14. century

59 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Ahmed-i Dâî'nin Ukûdü'l-Cevâhir'i inceleme-Tenkitli metin-sözlük

Ahmed-i Dâî, divân şiirinin kurucularından ve XIV. yüzyılın büyük şâirlerindendir. Divân şiirinin tekâmülünde önemli bir yere sahiptir. Edebiyat, tefsir, hadis, lugat, aruz, tıp, tarih, astronomi, inşâ, rüyâ tabiri gibi birçok alanda eser vermiş çok yönlü, ansiklopedist bir şahsiyettir. Bu tezin mevzûunu teşkil eden Ukûdü'l-Cevâhir, Ahmed-i Dâî tarafından yazılmış Arapça-Farsça manzûm bir sözlüktür. Eser, Ahmed-i Dâî tarafından öğrencisi II. Murad'a ithaf edilmiştir. Anadolu Türk edebiyatının kuruluş evresinde örneklerini gördüğümüz Arapça-Farsça manzûm sözlükler, sonraki yüzyıllarda yazılan Arapça-Türkçe ve Farsça-Türkçe manzûm sözlüklerin prototipleri olarak kabul edilmektedir. Bu sözlükler, tahsil çağındaki çocuklara kelime ezberletmek, aruz ve kâfiye gibi edebiyât bilgilerini öğretmek amacıyla yazılmış eserlerdir. Ukûdü'l-Cevâhir 13. ve 15. yüzyıllar arasında yazılmış benzerleri gibi manzûm-sözlük yazma geleneğinin ilk örneklerindendir. Ukûdül-Cevâhir üzerinde yapılan bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm şâirin hayatı, edebî kişiliği ve eserleriyle ilgili kısa bir özetten oluşmaktadır. İkinci Bölüm Arapça-Farsça manzûm sözlük geleneğine dair bir girişten sonra Ukûdü'l-Cevâhir'in incelenmesine ayrılmıştır. Üçüncü Bölüm eserin Türkiye el yazma kütüphanelerinde bulunan beş nüshası karşılaştırılmak suretiyle hazırlanan tenkitli metindir. Dördüncü ve son bölüm ise metinde yer alan Arapça-Farsça ve satır altı Türkçe kelimelerin Türkiye Türkçesi karşılıkları da verilerek gösterildiği mukayeseli tablolardan oluşan sözlüktür. Anahtar Kelimeler: Ahmed-i Dâî, Ukûdü'l-Cevâhir, Arapça-Farsça, manzûm sözlük, tenkitli metin.

14. yüzyılAhmed-i DaiDivan şiiri+5
Şükrü Özdemir
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Hamzanȃme (62. cilt/1b-40b) (İnceleme-metin-gramatikal-dizin-tıpkıbasım)

Hamzanâme, Hz. Muhammed'in amcası Hz. Hamza'nın destansı yaşamını ve savaşlarını konu alan destansı hikâyelerin genel adıdır. Hz. Hamza İslam'ın başlangıcında Hz. Muhammed'i savunma ve İslam'ı yayma konusundaki kahramanlıkları, Hamzanâme adı verilen destansı halk hikâyelerinin temelini oluşturmuştur. 72 ciltten oluşan bu eserler, İslam coğrafyasında yer alan birçok kültürün zenginliklerini bünyesinde barındırmaktadır. Arap toplumunda sözlü olarak ortaya çıkan bu eser, yüzyıllar boyunca İran gibi Müslüman ülkeler ve Türk toplumu tarafından benimsenmiştir. Her grup bu hikâyelere kendi kültürel unsurlarını ekleyerek destansı hâle getirdi. Hamzanâmenin yapısı ile ilgili olarak çok önemli bir eser çünkü Hz. Hamza'nın biyografisinden bölümler içeriyor ve birçok Müslüman insanın özelliklerini anlatıyor. Bu çalışmada Hamzanâmeler ve Hamzavî'yi okuyarak bilgi toplamaya çalışılmıştır. Amacımız, araştırmamızda tespit edilen Hamzanâme ciltleri ve Hamzanâme'nin 62. cildinin grameri, söz varlığı, biçim özellikleri, dil ve anlatım özelliklerini incelemektir. Bu çalışmanın amacı, bugüne kadar üzerinde inceleme yapılmamış olan Hamzanâme'nin 62. cildinin transkripsiyonlu metnini, dizin ve sözlüğü ile tıpkıbasımını hazırlayarak ilim âleminin istifadesine sunmak amaçlanmıştır. Eser Eski Anadolu Türkçesi dil özelliklerini taşımaktadır, eser üzerinde dil incelemesi de yapılmış, böylece Eski Anadolu Türkçesi gramerine küçük de olsa bir katkıda bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Hz. Hamza, Hamzanâme, Eski Anadolu Türkçesi, 14. Yüzyıl

14. yüzyılDil özellikleriEski Anadolu Türkçesi+2
Dılveen Dılovan Saeed
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hamzanȃme (62. cilt/41a-80b) (İnceleme-metin-gramatikal dizin-tıpkıbasım)

Hamzanâmeler, Hz. Hamza'nın kahramanlığına dayanan ve zamanla destansı, olağanüstü varlıkların da yer aldığı hikâyeleri içeren bir eserdir. 72 ciltten oluşan bu eser, İslam coğrafyasının kültürel zenginliklerini barındırmaktadır. Arap toplumunda sözlü olarak ortaya çıkan bu eser, yüzyıllar içinde İran ve Türk toplumu gibi Müslüman halklar tarafından da benimsenmiştir. Her toplumun kendi kültürel öğelerini bu hikâyelerle birleştirmesi, eserin destansı bir hâl almasında etkili olmuştur. Hamzanâmeler, yapısı bakımından hem Hz. Hamza'nın hayat hikâyesinden parçalar barındırması hem de Müslüman halkının özelliklerini yansıtmasıyla çok önemli bir eser niteliğindedir. Çalışmada Hamzanâme'nin 62. cildin 41a varakından 80b varakına kadar olan bölümü incelenmiştir. Çalışmanın içeriği dört bölüme ayırıldıktan sonra, her bir bölümün içeriğine dair kısa bilgiler sunulmaktadır. Ayrıca, çalışmanın tıpkıbasımı sonrasında yapılacak çalışmalara yardımcı olması amaçlanmaktadır.

