13. century

65 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

XIII. yüzyıl Orta Asya Moğollarında sosyal ve kültürel yapı

Cengiz Han, üstün liderlik vasıfları sayesinde Moğolları tek bir bayrak altında toplamayı başarmıştır. Bu başarı, Moğolların, dünya tarihinde unutulmayacak bir imparatorluk kurmalarına ve özellikle Avrupa ve İslam coğrafyalarında derin bir iz bırakmalarına neden olmuştur. Dünyanın 1/3'ünü idaresi altına alan Moğolların tarihi, doğal olarak merak edilmiş, bu konuda birçok araştırma yapılmış ve günümüzde de bu araştırmalar devam etmektedir. Moğolların kendi içlerindeki savaşları bitirmeleriyle birlikte bozkırlarından çıkarak çevrelerindeki devletleri teker teker boyundurukları altına almaları XIII. yüzyıla rastlamaktadır. XIII. yüzyıl Orta Asya Moğollarının sosyal ve kültürel yapılarına bakıldığında ise homojen bir yapıdan ziyade heterojen bir yapı ortaya çıkmaktadır. Proto-Moğollardan başlayarak Türklerle yüzyıllardır birlikte yaşamaları, iki milletin birçok ortak noktasının oluşmasına zemin hazırlamış ve bunun sonucunda Türkleşmiş Moğollar ve Moğollaşmış Türkler ortaya çıkmıştır. XIII. yüzyılda Hristiyan, İslâm ve Çin kültürleriyle sürekli bir etkileşim söz konusudur. Bu etkileşim sosyal ve kültürel açıdan önemli bir değişimi de beraberinde getirmiştir. Özellikle proto-Moğollardan beri süregelen ve bunun bir yansıması olan Cengiz Yasaları'nda kendini gösteren sosyal ve kültürel yapılarındaki değişim açıkça gözlemlenmektedir. Bu değişimin en önemli sebebi ise Moğolların boyundurukları altına aldıkları halklara karşı uyguladıkları hoşgörü anlayışlarıdır. İlerleyen zaman içerisinde dörde bölünen Moğol İmparatorluğu'nda ortaya çıkan hanlıkların sosyal ve kültürel yapılarındaki değişiklikler, tebaalarındaki hâkim unsurun lehine olacak şekilde değişime uğramıştır. Bu değişim, Orta Asya'dan uzaklaştıkça daha belirgin bir hâl almıştır.

13. yüzyılCengiz HanKültür+6
Caner Balaban
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yunus Emre hakkında yazılmış kitaplarla ilgili açıklamalı bibliyografya denemesi (1928 - 2016)

"Yunus Emre Hakkında Yazılmış Kitaplarla İlgili Açıklamalı Bibliyografya Denemesi" başlıklı bu çalışmada Yunus Emre hakkında 1928 yılından günümüze kadar yazılan Türkçe kitap çalışmalarını inceledik. Kütüphanelerden elde edilen kaynaklar ve satın alınarak edinilen kitaplardan faydalanılarak çalışmamız gerçekleştirilmiştir. Çalışmamız 3 bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında bibliyografya ve eser hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölüm "Yunus Emre'nin Yaşadığı Devir ve Hayatı'' , İkinci bölüm "Yunus Emre'nin Edebi Kişiliği'' ve Üçüncü bölüm "Bibliyografya'' dır. Eser Sonuç kısmıyla son bulmuştur. Tezimiz Yunus Emre ile ilgili akademik araştırma yapmak isteyen araştırmacılar için bir başvuru eseri olma amacı taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Yunus Emre, Bibliyografya, 13. Yüzyıl, Açıklamalı Bibliyografya

13. yüzyılBibliyografyaEdebiyat+5
Engin Karakoç
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessAR

اٌّلا ػجذالله اٌج١زٛارٟ ٚوزبثٗ ٔبدٞ الإعلاَ فٝ ػٍُ اٌىلاَ

al-Bitevâtî is an Islamic scholar who lived in the thirteenth century AH. Like the Islamic scholars before him, he wrote a book called "Nadî al-Islam fîI'lm al-Kalam" in the field of faith. However, this work has not been edited as far as we know and there is no academic study on it. In this thesis, both the life and the work of al-Bitevatî are discussed. In addition, the content of the manuscript was evaluated by making an edited critique. While the critique of the editions of the manuscript was made, information about the hadiths, verses, sects and special names in the manuscript were given. Our thesis consists of an introduction three parts. In the first chapter, the life of the author is discussed. In the second part, the author's main views such as Accident and fate, husun and kubuh, prophethood and Risalet, Miracle and miracle, Angels and Jinn, Faith, events of the Hereafter and so on have been discussed and examined. The place of the author's views on these issues, including Asharism, of which he is a leading member, has been determined in Islamic thought. In the third part, two copies of the manuscript were compared and the editions were criticized. The non-critical editions of the work were also evaluated and their differences with the manuscripts were noted. The verse, hadith, place name, special names, denomination names and closed expressions found in the Manuscript are emphasized in the footnote. Key Words: Sects, al-Kalam, al-Bitevâtî, Nadî al-Islam fîI'lm al-Kalam.

Abdulkhaleq Ahmed Rahman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İlm-i Tıbb/Muhammed bin Hasan et-Tabîb: Dil incelemesi-metin-dizin-tıpkıbasım

Eski Anadolu Türkçesi dönemi, Anadolu ve Rumeli bölgesinde Oğuz-Türkmen lehçesi temelinde kurulup gelişmiş olan Türk yazı dilinin 13-15. yüzyılları kaplayan ilk dönemidir. Türk dilinin bu lehçesiyle, Anadolu sahasında 13. yüzyılın ikinci yarısından itibaren birçok eser telif edilmiştir. Telif edilen eserleri incelediğimizde dinî ve edebî metinlerin ağırlıklı olduğunu görüyoruz. Bunun yanında tıp ve eczacılık alanlarında, Eski Anadolu Türkçesiyle telif edilen eserler de azımsanamayacak sayıdadır. Bu dönemde tıp alanında ortaya koyulan eserlerin kaynak eser niteliğinde olup daha sonraki dönemlerde aynı alanda oluşturulan eserlere temel teşkil ettiğini söyleyebiliriz.Eski Anadolu Türkçesi metinleri arasında yer almamasına rağmen yer yer bu dönemde yazılmış olan tıp metinleri ile benzerlik gösteren eserler arasında İlm-i Tıbb adlı eseri de zikredebiliriz. Yaptığımız bu çalışmada, müellif nüshası olduğunu düşündüğümüz İlm-i Tıbb adlı eseri latinize ederek hem dil hususiyetleri yönünden hem de içerdiği kelime ve terimler yönünden inceledik. Özellikle içerdiği kelime ve terimlerin tıp ilmi açısından önem taşıdığını düşünerek bunların metin içerisinde taşıdığı anlamları vermeye çalıştık. Çalışmamızın tıp alanında yapılan çalışmalara bir nebze de olsa katkı sağlayacağını umuyoruz.Eserin müellifi kendisinin de eserinin giriş kısmında zikrettiği gibi Tabib Muhammed bin Hasan'dır. Eserde bahsedildiği üzere müellifin tıp ilmiyle meşgul olduğu; başta İbni Sînâ olmak üzere Mevlânâ Kutbü'l-Millet ve'd-Dîn eş-Şirâzî ve Alâüddin el-Karşî gibi döneminin tıp bilginlerinin şerh ve eserleriyle yakından ilgilendiği anlaşılmaktadır.Çalışmamız, sırasıyla dil incelemesi-metin-dizin-tıpkıbasım olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Metin bölümünde eserin tam transkripsiyonlu metni verilmiş; dil incelemesi bölümünde eserin dil hususiyetleri ayrıntılı olarak ele alınmış; dizin bölümünde ise eseri oluşturan kelimelerin eserde kullanıldığı yönüyle anlamları verilmiş, anlamı verilen kelimeler isim, fiil ve edat şeklinde sınıflandırılmış ve türleri kısaltmalarla belirtilmiştir. Tıpkıbasım kısmında ise eserin orijinal yazı şekliyle tıpkıbasımı sunulmuştur.Türk dilinin ses, şekil ve anlam bilgisi açısından zenginliklerinin ve içeriğinin tespit edilebilmesi için dilimizin farklı dönemlerinde verilmiş ve farklı alanlara mahsus eserlerin mukayeseli olarak ele alınması gerekmektedir. Çalışmamızın bizden önceki yapılan çalışmalara katkı sağlayacağını ve daha sonra bu alanda araştırma yapacak olanlara yol gösterip yardımcı olacağını umuyoruz.Bu Yüksek Lisans Tezi, Uşak Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi Tarafından Bilimsel Proje Olarak Desteklenmiştir.

