Blood glucose

68 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glikoprotein non-metastatik melanoma protein b (GPNMB), kan glukoz düzeyi ve karaciğer yağlanması arasındaki ilişkinin incelenmesi

Yakın zamanda karaciğerden de salgılandığı gösterilen ve bir hepatokin olarak kabul edilen GPNMB'nin işlevleri ve enerji dengesindeki rolü henüz bilinmemekle beraber, karaciğer ile yağ dokusu arasındaki haberleşmede rol oynadığı düşünülmektedir. Alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD), dünya çapında en yaygın görülen kronik karaciğer hastalığıdır. NAFLD sıklıkla abdominal obezite, insülin direnci, hipertansiyon ve dislipidemi ile ilişkilidir, dolayısıyla metabolik sendrom NAFLD için ana risk faktörüdür. GPNMB'nin prediyabet ve karaciğer yağlanması ile olan ilişkisinin tanımlanması, metabolik sendromdaki fizyopatolojik süreçleri ve hepatokinlerin işlevlerini anlamak açısından önemlidir. Bu çalışmanın amacı GPNMB ile kan glukoz düzeyi ve karaciğer yağlanması arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu amaçla 30-55 yaş aralığında sigara ve ilaç kullanmayan, sistemik hastalığı olmayan 61 gönüllü çalışmaya dahil edildi. Denekler cinsiyet ve beden kütle indekslerine göre normal kilolu kadın (n=16), fazla kilolu kadın (n=16), normal kilolu erkek (n=13), fazla kilolu erkek (n=16) olmak üzere 4 gruba ayrıldı. 12 saatlik açlık sonrası deneklerden alınan kan örneklerinde açlık kan şekeri, insülin, serum GPNMB, lipit profili, ALT, AST, sT4, TSH, ESR, CRP, HbA1c ölçümleri gerçekleştirildi. Daha sonrasında deneklere 75 gramlık oral glukoz yükleme testi yapılarak hastaların 30, 60, 90 ve 120.dk'da alınan kan örneklerinde kan şekeri, insülin düzeyi ve GPNMB düzeyleri tekrar ölçüldü. Deneklerin kan basıncı ve detaylı vücut analizi ölçümleri yapıldı. Deneklere ayrıca üst abdomen manyetik rezonans görüntülemesi yapılarak karaciğer büyüklüğü, karaciğer yağlanması ve sertliği değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda serum GPNMB düzeyleri ile kan glukoz düzeyi, insülin düzeyi, HbA1c, karaciğer büyüklüğü, yağlanması ve sertliği arasında bir ilişki bulunamadı. Normal kilolu ve fazla kilolu kişiler arasında GPNMB düzeyleri açısından fark tespit edilemedi. Bu sonuçlar sağlıklı kişilerde kan GPNMB düzeyinin kan glukoz düzeyindeki değişiklikler, beden kütle indekisi ya da karaciğer yağlanmasının doğrudan bir göstergesi olmadığını düşündürmektedir.

GlikoproteinlerGlükoz tolerans testiHepatokin+6
Emine İnce
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı bireylerde makro besin öğeleri kombinasyonunun kan glukoz düzeyine etkisinin değerlendirilmesi

Makro besin öğelerinin özellikle diyet proteinlerinin karbonhidratlarla beraber tüketiminin sağlıklı bireylerde plazma insülin konsantrasyonlarını ve postprandial kan glukozunu olumlu etkilediği klinik çalışmalarla gösterilmiştir. Bu gerekçeden hareketle planlanan çalışmada reçel ve reçel ile birlikte tüketilen yumurtanın kan glukoz düzeyine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya Haliç Üniversitesi'nde, Beden Kütle İndeksi 20-25 kg/m2 aralığında olan, eşlik eden kronik hastalığı bulunmayan, sigara kullanmayan, yaşı 18-65 aralığında ki 10 kadın,10 erkek birey dahil edilmiştir. Katılımcıların bazal metabolizma hızları hesaplanarak, fiziksel aktivite düzeyleri göz önünde bulundurularak, % 55-60 karbonhidrat, %12-15 protein ve %25-30 yağ içeren sağlıklı beslenme programları oluşturulmuştur. Bireylere minimum 8 saatlik açlık üzerine reçel(40 g) ve reçel(40 g)+ yumurta(50 g) yedirilerek besinlerin açlık kan glukoz düzeylerine etkilerine bakılmıştır. Test yiyecekleri verilmeden önce ve verildikten sonra 30 dk, 60 dk ve 120 dk' lık periyodlarla parmak ucundan 3 gün boyunca kan glukoz düzeyi ölçümü yapılmış ve 3 günün ortalaması analizde kullanılmıştır. Test yiyeceklerinin verildiği dönemde bireylerin beslenme programlarına uyumları takip edilmiştir. Araştırma sonucunda; reçel verildikten 60 dakika sonraki kan glukoz değeri anlamlı olarak reçel + yumurta verildikten 60 dakika sonraki kan glukoz değerinden yüksek bulunmuştur (p:0,006<.05). Bununla birlikte reçel verildikten sonraki 30.dakika ve 120. dakika kan glukoz değerleri ile reçel + yumurta verildikten sonraki 30. dakika ve 120. dakika kan glukoz değerleri arasında anlamlı farklılık görülmemiştir (p>.0,05). Sağlıklı bireylerde protein içerikli diyetin glisemi yanıtını olumlu etkilediği saptandığı için önerilebileceği, kan glikoz düzeyindeki artış riskini azaltacak faktörler kapsamında yeni araştırmaların planlanmasının önemli olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kan glukozu, makro besinler, sağlıklı bireyler

BeslenmeKan glükozuProteinler+3
Berrak Ergüden
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı yetişkin bireylerde çay şekerinin ve balın kan glikoz düzeylerine etkilerinin karşılaştırılması

BalKan glükozuKan glükozu ölçümü-bireysel+3
Zeynep Arzu Özlen
Haliç University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Piyasada satılan bazı glutensiz ekmeklerin glisemik indeks değerlerinin belirlenmesi

Son yıllarda glutensiz ürünlerin kullanımı yaygınlaşmasına karşın, bu ürünlerin besin değerleri ve glisemik etkileri ile ilgili bilinenler sınırlıdır. Bu çalışmada ülkemizde piyasada satılan bazı glutensiz ekmeklerin glisemik indeks değerinin belirlenmesi ve böylece bu alanda yapılacak klinik çalışmalara katkı verilmesi amaçlanmıştır. Araştırma 19-35 yaşlarında (27,3±2,35 yıl), beden kütle indeksleri 18,5-24,9 kg/m2 arasında (22,5±1,97 kg/m2) olan 12 yetişkin birey üzerinde yürütülmüştür. Bireyler iki referans besin (beyaz ekmek ve glukoz) ve dokuz farklı glutensiz ekmeğin glisemik indeks değerlerini belirlemek amacıyla, 4-10 gün aralıklarla toplam 11 kez araştırma merkezini ziyaret etmişlerdir. Her bir ziyarette, kapiller açlık kan glukoz ölçümü ve 100-mm VAS ile açlık-tokluk skor değerlendirmesini takiben, 25 g sindirilebilir karbonhidrat içeren referans veya test besini tüketmişler ve tüketimden 15., 30., 45., 60., 90. ve 120. dk sonra bu ölçümler tekrarlanmıştır. Glukoza göre, ekmeklerin glisemik indeks değerleri sırasıyla C marka glutensiz gevrek ekmek (87,3), E marka glutensiz ekmek (82,7), beyaz ekmek (80,3), B marka glutensiz gevrek ekmek (74,5), C marka glutensiz günlük ekmek (63,1), A marka glutensiz ekmek (61,5), F marka glutensiz ekmek (58,0), D marka proteini azaltılmış baget ekmek (51,7) ve D marka proteini azaltılmış minik ekmek (47,1) ve B marka glutensiz ev ekmeği (42,4) olarak belirlenmiştir. C marka glutensiz gevrek ekmek, E marka glutensiz ekmek, beyaz ekmek ve B marka gevrek ekmeğin yüksek glisemik indekse (≥70), C marka glutensiz günlük ekmek, A marka glutensiz ekmek ve F marka glutensiz ekmeğin orta glisemik indekse (56-69), D marka proteini azaltılmış baget ekmek ve D marka proteini azaltılmış minik ekmek ve B marka glutensiz ev ekmeğin düşük glisemik indekse (≤55) sahip olduğu tespit edilmiştir. Beyaz ekmeğe göre, tüm ekmeklerin yüksek glisemik indeks değerine (≥70) sahip olduğu saptanmıştır. Ekmeklerin lif içeriği arttıkça glisemik indeks değerinin düştüğü görülmüştür (r= -0,265, p=0,003). B marka glutensiz gevrek ekmek için tokluk skorları ile kan glukoz yanıtı eğri altı alanları arasında pozitif (r= 0,580, p=0,048), C marka glutensiz günlük ekmekte ise negatif (r= -0,706, p=0,010) ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca, C marka glutensiz günlük ekmeğin oluşturduğu kan glukoz yanıtı eğri altı alanı ile açlık, yenilebilecek miktar ve yeme isteği skorları arasında pozitif ilişki tespit edilmiştir (sırasıyla r=0,762, p=0,004; r= 0,643, p=0,024; r= 0,692, p=0,013). F marka glutensiz ekmeğin kan glukoz yanıtı eğri altı alanı ile şekerli besin tüketme isteği skoru arasında negatif yönlü ilişki tespit edilmiştir (r= -0,629, p=0,028). Glutensiz ürünlerin glisemik indeks değerlerinin düşürülmesini sağlayacak formülasyonların geliştirilmesi ve tüketiciler tarafından bu tür ürünlerin tercih edilmesinin sağlanması önem taşımaktadır.

