Students-medical

102 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığı ile dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve uyku kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Akıllı cep telefonlarının işlevleri her geçen gün gelişmektedir. Akıllı cep telefonlarının kullanım sıklığı da ülkemizde ve dünyada giderek artmaktadır. Bunun sonucunda da bazı kişilerde bağımlılık belirtilerinin görülmesi ile birlikte davranışsal bir bağımlılık türü olarak akıllı cep telefonu bağımlılığı kavramı gündeme gelmiştir. Bu çalışmada amacımız, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerindeki akıllı telefon bağımlılığı ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, depresyon ve uyku kalitesi arasında olabilecek ilişkiyi belirlemektir. Yöntem: Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde okuyan ve akıllı cep telefonu bulunan 200 öğrenci çalışmamıza dahil edildi. Çalışmaya katılan tüm bireylere sosyodemografik veri formu, akıllı telefon bağımlılığı ölçeği, erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite ölçeği, beck depresyon ölçeği ve Pitssburgh uyku kalitesi indeksi uygulandı. Veriler yüzdelik ve istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınanların yaş ortalaması 23,26±2,22, Katılımcıların %57,5'i 15-20 yaş aralığında ilk telefonlarını edinmişlerdi. % 67,5'i telefonu internet erişimi amacı ile kullanıyordu. Bunların %73,0'ı da sosyal ağ içindi. Kadınlarda erkeklere göre BDÖ skorlarında anlamı fark bulundu (p= 0,047). ATBÖ'ye göre katılımcıların % 32'si bağımlıydı. PSQI'ya göre de % 51,5'da uyku kalitesi kötüydü. ATBÖ'ye göre bağımlı olan grupla olmayanlar arasında BDÖ, ASRS ve PSQI skorlarında anlamlı fark bulunmadı. ASRS'ye bakıldığında DEHB olanlarda, olmayanlara göre BDÖ ve PSQI skorları anlamlı derecede fazla bulundu (cf 0,036, p= 0,05). BDÖ'ye baktığımızda Depresyon olanlarda, olmayanlara göre ASRS ve PSQI anlamlı derecede yüksek bulundu (p= 0,001, p< 0,001). PSQI'ya bakıldığında uyku kalitesi kötü olanlarda, olmayanlara göre ASRS ve BDÖ skorları anlamlı derecede yüksek bulundu (p= 0,001, p< 0,001). ATBÖ ile ASRS arasında hafif düzeyde pozitif korelasyon, ASRS ile BDÖ ve PSQI arasında orta düzeyde pozitif korelasyon, BDÖ ile PSQI arasında orta düzeyde pozitif korelasyon tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızda tıp fakültesi öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığı olanlar ile olmayanlar arasında Depresyon, DEHB ve Uyku kalitesi arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptayamadık. Anahtar kelimeler: Akıllı cep telefonu bağımlılığı, depresyon, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, uyku