13. yüzyılDilbilgisiDilbilim+4
Halil İbrahim Ertürk
Uşak University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

XVIII. yüzyıl nasihatnâmelerinden Levh-nâme ve Lutfiyye'nin karşılaştırılması

Klasik Türk edebiyatında mesnevî nazım şekli ile yazılmış birçok edebî eser bulunmaktadır. Bu çalışma, XVIII. yüzyılda yazılmış Müftî-zâde'ye ait Levh-nâme ile Sünbül-zâde Vehbî'ye ait Lutfiyye'nin karşılaştırılması üzerinedir. Levh-nâme ve Lutfiyye mesnevî nazım şekliyle yazılmış manzum nasihatnâmelerdir. Levh-nâme 779 beyit, Lutfiyye 1181 beyitten oluşur. İki eserin de amacı, anlaşılır bir dille muhataba doğruyu, iyiyi, güzeli, faydalı olanı göstermektir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümünde; Müftî-zâde ve Sünbül-zâde Vehbî'nin hayatı hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümünde eserlerin yazılış tarihi, yazılış sebebi, nüshası, vezin ve kafiyesi belirtilmiştir. Dil ve Üslûp Özelliklerinde, eserlerde kullanılan atasözleri ve deyimler, edebi sanatlar, ayet ve hadislere yer verilmiştir. Eserlerin Muhtevasında ise, dinî, tasavvufî, ahlâkî ve toplumsal konular olarak ayrıntılı incelenmiştir. Son aşamada da çalışmada yararlanılan kaynaklar sıralanmıştır.

13. yüzyıl18. yüzyılEski Türk edebiyatı+6
Atiye Sarıoğlu Çevik
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bahrî Memlûkler döneminde Şâfiî alimler

Bahrî Memlûkler hakimiyeti kurulmadan önce aynı bölge üzerinde hüküm süren devletlerden Zengîler ve Eyyûbîler âlimlere, ilme ve medreselere çok önem vermiştir. Bahrî Memlûkler de bu geleneği devam ettirip ilmi faaliyetlere kıymet vermiş ve birçok medrese inşa etmiştir. Bu dönemde özellikle sultanlar, emirler ve naibler olmak üzere ileri gelen devlet adamları medreselere ve âlimlere özen göstermişlerdir. Memlûkler; Zengî ve Eyyûbîler'den birçok müessese devralmışlardır. Bu müesseselerin başında medreseler gelmektedir. Medreselerde yoğun olarak fıkıh dersleri okutulmuştur. Âlimlerin çoğu bir alanda uzmanlığını göstermiş olsa da, diğer alanlara da hakimiyetleri vardır. Örneğin bir fâkih, fıkıhtaki uzmanlığının yanında hadis, tefsir kelam ve mantık gibi ilimlere de hakimdir. Bu dönemde Şâfiî ve Hanefî fıkhına dair öğretiler ön planda olmuştur. Diğer mezheplerin fıkhının okutulduğu medreseler ise çok azdır. Bahrî Memlûkler döneminde çok sayıda âlim yetişmiştir. Aynı zamanda bu dönemde pek çok kıymetli eser kaleme alınmıştır. Bugün farklı alanlarda sıkça başvurduğumuz ilmî eserlerin çoğu bu dönemde telif edilmiştir. Bu dönemde yetişen ulema ilim dünyasına büyük katkı sağlamıştır. Nitekim günümüzde söz konusu ulemanın eserleri ilmi çalışmaların yapıldığı yerlerde baş köşede yerlerini almaktadır.

13. yüzyıl
Rahmi Pekedis
Şırnak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

XIII. yüzyıl Bizans tarihyazımında Türk imajı

IV. yüzyıldan itibaren Bizans İmparatorluğu ile karşı karşıya gelen Türklerin Konstantinopolis merkezli Bizans tarihyazımında, tarihi süreçte meydana gelen değişimlere bağlı olarak Türk İmajının nasıl bir değişim süreci izlediği oldukça ilgi uyandıran bir problem olarak tarihçilerin ilgisini çekmektedir. XI. yüzyıla kadar, özellikle Balkanlar ve Karadeniz'in kuzeyinden Bizans İmparatorluğunu tehdit eden Türkler (İskitler-Kumanlar) Bizans tarihçileri tarafından Antikçağ geleneğinden gelen kavramla "Barbar" olarak nitelendirilmiştir. Bizans tarihyazımında XI-XII. yüzyıllarda meydana gelen Bizans-Selçuklu mücadelesi çerçevesinde ve genellikle çatışmacı ilişkilerin gölgesinde şekillenen Türk imajının, IV. Haçlı Seferi ile oluşan olağanüstü koşullar neticesinde XIII. yüzyılda farklı bir boyuta evirildiği dikkati çekmektedir. 1204 yılında meydana gelen bu olayla başkent Konstantinopolis'in Latin Haçlılar tarafından işgalinin ve yağmalanmasının ardından Bizans İmparatorluğu, başkentten kaçan hanedan ailelerinin kurduğu yeni siyasi yapılarla varlığını devam ettirmeye çalışmıştır. Dolayısıyla bu tarihten itibaren Bizans'ın Anadolu'daki Türklerle ilişkilerinde yeni bir dönem başlamıştır. XIII. yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye Selçuklularının Anadolu'da siyasi ve kültürel birliği sağlaması ve diğer halkları kontrolü altına alması, Türklerin Bizans kaynaklarında daha fazla yer almasına sebep olmuştur. İki güç arasında yaşanan siyasi gelişmeler/çatışmalar zaman zaman devam etse de Türklerin varlığının artık kabullenildiği, politik, ekonomik, kültürel ve akrabalık da dâhil çeşitli düzeylerde komşuluk ilişkilerinin tesis edildiği bir sürece girilmiştir. Bu gelişmeler Bizans tarihyazımına olumlu veya olumsuz bir şekilde yansımıştır. Buna bağlı olarak doğrudan ilişki içerisine girdikleri "ötekilerin" durumundan daha fazla bahsetmişlerdir. XIII. yüzyılda meydana gelen bu "Türk İmajı" değişimini dönemin belli başlı kaynakları olan Niketas Khoniates, Georgios Akropolites, Georgios Pakhymeres gibi tarihçilerin eserlerinde açık bir şekilde görmek mümkündür. Bu çalışma bahsedilen yüzyılda yazılan Bizans tarih eserlerinde Türk İmajının önceki yaklaşımlardan nasıl bir farklılık arz ettiğini, bunun muhtemel sebeplerini ve nasıl bir imaj oluştuğunu tartışmayı amaçlamaktadır.

