Acoustic impedance tests
55 theses under this subject heading
OVEMP'te uygulanan farklı uyaranların ('KLİK', 'tone-burst', 'CHIRP') farklı yaş gruplarındaki sağlıklı bireyler üzerinde karşılaştırılması
ÖZET oVEMP'te Uygulanan Farklı Uyaranların ('klik', 'tone-burst', 'chirp') Farklı Yaş Gruplarındaki Sağlıklı Bireyler Üzerinde Karşılaştırılması Çalışmamız Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi KBB kliniği odyoloji bölümünde gerçekleştirilmiştir. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi Etik Kurulu tarafından 22.03.2016 tarih ve 27/06 numaralı kurul kararı ile çalışmanın uygunluğuna karar verilmiştir. Çalışmamızda farklı yaş gruplarında normal işiten sağlıklı yetişkin kişiler de 'klik','chirp','tone-burst' uyaranlar ile elde edilen oVEMP yanıtlarının amplitüd ve latans açısından karşılaştırılması hedeflenmiştir. Çalışma 19-60 yaş arası 66 gönüllü ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya daha önce vestibüler rahatsızlık yaşamamış, otoskopik muayene bulguları normal, hava yolu saf ses ortalaması (500-2000 Hz) 15 dB'den az olan,akustik immitansmetri sonuçlarında Tip A timpanogram elde edilen ve akustik refleks eşikleri normal olan bireyler dahil edilmiştir. Uygulama sırasında ortaya çıkan ilk negatif dalga (N1) devamında ortaya çıkan pozitif dalga (P1) latansları ve bu iki dalganın tepe noktaları arasında kalan (P1-N1) amplitüdleri karşılaştırılmıştır. Yapılan uygulamalar sonucu Chirp uyaran ile sağ kulak N1 5,9+/- 0,9 ms P1 11,06+/-0,92 ms P1-N1 10,51+/-7,2(μV);sol kulak N1 6,03+/-1,05ms P1 11,3+/-1,07ms P1-N1 11,93+/-7,33(μV) olarak elde edilmiştir. Klik uyaran ile sağ kulak N1 8,68 +/- 1,44 ms P1 12,73+/-1,8 ms P1-N1 2,77+/-2,05(μV); sol kulak N1 8,63+/-1,47ms P1 12,68+/-1,86ms P1-N1 2,86+/-1,94 olarak elde edilmiştir. Tone-burst uyaran ile sağ kulak N1 10,01+/-0,86 ms P1 14,89+/-1,21 ms P1-N1 7,09+/-5(μV) ; sol kulak N1 10,08+/- 0,88 P1 15,09+/-1,17 ms P1-N1 7,5+/-3,5(μV) olarak elde edilmiştir. Elde edilen N1(ms),P1(ms) ve P1-N1(μV) ortalamalarında her üç uyaran tipi arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur.(p<0,05) Yaptığımız çalışma ile tone-burst ve klik uyarana göre chirp uyaran ile oVEMP sonuçlarının daha kısa latans , yüksek amplitütte ve morfolojik olarak daha net dalgalara sahip olduğu chirp uyaranının güvenilir ve kullanılabilir bir uyaran olduğu gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: chirp, click, oVEMP, tone-burst
Relapsing remitting multiple skleroz hastalarinda odyo-vestibüler bulgular
Multiple skleroz, işitme ve denge sistemlerini olumsuz etkileyebilmektedir. Amacımız, relapsing remitting multiple skleroz (RRMS) hastalarında lezyon tutulumuna göre odyo- vestibüler bulguların araştırılmasıdır. 25 RRMS hastası (10 supratentorial ve 15 supratentorial+infratentorial lezyonlu-50 kulak) ve 30 sağlıklı birey (60 kulak) çalışmaya alınmıştır. Tüm bireylere Baş Dönmesi Engellilik Anketi (BDEA), Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği, Odyometrik, İmmitansmetrik Değerlendirme, Distortion Product (DPOAE) ve Transient Otoakustik Emisyon (TEOAE), İşitsel Beyin Sapı Cevabı (İBC), Vestibüler Uyarılmış Kas Potansiyelleri (VEMP) ve Videonistagmografi testleri uygulanmıştır. Hava yolu (250-6000 Hz ve 12500-16000 Hz) ve kemik yolu işitme eşikleri ve akustik refleks decay görülme sıklığı RRMS'li olgularda (500,1000, 2000 Hz) kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek elde edilmiştir (p>001). Bazı frekanslarda TEOAE ve DPOAE cevabı ve SNR oranında gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). İBC'de I, III, V. dalga mutlak latansları ve I-III, I-V, III-V dalgalar arası latanslarında supratentorial+infratentorial grupta anlamlı şekilde uzama saptanmıştır (p<0,01). sVEMP'de P1 ve P1-N1 latansında RRMS hastalarında anlamlı uzama elde edilmiştir (p<0,05). VNG'de; sakkad, pursuit, pozisyonel ve kalorik testte supratentorial+infratentorial grupta anormallikler saptanmıştır. BDEA fonksiyonel alt skorunun supratentorial+infratentorial grupta en yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). RRMS hastalarında kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, santral etkilenimi destekleyen işitsel ve vestibüler bulgular elde edilmiştir.. Anahtar Kelimeler: İnfratentorial, işitme, relapsing remitting multiple skleroz, supratentorial, vestibüler,
Serebral palsi'li ve sağlıklı gelişen 6-12 yaş arası çocukların konuşma özelliklerinin maksimum performans ölçüm yöntemleri ile belirlenmesi
ÖZET Dizartri ve apraksi gibi motor konuşma bozukluklarında, ses bozuklarında ve diğer konuşma bozukluklarının değerlendirilmesinde ve terapi etkiliğinin çalışılmasında klinik ortamda sıklıkla kullanılan ancak standart bir prosedürü bulunmayan Maksimum Performans Ölçüm Yöntemleri ile konuşmanın solunum, sesleme ve sesletim gibi seçilmiş konuşma bileşenleri için bireylerin performansının üst sınırları değerlendirilmektedir. Bu çalışmada sağlıklı ve SP'li çocuklarla yapılan test uygulaması ile sağlıklı çocuklarda norm değerleri oluşturulmuş, dizartrili SP'li çocuklar ve sağlıklı çocuklar arasında test değerleri açısından farklılıklar belirlenmiştir. Maksimum Performans Ölçüm Yöntemleri üç testten oluşmaktadır. Bunlar; (a) Maksimum Fonasyon Süresi Testi (b) Maksimum Tekrar Oranı Testi (c) Temel Frekans Aralığı Testi Çalışmaya testin norm değerlerini oluşturmak amacı sağlıklı gelişen, anadili Türkçe olan 6-12 yaş aralığında 140 çocuk katılmıştır. Dizartrili SP'li çocuklarda spastik, diskinetik, ataksik tip SP'li toplam 60 çocuk katılmıştır. Bu çalışmada test sonuçları sağlıklı grupta yaşa ve cinsiyete göre, SP'li grupta alt tipler arasında ve sağlıklı grup ile SP'li grup arasında farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Çalışma sonucunda yaşın Maksimum Performans Ölçüm Yöntemlerinden maksimum fonasyon süresi ve maksimum tekrar oranı üzerinde etkili olduğu cinsiyetin etkili olmadığı görülmüştür. Çalışmanın bir diğer bulgusu Maksimum Performans Ölçüm Yöntemlerinin SP'li çocuklarda gözlenen dizartrik konuşma ile normal konuşmayı ayırt eden oldukça güçlü ölçüm yöntemleri olduğudur. Anahtar Sözcükler: Maksimum Performans Ölçüm Yöntemleri, dizartri, Serebral Palsi, akustik ölçümler
Türkçe'deki nazal (/M, N/) seslerin akustik özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Türkçe'deki nazal (geniz) sesleri olan /m/ ve /n/ seslerinin bazı akustik özelliklerini incelemektir. Anadilleri Türkçe olan altı katılımcıya içinde nazal seslerin olduğu kelimeler okutulmuş ve ses kayıtları alınmıştır. /m/ ve /n/ için sesin süresi, formant (nazal rezonans) bölgeleri ve nazal sesten ünlüye geçişteki formant başlangıç bölgeleri incelenecek akustik parametreler olarak belirlenmiştir. Bu akustik parametreler, farklı sözcük-hece konumlarında ve farklı ünlü ortamlarında karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bulgulara göre, ortalama süre değerleri /m/ sesi için 78 ms ve /n/ sesi için 63 ms'dir. Ortalama nazal rezonans değerleri /m/ için sırasıyla 243 Hz, 1051 Hz ve 2197 Hz, /n/ için sırasıyla 248 Hz, 1113 Hz ve 2255 Hz'dir. Formant başlangıç değerleri /m/ için sırasıyla 357 Hz, 1262 Hz ve 2587 Hz'dir. Aynı değerler /n/ sesi için sırasıyla 361 Hz, 1501 Hz ve 2782 Hz'dir. /m/ ve /n/ seslerinin süreleri, sözcük-hece konumuna göre farklılık göstermekte olup tüm sözcük-hece konumlarında /m/ sesinin süresi /n/ sesinin süresinden fazladır. /m/ ve /n/ seslerinin birinci ve üçüncü nazal rezonansları sınırlı ortamlarda farklılık gösterirken ikinci nazal rezonansları sözcük-başı-hece-başı ile sözcük-sonu-hece-sonu ortamlarında ve art ünlü bağlamlarında anlamlı bir farklılık göstermektedir. /m/ ve /n/ seslerinin birinci formant başlangıç değeri (F1) sınırlı ortamlarda farklılık göstermiştir. /m/ ve /n/ seslerinin F2 değerleri ise tüm sözcük-hece konumlarında ve tüm ünlü ortamlarında farklılık göstermiştir. /m/ ve /n/ seslerinin F3 değerleri tüm sözcük-hece konumlarının yanı sıra ön-ünlüler ile /ʌ/ ünlü ortamında farklılık göstermiştir.
