Abortus

56 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tekrarlayan gebelik kayıplarında anti-müllerian hormon ve neopterinin rolü

ÖZET AMAÇ: Bu çalışmada tekrarlayan gebelik kayıplarında antimüllerian hormon ve neopterinin biyogösterge olarak kullanılıp kullanılmayacağının gösterilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmaya Nisan 2016 ve Ağustos 2016 tarihleri arasında Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğinde gerçekleştirildi. Çalışmamıza 12. Gebelik haftası öncesinde ardı ardına en az 2 abortusu olan 53 hasta ve hiç abortus ve gebelik komplikasyonu öyküsü olmayan en az 1 tane sağlıklı doğum yapmış 57 sağlıklı kişi olmak üzere toplam 110 kişi alınmıştır. Her hastadan periferik kanda anti-müllerian horon ve neopterin incelenmiştir. BULGULAR:AMH ve Neopterinin hasta ve kontrol grupları arasında karşılaştırılması yapılmıştır. Bu sonuçlara göre AMH'ın hasta grubundaki ortalaması 1389,18±683,33 pg/ml'dir ve kontrol grubunun 1845,85±718,33 pg/ml olan ortalamasından düşük olup bu fark istatistiksel açıdan anlamlıdır (t=-3,411; p=0,001).Neopterinin iki grup arasında karşılaştırılmasında ise hasta grubunun ortalaması 1,69±0,486 ng/ml ve kontrol grubunun ortalaması 1,38±0,431 ng/ml'dir ve bu fark da istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (t=3,536; p=0,001). SONUÇ:Çalışmamızın sonucuna göre tekrarlayan gebelik kayıplarında antimüllerian hormon ve neopterin biyogösterge olarak kullanılabileceği saptanmıştır.

AbortusAbortus-spontanAntimüllerian hormon+3
Halime Şencan
Kütahya Dumlupınar University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı dönemi fetva mecmualarında ceninle ilgili hükümler

"Osmanlı Dönemi Fetva Mecmualarında Ceninle İlgili Hükümler" adlı çalışmamız, 17-19. yüzyıl Osmanlı hukukuna ait temsil gücü yüksek bazı fetva mecmualarının incelenerek ceninle ilgili fetvaları tespit ve tahlil amacıyla yapılan bir çalışmadır. Tezimiz, bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, ceninin anne karnındaki oluşumunun hukuki açıdan önemi belirtilip nasslar ve tıbbi veriler ışığında açıklanmaktadır. İkinci bölümde ise, Osmanlı fetva literatüründen ceninin yaşam, nesep, miras, vasiyet ve vakıfla ilgili hakları, ıskât-ı cenin ve ceninin iddet ile ilişkisi konuları incelenmiştir. Son olarak, çalışmanın değerlendirilmesi yapılmış olup gerekli fetvaların güncel halleri zikredilmiştir. Anahtar Kelimeler İslam Hukuku, Osmanlı Fetva Mecmuaları, Cenin, Çocuk Düşürme

AbortusCeninFetva mecmuası+4
Zeinep Padalı Memet
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Habituel spontan abortus ve kötü obstetrik anamnez olgularında kromozomal polimorfizm

ÖZET Habituel Spontan Abortus ve Kötü Obstetrik Anamnez Olgularında Kromozomal Polimorfizm Kromozomal polimorf izmin habituel spontan abortus (HSA) ve kötü obstetrik anamnez (KOA) denek gruplarında yeri ve önemini anlamak amacıyla yapılan bu çalışmada C- ve NOR-bantlama yöntemleri uygulandı. Denek ve kontrol grupları 30 'ar çiftten oluşturuldu (toplam 180 kişi). Her vakadan 20 metafaz plağı değerlendirildi. C-bantlama yönteminde kromozomların sentromer bölgeleri ile Y kromozomunda uzun kolun 1/2-1/3 distal kesimi koyu boya almaktadır. Özellikle 1,9,16 ve Y kromozomunda boyanan heterokromatin bölgeler polimorfizm göstermektedir. Çalışmamızda kromozomlardaki heterokromatin bölgelerin boyutları 5 puanlık sisteme göre değerlendirildi. Sonuçta, denek grupları (HSA ve KOA) ile kontrol arasındaki fark, Ki- kare yöntemine göre anlamlı bulundu. NOR-bantlama yönteminde akrosentrik kromozomların (13, 14, 15, 21, 22) kısa kolları koyu boyanmaktadır. NOR-bantlama yönteminde bant örüntüleri sayı ve boyut açısından polimorfizm göstermektedir. İnsanda görülen ortalama NOR sayısı 4 -10 'dur. Yapılan istatistiksel değerlendirme sonucu, HSA grubu kadınlarında 21., erkeklerinde ise 22. kromozom dışında aradaki fark anlamlı bulunmadı. Sonuç olarak; seçilen denek gruplarında G-bantlamanın yanı sıra NOR ve özellikle de C-bant yapılması uygun görülmektedir. Anahtar Sözcükler: Kromozom, Polimorfizm, C-bantlama, NOR- bantlama. VIII

AbortusKromozom bantlamaPolimorfizm-genetik
Nilgün Tanrıverdi
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1999
00
Master'sOpen AccessEN

Detection of clock genes polymorphism that associated with recurrent spontaneous abortion in Iraq population

CLOCK gene dysfunction has been associated with different abortions and often leads to function loss or mutations in this gene as many pregnant women suffer from recurrent abortions. The current study included 84 women. The samples were divided into two groups, the control group and the other women with recurrent abortions. The genetic variation of the clock gene was also identified at the sites rs6850524 and rs119325955 and the nucleotide sequence. The results of genetic variation in the two sites rs6850524 and rs11932595 in women with recurrent abortion showed that the frequency of a GG mutation is 35% higher in women with recurrent abortions compared to the excess genetic pattern in the control group by 5%. The proportion of natural genetic pattern AA was the lowest in women with recurrent abortion. As for the recurrence of alleles, the results showed that the G - intake was (92%) higher in the women than in the control group (4%). The results also showed a relationship between recurrent abortions and the genetic variation of clock gene on site rs11932595. As a result of PCR interaction shows the appearance of genetic variation of the gene in the three genetic patterns GG, AG, AA, and in different percentages. The results of antiphospholipid and cardiolipin syndromes showed that the tests were negative, within the allowable limit for the presence of antibodies for the antibody IgG and it is negative for the antibody IgM. The results of female hormones also showed that the concentration of the positive samples for progesterone was 70% and for the hormone prolactin was 90%, which were also positive.

AbortionCLOCK geneIraq+1
Qahtan Sulaıman Jumaah Jumaah
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Genotyping of cytomegalovirus glycoprotein N and GB and its relationship with abortion status in an Iraqi female sample

In this study, 120 blood samples was collected from pregnant women attending different hospitals in Anbar. which were obtained during the period from December 2021 to June 2022, information was gathered about the pregnant women's ages (16-46) and residences (urban or rural). All samples have been tested for the presence of both IgG and IgM using Rapid Test, ELISA and PCR. The results in the current study showed Rapid test the existence of a high IgG positive (63.3%) rate and an IgM positive (33%) rate. The ELISA IgG test, the results of the examination showed that the highest positive percentage was in the age group 20-29 years (29.2%), while the lowest percentage (9.17%) was in the < 20 years group. The rural infection percentage (15.8%) was highest than the urban infection rate (3.33%). The results of testing the gN and gB genes by PCR showed that percentage (13.3%), (12.5%) were associated with abortions, (12.5%), (4.17%) in patients who did not have abortions, respectively. The results of the current study show a genotyping of isolates taken from pregnant women by comparing the category of aborted and non-abortive women, this heterogeneity may be related to cases of abortion in pregnant women