13. yüzyılAnadolu SelçuklularıAnadolu tarihi+7
Canan Öztürk
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Taoist Keşiş Ch'ang Ch'un'un Seyahatnamesine Göre XIII. Yüzyılda Türkistan

1148 yılında Shantung eyaletinde doğan Ch'ang Ch'un, Çin'de yaşayan meşhur bir Taocu keşişti. İlmî faaliyetleri ve uhrevî yaşam tarzıyla muazzam bir şöhret elde etti. XIII. yüzyılın başlarında Moğollar Kuzey Çin'i fethettikten sonra Cengiz Han zikredilen meşhur keşişin şöhretini duydu ve otağına gelmesi için ona bir davette bulundu. Moğol hanı, Taoist keşişten ölümsüzlüğün sırrını öğrenmek istiyordu. Ch'ang Ch'un ise bu yolculuğa çıkmadan önce Cengiz Han'ı kendi dinine davet etme arzusundaydı. Ch'ang Ch'un ilerleyen yaşına rağmen Shantung'daki inzivagâhını terk edip Türkistan üzerinden Cengiz Han ile buluşacağı İran ve Afganistan'a doğru uzun ve meşakkatli bir yolculuğa çıkmaya mecbur kaldı. Seyahati 1221-1224 yılları arasında toplam üç yıl sürdü. Ch'ang Ch'un Çin'den Batı'ya on dokuz müridi ile birlikte seyahat etti. Bu seyahat üstadın müridi Li Chih-Ch'ang tarafından bütün ayrıntılarıyla kayıt altına alındı. Kafile Çin'den hareket ederek Beşbalık, Almalık, Talas, Taşkent, Semerkand, Keş ve Belh gibi Türk şehirlerini geçti akabinde Afganistan'a ulaştı. Ch'ang Ch'un seyahatnamesi Türkistan'da yaşayan Türk toplulukları ile Moğolların siyasî, içtimaî, askerî ve kültürel yapısının anlaşılması babında son derece mühim bir kaynaktır. Çin, Türkistan, Cengiz Han'ın fetihleri, Moğolların Budizm'e olan ilgileri, Eski Moğol dini, Taoizm ve Çin Simyası hakkında emsalsiz bilgiler ihtiva eden bu eser, Türk tarihi açısından fevkalade önemlidir. Özellikle Cengiz Han'ın Batı Seferi hakkında bilgi veren tek şark kaynağıdır. Hakkında uzun bir değerlendirme kaleme aldığımız bu ünik eser Türkçeye çevrilmiştir. Ayrıca seyahatnamede geçen pek çok tarihî olay, kavram ve toponim hakkında ayrıntılı izahlar sunulmuştur. 2019 yılı içerisinde kitap olarak basılması düşünülen bu çalışmanın Türk tarihçiliğine ciddi bir katkı sağlayacağı hususunda şüphemiz yoktur.

13. yüzyılCengiz HanChang Chun+6
Gülşah Hasgüçmen
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kitāb-ı Mevlūd-i Muṣṭafā (İnceleme-çevriyazı-dizin-tıpkıbasım)

Türk dili, sunduğu dil malzemeleri, duyguları ve düşünceleri anlatım imkânı bakımından dünyanın zengin dilleri arasında yer almaktadır. Orhun yazıtlarının yazılmasından bu yana bu zenginlik hemen hemen her dönem ve bölgede devam etmiş, Türk dili çok geniş bir sahada konuşulur ve yazılır bir hâle gelmiştir. Türk dilinin kendine yaşam alanı bulduğu bu sahalardan biri de Anadolu sahasıdır. Türklerin Anadolu'yu fethi ile Türk dili, Oğuz Türkçesi temelinde Anadolu sahasında gelişme imkânı bulmuştur. Oğuzlar, bu dille 13. yüzyıldan itibaren el yazması ve matbu birçok eser vermiştir. Günümüzde de verilen bu eserler üzerinde birçok çalışma ve inceleme yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir. Bu çalışmada da Kitāb-ı Mevlūd-i Muṣṭafā isimli mevlit metninin ses ve biçim bilgisi özellikleri üzerinde durulmuş ve böylece bu çalışmalara bir yenisi daha eklenmeye çalışılmıştır. Çalışmada 16. yüzyılın ilk çeyreğinde yazılan Kitāb-ı Mevlūd-i Muṣṭafā adlı eser üzerinde dil incelemesi yapılmıştır. Çalışma Giriş, İnceleme, Sonuç, Kaynakça, Çevriyazı, Dizin, Tıpkıbasım olmak üzere yedi bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde edebiyatımızdaki mevlit geleneği ile mevlidin önemi değerlendirilmiş, eserin fiziksel özellikleri tanıtılmış, çalışmanın amacı, önemi ve yönteminden bahsedilmiştir. Çalışmanın asıl bölümünü oluşturan İnceleme bölümünde metnin dil bilgisi özellikleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu bölüm İmlâ, Ses ve Biçim Özellikleri olmak üzere üç kısımdan oluşmaktadır. İmlâ özellikleri kısmında metin yazılış özellikleri bakımından değerlendirilmiştir. Ses özellikleri kısmında metinde belirlenen ses uyumları ve ses olayları art zamanlı ve eş zamanlı incelenmiştir. Biçim özellikleri kısmında metinde belirlenen yapım ekleri, çekim ekleri ve sözcük türleri işlevleri bakımından değerlendirilmiştir. Çevriyazı bölümünde eser, transkripsiyon harfleri kullanılarak yeniden yazılmıştır. Dizin bölümünde eserin gramatikal dizini yapılmış, sözcüklerin karşılıkları verilmeye çalışılmıştır. Tıpkıbasım bölümünde eserin tıpkıbasımı verilmiştir. Sonuç bölümünde elde edilen sonuçlar açıklanmış; çalışmada yararlanılan bütün kaynaklar, Kaynakça bölümünde belirtilmiştir.

13. yüzyılDil bilgisiDil bilim+4
Adem Çakmak
Osmaniye Korkut Ata University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Sa'îd el-Maġribî'nin Kitâbu'l-Coġrâfyâ adlı eserinin notlarla Türkçe çevirisi