EkmekGlisemik indeksGlutenler+4
Semra Bakır Angay
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kan örneği alınmasında kullanılan farklı yöntemlerin kan glukoz ölçümleri üzerine etkisi

Araştırma kan glukoz düzeyi ölçümünde venöz ve kapiller kan örnekleri arasında farklılık olup olmadığının karşılaştırılması ve kan örneği alınmadan önce deri temizliğinde kullanılan farklı yöntemlerin ölçüm sonuçlarına etkisinin incelenmesi amacıyla eşit zaman (eşleştirilmiş) örneklemli yarı deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma, 27 Kasım 2017- 30 Nisan 2018 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi kan alma birimine 75 gr OGTT için kan alma birimine başvuran 109 hastada yürütülmüştür. Veriler araştırmacı tarafından sabah 8-12 saatleri arasında toplanmıştır. Verilerin toplanmasında Birey Tanıtım Formu, Veri Kayıt Formu ve glukometre cihazı kullanılmıştır. Verilerin toplanmasında, 75 gr OGTT için açlık venöz kan alınan bireylerden sırasıyla, kapiller kan glukozu ölçümü için eller yıkanmadan parmak %70'lik alkollü pamukla silinip ilk ve ikinci kapiller kan damlası örneği, eller 30 sn yıkandıktan sonra sağ orta parmaktan alınan ilk ve ikinci kapiller kan damlası örneği, elleri yıkandıktan sonra sol orta parmak %70'lik alkollü pamukla silinip ilk ve ikinci kapiller kan damlası glukoz ölçümü yapılmış ve kaydedilmiştir. Daha sonra, bireylere 75 gr şekerli içeceği içirilmiş ve 2 saat sonra venöz kan glukoz ölçümü için kan örneği alınmış ve eller 30 sn yıkandıktan sonra sağ orta parmak alkolle silinip alınan ilk ve ikinci kapiller kan glukoz ölçümleri yapılmıştır. Verilerin analizinde, Friedman tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, önemlilik durumu ikili karşılaştırmalarda Bonferroni (Dunn) testi kullanılmış, Friedman varyans analizi sonuçları median (min-max) olarak özetlenmiştir. İstatistik önemlilik düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Araştırmanın uygulanabilmesi için Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Bilimleri Etik Kurulun'dan, araştırmanın yapılacağı Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hafsa Sultan Hastanesi'nden yazılı izin, araştırma kapsamına alınan bireylerden bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Araştırma sonucunda; bireylerin yaş ortalamasının 45,56±12,32 yıl olduğu, %61.5'inin kadın, %46,8'inin obez olduğu saptanmıştır. Farklı aseptik yöntemler kullanılarak alınan açlık kapiller kan glukozu değerlerinin açlık venöz kan glukozu değerinden yaklaşık %5 daha düşük bulunmuştur. Açlık kapiller kan glukozunun ilk kan damlası değerlerinin, ikinci kan damlası değerlerinden 1-3 mgr/dL daha düşük olduğu saptanmıştır. OGTT'den 2 saat sonra ölçülen kapiller kan glukozu değerinin venözden yaklaşık olarak %11 daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada 75 gr şeker yüklemesi öncesi açlık venöz kan glukozu ortancasının, eller sadece yıkanarak alınan, eller yıkandıktan sonra parmağın alkollü pamukla silinerek alınan ve sadece parmağın alkollü pamukla silindikten sonra alınan kapiller ilk kan damlası ortanca değerlerinden daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,001). Açlık venöz kan glukozu ortancasının, eller sadece yıkanarak alınan ve ellerin yıkandıktan sonra parmağın alkollü pamukla silinerek alınan ikinci kan damlası sonuçlarından daha yüksek olduğu (p<0,05), parmak alkolle silinerek alınan ikinci kan damlası sonucu ile venöz kan değeri arasında farkın anlamlı olmadığı bulunmuştur (p>0,05). OGTT'den 2 saat sonraki venöz kan glukozu değerinin, kapiller ilk kan ve ikinci kan damlası değerlerinden daha düşük olduğu bulunmuştur (p<0,05). OGTT'den 2 saat sonraki kapiller kan glukozu, ilk ve ikinci kan damlası değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Açlık kapiller kan glukozu ölçülürken eller yıkanmış ve alkolle silindikten sonra ilk kan damlasının ölçüm için kulanılabileceği fakat kan glukozunun yüksek olduğu değerlerde kapiller ikinci kan damlası değerinin kullanılması önerilmektedir.

Kan almaKan glükozuKan glükozu ölçümü-bireysel+2
Eda Ergin
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kapiller kan glukoz ölçümünde kullanılan iki bölgenin ağrı ve sonuçların tutarlılığı açısından karşılaştırılması

Kapiller kan glukozu takibi amacıyla örneklem alımında parmak ucuna alternatif bölge olarak tanımlanan başparmağın taban bölgesi ile parmak ucu bölge arasında ağrı ve sonuçların tutarlılığının belirlenmesi amacıyla planlanmış çapraz tasarım bir çalışmadır. Araştırma Fethiye Devlet Hastanesi Diyabet Polikliniği'ne 08 Ağustos 2018 – 07 Kasım 2018 tarihleri arasında başvuran 130 Tip 2 diyabet hastası ile yürütülmüştür. Araştırmaya alınacak örneklem büyüklüğü Power analizi yapılarak belirlenmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında; Hasta Tanıtım Formu, Veri Kayıt Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği ( GKÖ ) ve glukometre cihazı kullanılmıştır. Verilerin toplanmasında; hastalar araştırma hakkında bilgilendirildikten sonra her hastadan araştırmacı tarafından önce bir tüpe venöz kan örneği alınmış ve bilgisayarda oluşturulmuş olan randomizasyon şemasıyla belirlenen sıraya göre hastanın dominant el orta parmak ucu yan yüzü ve başparmak taban bölgesinden kapiller kan örneği alınarak glukometre ile kan glukoz ölçümleri yapılmıştır. Araştırma öncesi araştırmacı tarafından GKÖ kullanımı hakkında eğitim verilmiş hemşire tarafından her ölçüm sonunda hastanın ağrı değerlendirmesi yapılmıştır. Araştırmanın yürütülebilmesi için Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan etik izin, Muğla İl Sağlık Müdürlüğü'nden ve araştırmaya katılan hastalardan yazılı izin alınmıştır. Araştırmaya alınan hastaların yaş ortalaması 55,74±10,85 olup, %56,9'unun kadın, %60,8'inin obez (BKİ >30) olduğu belirlenmiştir. Kan glukoz ölçüm ortalamaları; parmak ucu 138,55±38,57 mg/dl; başparmak taban bölgesi 137,88±36,96 mg/dl ve venöz 146,26±43,68 mg/dl olarak ölçülmüş olup parmak ucundan, başparmak taban bölgesinden ve venden alınan kan glukoz değerleri arasında 0,960 düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı uyum saptanmıştır (p<0,01). Parmak ucundaki ağrı şiddetinin başparmak tabanındaki ağrıdan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,01). Kapiller kan glukoz ölçümünde kullanılan parmak ucu ve başparmak taban bölgesinin sonuçları venöz kan glukoz sonuçlarıyla karşılaştırıldığında güvenilir olduğu ve başparmak taban bölgesinin parmak ucuna göre daha az ağrılı bir bölge olduğu saptanmıştır. Diyabet hastalarının ve kliniklerde çalışan hemşirelerin kapiller kan glukoz ölçümlerinde başparmak taban bölgesini de kullanmaları önerilmektedir.

AğrıHemşirelikKan alma+5
Melek Şahin
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik hiperglisemik hastalarda insülin infüzyonu ile akut kan şekeri regülasyonunun endotel fonksiyonlarına etkisi

