Albumins

101 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatit tanılı olgularda laboratuvar parametrelerinin hastalık prognozunu belirlemedeki etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada SII, PLR, NLR, RDW, BUN/ALB oranı, Monosit/HDL oranı, CRP/ALB oranı gibi invaziv olmayan parametrelerle akut pankreatit şiddetinin önceden tahmin edilmesi ve buna göre uygun tedavi düzenlemeleri ile morbidite ve mortalitenin azaltılması, çalışma sonucu elde edilen verilerle literatüre katkıda bulunulması hedeflenmiştir. Yöntem: Çalışma retrospektif çalışmadır. Süleyman Demirel Üniversitesi Hastanesi Gastroenteroloji Bilim Dalı'nda tanımlayıcı çalışma olarak tasarlandı. Çalışmaya 18 yaş üstü akut pankreatit (AP) tanılı (malignite , romatolojik hastalık ve kronik enfeksiyon tanıları olanlar hariç) olgular dahil edildi. Akut pankreatit tanılı hastalara ait veriler Süleyman Demirel Üniversitesi Otomasyon Sistemi, hasta dosyalarından toplandı, sosyo-demografik bilgiler yanı sıra hastaların özgeçmiş bilgileri, eşlik eden dâhili hastalıkları, başvuru şikâyetleri, başvuru anındaki vital bulguları, biyokimyasal değerleri, başvuru anında ve takibinde çekilen bilgisayarlı tomografi bulguları, hastane yatış süresi ve mortalitesi değerlendirildi. Çalışma sonucunda akut pankreatitli hasta grubunda prognozu etkileyen etmenlerin araştırılması için bazal veriyi sağlamak hedeflendi. Çalışmaya 01.01.2018 ile 01.12.2023 tarihleri arasındaki 153 AP tanılı olgu dahil edildi. Tüm istatistiksel analizler için SPSS 26 (IBM, Armonk, NY, USA) paket programı kullanıldı. P < 0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda AP olgularında yaş ortalaması 64.7 ± 18'di, olguların 77 (%50.3)'si erkek, 76 (%49.7)'sı kadındır. Olguların 105 (%68.6)'inde hafif akut pankreatit, 48 (%31.4)'inde ciddi akut pankreatit olduğu görüldü. Olguların 24 (%15.7)'ünün Balthazar Skorlaması (0-1), 96 (%62.7)'sının Balthazar Skorlaması (2-3), 28 (%18.3)'ünün Balthazar Skorlaması (4-6), 5 (%3.3)'inin Balthazar Skorlaması (7-10)'dur. Olguların 56 (%36.6)'sı 7-10 gün, 51 (%33.3)'i 10 günden fazla, 43 (%28.1)'ü 4-6 gün hastane yatışına sahiptir. Olguların 13 (%8.5)'ünde yoğun bakım yatışı vardır, 8 (%5.2) olgunun ise mortaliteyle sonuçlandığı görüldü. AP olgularında SII düzeyi (p=0.001) ve CRP/ALB düzeyi (p=0.009) hastane yatış süresi uzun olan hastalarda kısa süreli yatanlardan anlamlı olarak yüksektir. Ciddi AP'si olan hastalarda hafif AP'si olan hastalara göre ve Balthazar skorlaması yüksek olan olgularda hastane yatış süresi anlamlı olarak daha uzundur ve YB yatışı anlamlı olarak daha fazladır (p<0.001). BUN/ALB düzeyi yoğun bakım yatışı yapılan hastalarda yatış yapılmayan hastalardan anlamlı olarak yüksektir (p=0.012). Mortaliteyle sonuçlanan olguların BUN/ALB düzeyleri (p=0.032) ve CRP/ALB düzeyleri (p=0.040) sağ kalanlardan anlamlı olarak yüksektir. Ciddi AP'si olan hastalar hafif AP'si olanlara göre anlamlı olarak daha fazla mortal seyretmiştir (p<0.001). Ex olanlarda sağ kalanlara göre Balthazar Skorlaması anlamlı olarak yüksektir (p<0.001). Hastane yatış süresi uzun olan olgular (p=0.005) ve YB'de yatan olgular (p<0.001) daha mortal seyretmiştir. Ciddi AP'si olan olgularda RDW (p=0.005), SII (p<0.001), BUN/ALB (p=0.001) ve CRP/ALB (p=0.035) düzeyleri hafif seyirli AP'si olan olgulara göre anlamlı olarak yüksektir. Balthazar skorları arttıkça SII düzeyleri (p=0.007), BUN/ALB düzeyleri de artmaktadır (p=0.024). Sonuç: AP olgularının %8.5'inde YB yatışı mevcuttur ve olguların %5.2'si mortal seyretmiştir. Bu mortal seyirde AP ciddiyetinin yanında hastaların yaş, cinsiyet gibi demografik özelliklerinin farklılığı ve eşlik eden komorbiditelerinin de etkisinin olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Yaş hem prognoz tayininde hem de AP'li olguların klinik seyrinde önemli bir parametredir. SII, CRP/ALB düzeyleri hastane yatışının uzamasıyla ilgili bulunmuştur. BUN/ALB düzeyleri YB yatışı üzerinde etkili bulunurken, BUN/ALB ve CRP/ALB düzeyleri mortalite üzerine etkili bulunmuştur. Ranson ve Balthazar skorları yüksek olan olgularda hastane yatışı uzamış, YB'ye yatan olgular daha mortal seyretmiştir. Ranson ve Balthazar skorlarına göre olguların ciddiyetinin belirlendiği bilinmekte olup , literatürdeki çalışmalar ve mevcut çalışmamızdan yola çıkılarak benzer şekilde RDW, SII, BUN/ALB, CRP/ALB düzeylerinin ciddi AP olgularında hafif AP olgularına göre anlamlı olarak yüksek seyrettiği söylenebilmektedir.

AlbüminlerC reaktif proteinPankreatit+2
Esma Peker Polat
Süleyman Demirel University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Albumin-alkalen fosfataz oranının (AAPR) küçük hücreli dışı akciğer kanserinde prognoza etkisi

Akciğer kanseri solunum yollarından veya akciğer parankiminden kaynaklanan ve dünyada en sık teşhis edilen solid organ kanseridir. Gelişen tedavi modalitelerinin yanı sıra hastalık prognozu ve tedavi yanıtı ile ilişkili faktör arayışları devam etmektedir. Yapılan çalışmalarda serum albumini ve serum alkalen fosfatazını (ALP) birleştiren yeni bir belirteç olan albumin-alkalen fosfataz oranının (AAPR) hepatoselüler karsinom başta olmak üzere çeşitli kanser türlerinde önemli prognostik değere sahip olduğu gösterilmiştir. Çalışmamızın amacı, küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) tanılı hastalarda AAPR`nin prognostik parametreler üzerinde etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya Ocak 2012- Mayıs 2022 tarihleri arasında merkezimizde KHDAK tanısı ile takip edilen erişkin hastalar dahil edildi. Hastalara ait temel demografik ve klinik veriler, laboratuvar sonuçları, akciğer kanserine ait radyolojik, histopatolojik ve moleküler-genetik bulgular ve uygulanan tedaviler hastane elektronik veritabanından retrospektif olarak incelendi. AAPR nin genel sağ kalımı öngördürücü prognostik özelliği Receiver Operating Characteristics (ROC) analizi ile incelendi. Genel (OS) ve progresyonsuz sağ kalıma (PFS) etki eden faktörler çoklu Cox regresyon analizi ile araştırıldı. Çalışmaya dahil edilen toplam 306 hastanın [219 (%71,6) erkek ve 87 (%28,4) kadın] yaş ortalaması 64,7±10, 2 yıl, ortalama tanı yaşı ise 61±10,3 yıl idi. ROC analizinde AAPR`nin genel sağ kalım için anlamlı prediktif özelliğe sahip olduğu gösterildi (EAA: 0,622; %95 GA:0,558-0,687; p<0,001). Cut-off değeri ≤0,44 alındığında testin mortaliteyi öngörmede duyarlılığı %60,6; özgüllüğü %60,2; pozitif prediktif değeri %75; negatif prediktif değeri ise %43,7 bulundu. Tanıdaki AAPR 164 (%53,6) hastada düşüktü. Düşük AAPR`ye sahip hastalarda normal olanlara göre ileri evre kanser oranı (p=0,003) ve ortanca CRP düzeyleri daha yüksekti (p<0,001). Ortanca 2,98 (0,1-10 yıl) yıllık takip süresinde 5 yıllık OS %36,2 (%95 GA: 30,5-41,9), 5 yıllık PFS ise %22,2 (%95 GA: 17,5-26,9) idi. Tanıda semptom varlığı ve santral tümör yerleşiminin (periferik yerleşime göre) de dahil edildiği çok değişkenli Cox regresyon modelinde ≥65 tanı yaşı (HR: 1,409, %95GA: 1,047-1,895, p=0,024), erkek cinsiyet (HR: 1,405, %95 GA: 1,013-1,950, p=0,042), ECOG 2-3 (0-1`e göre, HR: 3,955, %95 GA: 1,565-9,994, p=0,004), AAPR ≤0.44 (HR: 1,374, %95GA: 1,023-1,847, p=0,035), klinik evre 3-4 hastalık (HR: 2,771, %95 GA: 1,844-4,164, p<0,001) ve birinci basamak tedaviye yanıtsızlık (HR: 3,614, %95 GA: 2,630-4,966, p<0,001) genel sağ kalım için bağımsız risk faktörü olarak görüldü. Diğer yandan ECOG 2-3 (0-1`e göre, HR: 2,697, %95 GA: 1,068-6,811, p=0,036), klinik evre 3-4 hastalık (HR: 2,584, %95 GA: 1,813-3,682, p<0,001) ve birinci basamak tedaviye yanıtsızlığın (HR: 5,181, %95 GA: 3,694-7,264, p<0,001) progresyonsuz sağ kalım için bağımsız prediktörler olduğu ortaya konuldu. Çalışmamızda çok değişkenli analizde KHDAK tanılı hastalarda AAPR`nin genel sağ kalımı öngörmede bağımsız risk faktörü olduğu gösterildi. Bu grupta düşük AAPR; ileri evre kanser ve artmış inflamasyon ilişkili serum albumin düşüklüğü ve uzak organ metastazlarına bağlı ALP yüksekliği nedeniyle meydana gelebilir. Anahtar Kelimeler: Küçük hücreli dışı akciğer kanseri, albümin-alkalin fosfataz oranı, sağ kalım, progresyonsuz sağ kalım.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıAlbüminler+4
Fatma Seven Atmaca
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakımda sürekli renal replasman tedavisi uygulanan hastalarda Crp/albumin oranının mortalite üzerine etkisinin araştırılması