14. yüzyılDil özellikleriEski Anadolu Türkçesi+3
Aveen Mustafa Ahmed
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Marzuban-name metninde geçen hayvan tasvirleri üzerine bir inceleme

14. yüzyıl Anadolusu beylikler döneminde Türkçe okuma bilen beylerin istekleri doğrultusunda ve halkın anlayabilmesi açısından pek çok dinî, ahlâkî ve tasavvufî eser Türkçeye tercüme edilmiştir. Bu eserlerden birisi olan Marzubân-nâme padişahlığa hazırlanacak şehzadeler için çevrilmiş bir nasihat kitabıdır. Eser, içindeki hayvanların insan özelliği göstermesi açısından fabl türüne yakındır. Marzubân-nâme'de bulunan elli üç hikâyenin yirmi ikisinde ana karakterler hayvanlar olup on yedi hikâyede insanlar ile hayvanlar birlikte yer almaktadırlar. Eserdeki hayvanlar; insan özellikleri taşıyanlar, insanlarla konuşanlar ve doğal özellikleri ile bulunanlar olmak üzere üç grupta toplanabilir. Hayvanlar, bazen olumlu bazen de olumsuz yönleriyle eserde yer almıştır. Bu çalışmadaki amaç, Marzubân-nâme adlı eserde ana veya yan karakter olarak geçen tüm hayvanların sembolize ettiği olumlu veya olumsuz anlamları incelemek, farklı yönlerini ortaya koymak ve Türk kültürüne göre yapılmış değişiklikleri tespit etmektir. İnceleme yapılırken Prof. Dr. Zeynep Korkmaz'ın Marzubân-nâme Tercümesi adlı çalışması esas alınmıştır. Eserde kırk beş tane hayvan bulunmaktadır. Her hayvan için çeşitli karakter özellikleri çıkartılmış, her bir özellik için bu çıkarımın yapıldığı cümlelerden örnekler verilmiştir. Ayrıca hikâyelerde verilmek istenen nasihatler değerlendirilip hikâye özetlerinin altında Nasihat başlığıyla verilmiştir. Sonuç olarak eserdeki hayvanların hangi değerleri temsil ettiği ve bunların Türk kültürüne aktarılırken değişip değişmediği hakkında bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Marzubân-nâme, hayvan hikâyeleri, motif, Eski Anadolu, fabl

14. yüzyılBeylikler DönemiFabl+6
Banu Özer Grıffın
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Süheyl ü Nevbahar'ın yönelim metaforları ve metonimi açısından incelenmesi

İnsanların zihinlerinde tecrübeleriyle kavramsallaştırdığı ve "bir şeyin bir başka şeyin göstereni olması" şeklinde tanımlanabilecek olan metaforların, alıcı tarafından anlaşılırsa ifadelere anlam zenginliği kazandırdığı aşikârdır. Bu çalışmada mekân değişimlerinin, iktidar ögelerinin ve sembolik ifadelerin fazlaca olduğu 14. yüzyıl Eski Anadolu Türkçesi döneminin ilk beşerî aşk konulu mesnevîsi olma özelliğini de taşıyan Süheyl ü Nevbahar, Lakoff ve Johnson'un yöntemi kullanılarak yönelim metaforları ve metonimi açısından incelenmiştir. Çalışmanın ilk kısmında eserin yazarı olan Hoca Mesud'un hayatı hakkında bilgiler verilmiş, ardından söz konusu eser hakkında detaylı bilgiler aktarılmış ve Hoca Mesud'un Süheyl ü Nevbahar'dan sonra yazdığı Ferhengnâme-i Sa'dî Tercümesi'nden de kısaca bahsedilmiştir. Çalışmanın ikinci kısmında metafor kavramı hakkında teorik bilgiler verilmiş. Daha sonra Lakoff ve Johnson'un sınıflandırmasına göre metaforun türleri örnekler verilerek detaylıca açıklanmıştır. Çalışmanın son kısmında ise Süheyl ü Nevbahar eserinde tespit edilen yönelim metaforları ve metonimiler kendi içinde de başlıklara ayrılmıştır. Başlıklara ayrıldıktan sonra her başlığın sonunda o başlığı oluşturan veriler hakkında açıklamalar, yorumlamalar yapılmış ayrıca sayısal veriler de elde edilmiştir. Bu sayısal verilerle grafikler oluşturulmuş ve elde edilen sayısal verilerin daha somut bir şekilde görülmesi sağlanarak çalışma sonuç bölümüyle tamamlanmıştır.

14. yüzyılEski Anadolu TürkçesiEski Türk edebiyatı+3
Hüseyin Çağrı Bakar
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Şeyhi Divanı'ndan seçilen elli gazelin şerhi

Yaptığımız bu çalışmanın esasını, Osmanlı Edebiyatı klâsik dönem şairlerinden olan Şeyhî'nin divanından seçilen elli gazelin şerhi oluşturmaktadır. Anadolu sahası klâsik edebiyatın öncü şahsiyetlerinden biri olarak kabul edilen Şeyhî, kendisini tasavvuf ve tıp alanlarında da geliştirmiş bir şairdir. Biz, bu çok yönlü şairin hayal dünyasının kapılarını aralayıp o dünyaya girebilmek ve klasik edebiyat ile meşgul olanların veya olmayanların da bizimle birlikte o dünyada seyahat etmesini sağlamak amacıyla, şairin sanatkârlığının ürünü olan gazellerini açıklamaya çalıştık. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, şairin yaşadığı çağın tarihi ve edebî yönden değerlendirilmesi, Germiyanoğulları hakkında bilgi ve şairin hayatı, edebî kişiliği ve eserleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise "şerh" kavramı üzerinde kısa bir açıklama yapıldıktan sonra seçilen gazellerin şerhine geçilmiştir. Seçtiğimiz gazellerin şairin iç dünyasını, yaşadığı dönemi yansıtacak ve daha önceden üzerinde çalışma yapılmamış gazeller olmasına dikkat ettik. Her harften bir örnek almaya çalıştığımız gazellerin incelenmesinde, ilk olarak gazeli bütün olarak verip sonrasında beyit beyit şerh etmeye çalıştık. Beyitin önce nesre çevirisini yapıp daha sonra beyitte geçen kelimelerin anlamlarını vererek, günümüz Türkçesi ile çevirdik. Kullanılan mazmunlara, kelimelerin klasik şiirde kullanım alanlarına, beyitte münasebet içinde oldukları unsurlara dikkat ettik. Daha sonra şairin bunları hangi çağrışımları kullanarak bir araya getirdiğini göz önünde bulundurarak yaptığımız açıklamanın sonunda, elimizden geldiğince edebî sanatları göstermeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: Şeyhî, Şeyhî Dîvânı, 50 Gazel, Şerh

14. yüzyılDivan edebiyatıEdebiyat+6
Damla Alevoğlu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