Amaç: Diyabetik hiperglisemik hastalarda insülin infüzyonu ile akut kan şekeri regülasyonunun endotel fonksiyonlarına etkisinin belirlenmesi Gereç ve yöntem: Dahil edilme kriterlerini (Endokrinoloji BD tarafından kan şekeri regülasyonu amaçlı iv insülin infüzyonu kararı alınan, 18-75 yaş arası) karşılayan hiperglisemik 44 olgu, çalışma kendilerine anlatılıp, onam formlarını imzaladıktan sonra çalışmaya alınmışlardır. Çalışma tek merkezli, prospektif, gözlemsel ilaç çalışması niteliğindedir. Endotel fonksiyonlarının değerlendirilmesi için yapılan brakiyal arter ultrasonografisinde Akım Aracılı Dilatasyon (FMD) % yöntemi kullanıldı. Brakiyal ultrasonografik değerlendirme iv insülin infüzyonu başlanması planlanan hastalara infüzyon başlanmadan önce ve infüzyon stoplandıktan hemen sonra toplamda 2 kez yapıldı. Hastaların koroner arter hastalığı, hipertansiyon, hiperlipidemi, atriyal fibrilasyon, kronik böbrek yetmezliği, kronik kalp yetmezliği, kalp kapak bozukluğu, tiroit hastalığı, sigara kullanımı açısından dağılımları değerlendirildi ve bilgileri olgu rapor formuna kaydedildi. Olguların 12 derivasyonlu elektrokardiyografi bulguları (ritim, kalp hızı, QRS süresi ve morfolojisi), sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, aldıkları tıbbi tedavileri, hemogram, üre, kreatinin, lipit profili, HbA1c ve insülin infüzyonu öncesi ve sonrası kan şeker düzeyi belirlenip olgu rapor formuna kaydedildi. Bulgular: Hasta grubunun ortalama yaşı 54.9±13.6 ve % 54.5'i kadındı. Hiperglisemik dönem ile normoglisemik dönem kendi aralarında karşılaştırıldığında normoglisemik dönemde ölçülen FMD parametresi istatistiksel olarak anlamlı yüksek saptandı (6,13±3,11'e karşı 10,89±3,65 p<0.001). DM hasta grubunda FMD değeri, tedavi sonrası dahi kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak daha düşük saptandı ( FMD için 10,89±3,65'e karşı 12,84±1,86 p<0.006). Sonuç: Tip 2 DM hastalarında kan glukoz düzeyi yüksekliği sırasında FMD gibi endotel fonksiyonunu gösteren parametrelerde düşme mevcuttur ve bu durum hiperglisemik DM hastalarında koroner arter hastalık riskini ve diyabetik vasküler komplikasyon riskini artıran bir durum olabilir. Ayrıca glisemik kontrol sonrası bozulmuş endotel fonksiyonlarında anlamlı düzelme olsa da FMD değerlerinin sağlıklı kontrollere göre düşüklüğü devam etmektedir. Anahtar sözcükler: Diyabet; Hiperglisemi; Endotel disfonksiyonu; Akım aracılı dilatasyon

Diabetes mellitusEndotelyumHiperglisemi+2
Ganbar Mammadov
Ege University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Momordica charantia L.(Kudret narı) bitkisi ile tip 2 diyabet ilişkisi

Diyabet, bulaşıcı olmayan ancak dünyada prevalansının hızla artış gösterdiği dört hastalıktan biri ve önemli bir halk sağlığı sorunudur. Komplikasyonları vücudun tüm bölümlerini etkileyebilir ve tedavisi hem bireyin hem de ülkenin ekonomisini etkilemektedir. Bu sebeple halk içerisinde diyabeti tedavi etmek amacıyla bitkisel tıptan yararlanılmaktadır. Diyabetin tedavisinde ise dünyada yaygın olarak kullanılan bitkilerden biri Momordica charantia 'dır. M. charantia birçok etkili bileşiği bünyesinde taşımaktadır. Karantin, polipeptid-p, visin hipoglisemik etkisinden sorumlu olan majör bileşiklerindendir. Yapılan literatür taramasında incelenen birçok çalışmada hayvanlar üzerinde M. charantia bitkisinin çeşitli ekstreleri, meyvesinin suyu ve çekirdeklerinin denendiği görülmüştür. Çalışmalarda bitkinin antidiyabetik, antioksidan, antiülser ve benzeri birçok etkinliği incelenmiştir. Birçok çalışmada kan şekerini anlamlı olarak düşürdüğü ve kan kolesterol değerlerini iyileştirdiği gözlemlenmiştir. Ancak insanlar üzerinde yapılan çalışmaların genelleme yapabilmek adına arttırılması gerekmektedir. Sonuç olarak M. charantia hipoglisemik etkiye sahiptir ve oral hipoglisemik ajan kullanan bireyler tarafından dikkatli kullanılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Diyabet, M. charantia, Kan şekeri

Diabetes mellitus-deneyselDiabetes mellitus-tip 2Farmakognozi+4
Tuğçe Kahraman
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 1 diyabetli çocuk ve ergenlerde sürekli cilt altı glükoz ölçüm sistemleri ile hipoglisemi duyarsızlığının saptanması ve eğitimin etkinliği

Tip 1 Diyabet Mellituslu (T1DM) çocuk ve ergenlerde hipoglisemi duyarsızlığı varlığında normoglisemi ve iyi metabolik kontrol sağlanmaya çalışılması ağır hipoglisemi riskini arttırmaktadır. Hipoglisemi duyarsızlığı (HD); otonomik bulgular olmadan doğrudan nöroglukopenik bulguların ortaya çıkması olarak tanımlanmaktadır. Çocukluk çağında HD saptanmasına yönelik çok fazla çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma; Tip 1 DM çocuk ve ergenlerde hipoglisemi duyarsızlığını sıklığını belirlemek, sürekli cilt altı glükoz ölçüm sisteminin etkinliğini saptamak ve yapılandırılmış eğitimin duyarsızlığın düzelmesi üzerine etkisini araştırmak için yapılmıştır. Gereç ve yöntemler: Niceliksel Prospektif kontrollü olarak planlanan çalışmada, 5 yıl ve üzeri DM yaşı olan rastlantısal seçilen 37 olgu çalışmaya alındı. Hipoglisemi duyarsızlığını saptamak amacıyla tüm olgulara Medtronic iPro®2 profesyonel CGM sürekli glükoz ölçüm sistemi (SCGÖS) başlangıçta ve HD saptanan olgulara 3. ayda 6'şar gün süre ile uygulandı. Bu sürede hipoglisemi belirtileri için günlük tutuldu. Hipoglisemi için eşik değer <70mg/dl altı kabul edildi. Başlangıçta hipoglisemi duyarsızlığı saptanmış olgulara yapılandırılmış eğitim verildi. Başlangıç ve 3. ayda hipoglisemi duyarsızlığı oranları, etkileyen faktörler ve eğitimin etkisi değerlendirildi. Bulgular: Olguların 25'ü çoklu doz insülin (ÇDT), 12'ü insülin infüzyon pompa tedavisi (İPT) kullanmaktaydı. 15 erkek, 22 kız olgunun ortalama yaşları 13,88 ± 2,42 yaş, DM süresi, 7,67±1,66 yıl idi. İki olgu insülin pompa tedavisi, yedi olgu çoklu doz tedavi olmak üzere %24,3 (n:9) olguda hipoglisemi duyarsızlığı saptanmıştır. Diyabet süresi 5-8 yıl arası olanlarda %27,3 (n:6) DM süresi 8-11 yıl olanlarda %72,7 (n:3) HD vardı. Olguların hiçbirinde glukagon gerektiren ağır hipoglisemi gözlenmedi. HD saptanan olguların son bir yıllık HbA1c değeri %7,9±0,97 saptanmayanların % 8,4±1,2 bulundu (p:0,230). Çalışmanın başlangıcında: SCGÖS verileri karşılaştırıldığında, HD saptanan grupta < 70 mg geçen süre 11,44±5,12 saat, HD saptanmayan grupta 1,93±2,23 saat bulunmuştur (p:0,00). Hipoglisemik alan incelemesinde HD saptanan grupta; eğri altında kalan alan 1,81±0,95 saptanmayan grupta 0,23±0,31 bulunmuştur (p:0,00). Düşük olay sayısı HD saptanan grupta 8,33±3,60 olay saptanmayan grupta 2,68±2,05 olay olarak gözlemlenmiştir (p:0,00). HD olan grubun 3. ay kan şekeri değeri < 70 mg/dl süresi 4,44±3,78 saat (p:0,008) hipoglisemik alan 0,43±0,47 (p:0,008), düşük olay sayısı 5,22±3,99 (p:0,141) bulunmuştur. Başlangıç verilerine göre hipoglisemik alan ve hipoglisemi süreleri istatistiksel azalmış olmasına karşın hipoglisemik olay sayısında değişiklik gözlenmemiştir. Hiçbir olguda 3. ay sonunda HD gözlenmedi. Sonuç olarak; Diyabetli olgularda hipoglisemi duyarsızlığı sık olarak gözlenmektedir. SCGÖS, hipoglisemi duyarsızlığını belirlenmesinde etkindir. Bu olgularda yapılandırılmış eğitim ile hipoglisemi duyarsızlığı azaltılabilir. Anahtar Kelimeler: Tip 1 Diyabet, Hipoglisemi, Hipoglisemi duyarsızlığı, Yapılandırılmış Eğitim, Sürekli Cilt Altı Glükoz Ölçüm Sistemi Destekleyen Kurumlar: Ege Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projesi

DeriDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1+6
Günay Demir
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Bioapplications of integrated MEMS catheter tracking system for MRI and split ring resonator based glucose sensor

This thesis mainly consists of design, implementation and characterization of two different types of resonators for bioapplications. The first part of the thesis is about the fabrication and characterization of two generations of nickel electroplated microelectromechanical systems (MEMS) devices which will be used for catheter tracking in magnetic resonance imaging (MRI). MRI is an imaging technique which is widely used in medicine thanks to its high contrast and its being safe for human health. There are several techniques to track a catheter tip inside the MRI, most of them utilizing electrical interconnects for data readout and power transmission which in turn causes heating of the catheter tip. The heating problem can be overcome by devising an innovative system which uses optical power transmission and optical data readout. In this system, MEMS devices integrated to a complementary metal oxide semiconductor integrated circuit (CMOS IC) enable optical data readout via laser Doppler vibrometry (LDV). Both generations of MEMS resonators are fabricated by nickel electroplating which provides low stress devices. The second part of this thesis focuses on a bioapplication of split ring resonators (SRR) which are comparatively new to the biosensor field. The SRRs matched to 2 GHz resonant frequency will be modeled, fabricated, characterized and then they are used in glucose sensing. The reaction of glucose with glucose oxidase (GOx) enzyme changes the electromagnetic characteristics of the solution sample. Exploiting this property, the effect of reaction time, concentration, position, and volume of the sample on the resonance characteristics of the SRR was studied.