Bu çalışma, Ortaçağ İslam coğrafya yazıcılığının Endülüs ekolü temsilcilerinden XIII. yüzyılda yaşamış olan İbn Sa'îd el-Maġribî'nin Bestu'l-Arż fî't-Ṭûl ve'l-'Arż adlı eserinin değerlendirmeler ve dipnotlar ile zenginleştirilmiş Arapça'dan Türkçeye çevirisidir. İsmail el-Arabî tarafından Kitâbu'l-Coġrâfiyâ adı altında 1970 yılında Beyrut'ta basılan neşri temel alınarak yapılan bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Eserin içeriğine bakıldığında, genel olarak bu eserin Endülüs ekolünün özelliği olan birbirine paralel yedi iklim düzeneğine dayanarak o dönemde yeryüzünde bilinen karaların (mamur, oikoumene) hepsini anlattığı görülmektedir. Ancak müellif, ekvatordan başlamak üzere kuzeye doğru birbirine paralel sıralanmış yedi iklime "ekvatordan güneye karalar" ve "iklimlerin sonundaki karalar" olmak üzere, iki kısım daha ekleyerek, Dünya'yı dokuz kısım içerisinde ele almaktadır. Her kısım on bölge içermekte olup, her iklimin bölgeleri batıdan doğuya doğru sıralanmaktadır. Eser "ekvatordan güneye karalar" kısmında, Kanarya Adalarının temel alındığı ekvatorun altında kalan Afrika ile başlamaktadır. Ekvatorun güneyinde 16˚ enlem aralığında ele alınmış olan bu kısımda Afrika'nın ucu doğuya doğru kıvrılmakta, üç yönü kara olan Hint Denizi ise doğu yönünde okyanus ile karşılaşmaktadır. Bundan sonra ekvatordan başlayarak kuzeye doğru giden ilk dört iklim, Afrika'da dördüncü iklimde 35˚ enleme varmaktadır. Bu ilk kısmın en doğusunda bulunan Sınf (Vietnam) ve Çin vardır. Bundan sonra da her bir iklimdeki yerler kademeler ile kuzeye doğru gitmektedir. Dördüncü iklimde, karşımıza Türkiye sınırları içinde kalan birkaç yer çıkmaktadır. Müellif, beşinci ve altıncı iklimlere Endülüs ile başlamakta, Türkiye sınırları içinde kalan bilgilerin en çoğunu bu iki iklimde vermektedir. Beşinci iklimden itibaren Yacuc ve Macuc adı karşımıza çıkmaktadır. Altıncı iklimin sonlarında, Yacuc ve Macuc seddi ve el-Bab vardır. Yedinci iklime Galiçya'dan başlayarak, İtalya'nın kuzeyinden geçip Tuna civarındaki Türklerden söz etmektedir. Burada, Türkiye'de Karadeniz Bölgesi'ne geniş yer ayırdığını görmekteyiz. Doğu'da Moğollar ve Türk boylarına ilişkin bilgiler verdikten sonra Yacuc ve Macuc ile bitmektedir. "İklimlerin gerisindeki karalar" kısmına; Britanya, İngiltere, İrlanda ve Fransa ile başlamakta, Karadeniz'i ve Sinop limanını bu kısma koymaktadır. En son bölümlerde Berke ve Hülegü arasındaki savaştan ve Kumanlar, Peçenekler ve Kıpçaklardan söz etmektedir. Dört bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde, İbn Sa'îd'in hayatı ve eserleri tanıtılmaktadır. Müellifin nasıl yetiştiği, eğitimi, hayata bakışı, gezileri ve eserlerinin anlatıldığı bu bölümdeki bilgilerin çoğunluğu, bu eserin Arapça neşrini yapan el-Arabî'nin geniş yer ayırdığı "giriş" bölümünden sağlanmıştır. İkinci bölümünde eserin niteliği üzerine bir değerlendirme yapılmıştır. Burada, eserin kendisi ve elyazmaları tanıtılmakta, müellifin yöntemi anlatılmaktadır. Diğer coğrafyacılar ile karşılaştırmalar, müellifin kullandığı kaynaklar ve gezdiği yerler üzerinden değerlendirmeler bulunmaktadır. Üçüncü bölümde, çeviri metinde geniş yer alan Anadolu ile ilgili kısımları, ayrı bir başlık altında, günümüz Türkiye sınırları içindeki coğrafi bölgeler üzerinden anlatılarak her bir bölgede verilen bilgiler değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede, ilgili eserin Anadolu hakkında verdiği özgün bilgilerin ayrı bir değerlendirmesi ile esere özgünlük katılması amaçlanmıştır. Dördüncü bölüm ise bu çalışmanın ana konusu olan Bastu'l-Arż fî'l-Ṭûl ve'l-'Arż'ın Türkçe çevirisinden oluşmaktadır. Çok sayıda yer adı geçen bu bölümde elden geldiğince açıklamalar yapılırken, bu eseri neşreden İsmail el-Arabî'nin notlarından da yettiğince yararlanılmıştır.

13. yüzyılCoğrafyaCoğrafya tarihi+5
Gülay Erkal
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İlhanlı hükümdarı abaka han ve etrafındaki dünya (1265-1282)

XIII. yüzyılın ortalarında İran ve çevresinde hâkimiyet kuran İlhanlı Devleti, kısa zamanda Yakın Doğu genelinde büyük çaplı değişiklikler meydana getiren mühim bir siyasî güç hâline gelmiştir. Devletin kurucusu Hülâgû Han'ın oğlu ve vârisi Abaka Han'ın hâkimiyet devri, sadece İlhanlılar açısından değil, çevredeki coğrafî sahalar ve hâkim güçler açısından da kilit bir tarihsel süreci ifade etmektedir. Bu tez çalışmasının konusu, İlhanlı Devleti'nin ikinci hükümdarı Abaka Han'ın tarihsel şahsiyeti temelinde, onun 1265-1282 yıllarını kapsayan saltanat devrinde, devletin dâhili ve hârici meseleleri ve etrafındaki yakın ve uzak dünyayla siyasî, diplomatik ve sosyo-kültürel münasebetleridir. Bu kapsamda evvelâ Abaka Han'ın şehzadelik dönemi çerçevesinde onun doğumu, çocukluğu ve eğitimi, gençliği ve veliahtlığı ile tahta çıkış süreci işlenmiştir. Ardından onun hükümdarlık devrine geçilerek İlhanlı Devleti'nin Abaka Han'ın hâkimiyet yıllarındaki siyasî tarihine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, Abaka Han döneminde İlhanlı Devleti'nin idarî yapısı, tâbi devletler ve mahallî hâkimiyetlerle münasebetleri ile onun haricî siyaseti ele alınmıştır. Nihayet, Abaka Han'ın vefatı, şahsiyeti ve ailesi, ayrıca dinî ve ilmî yönü dolayısıyla bu dönemde yaşayan din ve ilim adamları mevzubahis edilmiştir. Temel mânâda biyografik ve monografik bir araştırma olma vasfındaki bu tez çalışması, İlhanlı hükümdarı Abaka Han'a farklı bir zaviyeden bakmak maksadıyla kaleme alınmıştır.

13. yüzyılAbaka HanMoğollar+5
Yusuf Ziya Karaaslan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Memlük-Haçlı ilişkileri (1250-1291)