Parkinson hastalığında ses ve konuşmanın akustik analizi
Bu çalışma İdiyopatik Parkinson hastalığına sahip bireylerin ünlü artikülasyonu,konuşma hızı ve ses özelliklerini akustik analiz yöntemleriyle inceleyerek sağlıklı grupla ve hastalığın evrelerine göre karşılaştırmayı ve konuşma özellikleri arasındaki ilişkileri belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda 15 erken evre, 15 ileri evre Parkinson hastalığına sahip bireyden ve 30 kişiden oluşan yaş ve cinsiyet eşleştirmeli sağlıklı kontrol grubundan veri toplanmıştır. Ünlü artikülasyonunu incelemek için Üçgen Ünlü Alanı, Dörtgen Ünlü Alanı ve F2i/F2u oranı; konuşma hızı için Konuşma Hızı ve Artikülasyon Hızı, ses için F 0 , Jitter, Shimmer ve Gürültü-harmonik oranı parametreleri kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar Parkinson hastalığında Üçgen Ünlü Alanı, Dörtgen Ünlü Alanı ve F2i/F2u oranında anlamlı ölçüde düşüş olduğunu, konuşma hızı ve ses parametrelerinde anlamlı fark olmadığını göstermektedir. Erken evre ve ileri evre hasta grupları arasında hiçbir bağımlı değişkende fark bulunmamıştır. Parkinson hasta grubunda tüm ünlü artikülasyonu parametreleri ve konuşma hızı parametreleri arasında negatif yönde korelasyon bulunmuştur. Hem sağlıklı grupta hem de hasta grubunda kadınların üçgen ve dörtgen ünlü alanları erkeklerden daha geniş, F2i/F2u oranı daha yüksek bulunmuştur.
Normal işiten ve koklear implantlı bireylerin konuşmalarındaki bürünsel özelliklerin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu araştırmanın amacı normal işiten ve koklear implantlı bireylerin konuşmalarındaki bürünsel özelliklerin karşılaştırılmasıdır. Bu amaçla öğrencilerin odak oluşturmada kullandıkları süre, f0, şiddet parametreleri karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Araştırmaya 8 koklear implant kullanan ve 6 normal işiten üniversite öğrencisi katılmıştır. Araştırma sonucunda dar odak olan sözcüklerin ortalama süresinin ve şiddetinin odak olmayan eşine göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Dar odak olan sözcüklerin f0 standart sapmasının ve f0 ranjının odak olmayan sözcüklere göre daha düşük olduğu belirlenmiştir. Koklear implantlı öğrencilerin, sözcük üretimlerinde f0 standart sapmanın ve f0 ranjının normal işitenlere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Koklear implant kullanan öğrencilerin sözcük üretim süresinin normal işitenlere kıyasla daha uzun olduğu bulunmuştur. Araştırmanın sonuçları koklear implant kullanan katılımcıların dar odak üretiminde süre parametresini başlıca parametre olarak kullandıklarını göstermektedir. Bir diğer göze çarpan bulgu da koklear implantlı öğrencilerin f0 standart sapmasının ve f0 ranjının normal işitenlere göre yüksek olmasıdır. Anahtar Sözcükler: Koklear implant, bürünsel, dar odak
Çocuklarda ardışık koklear implant uygulamasının ilk koklear implant uygulanan kulaktaki en rahat duyma seviyesi, impedans ve elektriksel uyarımlı birleşik aksiyon potansiyeli ölçüm sonuçlarına etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı, ardışık bilateral koklear implantlı çocuklarda ikinci koklear implant uygulamasının ilk koklear implantın impedans, en rahat duyma seviyesi ve elektriksel uyarımlı birleşik aksiyon potansiyeli ölçüm sonuçlarına etkisini tespit etmektir. Bu çalışma 12 kız (%40) ve 18 erkek (%60) olmak üzere toplam 30 çocuk ile yapılmıştır. Çocukların yaşları 15 ay ile 144 ay arasında değişmektedir. Çalışmaya en az 3 ay süre ile ilk koklear implant kullanım sonrası karşı kulağına koklear implant uygulanan çocuklar alınmıştır. Tüm çocukların ikinci koklear implantları açık ve kapalı iken impedans, ECAP ve M seviyeleri değerlendirilmiştir. Kİ2 cerrahi öncesi Kİ1 den alınan impedans, ECAP ve M bulgularına göre ikinci koklear implant kapalı iken birinci koklear implantın impedans, ECAP ve M seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık mevcut değildir (p>0.05). İkinci koklear implant aktive edildiğinde ise birinci implantın impedans ölçümlerinde sadece 1. ayda, ECAP ve M seviyelerinde ise 1. ay, 3. ay ve 6. ayda kapalı konumdaki ölçümleri ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Ardışık koklear implant uygulamasında ikinci koklear implant kapalı olduğunda Kİ2 ameliyatı öncesindeki değerleri ile karşılaştırıldığında birinci koklear implantın impedans, ECAP ve M seviyelerinde herhangi bir değişiklik olmamaktadır. Fakat ikinci koklear implantın aktive edilmesi ile birinci koklear implantta impedans, ECAP ve M seviyelerinde değişiklikler olmaktadır. İkinci koklear implant aktive edildikten sonra hem birinci koklear implantın hem de ikinci koklear implatın impedans değerleri, ECAP, M seviyeleri ve dinamik ranjın kontrol edilmesi hastanın işitsel performansı açısından gereklidir.
İskeletsel sınıf 2 ve sınıf 3 maloklüzyonlarının konuşma sesleri üzerine etkilerinin incelenmesi
Konuşma sesleri, iskeletsel ve dental maloklüzyonlar, işitme ile ilgili problemler, nörolojik bozukluklar, kraniyofasiyal anomaliler gibi bir çok faktörden etkilenebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, farklı iskeletsel anomaliye sahip bireylerin maloklüzyonunun konuşma sesleri üzerine etkilerinin fonetik inceleme yöntemleriyle karşılaştırılmasıdır. Çalışmada, Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda ortodontik tedavisi tamamlanıp, Sınıf 1 ilişki sağlanmış hastalardan alınan tedavi sonu ses kayıtları ve sefalometrik radyografiler ile aynı bölüme maloklüzyon şikayeti ile başvurmuş Sınıf 2 ve Sınıf 3 ilişkiye sahip hastalardan alınan tedavi öncesi ses kayıtları ve sefalometrik radyografiler değerlendirilmiştir. Her grupta 20 hasta olacak şekilde toplamda 60 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Konuşma seslerinin nasıl etkilendiğinin incelenebilmesi için konuşma metinleri oluşturulmuştur. Ses kayıt alma işlemi sesten arıtılmış özel ses kayıt odasında gerçekleştirilmiştir. Sırasıyla labiodental, dental ve alveolar ünsüzler olan /f/, /s/ ve /ş/ sesleri değerlendirme için seçilmiştir. Seslerin segmentasyon işlemi sonrası spektral ağırlık merkezi, standart deviasyon, skewness ve kurtosis değerlerine bakılarak malokluzyonlar arası farklılıklar değerlendirilmiş ve sonrasında yapılan sefalometrik ölçümler ile akustik parametrelerin korelasyonu incelenmiştir. Sonuç olarak, akustik değerlendirmede incelenen seslerde maloklüzyona bağlı değişimler bulunmuş, fakat sefalometrik ölçümler ile orta derecede bir korelasyon görülmüştür.