AbortionPhylogeneticGlycoproteins+1
Sarah Khayoon Shakır Shakır
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tekrarlayan gebelik kaybı olan olgularda endometriyal CD56+ Natural Killer hücrelerinin araştırılması

Amaç: Tekrarlayan gebelik kayıplarında, endometriyumda bulunan CD56pozitif Natural Killer hücrelerinin etiyolojideki rolünü araştırmak.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya, Şubat 2006-Mayıs 2008 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı polikliniğine başvuran, hiçbir düşük nedeni bulunmayan 2 veya daha fazla gebelik kaybı olan kadınlar hasta grubu olarak; 2 veya daha fazla canlı doğum yapmış, düşüğü olmayan kadınlar ise kontrol grubu olarak alındı. Çalışma vaka-kontrol şeklinde yapıldı. CD56pozitif Natural Killer hücresi bakmak için alınan endometriyal biyopsiler menstruel siklusun 21-24. günlerinde Pipelle aleti ile alındı. Dokular parafin blok yapıldıktan sonra kesilerek CD56 birincil antikoru ile boyandı ve ışık mikroskobunda 400 büyütme ile 10 alanda CD56 ile pozitif boyanan hücre sayıldı. Hasta ve kontrol grubundaki bütün kadınlardan biyopsi alındığı gün de serumda progesteron değerine bakıldı.Bulgular: Hasta ve kontrol grubu yaş ve gebelik sayısı açısından benzerdi. Endometriumdan elde edilen CD56poziitif Natural Killer hücre sayısı hasta grubunda daha az bulundu (p>0,05).Sonuç: Bu çalışmaya göre tekrarlayan gebelik kaybı için düşük etyolojisini açıklamakta uterin CD56pozitif NK hücre sayısı anlamlı değildir.Anahtar kelimeler: CD 56, natural killer hücresi, tekrarlayan gebelik kaybı

AbortusEndometriyumGebelik+1
Hale Erbaş
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uterin Septum'lu olgularda histeroskopik septum insizyonu sonrası gebelik sonuçları

Amaç: Tekrarlayan gebelik kaybı öyküsü veya primer infertilite tanısı ile başvuran ve uterin septum tespit edilen olgularda histeroskopik septum insizyonu sonrası gebelik sonuçlarının retrospektif olarak incelenmesidir.Gereç ve Yöntem: Ocak 2002-Aralık 2007 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği İnfertilite Polikliniğine primer infertilite veya tekrarlayan gebelik kaybı nedeniyle başvuran ve HSG'de uterin septum tespit edilen 76 hasta çalışmaya dahil edildi. 27 hasta primer infertil, 49 hasta tekrarlayan gebelik kaybı öyküsü olan grupta idi. Tüm olgulara genel anestezi altında laparoskopi eşliğinde histeroskopik septum insizyonu operasyonu uygulandı. Postoperatif takip süresi 18± 8 ay olarak alındı. Her iki grup operasyon öncesi ve sonrası toplam gebelik sayısı, toplam abortus, preterm, term doğum sayısı, kümülatif canlı doğum oranları, doğum şekilleri, kontrol HSG'leri ve reopere olmaları açısından karşılaştırıldı.Bulgular: 55 (% 72,4) hastanın komplet, 21 (% 27,6) hastanın inkomplet septumu mevcuttu. Operasyon sonrası 76 hastanın 55 (% 72,4)'i gebe kaldı, toplam gebelik sayısı 79 idi. Bunun 14 (% 17,8)'ü spontan abortus, 12 (% 15,2)'si preterm doğum, 53 (% 67)'ü term doğum olarak tespit edildi. Operasyon öncesi % 3,4 olan kümülatif canlı doğum oranı operasyon sonrası % 70' e yükselmiştir.Sonuç: Uterin septumun histeroskopik insizyonu kolay uygulanabilir ve etkin bir yöntemdir. Özellikle tekrarlayan gebelik kaybı öyküsü olan hastalarda operasyonun başarısı primer infertil olan hastalara göre daha fazladır.Anahtar Kelimeler:Mülleryan anomali, uterin septum, histeroskopik metroplasti

AbortusGebelikHisteroskopi+4
Aslı Altınordu Atcı
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trombofili saptanan gebelerde perinatal sonuçların değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda belirlediğimiz kriterler çerçevesinde trombofili saptanan ve gebe olarak başvuran hastalara uygulanan tromboprofilaksi ile perinatal sonuçları (gebelik kaybı, preeklampsi, preterm doğum, venöz tromboz vb) değerlendirdik. Kontrol grubunda da aynı dönemde trombofili taranıp trombofili taraması negatif olan hastalardaki benzer perinatal sonuçları gözlemlemeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Araştırmamızda Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Gebe Polikliniğinde Haziran 2010 ile Şubat 2012 tarihleri arasında gebelik takibi yapılan hastalar yer aldı. Daha önce tekrarlayan gebelik kaybı nedeni ile düşük araştırması yapılmış olup, etyolojik nedenlerden sadece trombofili testleri pozitif çıkan hastalar çalışmaya dahil edildi. Bu hastalara gebeliğin ilk trimesterinde tromboprofilaksi başlandı ve hastaların demografik özellikleri, önceki gebelik öyküsü, trombofili tipi ve trombofilik defekt sayısı kaydedildi. Doğum şekilleri ve perinatal sonuçları prospektif olarak incelendi. Araştırmamızın kontrol grubu ise aynı dönem içerisinde gebe polikliniğine başvurup, tekrarlayan gebelik kaybı nedeni ile düşük araştırması yapılmış olan ve etyolojik nedene ait bulgu saptanamayan gebelerden oluşturuldu. Sonuçlar arasında istatistiksel önem düzeyi için p değeri <0,05 olarak alındı.Bulgular: Çalışmada rekürren gebelik kaybı nedeni ile gebelik öncesi etyolojik tarama yapılıp trombofili saptanan 60 gebe çalışma grubuna ve trombofili dahil etyolojik neden saptanamamış 50 gebe ise kontrol grubuna alınmıştır. Trombofili olan grup ile olmayan grup arasında 1. trimester kayıp (% 11,7 (7/60), % 8 (4/50), p=0,487), 2. trimester kayıp (% 0 (0/80), % 2 (1/50), p=0,487), 3. trimester kayıp (% 1,7 (1/60), % 0 (0/50), p=0,487), preeklampsi ve eklampsi gelişimi (% 3,3 (2/60), % 8(4/50), p=0,257), gebelik haftasına göre küçük bebek görülmesi (% 3,3 (2/60), % 4 (2/50), p=0,619), preterm doğum görülmesi (% 16,7 (10/60), % 10 (5/50), p=0,232), venöz tromboz gelişimi (% 11,7 (7/60), % 6 (3/50), p=0,246) oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Trombofili saptanan grupta sezaryenle doğum oranı % 55 (33/60) iken kontrol grubunda % 18 (9/50) olarak bulunmuş ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir. (p=0,000)Sonuç: Çalışmamızda trombofili saptadığımız grupla trombofili saptanmayan grup obstetrik sonuçlar açısından karşılaştırıldığında; doğum şekli dışındaki diğer sonuçlarda istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Hastalara uygulanan tromboprofilaksi ile iki grup arasında benzer sonuçların çıkması olağan karşılanabilir. Tedavinin etkinliğini değerlendirmek ve trombofilinin gebelik üzerine etkilerini net olarak ortaya koyabilmek için daha geniş katılımlı, prospektif randomize çalışmalar planlanmasına ihtiyaç vardır.?