BiosensorsElectrodepositionBlood glucose+3
Emre Kuşakcı
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Antibiyotikler ile ratlarda oluşturulan mikrobiyota hasarına bağlı kan glukoz düzeylerindeki değişimin ve probiyotiklerin bu değişimi önleme potansiyelinin incelenmesi

Konağın fizyolojisi ve bazı hastalıkların patofizyolojisinde büyük rol oynayan bağırsak mikrobiyotası son yıllarda gittikçe önem kazanan bir çalışma alanıdır. Son yıllarda keşfedilen önemli bir ilişki de bağırsak mikrobiyotası ve konağın glukoz metabolizması arasındadır. Bakterisiz farelerde yapılan çalışmalar bu farelerde normal farelere göre kan glukoz seviyelerinin daha düşük seyrettiğini göstermektedir. Ayrıca mikrobiyotasına kombine antibiyotikler ile zarar verilmiş farelerde de benzer sonuçlar görülmektedir. Bağırsak bakterilerinin rekolonizasyonu ile kan glukoz seviyelerindeki bu düşüş geri döndürülebilmektedir. Bu tez çalışmasında neomisin, metronidazol ve levofloksasin antibiyotiklerinin ratlarda içme suyu aracılığıyla verilmesi sonucu kan glukoz seviyeleri, vücut ağırlıkları ve bağırsak mikrobiyotasındaki değişimler incelenmiştir. Bununla birlikte bazı gruplara Lactobacillus plantarum türü probiyotik günlük olarak oral gavaj ile verilerek antibiyotiklere bağlı değişimleri önleme potansiyelinin incelenmesi amaçlanmıştır. Wistar albino türü ratlara 10 gün boyunca antibiyotik ve probiyotik verdiğimiz çalışmada toplam 4 kere açlık kan glukoz seviyeleri (1. 4. 7. ve 11. günler), deney başı ve sonunda vücut ağırlıkları ve deney sonunda alınan gaita örneklerinden 16s rRNA sekanslaması ile mikrobiyota kompozisyonları ölçülmüştür. Çalışma sonunda neomisinin kan glukoz seviyeleri üzerinde bir etkisine rastlanmazken, metronidazol ve levofloksasine bağlı kan glukoz seviyelerinde anlamlı düşüşler görülmüştür. Vücut ağırlıklarında metronidazol ve neomisinde istatistiksel olarak anlamlı olmak üzere, antibiyotik verilen grupların hepsinde azalma gözlenmiştir. Mikrobiyota verileri incelendiğinde antibiyotik verilen bütün gruplarda tür çeşitliliğinde azalma görülürken, en az değişim neomisin grubunda en fazla değişim ise levofloksasin grubunda görülmüştür. Kan glukoz seviyelerindeki en belirgin düşüşlerin görüldüğü metronidazol probiyotik, levofloksasin ve levofloksasin probiyotik gruplarında, alfa çeşitlilik analizine göre de tür çeşitliliklerinin istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldığı saptanmıştır. Çalışmamızda neomisinin bağırsak mikrobiyotasındaki Bacteroidota ve Cyanobacteria türlerinin oranını artırırken, Firmicutes ve Proteobacteria türlerini azalttığı; metronidazolün Bacteroidota ve Proteobacteria türü bakterilerin oranını artırırken, Firmicutes türü bakterilerin oranını azalttığı; levofloksasinin Bacteroidota türü bakterilerin oranını artırırken, Firmicutes türü bakterilerin oranını azalttığı, Proteobacteria, Verrucomicrobiota, Cyanobacteria ve Patescibacteria türü bakterileri ise tamamen öldürdüğü saptanmıştır. Lactobacillus plantarum türü probiyotiğin, antibiyotiklere bağlı mikrobiyota değişimlerine etki etmesine rağmen, kan glukoz seviyelerindeki düşüşü yeterince önleyemediği gösterilmiştir. Ayrıca, kontrol grubuna göre sadece probiyotik verilen grupta vücut ağırlıklarının azaldığı, bu etkinin metronidazol ve levofloksasin ile birlikte probiyotik verilen gruplarda da öne çıktığı gözlenmiştir. Çalışmamız üç antibiyotik için de tekli kullanımda kan glukoz seviyeleri ve mikrobiyota üzerindeki etkilerinin birlikte incelendiği ilk çalışmadır. Daha önceki çalışmalarda levofloksasine bağlı görülen hipogliseminin mekanizması için pankreasta potasyum kanalları üzerinde durulmuştur. Bizim bulduğumuz sonuçlar metronidazol ve levofloksasin için kan glukoz seviyelerindeki düşüşün mikrobiyota üzerindeki etkilerle de ilişkili olabileceğini göstermektedir. Bu ilişkinin daha detaylı incelenmesi için, ayrıntılı parametrelerle ve antibiyotik uygulanması sonrası daha uzun bir periyotta verilerin değerlendirildiği yeni çalışmalar literatüre katkıda bulunacaktır.

AntibiyotiklerHayvan deneyleriHipoglisemi+5
Ozan Şen
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut iskemik inmenin ilk 12 saatinde saptanan difüzyon-perfüzyon MR'daki mismatch varlığının giriş kan şekeri ve kan basıncı değerleri üzerindeki etkisi

Acil servise başvuran akut inme hastalarının yaklaşık %20-50'sinde hiperglisemi saptanmaktadır (1,2) ve bu hastaların çoğunda bilinen diyabetes mellitus (DM) hikâyesi yoktur (3). Acile girişte potansiyel kurtarılacak penumbral beyin dokusu olan hastalarda kan şekeri daha yüksek olabilir. Bu hastalara uygulanan insülin tedavisinin güvenli olup olmadığı tartışmalıdır. Benzer olarak acil servise başvuran %75 (4) ila %81 (5) akut inme hastasının kan basıncı yüksek saptanmaktadır ve yaklaşık %50'sinde hipertansiyon (HT) hikâyesi yoktur (5). Akut inmede saptanan yüksek kan basıncının nedeni tam olarak bilinmemektedir. Acile girişte potansiyel kurtarılacak penumbral beyin dokusu olan hastalarda daha yüksek kan basınçları ortaya çıkıyor olabilir. Bu nedenle de bu hastalara uygulanacak anti-hipertansif tedavi stratejisi belirsizdir.Bu çalışmada inmenin hiperakut dönemi olan ilk 12 saatinde başvurmuş hastaların giriş kranyal MR'ında saptanan DWI/PWI mismatch varlığı ile acilde ilk ölçülen giriş kan basıncı ve kan şekeri değerleri arasındaki ilişki araştırıldı.2006-2009 yılları arasında Florence Nightingale İnme Merkezi Veri Bankasına ardışık ve prospektif olarak kaydedilmiş hastaların verileri incelenerek istatistiksel analize alındı. Gözle karşılaştırılan difüzyon ve perfüzyon incelemelerindeki uyumsuzluk %20'den fazla olduğu takdirde mismatch varlığı olarak kabul edildi. Giriş kan şekeri düzeyi >140 mg/dl ve ?140 mg/dl; giriş kan basıncı düzeyi >140/90 mm Hg ve ?140/90 mm Hg olmak üzere kategorize edildi. Mismatch ile giriş kan şekeri ve kan basıncı arasındaki ilişki multivaryat lojistik regresyon analizi ile değerlendirildi. Yaş, cinsiyet, DM hikayesi, HT hikayesi, Hba1c düzeyi, DM tedavisi, anti-hipertansif kullanımı, giriş proksimal damar oklüzyonu gibi özellikler ile kan şekeri ve kan basıncıyla ilişkili olabilen diğer özellikler (acile giriş dakikası, NIH skoru, bilinç bozukluğu, inme tipi ve etyolojisi) analize alındı.Toplam 192 hastanın 87'si kadın, 105'i erkekti, yaş ortalaması 70 (SD:13) idi. Ortalama giriş kan şekeri değeri 137 mg/dl (SD:44), ortalama giriş sistolik kan basıncı 149 mm Hg (SD:29), diastolik kan basıncı 84 mm Hg (SD:14) idi. Yüz altı hastanın (%55) mismatch'i, 121 (%63) hastanın proksimal damar oklüzyonu vardı.Mismatch varlığının bütün grupta yüksek giriş kan şekeri düzeyini tahmin etme olasılığını gösteren odds oranı 2,507 (p=0,050, 95%Cl 0 1,000-6,286) idi. Stres hiperglisemisinin araştırıldığı, DM hastası içermeyen grupta ise odds oranı 3,801 (n: 132, %68) (p= 0,033, 95%Cl 1,110-13,015) idi. Bilinç bozukluğu (p ?0,0001), kardiyoembolik inme (p=0,037), bilinen AF (p=0,030), posterior sirkülasyon enfarkti (p=0,026) ve Hba1c (p =0,007) yüksekliği girişteki yüksek kan şekeri ile ilişkiliydi. İskemik inmenin ilk 12 saatinde başvuran hastalarda mismatch varlığının giriş kan basıncı değeri üzerinde anlamlı etkisi saptanmadı. Kadın cinsiyet (p=0,046) ve klinik sendromlardan total anterior sirkülasyon infarktı (TACİ) (p=0,010) akut kan basıncı yüksekliği ile ilişkiliydi.Çalışmamızda saptanan bulgular ?difüzyon/perfüzyon mismatch?, yani penumbral doku varlığı olan hiperakut iskemik inme hastalarının başvurularında hiperglisemi olma eğilimi olduğunu göstermektedir. Parenteral insülin tedavisinin güvenli olup olmadığı bu hasta popülasyonunda araştırılmalıdır. Girişteki kan basıncı yüksekliğinin mismatch varlığı ile ilişkili bulunmamış olması aynı bağlamda beklenin aksine şaşırtıcı bulunmuştur.