Septoplasti ve konka cerrahisinin ses üzerine etkisi
Amaç: Nazal septum deviasyonu ve bilateral alt konka hipertrofisi olan hastalarda uygulanan septoplasti ve bilateral alt konka cerrahisinin ses üzerine etkisini araştırmak. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya nazal septum deviasyonu ve bilateral alt konka hipertrofisi olan, septoplasti ve bilateral alt türbinoplasti operasyonu uygulanan 40 hasta dahil edildi. Hastalara preoperatif dönemde ve postoperatif 2. ayda VHI-10, VAS ve NOSE skalaları doldurtuldu. Aynı zamanda MDVP ses analiz programıyla /a/ sesi ve /mini/ sözcüğü söyletilerek ses kaydı alındı. /a/ sesi ile akustik analiz, /mini/ kelimesindeki /m/, /n/ ve /i/ sesleri ile spektrografik analiz yapıldı. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların postoperatif 2. ayda burun tıkanıklıklarını değerlendirdikleri VAS ve NOSE skorlarında preoperatif skorlara göre istatistiksel olarak anlamlı bir azalma saptandı (p<0,05). VHI-10 skorlarında ise preoperatif ve postoperatif 2. ay sonuçları arasında anlamlı fark izlenmedi (p>0,05). Akustik analizde F0'da preoperatif ve postoperatif değerler arasında anlamlı fark saptandı (p<0,05). Ancak jitter, jitter %, shimmer, shimmer % ve NHR değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark izlenmedi (p>0,05). Spektrografik analizde bakılan F1, F2, F3 ve F4 formantlarında preoperatif ve postoperatif 2. ay değerleri arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Sonuç: Septoplasti ve bilateral alt konka cerrahisi sonrasında seste hem subjektif değerlendirmede, hem de akustik analiz ve spektrografik değerlendirmede anlamlı bir değişiklik olmamaktadır.
Demir eksikliği anemisi olan hastalarda tedavi öncesi ve tedavi sonrası saf ses odyometri ve timpanometri bulgularının karşılaştırılması
Amaç: Demir elementi, vücut metabolizmasında oksijenin dokulara taşınmasında ve depolanmasında, protein, DNA ve RNA sentezinde, mitokondride elektron taşınmasında ve daha birçok metabolik olayda hayati öneme sahip bir elementtir. Bu elementin eksikliğiyle meydana gelen anemi nedeniyle oluşan doku hipoksisi, hücresel düzeyde etkilenmelere vücudun birçok yerinde patolojik etkilere neden olur. Bu tez çalışmasındaki amacımız demir eksikliği anemi tedavisinin, işitme sistemi üzerine etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahiliye ve Hematoloji polikliniğinde 107 demir eksikliği anemili hastada, Haziran 2021-Eylül 2021 tarihleri arasında yapılmıştır. Bu hastaların tedavi öncesindeki ve tedavi sonrasındaki semptomları, kan parametreleri ve odyolojik tetkikleri yapılarak karşılaştırılmıştır. Bulgular: Bu çalışmadaki hastaların 100'ü kadın (%93,5) 7'si erkek (%6,5)'ti. Tedavi öncesi ve sonrası semptomların görülme sıklığı karşılaştırıldığında tinnitus, işitme kaybı, baş dönmesi şikayetlerinin tedavi sonrası azaldığı ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (sırasıyla; p<0,001, p=0,004, p<0,001). Odyometri değerleri karşılaştırıldığında, sağ kulak hava yolu (250, 500, 1000, 4000, 8000 Hz) ve kemik yolu (500, 1000 Hz) eşiği, sol kulak hava yolu (125, 250, 500, 1000, 2000, 8000 Hz) ve kemik yolu (500, 1000, 2000 Hz) eşiği istatistiksel olarak anlamlı düzelme saptandı. Hastaların her iki kulakta timpanometrik gradiyent değeri tedavi sonrasında artmıştır (p<0,05). Sonuç: Demir eksikliği anemisi hastalarında yapılan demir tedavisi ile işitme frekanslarında düzelme olduğu görülmüştür. Anatar sözcükler: demir eksikliği anemisi, saf ses odyometri, timpanometri
Endotrakeal entübasyon ve LMA çeşitlerinin ses kalitesine etkileri
Solunum yolunu güvenlik altına almak, solunumun kontrolü ve devamlılığın sağlanması her anestezistin temel görevlerinden ve anestezinin vazgeçilmez prensiplerinden biridir. Bu amaçla kullanılan endotrakeal entübasyon ve laringeal maske airwayler postoperatif dönemde değişik oranlarda laringeal semptomlara ve sesin akustik özelliklerinde değişikliklere neden olmaktadırlar.Bu çalışmada; endotrakeal entübasyon, klasik LMA, proseal LMA ve I gel LMA'in laringeal semptomlara ve sesin akustik analizindeki parametrelere etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.Ses oluşumunu etkilemeyen alt batın ve ekstremite cerrahisi uygulanan 80 hasta çalışmaya dahil edildi. Preoperatif, postoperatif 2.saat ve postoperatif 24. saat içerisinde ses kısıklığı, globus Pharyngeus, boğaz temizliği yapma hissi, boğaz ağrısı, ses kaybı, seste kabalaşma ve seste çatallaşmanın sorgulandığı klinik anket formu dolduruldu. Tüm hastalara KBB polikliniğinde sesten izole odada akustik analiz yapıldı. Akustik analizde bazal frekans, jitter, shimmer, HNR ve NNE parametreleri karşılaştırıldı.Endotrakeal entübasyon grubunda ses kısıklığında klinik anlamlılık ve boğaz temizliği yapma hissinde istatistiksel anlamlılık bulundu. Klasik LMA grubunda boğaz temizliği yapma hissinde istatistiksel anlamlı artış bulundu. Bu klinik değerlendirmeler postoperatif erken dönemde mevcut olup 24. saatte normal değerlerine geriledi. Akustik analizde sadece proseal LMA grubunda postoperatif 2.saatte jitter ölçümünde anlamlı fark bulundu. Diğer akustik ölçüm parametrelerinde anlamlı farklılık bulunmadı.Sonuç olarak endorakeal entübasyon ve klasik LMA kullanımının postoperatif erken dönemde ses fonksiyonları üzerine etkisi olabileceği, yeni geliştirilen LMA'lerin özellikle hava ile şişirilmeyen jel yapılı laringeal maske airwaylerin laringeal yakınmalara ve ses fonksiyonlarına minimal etkili olabileceğini düşünüyoruz.ANAHTAR SÖZCÜKLER, endotrakeal entübasyon, laringeal maske airway, ses kısıklığı, boğaz ağrısı, akustik analiz
Ketamin anestezisi altında sünnet operasyonu geçirecek çocuklarda orta kulak basıncı değişikliklerinin değerlendirilmesi