AbortusDoğum-prematürGebelik+4
Yusuf Taner Kafadar
Çukurova University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Tekrarlayan düşüklerde sitogenetik anomaliler

Amaç: Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi, Ocak 2016 ile Aralık 2017 tarihleri arasında Tıbbi Genetik Tanı Merkezine başvuran tekrarlayan gebelik kaybı yaşamış hastalarda bulunan sitogenetik anomalilerin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamamıza iki veya daha fazla gebelik kaybı olan 303 kadın, 303 erkek olmak üzere toplam 606 hasta katılmıştır. Molar ve ektopik gebelikler dahil edilmemiştir. Örnekler rutin sitogenetik çalışma prensiplerine uygun olarak sıralı işlemlerden geçirilmiştir. GTG bantlama yöntemiyle metafazlar bilgisayarlı görüntüleme sistemine aktarılarak her hasta için 20 metafaz incelemesi yapılmış olup karyotipler oluşturulmuştur. Bu şekilde kromozomlar sayısal ve yapısal olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza katılan 606 TGK'lı hastada GTG bantlama yöntemiyle karyotip analizi yapılmıştır. Bir Tizomi X, bir Klinefelter Sendromu, iki 46,XX resiprokal translokasyonu, üç 46,XY resiprokal translokasyonu, bir 45,XX resiprokal translokasyonu ve birinde üreme olmadığı gözlenmiştir. 597 hastanın karyotip analizinde herhangi sayısal veya yapısal anomali gözlenmemiştir. Sonuçlar: TGK gebe kalmaya çalışan çiftlerde yaygın olarak görülen bir durumdur. Etiyolojisinde multifaktöriyel nedenler rol almaktadır. Bununla birlikte kapsamlı bir araştırma yapılamasına rağmen vakaların % 50'sine yakınında kesin bir neden ortaya konamamıştır. TGK'nın olası faktörlerinden genetik nedenler, ebeveyn yapısal kromozomal bozukluklarını ve gebelik ürününe ait kromozom anomalilerini içine almaktadır. Tanıda sitogenetik değerlendirme oldukça önemlidir. Yayınlanmış verilerde resiprokal translokasyonun robertsonian translokasyondan daha fazla sıklıkta görüldüğünü ortaya koymuştur. Sonuç olarak, bizim çalışmamızdaki elde edilen verilerde literatürü desteklemektedir. Keywords: Chalder Fatigue Scale, Turkish version, fatigue, assessment, reliability, validity

AbortusAbortus-tekrarlayanKromozom düzensizlikleri+3
Sümeyye Daş
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Missed abortus ve istemli evokuasyon olgularının endometriyumlarında proprotein konvertaz dağılımı

Missed abortus ve istemli gebelik evokuasyonu yapılan olguların desidua ve plasenta örneklerinde, birçok hücresel faaliyette rol oynayan TNF-? (Tümör Nekroz Faktörü-alfa), TGF-ß2 (Tümör Büyüme Faktörü-beta 2), IGF-I (İnsülin-benzeri Büyüme Faktörü-I), POMC (Pro-opiyomelanokortin), FOXO3A (Forkhead box O3A) ile proprotein konvertaz ailesi üyelerinden PC4 (Proprotein Konvertaz 4), PC6 (Proprotein Konvertaz 6), PC7 (Proprotein Konvertaz 7) ve FURİN moleküllerinin dağılımlarını immonohistokimyasal teknikle karşılaştırarak, missed abortus etiyolojisindeki etkileri araştırıldı. Çalışmaya Celal Bayar Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümüne başvuran, gebeliğin sonlandırılması kararı verilmiş missed abortus tanılı ve 10 hafta altı gebelik evokuasyonu istemi ile başvuran 10'ar hasta alındı. Her iki hasta grubundan endometriyal ve plasental doku örnekleri klasik doku takibi yöntemi ile bloklandı ve seri kesitleri alındı. Materyaller iki gruba ayrılarak incelendi. Seri kesitlerin birinci grubuna IHC uygulandı ve TNF-?, TGF-ß2, IGF-I, POMC, FOXO3A, PC4, PC6, PC7 ve FURİN primer antikorları ile immünohistokimyasal boyamalar uygulandı. Boyanan hücre sayısı H-Skor tekniği ile hesaplandı. Bu çalışmada, missed abortus olgularına ait desidua ve plasenta örneklerinde hücre proliferasyonu, invazyonu, migrasyonu, farklılaşması ve sağ kalımında rol oynayan TNF-?, TGF-ß, IGF-I, FOXO3A faktörlerinin artışı ve bu faktörlerin öncül formlarının posttranslasyonel modifikasyon yolu ile aktif formuna dönüşmesinde rol oynayan POMC, PC4, PC6 ve FURİN artışı ile paralellik göstermesi, bu faktörlerin fetal yaşam son bulduğu halde düşüğün gerçekleşmesini engellediğini düşündürdü.

AbortusPlasentaTümör nekroz faktörleri+1
Burcu Kahraman
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Missed abortus ve istemli evokuasyon olgularının endometriumlarında proanjiyogenez molekül dağılımlarının karşılaştırılması

Amaç: Missed abortus ve istemli gebelik terminasyonu yapılan olguların desidualarında anjiyogenezde rol alan faktörlerin dağılımlarını karşılaştırarak, missed abortus etyolojisinde anjiyogenezin rolünü araştırmak amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Celal Bayar Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümüne başvuran, gebeliğin boşaltılması kararı verilmiş missed abortus tanılı 19 hasta ve 10 hafta altı gebelik terminasyonu istemi ile başvuran 15 hasta alınmıştır. Her iki hasta grubundan endometrial ve plasental doku örnekleri maske anestezi altında yapılan dilatasyon küretaj (D&C) işlemi ile toplandı. Materyaller iki gruba ayrılarak incelendi. Bloklanan bütün örneklere, Nitrik oksit sentaz izoformları (eNOS ve iNOS), Hipoksi ile indüklenen faktör-1?, Vasküler Endoteliyal Büyüme Faktörü (VEGF), VEGF reseptörleri [VEGF-R1 (flt-1), VEGF-R2 (flk-1)] ve Trombospondin-1 immünohistokimyasal boyamaları uygulandı. Boyanan hücre sayısı H-Score tekniği ile hesaplandı.Bulgular: Missed abortus grubundaki 19 olgunun ortalama yaşı 28.7 (18- 41) iken istemli evokuasyon grubundaki 15 olgunun ortalama yaşı 27.5 (21-37)' dir. Çalışmaya kabul edilen 34 olgudan 17 kadın nullipardır. Missed abortus grubunda 11 olgu, istemli evokuasyon grubunda 6 olgu nullipardır. Obstetrik özgeçmiş bakımından her iki grup arasında anlamlı fark yoktur. Histokimyasal incelemede missed abortus grubunda daha düşük damar oluşumu ve trofoblast yapılanması izlendi. İmmunhistokimyasal incelemelerde missed abortus grubunda desidual vasküler hücrelerde VEGF, eNOS ve Flt-1 immunoreaktivitesi düşük saptanırken Flk-1 immunoreaktivitesi yüksek bulundu. İki grup arasında anlamlı (p<0.005) fark tespit edildi. HIF immunoreaktivitesi kontrol grubu sitotrofoblastlarında daha yüksek bulundu ve fark anlamlı (p<0.05) idi. Trombospondin-1 ve iNOS immunhistokimyasal incelemesinde desidual ve plasental vasküler hücrelerde missed abortus grubunda kontrol grubuna göre daha fazla boyanma izlendi ve fark anlamlı (p<0.005) bulundu.Sonuç: Missed abortus olgularında sağlıklı olan gebeliklere göre yetersiz vasküler gelişim söz konusudur. Anjiyogenik faktörlerin azalmış ekspresyonları, antianjiyogenik faktörlerin ise artmış ekspresyonları görülmektedir. Sağlıklı bir gebeliğin oluşumu ve devamı için yeterli anjiyogenez esastır. Proanjiyogenik ve anti-anjiyogenik faktörler arasındaki denge bozulduğunda ise anjiyogenez kontrol edilemez ve gebelik kayıplarına neden olabilir.