Asker olarak yetiştirilmek üzere Mısır topraklarına getirilen Memlükler, kabiliyet, liyakat, disiplin, cesaret ve savaşçılık gibi üstün vasıflarıyla ön plana çıkmıştır. Tıbak denilen özel okullarda eğitim gören Memlükler, ilk önce hakim askeri sınıf, daha sonra ise yönetici elit kesimi oluşturmuştur. Memlükler, Haçlı şövalyelerini Mansûra'da bozguna uğratarak Eyyûbî Devleti'nin de otorite boşluğunu değerlendirip kendi isimleriyle adlandırılan Memlük Devleti'ni Mısır'da 648/1250 yılında kurmuşlardır. Müslümanların sıkıntılı bir dönem geçirdiği bir zaman diliminde kurulan Memlük Devleti, Moğol ve Haçlılarla yapmış olduğu mücadeleyle Müslümanların hamiliğini üstlenmiş ve İslam tarihinde önemli bir yere sahip olmuştur. Şecerüddür ve Aybek dönemi devletin kuruluş yılları olduğu için Haçlılarla mücadele edilmemiştir. Sultan Kutuz, 657/1258 yılında Bağdat'ı yerle bir eden, Abbasi halifeliğini ortadan kaldıran, Müslümanlar için büyük bir felaketin habercisi olan Moğolları, 1260 yılında tarihte ilk kez Aynicâlût savaşında yenerek Müslümanları büyük bir felaketten kurtarmıştır. Sultan Baybars, yeni kurulan Memlük Devleti'ni kısa zamanda teşkilatlandırarak, disiplinli bir ordu kurup Moğolların Müslümanlar üzerindeki baskısını kaldırmıştır. Haçlılarla mücadeleye Kaysâriyye'yi alarak başlayan Baybars, Haçlıların en önemli şehri olan Antakya'yı ele geçirmiştir. Daha sonra sahildeki ve diğer kalelerini almıştır. Antakya alındıktan sonra Suriye topraklarındaki Haçlılar giderek zayıflamıştır. Baybars, yaptıkları suikast ve cinayetlerle devlet adamlarına ve toplumun her kesimine korku salan İsmailiyye'leri (Haşhaşi) de ortadan kaldırarak topluma rahat bir nefes aldırmıştır. Ayrıca Moğol ve Haçlılara her türlü desteği sağlayan, Anadolu-Mısır ticaretine engel olan Ermenilere de büyük bir darbe vurarak Memlük Devleti'ni ekonomik yönden rahatlatmıştır. Sultan Kalavun, Memlük tahtına geçtikten sonra siyasi iç karışıklıklarla mücadele etmiştir. Kalavun, siyasi birliği sağladıktan sonra Müslümanlar için bir tehdit olan Moğolları, Humus savaşında yenmiştir. Daha sonra ise Suriye sahil bölgesindeki Haçlılarla mücadele ederek onlara ait stratejik öneme sahip Markab, Merrakiye, Lazkiye ve Trablus gibi önemli şehirleri ele geçirmiştir. Ermenistan üzerine yaptığı seferle de Müslüman tüccarların güvenliğini sağlamıştır. Sultan Kalavun, Akkâ kuşatması için hazırlık yaparken vefat etmiştir. Eşref Halil, Memlük tahtına geçince babası Kalavun'a söz verdiği Akkâ kuşatması için gerekli olan hazırlıkları yapmıştır. Daha sonra bütün Müslümanların desteğiyle Akkâ kuşatılmış ve diğer Haçlı kalelerini alarak Haçlıları Suriye topraklarından tamamen çıkarmıştır. Yine Memlük Devleti için tehlike arz eden, Moğol ve Haçlılarla iş birliği yapıp Müslüman tüccarlara saldıran Ermeniler üzerine de sefer düzenleyerek Ermeni tehlikesini ortadan kaldırmıştır. Anahtar Kavramlar: Memlük, Haçlı, Baybars, Kalavun, Eşref Halil.

13. yüzyılHaçlı seferleriHaçlılar+5
Musa Demir
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

13. ve 15. yüzyıllarda Osmanlı devlet yönetiminin toprak yönetimine etkileri

Dünyanın en köklü ve en işler yönetim mekanizmasına sahip olan Osmanlılar için toprağin dağıtımı, işletilmesi ve kullanımı çok önemli bir husustur. Hatta denilebilir ki Osmanlı devletinin yönetim sistemi toprak yönetimiyle doğrudan bağlantılıdır. Bir Ortaçağ devleti olarak Osmanlı İmparatorluğu kuruluş ve yükseliş dönemlerinde toprak sistemine büyük bir önem vermiştir. İşte bu çalışma 13.-15. Yüzyıllarda Osmanlı yönetim sisteminin esasını oluşturan toprak yönetiminin temel esaslarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı İmparatorluğu, Toprak Sistemi, Miri Arazi, Tımar

13. yüzyıl15. yüzyılDevlet idaresi+6
Gülşah İlknur Gündüz
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Memlûk-Altın Orda diplomasisi ve Karadeniz köle ticareti (1260-1354)

Karadeniz'in kuzeyi olarak da nitelendirilen Deşt-i Kıpçak, IX. yüzyıldan itibaren İslâm dünyasının köle temin ettiği bir bölgedir. Abbâsîler tarafından gerçekleştirilmiş olan köle temini ve sistemi Fâtımîler, Türkiye Selçukluları ve Eyyûbîler dönemlerinde de devam ettirilmiş, bölge önemini korumuştur. XIII. yüzyılın ortalarından itibaren Deşt-i Kıpçak'tan getirilmiş olan memlûklerin Mısır'da yönetimi ele geçirerek Eyyûbîler'e son vermesinin ardından köle ticaretinde büyük bir değişim yaşanmıştır. Aynı dönemde Moğol istilalarının Anadolu, İran ve Deşt-i Kıpçak bölgesine dayanması, Altın Orda ve İlhanlı adlarıyla iki ayrı devlet kurulması Karadeniz ve Mısır arasında gerçekleşen köle ticaretini etkilemiştir. Devletler arası siyasi, askeri ve ticari mücadeleler neticesinde ticaret güzergâhlarında değişmeler meydana gelmiştir. XIV. yüzyılda Anadolu'da Türkmen beyliklerinin egemenliklerinin artması, Memlûkler ile iletişimde olmaları gibi etmenler Karadeniz köle ticaretini ve Mısır'a köle temininde yeni değişimler meydana getirmiştir. Bu çalışmada Eyyûbîlerin ardından Mısır merkezli kurulan Memlûkler ile Altın Orda arasındaki münasebetlerin köle ticaretine olan etkilerine, iki devlet arasındaki ilişkilerin bölge devletlerine tesirine değinilecektir. Ayrıca Karadeniz ile Mısır arasındaki ticaret güzergâhları üzerinden kara ve deniz yollarında gerçekleşen ticaretin bir devlet politikası haline getiriliş süreci işlenecektir. Dahası bu çalışma ile kölelerin fiyatları, köle temin etme yöntemleri, köle tüccarları ve köle satışı sırasında tüccarların uyguladıkları uygulamalardan da bahsedilecektir.

13. yüzyıl14. yüzyıl
Batuhan Taşkın
Fatih Sultan Mehmet Foundation University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

13. yy'a ait geç dönem Bizans kafataslarının 3 boyutlu yöntem ile restorasyonu ve dijital prototiplendirmesi