Amaç: Ketamin ağrılı, kısa cerrahi işlemlerde sık kullanılan iv anesteziklerden biridir. Çalışmamızın amacı sünnet operasyonu geçirecek hastalarda anestezik ajan olarak kullanılan ketaminin orta kulak basıncı üzerine olan etkisini değerlendirmektir. Materyal Metod: ASA I-II grubuna giren, 3-12 yaş arasında, sünnet operasyonu geçirecek olan 60 hasta çalışma kapsamına alındı. Ebeveynleri ile birlikte bekleme salonuna alınan olgulara EKG, noninvaziv kan basıncı ve periferik oksijen satürasyonu (SpO2) monitorizasyonu yapıldı (Datex-Ohmeda S/5TM Compact Anesthesia Monitor, GE Healthcare Helsinki, Finlandiya). Non-invaziv sistolik, diyastolik ve ortalama arter basınçları (SAB, DAB, OAB), kalp atım hızı (KAH) ve SpO2 kaydedildi. Timpanometri cihazı ile sol orta kulak basıncı (OKB) ve sağ OKB ölçümleri yapılarak kontrol değerleri kaydedildi. Hastalara premedikasyon odasında 0.05 mg/kg iv midazolam ile sedasyon uygulandıktan 15 dk sonra OKB ölçümleri tekrarlandı. Ölçüm sonrası hastalar operasyon salonuna alındı. Operasyon salonunda SAB, DAB, OAB, KAH ve SpO2 monitorize edildi. Operasyon süresince ve derlenme ünitesinde oksijen maskesi ile oksijen desteği ve 1/3 izodeks solüsyonu ile iv sıvı replasmanı yapıldı. Hastalara ketamin 2mg/kg iv uygulandı. Cerrah tarafından %0.25'lik bupivakain 0.2 ml/kg dozunda lokal anestezik ile dorsal penil blok uygulandıktan sonra cerrahi işlem başlatıldı. Operasyon esnasında ağrı duyan, ketaminin ilk doz uygulaması sonrası ölçülen kalp tepe atımı ve noninvaziv kan basıncı değerinden %20 artış gözlenen hastalara 0,5 mg/kg ketamin ek dozu uygulandı. İlk ketamin uygulanmasından itibaren 5.dk, 10. dk, 15. dk, 30. dk, 60. dk. ile 120. dk'larda sağ ve sol OKB, KAH, SAB, DAB, OAB değerleri kaydedildi. Bulgular: Ketamin uygulandıktan sonra 5, 10, 15. dakikalarda ölçülen ortalama sağ ve sol OKB değerleri başlangıçta ölçülen değerlere göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,005). Başlangıçta ölçülen sağ ve sol OKB ortalamaları ile midazolam uygulandıktan sonra ölçülen değerler arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,005). Ayrıca başlangıçta ölçülen OKB değerleri ile ketamin uygulandıktan sonra 30, 60 ve 120.dakikalarda ölçülen değerler arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,005). Sonuç: Ketamin orta kulak basıncını istatistiksel olarak anlamlı ölçüde artırmış olup, her iki kulakta ölçülen OKB ortalama değerleri klinik olarak normal sınırlar içinde kalmıştır. Vakalar detaylı olarak incelendiğinde normal sınırların üzerine çıkan OKB değerleri mevcuttu ancak bunlar istatistiksel olarak anlamlı olacak çoğunlukta değildi. Ketamin dozundaki artışın OKB değerleri üzerine etkisini inceledik ve doz artışıyla uyumlu olacak OKB değeri artışı olmadığını tespit ettik. Ancak bizim çalışmamızda uyguladığımız total ketamin dozu 3 mg/kg'ı aşmamıştır. Daha yüksek dozlardaki ketamin uygulanmasının OKB üzerine etkisini inceleyen yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu nedenle orta kulak patolojisi olan, östaki tüp fonksiyonunun kısmen yetersiz olduğu çocuk yaş grubunda sık kullanılan bir anestezik olan ketaminin OKB üzerine artırıcı etkisi olduğu için dikkatli kullanılması gerektiği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Orta kulak basıncı, Ketamin, Sünnet
Bebek ve çocuklarda pandemik influenza aşısının Otitis Media'ya olan etkinliği
Otitis mediaya en sık neden olan bakteriyel patojenler, Streptococcus pneumoniae, tiplendirilemeyen Haemophilus influenzae ve M.catarrhalis olmakla birlikte akut otitis media (AOM) ataklarının viral enfeksiyonlarla ilişkili olduğunu gösteren kanıtlar önemli oranda artmıştır.Viral ajanlar ve özellikle influenza virüsü, östaki tüpü işlevlerini bozarak solunum sistemi epitel hücrelerinde yapısal ve işlevsel kayıplar meydana getirerek, lökosit işlevlerini değiştirerek ve bakterilerin solunum yolu hücrelerine adezyonunu kolaylaştırarak AOM'ya eğilimini artırmaktadır.Daha önce, mevsimsel grip aşısının tekrarlayan otitis mediaya etkiniği gösterilmiştir. 2009 yılında tüm dünya ile birlikte ülkemizde de H1N1 pandemisi olmuştur, buna bağlı olarak otitis media sıklığının artmasını bekleriz.Bu çalışmanın amacı; 2009 yılında uygulanmaya başlanan pandemik H1N1 aşısının da, mevsimsel İnfluenza aşısında olduğu gibi, hem sağlıklı çocuklarda otitis media ataklarını önleyebileceğini göstermektir.Ancak aşılı ve aşısız grup arasında yapılan, AOM, EOM ve otit sıklığını karşılaştıran çalışmamızda, her 2 grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanamamıştır. Otit geçiren ve geçirmeyen hastalarda, logistik regresyon analizi yapıldığında, pandemik H1N1 aşısı yapılmamış olmanın otit olma durumunu 2.9 kat etkilediği saptanmıştır.Ek olarak orta kulak boşluğunda efüzyona ve enfeksiyonu gösteren C2 ve B tipi eğri sıklığı da aşılı ve aşısız grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark göstermemiştir.Bu sonuçlarla başlanan pandemik H1N1 aşısının, mevsimsel influenza aşısından farklı olarak sağlıklı çocuklarda otitis media ataklarına etkinliğinin olmadığı söylenebilir.Anahtar Kelimeler: Pandemik H1N1 aşısı, Otitis Media, Timpanometri
Diyarbakır il ve ilçe merkezlerindeki ilköğretim ve kreş çocuklarında efüzyonlu otitis media prevalansı ve risk faktörleri
Efüzyonlu otitis media (EOM), akut enfeksiyon belirti ve bulguları olmaksızın sağlam kulak zarı arkasındaki orta kulak boşluğu ve mastoid hücre sisteminde sıvı birikmesine yol açan, orta kulak mukozasının enflamasyonudur. EOM oluşumunda rol oynayan önemli üç etyolojik neden; enfeksiyon, enflamasyon ve orta kulağın havalanma bozukluğudur.Fizik muayene, Otoskopi ve timpanometri ile değerlendirilen, 1763 çocuğun 256 `sına (%14.5) EOM teşhisi konuldu.118 olguda (%46.01) bilateral EOM tespit edilirken,89'u sol 49'u sağ olmak üzere toplam 138 olguda (%53.9) unilateral EOM tespit edilmiştir. Çalışmaya katılan çocukların 863'ü kız ve 900'ü erkektir. EOM tespit edilen kız çocuklarının sayısı 119 (% 46), EOM teşhisi konulan erkek çocuk sayısı ise 137'dir(%53). Çalışmamızda il merkezinde bulunan 4 ilköğretim okulu ve çevre ilçelerdeki 13 ilköğretim okulu ve il merkezinde 3 anaokul seçildi. Çevre ilköğretim okullarındaki 550 ilköğretim 1.sınıf öğrencisinden 90 öğrencide (%16.3) EOM saptanmıştır. İl merkezindeki ilköğretim okullarındaki 718 ilköğretim 1. sınıf öğrencisinden 91 öğrencide (%12.6) EOM saptanmıştır. İl merkezindeki anaokullardaki 495 anaokul öğrencisinden 75 öğrencide (%15.2) EOM saptanmıştır. EOM prevalansı, allerji ve pasif sigara içimi ile ilişkili bulundu. EOM prevalansının cinsiyet, yaş, kreşte bulunma, sosyoekonomik durum ile anlamlı ilişkisi tespit edilmemiştir.Sonuç olarak; yaygınlığı, olası sekel ve komplikasyonların ciddiyeti ve hastalığın sinsi şekilde ilerleyişi düşünüldüğünde 1.basamak sağlık hizmetlerinde tarama yapabilecek ekipman bulundurulmalıdır. Özellikle kreş ve erken ilköğretim çağındaki çocukların rutin olarak KBB hekimi veya pnömatik otoskopi, timpanometri konusunda eğitilmiş pediatrist veya pratisyen hekimler tarafından değerlendirilmeleri zorunlu hale getirilmelidir.