Difüzyon manyetik rezonans görüntülemeHiperglisemiKan basıncı+2
Selen Gür Özmen
Demiroğlu Bilim University
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Kistik fibrozisli çocuklarda diyet ile glisemik yanıt ve inflamatuar belirteçler arasındaki ilişki

Bu çalışmanın amacı kistik fibrozisli çocukların diyetleri ile glisemik yanıtları ve bazı inflamatuar belirteçler arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Çalışmaya normal glukoz toleransına sahip olduğu bilinen, ortalama yaşları 10,4±3,3 yıl olan 6-18 yaşlarında 24 kistik fibrozisli (%75,0 kız) çocuk dahil edilmiştir. Anket formu ile çocukların kistik fibrozis tanı yaşı, kistik fibrozis transmembran regülatör (Cystic Fibrosis Transmembran Regulator-CFTR) mutasyonu, pankreatik enzim replasman tedavisi dozu, çocuğun beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyleri ve ailelerine ait bilgiler alınmıştır. Antropometrik ölçümleri alınan hastaların rutin olarak değerlendirilen biyokimyasal bulguları, bazı inflamasyon belirteç düzeyleri (C-reaktif protein, malondialdehit, interlökin-1-beta, tümör nekröz faktör-alfa, interlökin-6, interferon-gamma), solunum fonksiyon testleri ve sürekli glukoz izleme sensörü (CGMS) takılarak elde edilen veriler kaydedilmiştir. Sürekli glukoz izleme sensörünün takılı olduğu günler arasında birbirini takip eden üç günden elde edilen besin kaydı verileri ile Sağlıklı Yeme İndeksi 2015 versiyonu (HEİ-15) ve diyet inflamatuar indeksi (Dİİ) hesaplanmıştır. Hastaların diyetle yeterli enerji alım düzeyleri %110 üzerinden değerlendirilmiştir. Veriler SPSS 25.0 ve Prism 9.0 programları kullanılarak uygun istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiştir. Hastalarda en sık görülen mutasyon türü delF508 (%37,5) olup büyük çoğunluğu (%83,3) pankreatik enzim replasman tedavisi (PERT) uygulamaktadır. Kız hastaların ortalama beden kütle indeksi (BKİ) Z skorları -0,6±1,2 iken erkeklerin -1,0±1,3 olup; el kavrama gücü karşılama yüzdeleri kız ve erkeklerde sırası ile 71,2±15,9 ve 56,6±20,4 bulunmuştur. Ortalama zorlu vital kapasitesi (FVC) ve zorlu ekspirasyonun birinci saniyesinde atılan volümün (FEV1) antropometrik ölçümlerle ilişkisi incelendiğinde boyun çevresinin FVC ile (r=0,442), üst orta kol çevresinin FVC ve FEV1 ile (sırası ile r=0,478, r=0,640) ve el kavrama gücünün FEV1 ile istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı ilişkisi olduğu bulunmuştur (p<0,05). Solunum fonksiyon testleri ile sürekli glukoz izleme sensörü verileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Hastaların diyetleri, aldıkları HEİ-15 puanlarına göre değerlendirildiğinde büyük çoğunluğunun (%83,3) geliştirilmesi gereken diyet kalitesi grubunda ve ortalama Dİİ puanlarının 1,4±3,5 olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların ortalama kan glukozu değerlerinin karbonhidrat (g) (r=0,460), n-6 yağ asidi (r=0,515), glisemik indeks (r=0,670), glisemik yük (r=0,655) ile pozitif ve Dİİ puanları (r=-0,452) ile negatif yönde anlamlı ilişkisi olduğu bulunmuştur (p<0,05). Glukoz yönetim göstergesi değerlerinin de benzer şekilde enerji (r=0,685), karbonhidrat (r=0,696), protein (r=0,520), n-6 yağ asidi (r=0,613), glisemik indeks (r=0,792), glisemik yük (r=0,830) ile pozitif yönlü, Dİİ puanları ile (r=-0,516) negatif yönlü anlamlı ilişkisi olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Buna ek olarak hastaların HEİ-15 bileşenlerinden koyu yeşil yapraklılar ve taze baklagiller (r=-0,520), yağ asitlerinden (r=-0,486) aldıkları puanlar ve toplam HEİ puanının artışı ile (r=-0,458) diyetin inflamatuar yükünün azalması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Kistik fibrozisle ilişkili diyabetin etiyolojisinde rol oynayan inflamasyon belirteçlerden C-reaktif proteinin (CRP) hem kan glukozu dalgalanması (r=0,575) hem Dİİ skorları ile (r=0,478) anlamlı olarak ilişkili olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak kistik fibrozisli hastalarda diyetle alınan enerji ve makrobesin ögesi miktarının, karbonhidrat türünün, glisemik indeks ve yükünün, Dİİ ve HEİ skorlarının plazma sitokin düzeyleri ve glisemik yanıt ile korele olduğu belirlenmiştir. Beklenen yaşam süresinin uzaması ile görülme sıklığı artan diyabetin önlenmesinde çocukluk döneminde beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesinin ve yakından izlenmesinin, sağlıklı bir yaşam sürdürülmesinde önemli rolü olacaktır.

BiyobelirteçlerDiyetGlisemik indeks+5
Büşra Başpınar
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebelikte ilk trimesterde bakılan uterin arter doppler ile 24.-28. gebelik haftalarında yapılan "Şeker yükleme testleri"nin karşılaştırılması

Amaç: Tüm gebeliklerin %4'ü ile komplike olan gebelik sonrasında da on yıl içerisinde %50 ihtimal ile DM gelişme riski olan GDM'nin erken tanı alması amaçlı non invaziv bir yöntem olan Doppler USG ile ilk trimesterda GDM tanısı ya da GDM riskini belirlemek. Yöntem: Kasım 2020 ile Şubat 2022 tarihleri arasında, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniklerine doğrudan şahsen başvuran ya da diğer kliniklerden konsültasyon olarak değerlendirilip hastane otomasyon sisteminde ya da kliniğimizin USG cihazlarına UtA Doppler değerleri kaydedilen 11 hafta ile 13 hafta 6 gün gebelik haftasındaki toplam 76 tekil gebelik dahil edilmiştir. Pregestayonel DM'u olanlar gebeler, çoğul gebelikler çalışma dışı tutulmuştur. UtA Doppler değerlendirilmesi transabdominal ya da transvajinal olarak değerlendirilmiştir. Gerçek zamanlı renkli Doppler USG görüntülemesi ile serviks kanalı sagittal planda vizüelize edilip USG transduseri sağ ya da sol laterale doğru hareket ettirilerek serviks çevresindeki damar paketi görüntülenmiştir. İnternal servikal os hizasında UtA vizüelize edildikten sonra UtA arkuat arter dallarını vermeden önceki UtA trasesinden ölçüm yapılmıştır. Ölçüm yapılırken insonasyon açısı <300 olarak ayarlandıktan sonra örnek aralılığı 2 mm'e ayarlanıp ardışık üç dalga boyu yazdırılmıştır. Pik sistolik hız (PSV)'ın 60 cm/s üzerinde ölçülmesi ile UtA teyit edilmiştir. Ardından benzer şekilde kontralateral taraftaki UtA'in de Doppler ölçümü yapılmıştır. Ölçümü yapılan hem sağ hem de sol UtA'lerin Pİ değerlerinin aritmetik ortalaması hesaplanarak kayıt altına alınmıştır. Ortalama UtA Pİ değerleri The Fetal Medicine Foundation (FMF)'in belirlediği ortalama median değerlerine (MoM) dönüştürüldü. Gebelikte GDM taraması 24 ile 28. Gebelik haftalarında iki aşamalı ya da tek aşamalı testlerden biri önerilmektedir. Çalışmamızda iki aşamalı testin ilk adımı olan 50 gr OGTT'nde kan glukoz seviyesinin 140 mg/dL ve üstü olması eşik değer olarak alınmıştır. Çalışmaya dahil edilen gebelerin diyabet taraması kendi isteklerine bırakılmıştır. OGTT sonuçları hastane sisteminden ya da hastalar telefon ile aranarak öğrenilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 76 tekil gebe dahil edilmiştir. Diyabet taraması yaptırmak istemeyen 3 gebe ile ulaşılamayan 3 gebe çalışmadan çıkarılıp 68 gebe çalışmaya dahil edilmiştir. Abort ve erken doğum ile sonuçlanan gebelik olmamıştır. 12 gebenin (%17,64) OGTT sonucu sonrasında GDM tanısı almıştır. Yaşa göre gruplandırılan gebelerin UtA Doppler PI MoM değerleri (p:0,097) ile GDM tanısı alan (p:0,684) ve almayan (p:0,070) gebelerin yaştan bağımsız olduğu görülmüştür. VKİ' göre UtA Pİ MoM değerleri (p:0132) ile GDM tanısı alan (p:0,667) ve GDM tanısı almayan (p:0,105) normoglisemik gebeler arasında istatiksel bir anlam bulunamıştır. Gebelerin doğurganlık durumuna göre UtA Doppler Pİ MoM değeri (p:0,609), GDM tanısı alan (p:0,122) ve almayan gebeler (p:0,935) arasında da ilişki olmadığı görülmüştür. UtA Doppler PI MoM değeri (p:0,907) ile GDM tanısı alan (p:0,371) ve GDM tanısı almayan (p:0,651) gebeler ile ek hastalık veya risk faktörünün olması ile ilgili istatiksel bir ilişki görülmemiştir. UtA Doppler PI MoM değeri (p:0,609) ile GDM tanısı alan gebeler (p:0,122) ve tanı almayan gebeler (p:0,935) arasında ilişki olmadığı görülmüştür. Sonuç: İlk trimesterda bakılan UtA Doppler USG Pİ MoM değerleri gebenin yaş, VKİ, doğurganlık durumu, ek hastalığının olup olmaması gibi parametreler ile beraber GDM tanısı alıp almaması arasında ilişki olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: UtA Doppler, GDM, İlk Trimester

