Social exclusion
102 theses under this subject heading
Batı Trakya Türkü ve istanbul Rumu genç yetişkinlerin azınlık olma yaşantılarının incelenmesi
Batı Trakya Türk azınlığı ve İstanbul Rum azınlığı uluslararası bir anlaşma olan Lozan antlaşması ile özel statüye alınmış ve hakları belirlenmiş olan azınlıklardır. Bugün Batı Trakya Türkleri Trakya bölgesinin Yunanistan'da kalan kısmı içerisindeki en büyük nüfusa sahip ikinci etnik grubu teşkil etmektedir. İstanbul Rumları ise sayıları oldukça azalmış olmasına karşın İstanbul'daki tarihi konumları ve İstanbul'da bulunan Ortodox Patrikhanesinin baş hamisi olmaları nedeniyle özel bir konuma sahiptirler. Ancak şimdiye kadar özel hak ve konuma sahip olan bu iki azınlığa mensup bireylerin psikolojik durumlarını inceleyen ve iyileştirmek için öneriler ortaya koyan bir çalışma yapılmamıştır. Nitel araştırma deseni kullanılan bu araştırma kapsamında Batı Trakya Türk azınlığına ve İstanbul Rum azınlığına mensup genç yetişkin bireylerin azınlık olmaları nedeniyle maruz kaldıkları yaşantılar ve toplumun geneline göre daha çok risk altında oldukları konuların incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada Batı Trakya Türk azınlığı ve İstanbul Rum azınlığına mensup, 20-25 yaş arasında olan 18 katılımcıyla görüşülmüş ve görüşmelerde araştırmacı tarafından hazırlanan Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda oluşan temaların Batı Trakya Türklerinden ve İstanbul Rumlarından katılımcılarda birbirinden farklılaşmadığı ve büyük ölçüde benzerlik gösterdiği görülmüştür. Çalışmada bulgular (1) sosyal dışlanma kaynakları, (2) koruyucu ve risk faktörleri ve (3) psikososyal çıktılar olmak üzere üç tema ve bu temalar altındaki alt temalarda toplanmıştır. Bulguların sunulmasının ardından sonuçlar alanyazın ışığında tartışılarak önerilere yer verilmiştir.
Göç ve sosyal dışlanma: Gaziantep ve İstanbul'da yaşayan Suriyeli Abdal sığınmacılar örneği
Bu çalışmada 2019 yılının farklı aylarında Türkiye'nin Suriye'ye sınır şehri olan Gaziantep ve en çok sığınmacı barındıran şehirlerinden biri olan İstanbul'da yapılan saha araştırmalarından elde edilen nitel veriler kullanılarak, Suriyeli Abdal sığınmacıların maruz kaldıkları sosyal dışlanma deneyimleri analiz edilmektedir. Çalışmada sözü edilen dışlanma deneyimleri temelde beş ayrı düzlemde ifade edilmektedir. Bunlar; mekânsal, ekonomik, politik, kültürel ve söylemsel düzeylerdir. Çalışma kapsamında bu deneyimleme biçimlerinin her biri, sığınmacı Abdalların yerleştikleri şehir merkezlerinde verdikleri yaşama tutunma mücadelesi esnasında karşılaşmış oldukları zorlukları sosyal dışlanma olgusu bağlamında değerlendirilmektedir. Dolayısıyla araştırmanın amacı, Türkiye'de yaşamakta olan Suriyeli Abdal sığınmacıların hayatta kalma mücadelelerini, savaş öncesi ve sonrası değişen hayat pratiklerini, gündelik hayattaki dışlanma biçimlerini ve bu dışlanmaya karşı geliştirmiş oldukları taktiksel manevra biçimlerini Gaziantep ve İstanbul örneklemleri üzerinden anlamaya çalışmaktadır. Çalışma kapsamında yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış ve görüşmeler derinlemesine görüşme tekniğine uygun olarak büyük çoğunluğunu yerleşik ve sığınmacı Abdalların oluşturduğu 45 görüşmeci ile yapılmıştır. Derinlemesine görüşmelerin yanında saha araştırmaları sırasında alınan katılımlı gözlem notları da analiz sürecinde elde edilen araştırma bulgularını desteklemek için kullanılmıştır. Çalışma sonucunda varılan en önemli sonuçlardan biri, Abdal sığınmacıların sahip oldukları kimliksel özellikler ve dezavantajlı konumları nedeniyle göç sonrası süreçte farklı derecelerde kategorik bir dışlanma süreciyle karşı karşıya olduklarını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Göç, Sosyal Dışlanma, Abdallar, Alevilik
Altkültürel gençlik analizi: Diyarbakır'daki "keko gençlik grupları"
Gençliğin alt kültürel oluşumu: Diyarbakır'daki "Keko Gençlik Grupları" örneği üzerine yapılan alan araştırması üç bölüm olarak düzenlenmiştir. Birinci bölümde Keko Gençler'in kim oldukları, toplum tarafından algılanma ve kabul edilme durumları ve davranışları incelenmiştir. İkinci bölümde Keko Gençler'in aile ve çevreleriyle olan ilişkileri değerlendirilmiştir. Son bölüm olan üçüncü bölümde de derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Bu mülakatlarda, Keko Gençler'in kendilerini nasıl gördükleri, toplumsal çevrelerinde bulunanlar (Rehber öğretmen, Muhtar, çevre esnafı vb. gibi) tarafından nasıl görüldükleri üzerinde durulmuştur. Son bölümde bir sorun olarak kabul edilen, Keko Gençler ile ilgili çözüm önerileri geliştirilmektedir. Bu çalışma, Diyarbakır ilinin merkez ilçeleri olan Bağlar, Şehitlik ve Sur olmak üzere üç bölgede yapılmıştır. Uzaktan gözlem, derinlemesine mülakat, odak grup çalışması, katılımlı gözlem ve doküman inceleme tekniklerinin yardımıyla kırk üç (43) kişiyle derinlemesine mülakat, yirmi dört (24) kişiyle odak grup çalışması yürütülerek çalışma tamamlanmıştır.