Yeni doğanlarda işitme taraması
Amaç: Çalışmanın amacı Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesinde doğan ve başvuran tüm yeni doğanların işitme kayıplarının değerlendirilmesidir.Materyal ve Metod: Bu çalışmaya Mart 2008 - Mayıs 2011 tarihlerinde Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesinde doğan ve başvuran 1120 yenidoğan bebek dahil edilmiştir.Tüm bebekler taburcu olmadan önce taşınabilir otoakustik emisyon cihazı ile ilk testleri yapıldı.Otoakustik emisyon sonucuna göre geçti-kaldı şeklinde değerlendirildi.Çaşılmaya alınan yenidoğanlardan ayrıntılı anamnez alındı ve risk faktörlerine göre sınıflandırıldı.İlk testten kalan yenidoğanlara 15 gün sonra otoakustik emisyon cihazı ile ikinci test yapıldı.İkinci testten kalan bebekler üçüncü kontrole çağrılarak ABR ile işitmeleri değerlendirlildi ve işitme kaybı var olup olmadığı değerlendirildi.Testlerin değerlendirilmesi SPSS 6.0 programıyla yapıldı ve istatistiksel karşılaştırma Pearson Ki-Kare testiyle yapılmıştır.Bulgular: Bu çalışmada 1120 yenidoğan otoakustik emisyon ile taramaya alınmıştır.Birinci testten 341 (%30.4) yenidoğan kaldı,779 (%69.6) geçmiştir.Kalan 341 (%30.4) yenidoğan 15 gün sonra tekrar OAE ile değerlendirildi.İkinci testte 285 (%25.4) yenidoğan geçti,56 (%5.0) sı kaldı.Üçüncü aşama,iki ay sonra ABR kullanılarak yapıldı.Kalan 56 (%5.0) yenidoğan ABR testine tabii tutuldu.ABR sonucu 31 (%2.8) yenidoğanda normal,25'in (%2.2) sonucu anormal çııkmıştır.Risk faktörü olan yenidoğanlarda işitme kaybı %5.7,risk faktörü olmayanlarda işitme kaybı saptanmamıştır.Düşük doğum ağırlığı olan yenidoğanlarda sensorinöral işitme kaybı %6.8,hipebilirunemi olan bebeklerde %4.8 olarak bulunmuştur.Sonuç: İşitme kaybının erken teşhisi bireyin konuşma,lisan,sosyal ve emosyonel gelişimi için önemlidir.Konjenital işitme kaybının erken tanısında ve rehabilitasyonunda yenidoğan işitme taraması önemlidir.OAE ve ABR 'nin birlikte kullanılması taramanın değerini arttıracaktır.İşitme taramalarında tüm yenidoğanlar taranmalıdır ancak risk faktörü olan bebekler üzerinde hassasaiyetle durulmalıdır.
Normal işitmeye sahip yetişkinlerde multifrekans timpanometri normalizasyon değerleri
Multifrekans timpanometri, 226 Hz ile 2000 Hz arasında degisik probe tonlar ile elde edilen timpanogramların analizini saglayarak, orta kulak direnç ve geçirgenliğini geniş bir frekans yelpazesinde değerlendirebilen avantajlı bir test yöntemidir. Orta kulak admitansını ve unsurlarını ayrıştırarak inceleyen parametreler sunmaktadır. Multifrekans timpanometrenin sunduğu önemli parametrelerden biri de rezonant frekanstır. Belli patolojilerin varlığında rezonant frekans değeri normal ve sağlıklı kulaklara kıyasla daha alçak ya da yüksek değerler almaktadır. Avantajlı bir test olmasına rağmen multifrekans timpanometrinin ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi klinik uygulamada yaygınlaşmamış olması birçok araştırmacı tarafından da belirtilen bir gerçektir. Multifrekans timpanometri kullanımının yaygınlaşmamasının sebebi yeterli verilerin henüz var olmamasıdır. Bilindiği gibi orta kulak ve dış kulak yapıları yaşa ve kalıtımsal özelliklere göre değişkenlik göstermektedir. Bu değişkenlikler timpanograma farklı değerler olarak yansımaktadır. Dolayısıyla birçok araştırmacı tarafından multifrekans timpanometride normatif değerler elde etmek için çalışmalar yapılmıştır. Çalışmamız sonucunda elde edilecek verilerin, orta kulak patolojilerine karar vermek için kliniğimizin normatif değerlerini göstermesi ve dolayısıyla uygulamada ne yazık ki henüz yaygınlaşmamış olan rezonant frekans ölçümü için bir ölçüt sağlayarak kullanımını yaygınlaştırması amaçlanmıştır.Bu amaçla, Başkent Üniversitesi Kulak-Burun-Boğaz Anabilim Dalı ve Odyoloji ve Konuşma Bozuklukları Ünitesinde işitme kaybı şikayeti olmayan ve otoskopik muayenesi normal olan 21-46 yaşları arasında 60 gönüllü (120 kulak) katılımcının orta kulak rezonant frekansları ölçülmüştür. Tüm katılımcıların, her iki kulaklarından (120 kulak) birden alınan RF değerlerinin ortalaması 999.6 Hz (std. sapma 134.9), sağ kulaklardan elde edilen değerlerin ortalaması 1020.8 (std. sapma 140.6), sol kulak ortalamaları ise 978.3 Hz (std. sapma 180.5) olarak belirlenmiştir. Bu verilerin, orta kulak patolojilerine karar vermek için kliniğimizin normatif değerlerini göstermesi ve dolayısıyla uygulamada ne yazık ki henüz yaygınlaşmamış olan rezonant frekans ölçümü için bir ölçüt sağlayarak kullanımını yaygınlaştırması hedeflenmiştir. Ayrıca multifrekans timpanometrinin önemli bir parametresi olan rezonans frekans değerinin patolojilerin tanısı üzerine etkilerini araştıracak çalışmalara bir alt yapı sağlaması da umut edilmektedir.
Gebeliğin orta kulak akustik özelliklerine etkisi
Gebelikte orta kulak rezonans frekansındaki değişikliklerin elde edilip olası bir patolojik durumda gebe hastayı değerlendirmede kolaylık sağlayacak veriler elde ederek literatüre yeni bir bilgi sağlamak amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Bu amaçla 2013 yılı Temmuz ve Aralık ayları arasında Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda Odyoloji ve Konuşma Bozuklukları Ünitesi'nde gerçekleştirilen çalışmaya kontrol grubu için 43 gönüllü birey, çalışma grubu için Başkent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğinde takibi yapılan gebeliğin son üç ayında (27-40 hafta) 46 gebe olmak üzere toplam 89 birey dahil edilmiştir. Bir KBB uzmanı tarafından otoskopik muayenesi yapılan bireylere saf ses odyometrisi uygulanarak işitme eşikleri tespit edilmiştir. Hava yolu işitme eşikleri TDH-39 standart kulaklık kullanılarak 250-8000 Hz arasındaki frekanslarda İndustrial Acoustic Company standardındaki sessiz odada ölçülmüştür. Kemik yolu işitme eşikleri Radioear Bone-71 kemik vibratör kullanılarak 500-4000 Hz arasındaki frekanslarda ölçülmüştür. Katılımcıların immitansmetrik ölçümleri Grason Stadler (GSI) Tympstar Version 2 elektroakustik immitansmetre kullanılarak yapılmıştır. Çalışmaya katılan gruplar arasında yaş ortalamaları açısından istatiksel olarak her hangi bir fark tespit edilmemiştir. Gebelerin sağ ve sol kulaklarında 250Hz ve 500Hz frekansında işitme eşik değerleri kontrol grubunun aynı frekanslardaki eşik değerlerinden anlamlı olarak fazladır. Gebeler ve kontrol grubu arasında her iki kulakta da 1000Hz ve üzeri frekanslarda işitme eşik değerleri ve SSO değerleri arasında anlamlı herhangi bir fark tespit edilmemiştir. Gebelerin her iki kulağında da orta kulak rezonans frekansı değerleri kontrol grubundan anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Gebelikte alınan kilonun ortalama değeri 11,5 kg'dır. Gebelerin gebelik döneminde aldıkları kilo ile sol kulak orta kulak rezonans frekansı değeri arasında anlamlı negatif bir ilişki saptanmıştır. Gebelerin %52,2'sinin gebelik haftası 32 hafta ve üzerinde olmakla birlikte gebelik haftası ortalama değeri 32'dir. Gebelik haftası ile orta kulak rezonans frekansı değerleri arasında anlamlı herhangi bir ilişki bulunmamıştır. Gebelikte meydana gelen fizyolojik değişiklikler sonucu işitmede oluşan değişimlere dair yapılan çalışmalarda birçok teori ve mekanizma tanımlanmıştır. Bu mekanizmaların değerlendirilip daha kesin ilişkilerin kurulabilmesi için düzenli izlemlerin yapıldığı çok sayıda gebenin, gebelik öncesinden başlanılarak gebelik sonrasında da değerlendirilme imkanı olduğu geniş çaplı araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bundan sonra yapılacak çalışmalar için çalışmamız referans oluşturacaktır. Anahtar Kelimeler: Gebelik, işitme, rezonans frekansı, multifrekans timpanometri.