XV. - XVI. yüzyıllarda Güzelhisar kazası

Osmanlı Devleti'ne ait en önemli arşiv kaynaklarından biri de hiç şüphesiz tahrir defterleridir. Tahrir defterleri sayesinde bir bölgenin sosyal, ekonomik ve demografik durumunu tespit etmek mümkündür. Bu çalışmada BOA, TD, 1/1M, 8, 87, 148 ve TKGM, KK, TD, 129 numaralı Tahrir Defterleri ışığında, 15. ve 16. yüzyıllarda Güzelhisar Kazası'nın nüfusu ve iktisadi durumu tespit edilmeye çalışılmıştır. Tarihi çok eskilere dayanan Güzelhisar, 14.yüzyıl başlarında Türk, 1426'da da kesin olarak Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Bu tarihten sonra Anadolu Eyaleti'nin Aydın Sancağına bağlı bir kaza olan Güzelhisar, tahrir defterlerinde Güzelhisar kazası olarak geçmektedir. Bazı kaynaklarda ise Aydın Güzelhisarı şeklinde adlandırılmaktadır. 1461 yılı kayıtlarında 7 mahalle ve 30 karye ihtiva eden kaza, 1573 yılına gelindiğinde 9 mahalle ve 61 karyeyi barındıran büyük bir kaza haline gelmiştir. Yüz yılı aşkın sürede kaza nüfusunda üç kat artış gözlenmektedir. Kaza-i Güzelhisar'da başlıca ekonomik faaliyetler toprağa dayanmaktadır. Uygun iklim koşullarına ve verimli topraklara sahip kazada en çok yetiştirilen ürünler buğday, arpa, darı, nohut, börülce, mercimek, pamuk, susam, keten ve kendirdir. Kazada yoğun tarım faaliyetlerinin yanı sıra bir diğer önemli geçim kaynağı ise küçükbaş hayvancılık ve arıcılıktır. Anahtar Kelimeler: Güzelhisar, Aydın, Osmanlı Devleti, Tahrir Defteri

14. yüzyıl15. yüzyıl16. yüzyıl+4
İlknur Gürgen
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Tercüme-i Ferhengnâme-i S`adî

Hoca Mes'ud XVI. yüzyılda yaşamıştır. Bu dönem Türk edebiyatının gelişme dönemidir. Hayatına ilişkinin bilgiler sınırlıdır. Hoca Mesud'un bilinen iki eseri vardır. Süheyl ü Nev-bahar adlı eser, Türk edebiyatında, beşeri aşk alanında, yazılan ilk mesnevidir. Tercümedir. Tercüme-i Ferheng-nâme-i S`adî Tercümesi ise, İranlı ünlü şair Sadî-i Şirâzî'nin ?Bostan? adlı eserinin ilk Türkçe manzum çevirisi olması bakımından oldukça önemlidir.Tercüme-i Ferhengnâme-i S`adî, konusu bakımından çeşitlilik gösterir. Ancak, adalet, cömertlik, aşk, rıza, kanaat, şükür, terbiye, tövbe temalarının öne çıktığını görebiliriz.Tercüme-i Ferhengnâme-i S`adî'nin dili oldukça akıcı ve sadedir. Arapça ve Farsçanın tesirinden uzaktır. İçerisinde onlarca arkaik kelime barındırması, eserin kıymetini bir parça daha arttırır.Tercüme-i Ferhengnâme-i S`adî'yi, elimizde bulunan iki nüsha ile karşılaştırılarak, ilk kez tenkitli metnini ortaya koyduk. Böylece Türk edebiyatında eksik olan bir boşluk doldurduk

14. yüzyılHoca MesudMesnevi+4
Halil Gülenç
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Battûta Devri Horasan ve Türkistan şehirleri

XIV. yüzyılın en önemli seyyahı olan İbn Battûta eski dünya diye tabir edilen bölgelerin tamamını gezmiştir. İbn Battûta devrine Türk-Moğol devri demek yanlış olmayacaktır. Nitekim seyyahın gezmiş olduğu yerlerin hemen hemen çoğu ya Türk ya da Moğol hakimiyeti altında bulunmaktadır. Türk tarihi ve Türk dili bakımından da önemli bir yere sahip olan seyahatname, Türklerin XIV. yüzyıldaki sosyal, siyasi, iktisadi ve dini hayatlarına dair önemli bilgiler içermektedir. Seyahatname ayrıca antropoloji ve coğrafya bilimlerine katkıları bakımından önem arz etmektedir. İbn Battûta'nın Horasan ve Türkistan gezileri neticesinde uğramış olduğu şehirlerin Moğol istilası öncesi durumlarına baktığımız zaman bu bahsi geçen şehirlerin bilim ve kültür merkezleri olduğu ve mimari açıdan o dönemin muazzam yapıları ile karşımıza çıktığı görülmektedir. Bu şehirleri gezen seyyah, dönemin kültür ve ilim başkentlerinin Moğol istilası sonrası vahim durumlarını detaylı bir şekilde aktarmıştır. Ayrıca bu şehirlerin sosyal, siyasi, kültürel ve ekonomik faaliyetlerine de değinen İbn Battûta bu bölgenin hükümdarları Ebû Said Bahadır Han, Aleaddin Tarmaşirin Han ve Özbek Han ile de yüz yüze görüşme imkânı elde ederek onlar hakkında önemli bilgiler aktarmıştır.

14. yüzyılHorasanOrta Çağ+4
Baran Güvenç
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Haldun devlet teorisinin tarihselliği

Düşünürler bulunduğu coğrafyalardaki fikirlerden, toplumsal şartlardan ve dönemdeki siyasi olaylardan ister istemez etkilenirler. İnsanlar ise bulundukları zamandan baktıklarında büyük düşünürlerin fikirlerini zaman zaman saf soyut halde ele alarak kendi zamanına göre değerlendirme hatasına düşerler. Düşünürler ise fikirlerini oluştururken ilk başta bulunduğu yüzyılı ve coğrafyayı esas alarak dönemin sorunları etrafında teorilerini oluştururlar. Bu bağlamda bir tarihçi, sosyolog ve siyaset adamı olan İbn Haldun'un devlet teorisi bulunduğu coğrafya ve yüzyıl ekseninde incelemek doğru olacaktır. XIV. yüzyılda yaşamış olan İbn Haldun hayatını Kuzey Afrika, Endülüs, Mısır bölgelerinde geçirmiştir. Bu bölgelerde bulunan devletlerde yaşanan siyasi olaylar, İbn Haldun'un devlet adamlarıyla ve bölgedeki insanlarla olan ilişkisi devlet teorisinin oluşmasında ne denli etkili olduğu bu çalışmada irdelenmiştir. Ayrıca devlet teorisine yapısal olarak bakılmış olup İbn Haldun'un devlet teorisinde kullandığı asabiyet, bedeviyet, refah, taklit gibi kavramların tarihsel bağlamı ele alınmıştır. Bu anlamda ilk bölümde İbn Haldun'un hayatı ve Kuzey Afrika, Endülüs ve Mısır bölgelerindeki siyasi durum ve o dönemdeki devletlerde öne çıkan olaylar anlatılmıştır. Bunun yanında devlet teorisinin kısımları İbn Haldun'un kavramsallaştırmaları üzerinden değerlendirilmiştir. İkinci bölümde ise İbn Haldun'un bulunduğu coğrafyalarda karşılaştıkları olayların devlet teorisinin şekillenmesinde ne gibi etkileri olduğu ve devlet teorisinin yapısal kısmı tarihsel bağlamda incelenmeye çalışılmıştır.