3 boyutlu modelleme ve yazıcıların sağlık alanında kullanımı gün geçtikçe artmaya ve geliştirilmeye devam etmektedir. 3 boyutlu modellemenin kullanım alanlarından biri de osteolojik materyal ve veriler üzerindedir. Anatomi, antropoloji, adli bilimler ve arkeoloji bilimleri açısından eski kemik kalıntılarının arşivlenmesi ve korunması, osteolojik materyaller üzerinde yapılacak çalışmalar için en önemli gerekliliklerden biridir. Eski ve yıllanmış kemik yapılar yıllar içerisinde deforme olmakta ve saklanmalarında zorluklar yaşanabilmektedir. Tez çalışmasında, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Osteoloji Koleksiyonu'nda yer alan 33 adet nispeten deforme olmuş ve 13. yy'a ait geç dönem Bizans kafatasları kullanılmıştır. Kafatasları kodlanıp, 3 boyutlu Hscan Prince Lazer tarayıcıyla modelleme yapılarak STL 3 boyutlu dosya formatında dijital arşiv olarak saklanmıştır. Deformiteler mümkün olduğunca restore edilip, eksik kemik yapılarının, mandibula hariç, yeniden modele eklenmesi gerçekleştirilmiştir. Deformitelerin restorasyonunda "Simetriye Dayalı Yeniden Yapılandırma" ve "Geometriye Dayalı Yeniden Yapılandırma" yöntemi kullanılarak, dijital restore edilmiş prototipler elde edilmiştir. Çalışmada ayrıca 3 boyutlu modellerden antropometrik noktalar arasındaki dijital ölçümler ile gerçek kemikler üzerindeki ölçümler karşılaştırılmıştır. Karşılaştırmalarda SPSS istatistik yazılımı kullanılmıştır. Prototiplendirilmiş kafataslarının plastik örneklendirilmesinde Zaxe X1 yazıcı ve PLA türü plastik materyal kullanılmıştır. 3 boyutlu tarama ile elde edilen eski kafatası materyallerini, dijital ortamda ve basılı olarak prototiplendirip, arşivlendirip, gerçek kemiklere yakın morfometrik veriler alıp daha kalıcı, tekrar kullanılabilir, daha hassas materyal olarak araştırma ve eğitim amacıyla kullanmayı hedeflemekteyiz. Çalışmada aynı zamanda restore edilerek prototiplendirilmiş tarihi kafataslarından 3 boyutlu yazıcı ile çıktı alınması ve birer sert plastik örneklerinin de arşive ve eğitime kazandırılması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Kafatası, 3 boyutlu modelleme, restorasyon, morfometri.

13. yüzyılAnatomiBizans Dönemi+6
Hüseyin Uzabacı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Fethinden Moğol istilasına kadar Orta Sirderya havzası ve İslam tarihindeki yeri

Orta Sirderya havzası günümüzde Kazakistan'ın güneyinde yer alan bir bölgedir. Bölge aynı zamanda Türklerin anayurdu olma özelliğine de sahiptir. Tarih boyunca Orta Sirderya havzası kuzeydeki göçebe Türkler ile Mâverâünnehir'deki yerleşik hayat yaşayan halklar arasında dinî ve kültürel bakımdan bir köprü rolü üstlenmiştir. M.Ö. binli yıllardan beri Sakalar tarafından idare edilen bölgenin demografik yapısı milliyet bakımından Mâverâünnehir'e göre daha homojen olmuştur. Zira M.S. V. asırlarda Soğdların Orta Sirderya havzası ile Yedisu'da şehirler inşa edip mıntıkaya yerleşmelerine rağmen, bölge halkının çoğunluğunu genellikle Türk kökenli kabileler oluşturmuştur. M.S. VIII. yüzyıla kadar bölgede hâkim olan Şamanizm, Budizm, Maniheizm, Nestûrîlik gibi din ve inanç akımları İslam'ın aynı asrın ilk çeyreğinde bölgede yayılmaya başlamasıyla birlikte ortadan kaybolmuştur. Sâmânîlerin Orta Asya'da hâkim olduğu IX. yüzyılın sonralarında ise İslam dini artık Orta Sirderya havzasının şehirlerinde büyük oranda kabul görmüştü. Göçebe Türklerin İslamlaşma süreci ise özellikle Karahanlılar döneminde bölgede ortaya çıkan Yeseviye tarikatından sonra hız kazanmıştır. XII. yüzyılın birinci yarısında bölge beş asırdan beri devam eden Müslümanların hâkimiyetinden çıkıp gayri müslim olan Karahıtayların eline geçmiştir. Bununla birlikte dine höşgörülü davranan Karahıtaylar yönetimi altında Müslümanlar vergilerini ödemek suretiyle İslamî hayatlarını serbestçe yaşamışlardır. XII. yüzyılın son ve XIII. yüzyılın ilk çeyreklerinde ise Orta Sirderya havzası güçlenen Harezmşah Devleti'nin hâkimiyeti altına girerek tekrar Müslüman yönetimine dönmüştür. Fakat yaklaşan Moğol tehlikesi sebebiyle bu durum uzun sürmemiştir.

12. yüzyıl13. yüzyılEmeviler+6
Burkhanadin Abdilkhakim
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kral John dönemi İngiltere'de feodalite ve Magna Carta'ya giden yol (1199- 1216)

Bu tez, XII. yüzyılın sonlarında siyasî faaliyetlerini görmeye başladığımız ve XIII. yüzyılda İngiltere Kralı olan John'un Fransa kralı Philip ile feodal hukuktan kaynaklı çatışmalarını, döneminde feodalite olgusunu, Papa ve baronlar ile olan münasebetlerini ve böylelikle Magna Carta'ya giden süreci incelemektedir. Bu çalışmada Kral John'un kendisine intikal eden kıtasal haklarını koruyamaması ve feodal unsurlarla giriştiği güç mücadelesi tartışılacaktır. Çalışmanın temel tezine göre John, babası II. Henry Plantaganet'ten devraldığı mirası feodal unsurları baskılamak için kullanmış ancak başarılı olamamıştır. Çalışma pek çok ana kaynak ve telif eserin yanı sıra arşiv belgeleri, biyografiler, mektuplar vd. gibi birçok kaynağa dayanmaktadır. Kral John dönemi İngiltere'de feodalite olgusunu ve Magna Carta'ya giden süreci tahlil eden çalışma olarak literatüre katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Birinci bölümde Kral John'un (1166- 1216) hayatı ve siyasî faaliyetleri II. Henry'nin (1155- 1189) saltanatından başlanarak etraflıca tahlil edildi. Çalışmanın ikinci bölümünde İngiliz fodalitesinin John dönemindeki toplumsal yapısı ekonomik unsurlar ön plana çıkarılarak incelendi. Üçüncü bölümde ise Magna Carta'ya giden sürece etki eden Bauvines Savaşı ve Magna Carta'nın ilanı akabinde baronların isyanı analiz edildi. Araştırma neticesinde Magna Carta'nın kesin olarak feodal unsurların etkisiyle yürürlüğe girdiği ve Kral John'un Angevin mirasını sekteye uğrattığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmamız göstermektedir ki; John kendisine intikal eden mirası elde tutması bir yana yönetimini dahi sağlayamamış Magna Carta'ya giden süreçte baronlarına diz çökmüştür.

13. yüzyılBiyografiFeodal yapı+4
Fuat Ceylanbaş
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kubilay Döneminde Yuan Hanedanı-Japon ilişkileri

XIII. yüzyıla damgalarını vuran Moğollar, Cengiz Han ile başlayan yayılma faaliyetlerine Cengiz sonrasında da devam ettirmiş, sınırları Uzakdoğu'ya kadar ulaşmıştır. Böylece Kubilay döneminde gerçekleşecek Uzakdoğu seferlerinin tarihi zemini oluşmuştur. Kubilay Han Güney Çin'i ele geçirme planının bir parçası olan Japonya'nın tabi olmasını istemiş, isteği gerçekleşmeyince Japonya'yı işgal etmek isteyen ilk Asyalı lider olmuştur. 1274 ve 1281 yıllarındaki başarısız iki istila girişimiyle Moğol ilerleyişi durmuş, büyük bir coğrafyaya hâkim olan milletin doğu sınırı belirlenmiştir.Çalışmamız Çin'i birleştirip tek bir yönetim altına alan Kubilay Han'ın faaliyetlerini, Çin'in yönetim geleneğine uymak için isim değiştirerek oluşturduğu Yuan Hanedanının kara bağlantısı olmayan komşusu Japonya ile olan ilişkilerini ihtiva etmektedir. Bu sayede Moğol ilerleyişini durduran ve doğu sınırını belirleyen iki istila girişiminin kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesine imkân sağlamaya çalışılmıştır. Tarihe yön veren Moğolların henüz tarih sahnesinde yeni kendini gösteren Japonlar karşısında uğradığı yenilgi ve yapılan deniz seferlerinin iki millet üzerindeki etkileri önemlidir.Anahtar Kelimeler: Kubilay Han, Yuan hanedanı, Japonya