Giriş ve Amaç: Böbrek yetmezliği, reanimasyon ünitelerindeki hastalarda sık karşılaşılan bir sorundur. Böbrek fonksiyonlarında azalma ile karakterize olan bu patolojik durumun tedavisi için renal replasman tedavilerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada yoğun bakım ünitemizde sürekli renal replasman tedavisi (SRRT) uygulanan hastalardaki Crp/Albümin oranının mortalite üzerine etkisini retrospektif olarak değerlendirmeyi amaçladık. Materyal Metod: Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği Yoğun Bakım Üniteleri'ne ait dijital arşiv verileri, hastaların doktor anamnezi, laboratuvar sonuçları ve hemşire gözlem formları incelendi. Hastaların demografik özellikleri, yoğun bakıma yatış nedenleri, SRRT sırasında inotrop alıp almadığı incelendi, eğer inotrop alıyorsa hangi ajanı aldığı, SRRT esnasında mekanik ventilasyona ihtiyaç duyup duymadığı incelendi. Hastaların taburculuk ve ex olma durumları değerlendirildi. Hastaların yoğun bakımda ve hastanede toplam yatış süreleri kaydedildi. Hastaların kaç seans SRRT aldıkları, SRRT boyunca kaç ml UF yapıldığı ve kaç saat SRRT aldığı not edildi. Hastalara uygulanan SRRT modalitesi (SVVHD, SVVH, SVVHDF, YSUF) incelendi. SRRT için tercih edilen solüsyonlar incelendi. Hastalara eşllik eden hastalıklar incelendi. Hastalara dört zaman diliminde (yb yatışında, SRRT öncesinde, SRRT sonrası ve taburculuk) Akut Fizyoloji ve Kronik Sağlık Değerlendirilmesi II (APACHE II), GKS, Ardışık Organ Yetersizlik Değerlendirmesi (SOFA), akut böbrek hasarı skorlama sistemleri(RIFLE ve KDIGO), glukoz, üre, kreatinin, albümin, K, Crp/Albümin oranı, Ph, WBC, Hgb, PLT, RDW ve MPV bakıldı. Bulgular: Retrospektif çalışmamıza 2017-2022 yılları arasında toplam 107 hasta dahil edildi ve hastaların %43'ü kadın, %57'si erkekti. Çalışmamızda hastaların ek hastalıkları incelendiğinde %42,1 ile hipertansiyonun (HT) ilk sırada, %31,8 ile diyabetes mellitusun (DM) ikinci sırada olduğu görülmektedir. Ayrıca çalışmamızda olguların yoğun bakıma girişte ortalama APACHE II skoru 22.00±9.00 olarak bulundu. CRRT öncesi 31.00±6.00 olarak bulundu. Çalışmamızda olguların ortalama SOFA skoru hastaneye yatışta 6.00±3.00, CRRT öncesi 10.30±2.10 olarak bulundu. Çalışmamızda YBÜ yatış APACHE II skoru ile mortalite arasında bir ilişki kurulamamıştır. Çalışmamızda hastalarımızın %97,2'si SRRT sırasında mekanik ventilatöre bağlıydı. Hastalarımızın CRRT uygulaması öncesi ve sonrası ölçülen laboratuvar parametrelerini karşılaştırdığımızda üre, kreatinin, CRP ve potasyum değerlerinde anlamlı düzelme olduğunu gördük. Hastalarımızın %82,2'sinin SRRT sırasında inotropik desteğe ihtiyaç duyduğunu bulduk. Çalışmamızda CRP/Albümin düzeyine göre olgularda mortalite görülme oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızdaki toplam 107 olgumuzun 101'i mortalite ile sonuçlanmıştır. Çalışmamızda mortaliteye göre hastalarımızın SRRT öncesi-sonrası CRP/Albümin değerleri, istatistiksel anlamda farklılık göstermemektedir. Çalışmamızda ex olan hastalarımızın yoğun bakım yatış ve taburcu takiplerindeki Crp/Albümin değerleri, taburcu olanlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: SRRT, Hemodiyafiltrasyon, Akut Böbrek Hasarı, Yoğun Bakım

Akut böbrek hasarıAlbüminlerBöbrek hastalıkları+7
Metin Yıldız
Harran University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran sepsis ve septik şok tanılı hastaların prognoz ve mortalitelerinin öngörülmesinde laktat, baz defisiti ve albuminin beraber değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmadaki amacımız sepsis veya septik şok ön tanılı hastalarda serum laktat, albumin ve baz defisiti değerlerinin kombine değerlendirildiklerinde prognoz ve mortalite öngörmedeki faydalarını saptayabilmektir. Gereç ve yöntem: Çalışmamız retrospektif gözlemsel bir çalışmadır. Çalışmaya Hacettepe Üniversitesi Hastanesi Erişkin Acil Servisine başvuran 18 yaş üstü ve SOFA skoru 2 ve üzeri olan 217 hasta dahil edilmiştir. Hastaların başvuru, 24. saat ve 48. saat laktat, albümin ve baz defisiti değerleri incelenmiştir. Laktat, albümin ve baz defisiti değerlerine göre hastane mortalitesi ve 90 günlük mortalite hesaplanarak prognoz ve mortalite öngörmede kullanılabilirliği araştırılmıştır. Sonuç: Çalışmamızda sepsis hastalarında 0-24-48. saat albümin değerlerindeki düşüklük mortaliteyi arttırmaktadır. 0-48. saat laktat değerleri hastane mortalitesini etkilemezken, 24. saat laktat değerindeki yükseklik hastane mortalitesini arttırmaktadır. 0-48. saat laktat değerlerindeki yükseklik 90 günlük mortaliteyi arttırmaktadır. Baz defisiti değerleri hastane mortalitesi ve 90 günlük mortalite üzerine etkisi bulunmamıştır. Septik şoktaki hastalarda laktat, albümin ve baz defisiti değerlerinin mortalite üzerine etkisi saptanmamıştır. Sepsis hastalarında laktat kleransına göre mortaliteler incelendiğinde sadece 24 saatlik laktat kleransı azaldıkça hastane mortalitesi artmaktadır. Alaktik baz defisitinin mortalite üzerinde etkisi yoktur. Laktat, albümin ve baz defisiti için yapılan ROC analizlerinde baz defisiti için anlamlı AUC değeri saptanmazken, laktat ve albümin için saptanan AUC değerleri 0.70'in altında olduğu için ayırt edicilikleri düşüktür. Laktat kleransı için yapılan ROC analizlerinde 24 saatlik laktat kleransı için AUC değeri anlamlıdır ancak eğri altında kalan alanın ayırt ediliciliği düşük bulunmuştur. Alaktik baz defisiti için yapılan ROC analizlerinde eğri altında kalan alanlar (AUC) istatistiksel olarak anlamlı saptanmamıştır. Tartışma: Çalışmamızda literatürün aksine laktat, albümin ve baz defisitinin prognoz ve mortalite belirlemede duyarlılıkları düşük bulunmuştur. Serum laktat, albümin ve baz defisitini etkileyebilecek faktörler (kronik karaciğer hastalıkları, kronik böbrek hastalıkları, metformin kullanımı gibi) dışlandığında bu biyobelirteçlerin, sepsis ve septik şokta mortalite belirlemedeki değerleri de azalmaktadır.

Acil servis-hastaneAcil tıpAlbüminler+5
Ayşenur Gür
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kanser hastalarında immünoterapi etkinliğinin sarkopeni ve sistemik inflamatuvar belirteçler ile olan ilişkisinin incelenmesi

İmmünoterapi yanıtını tahmin etmek için yapılan çalışmalar devam etmektedir. Son dönemde immünoterapi yanıtını tahmin etmek için yeni belirteçler bulunmuş olsa bile bu alandaki ihtiyaç hala devam etmektedir. Çalışmamızın amacı sarkopeni ve sistemik inflamatuvar belirteçlerin immünoterapi yanıtı üzerine olan etkisini göstermektir. Çalışmaya 2015-2021 yılları arasında immünoterapi tedavisi alan ve tedavi öncesi abdomen BT'si olan 100 hasta dahil edildi. Sarkopeni tanısı için daha önceki çalışmalarda belirtilen cinsiyete özgü eşik değerler kullanıldı. Sistemik inflamasyonu gösteren belirteçler olarak C-reaktif protein (CRP), sedimentasyon, Nötrofil Lenfosit Oranı (NLO), Platelet Lenfosit Oranı (PLO), albümin ve Laktat dehidrogenaz (LDH) kullanıldı. Bu belirteçler tek değişkenli ve çok değişkenli Cox regresyon analizinde sağkalımı öngörme açısından değerlendirildi. Sarkopeni progresyonsuz sağkalımı (PFS) öngörmede bağımsız ve anlamlı faktör olarak saptandı. Sarkopenik hastalar sarkopenik olmayan hastalara göre daha kötü genel sağkalıma (OS) sahip olmasına rağmen (6,3-12,1 ay) çok değişkenli analizde bağımsız anlamlı faktör olarak saptanmadı (HR 1,24; 95% CI, 0,71-2,16; p=0,432). NLO ve PLO anlamlı değişken olarak saptanmadı. Hipoalbüminemi genel sağkalımı öngörmede bağımsız ve anlamlı faktör olarak saptandı (HR, 2,10; 95% CI, 1,21-3,66; p=0,008). ECOG PS ve sarkopeniyi içeren birleşik modelde ECOG PS'nin artması ve sarkopeninin eşlik etmesi daha kötü progresyonsuz sağkalım ile ilişkili olarak saptandı (HR, 7,8; 95% (CI), 4,12-14,84; p<0,001). Bu çalışma sarkopeni ve sistemik inflamatuvar belirteçleri birlikte içeren literatürdeki en kapsamlı çalışmalardan birisidir. Sarkopeninin yakın takip edilmesi ve önlenmesi sağkalım sonuçlarının iyileştirmeye yardımcı olabilir. Oluşturduğumuz model ise onkologlara immünoterapi yanıtını tahmin etmede yardımcı olabilir.