14. yüzyılAsabiyetBedeviler+4
Mehmet Alperen Ertaş
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya Abdal Musa Dergahı ve etki alanı: Menkıbevi kuruluş, tarihçe, deniz aşırı ilişkiler

On dördüncü yüzyılda yaşadığı bilinen Abdal Musa, Bektaşiliğin erken dönemlerinde etkili olmuş Rum Abdallarındandır. Orhan Gazi devrinde, yeniçeri ocağının kurucu pir olarak Hacı Bektaş Veli'ye bağlanmasında önemli rol oynadığı tahmin edilmektedir. Bektaşi erkânında on iki posttan on birincisi ona ithaf edilmiştir. Alevi toplulukları arasında büyük saygınlığa sahiptir ve kurduğu dergâh Bektaşiliğin tarihte bilinen en büyük dergâhlarından biri haline gelmiştir. Çalışmada Abdal Musa'nın tarihi kişiliği ve kurduğu dergâhın etki alanı farklı boyutlarıyla araştırılmıştır. İlk bölümde literatür değerlendirmesinin ardından, Abdal Musa'yı yaratan derviş geleneğinin tarihsel arka planı ele alınmıştır. Ardından Abdal Musa hakkında kroniklerde mevcut bilgi değerlendirilmiştir. Menâkıbnâmeler izlenerek söylenceler analiz edilmiş, tarihsel gerçeklikle bağları araştırılmıştır. Söylence-mekân ilişkisi üzerinde özellikle durulmuş, bölümler alanda okunarak Tekke Köyü sakinlerinin görüşlerine başvurmak suretiyle bazı sonuçlara varılmıştır. İkinci bölümde dergâhın tarihsel gelişimi araştırılmaktadır. Osmanlı-Safevi geriliminin dergâh ve derviş geleneği üzerinde yarattığı dönüşümün üzerinde durulmuş, sonuçları tartışılmıştır. Dergâh'ın kurulduğu alanın tarih boyunca ticaret yolları üzerinde yer aldığı tespit edilmiş, güvenlik ve konaklama ihtiyacının karşılanması yoluyla Osmanlı sosyal ve ekonomik sistemine entegrasyon süreci aydınlatılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölüm Bektaşiliğin Doğu Akdenizde yayılışı konusuna ayrılarak Abdal Musa Dergahı'nın bu gelişmeye etkisi ele alınmış, Mısır ve Girit Bektaşi gelenekleri ile Antalya arasındaki tarihsel bağlar araştırılmıştır. Abdal Musa'nın Mirası adlı dördüncü bölümde, Alevi Bektaşi geleneğinde Abdal Musa, Halk şiirinde Abdal Musa, Tekke Köyü ve Değirmenköy'ün özgünlüğü, Akçaeniş Tahtacı Türkmen ve Yörük belleğinde Abdal Musa konularına yer verilmiştir. Son olarak Batı Akdeniz ve Ege bölgesinde Abdal Musa'nın izleri alanda araştırılmış, çalışma sonuç ve genel bir değerlendirme ile tamamlanmıştır.

14. yüzyılAbdal MusaAntalya+6
Murat Küçük
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

XIV. yy. Divan şiirinde sevgiliye dair benzetmeler

Selçuklu egemenliğinin sona erip beylikler ve Osmanlı Devleti'nin kuruluş dönemine rastlayan XIV. Yüzyıl, edebî anlamda bir dönüm noktası olmuştur. Resmi dil olarak Farsçanın terk edilişinin ardından bu yüzyılda, Türk dili Anadolu'da tamamıyla yerleşmiş ve edebiyat dili haline gelmiştir. Bu bakımdan Divan Edebiyatı'nın temelleri daha çok bu yüzyılda aranmalıdır. Çalışmamızda, Divan şiirinin merkezinde geniş bir yer işgal eden sevgili tipi derinlemesine incelenerek Divan edebiyatının oluşum sürecine ışık tutulmaya çalışılmıştır. 14. yüzyıldaki sevgili anlayışının tam anlamıyla ortaya konulması ve geleneğin oluşum sürecindeki rolünün belirlenmesi gelenek-sanatkâr-toplum ilişkisinin ortaya konularak edebi açıdan pek çok problemin çözümünü sağlayacak, sonraki yüzyılların anlaşılması ve değerlendirilmesinde yol gösterici olacaktır.Çalışmamızda, şairler tarafından ortak bir muhatap olarak benimsenen sevgili, benzetmeler çerçevesinde değerlendirilerek, sevgili tipi ile tabiat, devlet, teşkilatı, toplum yapısı, sosyal hayat, gelenek, kozmografya ilişkisi belirlenmeye, aşığın sevgili karşısındaki konumu ortaya konulmaya çalışılmıştır.

14. yüzyılBenzetmeDivan şiiri+5
Mehmet Pektaş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

13-15. yüzyıl İslam bilginlerinin eğitim kurumlarında uyguladıkları öğretim usulleri ve etik anlayışları

Bu araştırmanın amacı, İslâm bilginlerinin uyguladığı eğitim- öğretim yöntemleriyle elde edilen başarıların, bugünkü eğitim- öğretim faaliyetleriyle, ne derecede sağlandığıdır. Günümüz eğitim kurumları; ilim dünyasına katkı sağlayacak, kâmil insan mertebesinde âlimler yetiştirecek, yeni ve kendimize has yöntem ve teknikler geliştirecek eğitimciler yetiştirebilmekte midir? sorusuna cevap aramaktadır. Sorunları çözümlemek ve sistemdeki eksikleri bulmak bu araştırmanın gayesini oluşturmaktadır.Araştırma esnasında öncelikle Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şerifler, daha sonra İslâm'da eğitim ve öğretime dair yazılmış eserler incelenmiştir. İslamiyet'in doğuşundan itibaren özellikle okumaya, öğrenmeye önem verilmiş böylece eğitim-öğretim faaliyetleri İslam toplumunun vazgeçilmez özelliği olmuştur.İslâm eğitim sistemine dair ilk dönemlerden itibaren yazılmış eserler incelendiğinde edep, eğitimin gerekliliği, eğitim- öğretim metotları, öğretmen ve öğrencide bulunması gereken vasıflara dair bilgiler verildiği görülmüştür. Bu bilgiler ışığında diyebiliriz ki pek çok bilginin yetişmesinde uygulanan metotların etkili olduğu anlaşılmıştır. Bu çalışmada, yüzyıllardır eserleriyle dünyaya ışık saçan Müslüman bilginleri başarılı kılan yöntemleri inceleyerek, eğitim ve öğretim hayatında daha iyi sonuçlar elde etmek için bu metodlara dair bilgiler verilmiştir.