Akıllı telefonlarBağımlılıkCep telefonu+6
Bilge Uzun
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesi tıp fakültesi öğrencilerinde sosyal medya bağımlılık düzeyi ve beden kitle indeksi arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışmada bir üniversite hastanesi tıp fakültesi öğrencilerinde sosyal medya bağımlılık düzeyinin beden kitle indeksi (BKİ) ve diğer parametreler ile ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte olan bu araştırma Şubat-Mart 2023 tarihleri arasında Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gören klinik öğrencilerinin (4. 5. ve 6. sınıf) dahil edilmesi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların genel özellikleri ve Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (SMBÖ) skorları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya katılan 190 öğrencinin %63,7'si kadındı, yaş ortalaması 23,57 ± 1,33 yıl, BKİ ortalaması 23,50 ± 3,82 kg/m2 idi. Öğrencilerin %7,9'u her gün fiziksel aktivite yaptığını belirtti. Kişilerin %89,5'i geceleri ortalama ≤8 saat uyuduğunu, %12,6'sı haftanın her günü fast-food tükettiğini belirtti. Öğrencilerin SMBÖ puan ortalaması 92,67 ± 29,97 idi. Öğrencilerin SMBÖ puanı ile BKİ değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde korelasyon ilişkisi saptanmadı (p>0,05). Tek değişkenli analizlerde istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanan ve SMBÖ maddelerinde yer almayan parametrelerin SMBÖ toplam puanı ile ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapılan çok değişkenli lineer regresyon analizi sonuçlarına göre, kişilerin fast-food tüketim sıklığının artışının (p = 0,011), sosyal medyayı arkadaşlarının yaşamını incelemek amacıyla kullanmasının (p<0,001) ve sosyal medyayı tanınmak ve popüler olmak amacıyla kullanmasının (p = 0,019) SMBÖ puan artışında etkili olan bağımsız faktörler olduğu belirlendi. Diğer parametreler ise SMBÖ skor artışında etkili değildi (p>0,05). Sonuçlar: Çalışmamızda sosyal medya bağımlılık düzeyi ile BKİ arasında anlamlı düzeyde bir ilişki saptanmadı. Ancak BKİ artışı ile ilişkili olduğu bilinen fast-food tüketimi ile sosyal medya bağımlılığı ilişkili bulunmuştur. Bu konuda yapılacak daha ileri çalışmalarla sosyal medya bağımlılığı ile BKİ arasındaki ilişki daha detaylı olarak ortaya konabilir.

BağımlılıkSosyal medya bağımlılığıTıp eğitimi+3
Seda Baran Öztürk
Hitit University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde depresyon ve anksiyete ile irritabl barsak sendromu arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Çalışmamızda Tıp Fakültesi Öğrencilerinde anksiyete ve depresyon düzeyleri ile İBS belirtileri arasındaki ilişkiyi değerlendirerek anksiyete ve depresyon düzeyleri ile aynı öğrencilerde gözlenen İBS bulguları arasındaki ilişkiyi analiz etmeyi amaçladık. Katılımcılara demografik verileri (yaş, cinsiyet, bulunulan sınıf, medeni durum ve ekonomik durum), klinik özellikleri (Kronik hastalık öyküsü, ilaç kullanma öyküsü, psikiyatrik hastalık öyküsü ve ailede İBS öyküsü), dışkılama alışkanlıkları, Beck depresyon ölçeği ve Beck anksiyete ölçeğini içeren anket online yöntem ile uygulandı. Sonuçları veri işleme formuna kaydedilerek analiz edildi. Elde ettiğimiz verilere göre tıp fakültesinde okuyan öğrencilerin ortalama yaşı 21,3±2,2 yıl ve kadın cinsiyet oranı %57,9'dur. Ailede İBS öyküsü olanların oranı %7,6 olarak saptandı. Katılımcıların %24,5'inde İBS varlığı tespit edildi. Ayrıca katılımcıların %65,5'inde klinik olarak değişen seviyelerde depresyon ve %68,8'inde ise yine klinik olarak değişen seviyelerde anksiyete varlığı tespit edildi. İrritabl barsak sendromu gelişmesi üzerinde etkili demografik verilerin yaş ve cinsiyet olduğu gözlendi (sırasıyla p=0,031 ve p=0,018). Kronik hastalık öyküsü, ailede İBS öyküsü, sürekli kullanılan ilaç öyküsü ve psikiyatrik hastalık öyküsü varlığında İBS görülme sıklığının arttığı saptandı (sırasıyla p=0,024, p=0,001, p=0,036 ve p=0,001). Depresyon ve anksiyete şiddeti arttıkça İBS görülme oranlarının da yükseldiği saptandı (p=0,001) Çalışmamız sonucunda tıp fakültesi öğrencilerinin İBS, depresyon ve anksiyete açısından taranması ve anksiyete ve depresyon saptananların ise İBS açısından ayrıca değerlendirilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Bu konuda farkındalığın yüksek seviyede tutulması ve tıp fakültesinde eğitim hayatı boyunca bu durum ile ilgili eğitimler verilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Depresyon, İrritabl Barsak Sendromu, Öğrenci, Tıp Fakültesi