Zorla yerinden edilen Suriyeli bireylerin sosyal dışlanmaya dair söylemleri
Bu çalışmanın amacı İstanbul'da mülteci olarak yaşayan, zorla yerinden edilmiş Suriyeli bireylerin sosyal dışlanmaya dair söylemlerine kaynaklık eden "açıklayıcı repertuarların" incelenmesidir. Çalışmanın katılımcılarını; İstanbul'da yaşayan, 21-57 yaş arasında, Suriye vatandaşı 10 kadın ve 2 erkek oluşturmaktadır. Katılımcıların her biri ile yarı-yapılandırılmış derinlemesine bireysel görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler katılımcıların onayı ile ses kayıt cihazı ile kaydedilmiş, bilgisayar ortamında yazıya dökülmüş ve metinler söylem analizi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda, katılımcıların açıklamalarına kaynaklık eden yedi açıklayıcı repertuara ulaşılmıştır; 'ayrıştırma', 'Türkiye olumlaması', 'haklılaştırma', 'mecburiyet', 'kimliğe dayalı dışlanma', 'temas yokluğu' ve 'dil engeli'. Elde edilen bulgulara bakıldığında; katılımcıların büyük bir kısmının Türkleri ve Türkiye'yi olumlayarak sosyal dışlanma yaşamadıkları yönünde açıklamalar yaptığı, dışlanmaya maruz kaldığını açıkça ifade eden az sayıda katılımcının ise dışlanma olgusunu daha çok ekonomik eşitsizlikler üzerinden tarif ettikleri gözlemlenmiştir. Katılımcılar, sosyal dışlanmaya maruz kalıp kalmadıklarına dair konuşmalarında; yaşanan sosyal dışlanma deneyimlerini "kötü Suriyeliler" olarak tanımladıkları kişilerin yaşadığını ve kendilerinin "iyi Suriyeliler" oldukları için bu tür olumsuzluklar yaşamadıklarını, yerel halkın kendi ülkelerinde istedikleri şartlarda 2 yaşamaları gerektiğini ve bu nedenle kendilerinden daha avantajlı olmalarının "normal" olduğunu, kendilerinin onlara uyum sağlamak zorunda olduklarını, temas yokluğu veya dil engeli nedeniyle zaten çoğu şeyi fark etmediklerini, yaşadıkları olumsuz durumlar olduğunda ise Türkiye'de kalmaya mecbur oldukları için tepki göstermemeleri gerektiğini ifade ederek yaşanılan olumsuzlukları meşrulaştırıcı söylemlerde bulundukları söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Dışlanma, Zorla Yerinde Edilme, Zorunlu Göç, Söylem Analizi, Açıklayıcı Repertuarlar
Ortaokul öğrencilerinin ebeveyn tutumları, akademik başarıları ve okulda dışlanmışlıkları arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı ortaokul öğrencilerinin ebeveyn tutumları, akademik başarıları ve okulda dışlanmışlıkları arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Bu kapsamda geliştirilen araştırma modelinde ebeveyn tutumlarının, akademik başarı üzerindeki etkisi incelenmiş aynı zamanda akademik başarının ve ebeveyn tutumunun dışlanma üzerindeki etkilerine de bakılmıştır. Çalışmanın örneklemini Şanlıurfa ili Harran ilçesi ortaokullarında öğrenim gören, çalışmaya gönüllü katılım gösteren 226 öğrenciden oluşturmaktadır. Bu kapsamda üç bölümden oluşan beşli likert tipinde anket kullanılmıştır. Birinci bölümde katılımcıların demografik özelliklerine ve akademik başarılarına yönelik sorular bulunmaktadır. İkinci bölümde anne baba tutumlarını belirlemek maksadıyla Anne-Baba Tutumları Ölçeği, üçüncü bölümde ise Ergenler İçin Sosyal Dışlanma Ölçeği uygulanmış ve toplanan veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Çalışma kapsamında geçerlik analizi, güvenirlik analizi, normallik analizi, tanımlayıcı istatistiksel analizler, korelasyon analizi, regresyon analizi, t-tеѕtі ve ANOVA analizi gerçekleştirilmiştir. Demokratik tutumun cinsiyete, anne ve baba eğitim durumuna ve gelir durumuna göre, Koruyucu/istekçi tutumun cinsiyete ve anne eğitim durumuna göre, Dışlanmanın anne eğitim durumuna ve gelir durumuna göre, akademik başarının cinsiyete, anne ve baba eğitim durumuna ve gelir durumuna göre anlamlı farklılık gösterdikleri tespit edilmiştir.
Engelli bireylerin siyasal tercihlerini belirleyen faktörler: Van'da engelli dernekleri üzerine bir araştırma
Bu çalışma engelli bireylerin siyasal tercihlerini belirleyen faktörleri araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma evreni olarak Van merkezde bulunan engelli derneklerinin üyeleri belirlenmiştir. Nitel araştırma metodu benimsenerek, yarı yapılandırılmış görüşme formuna dayalı bir araştırma yürütülmüştür. Çalışma kapsamında işitme, görme ve bedensel engelli bireylerden oluşan 10'u kadın toplam 30 kişi ile görüşülmüştür. Görüşmeler ana temalara ayrılarak veri analizi yapılmış olup aile, aşiret, din, STK ve engellilik gibi değişkenlerin, engelli bireylerin siyasal tercihlerine ne oranda etki ettiği değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçları itibariyle, bölgenin demografik yapısından kaynaklı aile, aşiret, din gibi kurumların birer aktör olarak engelli bireyler üzerinde de farklı düzeylerde etkili olduğu görülmüştür. Ayrıca, siyasal yaşama katılma hakkı büyük oranda engellenen bireylerin, siyasi partilere güven duymadıkları tespiti yapılmıştır. Sonuç olarak, engelli bireylerin, oy verme gibi fazla çaba gerektirmeyen siyasal etkinliğe katılım sağlama; seçilme gibi aktif çaba gerektiren siyasal etkinliklerden ise kaçınma eğilimi sergiledikleri görülmüştür.
Özel gereksinimli bireylere sahip ailelerin toplumsal alanda karşılaştıkları sorunlar: Van kent merkezi örneği
Bu tezin konusu engelli bireylere sahip ailelerin toplumsal alanda karşılaştıkları sorunlar ve maruz kaldıkları sosyal dışlanma olgusudur. Toplumun dezavantajlı grubunu oluşturan engelliler; eğitim, sağlık, ekonomi, ulaşım, toplumsal kabul gibi alanlarda çeşitli bariyerlerle karşılaşmaktadır. Engelli bireylerin ve ailelerin karşılaştıkları güçlüklerin ortadan kaldırılması ve çözüm üretilmesi gerekmektedir. Araştırma kapsamında Van Kent Merkezinde ikamet eden engelli bireylerin aileleri ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. 30 aile üyesi ile gerçekleştirilen nitel görüşme sonucunda ailelerin engelli bireye sahip olmalarından dolayı yaşadıkları problemler incelenmiştir. Nitel araştırma yaklaşımıyla yürütülen çalışmada, veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Çalışmanın kuramsal temelini, sosyal model üzerinden Sosyal Dışlanma ve İnsan Hakları Modeli oluşturmaktadır. Engellilik olgusu çalışmada sosyal çevre ve engelli bireylerin hakları üzerinden ele alınmıştır. Çalışmanın bulgular kısmında elde edilen veriler incelendiğinde, engelli bireye sahip ailelerin toplumsal alanda farklı sorunlar yaşadıkları ve bunların da özellikle sosyal dışlanma, sosyal uyum ile birlikte; yalnızlık, ötekileştirilme, sosyal aktivitelere zaman ayıramama ve gelecek kaygısı gibi sorunlar oldukları görülmüştür.