AlbüminlerKanser hastalarıKas distrofileri+3
Enes Üçgül
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sepsiste intravenöz immünoglobülin deneyimimiz

Sepsis, enfeksiyona düzensiz bir konakçı tepkisinden kaynaklanan hayatı tehdit eden organ fonksiyon bozukluğudur. Sepsis ve septik şok, her yıl dünyada milyonlarca insanı etkileyen ve dörtte birini (genellikle daha fazlasını) öldüren önemli sağlık sorunlarıdır. İntravenöz İmmunoglobulin tedavisi alan her hastada bakılan laboratuvar verilerinden albumin, c-reaktif protein (CRP), main platelet volume (MPV), trombosit sayısı (PLT) değişimlerini hesaplamak ve bu değişimlerin sepsisli olgularda sağkalım ve mortalite açısından değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Çalışmamıza Ocak 2010- Aralık 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Yoğun Bakım Ünitesinde İntravenöz İmmünoglobulin tedavisi alan 130 sepsis tanılı hasta dahil edildi. Hastalar IVIG başlanma zamanına göre; Grup 1 (IVIG<24 saat) (n=75) ve Grup 2 (IVIG>24 saat) (n=55) olarak sınıflandırıldı. Hastaların %53.1'i erkek ve yaş ortalaması 54.16 ± 17.28 olup gruplar arasında istatiksel anlamlı fark saptanmadı. Çalışmada toplam mortalite oranı %51.5'tir. Grup 1 ile grup 2 arasında mortalite açısından istatiksel anlamlı fark saptanmadı. İnotrop kullanan grupta mortalite oranı kullanmayan gruba göre istatiksel olarak daha anlamlı yüksek saptandı (%81.6 ve %9.3, p<0.001). Başvuru anında hastaların sistolik kan basıncı (SKB) ortalaması 106.5 ± 28.4 mmHg, diyastolik kan basıncı (DKB) ortalaması 66.3 ± 17.06 mmHg, serum albumin değeri 2.9 ± 0.63 g/L idi. Bu verilerden SKB, DKB ve serum albumin değerleri ölen grupta yaşayan gruba göre istatiksel olarak daha anlamlı düşük saptandı (p=0.017, p=0.019 ve p<0.001). Yaşayan grupta CRP (Δ CRP), MPV (Δ MPV) değişimlerinde ölen gruba göre istatiksel olarak daha anlamlı azalma saptandı (p<0.001 ve p<0.001). Albumin (ΔAlbumin) ve PLT (Δ PLT) değişimlerinde ise ölen gruba göre istatiksel olarak daha anlamlı artış saptandı (p=0.002 ve p=<0.001). Grup 1'de (IVIG<24 saat) Δ Albumin değişimi istatiksel olarak anlamlı daha iyi saptandı (p=0.040). Bu tez, sepsis hastalarında IVIG verme zamanı ile ilgili devam eden gözlemsel çalışmanın ilk sonuçlarının paylaşıldığı veriler içermektedir. Literatürde bu konuda yayınlanmış sadece iki çalışma vardır. İnotrop kullanan hasta grubunda mortalite oranı istatiksel olarak daha anlamlı yüksek saptandı. Ölen grupta SKB, DKB ve albumin değerleri yaşayan gruba göre istatiksel anlamlı düşük saptandı. Yaşayan grupta CRP (Δ CRP) ve MPV (ΔMPV) değişimlerinde istatiksel anlamlı düşme, albumin (Δ Albumin) ve PLT (Δ PLT) değişimlerinde ise artma saptandı. Grup 1 (IVIG<24 saat) ve Grup 2 (IVIG>24 saat) arasında mortalite açısından anlamlı farklılık saptanmadı.. Grup 1'de (IVIG<24 saat), albumin değişiminde (Δ Albumin), Grup 2'ye oranla istatiksel olarak daha anlamlı artış saptandı. Aynı şekilde PLT değişimi (Δ PLT) ve CRP değişimleri (Δ CRP) grup 1'de grup 2'ye göre sırasıyla daha fazla artış ve daha fazla düşüş olarak gerçekleşti ancak fark istatistiksel anlama ulaşmadı. Bunun nedeni hasta sayısının az olması olabilir. Her ne kadar az hasta popülasyonunda elde ettiğimiz veriler sunulmuş olsa da, Sepsis ve septik şokta erken IVIG tedavisi ile mortalitenin azalacağını düşünmekteyiz. Mortalite ön görücüsü olarak saptadığımız albumin değişiminin, erken grupta anlamlı daha iyi çıkması da bu olasılığı desteklemektedir. Süregelen dönemde, artan hasta sayısı ile daha sağlıklı veriler elde edeceğimizi düşünmekteyiz.

AlbüminlerC reaktif proteinMortalite+7
Farıd Ismayılov
Ege University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Propazin ve kinoksifen'in sığır serum albümini ile etkileşiminin spektroflorimetrik ve hesaplamalı teknikler kullanılarak incelenmesi

Bu tez çalışması kapsamında tarım ürünlerinin hem gelişimini düzenlemek hem de çeşitli haşarelere karşı korumak için yaygın olarak kullanılan iki pestisit olan Propazin (PRO) ve Kinoksifen (QUI)'nin dolaşım sisteminde ana taşıyıcı protein olarak bulunan sığır serum albümini (BSA) ile etkileşimlerinin floresans spektroskopisi ve hesaplamaları teknikleri ile incelenmesi amaçlanmıştır. Floresans ve absorpsiyon spektroskopisinden elde edilen sonuçlar, PRO/QUI ve BSA arasındaki kompleksleşmeyi doğrulamıştır. Artan sıcaklıkla beraber KSV değerlerindeki azalış, BSA flüoresansının PRO/QUI kaynaklı sönümlemesinin statik sönümleme olduğunu göstermiştir. Oda sıcaklığında, pestisitlerin BSA ile bağlanma afiniteleri PRO–BSA kompleksi için Kf=3,63 × 10-3 M-1; QUI–BSA kompleksi için Kf =5,80 × 102 M-1 olarak bulunmuştur. Artan sıcaklıklarda ise nispeten daha düşük bağlanma sabiti değerleri gözlenmiştir. Termodinamik verilerin sayısal olarak değerlendirmesi (PRO-BSA kompleksi için ΔS= – 0,05 kJ mol–1K–1, ΔH = – 103,45 kJ mol–1 ve QUI-BSA kompleksi için ΔS= + 0,01 kJ mol–1K–1, ΔH = – 12,84 kJ mol–1) moleküler kenetlenme sonuçlarıyla uyumlu olarak desteklenmiştir. Bulunan sonuçlar, PRO-BSA ve QUI-BSA komplekslerinin oluşumunda van der Waals etkileşimlerinin ve hidrojen bağlarının daha etkili olduğunu göstermiştir. Bağlanma yerlerinde PRO ve QUI'nin BSA'ya bağlanmasına ilişkin gerçekleştirilen moleküler kenetlenme sonuçları hem PRO hem de QUI'nin BSA'nın I. bağlanma bölgesinde daha kararlı etkileşimler oluşturabildiğini ve QUI'nin bölge I'de PRO'ya kıyasla daha yüksek bir afinite sergilediğini göstermiştir.

AlbüminlerKinoksifenPropazin+4
Bahadır Duman
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik hastaların serumlarında ölçülen NGAL, FGF23, SCUBE-1, sistatin C ve matriks metalloproteinaz-9 düzeylerinin idrar albümin/kreatinin oranıyla ilişkisinin araştırılması

Amaç: Yaptığımız çalışmada diyabet hastaları, prediyabet hastaları ve sağlıklı kontrol grubunda idrar albümin/kreatinin oranının, serum NGAL, FGF23, SCUBE-1, sistatin C ve MMP-9 düzeyleri ile arasındaki ilişkinin araştırılması ve bu biyobelirteçlerin diyabetik nefropatinin tanı, takip ve prognozun belirlenmesinde kullanımının mümkün olup olmayacağının saptanması hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız için 03.05.2023-31.07.2023 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Araştırma ve Uygulama Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları polikliniğine başvuran 20-80 yaş aralığındaki toplam 84 katılımcıdan oluşan klinik olarak tanı konmuş olan diyabet, prediyabet ve sağlıklı kontrol grubu olmak üzere üç grup oluşturuldu. Hastalardan polikliniğe başvuruları sırasında serum NGAL, FGF23, SCUBE-1, sistatin C ve MMP-9 düzeylerinin tayini için ek olarak bir tüp kan alındı. Serum NGAL, FGF23, SCUBE-1, sistatin C ve MMP-9 düzeyleri ELISA yöntemi ile ölçüldü. Çalışmada kullanılan idrar albümin/kreatinin oranı, açlık kan glukozu ve lipid profili ise gerekli izinler alındıktan sonra hastane veri tabanından elde edildi. Bulgular: Serum NGAL ve sistatin C düzeyleri için gruplar arasında istatistiksel olarak olarak anlamlı bir fark saptanamadı. FGF23 ve SCUBE-1 düzeyleri, diyabet ve prediyabet gruplarında kontrol grubuna göre anlamlı olarak artmış bulundu. MMP-9 düzeyleri ise diyabet grubunda diğer iki gruba ve prediyabet grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak artmış bulundu. Yapılan korelasyon çalışmalarında ise idrar albümin/kreatinin oranı ile serum NGAL, FGF23, SCUBE-1, sistatinC ve MMP-9 düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir sonuca ulaşılamadı. Sonuç: Çalışmamızın sonucunda diyabetik nefropatinin tanı, takip ve prognoz tayininde idrar albümin/kreatinin oranının yerine serum NGAL, FGF23, SCUBE-1, sistatin C ve MMP-9 düzeylerinin kullanılmasının uygun olmadığı saptanmıştır. Bununla birlikte gruplar arasında anlamlı farklar bulunan FGF23, SCUBE-1 ve MMP-9 proteinleri açısından geniş çaplı çalışmaların yapılması klinik açıdan yararlı olabilir. Anahtar Sözcükler: Diyabetik nefropati, idrar albümin/kreatinin oranı, NGAL, FGF23, SCUBE-1, Sistatin C, MMP-9

AlbüminlerDiabetes mellitusFibroblast büyüme faktörü+5
Süleyman Kaan Erdemir
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatit tanısı alan hastalarda NRL, PLR, CPR/albumin oranı gibi biyokimyasal parametrelerin hastalığın şiddetini öngörmedeki yerinin retrospektif olarak incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada, Nötrofil/Lenfosit Oranı, Platelet/Lenfosit Oranı, CRP/Albumin, LDH/Albumin ve RDW gibi rutin kan tetkikinden elde edilebilecek belirteçlerin akut pankreatit geliş Ranson ve BİSAP skorları ile hastalığın şiddetini öngörmedeki yerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Pamukkale Üniversitesi Acil Servisi'ne başvuran ve akut pankreatit tanısı alan hastaların verileri Probel Hastane Bilgi Yönetim Sistemi Üzerinden 31.08.2022 tarihinden itibaren geriye doğru incelenerek %95 güç elde edecek şekilde 210 hasta çalışmaya dahil edildi. Her hasta için NLR, PLR, CRP/Albumin, LDH/Albumin ve RDW değerleri belirlendi ve geliş Ranson ve BİSAP skorları hesaplanarak hastalığın şiddeti ile korelasyonu değerlendirildi. Bulgular: Akut pankreatit tanısı alan hastaların %56,2'si kadın ve 43,8'i erkektir. Pankreatit nedeni olarak biliyer kaynaklı tanı konulan hastalar %84,8 ile çoğunluktaydı. Çalışmaya dahil edilen 18 ile 96 yaş aralığındaki hastaların ortalama yaşları 62,40'dı. Hastaların NLR değer ortalaması 13,03, PLR değer ortalaması 263,09, RDW değer ortalaması 14,21, CRP/ALB değer ortalaması 0,20, LDH/ALB değer ortalaması 9,96 olarak bulundu. Ranson skor ortalaması 1,07 ve BİSAP skoru ortalaması 1,04 olarak bulundu. Ranson skoruna göre 21 hasta şiddetli ve BİSAP skoruna göre ise 16 hasta şiddetli kabul edildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların 16'sı yoğun bakım yatışı alırken mortalitesi olan 8 hasta vardı. Ranson skoru ile NLR ,PLR ve LDH/ALB arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (sırasıyla p=0,001, p=0,001, p=0,002). BİSAP skoru ile NLR, CRP/ALB ve LDH/ALB arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (sırasıyla p<0,001, p<0,001, p=0,01). Yoğun bakım yatışı öyküsü ile NLR ve CRP/ALB arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (sırasıyla p=0,001, p<0,01). Mortalite ile CRP/ALB arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur(p<0,001). BİSAP skoru ile yoğun bakım yatışı ve mortalite arasında korelasyon mevcutken (p<0,001) Ranson skoru ile yoğun bakım yatışı ve mortalite korele bulunmadı(p>0.05). Ranson skoruna göre anlamlı bulunan verilerin ROC analizi sonuçlarına göre NLR cut-off ≥11,87 değerinde ≥ AUC:0,74, sensitivite %71,4 ve spesifite %68,8, PLR cut-off ≥240,28 değerinde ≥ AUC:0,65, sensitivite %66,7 ve spesifite %62,4, LDH/ALB cut-off ≥11,13 değerinde ≥ AUC:0,82, sensitivite %81 ve spesifite %77,2 elde edildi. BİSAP skoruna göre anlamlı bulunan verilerin ROC analizi sonuçlarına göre NLR cut-off ≥12,02 değerinde ≥ AUC:0,74, sensitivite %75 ve spesifite %69,1, CRP/ALB cut-off ≥0,34 değerinde ≥ AUC:0,71, sensitivite %68,8 ve spesifite %65,5, LDH/ALB cut-off ≥9,68 değerinde ≥ AUC:0,67, sensitivite %68,1 ve spesifite %63,9 elde edildi. Sonuç: Çalışmamıza göre NLR ve LDH/ALB her iki şiddet skoru ile anlamlı bulunmuştur. CRP/ALB ise BİSAP, yoğun bakım yatışı ve mortalite ile anlamlı bulunmuştur. Bu sebeple akut pankreatit tanısı alan hastaların başvuru anında yapılacak rutin kan tetkikleri ile elde edilecek NLR, LDH/ALB ve CRP/ALB verilerinin birlikte kullanımının hastalığın şiddetini ve prognozunu öngörmedeki yeri oldukça yüksektir. Anahtar Kelimeler: Akut Pankreatit, Ranson, BİSAP, NLR, CRP/ALB, LDH/ALB