AnksiyeteDepresyonTıp eğitimi+2
Tansu Sıvakcıgil
Gaziantep University
2023
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde yeme tutumu ile depresyon ve yaşam doyumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Amaç: Bu araştırmada tıp fakültesi öğrencilerinin yeme tutumu düzeylerinin ve yeme tutumu bozukluklarına eşlik eden sosyodemografik veriler ile depresyon ve yaşam doyumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Kesitsel tipte yapılan bu araştırmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinden 339 öğrenci dahil edilmiştir. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Yeme Tutumu Testi (YTT-40), Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS 22.0 programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare analizi, Shaphiro Wilk, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis ve Dunn, Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Öğrencilerin 198'i (%58,4) kadın, 141'i (%41,6) erkektir. YTT-40 puan ortalaması 17,21 ± 9,82, BDE puan ortalaması 16,24 ± 11,1, YDÖ puan ortalaması 14 ± 4,32 olarak belirlenmiştir. Cinsiyet, yaş, BKİ, akademik başarı düzeyi, aile gelir durumu, kalınan yer, kronik hastalık, sigara, alkol kullanımı, egzersiz yapma durumu, uykuya dalma güçlüğüne göre YTT-40, BDE ve YDÖ puanlarının karşılaştırılması incelenmiş, BKİ, depresyon düzeyi, uykuya dalma durumuna göre YTT-40 puanları arasında, akademik başarı düzeyi, sigara kullanımı, uykuya dalma durumuna göre BDE puanları arasında, aile gelir durumu, akademik başarı düzeyi, sigara kullanımı, uykuya dalma durumuna göre YDÖ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Ölçekler arasındaki ilişki değerlendirildiğinde, YTT-40 ile BDE puanları arasında pozitif korelasyon, YTT-40 ile YDÖ ve BDE ile YDÖ arasında negatif korelasyon olduğu saptanmıştır. Sonuç: Yeme tutumu sorunlarının sadece fiziksel sağlıkla ilişkili olmadığını, aynı zamanda psikoloji ve yaşam kalitesi açısından da önemli sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir. Yeme tutumu bozukluğu ile ilgili eğitim ve koruyucu tedbirlerin alınması, hastalık oluşmuşsa tedavinin sağlanması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Beck Depresyon Envanteri, Depresyon, Tıp Öğrencileri, Yeme Tutumu, Yaşam Doyumu

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme durumu+6
Keziban Çayır
Gaziantep University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kişilik özelliklerine bağlı olarak hemşirelik ve tıp fakültesi son sınıf öğrencilerinin seçeceği uzmanlık alanlarının belirlenmesi