Toplumsal ilişkiler ve göç politikaları bağlamında sosyo-kültürel entegrasyon: Ankara'daki Suriyeli mülteciler örneği
Bu araştırma, Ankara'daki Suriyeli mülteciler ve yerel toplum üyelerinin toplumsal ilişkileri ile Türkiye'deki göç tarihi ve politikaları bağlamında sosyo-kültürel entegrasyon kavramının teori ve uygulamadaki izini sürmektedir. Son yıllarda gerçekleşen kitlesel göç hareketleri sonucunda önemli bir göç ülkesi haline gelen Türkiye'de, göç yönetimi giderek daha fazla insanı etkileyecek bir boyuta ulaşmıştır. Göç yönetiminin en önemli parçalarından birisi olan entegrasyon politikaları çok boyutlu ve çok aktörlü bir bakış açısını zorunlu kılması bağlamında hem mülteci toplulukları hem de ev sahibi toplumu doğrudan etkileyen bir süreçtir. Bu bağlamda araştırmanın amacı, Suriyeli mülteciler ve yerel toplum üyelerinin toplumsal ilişkileri çerçevesinde sosyo-kültürel entegrasyon deneyimini etkileyen boyutları tartışmaya açarak, gruplar arası ilişkilerdeki çatışmaları önleyebilecek öneriler geliştirmektir. Bu araştırmada, entegrasyonun ekonomik, politik, sosyal ve kültürel boyutlardan birini dışlayan bir analiz değil, toplumsal gerçekliğin çeşitli düzeylerinin göreceli özerkliğinin bilincinde olarak, hepsinin birbirine içkinliğini kabul eden fakat projeksiyonun önüne daha çok sosyo-kültürel entegrasyon meselesini alan bir analiz yapılmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılan araştırmada, Ankara'nın Altındağ ve Mamak ilçelerinde yaşayan 20 Suriyeli mülteci ve Altındağ, Mamak, Ümitköy ilçelerinde yaşayan 21 yerel toplum üyesi ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Nitel veriler bağlamında mülteciler ve yerel toplum üyelerinin sosyo-kültürel entegrasyon deneyimleri çerçevesinde algı ve beklentileri yedi kategoride analiz edilmiştir. Öz kimlik, benzerlikler, farklılıklar, sosyal ilişkiler, kültürel ilişkiler, aidiyet duygusu ve dışlanma deneyimleri kategorilerinde ve çeşitli alt kategorilerde nitel verilerin analizi yapılmıştır. Sonuç olarak, Türkiye'de önemli bir sürekliliğe sahip olan "öteki" özneye karşı, "biz" öznesinin inşasından etkilenen yerel toplum üyeleri ile yapısal koşulların belirleyiciliği dışında kendine özgü mekanizmalara da sahip olan karmaşık bir düzlemde gelişen gündelik yaşam ilişkilerinin, Ankara'daki Suriyeli mültecilerin sosyo-kültürel entegrasyon deneyimini doğrudan etkilediği görülmüştür. Göç yönetimindeki "geçicilik" yaklaşımının yarattığı belirsizlik koşulları, gruplar arası sosyal ve kültürel temasın çoğunlukla zorunlu koşullarda gerçekleşmesi ve mültecilerin maruz kaldıkları farklı boyutlarda hissedilen dışlanma deneyimleri çerçevesinde Ankara'daki Suriyeli mültecilerin Türkiye'ye aidiyet duygusunun henüz arzulanan boyutlarda olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Sosyo-kültürel Entegrasyon, Kimlik, Kültür, Aidiyet, Suriyeli Mülteciler, Yerel Toplum, Toplumsal İlişkiler, Göç Politikası.
STK perspektifinden İzmir'de göçmen ve sığınmacılara yönelik ayrımcılık ve sosyal dışlanma: Sosyal hizmetin temel ilkeleri bağlamında bir değerlendirme
Bu araştırma, İzmir'de göç alanında faaliyet yürüten STK çalışanlarının bakış açısıyla göçmen ve sığınmacılara yönelik ayrımcılık ve sosyal dışlanma olgusunu sosyal hizmet mesleği ve disiplininin temel ilkeleri açısından değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Nitel araştırma yöntemine dayanan bu araştırmada fenomenolojik araştırma yaklaşımı kullanılmıştır. Araştırma, Ağustos ve Ekim 2021 tarihleri arasında İzmir'de yürütülmüştür. Araştırma kapsamında İzmir'de göçmen ve sığınmacılara yönelik doğrudan veya dolaylı olarak faaliyet yürüten 14 STK'dan 21 kişiyle online derinlemesine görüşme yapılmıştır. Araştırma verileri betimsel ve tematik analiz yöntemine göre analiz edilmiş ve yorumlanmıştır.Araştırma bulgularına göre göçmen ve sığınmacılar tarafından Yunanistan üzerinden Avrupa'ya geçiş için kullanılan transit bir şehir olan İzmir'de göç alanında faaliyet yürüten birkaç yerel inisiyatif ve STK bulunurken Suriyeli sığınmacıların gelişi ve sayısının giderek artmasıyla birlikte STK'ların sayısında artış olduğu anlaşılmıştır. Sosyal hizmetin neo-liberal yaklaşımı yansıtan kolektif sorumluluk ilkesine uygun bir şekilde STK'ların devletin boşluğunu dolduran, devletle birbirini tamamlayan, göçmen ve sığınmacılar için hayati öneme sahip olan bir aktör ve yapı olarak görüldüğü ortaya çıkmıştır. Göç alanında faaliyet yürüten STK'ların genel olarak kapsayıcı olmayan ve süreklilik arz etmeyen proje temelli faaliyetler yürüttüğü anlaşılmıştır. Sığınma hakkına yapılan vurguya ve hak temelli STK söylemine rağmen sosyal hizmetin farklılıklara saygı, insan hakları ve sosyal adalet ilkelerine aykırı bir şekilde göçmen ve sığınmacıların tehdit, sorun, mağdur, muhtaç vb. olarak olumsuz bir şekilde kategorize edildiği ve konumlandırıldığı dikkat çekmiştir. Bununla birlikte sosyal hizmetin farklılıklara saygı, insan hakları ve sosyal adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak bir şekilde İzmir'de yaşayan göçmen ve sığınmacıların kayıtsızlık, dil bariyeri, ekonomik yoksunluk, ayrımcılık ve sosyal dışlanma gibi nedenlerden dolayı hak ve hizmetlere erişim konusunda çeşitli sorunlar yaşadığı bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca İzmir'de yerel halkın genel olarak göçmen ve sığınmacılara yönelik mesafeli olduğu, onları istemediği; göçmen ve sığınmacıların çeşitli ayrımcılık ve sosyal dışlanma biçimlerine maruz kaldığı anlaşılmıştır. Göçmen ve sığınmacıların ayrımcılık ve sosyal dışlanma karşısında görünmez olma, kimliğini gizleme, kabullenme/normalleştirme gibi çeşitli olumsuz başetme stratejileri kullandıkları dikkat çekmiştir. Ayrımcılık ve sosyal dışlanmaya maruz kalmalarının göçmen ve sığınmacıların toplumsal yaşama katılımı ve entegrasyonunu olumsuz etkilediği anlaşılmıştır.