13. yüzyıl14. yüzyıl15. yüzyıl+8
Canan Özcan
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

13.-14. yüzyıl Tokat merkez yapılarında taş süsleme

13. yüzyılın başlarından 14. yüzyılın sonuna kadar Anadolu da mimari ve taş süsleme alanında gerçekleştirilen faaliyetler özellikle 13. yüzyıl Anadolu sanatında eşine az rastlanılan bir verimliliği ortaya koymaktadır.Taş süsleme: bölgedeki malzeme bolluğuna, var olan geleneğe, zamana karşı dayanaklı olma özelliği ile bu alanda yetişmiş sanatçı grubuna bağlı olarak farklı alanlarda, farklı motif ve kompozisyonlarla çok kullanılmıştır.13. yüzyılın ilk yarısında taçkapıların yan yüzlerinde yer alan bordür sayısı 12. yüzyıla göre daha fazladır ve 13. yüzyılın ikinci yarısında geometrik bezemenin yerini bitkisel düzenlemeler almıştır.Bu dönemde taçkapı nişinin iç yan duvarları, bordürlerle çevrilerek bezeme alanları daha düzenli ve simetrik bir süsleme anlayışı ile ele alınmıştır. Yüzeysel olarak süslenmiş arkaik karakterdeki Selçuklu yapılarının taçkapıları, bu dönemle birlikte daha dolgun ve yüzeyden kabarık motif ve kompozisyonlarla bezenmiştir. Mukarnas hücrelerinin sayıları artırılmış ve hücrelere estetik bir görünüm kazandırılmıştır.13. yüzyılın son çeyreğinde bitkisel ve geometrik süsleme öğelerinin büyük kısmı, barok üslubunda süsleme kompozisyonları ortaya koymaktadır.Çoğu kez ?ara devre veya geçiş devresi? olarak nitelendirilen İlhanlı etkili 14. yüzyıl da eserlerinin, plan şemaları Selçuklu dönem özellilerini tekrarlarken, cephe düzenlemelerinde değişim ve çeşitlilik gözlenmektedir.Bu dönemde bitkisel motiflerin yüzeyden oldukça taşkın şekilde işlendikler görülmektedir. Süsleme unsurları üzerinde, katlı biçimlenme ile sağlanan ışık- gölge zıtlığının yarattığı derinlik etkisi ve motiflerin bağımsız kullanımı farklılıklar meydana getirmektedir.14. yüzyıl sanatını Selçuklu sanatından kesin hatlarıyla ayırmak çok zordur. Çünkü birbirinin devamı niteliğindedir ve biri diğerinden devraldığı mirası yaşatmıştır.Anadolu da yoğun olarak bulunan taşın, hem mimari hem de süsleme oldukça geniş bir kullanım alanına sahip olması hiç şüphesiz Anadolu Selçukluların da olduğu gibi İlhanlı eserleri üzerinde de etkili olmuştur.13.-14. yüzyıl Tokat merkezde yer alan eserlerde de bahsedilen dönem özelliklerini bölgesel farklılıklar dışında görmek mümkündür.Anahtar Kelimeler1.13.-14. Yüzyıl2.Tokat3.Taş Süsleme4.Gök Medrese5.Halef Sultan Zaviyesi6.Sünbül Baba Zaviyesi7.Nureddin İbn-i Esentimur Türbesi

13. yüzyıl14. yüzyılGök Medrese Cami+5
Şirin Menevşe
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Eratnalılar'da teşkilat ve kültür

Eratnalı Devleti, Orta Anadolu'da XIV. yüzyıl ortalarına doğru kurulmuş olan bir beyliktir. Beyliğin kurucusu Eratna, Uygur Türkleri'nden olup İlhanlılar'ın Anadolu valisi Temürtaş'ın maiyetinde idi. Temürtaş, Anadolu'ya geldikten sonra Anadolu Beylikleri ile mücadele ederek, Anadolu'da istila ve yayılma hareketine girişmişti. Bu sırada İlhanlı merkezinde önce kardeşinin daha sonra babasının öldürüldüğünü duyan Temürtaş Mısır'a kaçmış ve yerine Anadolu'da Emir Eratna'yı vekil bırakmıştır.(1327) Emir Eratna Anadolu'daki iyi idaresi sayesinde Temürtaş'ın yerine Anadolu valiliğine getirilen Celayirli Şeyh Hasan döneminde de iş başında kalmıştır.Bu sırada Ebu Said Bahadır Han'ın 1335'te evlat bırakmadan ölümü üzerine, çıkan karışıklıklardan faydalanarak Moğol ülkesinde kendisine bir yer kapmak isteyen Şeyh Hasan'ın İran'a gitmesi ve Eratna'yı Anadolu'da vekil bırakması Emir Eratna için iyi bir fırsat oldu ve beyliğin temellerini attı. Daha sonra bir süre Memlüklere tabi olan Eratna sonunda kendi adına hutbe okutup para bastırdı. Anadolu Selçuklu topraklarının büyük bölümünü ele geçirdi. Çobanlı Şeyh Hasan'a karşı 1343'te kazandığı Karanbük zaferiyle hakimiyetini sağlamlaştırdı. 1352'ye kadar devleti yöneten Alaeddin Eratna tecrübeli bir asker ve devlet adamı olmasının yanı sıra dindar, iyilik sever, adil ve alim bir hükümdar idi. Alaeddin Eratna hem bu özellikleri hem de sakalının seyrek oluşu sebebiyle halk arasında ?Köse Peygamber? lakabı ile şöhret kazanmıştır.Sultan Alaeddin Eratna'nın 1352'de ölmesi üzerine kendisinden sonra yerine sırasıyla Gıyaseddin Mehmed, İzzeddin Cafer, Alaeddin Ali ve II. Mehmed hükümdar oldular. Ancak bu hükümdarların hiçbiri Alaeddin Eratna gibi önemli bir varlık gösteremediler, 1381'de Kadı Burhaneddin Ahmed beyliğe son vererek kendi adıyla anılan devletini kurdu.1327-1381 yılları arasında hüküm süren Eratnalılar, önce Sivas sonra Kayseri ve sonra yine Sivas başkent olmak üzere Anadolu Beylikleri içinde en büyük sahaya sahip olmuşlardır. Eratnalılar Anadolu'da yalnız İlhanlı kültür ve medeniyet müesseselerini kullanmakla kalmamış Anadolu Selçuklu kültür ve medeniyet müesseselerini de kullanmış ve devam ettirmişlerdir. Aynı zamanda bu müesseseleri geliştirerek Anadolu kültür ve medeniyetine önemli katkılarda bulunmuşlardır.Anahtar Sözcükler1. Eratnalı Devleti2. Sultan Alaeddin Eratna3. İlhanlı Devleti4. Uygur5. Sivas, Kayseri

