler ile hazırlanmıştır. Bu sanatla ilgilenen kişilerle kaynak teşkil etmesi ve Minai sanatını bilimsel bir bakış açısı ile incelemek amacı ile bu çalışma hazırlanmıştır.
Osmanlı devletinin kuruluşunda Ahiler ve Ahilik kurumunun rolü
Ahilik Kurumunun temeli XIII. yy'da Ahi Evran tarafından Anadolu'da atılmıştır. Ahilik; temel ilkeleri, değerleri ve amaçları ile insanı ele alıp insana değer veren ve insanı ön plâna çıkaran bir teşkilattır. Ahiliğin Anadolu'da kurulup kök salmasında öncü olan Ahi Evrandır. Ahi Evran insanları birbirinden farklı mesleklere yönlendirerek göçebe Türkmenlerin yerleşik yaşama geçmesini sağlamıştır. Ahiliğe girenlerin bizzat eğitimleri ile ilgilenmiş ve bu eğitim birbirinden farklı alanlarda olmuştur. Ahlâki tutum ve davranışların da bireye aktarılmasında öncü olmuştur. Mesleki hayatlarını da tıpkı yaşam tarzlarında olduğu gibi ahlâki tutum ve davranışlara göre sürdürmüşlerdir. Ahiliğin esası; eline, diline ve beline sahip olmaktır. Ahiler hep bu dünyada iken ahiret hayatını kazanma gayesi düşüncesinde olmuşlardır. İşte bu yüzdendir ki Kardeşlik, yiğitlik ve cömertlik gibi temel değerleri olan Ahilik kurumu; Anadolu'nun Türkler tarafından vatanlaştırılmasında ve Osmanlı Devletinin kurulmasında önemli bir rol oynamıştır. "Osmanlı Devletinin Kuruluşunda Ahiler ve Ahilik Kurumunun Rolü" adlı çalışmamızın amacı, Osmanlı Devletinde özellikle Osmanlı Devletinin kuruluş sürecinde Ahilik ne derece etkili, etkili mi değil mi, bu durumun tespitini yapmak idi. Hazırlanan bu çalışma neticesinde Ahilerin Osmanlı Devletinin kuruluşunda ve yönetim mekanizmalarının oluşumunda inkâr edilemez bir öneme sahip oldukları tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ahi, Ahilik Kurumu, Osmanlı Devletinin Kuruluşu Osmanlı Devleti ve Ahiler, Ahi Evran, Osman Bey.
Coğrafyanın tarihi gelişim süreci ve XIII.yüzyılda Anadolu'daki Müslüman coğrafyacılar
Tarihi coğrafya, modern coğrafya prensip ve yöntemlerini kullanarak bir sahayı geçmiş bir zaman diliminde inceleyen coğrafya bilim koluna denilmektedir. Tarih ve coğrafya bilimlerinin hem geniş bir tabana yayılması hem de birçok disiplinle ilişkide olması ve yine tüm bilimlere kaynaklık edecek derecede mühim olması gerek tarihin gerekse coğrafyanın önemini arttırmaktadır. Coğrafya bilimi tarihin en başta gelen yardımcılarındandır. XIII. yüzyıl ise Anadolu topraklarında siyasal bağlamda birçok kargaşanın yaşandığı bir dönemdir. XIII. yüzyıl Avrupa Katolik Hristiyanlarının ve papanın çeşitli vaatleri neticesinde Anadolu topraklarını Müslümanların elinden almaya çalıştıkları Haçlı saldırıları ile boğuşan bir dönemdir. Ayrıca İslam bilginleri Anadolu topraklarında rasathaneler, şifahaneler, medreseler gibi somut örnekler inşa ederek bilimsel gelişme ve ilerleyişi sürdürmüştür. Anadolu İslam bilginleri birçok bilim alanında olduğu gibi coğrafya bilimi alanında da çok önemli veriler ve bulgular elde etmişlerdir. Bu çalışma coğrafyanın tarihi sürecini ve XIII. Yüzyılda Anadolu topraklarında yaşamış olan İslam Medeniyeti bilginlerini ortaya çıkarmak, tanıtmak ve ışık tutma amacı taşımaktadır. Bu medeniyette meydana gelen gelişmeler ve yetişen bilim adamları İslam topraklarını bilim-kültür merkezi haline getirmiştir. Yetişen bu bilim adamları Orta Çağ dönemini etkilediği gibi günümüz dünyasını da derinden etkilemiştir. Özelikle İslam Medeniyetinde yetişen bilginler ve eserleri ile Batı dünyasında Rönesans, Reform ve Coğrafi Keşiflere büyük katkılar sağlamıştır. Ayrıca bu çalışmada incelemeye çalıştığımız Orta Çağ döneminin bilginleri değil bu bilginlerin astronomi, coğrafya, matematik, fizik, kimya, kozmografya, nakli ilimler, tarih, felsefe vb. birçok bilim dalında çalışmaları ele alınmıştır. Orta Çağ dönemi hem Doğu dünyasında hem de Batı dünyasında toplumsal bağlamda bilimsel kültürün zirveye ulaştığı zaman dilimidir. Bilimsel gelişmelere katkı sağlayan, iz bırakan bilginleri ve eserlerinin bilinmesi coğrafya bilimi alanında özellikle önem arz etmekle beraber diğer bilim alanlarında da yadsınamaz bir gerçektir. Ayrıca bu tezde dünya biliminin gelişmesinde inci gibi parlayan Anadolu topraklarında yetişen, yaşayan ve eserler telif eden Müslüman bilim adamları ve bilimsel kültüre olan kazanımları ele alınacaktır.