Beliren yetişkinlerin intihar düşüncelerinin bütünleyici güdüsel-iradesel intihar modeli bağlamında incelenmesi
Bu çalışmanın amacı intihar düşüncelerinin ortaya nasıl çıktığını açıklayan Bütünleyici Güdüsel-İradesel (BGİ) İntihar Modeli'nin güdülenme aşamasını Türkiye'deki toplum örneklemli beliren yetişkin (18-26 yaş) örnekleminde sınamaktır. Araştırma, nicel yaklaşımlardan keşfedici ve yordayıcı korelasyon modelleriyle ve 503 kişiden çeşitli ölçme araçlarıyla toplanan verilerle gerçekleştirilmiştir. Veriler üzerinde bağımsız örneklem t-Testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), çoklu doğrusal regresyon analizi ve yapısal eşitlik modeli (YEM) analizleri yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre intihar düşüncesi cinsiyete ve barınılan yere göre farklılaşmamakta; algılanan sosyo-ekonomik düzey arttıkça intihar düşüncesi azalmakta; lise mezunları ön lisans ve lisans öğrencilerinden daha fazla intihar düşüncesine sahiptir. Yenilgi, sıkışmışlık hissi, görmezden gelinme ve dışlanma, intihar düşüncesini büyük bir etki gücüyle yordamaktır. YEM sonuçlarına göre sıkışmışlık hissi, yenilgi ile intihar düşüncesi ilişkisine aracılık etmemekte; öz eleştirel ruminasyon, yenilgi ile sıkışmışlık hissi ilişkisinde kısmi aracılık; sırasıyla görmezden gelinme ve dışlanma, sıkışmışlık hissi ile intihar düşüncesi ilişkisinde kısmi seri aracılık; sıkışmışlık hissi, öz eleştirel ruminasyon ile intihar düşüncesi ilişkisinde tam aracılık etkisi göstermektedir. Bu sonuçlardan sadece "yenilgi–sıkışmışlık hissi–intihar düşüncesi'' yolu BGİ İntihar Modeli'ni destekleyememiş, bunun dışındaki sonuçlar BGİ İntihar Modeliyle tutarlı ve modeli desteklemektedir. Sonuç olarak bu çalışma Türkiye'deki beliren yetişkin örnekleminde intihar düşüncelerinin ortaya çıkış dinamiklerinin anlaşılmasında ve intihar risk değerlendirmelerinde BGİ Modeli'nin büyük oranda işlevsel olabileceğini ortaya koymaktadır. Ayrıca öz eleştirel ruminasyon, görmezden gelinme ve dışlanmanın intihar düşüncesiyle ilişkisi literatürde ya sınırlı biçimde ele alınmış ya da ilk kez bu çalışmada incelenmiştir; bu ara yolları açığa çıkarması bakımından araştırma intihar literatürüne hem teorik hem de kültürel düzeyde özgün bir katkı sunmaktadır
Rekabet sürecinde sosyal destek kaybının nöral bileşenleri
İnsanların hayatta kalmasındaki önemli etkenlerden bir tanesi karşılaşılan zorluk ve tehditler ile bir arada mücadele etmektir. Bir arada olabilme ve işbirliği becerisinin temelinde, kişinin ait olduğu grubun çıkarları doğrultusunda hareket etmesi ve gerektiğinde grup tarafından desteklenmesi yatmaktadır. Sosyal destekle sağlık durumu ve yaşam süresi arasında güçlü bir ilişki olduğu yapılan araştırmalarda gösterilmiştir. Sosyal desteğin fiziksel sağlık üzerine olan etkilerinin yanında başta depresyon olmak üzere psikiyatrik hastalıklar ve mental sağlık üzerine olan etkileri de bilinmektedir. Sosyal destek ve sağlık arasındaki güçlü ilişki bilinmesine rağmen bu ilişkinin altında yatan mekanizmalar tam olarak bilinmemektedir ve özellikle nörokognitif mekanizmalar büyük ölçüde keşfedilmemiştir. Bu alandaki araştırmalar sosyal dışlanmanın altında yatan mekanizmalara odaklanmış durumdadır ve sosyal desteğin nöral mekanizmalarını inceleyen bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmada sosyal desteğin var olmasının ve ardından kaybedilmesinin beyin üstündeki etkilerini belirleyebilmek amacı ile araştırmacılar tarafından fonksiyonel magnetik rezonans görüntüleme (fMRG) deneyi geliştirilmiştir. Geliştirilen sosyal destek deneyine bir gönüllü ve onun 3 arkadaşı aynı anda katılmıştır. Gönüllüye deney sırasında kendisinin ve rakibinin cevaplarına göre belirli bir miktar puanın kendisi ve rakibi arasında paylaştırılacağı ve bu paylaştırma işlemini kendisinin üç, rakibinin iki arkadaşı tarafından yapılacağı söylenmiştir. Gönüllünün sosyal destek hissetmesi amacıyla deneyin ilk aşamasında daha çok kazanması, ardından sosyal desteğini kaybettiğini hissetmesi amacıyla deneyin son aşamasında daha çok kaybetmesi sağlanmıştır. Kontrol grubunda yer alan katılımcılar ise deneyi kazanarak bitirmiştir. Kazanılan ve kaybedilen dönemler arasındaki beyin işlev farkı Statistical Parametric Mapping (SPM) ile genel lineer model kullanılarak araştırılmıştır. Deney ve kontrol grubunda sosyal destek kazandıklarında aktive olan bir beyin bölgesi saptanamamıştır. Deney grubunda sosyal desteğin kaybedildiği bölümde insula ve anterior singulat korteks aktivitesi saptanmıştır. Sosyal destek kaybının fiziksel ağrı ile ilgili bölgelerde aktivasyona yol açtığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler; Sosyal Destek; Sosyal Dışlanma; Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme
Sosyal dışlanma olgusunun koalisyonel psikoloji bağlamında incelenmesi