Multifrekans timpanometri ölçümlerinin seröz otitli ve sağlıklı çocuklarda karşılaştırılması
İçmen,D. Multifrekans Timpanometri Ölçümlerinin Seröz Otitis Media'lı ve Sağlıklı Çocuklarda Karşılaştırılması, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Odyoloji Konuşma ve Ses Bozuklukları Programı Yüksek Lisans Tezi, 2014 AMAÇ: Multifrekans timpanometri kullanarak Sseröz Ootitis Mmedia için multifrekans değerlerini ortaya çıkartılması ve bu sonuçların normal kulaklarda elde edilen veriler ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Böylece seröz otitis media patolojisine özgü timpanometrik değişikliklerin ortaya çıkarılması hedeflenmektedir. Bu incelemelerle beraber yaş, cinsiyet, boy, kilo, kulak zarının durumu, orta kulak sıvısının tipi ve kulak zarının pozisyonu incelenerek bu bulguların orta kulak otiti ile birleşerek multifrekans timpanometride ne gibi değişiklikler meydana getireceği araştırılmıştır. MATERYAL METOD: Başkent Üniversitesi Kulak-Burun-Boğaz Anabilim Dalı ve Odyoloji ve Konuşma Bozuklukları Ünitesinde 2-10 yaş arasında toplam 131(262 kulak) gönüllü çocuğa test yapılmıştır. Seröz otitis media teşhisi konulan ve tüp tatbiki kararı verilmiş 65 çocuk çalışma grubuna, otoskopik muayeneleri sonucu sağlıklı kulağa sahip olan ve daha önce kulak operasyonu geçirmemiş 66 çocuk ise kontrol grubuna dahil edilmiştir. Katılımcıların immitansmetrik ölçümleri Grason Stadler (GSI) Tympstar Version 2 elektroakustik immitansmetre kullanılarak yapılmıştır. BULGULAR: Çalışmaya alınan seröz otitis medialı çocukların her iki kulak multifrekansı kontrol grubuna oranla anlamlı derecede düşük bulunmuştur. (p< 0,001) Çalışma grubu rezonans frekansı değeri sağ kulak ortalaması 502,3, sol kulak ortalaması 494,9 olarak bulunmuştur. Kontrol grubu sağ kulak ortalaması 924,3, sol kulak ortalaması 921,3 olarak bulunmuştur. Her iki grup arasında cinsiyet, boy ve kilo açısından anlamlı fark elde edilememiştir. (p>0,05) Ayrıca operasyon bulgularından yalnızca sıvı miktarı açısından bir fark bulunamamıştır. (p>0,05) Bunun dışında odyometri, timpanometri, refleks testleri ve ilk muayene ile operasyon sırasındaki tüm bulgular ile multifrekans ölçüm sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. (p< 0,001) Sonuç olarak multifrekans timpanometri, 226Hz ve 2000Hz probe tone geniş spektral aralıkta ölçüm yapabilen avantajlı bir test yöntemidirSeröz Otitis Media tanısı konulmuş çocuklar için ayırt edici bir test yöntemidir. Multifrekans, orta kulakta var olan patolojiye göre sağlıklı kulaklardan elde edilen ölçümlere oranla daha yüksek ya da daha alçak elde edilmektedir. Birçok açıdan avantajlı bir test olan multifrekans timpanometri ülkemizde henüz yaygın olarak kullanılmamakta olup yapılan çalışma sayısı da sınırlıdır. Bu nedenle henüz yeterli veri bulunmamaktadır. Buradan yola çıkarak multifrekans ölçümü için bir ölçüt sağlayarak tarama testi olarak kullanımını yaygınlaştırması hedeflenmektedir. Ayrıca çalışmamızın farklı patolojilerde bir alt yapı sağlaması umut edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Multifrekans timpanometri, orta kulak, seröz otitis media, çocuk, ventilasyon tüpü
Çoklu frekans timpanometri ölçümlerinin uçucu ve uçucu adaylarında karşılaştırılması
Melisa Melek Tuncer, Çoklu frekans timpanometri ölçümlerinin uçucu ve uçucu adaylarında karşılaştırılması, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Odyoloji Konuşma ve Ses Bozuklukları Yüksek Lisans tezi, 2014. Uçuş sırasında yükseliş ve alçalışta dış basınç ile orta kulak basıncı östaki borusu tarafından dengelenir. Östaki borusunun fonksiyon bozukluğunda özellikle inişte bu basınç dengelenemez ve barotravma gerçekleşebilir. Uçucularda en sık görülen kulak rahatsızlıklarından biri de barotravmadır. Bunun sonucunda kulakta ciddi ağrı, işitme kayıpları ve baş dönmesi, genellikle kulak zarı arkasında sıvı toplanması gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Literatürde, klasik timpanometri performansının orta kulak akustik özelliklerini değerlendirmede yeterli olup olmadığı tartışılmaktadır. Geleneksel timpanometriler de sıklıkla 226 Hz prob ton kullanılmaktadır. Çoklu frekans timpanometri ise, 226 Hz-2000 Hz arasında değişik prob tonlar ile elde edilen timpanogramların analizini sağlayarak, orta kulak direnç ve geçirgenliğini geniş bir frekans yelpazesinde değerlendirebilen avantajlı bir test yöntemidir. Çoklu frekans timpanometrenin sunduğu önemli parametrelerden biri de rezonant frekanstır (RF). Belli patolojilerin varlığında RF değeri normal ve sağlıklı kulaklara kıyasla daha alçak ya da yüksek değerler almaktadır. Avantajlı bir test olmasına rağmen çoklu frekans timpanometrinin ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi klinik uygulamada yaygınlaşmamış olması birçok araştırmacı tarafından da belirtilen bir gerçektir. Bu nedenle çalışmanın amacı, uçucuların orta kulak rezonans özelliklerinin, uçmaya bağlı değişim gösterip göstermediğini çoklu frekans timpanometriyle ortaya koymaktır. Bu amaçla, Başkent Üniversitesi Kulak-Burun-Boğaz Anabilim Dalı ve Odyoloji ve Konuşma Ses Bozuklukları Ünitesi'nde Sivil Havacılık Kanunu gereği yapılan muayenelerden geçen 140 uçucu ve uçucu adayı çalışmaya dahil edilmiştir. KBB uzmanı tarafından otoskopik muayenesi yapılan bireylere saf ses odyometresi uygulanarak işitme eşikleri tespit edilip, immitansmetrik ölçümleri yapılmıştır. Tüm katılımcıların, her iki kulaklarından (140 kulak) alınan RF değerleri değerlendirmeye alınmıştır. Yapılan ölçümlerde sol kulak için uçucu adaylarının RF ortalaması 862,50 Hz, 200-3000 saat uçuş yapan uçucuların RF ortalaması 605,88 Hz ve 3000-10000 saat uçuş yapan uçucuların RF ortalaması ise 547,78 Hz olarak bulunmuştur. Sağ kulak ortalamaları ise uçucu adayları için 882,95 Hz, 200-3000 saat uçuş yapan uçucular için 609,22 Hz ve 3000-10000 saat uçuş yapan uçucular için 606,67 Hz olarak bulunmuştur. Bu verilerle uçuşa bağlı orta kulakta gerçekleşen değişimleri daha açık şekilde ortaya koymak ve ileride yapılacak daha kapsamlı çalışmalara da bir alt yapı sağlaması umut edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Çoklu frekans timpanometri, barotravma, aerotitis media, timpanometri, östaki borusu.