AbortusAnjiyogenezAnjiyogenez inhibitörleri+3
Murat Afşın Turhan
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Normal gebelik ve missed abortus şeklinde komplike olmuş gebeliklerde serum prokalsitonin, MPV (Mean platelet volum), fibrinojen düzeylerinin karşılaştırılması

Amaç: Missed abortus etyolojisinde trombotik ve enfeksiyon faktörleri aydınlatmak amacıyla normal gebeliklerle missed abortuslarda serum MPV(mean platelet volum), prokalsitonin, fibrinojen değerleri karşılaştırılacaktır.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Celal Bayar Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümüne başvuran, gebeliğin boşaltılması kararı verilmiş olan yada olmayan missed abortus tanılı 30 hasta ve yine kliniğimizde gebelik takibi yapılan 20. gebelik haftası altında, mevcut gebeliği komplike olmamış, kronik hastalığı olmayan 30 gebe alınmıştır. Missed abortus tanısı alan hastalara tanı anında, normal gebeliğe sahip hastalardan 20. gebelik haftası altında bir haftada kan örneği alınarak, serumlarında MPV (mean platelet volum), fibrinojen, prokalsitonin bakılmak üzere Hematoloji ve Klinik Biyokimya laboratuarlarına gönderildi. Her iki grup hastanın yaş, gravida, obstetrik öykü, özgeçmiş, soygeçmiş özellikleri kaydedildi. Sonuçlar her iki grupta SPSS-17 programında istatistiksel olarak karşılaştırıldı.Bulgular: Missed abortus grubundaki 30 olgunun ortalama yaşı 30 iken normal gebelik grubundaki 30 olgunun ortalama yaşı 27 dir. Çalışmaya kabul edilen 30 missed olgusundan 12 olgu, 30 kontrol grubundan 11 olgu nullipardır. Obstetrik özgeçmiş bakımından her iki grup arasında anlamlı fark yoktur. Missed ve kontrol grubu olgularının hiçbirinde akraba evliliği yada Rh uyuşmazlığı yoktur. Missed grubu hastaların ortalama gebelik haftası 10, kontrol grubunun ise 13. gebelik haftasıdır. Laboratuvar sonuçlarından prokalsitonin ortalama değerleri missed grubunda 0,035±0,016, kontrol grubunda 0,030±0,017, fibrinojen ortalama değerleri ise missed grubunda 399±104, kontrol grubunda ise 317±124 dür. Prokalsitonin ve fibrinojen değerleri missed grubunda yüksek olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. (sırasıyla p:0,110 ve p:0,090). Sonuçlardan MPV düzeyi missed grubunda ortalama 8,95±1,42,kontrol grubunda ise 7±1,95 idi ve missed grubunda trombotik faktör olarak değerlendirdiğimiz MPV değerinin missed grubunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğunu saptadık (p<0,00001).MPV ile birlikte değerlendirdiğimiz trombosit düzeylerinin ortalama değerleri missed grubunda 235±82, kontrol grubunda 197±50 idi ve missed grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğunu bulduk (p:0,005).Sonuç: Missed abortus olgularında sağlıklı olan gebeliklere göre MPV değerinin yüksek olması, missed abortus etyolojisinde trombotik süreci yansıttığı düşünülebilir. Protrombotik-trombotik faktör dengesi değiştiğinde yada enfeksiyöz bir durumda gebelik kayıpları yaşanabilir. Sağlıklı bir gebeliğin oluşumu ve devamı için trombotik, enfeksiyöz faktörlerden uzak bir maternal durum esastır.Anahtar Kelimeler: Missed abortus, MPV(mean platelet volum), prokalsitonin, fibrinojen

AbortusFibrinojenGebelik+2
Serçin Ordu
Manisa Celal Bayar University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tekrarlayan gebelik kaybı hastalarında serum 25-hı̇droksı̇ vı̇tamı̇n D ve 8-hı̇droksı̇-2-deoksı̇guanosı̇n sevı̇yelerı̇nı̇n araştırılması

Amaç: Bu çalışmamızın amacı tekrarlayan gebelik kaybı hastaların serumunda 25-hidroksi vitamin D ve 8-hidroksi-2-deoksiguanozin düzeylerine bakarak erken tanıdaki etkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada tekrarlayan gebelik kaybı hastalar ın serumundan 25-hidroksi vitamin D ve 8-hidroksi-2-deoksiguanozin düzeyleri karşılaştırıldı . Çalışmada Aralık 2018 ile Mayıs 2019 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran 30 TGK hastası ile herhangi bir medikal problemi ve gebelik kaybı olmayan 30 kadın araştııldı . İstatistiksel analizler Mann Whitney-U test, Shaphiro Wilk testi ve Kikare testi kullanılarak gerçekleştirildi . P değeri < 0.05 anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında tekrarlayan gebelik kaybı olan hasta gruptan alınan serumlarda bakılan 25-hidroksi vitamin D ve 8-hidroksi-2- deoksiguanozin düzeyleri anlamlı bulunmadı. Sonuç: Hastaların serumda bakılan 25-hidroksi vitamin D ve 8-hidroksi-2- deoksiguanozin düzeyleri ile tekrarlayan gebelik kaybı hastaların tanısında uygun yöntem olmadığı anlaşılmaktadır . Hastalarda D vitamini eksikliği ve yetersizliği çok yaygın görülmesinden dolayı anlamlı sonuç çıkmamıştır

8-hidroksi deoksiguanozinAbortusGebelik+2
Serhat Hasüs
Gaziantep University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tekrarlayan gebelik kayıplarında total antioksidan seviye, total oksidan seviye ve oksidatif stres arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi: Prospektif kontrollü klinik çalışma

Tekrarlayan düşük veya habituel abortus gebeliğin 20. haftasından önce meydana gelen 2 veya 3 ve üzerinde kayıp olmasıdır. Etiyolojisinde özellikle kromozomal anormallikler, uterin malformasyonlar ve antifosfolipid sendromu başı çekmekle beraber, hormonal bozukluklar, enfeksiyonlar, sistemik hastalıklar, çevresel ajanlar ve immün faktörler sayılabilir.Bu çalışmada sistemik hastalığı olmayan ve sigara içmeyen, 2 ve üzerinde düşüğü bulunan 30 gebe ve düşüğü bulunmayan 30 gebe olmak üzere toplam 60 gebe hasta alındı. Her iki grup Total Oksidan Seviye (TOS), Total Antioksidan Seviye (TAS) ve Oksidatif Stres indeksi (OSİ) açısından karşılaştırıldı. Her iki grupta yaş ve gebelik haf-tası yönünden homojendi.TAS, kontrol grubunda hasta grubuna göre yüksek seviyelerde çıkmıştır.TOS, OSİ kontrol grubunda hasta grubuna göre düşük çıkmıştır .Sonuç olarak TAS azalması, TOS ve OSİ artışı düşük sebebi olabilir fakat ileri ça-lışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler:Tekrarlayan gebelik kaybı, Total oksidan seviye, Total antiok-sidan seviye, Oksidatif stres indeksi

AbortusAntioksidanlarGebelik+3
Özgür Bilgin Yiyenoğlu
Gaziantep University
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Multiple abortuslu kadınlarda tromborisk paneli ile CVD panelinin karşılaştırılması