Gruplara ait olmak (Baumeister ve Leary, 1995) ve diğerleriyle ittifak kurarak işbirliği içinde hareket etmek (Neuberg ve DeScioli, 2016; Schaller ve Neuberg, 2008) insan türünün sosyal yaşamının temel unsurlarındandır. Bu nedenle gruplardan dışlanmak ve diğerleri tarafından görmezden gelinmek bireyler üzerinde bir dizi olumsuz sonuca yol açmaktadır (Wesselmann ve Williams, 2017). Bir grubun üyeleri kendi gruplarına dâhil edilen kişilerden işbirlikçi davranışlar beklerken, rekabet halinde oldukları diğer grupların üyelerini dışlama eğilimindedirler (Van Vugt ve Park, 2010). Bu durum gerek grup içi ilişkilerde, gerekse gruplar arası ilişkilerde koalisyonel dinamikleri ön plana çıkarmakta, kimin kiminle ittifak halinde olduğunu değerlendirip buna uygun tepkiler üreten bilişsel sistemlerin evrildiği varsayılmaktadır (Pietraszewski, Cosmides ve Tooby, 2014). Bu çalışmada, bir dışlanma deneyimi gözlemleyen kişilerin, dışlamanın aktörlerini koalisyonel psikoloji bağlamında nasıl algıladıklarını incelemek amaçlanmıştır. Deney 1'de (n = 140), daha önce kaydedilmiş ve oyunculardan birinin dışlandığı dört oyunculu bir sanal top oyununu (Cyberball) izleyen katılımcıların, oyuncuları nasıl kategorize ettikleri Kim Ne Dedi (Who Said What) paradigmasıyla ölçülmüştür. Sonuçlara bakıldığında, birbiriyle daha önce herhangi bir etkileşime girmemiş ve aralarından birini kısa süreliğine görmezden gelerek dışlayan oyuncuların katılımcıların zihninde sosyal bir kategori olarak işlendiği görülmüştür. Dışlama işaretlerine dayalı bu otomatik kategorizasyonun ittifak işaretlerinden etkilenip etkilenmediğini incelemek üzere gerçekleştirilen Deney 2'de (n = 119) ise sanal top oyunundaki oyuncular, iki ayrı üniversiteyi temsil ettiği söylenen farklı renkte tişörtler giymiş olarak sunulmuş, böylece oyunda dışlama işaretleri ile görsel koalisyonel işaretler birlikte yer almıştır. Dışlama işaretlerine dayalı sosyal kategorizasyon bir kez daha ortaya çıkarken, beklenmedik şekilde ittifak işaretlerine dayalı kategorizasyon tespit edilmemiştir. Bununla birlikte, dışlama işaretlerine dayalı kategorizasyonun etki büyüklüğü, Deney 1'e kıyasla Deney 2'de dikkate değer oranda azalmıştır. İki deneyin sonuçları birlikte değerlendirildiğinde, sosyal dışlanmanın koalisyonel psikolojinin önemli bir parçası olduğu ve dışlama işaretlerinin adaptif değeri olan diğer ittifak işaretleriyle birlikte ele alınabileceği söylenebilir.
Çağdaş Türk sinemasında yoksulluk ve sosyal dışlanma
Bu çalışmada 1990 sonrası dönemi kapsayan Çağdaş Türk Sinemasında görselleştirilen yoksulluk ve sosyal dışlanma olguları Tabutta Rövaşata, Güneşe Yolculuk, Uzak, Köprüdekiler ve Çoğunluk filmleri bağlamında incelenmiştir.1990 sonrası Türk Sinemasının gerçekçi yönetmenlerinin bu iki olguyu nasıl algıladıkları ve filmlerindeki karakterleri ve diyalogları yaratırken gerçeğe ne kadar yaklaştıkları içerik analizi yöntemiyle araştırılmıştır. İncelenen filmlerde yoksulluk ve sosyal dışlanma mağdurlarının birbirlerinden farklı bireysel özelliklere ve yeteneklere sahip oldukları görülmektedir. Onların ortak noktaları aynı yoksulluk ve sosyal dışlanma kaderini paylaşmalarıdır. Bu durum yoksulluk ve sosyal dışlanmanın bireysel kusurlardan ziyade ekonomik sistemin bir kusuru olduğu gerçeğine vurgu yapmaktadır.
Cinsel önyargı ve damga: LGBT bireylerde sosyal dışlanma
"Cinsel Önyargı ve Damga: LGBT Bireylerde Sosyal Dışlanma" başlıklı bu tezin amacı toplumsal damgalamanın, LGBT bireylerin yaşantıları üzerindeki etkilerini gösterebilmek ve hangi alanlarda ayrımcılığa ve dışlanmaya maruz kaldıklarını ortaya çıkarabilmektir. Bu amaç doğrultusunda yapılan analizlerden elde edilen sonuçların, LGBT bireylere yönelik damga ve ayrımcılık konusunda bilimsel bilgi birikimine katkı sağlaması beklenmektedir. Bu çalışma çerçevesinde yapılan araştırmada, damgalama ve ayrımcılık süreçlerini ayrıntılı olarak ele alabilmek için hem nitel hem de nicel araştırma tekniklerinden faydalanılmıştır. Nicel kısımda çalışmanın kavramsal çerçevesi temel alınarak hazırlanan anket soruları internet üzerinden 187 kişiye uygulanmıştır. Nitel kısımda ise yarı yapılandırılmış görüşme formu ile 10 kişi ile görüşme yapılmıştır. Devamında toplanan anket verileri SPSS programında analiz edilmiş, çıkarılan tablo ve grafikler görüşmelerden elde edilen verilerle birlikte yorumlanmıştır. LGBT bireylerin pek çok alanda ayrımcılığa ve damgalamaya maruz kaldığı ve bu davranışların onları pek çok yönden olumsuz etkilediği tespit edilmiştir. Bireylerin tamamı her alanda ayrımcılığa uğramasa da her alanda ayrımcılığa uğrayan en az bir katılımcının olduğu görülmüştür. LGBT bireylerin herkes ile eşit haklara erişiminin zorluğu ve ayrımcılık deneyimlerinin çeşitliliğine rağmen mücadele konusundaki fikirler belirli temalar etrafında oluşmuştur.