Normal işitme eşiğine sahip tinnitus hastaların koklear işitsel fonksiyonlarının odyolojik değerlendirmesi
Tinnitus, kokleada titreşim ve mekanik aktivite olmaksızın sinir sistemindeki bir aktivite sonucu oluşan ve dışarıdan herhangi bir tür uyaran olmaksızın meydana gelen ses algısı olarak tanımlanır. Normal işitmeye sahip kişilerde tinnitus mekanizmasını açıklamak halen tartışmalıdır. Bu çalışmada dış tüy hücre ve iç tüy hücre uyumsuz hasarlanma teorisi temel alınarak normal işitmeye sahip bireylerdeki tinnitus mekanizması araştırılmıştır. 30 bireyden oluşan(n:49 tinnituslu kulak) normal işitmeye sahip tinnitus hastaları ile 25 bireyden oluşan (n:49 kulak ) normal işitmeye sahip kontrol grubu oluşturulmuştur. Bu iki gruba işitme eşiklerinin normal olduğuna bakmak için saf ses odyometrik değerlendirme, orta kulak fonksyonları için timpanometrik değerlendirme,kokleadaki dış tüy hücrelerini değerlendirmek için Transient Evoked Oto Acoustic Emission(TEOAE) ve Distortion Product Oto Acoustic Emission(DPOAE) testleri ,kokleadaki iç tüy hücreleri değerlendirmek için Thereshold Equalizing Noise testi(TEN) uygulanmıştır. Tinnitus şikayeti olan gruba tinnitus frekans ve tinnitus şiddet eşleme testi, Hasta Bilgi Formu ile yaşam kaliteleri hakkında bilgi almak için Tinnitus Engellilik Anketi uygulanmıştır. Uyarılmış otoakustik emisyon bulgularına göre ,normal işitmeye sahip tinnituslu bireylerde %19.04 anormal TEAOE %27.12 sinde anormal DPOAE, kontrol grubunda ise %5.26 anormal TEAOE , %20.12 anormal DPOAE elde edilmiştir. TEOAE ortalama amplitüdlerinde 4000 Hz dışında tüm frekanslarda her iki grup arasında anlamlı fark ,DPOAE ortalama amplitüdlerinde ise sadece 1400Hz de anlamlı fark elde edilmiştir.TEN test sonucu her iki grupta da ölü bölge elde edilmemiştir. Sonuç olarak yaptığımız çalışmada dış ve iç tüy hücre uyumsuz hasarlanma teorisi doğrulanmaktadır. Ancak, bu bulguları desteklemek için daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler:Tinnitus,Otoakustik Emisyon,Thereshold Equalizing Noise (TEN) ,dış ve iç tüy hücre uyumsuz hasarlanma teorisi
Fibromiyalji hastalarında odyo-vestibüler bulgular
Fibromiyalji sendromu (FMS), yaygın ağrılarla karakterize, etyolojisi kesin olarak bilinmeyen kronik bir hastalıktır. Bu hastalarda sıkça otolojik şikayetler olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, fibromyalji hastalarında detaylı odyovestibüler değerlendirmenin yapılmasıdır. Çalışmaya Başkent Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı'nda tanısı konulmuş 20-60 yaş aralığındaki fibromiyalji hastaları ve aynı yaş grubundaki sağlıklı bireyler alınmıştır. Çalışmaya katılan tüm bireylere tam odyolojik değerlendirme, multifrekans timpanometri, Transient Otoakustik Emisyon (TEOAE), okuler ve servikal Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller (VEMP) testleri uygulanmıştır. Fibromiyaljili hastaların yaş ortalaması 45,48+9,15; kontrol grubunun yaş ortalaması 43,03+7,3 idi. Hastaların ağrı süresi minimum 1 yıl, maksimum 20 yıl, ortalama 4,71±4,4 yıl olarak belirlendi. Fibromiyalji hastalarının sağ ve sol kulak saf ses işitme eşikleri kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulundu (p<0,005). Multifrekans timpanometri testinde rezonans frekans değerleri hasta ve kontrol grubunun sağ kulak değerleri sırasıyla 653,03±161,98; 898,48± 84,30; sol kulak değerleri sırasıyla 745,45± 163,15; 921,21±101,57 olarak saptandı (p<0,05). TEOAE testinde, reprodüktibilite değerlerinde iki grup arasında anlamlı fark bulunamadı (p>0,005). Sinyal gürültü oranı değerlerinde sağ kulak 1000Hz ve 4000 Hz hariç tüm frekanslarda iki grup arasında anlamlı fark bulunamadı (p>0.05). Kontrol grubundaki tüm katılımcılarda cVEMP dalgaları elde edildi. Hasta grubunda 5 olguda sağ kulakta, 4 olguda sol kulakta cVEMP dalgaları elde edilemedi (p<0,05). oVEMP testinde de kontrol grubunun tamamında oVEMP dalgaları elde edildi. Hasta grubunda 7 olguda sağ kulakta, 10 olguda sol kulakta oVEMP dalgaları elde edilemedi (p<0,001). Elde edilen bulgular fibromiyalji olgularında hem işitsel hem de vestibüler disfonksiyon varlığını desteklemektedir. Oluşan disfonksiyonların patogenezine yönelik ileri çalışmalara devam edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Fibromiyalji, Multifrekans Timpanometri, TEOAE, VEMP
Vücut kitle indeksinin orta kulak rezonans frekansına etkisi
Klasik timpanometrinin orta kulak akustik özelliklerini değerlendirmede yeterli olup olmadığı tartışılmaktadır. Klasik timpanometrilerde sıklıkla 226 Hz prob ton kullanılmaktadır. Multifrekans timpanometri ise, 226 Hz-2000 Hz arasında değişik prob tonlar ile elde edilen timpanogramların analizini sağlayarak, orta kulak direnç ve geçirgenliğini geniş bir frekans yelpazesinde değerlendirebilen avantajlı bir test bataryasıdır. Orta kulak admittansını ve unsurlarını ayrıştırarak inceleyen parametreler sunmaktadır. Multifrekans timpanometrinin sunduğu önemli parametrelerden biri de rezonant frekanstır (RF). Rezonans frekans, timpanik zarın minimum enerjiyle maksimum hareketini sağlayan ve orta kulak tarafından kokleaya en fazla ses enerjisinin iletilebildiği frekanstır. Belli patolojilerin varlığında rezonant frekans değeri sağlıklı ve normal kulaklara nazaran daha alçak veya daha yüksek değerler almaktadır. Multifrekans timpanometri avantajlı bir test olmasına rağmen tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de klinik uygulamada yaygınlaşmamıştır. Multifrekans timpanometri kullanımının yaygınlaşmamasının sebebi yeterli verilerin literatürde henüz yer almamasıdır. Bu amaçla literatüre multifrekans timpanometri hakkında yeni bir bilgi sağlamak için vücut kitle indeksine göre orta kulağın rezonans frekansı değerinin değişip değişmediği, değiştiyse ne yönde değiştiği araştırılmıştır. Çalışmada Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı ve Odyoloji, Konuşma ve Ses Bozuklukları Ünitesi'nde işitme kaybı şikayeti olmayan ve otoskopik muayenesi normal olan 18-40 yaşları arasında 78 gönüllü (156 kulak) katılımcı yer almıştır. Bir KBB uzmanı tarafından otoskopik muayenesi yapılan katılımcılara saf ses odyometrisi uygulanarak işitme eşikleri ölçülmüş ve sonrasında immitansmetrik ölçümleri yapılmıştır. Katılımcıların immitansmetrik ölçümleri Grason Stadler (GSI) Tympstar Version 2 elektroakustik immitansmetre kullanılarak yapılmıştır. Tüm katılımcıların, her iki kulağından (156 kulak) birden alınan rezonans frekansı değerleri değerlendirmeye alınmıştır. VKİ'ne göre <18,5 kg/m2, 18,5-24,9 kg/m2, >25 kg/m2 olmak üzere üç gruba ayrılan katılımcıların rezonans frekansı değerleri araştırılmıştır. VKİ <18,5 kg/m2 olan kişilerin rezonans frekansı ortalaması 823,08±86,58 Hz, VKİ 18,5-24,9 kg/m2 arasında olan kişilerin rezonans frekansı ortalaması 817,31±94,91 Hz, VKİ >25 kg/m2 olan kişilerin rezonans frekansı ortalaması 771,15±112,61 Hz olarak bulunmuştur. VKİ <18,5 kg/m2, 18,5-24,9 kg/m2 olan kişiler arasında rezonans frekansı değeri açısından anlamlı bir fark bulunmazken; VKİ <18,5 kg/m2 / VKİ >25 kg/m2 ile 18,5-24,9 kg/m2 / VKİ >25 kg/m2 olan kişiler arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Bu veriler ışığında orta kulak rezonans frekansı değeri bakılan kişilerin VKİ değeri de göz önünde bulundurulmalıdır.