Trombofili, tekrarlayan gebelik kaybı etiyolojisinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu güne kadar yapılan çalışmalar, Factor V Leiden, Protrombin ve Metilen Tetra Hidrafolat Redüktaz ın tekrarlayan gebelik kayıplarında oynadığı rolü ortaya koymuştur.Bu çalışmamız, tekrarlayan gebelik kaybı etiyolojisinde, bu üç mutasyonun dışında trombofiliye sebep olan farklı mutasyon veya polimorfizmlerin de etkisi olabilir mi sorusundan hareketle planlandı. Bu çalışma ayrıca tekrarlayan gebelik kaybı olan kadınlarda farklı trombofili etkenlerinin görülme sıklığını ortaya koyması açısından da önemliydi.Çalışmamzda hasta grubu olarak 3 veya daha fazla gebelik kaybı olan, sitogenetik incelemelerinde herhangi bir sitogenetik değişikliğe rastlanmamış hastalar seçildi. Kontrol grubu olarak ise en az 3 tane sağlıklı doğumu olan ve hiç düşük hikayesi olmamış kadınlar seçildi.Hasta ve kontrol grubuna Vienne Lab'a ait CVD paneli, DNA izolasyonu sonrası Multiplex PCR ve daha sonra PCR ürününe Western blot tekniğine dayalı hibridizasyon yöntemi uygulandı. Böylelikle Faktör V G1691A (Leiden), Faktör V H1299R, Protrombin G20210A, Faktör XIII V34L, ß-Fibrinojen -455G>A, Metilen Tetra Hidrofolat Redüktaz C677T, Metilen Tetra Hidrafolat Redüktaz A1298C, Apo B R3500Q mutasyonları ile PAI-1 (4G/5G), HPA-1 (a/b), ACE (I/D), Apo E (E2, E3, E4) genotipi açısından normal ve mutant alleller inceledi.Eylül 2006-Haziran 2007 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Polikliniğine baş vuran tekrarlayan gebelik kaybı hikayesi olan 52 hastada ve kontrol grubuna ait 52 kadında yapılan bu testte şu sonuçlar elde edildi.İstatistiksel değerlendirme SPSS 12.0 paket programı ile yapıldı. İki örneklemedeki yaş değişkeni T-Testi ile değerlendirildi. Elde edilen değerler aritmetik ortalama (X) ve standart sapma (SD) olarak ifade edilmiştir. Her iki grup arasında ilişki bulunup bulunmadığı Ki-kare bağımsızlık testiyle ortaya koyuldu. Beklenen frekansların 5'den küçük olduğu durumlarda Fisher Kesin Ki-Kare testi uygulandı. p<0,05 değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bu sonuçlara göre Faktör V G1691A (Leiden), Metilen Tetra Hidrofolat Redüktaz C677T, Metilen Tetra Hidrafolat Redüktaz A1298C, ACE (I/D) tekrarlayan düşüklerle ilişkili bulunmuştur.Bu sonuçlar ışıgında, tekrarlayan gebelik kayıplarının sebeplerinin anlaşılmasında ve tedaviye yönelik girişimlerin daha da başarılı olabilmesi açısından tromborisk paneli dediğimz Faktör V Leiden, protrombin ve MTHFR nin yanı sıra diğer faktörlerinde incelenmesinin de anlamlı olacağı sonucuna varılmıştır. Ayrıca bu çalışmanın ileride daha büyük hasta gruplarında uygulanmasının diğer parametreler için de bağlantının anlaşılması açısından manidar olacağı açıktır.

Abortus
Uğur Şahin
Düzce University · Institute of Health Sciences
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci trimester maternal serum biyokimyasal belirteçlerin gebelik prognozu üzerine etkisi

Birinci trimester tarama testi gebelik boyunca Down sendromu görülme olasılığını tahmin etmede invaziv olmayan bir yöntemdir. Birinci trimester tarama testi 11-14.haftalar arasında yapılmakta olup serbest ß-hCG, PAPP-A ve NT değerlendirmesini kapsar. Yakın zamanda yapılan çalışmalar birinci trimester serum belirteçlerinin anormal değerlerinin gelişme bozuklukları, hipertansif bozukluklar, preterm doğum, gestasyonel diyabet, intrauterin ölüm ve spontan abortus ile ilişkili olabileceğini göstermiştir. Çalışmamızın amacı birinci trimesterde bakılan serum belirteçlerinden ß-hCG ve PAPP-A nın gebelik komplikasyonları ile ilişkisini araştırmaktır. Çalışma kliniğimizde 890 hasta üzerinde yapılmıştır. Sonuçlarımıza göre PAPP-A ve serbest ß-hCG değerlerinin bazı gebelik komplikasyonları ile ilişkisi olduğu gösterilmiştir. Özellikle düşük PAPP-A MoM değerlerinin intrauterin fetal kayıp 32 hafta öncesi doğum ve düşük doğum ağırlığı ile ilişkisi bulunmuştur. Sonuçlarımız literatürdeki çalışmalardan çoğu ile uyumlu çıkmıştır. Ancak serbest ß- hCG nin düşük değerleri sadece gestasyonel diyabet ile ilişkili bulunmuştur. Bu belirteçlerden herhangi birisinin yüksek değerleri ile gebelik komplikasyonları arasında anlamlı ilişki çıkmamıştır. Birinci trimester serum belirteçleri ve gebelik komplikasyonları arasındaki ilişki ile ilgili literatürde birçok çalışma mevcut olmasına rağmen bu belirteçler henüz bu komplikasyonlar için kesin tanı kriteri olarak kullanılmamamktadır. Ancak bu sonuçlarla anormal değerleri olan hastalara danışmanlık verilebilir ya da hastalar bu komplikasyonlar açısından daha yakın takip edilebilir. Bu belirteçler ile ilgili ya da gebelik prognozu açısından erken dönemde başka belirteçler ile ilgili yeni çalışmalar gerekmektedir.

AbortusDown sendromuErken doğum+6
Şule Yıldız
Gazi University
2013
10
Master'sOpen AccessTR

Koyunlarda meydana gelen nonenfeksiyöz abortların önlenmesinde bazı vitamin ve minerallerin etkilerinin araştırılması

Bu tezde, koyunlarda enfeksiyonlara bağlı olmayan abortlardan korunmak için uygulanan Cu, Co, Zn ve Se mineralleri ile A, D, E ve B vitaminlerinin koruyucu etkilerinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışma materyali, yaşları 3 ile 5 arasında değişen daha önce en az bir doğum yapmış 1600 baş gebe koyundan oluşturuldu. Koyunlar Hamdani ve Akkaraman ırkı iki sürüden seçildi. Her çalışma grubunda iki yüz (200)'er hayvan olacak şekilde, hayvanlar 4 gruba ayrıldı. Mineral ve vitamin preparatları koçların sürüden ayrıldığı gün başlangıç kabul edilerek uygulanmaya başlandı. Gebeliğin 70. gününde, 1. gruptaki hayvanlara B1, B2, B6 ve B12 vitaminleri, 2. gruptaki hayvanlara A, D ve E vitaminleri, 3. gruptaki hayvanlara Cu, Co, Zn ve Se mineralleri içeren preparatlar uygulandı. Her iki ırkta 4. grup koyunlar kontrol olarak belirlendi ve herhangi bir uygulama yapılmadı. Gebelik süresince koyunlar takip edildi. Abort yapan hayvanlar kayıt altına alındı. Her abort yapan hayvan için brucella analizi yapıldı ve abort gerçekleşen tüm hayvanlardan negatif sonuç alındı. Sürülerde doğumlar tamamlandıktan sonra, elde edilen veriler kaydedildi. B vitamini (B1, B2, B6 ve B12) uygulanan hayvanlarda 9 adet koyunda (Akkaraman, 200/4, Hamdani 200/5), A, D ve E vitamini uygulanan hayvanlarda 9 adet koyunda (Akkaraman, 200/5, Hamdani 200/4), mineral madde (Cu, Co ve Se) uygulanan hayvanlarda 10 adet koyunda (Akkaraman 200/4, Hamdani 200/6) yavru atma gözlenirken, bu sayı kontrol grubu hayvanlarda 18 adet (Akkaraman 200/9, Hamdani 200/9) olarak tespit edildi. İstatistiki değerlendirme sonucunda sürülerde ırk faktörü, kullanılan mineral madde ve vitaminlerin abort görülme oranı üzerinde gruplar arasında önemli bir etki oluşturmadığı, ancak kontrol grubu hayvanlar ile karşılaştırıldığında gebelik sırasında kullanılan mineral maddelerin ve vitaminlerin abortları önlemede önemli bir etkiye sahip olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Koyun, yavru atma, A, D, E ve B vitamini, Cu, Co, Se, Zn, Hamdani, Akkaraman