13. yüzyılJaponyaKubilay Dönemi+5
Huriye Şen
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

1234 yılı Anonim Süryani Vekâyinamesi'nin tercüme, tahlil, tenkid ve sunumu (7-13. yüzyıllar/İslâm sonrası döneme ait kayıtlar)

Kimliği bilinmeyen bir yazar tarafından 13. Yüzyılda yazılan 1234 Anonim Süryani Kroniği, Süryani tarih yazım geleneğinin en önemli örneklerinden biridir. Pek çoklarının yapmış olduğu gibi eserini Yaratılış'tan başlatan yazar, M.1234 yılına kadar gerçekleşen siyasi olayların kaydını tutmuştur. Tez çalışmasında ele alınan bölüm İslâm Peygamberi'nin ortaya çıkışı ile başlamakta ve sırasıyla Dört Halife Devri, Emevî ve Abbâsî devletlerinin tarihsel süreci üzerine bilgiler vermektedir. Ardından kronolojiye uygun olarak Türkler'in Ortadoğu'da başlayan siyasi faaliyetlerini konu edinen eser, bu süreçte Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu devletleri hakkında önemli bilgiler paylaşmakta ancak bu noktada eserin ilgisi daha ziyade Suriye, Mezopotamya ve Filistin'de gerçekleşen hadiseler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu noktada da eserin önemli bir kısmını Atabegler dönemi oluşturmaktadır. Eserde ayrıca tüm bu verilen bilgilere paralel bir tarihi süreçte Roma İmparatorluğu'nda cereyan eden hadiselerle ilgili bilgiler de verilmektedir. Bununla birlikte yine eserin önemli bir bölümünü de Haçlı Seferler kayıtları ve Haçlılarla Müslümanlar arasında yaşanan mücadele oluşturmaktadır. Eser, Mısır Eyyûbî Devleti hükümdarı Melikü'l-Kâmil'in Anadolu seferinin kayıtları ile sona ermektedir.

13. yüzyılKroniklerSiyasi olaylar+2
Umut Can
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye Haşhaşileri (11.-13.Yüzyıl)

Bu tez çalışması 12. ve 13. yüzyıllarda Haçlı Seferleri ile bugünkü Orta Doğu coğrafyasına gelen Hristiyanların bölgedeki İsmailî mezhebine mensup gruplar ile ilişkilerini konu edinmektedir. 12. yüzyıl başından itibaren bölgeye yerleşen Hristiyan topluluklar ve organizasyonlar özellikle Suriye ve çevresinde Sünni Müslümanlara ya da civardaki Sünni devletlere pek benzemeyen Batınî teşekkülünü tanımaya başladılar. Dini öğretilerine çok bağlı olan bu grup aynı zamanda alışılagelmiş savaş taktikleri dışında yöntemler ile düşmanlarına korku salmaktaydı. Halen kaynağı hakkında çeşitli görüşler bulunmaktadır. Bu grup için "Haşhaşîler" adı genellikle batılılar tarafından kullanılmıştır. Hristiyanlar bölgede kaldıkları sürece bu ilginç organizasyon ile kimi zaman dostane kimi zaman da mücadele içerisinde ilişkilerini sürdürecektir. Bu grup tarih boyunca çeşitli isimler ile anılmış olsa da bu tezde özellikle Batılıların onlara atfettiği isim olan "Haşhaşîler" kavramı daha çok kullanılacaktır. Tezimizin giriş bölümünde Haşhaşî ve Haşhaşîlik nedir?; birinci bölümde Haşhaşîler ve Hristiyanların birbirlerine bakışı; Üçüncü bölümde 12. ve 13. Yüzyıllarda Haşhaşîler ve Hristiyanlar arasındaki ilişkiler işlenmiştir. Dönemle ilgili arşiv, kitabe türünden kaynaklar olmadığı gibi, diğer ana kaynaklar da birinci ve ikinci tür kaynaklarla sınırlıdır. Onun için bu araştırmada mevcut ana kaynakların yanında, birinci ve ikinci tür kaynaklardan da faydalanılmıştır. Döneminin siyasî olaylarından bahseden kaynaklar kadar, şehir ve bölge tarihçileri, seyyahlar ve din adamları da bu çalışmanın temel kaynaklarını oluşturmaktadır. Bütün bu eserler genelde Müslüman müelliflerce kaleme alınmış ve değerlendirmeler bu şahıslar tarafından yapılmıştır. Oysa Selçuklular iç ve dış siyaset gereği gayrimüslim insanlar ve devletlerle de münasebette bulunmuşlardır. Bunlardan Ermeni, Süryani ve Bizans kaynaklarından da faydalanılmıştır

11. yüzyıl12. yüzyıl13. yüzyıl+6
İlkay Aktaş
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

XIII. yüzyıl Türkiye Selçuklu devlet politikasında rol oynayan mutasavvıflar

XIII. yüzyılın başında sultan olan I. Gıyâseddin Keyhusrev döneminde Mecdüddin İshak sayesinde Anadolu'ya İbnü'l-Arabi, Evhadüddin Kirmanî, Ahi Evren gibi mutasavvıfların gelmesi sağlanarak kültür çeşitliliği oluşturdu. Mecdüddin İshak, bunun yanı sıra muallimlik özelliğiyle I. İzzeddin Keykâvus'un yanına atabeg olarak gönderilerek tahta oturtulacak yeni sultanın eğitimiyle ilgilendi. Ayrıca Abbasi halifeliği ile aralarında elçilik vazifesi gördü. I. İzzeddin Keykâvus döneminde de etkisi devam eden Mecdüddin İshak'ın dostları olan devrin ünlü sûfileri Evhadüddîn Kirmânî ile Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin de devlet üzerinde etkileri görüldü. İbnü'l-Arabî de verdiği öğütler sayesinde I İzzeddin Keykâvus etki altına almaya çalıştı. Evhadüddin Kirmâni'nin de I. İzzeddin Keykâvus ile I. Alâeddin Keykubad arasındaki saltanat mücadelesi sırasında I. Keykubad'ın yanında yer alarak onun tahta çıkması için çaba sarf ettiği görülür. XIII. yüzyılda Türkiye Selçuklu Devleti'ni sarsan bir diğer mühim olay II. Gıyâseddin Keyhüsrev döneminde yaşandı. Sultanın izlediği yanlış politikalar neticesinde isyan hareketinde bulunan Baba İlyas'tır. Bu mutasavvıf Anadolu'da bulunan Türkmenleri etrafında toplayarak bir isyan hareketi olan Babaîler ayaklanmasını başlatmış ve devleti derinden sarsmıştır.XIII. Yüzyılın ikinci yarısında Moğol tahakkümüne giren Selçuklu Devleti'nde mutasavvıfların hem devlet üzerinde, hem de halk üzerinde etkileri artmıştır. Moğol aleyhtarı olan Ahi Evren ve Sadreddin Konevî kendileriyle aynı düşünceye sahip II. İzzeddin Keykâvus'un yanında yer almışlardır. Moğollara karşı halkı örgütlemişler ve sultana destek vermişlerdir. Sadreddin Konevî aynı zamanda Anadolu'da Moğollar'a karşı gerçekleştirilen isyanların da yanında yer almıştır. Dönemin bir diğer önemli mutasavvıfı olan Hacı Bektâş-ı Velî, genellikle Selçuklu yöneticilerinden uzak bir politika sergilemiştir. Sadece yaşadığı Sulucakarahöyük'e yakın bölge emiri Nureddin Caca ile iletişim halinde olan Hacı Bektâş Velî, aynı zamanda Moğol tahakkümüne karşı mutasavvıflarla da ilişkilerde bulunmuştur. Bu durum kendisinin de bir Moğol muhalifi olduğunu düşündürmektedir. Bu dönemde devlet görevlileriyle ilişkileri oldukça müspet yönde olan ve dünya görüşü diğer tasavvuf ehlinden farklı temayüller arz eden ünlü mutasavvıf Mevlânâ Celaleddîn Rûmî, Moğol tahakkümünün geçeceğine inanarak siyasi çevrelerle yakın ilişkiler kurup bir sükûnet havası vermek istemiştir. İlişkiler içerisinde bulundukları arasında genellikle devletin üst kademesinde olan Süleyman Pervâne, Fahreddin Atabeg, Alameddin Kayser ve II. İzzeddin Keykâvus gibi daha birçok kişi vardır.