AlbüminlerC reaktif proteinHastalık şiddeti indeksi+6
Muhammet Emin Akcaöz
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

65 yaş ve üstü hastalarda kognitif bozukluk ile thiol-disülfid homeostazisi arasındaki ilişki

ÖZET AMAÇ: Bu çalışmamızda kognitif bozukluk ile oksidatif stres arasındaki ilişkiyi özellikle yeni bir parametre olan tiyol-disülfid homeostazisi ve iskemi modifiye albümin, ferroksidaz ve myeloperoksidaz biyobelirteçleri ile değerlendirmeyi amaçladık. MATERYAL ve METOT: Tanımlayıcı tipte çalışmaya bir üniversite hastanesi geriatri polikliniği tarafından takip edilen 146 adet (49 erkek, 97 kadın) 65 yaş ve üstü (ortalama 76,06 ±7,368) katılımcı dahil edildi. Hastaların kognitif düzeyi eğitim durumlarına göre Standardize Mini Mental Test (SMMT) veya Eğitimsizler için Mini Mental Test (MMSE-E) ile değerlendirildi. Katılımcılar, Mini Mental Test sonuçlarına göre 24 puan ve altı alan 78 katılımcı kognitif bozukluk, 25 puan ve üstü alan 68 katılımcı normal olarak değerlendirilip 2 gruba ayrıldı. Oksidatif stresin değerlendirilmesi için serum total tiyol, native tiyol ve disülfid değerleri ile iskemi modifiye albümin, ferroksidaz ve myeloperoksidaz değerleri ölçülüp kendi içinde ve gruplar arasında kıyaslandı. BULGULAR: Popülasyonun Mini Mental Test (MMT) puan ortalaması 22.55±5.283'tü. Mini Mental Test puanları kıyaslandığında: Normal grup ( 26.66±1.40 puan) ile Kognitif Bozukluk Grubu (19.08±4.84 puan) arasında anlamlı fark vardı (p= 0.000*). Eğitimli grup (53 kişi, 23.92±4.73 puan) ile Eğitimsiz grup (88 kişi 21.73±5.47 puan) arasında anlamlı fark vardı (p= 0.013*). Kadın katılımcılar ile (93 kişi, 21.48±5.30 puan) ile erkek katılımcılar (48 kişi, 24.63±4.29 puan) arasında anlamlı fark vardı (p= 0.000*). Gruplara ayırmaksızın yapılan korelasyon testlerinde Mini Mental Test puanlarıyla: Yaş arasında negatif anlamlı ilişki (p= 0.000*, r=-0.325), Native Thiol arasında anlamlı ilişki (p= 0.047*, r= 0.167), Toplam Thiol arasında anlamlı ilişki (p= 0.020*, r= 0.196), Disülfid arasında anlamlı ilişki (p= 0.031*, r= 0.183) ve İskemi Modifiye Albümin arasında negatif anlamlı ilişki (p= 0.018*, r=-0.266) bulundu. Aynı zamanda yaş ile Disülfid/Native Thiol oranı arasında anlamlı negatif ilişki bulundu (p= 0.037*, r=- 0.177). Gruplar kıyaslandığında Normal grup ile Kognitif Bozukluk grubu arasında: Disülfid değerinde (p= 0.030*), Toplam Thiol değerinde (p= 0.028*), İskemi Modifiye Albümin değerinde (p= 0.024*) anlamlı fark bulunuyordu (P<0.05). Albümin değerinde (p=0.49), Native Thiol değerlerinde (p=0.073), Ferroksidaz değerinde (p= 0.67), Myeloperoksidaz değerinde (p= 0.77) anlamlı fark yoktu. SONUÇ: Bu çalışmanın sonucunda kognitif bozukluk düzeyi ile thiol/disülfid ve IMA biyobelirteçleri ile saptanan oksidatif stres arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Thiol/Disülfid ve IMA kognitif bozukluk için oksidatif stres belirteci olarak kullanılabilir. IMA-kognitif bozukluk korelasyonu aynı zamanda kognitif bozukluk patogenezinde, iskemiye bağlı serebrovasküler hasarın önemini vurgulamaktadır. Bu biyobelirteçlerin kognitif bozukluğun erken teşhis, etkin tedavi başlangıcı ve güvenilir hastalık takibinde klinisyenlere yardımcı olmak amacıyla kullanılabileceğini düşünüyoruz. ANAHTAR KELİMELER: Kognitif Bozukluk, Oksidatif Stres, Thiol/Disülfid Homeostazisi, İskemi Modifiye Albümin

AlbüminlerBilişBiliş bozuklukları+6
Tuğba Taşkesen
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatit hastalarının CRP-albumin oranı, nötrofil-lenfosit oranı ve glukoz -lenfosit oranı ile hastalığın şiddeti, hastane içi mortalite ve hastanede kalış süresi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Çalışmamızda Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesinde akut pankreatit tanısıyla hospitalize edilen hastalarda hastaneye başvuru anında bakılan CRP-Albumin oranı , Nötrofil-Lenfosit oranı ,Glukoz-Lenfosit oranının hastalığın şiddeti,hastane içi mortalite ve hastanede kalış süresini öngörmede rolü araştırılmıştır. Bakılan bu parametrelerin birbirine üstünlüklerinin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız retrospektif olarak yürütülmüştür. Çalışmaya Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesinde 1 Ocak 2012- 1 Ocak 2022 tarihleri arasında hastaneye yatış yapılan 200 akut pankreatit hastası dahil edilmiştir. Gebe hastalar, aktif malignitesi olan hastalar ve 18 yaş altı hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. Hastaların başvuru anındaki CRP-albumin oranı, Nötrofil-lenfosit oranı(NLR), Glukoz-lenfosit oranı(GLR) ile hastalığın şiddeti hastane içi mortalite ve hastanede kalış süresi arasındaki ilişkinin incelenmesi planlanmıştır. Akut pankreatit şiddetini derecelendirebilmek için 2012 yılında yayınlanan revize Atlanta sınıflaması ve Abdominal bilgisayarlı tomografiye dayalı Balthazar Şiddet skoru kullanılmıştır. Hastaların ölçülmüş verileri hastane bilgi sisteminden ve hasta dosyalarından kaydedilmiştir. Verilerin analizi ve istatistiksel değerlendirme SPSS versiyon 26.0 programı ile yapılmıştır. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 80 (%40) erkek 120 (%60) kadın olmak üzere toplam 200 akut pankreatit tanılı hasta dahil edildi. Kadın hastaların yaş ortalaması 66,93±17,88 erkek hastaların yaş ortalaması 59,41±19,38 yıldı. 126 (%63) hasta 60 yaş ve üzerindeydi. Ek hastalıklar incelendiğinde 93 (%46,5) hasta sayısıyla en sık hipertansiyon(HT) görüldü. 68(%34) hastanın ek hastalığı yoktu. Etiyolojik incelemede non-biliyer akut pankreatit olan hasta sayısı 89 (%44,5), biliyer akut pankreatit olan hasta sayısı 111 (%55,5) olarak saptandı. Revize Atlanta Sınıflamasına göre 52(%26) hasta hafif, 79(%39,5) hasta orta şiddetli, 69(%34,5) hasta şiddetli; Balthazar Şiddet Skoruna göre ise 150(%75) hasta hafif, 38(%19) hasta orta şiddetli, 12(%6) hasta şiddetli akut pankreatit olarak değerlendirildi. Lokal komplikasyonu olan hasta sayısı 137(%68,5), sistemik komplikasyonu olan hasta sayısı 27(%13,5), organ yetmezliği olan hasta sayısı 42(%21) olarak saptandı. Hastaların hastanede ortalama 9,9±7,6 gün yattığı ve 16 (%8) hastanın exitus olduğu görüldü. CRP/Albumin, NLR, GLR ile Atlanta sınıflaması (p<0,001) ve Balthazar Şiddet skoru (p<0,001; p<0,001; p=0,012) arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu. Atlanta sınıflamasına göre şiddetli AP olanları orta ve hafif şiddetli AP olanlardan ayırt etmede CRP/Albumin (p<0,001), NLR (p<0,001), GLR (p=0,001) istatistiksel olarak anlamlı bulundu. ROC analizine göre CRP/Albumin değeri için %79,7 duyarlılık ve %83,5 özgüllük, NLR değeri için %76,8 duyarlılık ve %64,9 özgüllük, GLR değeri için %71 duyarlılık ve %51,9 özgüllük değerleri elde edildi. Balthazar şiddet skoruna göre şiddetli AP olanları orta ve hafif şiddetli AP olanlardan ayırt etmede CRP/Albumin (p<0,001) istatistiksel olarak anlamlı bulunurken NLR ve GLR istatistiksel olarak anlamsızdı. ROC analizine göre CRP/Albumin değeri için %75 duyarlılık ve %85,1 özgüllük oranı elde edildi. Ölen hastaların CRP/Albumin ve NLR düzeyleri yaşayanlardan anlamlı düzeyde yüksek saptandı (p<0,001; p=0,027). GLR ile hastane içi mortalite arasında ise anlamlı ilişki saptanmadı. ROC analizine göre CRP/Albumin değeri için %68,8 duyarlılık ve %79,9 özgüllük, NLR değeri için %87,5 duyarlılık ve %57,6 özgüllük elde edildi. CRP/Albumin, NLR, GLR ile hastanede kalış süresi arasında pozitif yönde anlamlı ilişki saptandı (p<0,001; p=0,003; p=0,015). Hastanede yatış süresi arttıkça CRP/Albumin, NLR ve GLR değerlerinin arttığı görüldü. Sonuç: Çalışmamız sonucunda CRP/albümin değeri Atlanta Sınıflaması ve Balthazar şiddet skoruna göre şiddetli akut pankreatit hastalarını orta ve hafif şiddetli akut pankreatit hastalarından ayırmada, hastane içi mortalite ve hastanede kalış süresini öngörmede istatistiksel olarak NLR ve GLR ye üstün bir biyobelirteç olarak saptanmıştır. (p<0,001). Kolay ulaşılabilen, ucuz ve basit hesaplanabilen bu parametrelerin akut pankreatit hastalarında hastalığın morbidite ve mortalitesini öngörmede kullanılabileceğini düşünüyoruz. Yapılacak daha kapsamlı, prospektif ve çok merkezli çalışmalar hastalık prognozunu öngörmede yol gösterici olacaktır. Anahtar Kelimeler: Akut Pankreatit, CRP-Albümin Oranı, Nötrofil-Lenfosit Oranı, Glukoz-lenfosit Oranı, Atlanta Sınıflaması, Balthazar Şiddet Skoru, Mortalite, Hastanede Kalış Süresi v