Eşitsiz gelişme ve mekânsal ayrışma üzerine karşılaştırmalı bir analiz: İzmir (Karşıyaka) örneği
Mekânsal eşitsizlik sonucunda ortaya çıkan ayrışma, sosyal kutuplaşma ve sosyal dışlanma günümüzün kentsel tartışmalarında merkezi kavramlar arasındadır. Bu çalışmanın amacı, İzmir (Karşıyaka) kentinde yaşayan nüfusun sosyo-ekonomik özelliklerinin mekânı nasıl şekillendirdiği ve bunun kentsel mekânda nasıl bir ayrışma yarattığının incelenmesidir. Çalışmada genel olarak metropol kentlerde eşitsiz gelişmeyle oluşan mekânsal ayrışma faktörü üzerine tartışmalar mahalle ölçeğinde karşılaştırmalı olarak ele alınmış ve bu genel araştırma hedefine ulaşmak amacıyla eleştirel teori bir çerçeve olarak seçilmiştir. Bu genel çerçeve içinde mekânı toplumsal ilişkileri üreten ve tüketen bir unsur olarak odağa alan modern Marksist yaklaşım ve özellikle insan-yer ilişiklerine dikkat çekerek, yer duygusuna vurgu yapan hümanist yaklaşım temele alınmıştır. Ayrıca Henri Lefebvre, David Harvey, Edward Soja'nın modern Marksizm ve eleştirel toplumsal teoride mekânı yeniden ileri sürülme çalışmalarına yer verilmiştir. Sosyo-ekonomik eşitsizliğin olumsuz etkileri özellikle 1970 sonrasında kapitalist ekonominin yeniden yapılanması ile birlikte Türkiye'de kaygı verici bir şekilde artmaya başlamıştır. Bu durum sosyal bütünlüğü ve istikrarı tehdit edici bir unsur olarak görülmektedir. Şaşırtıcı bir şekilde, yükselen sosyo-ekonomik eşitsizliğin neden olduğu sonuçların mekânsal boyutları hakkında nispeten az şey bilinmektedir. Çalışma alanı olarak belirlenen Karşıyaka İlçesi, bir tarafı orta-üst ve üst sınıf tarafından talep edilen kapalı yerleşimler ile yenilenmeye başlayan dokusuyla, diğer tarafı göçün de etkisiyle yoğunlaşan alt ve orta gelir grubunun köhnemiş tarihi binaları ile eşitsizliklerin ve çelişkilerin birlikte aynı zamanda gözlenebileceği bir mekân olarak dikkat çekmektedir. Mekânsal eşitsizliğin çok boyutlu olarak irdelenmeye çalışıldığı çalışmada karma araştırma yöntemi kullanılmış, her iki örneklem alanından toplam 220 kişiye çeşitli yapılardan oluşan anket uygulanmış ve veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Bunun yanı sıra çalışma bulgularını desteklemek amacıyla 13 kişi ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılmış, bulgular MAXQDA programı ile desteklenen içeriz analiz ile ortaya konulmuştur. Araştırma bulguları, çalışma alanında sosyo-ekonomik kaynakların mekâna dağılımındaki eşitsizliklerin mekânsal ayrışmayı artırdığını göstermiş ve toplumsal sınıflar arasındaki mesafenin kentlerin sürdürülebilirliği ve sosyal refahı açısından önemli bir problem olduğunu ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Kent, Eşitsizliz Gelişme, Mekânsal Ayrışma, Neoliberalizm, Mekân
Etnik kimlik merkezli sosyal dışlanmanın boyutları: Tekirdağ romanları üzerine bir araştırma
Romanların sosyal dışlanma problemi bu çalışmayla etnik kimlik temeli üzerinden ele alınacak ve Araştırmada Romanların sosyal, ekonomik, eğitim ve mekânsal alanlarda dışlanmışlıkları çok boyutlu olarak ortaya konulacaktır. Araştırmada Tekirdağ evreninde toplam 33 Romanla mülakat çalışması yapılmış ve gözlemlerden yararlanılmıştır. Tekirdağ'da Aydoğdu, Zafer ve Karadeniz mahallerindeki Romanların kendi anlatı ve yaşam pratiklerinden yola çıkarak damgalanma ve dışlanmışlık algıları içten bir bakışla tespit edilmeye çalışılmıştır. Tekirdağ Romanlarının damgalanma ve ötekileştirilme süreçlerinde, sahip oldukları etnisite ve önyargı, kalıpyargıların dışlanmada güçlü bir öneme sahip olduğu görülmüştür. Çalışmada etnografik yöntemler ile elde edilen veriler, bu perspektif ile yorumlanmıştır. Araştırmanın bulguları, Tekirdağ Romanların sosyal dışlanma pratikleri genellikle barınma, eğitim, istihdam ve sağlık gibi toplumsal alanlarda etnik ayrımcılık ve dolayısıyla ayrımcılıkla beslenen sosyal dışlanmaya maruz kaldıklarını göstermektedir. Bu nedenle Roman olmayanlarla ilişkilerinin sınırlı olduğu, güvencesiz ve sürekli olmayan işlerde çalıştıkları, eğitim seviyesinin düşüklüğü ve erken yaşta evlenme, sağlıksız konutlarda kalındığı ve suç işleme düzeylerinin yüksek olduğu gibi bulgulara ulaşılmıştır.
Tough turns fragile: The impact of urban renewal on everyday life in Sulukule
Sulukule has been identified with Romani residents for centuries. An urban renewal project began in the neighborhood in 2005. The project not only transformed the social structure of Sulukule, but also highlighted the social differences and isolation of the former residents. In this thesis, the outcome of this transformation is analyzed focusing on their exclusion. The post-project situation of the neighborhood is illuminated through studies concentrating on social exclusion and its side effects. The peculiar social structure of the Sulukule Romani community is also taken into account.
Sosyal reaksiyon ve suçta tekerrür: Denetimli serbestlikte resosyalizasyon
Suçluların damgalanması, dışlanması, topluma uyum sorunları ve suç tekrarları önemli toplumsal sorunlardır. Mevcut durumdan yola çıkarak bu çalışmada damgalama teorisi bağlamında ceza adalet sistemine dahil olma sonucunda deneyimlenen damgalanma ve dışlanmanın suç tekrarına etkisini anlamak amaçlanmıştır. Buna ek olarak cezaevinden salıverilen ve denetimli serbestlik tedbiri altında olan bireylerin hem cezaevi hem de denetimli serbestlik sürecinde yaşadıkları deneyimler, sorunlar ve denetimli serbestliğin gerçekleştirdiği sosyal uyum ve istihdam alanlarındaki çalışmaların etkililiği araştırılmıştır. Suçlu olma deneyimlerini, karşılaşılan sosyal tepkilerin tekrarlı suç davranışına etkisini anlamayı amaçlayan bu araştırmada nitel araştırma tekniklerinden fenomenolojik yaklaşım benimsenmiştir. Araştırma kapsamında Karaman İlinde Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'nde infazı devam eden 26 denetimli serbestlik yükümlüsü ve 9 eski hükümlü birey ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşme verileri MAXQDA 2022 (Analiytics Pro) programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonuçları damgalanmanın toplumsal bir gerçeklik olarak genellikle suçlu bireylerin yüzleştiği bir sorun olduğunu göstermiştir. Hüküm giymiş bireylerin damgalanma ve özellikle iş gücü piyasasından dışlanma deneyimleri onları tekrar suç işlemeye yönlendirmektedir. Bununla birlikte denetimli serbestliğin psikososyal destek, meslek edindirme faaliyetleri ve iş kurma destekleri gibi yeniden sosyalleştirme çalışmalarının etkililiğine yönelik umut verici sonuçlar elde edilmiştir.