13. yüzyılDevlet idaresiDevlet politikaları+4
Recep Harun Gündüç
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Cevâmi'ü'l-Hikâyât ve Levâmi'ü'r-Rivâyât tercümesi (2, 3 ve 4. kısımlar) (İnceleme-metin)

Cevâmiü'l-hikâyât ve Levâmi'ü'r-rivâyât 13. yüzyılda İranlı yazar Muhammed Avfî tarafından yazılan Farsça bir eserdir. Dinî, ahlâkî, tarihî, menkıbevî ve mitolojik hikâyelerin anlatıldığı eserde 2000'den fazla hikâye mevcuttur. Kaynaklara göre eserin edebiyatımıza kazandırılan üç tercümesi bulunmaktadır. İbn Arabşah, Necâtî ve Celâlzâde Salih Çelebi tarafından gerçekleştirilen bu tercümelerden günümüze kadar ulaşabilen Celâlzâde tercümesi olmuştur. İbn Arabşah ve Necâtî tercümelerine ise rastlanmamıştır. Çalışmamızın konusunu teşkil eden Hasan Paşa Yazma Eser Kütüphanesi, Hasan Hüsnü nr. 720 kayıtlı Cevâmiü'l-hikâyât ve Levâmi'ü'r-rivâyât tercümesinin Necâtî'ye ait olduğuna yönelik görüşler bulunsa da tercümenin incelediğimiz kısımlarında buna dair bir bilgiye rastlanmamıştır. Nüshadaki istinsah kaydına göre eser, Aralık 1539'da yazılmıştır. Bu çalışmada Hasan Paşa Yazma Eser Kütüphanesi, Hasan Hüsnü nr. 720 kayıtlı Cevâmiü'l-hikâyât ve Levâmi'ü'r-rivâyât'ın 2, 3 ve 4. kısımlarının çeviri yazısı yapılmış, devamında eserin muhtevası, tahkiye unsurları ile dil ve üslup özellikleri üzerinde durulmuştur.

13. yüzyılAvfiCevami'u'l-Hikayat ve Levami'u'r-Rivayat+4
Kübra Batar
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

XI. -XIII. yüzyıllarda Anadolu'da İslâmiyet

Jeo-politik önemi dolayısıyla Anadolu, tarih boyunca pek çok milletin ilgisini üzerine çekmiş ve bu sebeple de sayısız istilâya sahne olmuş, değişik din ve kültürlerin tesirinde kalmıştır. Lâkin bu istilâ ve kültür değişikliklerinden hiç biri XI. yüzyılda başlayan ve Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması ile sonuçlanan Oğuz (Türkmen) istilâsı kadar derin izler bırakamamıştır. Doğu Anadolu'dan süratle batıya doğru gelişen ve çok kısa bir zamanda bütün Küçük-Asya topraklarının Türk hâkimiyetine girmesini temin eden bu Oğuz yayılması ile Anadolu toprakları Türk vatanı ve İslâm diyarı hâline geldi. Selçuklu ve Osmanlı devletleri, hatta Türkiye Cumhuriyetinin varlığı tamamen bu göç hâdisesi ile alâkalıdır. Sürekli harpler sebebiyle nüfusu oldukça azalan Anadolu'ya Selçuklu fetihleri ile birlikte kalabalık Türkmen gurupları gelmiş ve bu göçebeler hemen açılan topraklara yerleşerek, başta Doğu ve Orta Anadolu sahası olmak üzere kısa zamanda Bizans Küçük-Asya'sını hâkimiyetleri altına almışlardı. Böylece Anadolu'nun etnik siması Türkler lehine değişti. Türkleşme işte bu değişikliğin eseridir.Anahtar Sözcükler1-Anadolu2-Türkleşme3-İslâmîyet4-Anadolu Selçuklu5-XI.-XIII. Yüzyıl

11. yüzyıl12. yüzyıl13. yüzyıl+9
Muhammet Kemaloğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Selçuklu devlet adamı Seyfeddin Ayaba

?Türkiye Selçuklu Devlet Adamı Seyfeddin Ayaba? adlı bu çalışmada temel amaç, Emir Seyfeddin Ayaba'nın XII. ve XIII. yüzyıllarda Türkiye Selçuklu Devleti içerisindeki faaliyetlerini açıklanmaya çalışılarak Seyfeddin Ayaba'nın, devlet içersindeki nüfuzunun ne seviyede olduğu ortaya koymaktır. Bu cümleden hareketle, tezde onun devlet içersindeki rolünü ve oluşturduğu güç odağı grubunun nasıl ve hangi şartlar altında geliştirdiğini ortaya koyulmaya çalışılmıştır.Tezin konusu XII. ve XIII. yüzyıllarda yaşamış olan Seyfeddin Ayaba ve onun oluşturduğu baskı grubunun analiz edilmesidir. Zamansal olarak tezin sınırlılığı, Seyfeddin Ayaba yaşadığı XII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIII. yüzyılın ilk çeyreği olan aralıktır. Bu sebeple tezin zamansal sınırı XIII. yüzyıl eksenli olmakla birlikte, konunun daha iyi anlaşılabilmesi için XII. yüzyıl ile XIII. yüzyılın ikinci çeyreği arasındaki süreci kapsamaktadır. Mekânsal sınırlılık ise Seyfeddin Ayaba'nın yaşadığı Türkiye Selçuklu Anadolu'su ile Sultanlarla gittiği yerlerdir. Araştırmanın konusunu oluşturacak olan bu dönem içerisinde yazılan kaynakların yanında modern dönemde yazılan ve konu ile alakalı olan telif ve tetkik eserler de araştırmanın kapsamı dâhilinde bulunmaktadır.Tezde uygulanacak olan yöntem ise ana kaynaklar incelenerek bir terkip oluşturulacaktır. Bu oluşturulan terkip analiz edilerek doğruluğu kanıtlandıktan sonra mevcut konuyla ilgili telif ve tetkik eserlerde kullanılarak tezin amacına uygun bir metin haline getirilecektir.

12. yüzyıl13. yüzyılAnadolu Selçukluları+5
Barış Saday
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00

Related subjects