AlbüminlerC reaktif proteinGlükoz+7
Sevgi Koca Türkmen
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste sepsis tanısı konulan hastaların kan üre azotu(BUN)/ albumin oranının mortaliteyi öngörmedeki etkisi

Sepsis, enfeksiyona karşı oluşan şiddetli inflamatuar yanıtın yarattığı bir sendromdur. Yüksek ölüm oranlarına neden olduğu ve artan sağlık maliyetleriyle giderek daha önemli hale geldiği bilinmektedir.Çalışmamızda acil serviste sepsis tanısı konulan hastalarda Kan Üre Azotu (BUN)/Albumin oranının sepsis prognozundaki olası rolü ve mortalite ile ilişkisini tespit etmeyi amaçladık. Ayrıca sepsis tanısı alan acil servis hastalarının Kan Üre Azotu (BUN)/Albumin oranını SIRS, NEWS ve MEWS skorları ile karşılaştırarak, bu oranın prognostik değerini belirlemeyi amaçladık. 20 Temmuz 2021-21 Temmuz 2022 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na başvurup sepsis tanısı alan tüm erişkin hastaların bilgisayar kayıtları ve hasta dosyaları retrospektif olarak incelendi. Toplam 290 sepsis tanılı hasta incelendi. Hastaların çoğu erkekti ve yaş ortalaması 74'dü. 28 günlük mortalite oranı %55,5'dir. En sık görülen eşlik eden kronik hastalıklar hipertansiyon, hematolojik ve onkolojik malignite ve diabetes mellitus'tur. Solunum sistemi enfeksiyonları en sık görülen enfeksiyon odaklarıdır. BUN/Albumin oranının yüksekliği mortalite ile ilişkili bulunmuştur.(AUC 0,698(%95 GA; 0,637-0,758) p= <0,001). BAR> 12,58 mg/g için 28 günlük mortaliteyi öngörmede %70,1 sensitivite %60,4 spesifiteye sahip olduğu tespit edilmiştir. NEWS, MEWS ve SIRS skorları ile mortalite arasında anlamlı fark tespit edilmiştir. Başvuru anındaki serum laktat seviyesi mortalite ile ilişkili bulunmuştur. Çalışmamızda kan üre azotu (BUN) /albumin oranının sepsis hastalarının prognozunu ve mortalitesini tahmin etmede potansiyel bir rolü olabileceğini gözlemledik ve bu bulgunun doğrulanması için ileri çalışmalar yapılması gerektiğini düşünmekteyiz.

Acil servis-hastaneAcil tıpAlbüminler+3
Rabia Tarğıl Ayhan
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serum CRP/albumin oranının alt ekstremite periferik arter hastalığı şiddeti ile ilişkisi

AMAÇ: Bu çalışma alt ekstremite tıkayıcı periferik arter hastalarında CRP(C Reaktif Protein) /Albumin oranının hastalığın şiddeti ve prognozu açısından etkin bir gösterge olup olmadığının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma Ocak 2016-Ekim 2020 tarihleri arasında Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi kliniğine başvuran alt ekstremite tıkayıcı periferik arter hastalığı tanısı konmuş ve tedavisi yapılmış 50 hastanın randomize olarak seçilmesi ve sonuçlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi ile oluşturuldu. Hastaların dosyaları taranarak yaş, cinsiyet, kronik hastalık durumları, sigara kullanımı, daha önce geçirilmiş periferik işlem öyküleri, tarafımızca yapılan tedaviler, ayak bileği-kol basınç indeksleri ve başvurdukları tarihlerdeki Serum CRP ve Albumin değerlerine ulaşıldı. Fizik muayene, hastanın şikâyetleri, Rutherford ve Fontaine klinik evrelemeleri tedavi öncesi arterial lezyonları irdelendi. Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurul'dan onayı alındı. BULGULAR: Araştırmaya katılan toplam 50 hastanın %26,0'sı (13 hasta) kadın ve %74,0'ü (37 hasta) erkekti. Şikayetler arasında en yaygın olanı %26,0 oranla ayakta yara ve aynı oranla kladikasyon olup, bunu %22,0 oranla istirahat ağrısı izlemekteydi. Hastaların %12,0'sinde medikal tedavi kararı alınırken, %88,0'inde ise revaskülarizasyon kararı alındı. Hastaların %20,0'sine tedavi sonrası ampütasyon yapıldı. Klinik sınıflama ile ayak bileği-kol indeksi değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönde ilişki vardı (p=0,000). Korelasyon analizi sonuçlarına göre CRP/albümin oranı ile kol ve bacak indeksi (r=-0.324; p=0,022) arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönde ilişki vardı. SONUÇ: Ayak bileği-kol indeksi ve klinik sınıflamalara dayanarak CRP/ Albumin oranı arttıkça periferik arter hastalığının şiddeti de artmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Periferik arter hastalığı, Albumin, CRP, ABI

AlbüminlerAlt ekstremiteC reaktif protein+2
Burcu Sadıkoğlu Lale
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obstrüktif uyku apne sendromu hastalarında sürekli pozitif havayolu basıncı tedavisinin inflamasyona (periostin, TGF-beta, TNF-alfa, IL-6, CRP düzeylerine) ve spot idrarda mikroalbumin düzeyine etkisi

Amaç: OUAS hastalarında serum periostin, IL-6, TGF – beta, TNF-alfa, CRP ve spot idrarda mikroalbümin düzeylerini ilk tanı anında ve 3 aylık CPAP tedavi sonrasında karşılaştırarak CPAP tedavisinin inflamasyon parametrelerine etkilerini incelemektir. Yöntem: Çalışmaya 24 kontrol, 38 CPAP tedavisi almayan hafif-orta OUAS tanılı hasta ve 29 CPAP tedavisi başlanan ağır OUAS tanılı hasta olmak üzere toplam 91 kişi dahil edilmiştir. Başlangıç ve CPAP tedavisinin 3.ayında sonuçlar kaydedilmiştir. Veriler için uygun analizler SPSS 21.0 programı ile yapılmış ve p<0,05 olması anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Hafif-orta OUAS ve ağır OUAS olan hastalar ile karşılaştırıldığında, normal PSG sonucuna sahip hastalar daha fazla sıklıkta kadındır. PSG sonucu normal olan hastaların SFT sonucu daha fazla sıklıkta normal, daha az sıklıkta obstrüktif / restriktiftir. OUAS olmayan hastalar ile karşılaştırıldığında, ağır OUAS hastalarının yaşı daha fazladır. Hafif-orta / ağır OUAS hastaları ile karşılaştırıldığında, PSG sonucu normal olan hastaların BKİ'si ve TNF alfa değeri daha düşüktür. Ağır OUAS hastalarının CPAP tedavisi öncesinde kaydedilen mikroalbümin/kreatinin, hs CRP, TGF – Beta 1, TNF alfa, IL-6 ve periostin değerleri ile 3 aylık CPAP tedavisi sonrasında kaydedilen aynı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı olmamakla beraber bir azalma olduğu gözlenmiştir. Sonuç: OUAS hastaları daha fazla sıklıkta erkekler, yaşlı ve obezlerden oluşmaktadır. OUAS hastalarının TNF – alfa değeri daha yüksektir. Diğer inflamasyon parametreleri sağlıklı katılımcılar ile karşılaştırıldığında, OUAS hastalarında istatistiksel olarak anlamlı olmamakla beraber daha fazladır. CPAP tedavisi sonrasında da anlamlı olmamakla beraber bu parametrelerin azaldığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Obstrüktif Uyku Apne Sendromu, Periostin, IL-6, TGF-Beta, TNF-Alfa, CRP, Spot İdrarda Mikroalbümin

AlbüminlerC reaktif proteinPozitif basınç solunumu+7
Fatma Nalbant
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Doğal çapraz bağlayıcı ile sentezlenen albümin mikro ve nano taşıyıcılardan kontrollü anti-kanser ilaç salımı

Kanser dünya üzerinde en çok ölüm oranına sahip hastalıklardan biridir. Yaygın olarak kullanılan tedavi biçimi kemoterapidir. Ancak kemoterapi hastaların sadece kanser hücrelerine değil sağlıklı vücut hücrelerine de zarar vermektedir. Kanser hastlarının bağışıklık sistemi düşük performansta çalışırken üzerine bir de sağlıklı hücrelerine de zarar vermesi hastayı oldukça zor bir sürecin pençesine alır. Kanser tedavisinde bizim hedefimiz sadece kanser hücrelerini yok etmektir. Bu da ancak nanoteknolojinin gelişmesiyle gerçekleştirilebilir. Nanoteknolojik çalışmaların birçoğunda hastalara intravenöz olarak çeşitli mikro ve nanotaşıyıcıların verilmesi gündemdedir. Bu taşıyıcıların sentezlenirken çeşitli polimerler kullanılmasının yanısıra farklı çapraz bağlayıcı ajanlar da kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında sentezlenen taşıyıcılar albümin proteini kullanılarak sentezlenmiştir. Albümin kanımızda %55 oranında bulunmaktadır. Bu sebepledir ki biyouyumlu bir moleküldür. Aynı zamanda yapılan çalışmalar albümin molekülünün kanserli bölgede biriktiğini de göstermiştir. Bu sayede kanser hedefli bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Geleneksel yöntemlerde kullanılan çapraz bağlayıcı glutaraldehittir. Glutaraldehitin belli dozunun üstü ölümcül etki yaratmaktadır. Zaten bağışıklığı düşük hastalarda kullanılması oldukça tehlikeli olabilir. Bu tez çalışmasında doğal çapraz bağlayıcılar kullanılmıştır. Bu doğal çapraz bağlayıcılar gallik asit, tannik asit, kuersetindir. Bu kimyasallar fenolik bileşiklerdir. Aynı zamanda da hepsi antioksidandır. Bu sayede kanser hücreleri üzerinde öldürücü etki yapması planlanmıştır. Sentezlenen albümin mikro taşıyıcılara ve albümin nano taşıyıcılara ilaç da yüklenerek etkisine bakılmıştır. Böylece ilaçlı ve ilaçsız etkileri karşılaştırılmıştır. Bu tez çalışmasında koaservasyon yöntemi kullanılarak albümin mikro taşıyıları sentezlenmiştir. Desolvasyon yöntemiyle albümin nanotaşıyıcılar sentezlenmiştir ancak bu aşamada bazı sorunlar yaşanmıştır. Koaservasyon yönteminde yöntem modifikasyonuna gidilerek albümin nano taşıyıcılar sentezlenmiştir. Taşıyıcıların boy dağılımlarına bakılarak optimum koşullar belirlenmiştir. Bu seçilen koşullarda sentezlenen taşıyıcıların karekterizayonu için fouirer transform infrared spektrofotometre (FTIR), taramalı elektron mikroskobu (SEM), hidrolitik degredasyon, sentezlenen ilaçlı taşıyıcıların da ilaç salınımı miktarının ölçümü yapılmıştır. Sentezlenen taşıyıcıların in-vitro sitotoksik denemeleri 3-4,5-dimetil tiyazolil-2,5-difeniltetrazoyum bromür (MTT) testi ile yapılmıştır. A549 akciğer kanseri hücre hattı ve HT29 kolon kanseri hücre hattı üzerinde çalışılmıştır. Denemeler sonucunda sitotoksik etkilere bakıldığında ilaç yüklenmeyen taşıyıcıların ilaçlı taşıyıcılar kadar etkili olduğu, doğal çapraz bağlayıcıların ilaç kadar etkili olduğu görülmüştür. Böylece hem albümin gibi biyouyumlu bir polimer kullanılarak kanser hedefli çalışılmış hem de kimyasal ilaç kullanmadan doğal antioksidanlarla antikanser etki yaratılmıştır. Kanser tedavisi için alternatif tedavi yöntemi olarak değerlendirilebilir.