Türkiye ve Suriye vatandaşı çocukların dışlamaya yönelik yargıları ve sosyal kapsayıcılığı artırma pilot çalışmasının çocuklarda ön yargıya etkisi
Kapsayıcılık ve sosyal dışlanma alanında yapılan pek çok araştırmaya göre sosyal olarak kabul edilmenin ya da ayrımcılığa maruz kalmanın kişinin şimdiki ve gelecekteki iyilik hali üzerinde önemli bir etkisi vardır (Fisher, Wallace ve Fenton, 2000; Parker ve Asher, 1987; Reijntjes ve diğer., 2010; Twenge ve Baumeister, 2005). Göç hareketlerindeki artış ile birlikte Türkiye'nin en çok mülteciye ev sahipliği yapan ülkelerden biri olması göç ve etnisite temelli kapsayıcılık çalışmalarını artırmıştır. Yapılan çalışmalarda farklı gruplara ait kişilerin belirli şartlar altında bir araya gelmelerinin (Pettigrew, 1998) ya da dolaylı temas etmelerinin (Cameron ve diğer., 2011; Killen ve Malti, 2015) ön yargıyı azaltıcı bir rol oynadığı görülmüştür. Bu amaçla, ilgili çalışmada Türkiye ve Suriye vatandaşı 9-12 yaş grubundaki çocukların (N = 38) ötekine karşı olan ön yargıları ve ötekini dışlamaya yönelik değerlendirmeleri araştırılmış, daha sonra bu çocuklardan bazıları (N = 8) bir araya getirilerek ön yargıyı azaltmaya yönelik 10 oturumluk bir grup çalışması yapılmıştır. Bu grup çalışmasının sonunda tarafların "ötekine" karşı ırksal tutumu ve çalışmanın dışlama gerekçelendirmeleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Deney grubunun ön yargı düzeyinde düşüş görülürken kontrol grubunun tutumu aynı kalmıştır. Katılımcıların çoğu, evrensel ahlaki ilkelere dayanarak dışlamanın yanlış olduğunu ifade etmiştir.
Sosyal dışlanmayı azaltmada bir araç olarak sosyal konutlar
Son birkaç yüzyılda gerçekleşen Sanayi Devrimi, Dünya Savaşları gibi büyük sosyal olaylar birçok insanın hayatında kalıcı sosyal değişikliklere neden olmuştur. Dünya Savaşları sonucunda oluşan ağır tahribat birçok insanı evsiz bırakmıştır. Ayrıca Sanayi Devrimi ve bu devrimle birlikte hızlanan kentleşme süreci, içerisinde çok miktarda evsizin bulunduğu büyük kentlerin oluşmasına sebep olmuştur. Ekonomik buhranlarla birlikte gelen yoksulluk, hem tarımda hem de sanayide yaşanan makineleşme, insan hayatını daha da zorlaştırmıştır. İnsanların hayatlarını devam ettirebilmeleri için en temel gereksinimlerinden biri olan barınma hakkı birçok insan için karşılanması pek mümkün olmayan bir ihtiyaca dönüşmüştür. Bu süreçte birçok ülke yoksul vatandaşlarının konut sorununu çözebilmek için çeşitli formüller geliştirerek onların belirli şartlarda ev sahibi olmasını sağlamıştır. Sosyal Konut Projesi olarak adlandırılan ve günümüzde oldukça etkin bir sosyal politika aracı olarak kullanılan bu proje neredeyse her ülkede farklı şekillerde uygulanmakta, Türkiye'de de özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşmaktadır. TOKİ tarafından inşa edilen sosyal konutlar hak sahiplerine 270 ayda ödemekle yükümlü oldukları düşük taksitler karşılığında satılmaktadır. Sosyal konut sistemi yoksulluk ve dışlanma riski ile karşı karşıya kalan insanlara uygun şartlarda barınma olanağı sağlayarak onların tekrar toplumla bütünleşmesini temin eden bir sosyal bir proje olarak ortaya çıkmasına rağmen bu amaçlara hizmet edip etmediği tartışma konusu olmuştur. Çeşitli makale ve bilimsel yayınlar incelendiğinde sosyal konut projesinin etkinliğinin çeşitli sebeplerden dolayı azaldığı ve buna bağlı olarak da sosyal konut sisteminin sorgulanır hale geldiği belirtilmektedir. Buna ek olarak, sosyal konutlarda yaşayan insanların kendini daha çok dışlanmış hissettiği yönünde veriler de bulunmaktadır. Azımsanmayacak sayıda bilim insanı tarafından savunulan bu görüşlerin incelenmesi önem arz etmektedir. Sosyal dışlanmayı azaltmada bir araç olarak kullanılan sosyal konutların dışlanmayı azaltmak bir tarafa artırdığına dair görüşlerin incelenmesi çalışmayı aynı zamanda özgün bir niteliğe kavuşturmaktadır. Önemli ve yüksek maliyetli bir sosyal politika aracı olan sosyal konutlarla ilgili yapılan akademik çalışmaların yok denecek kadar az olması, çalışmanın önemini artırmış ve araştırmanın alanında önemli bir boşluğu dolduracak özelliğe sahip olmasını sağlamıştır. Bu çalışma, sosyal konutları kavramsal açıdan irdelemekle kalmayıp, konutların ulusal ve uluslararası ölçekte incelemesine yer vermekte ve sosyal dışlanmayı azaltıcı özelliklerini derinlemesine tartışmaktadır. Çalışmada sosyal konut sisteminde mevcut durumun analizi yapılmakta son kısımda ise sosyal konut sisteminin daha verimli uygulanabilmesi için görüş ve önerilere yer verilmektedir. Anahtar Kelimeler: sosyal politika, sosyal dışlanma, sosyal konut, barınma hakkı, sosyal içerme, geri ödeme, konut hakkı, yoksulluk, dezavantajlılık.