Diabet-gebelik sırasındaGebelikGlükoz tolerans testi+2
Mesut Kavoğlu
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endokrinoloji bölümünde takip edilen diyabetik hastaların kan şekeri regülasyonu, diyabet komplikasyonları ve uygulanan tedavi yöntemleri açısından değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada Diyabet Polikliniği'mizde takip edilen diyabetli hastalarının eğitim düzeyi, yaş, cinsiyet, diyabetin tipi, kullandığı ilaçlar, eşlik eden hastalıklar, gelişen komplikasyonlar ve glisemik kontrol düzeyi ve tedavi modalitelerinin etkinliklerini belirlemekti. Ayrıca DM açısından yöremize ait demografik bilgileri oluşturması amaçlandı. Elde edilecek verileri kullanarak hastaların eğitim, takip ve tedavi önceliklerini yeniden belirlenmesi ve düzenlenmesini planladık.Materyal ve Metot: Çalışmamızda 2007- 2008 yılları arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Diyabet Polikliniği'nde tedavi edilen 400 hastanın tibbi dosyalarının retospektif olarak incelendi. Araştırmada veriler Tıp Merkezimiz Tıp Fakültesi Otomasyon Sistemi(Corttex) ve yatan hasta Diyabet Takip Formlarından toplandıBulgular:1-Hastaların büyük çoğunluğunu Tip 2 diyabetli hastalar (%89) oluşturmaktaydı. Hastaların % 54.5'i kadın, % 45.5'i erkek idi. % 61.3'ü ilkokul ve altında bir eğitim düzeyine sahipti ve yarısından fazlası(%51) ev hanımıydı.2- Diyabetin süresiyle komplikasyonlar arasında anlamlı bir ilişki vardı3- Hastaların % 50.8'i oral antidiyabetik, % 39.6'sı insülin kullanıyordu. İnsülin kullanan hastaların yarısından fazlası(% 52.2) günde 2 doz insülin kullanıyordu4- Hem BMI hemde kilo Tip 1 DM'e göre Tip 2 DM'ta daha yüksek idi. Tip 2 DM'ta BMI ortalama 29.3 kg/m2, kilo ise ortalama 78.7 kg bulundu5- Hem sistolik hemde diastolik basınç Tip 1 DM'e göre Tip 2 DM'te daha yüksek idi. Tip 2 DM'ta sistolik basınç ortalama 129.7 mmHg ve diastolik basınç ortalama 81.7 mmHg bulundu.Sonuç: Diyabet, toplumda sık rastlanan, ömür boyu süren, kronik bir hastalıktır. Erken dönemde teşhis ve tedavisi çok önemlidir. Diyabette asıl amaç hastanın yaşam kalitesini yükseltmek, gelişebilecek komplikasyonları önlemek ve geciktirmektir. Bu amacı gerçekleştirmek için ilgili sağlık ekibinin; hekim, hemşire, diyetisyen ve gerekirse fizyoterapist ve psikoterapistin uyum içinde çalışması gerekir. Diyabet tedavisinde başarılı olmak için geliştirilen yeni ilaçlar ve ve teknolojik gelişmelerin yanı sıra hedef popülasyonun tanınması klinik, demografik özelliklerinin belirlenmesi, eğitim ve tedavi yaklaşımlarının bu verilere göre düzenlenmesi gerekir.

Cinsel kimlikDemografiDiabetes mellitus+5
Mehmet Salih Sezgin
İnönü University
2009
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne periyodik sağlık muayenesi amacıyla başvuru yapmış kişilerin prediyabet sıklığının değerlendirilmesi

Kan glukoz seviyesinin diyabet tanı sınırlarına ulaşmadığı, yine de olması gerekenden yüksek olduğu durumlarda prediyabetten bahsedilmektedir. Erken tanı ile diyabet gelișimi ve diyabete bağlı klinik komplikasyon oluşumu önlenebilen prediyabetin, müdahale edilmezse diyabet gelișme oranının bazı yayınlarda %70 olduğu görülmektedir. Aile hekimlerinin, hastanın sağlık sistemi ile ilk temas noktası olması sebebi ile koruyucu hekimlik açısından son derece önemli bir rol üstlendiği bilinmekle beraber aile hekimliğinin temel ilkelerinden biri olan kapsamlı yaklaşım, sağlığı geliştirmeyi ve sağlığın korunmasını hedef edinmektedir ve bu nedenle prediyabet önemli bir yere sahiptir. Çalışmamızda Aile Hekimliği Polikliniği'ne periyodik sağlık muayenesi nedeniyle başvuru yapmış kişilerdeki prediyabet sıklığı belirlenerek, hastalık semptomu olmayan kişilerde gelecekte potansiyel diyabet riskini ele almak ve özellikle aile hekimleri arasında prediyabet hakkında farkındalığı artırmayı hedefledik. Araştırmalar sonucu, prediyabetik kişilerin %15,3'üne hasta olduğu sağlık yetkilisi tarafından bildirilmiştir. Hiçbir semptomu bulunmayan erişkinlerin prediyabet açısından taranması erken tanı ve tedaviyi mümkün kılabilir ve böylece sağlık sonuçlarını değiştirebilir. Veriler SPSS version 21.0 software (IBM Corpn., Armonk, NY, USA) yazılımı kullanılarak yapıldı. p değeri <0,05 anlamlı olarak kabul edildi. Çalışmamızda, prediyabet sıklığının %31,6 olduğunu ve bu sebeple tip 2 diyabet (T2D) gelişme riskinin periyodik sağlık muayenesi için başvuranlarda azımsanamayacak kadar yüksek olduğunu tespit ettik. T2D sıklığının giderek arttığı düşünüldüğünde prediyabetin sağlık çalışanları tarafından tanınıp tedavi edilme oranının düşük olduğu sonucu çıkmaktadır. T2D'e ilermeden önceki ilk evre olan prediyabet, aile hekimleri tarafından erken tanı ile saptanarak zamanında müdahale ile tamamen tedavi edilebilir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Eskişehir+4
Dilara Ortakçı
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Effects of resistive exercise or proprioceptive exercise training on balance and superficial sense of patients with type 2 diabetes mellitus

The aim of the study is to investigate proprioceptive exercises training combined with aerobic exercises and resistive exercises training combined with aerobic exercises on dynamic balance and superficial sense. The study included 30 volunteers with Type 2 Diabetes Mellitus(T2DM) (24F, 6M; 51.23±7.68 years) who were referred to Fitness Center Arif Nihat Asya Kültür Merkezi Istanbul, Turkey by a medical doctor between December 2016- March 2017 and got diagnosed and followed up at least 6 month before. Glycemic control of all the participants were assessed according to fasting blood glucose and glycolated hemoglobin (HbA1c). Waist and hip circumference was recorded in centimeters. Six minute walking test (6MWT) was used to determine functional capacity of participants. We evaluated the dynamic balance of patients by Prokin PK200, Italy. Five parameters were obtained from Prokin as; Perimeter Length (PL), Area gap percentade (AGP) Medium Speed (MS), Anteroposterior equilibrium (AP) and Mediolateral equilibrium (ML). Proprioception assessment was done with angle reproduction test in direction of dorsiflexion and plantar flexion and deviations were recorded. Superficial sense was assessed with two point discrimination test and vibration threshold was evaluated by biothesiometer. Lower extremity muscles strength were assessed with handheld dynamometer (PowerTrack II commander, JTech Medical, Midvale, UT). The patients were randomly divided into Proprioceptive Exercise Training Group (PG) (n=15) and Resistive Exercise Training Group (RG) (n=15). All subjects were included exercise education program and both groups had trained aerobic exercise program for walking on treadmill (2times/wk. 6 week duration). The proprioceptive exercise program was applied in PG and the resistive exercise program was applied in RG twice a week and for duration 6 week. The main results of this study comparing two groups, PG showed greater improvement in vibration perception threshold values from the first and third metatarsal head of right foot and fifth metatarsal head of left foot.(respectively p=0.04, p=0.005, p=0.001). Consistent with hypothesis, we found that proprioceptive exercises combined with aerobic exercise program was more effective to improve vibration sense and dynamic balance findings of people with T2DM compared to a program including resistive exercise combined with aerobic exercises Key Words: aerobic exercise, dynamic balance, fasting blood glucose, functional capacity, HbA1c, muscle strength, proprioceptive exercises training, resistive exercise training, sensation, Type 2 Diabetes Mellitus, vibration threshold, waist and hip circumference.