14. yüzyılDevletDevlet teşkilatı+6
Fatih Boncuk
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

14. yüzyıl Anadolu sahası şairlerinden kadı Burhaneddin, Ahmedî ve Hoca Dehhânî'de atasözleri ve deyimler

Atasözleri ve deyimler, Türk dili ve kültürü hakkında ipuçları veren kısa fakat anlamlı sözcük gruplarıdır. Gerek dil bilgisi gerek anlam bilgisi gerekse edebiyat açısından çok önemli olan bu ürünler, Türk dilinin de değerli birer parçasıdır. Türk kültür ve sanat dünyasının büyük bir bölümünü teşkil eden Divan şiirinin başlangıcı olan 14. yüzyılın üç büyük şairi Kadı Burhaneddin, Ahmedî ve Hoca Dehhânî de deyim ve atasözlerinden çokça ve etkili biçimde faydalanmıştır. Dört bölümden oluşan tezde birinci bölümde "Giriş", ikinci bölümde şairlerin hayatı ve divanları hakkında bilgiler verilmiş; üçüncü bölümde divanlardaki atasözü ve deyimler incelenip dördüncü bölümde bir sonuca varılmıştır. Bu çalışmayla Divan şiirinin üç önemli şairinin şiirlerindeki atasözü ve deyimlerin etkisi gösterilmeye çalışılmıştır.

14. yüzyılAhmediAtasözleri+3
Yağmur Kartal
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Teftâzânî'nin tasavvurât anlayışı

İlim, bir şeyin sûretinin zihinde hâsıl olmasıdır. Hâsıl olan sûret, ya tasavvur ya da tasdik şeklinde olur. Tasavvur, bir şeyi zihinde canlandırmak, tasarlamak anlamındadır ve ilmin ilk kısmını oluşturur. Zihinde hâsıl olan bu kısımdan hareketle hâsıl olmayan kısımlara ulaşılır. İlmin, tasavvur ve tasdik kısımlarından hareketle müteahhirûn mantıkçıları mantık eserlerini tasavvur ve tasdik şeklinde iki kısımda incelemişlerdir. XIV. yüzyılın önemli kelamcı ve mantıkçılarından biri olan Teftâzânî de mantık ilminde ortaya koyduğu eserlerle Müteahhirûn mantık geleneğini sürdürür. Bununla birlikte Teftâzânî, mantık ilminin tartışmalı konuları arasında yer alan tasavvur, lafız, beş tümel ve tanım konularına getirdiği açıklamalar ile bu alanda önemli bir yer edinir. Bu çalışma, mantık külliyatının ilk kısmı olan tasavvuru, bu güne kadar hiç çalışılmamış olan Teftâzânî'nin tasavvur anlayışı merkezinde giriş ve üç bölüm halinde ele almakta ve bu bölümler çerçevesinde oluşan problem ve çözüm önerilerini incelemektedir. Giriş bölümünde, çalışmanın konusu, sınırları, önemi, amacı ve yönteminden bahsedilmektedir. Birinci bölümde genel anlamda ilim, düşünce ve mantık konuları ele alınmaktadır. İkinci bölümde konunun dilsel boyutlarıyla beş tümel kavram ele alınmaktadır. Üçüncü bölümde ise beş tümel kavram bağlamında ele alınan konular açık, doğru ve tam bir şekilde tanımlanmaya çalışılmaktadır. Anahtar Sözcükler: İlim, Tasavvur, Tasdik, Teftâzânî, Lafız, Beş Tümel, Tanım

14. yüzyılFelsefeKavramsallaştırma+5
Mehmet Çavdar
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

14. ve 15. yüzyıllarda Polonya Krallığı (Siyasî, ekonomik, sosyal ve kültürel yönden)

Baltık ile Karadeniz'in kuzey kıyıları arasında ortaya çıkan Slavların, VI. yüzyılın başlarında güney ve güneybatıya ilerleyerek Tuna ile Elbe havzalarına yerleşmeleri, Slav tarihinin başlangıcını teşkil etmektedir. Bugünkü Poznań yakınlarında, Warta nehri boyunca yerleşmiş ve kendilerini 'tarla halkı' anlamına gelen 'Polonie' şeklinde adlandıran bu dağınık haldeki toplulukların, X. yüzyılın başlarında efsanevî lider Piast tarafından bir araya getirilmeleriyle Polonya teşkil edilmiştir. Tarih, süresince, siyasî birtakım menfaatleri doğrultusunda çeşitli ülkelerle ortaklık kuran Polonya'nın değişim ve gelişim sürecinin, X. yüzyılda I. Mieszko'nun Hristiyanlığı kabul etmesiyle başladığını söylemek mümkündür. XIV. yüzyılın sonlarında Litvanya ile gerçekleştirmiş olduğu birlik ise çok kısa zamanda Avrupa'nın en güçlü krallıklarından biri haline gelmesini sağlamıştır. Ayrıca Hristiyan Katolik bir ülke oluşu, onu Batı'ya yakınlaştırırken; başta Macaristan, Bohemya, İngiltere ve İtalya gibi ülkelerden ticaretten edebiyata kadar bir çok alanda etkilenmesine de sebebiyet vermiştir. Polonya'nın tarihî gelişimindeki en önemli hususlardan biri de Litvanya ile kurduğu birlik olmuştur. Tezimizde ele aldığımız dönemleri kapsayan bu süreç, XIV. yüzyılda başlamış ve XVIII. yüzyılın sonunda nihayetlenmiştir. Bilhassa Töton Şövalyelerine karşı müşterek menfaat doğrultusunda gerçekleştirilen ve başlangıçta şahsi nitelikteki birlik, 1413'te yapılan antlaşmayla güçlendirilerek, süreklilik kazanmış ve bir hanedanlık birliğine dönüşmüştür. Ancak iki ülke arasındaki ortaklık siyasî rekabet, monarşinin teşkilindeki başarısızlık, dinî farklılıklar ve dış münasebetler nedeniyle zamanla zayıflamış; 1795 yılında ise tamamen ortadan kalkmıştır. Ağırlıklı olarak yabancı kaynakların kullanıldığı tezimizde, başlangıcını Polonya'nın Hristiyan oluşunun teşkil ettiği dönemin yansımalarının en etkin şekilde ortaya çıktığı zaman dilimi olan XIV. ve XV. yüzyıllarda yaşanan siyasî, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlardaki değişim ve gelişimler ele alınmıştır. Ülkemizde Orta Çağ Polonya'sına ilişkin kapsamlı çalışmaların bulunmaması sebebiyle tezimiz vasıtasıyla hem bu konudaki eksikliği gidermek hem de bu hususta çalışmak arzusundaki araştırmacılara bir nebze olsun ışık tutabilmek amaçlanmıştır.