AbortusAbortus-veteriner hekimlikAkkaraman koyunları+7
Seyitcan Gürbüz
Fırat University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnfertilite nedeniyle tetkik edilen endometriozis, açıklanamayan infertilite veya tekrarlayan abortus olgularında çölyak hastalığı ve otoimmün tiroid hastalığı sıklığının araştırılması

Çölyak Hastalığı (ÇH), gluten içeren besinlere karşı ince barsak mukozasında oluşan yoğun inflamasyon sonrası gelişen bir malabsorbsiyon sendromudur. Malabsorsiyon yanında birçok organ sistemini ilgilendiren metabolik bir hastalıktır. Üreme çağındaki kadınlarda infertilite, erken gebelik haftalarında spontan abortus, preterm eylem, IUGG ve preeklampsi gelişimine neden olabilir. Otoimmün tiroidit de reprodüktif yaşamın pek çok fonksiyonunu etkilemeyen bir patolojidir. Ovulasyon, fertilizasyon ve implantasyon üzerine negatif etki edebilir. Abortus ve geç gebelik komplikasyonlarına yol açabilir. Tekrarlayan gebelik kaybı (TGK) olgularında ve idiopatik infertilitede tiroid fonksiyon testlerinin yanısıra tiroid antikorlarına da bakılması faydalı olabilir. Bu prospektif, randomize, kesitsel çalışma Fırat Üniversitesi Hastanesi Tüp Bebek Ünitesi?nde 11.04.2012 - 11.04.2013 tarihleri arasında takip edilen 126 infertil hasta ile yapıldı. Hastalar açıklanamayan infertilite (n= 42, grup 1), endometriozis (n=42, grup 2) ve TGK (n=42, grup 3) şeklinde 3 gruba ayrıldı. Bu 126 hastanın ortalamaları yaş ve VKİ? si sırasıyla 31 ± 5 yıl ve 25,5 ± 4,4 kg/m2 idi. Gastrointestinal semptomlar Roma III kriterleri açısından grup 2?de en yüksek iken, grup 3?te daha düşük ve en az grup 1?de idi. Katılımcıların ÇH pozitifliği otoantikor düzeyleri karşılaştırıldığında; grup 1 ve grup 3 arasındaki AGA IgG düzeyleri anlamlı farklılık gösterdi. Gruplar arasında tiroid fonksiyon testleri ve tiroid otoantikor düzeyleri karşılaştırıldığında sadece serbest T3 değerleri açısından grup 1 ve grup 2 arasında istatistiksel anlamlı fark izlendi. Sonuç olarak çalışmamızda, infertil popülasyonda ÇH prevalansını %2 (genel popülasyonda %1), TGK?da ise % 4,7 ile anlamlı yüksek tespit ettik. Anahtar Kelimeler: Çölyak hastalığı, infertilite, otoimmün tiroid hastalığı, endometriozis, tekrarlayan abortus

AbortusEndometriyozHashimoto hastalığı+2
Yaprak Kandemir Deniz
Fırat University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi süreç içinde günümüze kadar çocuk düşürtme ve düşürme suçları

5237 numaralı Kanununun İkinci Kitabının İkinci Kısmının Beşinci Bölümde Çocuk Düşürtme, Düşürme veya Kısırlaştırma başlığı altında, 99.Madde de "Çocuk Düşürtme", 100.Maddede "Çocuk Düşürme" ve 101.Maddesinde de "Kısırlaştırma" başlığı düzenlenmiştir. Kısırlaştırma suçu, tez konusu dışında olduğundan, incelemem altı fıkra halinde düzenlenmiş 99. maddede yer verilen "Çocuk Düşürtme" suçu ve gebe kadının çocuğunu düşürmesi suçu ile sınırlı olacaktır. 99.Maddenin birinci fıkrasında kadının rızası olmaksızın kadının çocuğunun düşürtülmesi, ikinci fıkrasında tıbben zaruret bulunmaması durumu, üçüncü fıkrada birincide yazılı suçun kadının beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğraması veya olan ölümüne neden olunması şeklindeki nitelikli halleri ve dördüncüde ise, ikincide yazılı suçun nitelikli halleri; kadının beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğraması veya olan ölümüne neden olunması şeklinde düzenlenmiş, ayrıca beşincide rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi on haftayı doldurmamış olan kadının çocuğunu yetkili olmayan bir kişi tarafından düşürtülmesi hüküm altına alınmıştır. Maddenin altıncı fıkrasında ise, yukarıda açıklanan çocuk düşürtme suçu dışında, kadının cinsel suça maruz kalması neticesinde gebe kalması ve süresi yirmi haftadan fazla olmamak ve kadının rızası olması koşuluyla gebeliğe son verilmesi hali, cezasızlık nedeni olarak gösterilmiştir. "Çocuk Düşürme" suçu ise Kanununun yüzüncü maddesinde tek fıkra halinde düzenlenmiş olup, hamileliği yasal süreden fazla olan kadının cenini istemli olarak kendi çabasıyla tahliye etmesi fiili, çocuk düşürme suçu olarak tanımlanmıştır. Yukarıda açıklanan çocuk düşürtme ve düşürme suçları yanında, bu suçlarla ilgili diğer düzenlemelere , 2827 Sayılı Nüfus Planlaması Kanununda yer verildiği görülmektedir. Yasada düzenlenmiş olan "Çocuk Düşürtme" ve "Çocuk Düşürme" suçlarındaki fiiller ile Nüfus Planlaması Hakkında Kanununda yer verilen fiiller; zaman zaman birbirleriyle örtüşmekte ve benzerlik göstermekle birlikte unsurları itibariyle farklı olan söz konusu suçlar, failler ve mağdurlar yönünden, uygulamada birbirine karıştırılan iki ayrı suç ve fiil olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bu bakımdan, Tez çalışmasında çocuk düşürtme ve düşürme suçlarının ön koşulu olan gebelik ile ilgili döllenme, zigot, cenin kavramları, Osmanlı İmparatorluğu Döneminde çocuk düşürtme ve düşürme kavramlarının tarihi gelişim süreci içinde ortaya çıkışı ve yasal temelleri anlatılmış, daha sonra ise çocuk düşürtme ve düşürme ile ilgili uluslararası ve ulusal düzenlemeler üzerinde durulmuş ve bu gelişmelerle birlikte her iki fiil ve bu suçların suç genel teorisi için kanuni unsurları ayrıntılı olarak incelenmiş ve öğretideki görüşler ve yargı kararları çerçevesinde karşılaştırılarak ve yorumlar yapılarak açıklanmış benzerlik ve farklılıklar ortaya konulmuş ve ilgili konularda yeni görüşler sunulmuştur.