EquilibriumDiabetes mellitusDiabetes mellitus-type 2+7
Güzin Kaya Aytutuldu
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk hastada genel anestezi süresince enerji değişimi ve hemodinamik değerlerin incelenmesi

Davranış problemi yaşayan ya da engelleri nedeni ile diş tedavilerinin genel anestezi altında yapılması gereken çocuklar, Pedodonti'de önemli bir yer teşkil etmektedirler. Bu noktada genel anestezi ve lokal anestezi kombinasyonu altında yapılan dental işlemler bir takım sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Hastalar tedavileri sırasında cerrahi travmaya maruz kalabilirler ve bu travma; organizmada travmanın büyüklüğü (restorasyon, amputasyon, çekim vb.) ile doğru orantılı olarak hasara neden olabilir. Belirtilen travma ve genel anestezi öncesinde yer alan 3 saatlik preoperatif açlık, çocukta bir stres yanıt oluşmasına neden olmaktadır. Ayrıca bu uyumsuz ya da engelli olan çocukların cerrahi beklentisi, ağrı duyma korkusu ve aileden ayrılma ile yüz yüze kalmaları; yaşlarına ve gelişimlerine göre değişik derecelerde kaygıya neden olabilmektedir. Bu durum da çocuklarda ayrıca strese neden olmaktadır.Perioperatif doku hasarı, nöroendokrin stres yanıt ile karakterizedir. Hasara yanıt; katekolaminler, kortizol, glukagon, tiroksin, anjiotensin, aldosteron, büyüme hormonu, adrenokortikotropik hormon, antidiüretik hormon ve tiroid stimüle edici hormonun artışı ile görülmektedir. İnsülin hormonu başlangıçta azalmakta, ancak büyüme hormonunun artan düzeyine bağlı olarak daha sonra da artabilmektedir. İnsülin düzeyinin azalmasına bağlı olarak kan şeker düzeyi de artmaktadır.Yeditepe Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı'na dental tedavilerini yaptırmak üzere başvuran hastalar arasından kooperasyon problemi yaşayan ASA I sınıfı ve engelleri nedeni ile tedavi yaptıramayan ASA II sınıfı çocuk hastalar çalışma kapsamına alınmıştır. Çalışmaya dahil edilmek üzere yukarıda belirtilen kriterlere uygun 30 hasta, Şubat 2009 ? Nisan 2010 tarihleri arasında randomize olarak seçilmiştir. Çalışmaya dahil edilen çocuk hastaların ebeveynlerinden; tedavi öncesinde bilgilendirilmiş gönüllü olur onayı, gerekli tıbbi ve dental anamnez alınmıştır. Seçilen bu çocuk hastalar, 2 gruba (n:15) ayrılmıştır. A grubu, normal sağlıklı sadece diş tedavileri sırasında uyum problemi yaşayan ASA I sınıfı çocuk hastalardan, B grubu ise, mental retardasyon ve engeli bulunan ASA II sınıfı çocuk hastalardan oluşturulmuştur.Operasyon sırasında, olguların; inspiryumdaki oksijen miktarları, ekspiryumdaki karbondioksit miktarları (%35-%40) sabit tutulmaya çalışılarak ve uygun alveolar ventilasyon sağlanarak; kalp atım hızları, sistolik, diastolik ve ortalama arter basınçları, periferik ısı dereceleri ve kan şekeri değerleri belirli sürelerle kaydedilmiştir.Hastaların hemodinamik değerleri, periferik ısıları ve kan şekeri düzeyleri genel anestezi altında gerçekleştirilen operasyon başında, 30. dakikada, 60. dakikada ve operasyon sonunda kaydedilmiştir. Kan şeker değerleri dijital şeker ölçer (SmartScan?, Lifescan, Johnson&Johnson Co, Milpitos, CA, ABD) ile ölçülmüştür. Bu değerlerin sonucuna göre; genel anestezi ve lokal anestezi kombinasyonu altında diş tedavileri yapılan çocuk hastalarda ortaya çıkan stres yanıtın, çocuğun metabolizmasında yaptığı değişiklikler; hemodinamik değerler, periferik ısı derecesi ve kan şekeri düzeyi ile araştırılmıştır.Çalışmanın sonuçlarına göre; A grubunun tüm zamanlardaki kalp atım hızı ortalamaları, B grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. B grubunun Operasyon sonu sistolik arter basıncı ortalamaları, A grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. A grubunun Operasyon sonu periferik ısı ortalamaları, B grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur.A Grubunun tüm zamanlardaki kan şekeri ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı değişim gözlenmiştir. Operasyon başlangıcı kan şekeri ortalamaları, operasyon sonu kan şekeri ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Operasyon sonu kan şekeri ortalamaları; 60. dk kan şekeri ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuş, diğer zamanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir.B grubunun tüm zamanlardaki kan şekeri ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı değişim gözlenmiştir. Operasyon başlangıcı kan şekeri ortalamaları; 60. dk, operasyon sonu kan şekeri ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Diğer zamanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir.Tüm grupların, tüm zamanlardaki kalp atım hızı değerleri ile lokal anestezi değerleri arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki gözlenmiştir.B grubunun Operasyon başlangıcı diastolik arter basıncı değerleri ile toplam işlem değerleri arasında anlamlı ilişki gözlenmiştir.A grubunun Operasyon sonu kan şekeri değerleri ile lokal anestezi değerleri arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki gözlenmiştir.Sonuç olarak; genel anestezi altında yapılan diş tedavileri süresince çocuğun hemodinamik değerlerinin, periferik ısı derecesinin ve kan şekeri düzeyinin takibi oldukça önemlidir ve bu değerlere; sadece operasyon başında ve sonunda değil operasyon sırasında da bakılması gerekmektedir.Anahtar Sözcükler: Genel anestezi, hemodinamik değerler, kan şekeri, lokal anestezi, stres

Anestezi-genelAnestezi-lokalHemodinami+2
Sedef Ağcabay
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Streptozotosin ile diyabet oluşturulmuş ratlarda ağır egzersizin ve metformin uygulamasının kan glukoz düzeyi ile karaciğer ve kas dokusunda CGRP (Kalsitonin gen ilişkili peptit) ve LDH (Laktatdehidrogenaz) gen ifadesi üzerine etkileri

Bu çalışmanın amacı; streptozosin (STZ) ile sıçanlarda diyabet oluşturarak uygulanan ağır egzersiz ve metformin uygulaması sonrası kan glukoz düzeyleri ile karaciğer ve kas dokusunda ki CGRP ve LDH gen ifadesi üzerine biyokimyasal ölçümleri kapsamaktadır. Yapılan çalışmada 48 adet 8 haftalık Wistar albino cinsi erkek rat her grupta 12 olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. Çalışma içerisindeki bütün gruplar standart su ve yem ile beslenmiştir. Gruplar; Kontrol Grubu (n=12), Egzersiz + Diyabet Grubu (n=12), Metformin + Diyabet Grubu (n=12), Sedanter Diyabet Grubu (n=12) olarak belirlenmiştir. Kontrol Grubuna ağır egzersiz uygulanmamıştır. Egzersiz + Diyabet Grubuna STZ ile diyabet oluşturulmuş ve 6 hafta boyunca haftada 5 gün olmak üzere ağır egzersiz programı uygulanmıştır. Metformin+Diyabet Grubuna STZ ile diyabet oluşturulmuş, haftada 5 gün oral gavaj ile metformin uygulanmıştır. Sedanter+Diyabet STZ ile diyabet oluşturulmuş ve ağır egzersiz uygulanmamıştır. 6 hafta sonunda ratlar uygun şartlarda dekapite edilerek karaciğer ve kas dokusunda CGRP ve LDH gen ifade düzeylerine bakılmıştır. Çalışma içerisinde grupların kan glikoz ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Kan glikoz seviyeleri üzerinde yapılan betimsel istatistik verilerine göre; Kontrol Grubu 87,75±6,30; Diyabet+Sedanter Grubu 388,26±175,99; Diyabet+Egzersiz Grubu 388,26±217,36 ve Diyabet+Metformin Grubu 351,77±186,67 olarak bulunmuştur. Kan glikoz seviyelerini sınamak için tekrarlayan ölçümler anova testi kullanılmış ve gruplar arasında anlamlı farklılığın olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Hangi gruplar arasında farklılık olduğunu saptayabilmek için Games-Howell testi kullanılmıştır. Kontrol Grubunun Diyabet Sedanter, Diyabet Egzersiz ve Diyabet Metformin gruplarıyla arasında anlamlı bir farklılığa sahip olduğu görülmüştür (p<0,05). Diyabet Sedanter, Diyabet Egzersiz ve Diyabet Metformin Grupları arasında anlamlı farklılık elde edilmemiştir (p>0,05). Karaciğer ve kas dokusunda CGRP gen ifade düzeyleri QRT-PCR ile belirlenip karaciğer ve kas dokusunda benzer sonuçlar elde edilmiştir. Kontrol Grubu ile karşılaştırıldığında Metformin ve Sedanter Gruplarında bu genin ifade düzeyinin anlamlı şekilde düştüğü (p<0,05), ancak Egzersiz Grubu incelendiğinde CGRP gen ifade düzeyinin kontrol grubuna kıyasla daha yüksek seviyede olduğu belirlenmiştir. LDH gen ifadesi incelendiğinde diyabetik hasar ile korele olarak hem kas dokusunda hem de karaciğer dokusunda LDH gen ifade düzeylerinin artış gösterdiği, kas dokusunda metformin uygulamasının LDH gen ifade seviyelerine olumlu etkileri olduğu, ancak karaciğer dokusunda metfromin uygulamasının LDH seviyeleri üzerine olumlu etkilerinin olduğu görülmemiştir. Çalışma bulguları incelendiğinde ağır egzersizin Sedanter Grubu ve Egzersiz Grubu arasında kan glikoz seviyesine etki etmediği anlaşılmıştır. Ratlara uygulanan egzersizin CGRP gen ifade düzeyinde olumlu etkilerde bulunduğu, ayrıca metformin uygulamasının da LDH gen ifadesine olumlu etkide bulunduğu belirlenmiştir. Ağır egzersizin CGRP ve LDH gen ifadesi üzerinde iyileştirici bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Diabetes mellitusEgzersizGen ifadesi+7
Hasan Özer
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Obez olan tip 2 diyabetli hastalarda izlem sıklığının beslenme durumları ve kan şeker düzeylerine etkisi