Kariyer seçimi bir insanın hayatı boyunca vereceği en önemli kararlardan biridir. Kişiliğine uygun kariyer planlaması ülkemizde nadir uygulanan bir durumdur. Bu çalışmanın amacı, hemşirelik ve tıp öğrencilerinin uzmanlık alanı seçimi ile kişilik özellikleri arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Çalışma Çukurova Üniversitesinde 95'i hemşirelik, 107'si tıp fakültesi son sınıf öğrencisine beş faktör kişilik envanteri uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin demografik özellikleri ve seçecekleri uzmanlık alanları anket formu ile belirlenmiştir. Çalışmak istedikleri uzmanlık alanları 3 seçenekli yanıt ile belirlenmiştir (kesinlikle evet, olabilir, kesinlikle hayır). Sosyal yönelim, düşünsel yönelim ve odaklanma toplam puan ortalamaları hemşirelik öğrencilerinde tıp öğrencilerine göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (sırası ile p=0,05, p=0,005, p=0,001). Kesinlikle dahili branşları tercih oranı %37,6 (n=76), cerrahi branş %45,6 (n=94), laboratuar bilimleri %31,7 (n=64), koruyucu hekimlik %7,9 (n=16) psikiyatri %15,8(n=32) olarak saptanmıştır. Cerrahi branşları tercih etmek isteyenlerin duygulanım, uzlaşma, sosyal yönelim ve odaklanma puanları istemeyenlere oranla anlamlı olarak yüksek bulunurken, düşünsel yönelim puanları anlamlı fark göstermemiştir. Dahili branşları tercih edenlerin etmeyenlere oranla sosyal yönelim puanları daha düşük olarak saptanırken odaklanma puanları daha yüksek olarak belirlenmiştir (p=0,05 ve p=0,02). Psikiyatri alanını tercih edenlerin etmeyenlere oranla duygusal yönelim puanları düşük iken sosyal yönelim ve düşünsel yönelim puanları anlamlı olarak yüksek olarak saptanmıştır (p=0,01, p=0,05, p=0,001). Uzmanlık alan seçimi konusunda karar vermiş olan öğrencilerin genellikle karakter özelliklerine uygun branşlar seçme eğiliminde olduğu, buna karşılık son sınıf öğrencileri olmalarına rağmen çoğunun alan seçimi konusunda kararsız olduğu gözlenmiştir. Öğrencilerin kişilik özelliklerine uygun alan seçebilmelerinde, kişilik envanteri kullanılarak kariyer planlaması danışmanlığı verilmesi faydalı olacaktır.

DoktorlarHemşirelerHemşirelik+7
Ferda Boroğlu Yatangaç
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde boyun kas dayanıklılığının ve fiziksel performansın araştırılması

Bu çalışma genç populasyon olarak seçilen Tıp Fakültesi öğrencilerinde servikal derin fleksör kas enduransı ile ağrı, eklem hareket açıklığı, servikal fiziksel performans, fonksiyonel düzey ve yaşam şekli arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 18-22 yaşları arasındaki 81(%43,8) kız ve 104(%56,2) erkek öğrenci katılmıştır. Klinik endurans testi ile servikal derin fleksör endurans değerlendirmesi, CROM cihazı ile servikal eklem hareket açıklıkları ve baş postürleri ölçümü, servikal PILE test ile servikal fiziksel performans değerlendirmesi yapılmıştır. Ayrıca Vizuel Analog Skalası(VAS) ile ağrı düzeyi ve Boyun Dizabilite İndeksi ile de fonksiyonel düzey seviyesi değerlendirilmiştir. Değerlendirmede masa başında geçirilen süre ve fiziksel aktivite düzeyleriyle ilgili sorularla yaşam şekilleri sorgulanmıştır.Kızlarda ve erkeklerde endurans süresi, postür ölçümleri, eklem hareket açıklıkları, dizabilite skoru ortalamaları anlamlı olarak farklı bulunmuştur.(p<0,05). Ağrılı ve dizabilitesi olan grupta endurans süresi anlamlı düzeyde az bulunmuştur.(p<0,05). Masa başında geçirilen süre arttıkça kızlarda endurans süresinin anlamlı düzeyde azaldığı(p<0,05) görülmüştür. Kızlarda ve erkeklerde aktivite düzeyi arttıkça endurans süresinin ve servikal fiziksel performans komponentlerinin arttığı gözlenirken, endurans süresiyle eklem hareket açıklıkları arasında zayıf düzeyde korelasyon bulunmuştur. Endurans süresi ile PILE test arasında kızlarda zayıf, erkeklerde ise orta düzeyde korelasyon olduğu görülmüştür. Kızlarda ve erkeklerde servikal fiziksel performansın aktivite düzeyi ile ilişkili olduğu gözlenirken, endurans ve servikal fiziksel performans komponentlerinin antropometrik ölçümlerle arasında zayıf korelasyon olduğu saptanmıştır.Sonuç olarak servikal derin fleksör kas enduransının ağrı, fonksiyonel düzey, eklem hareket açıklığı, servikal fiziksel performans ve yaşam şekli ile ilişkili olduğu görülmüştür. Elde edilen verilerin genç popülasyonda yapılacak performans ve endurans egzersiz programları ile ilgili çalışmalara ışık tutacağı sonucuna varılmıştır.Anahtar Sözcükler: Servikal derin fleksör kas enduransı, PILE test, CROM cihazı, Boyun Dizabilite İndeksi, VAS.