XIII. yüzyılda Türkiye Selçuklu ve Bizans bilgelerinin toplumsal etkileri
XIII. yüzyıl Anadolu'nun siyasi bakımdan pek çok kargaşa yaşadığı bir dönemdir. Aynı tarihler Türkiye Selçuklu Devleti cephesinde tasavvuf hareketi büyük yer tutmuş, bu hareket Moğollar döneminde iyice yaygınlaşmıştır. Türkiye Selçuklu Devleti bilgeleri devlet desteğini alarak kendi faaliyet alanlarını oluşturmuşlar ayrıca devlet ve toplum arasında önemli bir rol üstlenmişlerdir. XIII. yüzyıl Bizans ise, IV. Haçlı seferinden Latinler'in İstanbul'u işgaliyle merkezi İznik'te taşımıştır. 1261 yılına kadar Bizans Patrikhanesinin bilgeleri de İznik'te görev yapmıştır. "XIII. yüzyıl Türkiye Selçuklu ve Bizans Bilgelerinin Toplumsal Etkileri" konulu bu çalışma Türkiye Selçuklu Devleti ve Bizans İmparatorluğu döneminde XIII. yüzyılda iki ayrı medeniyette de yaşamış bilgeler ayrı ayrı bölümler de değerlendirilecektir. Bu yüzyılda yaşamış olan her bir bilgenin hayatı incelenecek, toplumsal etkileri tartışılacaktır. Bu bilgiler ışığında bu alandaki eksikliklerde giderilmeye çalışılacaktır
Abdal Musa ile Seyyid Ali Sultan velayetnamelerindeki bazı keramet motiflerinin tarihi arka planı
Çalışmanın amacı tarihi keramet motiflerini inceleyerek menşelerine inmeye çalışmaktır. Çalışma XIII-XIV. yüzyıllarda yaşamış olan Abdal Musa'nın hayatı ve XIV-XV. yüzyıllarda yaşayan Seyyid Ali Sultan'ın hayatı ile beraber velayetnamelerde bulunan keramet motiflerini kapsamaktadır. Anadolu'daki siyasi hareketlilik ile beraber bölgeye sûfiliğin yerleşmesiyle çalışmada bahsedilen Seyyid Ali Sultan ve Abdal Musa da etkili birer evliya kimliği ile ortaya çıkmışlardır. Abdal Musa ve Seyyid Ali Sultan velayetnamelerinde bulunan keramet motiflerinin ele alındığı bu çalışmada bahsedilen kerametler daha sonraları bu kişilerin dervişleri tarafından ortaya çıkarılmıştır. Keramet motiflerinin bir kısmı İslamiyet öncesi ortaya çıkan kültler ve İslamiyet'in hayatımıza girmesiyle benzerlikler göstererek fakat ayrı temellere dayanan birkaç hadiseden oluşmaktadır. Bunlarla beraber İslamiyet ile hayatımıza girmiş kavramlar veya varlıklar çevresinde oluşmuş hadiseler de mevcuttur. Bundan dolayı incelediğimiz bu keramet motiflerinin tarihi arka planlarına da yer vermeye çalıştık. Araştırmamızda üç keramet motifini Abdal Musa Velayetnamesi'nden, diğer üç keramet motifini ise Seyyid Ali Sultan Velayetnamesi'nden alarak toplam altı keramet motifi incelenmiştir. Bu motifler uygun bir sıraya göre ele alınmıştır. Öncelikli olarak keramet motiflerinin başlangıç noktasına ulaşılması hedeflenip bu motiflerin kökenlerinin nereden geldiği tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci olarak da aynı dönem veya yakın dönemde yazılan velayetnamelerdeki benzer keramet motiflerindeki olaylar ele alınmıştır. Son olarak da velayetnamelerdeki ana motif incelenerek değerlendirilmiştir
13. yy'da yazılmış olan Yusuf Kıssalarında alıntı kelimeler(Ali, Haliloğlu Ali, Süle Fakih, Seyyād Hamza)
Yüksek Lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada 13. yy'da yazılmış olan Yūsuf kıssalarındaki (Ali, Haliloğlu Ali, Süle Fakih, Şeyyād Hamza) alıntı kelimeler ele alınmıştır. Giriş bölümünde incelenen eserlerdeki alıntı kelimeler hakkında çeşitli açılardan genel bir değerlendirme yapılmıştır. Her bir bölümde, bir eser alıntı kelimeler bakımından detaylı olarak incelenip sınıflandırılmıştır. İnceleme bölümünde ortaya çıkan veriler değerlendirilmiş ve elde edilen bulgular sonuç bölümünde sunulmuştur. Eserde başvurulan ve yararlanılan kaynakların yer aldığı kaynaklar ve alıntı kelimelerin listesinin verildiği ekler bölümleri yer alır. Anahtar kelimeler : 13. yy ait Yūsuf Kıssaları, Alıntı kelimeler