14. yüzyıl15. yüzyılHristiyanlık+2
Ebru Emine Oğuz
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Abdurrahim el-Bura'î ve Nebevî Methiyeleri

el-Bura'î, XIV. yüzyılda Yemen'de yaşamış tasavvufi yönü ağırlıklı bir şairdir. Şairin, üzerinde çalışma yapılmamış hacimli bir Dîvân'ı vardır. Dîvân'ı 77 şiir ve yaklaşık 3.500 beyitten oluşmaktadır. 211 sayfadan oluşan bu Dîvân'da ilk şiirlerinin 12 tanesi Rabbevî (Allah'ı övme), 40 tanesi Nebevî (Hz. Peygamber'i övme), 20 tanesi Sufiye (şeyhleri ve tarikat ileri gelenleri övme), 4 tanesi de vaazlardan oluşmaktadır. Bu çalışmada, Abdurrahîm el-Bura'î'nin Dîvân'ında geçen Rabbeviyy, Nebeviyy ve Sufiye şiir türlerinden biri olan Nebeviyy methiyeler incelenmiştir. Bu methiyelerin tespiti ve tedvini yapılmıştır. Çalışmamızda beyitler içerik ve konularına göre sıralanmış, Arap dilindeki konumları incelenip söyleniş sebepleri, söyleniş yerleri ve amaçları kısaca açıklanmıştır. Arap edebiyatında önemli bir yere sahip olan el-Bura'î'nin hayatı ve ilmi kişiliği hakkında bilgi vermek, Dîvân'ındaki diğer methiyeleri incelemek, kapalı olan edebi yönlerini açığa çıkarmak ve onun Dîvân'ının edebiyat dünyasına yaptığı katkıya değinerek çalışmamızın diğer içeriğini oluşturmaktadır. Anahtar Sözcükler: el-Bura'î, Dîvân, Nebevî, Methiye

14. yüzyılAbdurrahim el-BuraiArap edebiyatı+7
Ahmet Çimen
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Marzubanname tercümesi metin, çeviri, art zamanlı anlam değişmeleri, dizin

Çalışma Giriş, Metin, Tercüme, Art Zamanlı Anlam Değişmeleri, Sonuç, Dizin olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır.Marzubannâme Tercümesi 14. yüzyılın ikinci yarısında Farsçadan Türkçeye tercüme edilmiştir. Eski Anadolu Türkçesi eserlerindendir. Germiyan beyi Muhammed Beyoğlu Süleyman Şah'ın emriyle Şeyhoğlu Sadru'd-din Mustafa tarafından tercüme edilmiştir. Eserin kesin telif tarihi bilinmemektedir. Ancak, 1375-1380 tarihleri arasında tercüme edilmiş olması muhtemeldir.Eser muhteva olarak, bir konuda öğüt vermeyi, kıssadan hisse çıkarmayı amaçlayan hayvan masalları ve küçük hikayelerden oluşmaktadır. Eser on bölüme ayrılmış ve bölümlerin altında toplam elli bir hikaye bulunmaktadır. Onuncu bölümde Şeyhoğlu tarafından eklenmiş tefsir, hadis ve küçük altı hikaye bulunmaktadır. Ayrıca, Nizamî'den alıntı bir şiir de bulunmaktadır. Şeyhoğlu, hikaye başlıklarını Farsça olarak bırakmıştır, Türkçeye çevirmemiştir.Bu çalışmada Marzubannâme, günümüz Türkiye Türkçesine aktarılmış ve eserle günümüz Türkiye Türkçesi arasında karşılaştırmalar yapılmıştır. Eser tercüme olmasına rağmen deyim yönünden oldukça zengindir. Ayrıca eserin dili ile günümüz Türkiye Türkçesi karşılaştırıldığında art zamanlı anlam değişmeleri görülmektedir. Bu değişmeler; anlam değişmesi (başka anlama geçiş), anlam iyileşmesi, anlam kötüleşmesi, anlam daralması, anlam genişlemesi olmak üzere beş türden oluşmaktadır.

14. yüzyılDilbilgisiFarsça+6
Resul Özavşar
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Süheyl ü Nev-Bahar'ın gramatikal dizini

Eski Anadolu Türkçesi eserlerinden Süheyl ü Nev-bahar 14. yüzyılın varlığı bilinen en önemli çeviri eserlerindendir. Eser Hoca Mesud Bin Ahmed tarafından 1350 yılında Farsçadan Türkçeye çevrilmiştir. Bir aşk mesnevisi olan Süheyl ü Nev-bahar'ın ilk 1000 beyiti şairin yeğeni olan İzzeddin tarafından, geriye kalan beyitler ise Hoca Mesud Bin Ahmed tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Eldeki çalışma Süheyl ü Nev-bahar'ın geniş bir gramatikal dizinini sunmaktadır. Bu çalışmada madde başlarının ek ve kök ayrıştırmalarının yanında anlamları ve kökenleri de verilmiştir. Çalışma, Cem Dilçin ve Semih Tezcan'ın yayınları esas alınarak hazırlanmıştır. Semih Tezcan yayınında önerilen maddeler bir kenarda bırıkalırsa Cem Dilçin'in yayımladığı eser üzerine herhangi bir anlam veya okuma önerisinde bulunulmamıştır.