Sosyal dışlanmanın evli olmayan kadınlar üzerindeki etkileri
İnsan sosyal bir varlık olduğu için sosyal ilişkiler içerisinde bulunmak istemektedir. Ancak bireylerin sahip olduğu yoksunluklar, bireylerin sosyal ilişkiler içerisinde bulunmasını ve bireylerin toplumla bütünleşmesini engellemektedir. Bu durumda bireyler sosyal dışlanma ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Sosyal dışlanma kavramı, 1970'lerde Fransa'da ortaya çıkmış ve hızla diğer Avrupa ülkelerini de etkisi altına almıştır. Sosyal dışlanma bireyin toplumla bütünleşmesini sağlayan sosyal, ekonomik, politik ve kültürel sistemlerden kısmen veya tamamen mahrum kalmasını ifade eden dinamik bir süreçtir. Sosyal dışlanma, bireyler açısından birçok olumsuzluk barındırmaktadır. Kadınlar da toplumsal yaşam içerisinde eşitsizlik ve ayrımcılığa maruz kalmaktadırlar. Kadınların medeni durumlarındaki farklılıklar sosyal dışlanmanın boyutlarını belirlemektedir. Evlilik, çoğu zaman kadınlar için sosyal bir statü sağlarken evli olmayan kadınlar ise ekonomik ve sosyal haklara erişim konusunda çeşitli engellerle karşılaşabilmektedirler. Bu çalışma evli olmayan kadınların, sosyal dışlanmayı yaşamlarında ne şekilde deneyimlediklerini anlamayı amaçlamaktadır. Bu amaçla çalışmanın temelini oluşturan sosyal dışlanma ve evlilik kavramları ele alındıktan sonra Muğla'da yaşayan eşi vefat etmiş, eşinden boşanmış, hiç evlenmemiş ve resmi evlilik olmaksızın birliktelik yaşayan otuz iki kadınla derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Derinlemesine görüşme sonuçları tablolar halinde analiz edilerek ve görüşme sonuçları yorumlanarak açıklanmıştır. Sosyal dışlanma sosyal politika alanında önemli sosyal sorunlardan biri haline gelmiştir. Bu yüzden sosyal dışlanmayla mücadele yöntemleri ve politikalarının oluşturulması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Dışlanma, Kadınlar ve Evlilik, Evli Olmayan Kadınlar, Muğla Alan Çalışması
Sait Faik Abasıyanık'ın hikâyelerinde yoksulluk
Türk Edebiyatı'nın mihenk taşlarından olan Sait Faik, varlıklı bir ailenin ferdi olmasına rağmen kendisini insanlardan soyutlamaz. Sait Faik'in eserlerinin merkezinde "insan" yer alır. Onların düşüncelerini, dertlerini paylaşır. Toplumda sesi duyulmayanların sesi, unutulanların hatırlatıcısı olur. Dünyada var olan sorunlardan birini, geçmişten günümüze kadar gelen kendi köşelerine çekilmiş, hayat mücadelesi veren yoksullar oluşturur. Genel hatlarıyla yoksulluk, yeterli gelir düzeyinde olmama durumudur. Bu nedenle birçok şeyden mahrum olan insanın derdini Sait Faik, hikâyeleri ile paylaşarak var olan problemleri görünür kılar. Tezin içeriğinde Sait Faik Abasıyanık'ın hayatı, sanatı ve eserleri ele alınırken hayatında dönüm noktası olan olaylar, yazmaya neden ara verdiği gibi hususlar da belirtilir. Kavramsal olarak yoksulluk, türleri, nedenleri incelenir. Sait Faik Abasıyanık'ın hikâyelerinde yoksulluğun boyutları ele alınır. Tez ile amaçlanan, Sait Faik Abasıyanık'ın hikâyelerinde yer alan ekonomik açıdan yoksulluk yaşayan insanları anlatmaktır. Yapılan bu çalışmada, Sait Faik Abasıyanık'ın hikâyelerinde yoksulların toplumda görünümleri, Sanayi Devrimi sonrasında ortaya çıkan kapitalist toplumların işçi-patron ilişkisi, yoksulluğun nedenleri ve mekânlarda görülen yoksullar incelenir. Anahtar Sözcükler: Çocuk Yoksullar, Sait Faik Abasıyanık, Yoksulluk ve Sosyal Dışlanma, Yoksulluk
Toplumsal dışlanmanın yaşlılıkta görünümü
Günümüzde teknolojinin ilerlemesi ve sağlık alanında ortaya çıkan yeni gelişmeler insanın yaşam süresinin uzamasını mümkün kılmıştır. Buna bağlı olarak yaşlı nüfus oranı hem dünyada hem de ülkemizde hızlı bir şekilde artmaktadır. Genel nüfus içerisinde yaşlı nüfus sayısındaki artış soysal sorunları da beraberinde getirmiştir. Toplumsal gelişmelere bağlı olarak kırsal alanlardan kentsel alanlara doğru yaşanan göç ve geleneksel aile yapısının çekirdek aile yapısına dönüşmesi gibi durumlar yaşlıların sosyal sorunlarla karşılaşma sıklığını artırmıştır. Bu soysal sorunlar içerisinde yaşlılar; yalnız kalma, toplumsal dışlanmaya maruz kalma gibi durumlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu sorunlar sadece bireyi ilgilendiren sorunlar olmayıp toplumu da ilgilendiren sorunlar olarak gündeme gelmektedir. Bu araştırmanın amacı, yaşlılık döneminin getirdiği fizyolojik, sosyal, psikolojik ve ekonomik yetersizlikler nedeniyle maruz kaldıkları toplumsal dışlanmayı sosyolojik perspektiften incelemektir. Anahtar Kelimeler: Ayrımcılık, Toplumsal Dışlanma, Yalnızlık, Yaşlı, Yaşlılık
Toplumsal bir sorun olan uyuşturucu bağımlılığı ile mücadele çalışmaları: Kütahya Belediyesi "Umer" örneği
Daha Madde bağımlılığı toplumları etkileyen çok yönlü, karmaşık ve önemli bir konudur. İnsanlık tarihinde binlerce yıldır var olan uyuşturucu maddeler toplumlar tarafından çeşitli amaçlarla kullanılmış. Günümüzde ise uyuşturucu, uyarıcı ve halüsinasyon etkilere sahip olan maddeler toplum yapısını sosyal, ekonomik, psikolojik, kültürel, sağlık ve hukuki anlamda etkilemektedir. Madde bağımlısı bireyin toplumsal olumsuzluklara sebebiyet verdiği gibi sosyolojik sebeplerden kaynaklanan sorunlarda bağımlılığa neden olmaktadır. Dünyada olduğu gibi Türkiye'de birçok uyuşturucu bağımlılığına ve bağlantılı suçlara tanıklık etmesi dolayısıyla madde bağımlılığı olgusundan pay alan ülkeler arasında bulunmaktadır. Ülkemizde de uyuşturucu bağımlılığının artması sonucu kurumlar önleme ve mücadeleye yönelik çalışmalar gerçekleştirmeye başlamıştır. Önleme ve mücadele çalışmaları yapan kurumların en başında halkla iç içe olan ve kolayca halka ulaşabilecek ve sorunlara ilk elden müdahale edebilen yerel yönetimler gelmektedir. Bu çalışma Kütahya'da 2019 yılında Kütahya Belediyesinin sosyal belediyecilik kapsamında hayata geçirilen önleme projesi olan UMER (Uyuşturucu ile Mücadele Merkezi) uyuşturucu bağımlılığına karşı önleme çalışmaları ele alınmaktadır. Yapılan alan araştırmasında UMER'in uyuşturucu bağımlılığını karşı önleme ve mücadele aşamasında bağımlılık riski taşıyan kişilere yönelik eğitim ve bilinçlendirme, farkındalık çalışmaları, danışmanlık ve yönlendirme hizmetleri kapsamında ne tür çalışmalar yaptığı, amaçları ve hedefleri açıklanmaya çalışılmıştır. Araştırmanın verileri Kütahya Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren UMER (Uyuşturucu ile Mücadele Merkezi) çalışmalarının incelenmesi ile elde edilmiştir. onra doldurulacaktır.