AbortusKanunlar 5237 sayılıKürtaj+2
Başak Aygün
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dismorfik uterus nedeniyle histeroskopi yapılan hastaların gebelik sonuçlarının incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada dismorfik uterus nedeniyle histereskopik metroplasti yapılan hastaların reprodüktif sonuçlarının incelenmesi, tekrarlayan gebelik kaybı, primer infertilitenin ve uterus şeklinin bu sonuçlara etkisinin araştırılması amaçlandı. Materyal Metot: Bu retrospektif çalışmaya Ocak 2017 ile Mayıs 2022 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Jinekoloji kliniği elektronik kayıtları taranarak dışlama kriterlerine göre, hastalar dışlanarak 107 kişilik çalışma grubu hastaları ile başlandı. Veri toplama basamaklarında, 10 hasta çalışmadan dışlanarak, ESHRE/ESGE sınıflama sistemi ve CUME kriterleri kullanılarak toplamda 97 hasta belirlendi ve çalışmaya başlandı. Hastaların klinik özellikleri, HSG görüntüleri, medikal dosyalardan ve elektronik kayıtlardan retrospektif olarak incelenerek elde edildi. Tüm hastalar telefonla aranarak bilgiler doğrulandı ve eksik bilgilere ulaşıldı. Histereskopik metroplasti sonrası klinik gebelik, canlı doğum, devam eden gebelik, abort ve biyokimyasal gebelik öyküsü sorgulandı. Ayrıca tüm hastaların operasyon sonrası gebelik oluşma zamanları not edildi. Hastalar primer infertilite ve TGK olarak gruplandırılarak tüm parametreler her iki grup arasında karşılaştırıldı. Ayrıca dismorfik uterus T ve Y shaped olarak iki gruba ayrıldı aynı parametreler bu gruplar arasında da karşılaştırıldı. Sonuçlar: Çalışmamızın sonucunda klinik gebelik oranı %59.8, canlı doğum oranı %29.9, devam eden gebelik %15.5 ve gebelik başına canlı doğum oranı %50 olarak saptandı. Gebeliklerin %21.9'unda abort meydana geldi. Hastalar TGK ve primer infertilite yada T ve Y shaped olarak karşılaştırıldığında her iki grup arasında gebelik sonuçları açısından anlamlı bir fark görülmedi. Ancak TGK olan hasta grubunun, primer infertil hastalara göre daha erken klinik gebelik ve canlı doğuma ulaşan gebelik elde ettiği sonucuna varıldı.

AbortusAbortus-tekrarlayanGebelik+4
Dorşin Sancar Arslan
Dicle University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Trabzon'da iki farklı sosyoekonomik yerleşim yerinde 20 ? 44 yaş arası evli kadınların isteyerek düşük ve aile planlaması yöntemi kullanma durumları

Amaç: Aile planlamasının önemli hedeflerinden biri istenmeyen gebeliklerin önlenmesi olduğundan, isteyerek düşüklerin aile planlaması hizmetleri arasında ayrı bir önemi bulunmaktadır. Bu çalışma ile Trabzon'da kırsal ve kentsel olmak üzere iki farklı yerleşim yerinde yaşayan 20-44 yaş arası evli kadınların doğurganlık ve AP ile ilgili özellikleri ile son 5 yıl içinde meydana gelen isteyerek düşükleri, isteyerek düşük öncesi ve sonrası kullandıkları AP yöntemleri ile ilişkisini ve buna etki eden faktörleri tespit etmek amaçlanmıştır.Yöntem: Kesitsel tipteki araştırmada, kentsel bölge olarak İnönü Aile Sağlığı Merkezi ve kırsal bölge olarak Düzköy ilçesi Çal Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı, yaşları ile orantılı olarak seçilen ve araştırmaya katılmayı kabul eden 420 kadına (%93,3) ulaşılmıştır. Kadınlara literatür bilgilerine dayanarak araştırmacı tarafından hazırlanan anket uygulanmış, veriler yüzdelik dağılım, aritmetik ortalama, Logistic Regression, Mc Nemar, t-testi ve ki-kare testleri ile karşılaştırılmıştır.Bulgular: Araştırma bölgeleri arasında kadınların yaş dağılımı, eğitim düzeyleri, çalışma durumları, gelir düzeyleri, gebelik özellikleri yönünden anlamlı fark gösterdiği tespit edilmiştir (p<0,001). Bölgeler arasında yaşam boyu isteyerek düşük ortalaması (p=0,692) ve isteyerek düşük tekrarı yönünden istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken (p=0,559) kentsel bölgede isteyerek düşük varlığı anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,001). Kentsel bölgede yaşayan kadınların %40,3'ünün, kırsal bölgede yaşayan kadınların %32,5'inin son 5 yıl içinde meydana gelmiş istenmeyen ve planlanmamış gebeliği olmuş (p= 0,114) ve bu gebeliklerin kentsel bölgede %33,8, kırsal bölgede %6,1 isteyerek düşükle sonuçlanmıştır (p<0,001). Bölgeler arasında son 5 yıl içinde isteyerek düşüğü olmuş kadınların, eğitim düzeyleri, gelir düzeyleri, aile yapısı yönünden anlamlı farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir (p<0,05). Son 5 yıl içinde meydana gelen isteyerek düşük riskini; kentsel bölgede yaşamanın 10,53 kat (p=0,002), 3 ve üzeri yaşayan çocuğa sahip olmanın 3,63 kat (p=0,017) ve gebelik yaşının artmasının 3,04 kat (p=0,028) artırdığı, diğer faktörlerin isteyerek düşüğe bağımsız risk faktörü olarak etkisi olmadığı saptanmıştır. Kentsel bölgede yaşayan kadınlar arasında isteyerek düşük öncesi AP yöntemi kullanmama oranı %28 iken isteyerek düşük sonrası %12'ye düştüğü, kırsal bölgede yaşayan kadınlar arasında isteyerek düşük öncesi AP yöntemi kullanmama oranının %25'den %0'a düştüğü saptanmıştır.Sonuç: İsteyerek düşüğe başvurmuş kadınların çoğu bu gebelikleri öncesinde geleneksel bir yöntem olan koitus interuptus ile korunmakta veya hiçbir yöntem kullanmamaktadır. İsteyerek düşük sonrası dönemde de yöntem kullanma konusunda ki tercihleri yönünden fark olmamaktadır. Kadının statüsü yükseldikçe istemli düşüğü aile planlaması olarak görmekte ve daha fazla tercih etmektedir. İstemli düşük kadınlara aile planlaması konusunda ulaşılabilecek önemli bir durumken bu fırsatın yeterince değerlendirilmediği ve bu açıdan sağlık personelinin daha duyarlı olması gerektiği görülmektedir.Anahtar Kelimeler: İsteyerek düşük, aile planlaması yöntemleri

AbortusAile planlamasıKadınlar+2
Nurdan Geçer
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Bebek ölümü ve ölü doğumları etkileyen faktörlerin analizi: "İstanbul ili Beyoğlu ilçesi örneği"

Sağlık sektöründe elde edilen istatistiksel bilgiler ve bunlardan elde edilmiş olan nesnel göstergeler, toplumların sağlık seviyesinin tespiti, önceliklerin saptanması, sağlık hizmetlerinin planlanması, ortaya konan hizmet sunumunun başarılı olup olmadığının analizi ve kıyaslama yapılması için önem arz etmektedir. Bu doğrultuda ekseriyetle doğurganlık, mortalite ve morbitite verileri kullanılmaktadır. Bunlar arasında bulunan ve doğum anında ölü doğma veya ölme olasılığı diye ifade edilen bebek ölümleri, toplumların sağlık seviyesinin tespitinde kullanılan en önemli ölçütler arasında yer almaktadır. Bebek ölüm hızları, toplumların genel sağlık seviyelerinin yanı sıra, sosyal refah düzeyini ve kalkınma oranının mukayesesinde de ilk bakılacak olan göstergeler arasında yer almaktadır. Bu çalışma, bebek ölümleri ve ölü doğumları etkileyen nedenlerin incelenmesi ortaya konulması ve buna karşı alınması gereken tedbirlerin neler olabileceğinin belirlenmesi amacıyla yapılmış retrospektif bir araştırmadır. 2014 yılının tamamı ve 2015 yılının ilk altı ayına ait veriler esas alınarak yapılmıştır. Belirtilen tarihler arasında canlı doğup 0-11 ay arasında ölen 33 bebek ve ölü doğan 37 bebek çalışmaya alınmıştır. Çalışmanın sonunda annelerin doğum şekli (p=0,000) ve annelerin düşük öyküsü (p=0,003) bebek ölümü ve ölü doğumları anlamlı oranda arttırdığı saptanmıştır.