AlbüminlerGluteraldehitKuersetin+4
Sultan Kodal Duman
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda stereotaktik serebroventriküler yöntemle uygulanan albumin, mannitol, hipertonik sodyum klorür, gliserin ve dekstranın deneysel beyin ödemine etkilerinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi

Amaç: Deneysel kafa travması oluşturulan ratlarda gelişen beyin ödemi ve hasara karşı serebroventriküler olarak uygulanan albumin, mannitol, hipertonik NaCl, gliserin ve dekstran gibi hiperonkotik/hiperosmotik ajanların ödemli dokudaki etkilerinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi hedeflenmiştir.Materyal ve Metod: Çalışmada ağırlıkları 200-250 g arasında değişen 54 adet Spraque-Dawley cinsi dişi sıçan kullanıldı. Her biri 9 adet sıçan içeren 6 deney grubu oluşturuldu. Bütün sıçanlara kafa travması oluşturuldu ve tedavi gruplarına ilaçlar travmadan sonra 2 mikrolitre dozunda 6'ıncı, 12'inci ve 24'üncü saatlerde stereotaktik olarak serebroventriküler yolla verildi. Travmadan 48 saat sonra sıçanlar sakrifiye edilerek beyin dokuları hasarsız olarak çıkarıldı. Travma uygulanan sol hemisferden GSH, NO, MDA, TNF-? ve IL-1ß analizleri yapıldı.Bulgular: Kontrol grubuna göre, albumin, mannitol, %3 NaCl ve gliserin tedavi gruplarında GSH düzeyinin ileri derecede arttığı, beyin ödeminin ve lipid peroksidasyonun son ürünü olan MDA'nın değişik oranlarda azaldığı görüldü. Ayrıca %3 NaCl tedavi grubunda NO düzeyinin de düştüğü saptandı. Travmanın proinflamatuar nitelikteki iki sitokini olan TNF-? ve IL-1ß analizinde; IL-1ß'nın tüm tedavi gruplarında anlamlı oranda düştüğü, TNF-? düzeylerinde ise anlamlı fark bulunmadığı belirlendi.Sonuç: Bu çalışmada, kafa travması oluşturulan sıçanlarda gelişen beyin ödeminin ve oksidatif stresin neden olduğu sekonder beyin hasarının tedavisinde hiperonkotik/hiperosmotik ajanların günümüzdeki tedavi yöntemlerine seçenekler sağlayabileceği düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Kafa travması, Albumin, Mannitol, NaCl, Gliserin, Dekstran.

AlbüminlerBeyin ödemiDekstranlar+7
Tuncay Ateş
İnönü University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İç hastalıkları yoğun bakım ünitesine kabul edilen akut böbrek hasarı olan ve olmayan hastalarda serum ürik asit/albumin oranı ve fosforun erken dönem mortalite ile ilişkisi

Akut böbrek hasarı (ABH) saatler ve günler içerisinde ortaya çıkan, sıvı-elektrolit ve asit-baz homeostazının düzensizliği ile sonuçlanan ani böbrek fonksiyon kaybıyla karakterize bir durumdur. Günümüzde yaşam süresinin uzaması ve artan komorbid hastalıklar nedenli yoğun bakım gereksiniminde artış olmuştur. Artan bu gereksinimle birlikte, mortalite ve morbiditeyi tahmin edecek yöntemlere ihtiyaç duyulmuştur ve çeşitli skorlama sistemleri kullanılmıştır. Çalışmamıza Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesine 01.05.2020-.01.11.2021 tarihleri arasında kabul edilen toplam 1016 hastayı dahil ettik. Serum ürik asit/albumin oranı ile fosforun mortalite üzerine ilişkisini ABH olan ve olmayan hastaları ayrı ayrı değerlendirmeye alarak ortaya koymaya çalıştık. Hastaların ayrım yapılmadan değerlendirilmesinin genel ortalamayı değiştireceğini düşündüğümüzden; ABH'da zaten yüksek olmasını beklediğimiz ürik asit ve fosforun akut böbrek hasarı olmayan hastalarda da mortalite ile ilişkisini gösterebilmektir. Çalışmamızda hem ABH olan (n=449) hastaların hem de ABH olmayan (n=567) hastaların serum ürik asit/albumin oranını 28 günlük mortalite ile ilişkili bulduk. ABH olan hastalarda 28 günlük mortalite ile ilişkili serum ürik asit/albumin oranının en iyi kesme değeri 3,59 mg/g, ABH olmayanlarda ise 2,28 mg/g olarak bulundu. ABH olan hastalarda yüksek serum fosfor değerini 28 günlük mortalite ile ilişkili bulduk. Ancak ABH olmayan hastalarda hiperfosfatemi ile mortalite arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Çalışmamızda serum ürik asit/albumin oranı ve fosforun hem ABH olanlarda hem de olmayanlarda 28 günlük mortalite ve APACHE-II skoru ile arasında korelasyon saptanmıştır. Çalışmamızda serum ürik asit/albumin oranının başvuru anında ABH olmasa bile erken dönem mortalitenin bir göstergesi olarak kullanılabileceği kanısına vardık. Anahtar Kelimeler: akut böbrek hasarı, yoğun bakım ünitesi, serum ürik asit, albümin, fosfor

Akut böbrek hasarıAlbüminlerFosfor+4
Olcay Esra Sargın Ertan
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Determination of malnutrition development status in hemodialysis patients

Ergun E. (2017). Determination of Malnutrition Development Status in Hemodialysis Patients. Yeditepe University Institute of Health Sciences, Nutrition and Dietetics Program, Master Thesis, İstanbul. The aim of this study is to determine the status of malnutrition in hemodialysis patients due to chronic renal insufficiency. For this work; between April 2016 and August 2016, a total of 281 adult patients aged 23 to 94, 124 women and 157 men were studied. Malnutrition screening for patients participating in the study was performed using some of the methods given in the literature. First, a questionnaire, reliability analysis is given in Annex 6, was applied (Annex 4). Serum albumin, total cholesterol, blood urea nitrogen and serum creatinine levels in this questionnaire were collected at dialysis centers where patients were treated since they have blood donation every month and it was determined whether patients were malnutrition according to these values. Later, the NRS 2002 test (Annex 5), a test that ESPEN proposed to use as a malnutrition screening tool in patients, was performed. Malnutrition rates according to the results of blood samples from patients are as follows; according to serum albumin standard 65.8%, according to serum creatinine standard 76.5%, according to cholesterol concentration standard 33.6% and according to blood urea nitrogen standard it was only 1.1 %. According to the results of NRS - 2002 test; mild malnutrition was found in 12.5% moderate malnutrition was found in 17.4%, severe malnutrition was found in 14.9% of the patients participating in the study. Result for all patients was 44.8% malnutrition. Key Words: Malnutrition, hemodialysis, NRS 2002, albumin, cholesterol

AlbuminsNutritionKidney diseases+5
Ece Ergun
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Açlık oluşturulan ratlarda akut faz proteinleri ve adiponektin düzeylerinin incelenmesi

Günümüzde insan nüfusunun azımsanmayacak bir kısmı açlık ve açlığa bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybetmektedir. Akut faz proteinleri (AFP) yangıya cevap olarak karaciğerden sentezlenen proteinlerdir. AFP'lerinin serum konsantrasyonları doku hasarının büyüklüğü ve problemin şiddeti ile ilişkili olduğundan diagnostik ve prognostik bilgi sağlar. Adiponektin yağ dokusundan sentezlenen oldukça önemli bir sitokin olarak kabul edilir. Adiponektinin antiaterojenik ve antiinflamatuvar etkileri bulunmaktadır. Açlığın süresinin ve şiddetinin insan vücuduna etkileri ile ilgili yeterince çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle yapılan bu çalışmada akut açlık oluşturulan ratlarda açlığın C-reaktif protein (CRP), haptoglobin (Hp), albumin, seruloplazmin ve yağ dokudan sentezlenen sitokinlerden adiponektin üzerine etkilerini inclemek amaçlanmıştır. Bu çalışma Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Deney Hayvanları Ünitesi'nden erişkin yaşta, ortalama 250-300 gram ağırlığında, gebe olmayan Wistar tipi 20 adet dişi rat alınarak yapıldı. Ratlar kontrol ve deneme grubu olarak ikiye ayrıldı. Gruplar oluşturulurken tesadüfi örnekleme ile onar adet rat seçildi. Deneme grubundaki ratlara iki gün boyunca sadece su verilirken kontrol grubunun normal beslenmesine devam edildi. İkinci günün sonunda alınan serum örneklerinden uygun yöntemlerle CRP, Hp, albumin, seruloplazmin, adiponektin, kolesterol, trigliserid, total protein, aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT), gama glutamiltransferaz (GGT), glukoz ve üre düzeyleri ölçüldü. Elde edilen sonuçlar istatsitiki olarak değerlendirildi. Analiz sonuçlarına göre albumin, total protein, trigliserid, glukoz ve ALT düzeylerinde açlık grubunda kontrol grubuna göre önemli düzeylerde azalma, üre ve AST düzeylerinde önemli düzeylerde artış gözlendi. AFP'lerinden CRP ve Hp düzeylerinde istatistiki anlamda önemli olmayan bir azalma görülürken seruloplazmin düzeylerinde açlık grubunda istatistiksel olarak önemsiz bir yükselme gözlendi. Adiponektin ve kolesterol düzeylerinde istatistiksel olarak önemsiz düzeyde bir yükselme, GGT düzeylerinde istatistiksel olarak önemsiz bir düşüş belirlendi. Sonuç olarak pozitif AFP'leri düzeyleri akut açlık durumunda önemli değişiklikler göstermezken negatif AFP'lerinden albumin düzeyinde düşme belirlenmiştir. Adiponektin düzeyindeki artma eğilimi de çalışmadan elde edilen sonuçlardan birisidir. İnsanların ve hayvanların çeşitli sosyal psikolojik ya da organik nedenlerden dolayı maruz kaldıkları bir durum olan açlığın fizyolojik ve biyokimyasal etkilerinin incelendiği bu çalışmanın verilerinin daha sonra yapılacak çalışmalarda referans olabileceği kanısına varılmıştır.