AğrıBoyun kaslarıEklemler+2
Gökşen Aydemir
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinin sosyal sorunlarını çözme yaklaşım ve tarzlarının belirlenmesi ve yöneldikleri davranışlarla ilişkisi

Amaç: Tıp öğrencilerinin sorun çözme yaklaşımlarının, sorun çözme tarzlarının ve bir sorunla karşılaştıklarında yöneldikleri aktivitelerin saptanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışma grubunu, 2013-2014 öğretim yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin, 1. , 4. ve 6. sınıflarında öğrenim gören 495 (%76,1) öğrenci oluşturdu. Tarafımızdan oluşturulan bir anket ile Sosyal Sorun Çözme Envanteri-Kısa Formu kullanıldı. Alt ölçeklerden Soruna Olumlu Yaklaşım ve Rasyonel Sorun Çözme sosyal problem çözmede işlevsel yaklaşımı; Soruna Olumsuz Yaklaşım, Dikkatsiz/Dürtüsel Tarz ve Kaçınan Tarz ise işlevsel olmayan yaklaşımı temsil etmektedir. Bulgular: Yaş ortalaması 20,8±3,1 (16-46) olan öğrencilerin % 53,9'u erkekti. Sorun çözme becerileri orta düzey puan ortalaması 62,4±11,9 olarak değerlendirildi. Alt ölçeklerden Soruna Olumlu Yaklaşım, Dürtüsel ve Kaçıngan Tarz puan ortalamalarının erkeklerde daha yüksek olduğu (p<0,05); yaş ve sınıf arttıkça dürtüsel ve kaçıngan eğilimin anlamlı olarak azaldığı saptandı (p<0,05). Öğrencilerin bir sorunla karşılaştıklarında genellikle tercih ettikleri aktiviteler; arkadaşlarla (% 57), özel kişilerle (% 54,1) ve aileyle (% 53,6) görüşme, uyuma (% 53,5) ve yemek yeme (% 52,8) olarak belirlendi. Bazı öğrencilerin, sigara (%10,3), alkollü içki (% 6,4) ve madde kullanmak (% 1,0) gibi davranışlara yöneldikleri saptandı. İnternette amaçsızca gezinme, saldırganlık ve şiddet içeren davranışlarda bulunma, odaya/eve kapanma, kişisel hata ve başarısızlıkları sürekli düşünme, şans oyunları oynama, tırnak yeme, saç yolma gibi davranışlarda bulunma aktivitelerini tercih edenlerin toplam puanlarının anlamlı olarak düşük olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç: Bulgularımızın, geleceğin hekimleri ve rol-modelleri olan tıp öğrencilerinin sorun çözme becerilerinin orta düzeyden, iyi veya çok iyi düzeye çıkarılabilmesi açısından yol gösterici olacaktır. Anahtar kelimeler: Tıp, Öğrenci, Sosyal Sorun Çözme

DavranışProblem çözmeProblem çözme becerisi+3
Emel Yiğit
Çukurova University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova üniversitesi Tıp fakültesi öğrencilerinin obeziteye ilişkin inanç tutum ve önyargılarının değerlendirilmesi