Obezite, dünyadaki hızlı prevalans artışı ve beraberinde getirdiği hastalık riskleri nedeniyle güncelliğini korumakta olan bir konudur. Obezite tek başına ciddi bir hastalık olmakla birlikte, insülin direnci ve Tip 2 diyabet gibi birçok hastalığın da patogenezinde rol almaktadır. Ayda bir (normal) izlemle iki haftada bir (sık) izlemin hastaların AKŞ?leri ve vücut ağırlıklarına etkisini incelemek amacıyla yapılan bu çalışma 23.03.2011? 30.06.2012 tarihleri arasında Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi Beslenme ve Diyet Polikliniği?ne başvuran obez Tip 2 diyabetli 60 hasta geliş sırasına göre 2 gruba ayrılarak 30 hasta ayda bir (normal), 30 hasta iki haftada bir (sık) kontrollere çağrıldı. Bu kontrollerde beslenme durumları değerlendirildi, antropometrik ölçümler ve kan şekeri ölçümleri yapıldı ve durumlarına uygun eğitimler verildi ve diyet listeleri oluşturuldu. Takip edilen hastaların parametreleri 6 ay sonra izlem sıklıklarına göre değerlendirildi. Diyabetin önemine ilişkin bilgi durumları ve kan şekerinin düşüp yada yükseldiğini fark etme sadece 2.grupta istatistiksel olarak anlamlı bir artış gösterdi. Günlük öğün sayısı ortalaması izlem sonrası her iki grupta da anlamlı bir şekilde arttı (p<0,05). Açlık süresi ve ekmek tüketimi de her iki grupta da anlamlı bir şekilde azaldı (p<0,05). Bununla birlikte bu değişkenlerde değişim miktarları açısından 2 grup arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,005). Besin tüketim sıklıklarına bakıldığında izlem sonrasında uzak durulması gereken besinleri tüketenlerin oranının 2.gruptaki diyabet hastaları arasında daha çok azaldığı görüldü. İzlemler sonrası antropometrik parametrelerde ve Hba1c düzeylerinde her iki grupta anlamlı azalma görüldü (p<0,005). Her iki grupta da önerilen diyetlerin ve verilen eğitimlerin hastaların kilo kayıplarını, yaşam tarzı değişikliklerini zaman içinde olumlu yönde etkilediği görüldü. Çalışmamız sonucunda obezitede ve tip 2 diyabette tıbbi beslenme tedavisinin etkili ve kaliteli eğitim verildiğinde hastanın bilgisini ve kan değerlerini, izlem sıklığına bağlı olmaksızın, olumlu yönde değiştirebileceği sonucuna varılmıştır.

AntropometriBeslenmeBeslenme durumu+4
Tuba Üstel
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of the relationship between some antioxidant parameters and heavy metals concentrations in some Iraqi teenage patients with (PCOS)

The aim of the study is to study the change and effect of some hormones on Iraqi girls in adolescence and how they affect the ovaries, as well as the effect of some heavy metals such as lead and cadmium on the uterus and their effect on the ovaries. This study will include two groups, the first group consisted of 40 healthy people and the second group consisted of 80 patients with (PCOS). Age and FSH, LH had significant clinical significance for women with PCOS. So was the testosterone. estradiol. AMH and Catalase are statistical, but at lower levels. For cadmium and Pb, they were not statistically significant. There was no statistical significance or differences for women with PCOS. There is a need for more study in this matter. Keywords: PCOS, FSH, LH, Testosterone, Estradiol, AMH, Blood glucose test, Hemoglobin A1c, Vitamın D

Antimullerian hormoneAntioxidantsHeavy metals+7
Noor Ahmed Mohsın Atbınah
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Correlation of plasma asprosin and insulin resistance in Iraqi patients with impaired fasting glucose

According to their fasting blood glucose levels, the participants were separated into two groups in this research. Group we enrolled 120 adult participants with impaired fasting defined as fasting blood glucose ≥ 100 mg/dL. Group 2 enrolled 120 adult participants with normal fasting blood glucose (< 100 mg/dL). Both groups included age, length, sex and body mass index matched to eliminate any possible effect on the measured parameters. Each participant's weight and height be measured in order to determine their BMI. study included estimate plasma Asprosin, plasma insulin by ELISA technique (human company), plasma Glucose in full automated Integra (Roche company) and calculate HOMA-HOMA-IR according to the main equation. There was no significant difference in the mean of BMI (26.87) between the control and IFG group. In respect to Asprosin there was a significant difference in its mean (3.06) between the control group and IFG group. Regrading insulin plasma level, there was a significant difference in its mean (9.14) between the control group and IFG group, Furthermore, a significant difference was estimated in the mean (2.48) of HOMA-IR between the control group and IFG group.

AsprosinDiabetes mellitusEnzyme activation+6
Nehad Rasheed Salman Salman
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation the functional activity of prostate and fertility in Iraqi mens with type 2 diabetes mellitus

ABSTRACT EVALUATION THE FUNCTIONAL ACTIVITY OF PROSTATE AND FERTILITY IN IRAQI MENS WITH TYPE 2 DIABETES MELLITUS Mohammed Drehm Ali ALGATTAN Master of Science in Biology Advisor: Prof. Dr. Özcan ÖZKAN Co-Advisor: Assoc. Prof. Dr. Hazar Shakir SALEH April 2022 The aim of the study is to evaluate and study the effect of Diabetes Mellitus on fertility and the effect on the risk of prostate cancer, as well as to study the relationship between some parameters in Diabetes Mellitus patients. The present study was carried out on 90 male subjects. All samples were collected in Thi Qar Teaching Hospital, over a period from March 2021 to September 2021, and this study contained two groups, the first of which included 60 Diabetes (T2DM) samples and the second of which included 30 healthy subjects. The mean and standard deviation age in diabetic patients was (61.01 ±7.54) and in the control group was (54.36 ±6.76). The PSA results of patients group (type 2 DM) and controls group (non-diabetic) were (0.94 ± 0.49 ng/ml; 1.02 ± 0.76 ng/ml), this result was a significant statistical (P 0.002). The patient shows a lower mean for testosterone hormone (3.91 ± 1.86 ng/ml), compared to the healthy (non-diabetic) group (5.38 ± 2.27 ng/ml). The patient group shows a higher mean (17.12 ± 4.16 nmol/L), in contrast to the control (non-diabetic) group (11.64 ± 2.47 nmol/L). In our paper appeared that people who have type 2 diabetes have a lower risk of developing prostate cancer. moreover, expected that the decrease in the level of the testosterone hormone may contribute to impaired performance, mood, and libido. 2022, 55 pages Keywords: Diabetes mellitus, Prostate, PSA, Blood sugar, Testosterone Hormone

Diabetes mellitusBlood glucoseProstate+1
Mohammed Drehm Alı Al-gattan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabet hastalarında serum serbest yağ asitleri ve bazı biyokimyasal varyantların tahmini

Bu çalıĢmanın amacı, diyabetik Mellitus ve Serbest Yağ asidi (FFA) arasındaki iliĢkiyi tespit etmektir. Diabetic Mellitus, böbrek fonksiyon parametreleri (üre ve kreatinin) ve lipid profili (kolesterol, TG, HDL, LDL, VLDL) parametrelerinin ölçülmesiyle baĢka komplikasyonlara (kalp hastalığı ve böbrek yetmezliği) yol açar. FFA parametresi diyabetli hastaları taramada çok az duyarlılık göstermiĢtir ve FFA ve yaĢ grupları, FFA ve VKĠ, kreatinin ve yaĢ grupları ile VKĠ, HDL ve yaĢ gruplarının bazı parametreleri dıĢında anlamLı farklılıklar vardır, Hiçbiri istatistiksel olarak anlamLı değildir. Cinsiyet ile ilgili olarak, sonuçlarımız çalıĢma grupları ile cinsiyet (erkek ve kadın) arasında, sağlıklı cinsiyet arasında ve hastaların cinsiyeti arasında anlamLı bir fark olmadığını ortaya koydu. Vücut kitle indeksi seviyeleri, hastalarda ve sağlıklı gruplarda BMI seviyeleri arasında anlamLı olmayan farklılıklar gösterdi. ÇalıĢma, kalp ve arter hastalıkları üzerindeki doğrudan etkileri için yağların periyodik olarak incelenmesine ihtiyaç olduğu sonucuna varmıĢtır.

Diabetes mellitusKan glükozuLipidler+1
Mohammed Husseın Mezban Al Karkhı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00

Related subjects