AdiponektinAkut faz proteinleriAlbüminler+6
Şenay Büyükyörük
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste pnömoni tanısı alan huzurevinde yaşayan hastalarda dinamik tiyol/disülfid dengesi, iskemi modifiye albumin ve ferroksidaz düzeyinin prognostik değeri

Giriş ve Amaç: Pnömoni, alt solunum yolu enfeksiyonu belirtileri ile radyolojik olarak infiltrasyonun olduğu ve solunum yollarından alınan örnekte bir patojenin tanımlanabildiği klinik bir sendromdur. Pnömoninin sebebi olan etken tahmin edilerek ampirik tedaviye en erken dönemde başlanmalıdır. Pnömoniler, etkenlerine göre Toplum kökenli (TKP) ve Hastane kökenli pnömoni (HKP) olarak ikiye ayrılır. Son 90 gün içinde iki gün veya daha fazla hastanede yatma, sağlık bakımı için uzun süreli bakım evinde kalma, evde infüzyon tedavisi alan (antibiyotik dahil), evde bası yarası bakımı yapılması, son 30 gün içinde hemodiyalize girme ve aile bireylerinde çoklu ilaca dirençli bakteri enfeksiyonu varlığı durumlarından herhangibirisi olduğunda Sağlık Bakımı ile İlişkili Pnömoni (SBİP) olarak tanımlanır. 1975 yılı itibariyle 65 yaş üstü yaşlı nüfusun toplam nüfusa oranı %4,6 iken 2016'da bu oran % 8,3'e yükselmiştir. Artan yaşlı nüfusa bağlı olarak huzurevlerinde yaşayan yaşlıların sayısı zamanla artmaktadır. Ülkemizde tam karşılığı olmamakla birlikte TKP'den mikrobiyolojik ve klinik olarak farklı seyredebilen Bakımevi İlişkili Pnömoni (BİP) kavramı da ayrıca tartışılmaktadır. Tüm enfeksiyonlarda olduğu gibi pnömonide de oksidatif stres patogenezi üzerinde çok tartışılan bir konudur. Son yıllarda oksidatif stress kaynaklı substratları ölçen parametreler geliştirilmiştir. Bu çalışmada, bu amaçla bakımevi ilişkili pnömoni hastalarında çalışılan EREL Paneli olarak ifade edilen kombinasyon tiyol/disülfid dengesi, iskemi modifiye Albumin (IMA) ve ferroksidaz aktivitesi parametrelerini içermektedir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniğinde etik komite ve hastaların onayı alınarak yapılmıştır. Kliniğimize Kasım 2017- Şubat 2018 tarihleri arasında başvuran, BİP ve TKP tanıları alan ile sağlıklı gönüllülerden oluşan 107 hasta prospektif incelendi. Çalışmaya 65 yaş üzeri, hikaye, fizik muayene ve görüntüleme eşliğinde tanı alan ve çalışmada yer almaya rıza gösteren gönüllüler dahil edildi. Başvuru anında vital parametreleri ölçüldü. Rutin tetkikler olan tam kan sayımı, geniş biyokimyasal parametreleri ile ek olarak Erel ve Neşelioğlu'nun geliştirdiği nativ tiyol (NT), disülfid (D), toplam tiyol (TT), iskemi modifiye Albumin (IMA), ferroksidaz ve bu parametrelerin birbirine oranlarından oluşan indeksleri içeren EREL paneli çalışıldı. Bulgular: Çalışmamızda pnömoni tipi grupları arasında cinsiyet ve ferroksidaz aktivitesi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Yaş, NT düzeyi, IMA düzeyi, CRB65 skoru, PSI skoru ve evrelemesinde ve 28 günlük mortalitede istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Toplam 72 pnömoni hastasında hikayede konjestif kalp yetmezliği olması, sistolik kan basıncı, nabız sayısı, hematokrit değeri, laktat düzeyi ve PSI evresinin mortaliteye etkisi olduğu görüldü. Sadece bakımevi ilişkili pnömoni grubu ele alındığında mortaliteyi etkileyen faktörler KKY öyküsü olması, SKB ve Nabız düzeyidir. Sonuç: Esas araştırma konumuz olan EREL paneli oksidatif stresi göstermesi açısından ve hastalık ciddiyetini ifade etmekte değerli olabilir; ancak mortalite öngördürücülüğü açısından yararlı bulunmamıştır.

Acil servis-hastaneAcil tıpAlbüminler+7
Halil İlker Yencilek
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Obez ve obez olmayan bireylerde prediabetin saptanmasında kullanılan testlerin karşılaşı

Diyabet morbidite ve mortalite nedeni olan komplikasyonlu bir hastalıktır, Diyabetde erken tanı önemlidir. Prediyabet, normalden yüksek, ancak diyabet tanısı koyduracak kadar yüksek olmayan, kan glukoz seviyelerini tanımlar. Son yıllarda, farklı glikozile proteinlerin (fruktozamin, glikozile albümin) prediyabetli bireyleri saptamada, HbA1c değerlerine üstünlükleri tartışılmaktadır. Bu çalışmanın amacı obez olan/olmayan bireylerde glikozile albümin ve HbA1c değerlerinin prediyabet tanısında önemini değerlendirmektir. Çalışmaya Atatürk EAH Endrokrinoloji Kliniğine başvuran (01.06.2017- 01.10.2017) bireyler (n=126; 72 kadın, 54 erkek) katıldı. Gruplar (prediyabet, diyabetli ve insülin dirençli) vücut kütle indekslerine (VKİ) göre obez olan/olmayan olarak alt gruplara ayrıldı. Serum glikozile albümin düzeyi spektrofotometrik yöntem ile çalışıldı. HbA1c ölçümleri: Iyon exchange kromatografik HPLC yöntemiyle (Agilent 1100 Series), Abbott c8000 ve Roche Cobas 501 cihazları ile yapıldı. Diyabetli hastalarda glikozile albümin(GA) değerleri diğer 2 gruba göre anlamlı düzeyde yüksek saptandı (p<0.001). İnsülin direnci ile prediyabet grupları arasında GA değerlerinde anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). VKİ ile HbA1c değerleri arasında pozitif yönlü korelasyon (0.065), GA değerleri arasında negatif korelasyon (-0.129) saptandı. HbA1c değerinin ölçümünde kullanılan yöntemlerin karşılaştırılmasında uyum katsayıları Roche Cobas-Abbott için 0.826, Roche CobasHPLC için 0.916, Abbott- HPLC için 0.773 olarak saptandı. Prediyabet tanısında VKİ'nin HbA1c ve glikozile protein değerleri üzerine etkisi göz önünde bulundurulmalıdır. HbA1c ölçümlerinde kullanılan yöntemler karşılaştırıldığında ROCHE Cobas cihazı ile elde edilen değerlerin altın standart HPLC testi uyumunun en iyi olduğu gözlendi. Anahtar Kelimeler: Diyabet,glikozile albümin, obezite, prediyabet

AlbüminlerBiyobelirteçlerDiabetes mellitus+4
Rovşen Abbasov
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dahiliye, anestezi ve reanimasyon yoğun bakım ünitelerinde hospitalize edilen hastalarda crp/albumin, nötrofil/lenfosit ve trombosit/lenfosit oranlarıyla apache II skoru ve mortalitenin kıyaslanması

Amaç: Bu çalışmada, Eylül 2019 ile Mart 2020 tarihleri arasında; Dahiliye, Anestezi ve Reanimasyon yoğun bakım ünitelerinde hospitalize edilen 400 hastada prospektif olarak yatış anındaki CRP/Albumin, Nötrofil/Lenfosit, Trombosit/Lenfosit oranlarıyla APACHE II skoru ve mortalite arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amaçlanmıştır. Materyal Metot: Prospektif olarak yapılan bu çalışma, Eylül 2019-Mart 2020 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi Dahiliye, Anestezi ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitelerinde hospitalize edilen 203 kadın (%50,8) ve 197 erkek (%49,2) olmak üzere 400 hasta üzerinde gerçekleşmiştir. Çalışmamıza 18 yaş üzeri Dahiliye, Anestezi ve Reanimasyon yoğun bakım ünitelerinde hospitalize edilen tüm hastalar kabul edilirken; travma hastaları, malignite tanısı almış hastalar, kronik hepatit ve karaciğer sirozu olan hastalar, malnutrisyon tanısı konmuş hastalar ve eksojen Albumin tedavisi alan hastalar çalışmamızdan çıkarılmıştır. Çalışmadaki hastaların yoğun bakım unitesinde yatışının ilk 24 saatinde bakılmış olan biyokimya testlerinde CRP, Albumin değeri, tam kan sayımındaki mutlak Nötrofil, Lenfosit ve Trombosit sayısı arasında ilişkinin yoğun bakım ünitesindeki yatış anındaki APACHE II skoru ve 28 günlük mortalite ile ilişkisi incelenmiştir. Verilerin analizi İstatistiksel değerlendirme Statistical Package for Social Sciences (SPSS) for Windows 20 (IBM SPSS Inc., Chicago, IL) programı kullanılarak yapıldı. İstatistiksel analizlerde p<0.05 (*) değeri anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Araştırma popülasyonu 203 kadın (%50,8) ve 197 erkek (%49,2) olmak üzere 400 hastadan oluştu. Hastaların yaş aralığı 18–103 yıl olup ortalaması 73,2±16,1 yıl idi. Araştırma popülasyonun %95,5'inde (n:382) eşlik eden hastalık mevcuttu. En sık görülen eşlik eden hastalıklar hipertansiyon (%50,5; n:202), diabetes mellitus (%34,8; n:139), kronik böbrek hastalığı (%28,3; n:139), koroner arter hastalığı (%24,5; n:98), kronik kalp yetmezliği (%24; n:96) olarak saptandı. Hastaların en sık pnömoni (%29,3) nedeniyle yatış yaptığı saptandı. Yoğun bakım ünitesine yatış nedenlerinden en yüksek ilk 4 sıklık Pnömoni (%29,3), GİS kanama (%10,3), KBH akut hacme (%10,3) ve ABH (%7,5) olup bu gruplarda sağkalıma göre laboratuvar bulguların dağılımı incelendiğinde; KBH akut hecme grubunda ortanca Nötrofil/Lenfosit oranı (5,7 vs 11,8; p=0,043) ve ortanca CRP/Albumin Oranı (11,1 vs 38; p=0,021) anlamlı olarak yüksek saptandı. Pnömoni, GİS Kanama ve ABH alt gruplarında ise laboratuvar bulguları yüksek saptanmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Tüm popülasyonda APACHE II skoru ile CRP (r=0,840; p<0,001), CRP/Albumin oranı (r=0,852; p<0,001) arasında güçlü pozitif ilişki, Albumin (r= –0,756; p<0,001) ve Prognostik Nutrisyonel Indeks ile (r= –0,709; p<0,001) güçlü negatif ilişki saptandı. Nötrofil/Lenfosit oranı ile (r= 0,559; p<0,001) orta güçte pozitif korelasyon, Trombosit/Lenfosit oranı ile pozitif yönde zayıf fakat istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. Sonuç: Çalışma sonucunda, tüm popülasyonda APACHE II skoru ile CRP/Albumin oranı, Nötrofil/Lenfosit oranı ve Trombosit/Lenfosit oranı istatistiksel olarak anlamlı saptandı. KBH akut hacme nedeniyle hospitalize olan hasta grubunda ortanca Nötrofil/Lenfosit Oranı ve ortanca CRP/Albumin Oranı mortalite ile ilişkili saptandı. Yoğun Bakım ünitelerinde tedavi gören hastalarda CRP/Albumin ve Nötrofil/Lenfosit değerlerinin bilinmesi mortalite oranının ve sağ kalımın öngörülmesinde önemli belirteçler olarak kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Yoğun Bakım, CRP-Albumin Oranı, Nötrofil-Lenfosit Oranı, Trombosit-Lenfosit Oranı, APACHE II, Mortalite