14. yüzyılSüheyl`ü Nev Bahar
Yılmaz Akdemir
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Ahmedî'nin iskender-nâme'sinde XIV. yüzyıl sosyal hayatı

XIV. yüzyıl Anadolu'da önemli değişimlerin ve başlangıçların yaşandığı dönemdir. Selçuklu devletinin çöküş devresine girmesi ve Moğol istilası nedenleriyle Anadolu'da siyasi boşluk oluşmuştur. Moğol baskısının azalmasını fırsat bilen Türkmen beyleri büyüklü küçüklü birçok devlet kurmuşlardır. Tarih sahnesindeki bu gelişmelerin yanı sıra XIV. yüzyıl, Türkçenin Anadolu'daki gelişimi için de önemli bir dönem olmuştur. Farsça üzerinden gelişen Selçuklu edebiyatına karşın, Anadolu beyleri Türkçeye aşinaydılar. Anadolu beylerinin Türkçeden başka bir dil bilmemeleri, Türkçe telif ve tercüme eserlerin verilmesine olanak sağlamıştır. Türkçe olarak kaleme alınan telif ve tercüme eserler, Anadolu'da Türkçenin gelişmesi ve edebi bir dil olması açısından büyük katkıda bulunmuşlardır.XIV. yüzyılda verilen edebi eserlerin en önemlileri, konularını daha ziyade Arap ve Fars edebiyatlarından alan mesnevîlerdir. Mesnevîler, bir hikâye kurgusunun içinde, eserin yazıldığı döneme ait sosyal ve kültürel hayatı, siyasi düzeni, tarihi dokuyu, inanç sistemleri ve gündelik hayatı da içeren edebi metinlerdir. Türk edebiyatında, Ahmedî tarafından yazılan ilk İskender-nâme mesnevîsi de, ait olduğu XIV. yüzyılın siyasi yapılanmasına, sosyal hayatına, inançlarına ve kültürel motiflerine dair bilgilere kaynaklık etmektedir. Bu çalışmada beylikler dönemine ve Osmanlı devletinin kuruluş yıllarına tanıklık etmiş Ahmedî'nin İskender-nâme mesnevîsinde yer alan siyasi, sosyal ve kültürel zemin görülmeye çalışıldı.Anahtar Kelimeler: Ahmedî, İskender-nâme,Mesnevi, Sosyal Hayat, 14. Yüzyıl

14. yüzyılAhmediMesnevi+2
Damla Mimir
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kutbeddin Râzî'de kavramlar mantığı

Ondördüncü yüzyılın önemli mantık âlimi ve filozoflarından biri olan Kutbeddin Râzî, Mantık alanında ortaya koyduğu eserler ile klasik İslâm mantık geleneğini sürdürmüştür. Bununla birlikte Râzî, Mantık ilminin tartışmalı konuları arasında yer alan tasavvur ve tanım konularına getirdiği açıklamalar ile bu alanda önemli bir yer edinmiştir.?Kutbeddin Râzî'de Kavramlar Mantığı? adlı bu çalışmamız, bugüne kadar çalışılmamış bir konu olarak, Râzî'nin Kavramlar Mantığını ortaya koymayı hedeflemektedir. İki ana bölümden oluşan bu tez çalışmasının Birinci Bölümü, Râzî'nin Kavramlar Mantığının anlaşılmasına yönelik bir ön hazırlık bağlamında, Terim ve Kavram konusunu, bunların çeşitleri ve ilişkileri ile birlikte ele almaktadır. Bu konularla ilgili olarak, Râzî'nin, klasik İslâm mantığının tesirinde kaldığını söylemek mümkündür.İkinci Bölüm, Râzî'nin Kavramlar Mantığının diğer basamağı olan Beş Tümel ve hedeflenen bir sonuç olarak Tanım konularını ele almaktadır. Râzî'nin ihtilaflı olan bu konulara getirdiği açıklamalar, kendisini Mantık ilmi içerisinde özgün ve önemli bir konuma taşımaktadır.Sonuç kısmında ise, Râzî'nin ortaya koyduğu açıklamalar ışığında, onun Kavram anlayışı sunulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Kutbeddin Râzî, Terim, Kavram, Beş Tümel, Tanım, Kavramlar Mantığı.

14. yüzyılFelsefeKavramlar+4
Bekir Esen
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Anadolu Selçukluları devrinde yazılan bir kaynak: Niğdeli Kadı Ahmed'in el-Veledü'ş-Şefîk ve'l-Hâfidü'l-Halîk'ı (Cilt I)

Selçuklular'ın Anadolu'yu fethi ve ardından bu coğrafyaya adım adım nüfuz etmesi sürecini yansıtan çok fazla yerli tarihî kaynağa sahip değiliz. 608/1211 yılında Kadı Burhaneddin Anevî tarafından manzum olarak kaleme alınan Enîsü'l-Kulûb ile 765/1364 yılı civarında kimliği meçhul bir müellif tarafından yazılan muhtasar Tarih-i Âl-i Selçuk der Anatoli isimli eserlerdeki mahdut malumâtı istisna edecek olursak, elimizde Anadolu Selçukluları ile ilgili iki mufassal yerli tarihî kaynak kalır: 680/1282 yılı civarında İbn Bîbî olarak tanınan Nasıruddin Hüseyin b. Muhammed tarafından yazılan el-Evâmirü'l-Alâiyye fi'l-Umûri'l-Alâiyye (Selçuk-nâme) ile 723/1323 yılında Kerimüddin Aksarayî tarafından kaleme alınan Müsâmeretü'l-Ahbâr ve Müsâyeretü'l-Ahyâr (Tezkire-i Aksarâyî). İşte sayı bakımından pek fazla bir yekün tutmayan bu tarihî kaynaklar arasında Niğdeli Kadı Ahmed tarafından 733/1333'te kaleme alınan muhtasar bir İslâm tarihi hüviyetindeki el-Veledü'ş-Şefîk ve'l-Hâfidü'l-Halîk isimli eser de, merhûm M.F. Köprülü'nün ifadesiyle ?dinî ve içtimaî tarihe dair verdiği malumât? ile diğerlerinden ayrılır.Bu çalışmada, asıl olarak mezkûr eserin şu ana kadar bilinen tek nüshası durumundaki Süleymaniye Kütp. Fatih Böl. No: 4518'deki metni tashih edilerek ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır. Ayrıca Farsça metinde verilen bilgilerden hareketle de eser, müellifi ve dönemi üzerine değerlendirilmelerde bulunulmuştur.Bu çerçevede Giriş bölümünde, el-Veledü'ş-Şefîk'in yazıldığı zamanı ve zemini bilmek açısından dönemin tarihi ve Farsça tarih yazım geleneği ele alınmış, ayrıca bugüne kadar eserle ilgili yapılan yorumlar ve çalışmalar üzerinde durulmuştur. Birinci Bölüm'de müellif Kadı Ahmed'in hayatı ve eseri detaylı bir şekilde incelenmiştir. İkinci Bölüm'de ise, eserin bizce önemli yanını oluşturan kısımları tercüme edilerek verilmiştir. Tashih edilmiş olan Farsça metin, ayrıca ikinci cilt olarak sunulmuştur.

14. yüzyılAnadolu SelçuklularıNiğdeli Kadı Ahmed+6
Ali Ertuğrul
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00

Related subjects