AbortusBebek ölümleriFetal ölüm+2
Emine Menteşe
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Abortus imminenslerde HCG , progesteron ve ADAM 12 nin abortusları öngörmedeki yeri ve kötü obstetrik sonuçlarla ilişkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı abortus imminensli olgularda maternal serum β-hCG, progesteron ve A Disintegrin ve Metalloprotease 12 (ADAM 12) düzeylerini araştırmak, bu belirteçlerin abortus imminensli olgularda gerçekleşebilecek abortusları belirlemede kullanılabilirliğini incelemek ve terme ulaşan gebeliklerde kötü obstetrik sonuçlar açısından bu üç maternal serum belirtecini değerlendirmektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Dokuz Eylül Üniversitesi Etik Kurul'undan onay alındıktan sonra Kasım 2012- Haziran 2013 tarihleri arasında prospektif olarak planlandı. 7.-14. haftalar arasında olan 100 abortus imminens ve 100 kontrol olmak üzere toplam 200 spontan tekil gebe çalışmamıza dahil edildi. Tüm gebelerden ilk başvuru esnasında serum β- hCG e progesteron düzeyleri gönderildi. Çalışmaya dahil edilen tüm gebelere 20. gebelik haftalarında telefon ile ulaşılarak gebelik devamı hakkında bilgi alındı. Daha sonra çalışmaya dahil edilen olgular terme kadar takip edildi. Preterm doğum (<37. hafta), erken membran rüptürü, small for gestational age (SGA), preeklampsi, gestasyonel diabetes mellitus, fetal ya da neonatal ölüm bilgileri telefon ile aranarak kaydedildi. Çalışma tamamlandığında kontrol grubunda bulunan olguların bir kısmı gebeliklerinin terme ulaşmaması nedeniyle kötü obstetrik sonuçlar açısından değerlendirme dışı bırakıldı. Bulgular: Abortus imminens grubunda 14 (%14), kontrol grubunda 4 (%4) gebede abortus oluştu (p>0,05). Abortus imminens grubunda maternal serum β-hCG ve progesteron düzeyleri kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak daha düşük saptandı (sırasıyla; p< 0.001 ve p=0.013). Yapılan ROC analizine göre, abortusları doğru olarak öngörebilmesinde β-hCG için eşik değerin ≤ 56.000 IU/L olması gerektiği, progesteron için ise eşik değerin ≤ 27.86 ng/ml olması gerektiği bulundu (sırasıyla p<0.001 ve p=0.002). Kontrol grubu ile abortus imminens grubu arasında ADAM 12 değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p=0.335). Tüm olgularda ve ayrıca sadece abortus imminens grubunda abortus yapanlarda ADAM 12 düzeyi abortus yapmayanlara göre anlamlı olarak daha düşük saptandı (sırasıyla; p=0.001 ve p=0.010). Tüm olgu grubu incelendiğinde preeklampsi ve SGA gelişenlerde ADAM 12 düzeyi preeklampsi ve SGA gelişmeyenlere göre anlamlı olarak daha düşük saptandı (sırasıyla; p<0.001 ve p= 0.041). Sonuç: Çalışmamız maternal serum β-hCG ve progesteron değerlerinin abortus imminens grubundan abortusları ayırt etmede kullanılabileceğini gösterdi (sırasıyla p<0.001 ve p=0.002). Maternal serum β-hCG'nin abortusları doğru olarak öngörmek için spesifisitenin %62, sensitivitesinin %60 olduğu, progesteron için ise spesifisitesinin %52, sensitivitesinin %65 olduğu belirlendi. Buna ek olarak vaginal kanaması olan 1. trimester gebelerde eğer ADAM 12 düzeyi düşükse spontan abortus riskinin arttığı ve gebeliğin devam etmesi durumunda da ADAM 12 düzeyi düşük olan olgularda preeklampsi ve SGA gelişme riskinin daha fazla olabileceği saptandı. Sonuç olarak bu hastaların yakın takip edilmesi obstetrik sonuçlar açısından önemli olabilir. Anahtar Sözcükler: Abortus İmminens, human koryonik gonadotropin, progesteron, A Disintegrin ve Metalloprotease 12

AbortusKoryonik gonadotropinlerMetalloproteinazlar+1
Mehtap Zeynep Kuşku
Dokuz Eylül University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

The role of hofbauer cells on vıllous vasculature ın early fetal losses

Spontan düşükler sonucu ortaya çıkan erken fetal kayıplar, gebeliğin en sık karşılaşılan komplikasyonudur. Spontan düşüklerin nedenleri arasında; anomalili zigot gelişimi, maternal sorunlar, kromozomal anomaliler, immünolojik hastalıklar ve sorunlu plasental damarlanma sayılabilir. Hofbauer hücreleri (HH) plasental makrofaj olarak da isimlendirilir ve birçok plasental olayda rolleri vardır. Bu retrospektif çalışmanın amacı, erken fetal kayıplarda HH'lerinin rolünü araştırmaktır.Missed abortus (MA, n=15), blighted ovum (BO, n=15) gruplarına ait gebelik materyalleri ile kontrol grubu olarak seçilen istenmeyen gebelik materyallerine (n=15) ait arşiv bloklarından elde edilen kesitler, HH'ini ve endotel hücrelerini göstermek için sırasıyla CD68 ve CD31 antikorları ile immünohistokimyasal olarak boyandı. Işık mikroskopik düzeyde HH sayımı yapıldı. Vaskülogenezi ölçmek için iki yöntem kullanıldı. Chalkey yöntemi ile mikrodamar dansitesi değerlendirildi ve ayrıca semikantitatif olarak mikrodamar skoru belirlendi.HH, BO ve MA olgularında kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha fazla bulundu (Sırasıyla, p = 0.005 ve p << 0.001). HH sayısı MA ve BO arasında anlamlı fark göstermedi (p= 0.04). Chalkey yöntemi ile değerlendirilen mikrodamar dansitesi açısından, kontrol grubu ile MA ve BO olguları arasında anlamlı fark bulunmadı (sırasıyla, p=0.29 ve p= 0.09). Mikrodamar skoru bakımından, MA olguları ile kontrol grubu ve BO olguları arasında istatistiksel olarak anlamlı artış bulundu (sırasıyla, p=0.003 ve p=0.003). Kontrol grubu ile BO olguları arasında mikrodamar skoru açısından anlamlı fark bulunmadı (p=0.54).Sonuç olarak, HH'nin erken fetal kayıplarda biyolojik anlamı olabileceğini ve MA olgularında plasental damar gelişimi ile ilişkili rol oynadığını düşünmekteyiz. Bu durumda da hipoksiye bağlı olarak HH sayıca artmış olabilir. BO olgularında HH'nde anlamlı artış görülmesi ise, bu hücrelerin hücresel transport, immünolojik ya da inflamatuar rolleri ile ilişkili olabilir.Anahtar sözcükler: anjiogenez, blighted ovum, Hofbauer hücresi, missed abortus, plasenta, vaskülogenez

AbortusAbortus-spontanAnjiyogenez inhibitörleri+7
Yeliz Arman Karakaya
Dokuz Eylül University
2011
00

Related subjects