Ankilozan spondilit hastalarında işitmenin odyometri multifrekans timpanometri testi ve geçici uyarılmış otoakustik testleriyle değerlendirilmesi
Ankilozan spondilit (AS); etiyolojisi henüz bilinmeyen, özellikle omurga ile sakroiliak eklemleri etkileyen, göz, kalp, akciğer, böbrek ve bağırsak gibi organların tutulumuna bağlı klinik bulguların da eşlik edebildiği, kronik sistemik inflamatuar bir hastalıktır. Çalışmamızın amacı; ankilozan spondilit hastalarında orta kulak, iç kulak ve eferent işitme sistemini, multifrekans timpanometri, geçici uyarılmış otoakustik emisyon (TEOAE) ve kontralateral supresyon testi ile detaylı olarak incelemektir. Çalışmaya 33 AS, 36 sağlıklı kişi olmak üzere toplam 69 kişi alınmıştır. Katılımcıların immitansmetrik ölçümleri yapıldıktan sonra saf ses odyometrisi uygulanarak işitme eşikleri ölçülmüştür. Daha sonra her iki grubun uyarılmış otoakustik emisyon testiyle değerlendirmesi: kontralateral akustik stimülasyon (KAS) verilmeden önce ve 70 dB dar band kontralateral akustik stimülasyon verilirken olacak şekilde iki aşamalı olarak ölçülmüştür. Ankilozan spondilit hastalarının yaş ortalaması 41,58±7,7, kontrol grubunun yaş ortalaması 38,19±8,7 olup, fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0,086). 125Hz-16000 Hz frekansları arasında ankilozan spondilit ve kontrol grubu saf ses işitme eşikleri karşılaştırıldığında, bütün frekanslarda AS hastalarının saf ses işitme eşikleri daha yüksek olarak bulundu. Bu fark, sağ kulakta 2000 Hz, 4000 Hz ve 10000 Hz, sol kulakta 2000 Hz ve 10000 Hz frekansları haricinde tüm frekanslarda istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Bireylerin tamamında timpanogram sonuçları normal sınırlarda bulundu. Multifrekans timpanometri testinde hasta ve kontrol grubunun rezonans frekansları değerleri sırasıyla sağ kulak 874,24±183,76; 856,94±106,33, sol kulak değerleri sırasıyla 896±152,55; 65,28±121,78 Hz bulundu. Fark istatistiksel açıdan anlamlı değildi (p>0,05). Otoakustik emisyon testiyle yapılan değerlendirmede, iki grup TEOAE sonuçları karşılaştırıldığında ankilozan spondilitli hastalardan alınan emisyon yanıtları kontrol grubuna göre 1000Hz, 2000Hz ve 4000Hz frekanslarında istatistiksel olarak anlamlı düşük saptandı (p<0,05). Kontralateral supresyon seviyelerini değerlendirmek amacıyla, kontralateral akustik uyaran (KAS) verilmeden ve KAS verilirken yapılan TEOAE ölçümleri karşılaştırıldığında; hasta grubunda tüm frekanslarda kontrol grubunda 4000 Hz frekansı hariç tüm frekanslarda emisyon değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptandı (p<0,001). Her iki gruptaki kontralateral supresyon seviyeleri (dB) karşılaştırıldığında ise fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Sonuç olarak elde ettiğimiz bulgular göstermektedir ki, AS hastalığında iç kulak bir hedef organ olabilmektedir. Ankilozan spondilit tanısı konulduğunda hastaların odyolojik değerlendirmesi de yapılmalı ve hastalar olası otolojik tutulum hakkında bilgilendirilmelidir. Ankilozan spondilit hastalarında orta ve iç kulak fonksiyonlarının etkilenimi ve bu olası etkilenimler ile ilişkili olabilecek hastalık özelliklerine yönelik çalışmalara devam edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Ankilozan spondilit, odyometri, geçici uyarılmış otoakustik emisyon (TEOAE), multifrekans timpanometri
Psöriazis hastalarında orta ve iç kulak fonksiyonlarının değerlendirilmesi
Psöriazis keratinositlerin T hücre aracılı hiperproliferasyonu ile karakterize, kronik, enflamatuar bir hastalıktır. Çalışmamızın amacı; psöriazis hastalarında orta kulak, iç kulak ve efferent işitme sistemini, multifrekans timpanometri, geçici uyarılmış otoakustik emisyon (TEOAE) ve medial olivokoklear refleks testi ile detaylı olarak incelemektir. Çalışmaya 35 psöriazis hastası ve 40sağlıklı kişi olmak üzere toplam 75 kişi dahil edildi.Katılımcıların immitansmetrik ölçümleri yapıldıktan sonra saf ses odyometri ile işitme eşikleri ölçülmüştür. Daha sonra her iki grubun uyarılmış otoakustik emisyon testiyle değerlendirmesi: kontralateral akustik stimülasyon (KAS) verilmeden önce ve 70 dB dar band KAS verilirken olacak şekilde iki aşamalı olarak ölçülmüştür. Psörazis hastalarının yaş ortalaması 42,31±14,4, kontrol grubunun yaş ortalaması 41,48±12,8 olup fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0,790). 125 Hz-16000 Hz frekansları arasında psöriazis ve kontrol grubu saf ses işitme eşikleri karşılaştırıldığında, sol kulakta 16000 Hzdışında bütün frekanslarda psoriasis hastalarının saf ses işitme eşikleri daha yüksek olarak bulundu. Bu fark, sağ kulakta 6000, 8000, 10000, 12000, 14000, 16000 Hz dışında, sol kulakta 6000, 8000, 10000, 14000, 16000 Hzdışında tüm frekanslarda istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Bireylerin tamamında timpanogram sonuçları normal sınırlarda bulundu. Multifrekans timpanometri testinde ise rezonans frekansları değerlerinde hasta ve kontrol grubunun sağ kulak değerleri sırasıyla 742,86± 109,90; 837,50 ± 111,94, sol kulak değerleri sırasıyla 745,71± 143,67; 852,50 ± 133,94 bulundu. Fark istatistiksel açıdan anlamlıdır (p<0,05). Otoakustik emisyon testiyle yapılan değerlendirmede,iki grup TEOAE sonuçları karşılaştırıldığında psöriazisli hastalardan alınan emisyon yanıtlarında kontrol grubuna göre 1000 Hz, 2000 Hz ve 2800 Hz frekanslarında istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptandı (p<0,05).Kontralateral supresyon seviyelerini değerlendirmek amacıyla, kontralateral akustik uyaran (KAS) verilmeden ve KAS verilirken yapılan TEOAE ölçümleri karşılaştırıldığında; hasta ve kontrol grubunda tüm frekanslarda emisyon değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptandı (p<0,001). Her iki gruptaki kontralateral supresyon seviyeleri (dB) karşılaştırıldığında ise fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Sonuç olarak elde ettiğimiz bulgular, psöriazis hastalığında işitsel disfonksiyon varlığını göstermektedir. Psöriazis tanısı konulduğunda hastaların odyolojikdeğerlendirmesi de yapılmalı ve hastalar olası otolojik tutulum hakkında bilgilendirilmelidir. Psöriazis hastalarında orta ve iç kulak fonksiyonlarının etkilenimi ve bu olası etkilenimler ile ilişkili olabilecek hastalık özelliklerine yönelik çalışmalara devam edilmelidir.