Amaç: Fakültemizdeki eğitimlerinin başında ve sonunda olan hekim adaylarının obeziteye yönelik, inanç, tutum ve önyargılarını ve bireysel özellikleriyle ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evreni fakültemizin birinci ve altıncı sınıf öğrencileriydi. Veri toplamak için, sosyodemografik bilgi formu, Obez Bireyler Hakkında İnanç, Tutum ve GAMS-27 obezite önyargı ölçekleri kullanıldı. Ayrıca boy ve ağırlıkları, obezite öyküleri, beden algıları, cinsiyete dair obezite yargıları, kiloya yönelik ayrımcılık deneyimleri, meslektaşlarına dair izlenimleri ve kendi tutumlarını nasıl değerlendirdikleri soruldu. Bulgular: Araştırmaya birinci sınıftan 170 (%58), altıncı sınıftan 149 (%71) öğrenci katıldı. Birinci sınıf öğrencilerinin BAOP puan ortalamaları altıncı sınıftakilerden anlamlı olarak yüksekti (p=0,037). ATOP puanları benzerdi. Öğrencilerin obez hasta görme sıklıkları, yaşları ile BAOP arasında zayıf pozitif korelasyon bulundu (sırasıyla r=0,229, r=0,164). Birinci derece akrabalarında obezite olanların BAOP ve ATOP puanları anlamlı olarak yüksek bulundu (sırasıyla, p=0,048, p=0,033). Öğrencilerin hastalara görüşme için ayırdıkları süre, obezlere önyargılı davranan meslektaşlarına şahit olma durumuyla ATOP puanları arasında anlamlı ilişki bulundu (sırasıyla p=0,019, p=0,005) Öğrenciler kilo sorunu olan hastalarına BKİ yüksekliği, kilo sorunu, obezite ve aşırı kilolu terimlerini daha çok tercih ettiklerini ifade ettiler. Öğrencilerin %80'den fazlası obez bireylerin aşırı yediğini, egzersiz yapmadığını, yiyecek bağımlısı olabileceğini, sağlıksız olduklarını ve çekici olmadıklarını ve obez bireylere önyargılı yaklaşan meslektaşlarına şahit olduğunu belirtti. Sonuç: Öğrencilerimiz obez bireylere yönelik nötr tutumlara sahiptir. Ayrıca altıncı sınflarda daha güçlü olmak üzere obezitenin obez bireylerin kontrolünde olduğuna dair inançlara sahiptirler. Geleceğin doktorlarının obez bireylere yönelik daha olumlu inanç ve tutumlara sahip olması için gerekli girişimler konusunda daha ileri araştırmalar yapılması önerilir. Anahtar kelimeler: Obezite, önyargı, tıp fakültesi öğrencileri

ObeziteTutumlarÖnyargı+2
İsmail Ekiz
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Adnan Menderes Üniverstesi Tıp Fakültesi 1. sınıf ve 6. sınıf öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Yeterli ve dengeli bir beslenme ile sağlığın korunması, geliştirilmesi mümkündür. Ülkemizde yetersiz ve dengesiz beslenme büyük bir toplumsal sorundur. Özellikle gençlerin beslenme alışkanlıkları ile ilgili araştırmalarda, çok ciddi sorunların yaşandığı bilinmektedir. Bu çalışmada, tıp fakültesi öğrencilerinin beslenme bilgilerini, beslenme alışkanlıklarını ve beslenme konusundaki problemlerini ortaya koymak ve tıp fakültesi eğitiminin beslenme bilgi düzeyine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Tanımlayıcı tipteki araştırmamız Ağustos 2019 ile Aralık 2019 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenci 1.sınıf ve 6.sınıf toplam 280 katılımcı ile yüz yüze anket yöntemiyle uygulanarak yürütülmüştür. Anketimiz sosyodemografik bilgileri sorgulayan 15 soru ve beslenme alışkanlıklarını sorgulayan 29 sorudan oluşmaktadır. Bulgular: Çalışmaya katılanların %51,60'ı (n=145) erkek, %67,62'si (n=190) 1.sınıf öğrencisiydi. Öğrencilerin yaş ortalaması 20,44±2,60 yıldır. 6.sınıfların VKİ ortalaması (22,75±3,37) 1.sınıflara göre (21,79±3,25) daha yüksekti (p:0,014). Düzenli kahvaltı alışkanlığı olanların oranı 1.sınıflarda (%61,05), 6.sınıflara göre (%42,86) daha yüksekti (p:0,012). Kahvaltıda peynir, zeytin, yumurta vb. besin tüketenlerin oranı, 1.sınıflarda (%73,51) 6.sınıflara göre (%36,47) daha yüksektir (p<0,001). Spor veya egzersiz yapma oranı, 1.sınıflarda (%45,56) 6.sınıflara göre (%32,97) daha fazlaydı (p:0,031). 1.sınıflarda spor yapılan gün sayısı (3,14±1,56) 6.sınıflara göre (2,36±1,50) daha fazlaydı (p:0,010). Sonuç: Bu sonuçlar değerlendirildiğinde; tıp fakültesi öğrencilerinde eğitim seviyesi ile yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları doğrudan bir ilişki olduğu tespit edilemedi (?). Eğitim seviyesi artmasına rağmen 6. sınıf öğrencilerinde sağlıksız beslenme alışkanlıklarının ve sedanter yaşam tarzının daha ön planda olduğu görülmektedir. Bunun nedeninin ise, tıp fakültesinin yorucu ve stresli ortamı ve öğrencilerde bilgi eksikliğinden kaynaklanabileceği düşünülmekte ve bu konuda çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. 6.sınıflarda günlük içilen çay miktarı (3,54±2,86) 1.sınıflara göre (2,34±1,71) daha fazlaydı (p<0,001). 6.sınıflarda günlük içilen kahve miktarı (2,42±1,58) 1.sınıflara göre (1,71±,95) daha fazlaydı (p:0,001). Anahtar Kelimeler: beslenme, egzersiz, öğrenci, sedanter, tıp

AydınBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+6
İbrahim Halil Çetin
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde nargile kullanımı ve tercih nedenleri

Giriş ve amaç: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinde, sağlık açısından ciddi tehlike oluşturan ve kullanımı giderek artan nargilenin içilme sıklığını, nedenlerini ve nargilenin yaygınlaşmasına neden olan faktörleri tanımlamayı amaçladık. Ayrıca çalışmamızın hekim adaylarının nargile kullanımlarıyla ilgili durumlarını ortaya koymak açısından bir örnek teşkil etmeyi amaçlıyoruz. Gereç ve yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı tipte, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 2019-2020 eğitim-öğretim yılında öğrenim gören bütün öğrencilerin evrenini oluşturduğu bir çalışmadır. Öğrencilerin, sosyodemografik özellikleri, nargile kullanım davranışları ve sigara içme davranışlarıyla ilgili soruların yer aldığı 3 bölüm ve 23 sorudan oluşan yapılandırılmış soru formu kullanılmıştır. Fakülteye giderek öğrenciler araştırma hakkında bilgilendirmiş ve araştırmaya katılmayı kabul eden öğrencilere form uygulanmıştır. Veriler IBM SPSS 18.0 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler, sayı, yüzde, ortalama, +- standart sapma (min, max değerleriyle) verilmiştir. İstatistiksel analizde kategorik verilerin değerlendirilmesi için 2x2 tablolarda pearson chi-square, daha çok gözlü tablolarda çok gözlü chi-square testi kullanılmıştır. Tip 1 hata değeri %5 olarak değerlendirilmiş olup, p değer< 0,05 olması halinde anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 978 öğrenci katılmıştır. Katılanların yaş ortalaması 20,95 ± 1,83 yıl (17-27) olup %49,7'si kadın, %50,3'si erkektir. Öğrenciler çoğunlukla evde arkadaşıyla ve öğrenci yurdunda yaşıyordu. Öğrencilerin %70,8'i (n=692) nargile içmediğini söylerken, %13,2'si (n=129) içtiğini, %16,1'i (n=157) bazen içtiğini söylemiştir. Yılda birkaç kez nargile içen, nargile içmek için kafeleri tercih eden ve nargileyi aromalı içmeyi tercih eden öğrenci sayısı çoğunluktaydı. Öğrenciler ortam, arkadaş ortamı ve zevk için nargileyi tercih ederken, arkadaş etkisi, hoşa gitme nedeniyle ve merak ettikleri için nargile başlamışlardı. Yarısında fazlası nargile içmeyi bırakmayı düşünmüyordu ve ailesi nargile içtiklerini bilmeyenlerin sayısı daha fazlaydı. Nargilenin zararlı olduğunu söyleyenlerin sayısı yüksek oranlardayken %57,5'i nargilenin sigaradan daha zararlı olduğunu ve daha da fazlası nargilenin bağımlılık yaptığını söyledi. Nargilenin bulaştırdığı hastalıklarda, solunum yolu hastalıkları en çok işaretlenmişti ve sonra tüberküloz seçilmişti. Çalışmaya katılanların %61,5'i hiç sigara içmemişken %30,7'si aktif olarak sigara içiyordu. Sınıf bazında nargile içme durumlarında anlamlı fark yoktu. 