APACHE skorlama sistemiAlbüminlerC reaktif protein+5
Ahmet Usta
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Renal replasman tedavisi alan çocuklarda kemik mineralizasyon metabolizmasının değerlendirilmesi

Son dönem böbrek hastalığı ile böbrek yetmezliği gelişmiş hastalarda kemik hastalığı sık olarak görülmektedir. Bu çalışmada böbrek nakli, hemodiyaliz (HD) ve periton diyaliz (PD) tedavisi alan çocuklarda kemik mineral metabolizmasını etkileyen faktörler, kullanılan medikal tedaviler ve biyokimyasal belirleyiciler arasındaki ilişkiyi göstermeyi planladık. Çalışmamızda Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Nefroloji Polikliniği'nde 1998-2018 yılları arasında kronik böbrek yetmezliği tanısı alan ve böbrek nakli, HD ve PD alan hastalar alındı. Çalışmaya alınan hastaların böbrek yetmezlik nedenleri, tanı yaşları, tedavi başlangıç yaşları, cinsiyetleri, kemik mineral bozukluğu tedavisi için aldıkları ilaçlar, kan basıncı değerleri ve persentilleri, glukokortikoid kullanımı, asidoz varlığı kaydedildi. Tedavinin 0. ve 12. ayında serum üre, kreatinin, kan üre azotu (BUN), hemoglobin, hematokrit, kalsiyum (Ca), fosfor (P), albümin, kolestrol, trigliserid, alkalen fosfotaz (ALP), parathormon (PTH) ve vitamin D düzeyleri kaydedildi. Çalışmaya alınan hastalarda 12. ayda asidoz oranın düştüğünü saptadık. Böbrek nakil hastalarında 0 ve 12. aylarda hipertansiyon arasında istatistiksel olarak anlamlı azalma saptandı. Hemoglobin değerinde 12. ayda hemodiyaliz hastalarında böbrek nakil hastalarına göre anlamlı olarak düşük saptandı. Çalışmamızda üre, kreatinin ve BUN 12. ayda böbrek nakli grubunda HD ve PD grubuna istatistiksel olarak anlamlı olarak düşük saptandı. Böbrek nakil hastalarında serum üre, BUN, kreatinin değerinin Ca ve vitamin D ile negatif korelasyonu istatistiksel olarak saptandı. Üre, BUN, kreatinin ile P ve PTH arasında pozitif korelasyon saptandı. Çalışmamızda böbrek nakil hastalarında serum albumin ile Ca ve vitamin D arasında pozitif korelasyon, P ve PTH arasında negatif korelasyon saptandı. PD hastalarında serum albumin ile Ca arasında pozitif, P arasında negatif korelasyon saptadık. Çalışmamızda böbrek nakil hastalarında Ca düzeyinin ALP ve PTH ile negatif, vitamin D ile pozitif korelasyon saptadık. PD hastalarında P ile PTH arasında pozitif korelasyon saptadık. Böbrek nakil, HD ve PD hastalarında 0 ve 12. ayların değerlendirmesinde P değerinde anlamlı düşüş saptadık. PTH düzeyinin 12. ayda bakılan değerlerinde böbrek nakli hastalarında PD grubuna göre anlamlı olarak daha düşük saptarken, PTH düzeyleri 3 grupta 0 ve 12. aylar karşılaştırıldığında anlamlı olarak düşük saptadık. Kombine tedavi olarak kalsiyum içeren fosfat bağlayıcı ve kalsitriol tedavisi alan hastalarda ortalama olarak PTH seviyelerini daha az olarak saptadık, aynı zamanda ortalama olarak daha yüksek serum Ca ve daha düşük P değerleri olduğunu saptadık. Sonuç olarak, kronik böbrek hastalığı mineral kemik hastalığı (KBH-MKH) belirteçleri olan PTH, P, Ca ve ALP'nin diğer parametreler arasında korelasyonları gösterdik ve iyi bir kemik sağlığı ve büyüme için bu parametrelerin hepsinin beraber değerlendirilmesi ve tedavinin bütün olarak ele alınması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Kronik böbrek hastalığı, kemik mineral hastalığı, PTH, kalsiyum, renal osteodistrofi.

AlbüminlerBöbrek hastalıklarıBöbrek nakli+7
Alperen Salihoğlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatit hastalarında bisap skoru ve CRP, CRP/albümin, RDW, nötrofil/lenfosit, platelet/lenfosit düzeylerinin akut pankreatit ciddiyetini belirlemedeki prediktif değerlerinin karşılaştırılması

Akut Pankreatit Hastalarında BİSAP Skoru ve CRP, CRP/Albümin, RDW, Nötrofil/Lenfosit, Platelet/Lenfosit Düzeylerinin Akut Pankreatit Ciddiyetini Belirlemedeki Prediktif Değerlerinin Karşılaştırılması Amaç: Çalışmamızda Ankara Şehir Hastanesi İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji kliniğinde hospitalize edilen 500 akut pankreatit hastasında hastaneye başvuru anındaki BİSAP skoruna göre retrospektif olarak incelenen CRP, CRP/albümin, nötrofil/lenfosit (NLR), platelet/lenfosit (PLR) ve RDW değerlerini karşılaştırarak bu parametrelerin hastalık şiddetini belirlemedeki prediktif değerlerini saptanmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız retrospektif olarak dizayn edilmiş, çalışmaya Ankara Şehir Hastanesi İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji kliniklerinde Şubat 2019 – Mart 2020 tarihleri arasında hospitalize edilen 500 akut pankreatit hastası dahil edilmiştir. 18 yaş altı hastalar, gebe hastalar ve aktif malignitesi olan hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. Hastaların hastaneye başvuru anındaki BİSAP skoruna göre CRP, CRP/albümin, RDW, NLR, PLR değerlerinin karşılaştırılması planlanmıştır. Hastaların ölçülmüş olan parametreleri hastane bilgi sisteminden retrospektif olarak kaydedilmiştir. İstatistiksel analizler SPSS versiyon 17.0 programı yardımıyla gerçekleştirilmiştir. Yapılan istatistiksel analizlerde p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 247 (%49,4) erkek 253 (%50,6) kadın olmak üzere toplam 500 akut pankreatit tanısı almış olan hasta dahil edildi. Hastaların yaş ortalamaları 55,68±18,30 yıldı. 215 (%43) hasta 60 yaş ve üzerindeydi. BİSAP skorlamasına göre 388 (%77,6) hasta hafif akut pankreatit, 112 (%22,4) hasta ciddi akut pankreatit olarak değerlendirildi. Non-biliyer akut pankreatit olan 139 hasta, biliyer akut pankreatit olan 361 hasta saptandı. Diyabetes mellitus (DM) tanılı hasta sayısı 103 (%20,6), hipertansiyon (HT) tanılı hasta sayısı 183 (%36,6), Koroner arter hastalığı (KAH) tanılı hasta sayısı 74 (%14,8), diğer hastalıklar grubundaki hasta sayısı ise 151 (%30,2) olarak bulundu. Bütün hastalar incelendiğinde 23 (%4,6) hastanın hayatını kaybettiği görülmektedir. Ciddi akut pankreatit grubunda olanların hafif akut pankreatit grubunda olanlara göre yaş, WBC, nötrofil (NEU), NLR, PLR, RDW, CRP ve CRP/Alb değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek iken, platelet (PLT), lenfosit (LY) ve albümin (Alb) değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur (p<0,001). ROC analizinde CRP için %70,54 sensitivite, %70,10 spesifite, CRP/Alb değeri için %71,43 sensitivite, %70,88 spesifite, RDW için %80,36 sensitivite, %30,30 spesifite, NLR için %75,00 sensitivite, %43,98 spesifite, PLR (PLT/LY) değeri için %55,36 sensitivite, %38,51 spesifite değerleri elde edilmiştir. Biliyer akut pankreatit grubunda non-biliyer akut pankreatit grubuna göre yaş, lenfosit (LY) (p<0,001), nötrofil (NEU) (p=0,006), NLR (p<0,001), PLR (p<0,001) değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek iken, albümin (Alb) değeri istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşük olarak bulunmuştur (p<0,001). Biliyer akut pankreatit grubunda non-biliyer akut pankreatit grubuna göre 60 yaş ve üzeri olma ve kadın hasta oranları (p<0,001) anlamlı şekilde yüksekti. Ek olarak hipertansiyon oranı (p=0,024), mortalite oranı (p=0,010), BUN>25 (p=0,008) ve plevral effüzyon kriterlerini karşılama oranı (p<0,001) bu grupta anlamlı şekilde yüksek iken komorbiditelerden diğer hastalıklar oranı istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük olarak saptandı (p=0,017). Sonuç: Çalışmamız sonucunda BİSAP skorlamasına göre ciddi akut pankreatit hastalarında hafif akut pankreatit hastalarına göre CRP, CRP/albümin, PLR, NLR ve RDW değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0,001). Yapılan ROC analizinde ölçülen bu parametrelerin tamamının hastalık ciddiyetini belirlemede prediktif değerinin yüksek olduğu, kolayca ulaşılabilen ve basit bir şekilde hesaplanabilen bu parametrelerin akut pankreatit hastalarında hastalık ciddiyetinin belirlenmesinde kullanılabileceği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Akut Pankreatit, CRP, CRP/Albümin Oranı, RDW, Platelet-Lenfosit Oranı, Nötrofil-Lenfosit Oranı, BİSAP Skoru

AlbüminlerC reaktif proteinEritrosit sayısı+5
Berkan Karabuğa
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2021
00

Related subjects