6. sınıf öğrencilerinin nargileye başlama sebeplerinde stres faktörünü seçmeleri ve ailelerinin sigara içimine karışmıyor olması anlamlı bulunmuştu. 1. ve 2. sınıf öğrencileri nargilenin sigaradan daha az zararlı bulmaları diğer sınıflara göre anlamlı yüksekti. Sınıf düzeyi arttıkça nargilenin hastalık bulaştırdığını söyleme, nargilenin bulaştırdığı hastalıklardaki bilgi durumu ve nargilenin bağımlılık yaptığını söylemeleri anlamlı olarak artıyordu. Cinsiyet bazında erkekler daha çok nargile içiyordu ve nargileye içimine ayırdıkları süre daha fazlaydı. Kadınlar nargilenin sağlığa zararlı olduğunu, nargilenin hastalık bulaştırdığını ve bağımlılık yaptığını söylemeleri erkeklere göre anlamlı olarak daha fazlaydı. Yine nargile içimine benzer olarak erkekler daha fazla sigara içiyordu. Evde arkadaşı ile kalanların nargile içme oranı diğer yaşanılan yerlere göre daha yüksekti. Nargileye başlama ve tercih nedenlerinde, evde yalnız yaşayanlar arkadaş ortamını anlamlı olarak daha yüksek seçmişlerdi. Evde ailesi ile yaşayanların nargileyi bırakma oranları daha fazlaydı. Nargile ve sigara karşılaştırmasında, sigara içenlerin nargile içme oranı yüksek saptanırken, sigara içilen yıl sayısı ve günlük içilen sigara miktarı arttıkça nargile içme oranının artması istatiksel olarak anlamlı bulundu. Sonuç: Tıp fakültesi öğrencilerinde nargile içme durumu ve ilişkili faktörleri incelediğimiz araştırmamızda, nargile içimi ile sigara içimi arasında doğrusal bir ilişki mevcuttu. Nargile içimi, erkeklerde daha yüksekti ve ilerleyen sınıfla birlikte değişmemekteydi. Ancak bu durumla çelişkili olarak ileri sınıf öğrencileri, nargilenin zararı, hastalık bulaştırıcılığı, bulaştırdığı hastalık türleri ile ilgili daha çok bilgi sahibiydi. İleri sınıfların bilgisi daha fazla olmasına rağmen nargile içmeye devam ediyorlardı. Nargileye başlama nedenleri arasında arkadaş ve stres faktörü öne çıkmaktaydı. Arkadaşıyla ve yalnız yaşayanlarda nargile içme oranı daha yüksek, ailesiyle yaşayanlarda ise nargileyi bırakma oranı daha yüksekti. Toplumumuzda nargile kullanım sıklığı artmaktadır. Tütün karşıtı propagandaların sadece sigaraya değil, nargile ve diğer tüm tütün ürünlerine karşı genişletilmesi gerekmektedir. Çünkü nargile ve sigara birlikteliğinin güçlü olduğu görülmektedir. Çalışmada da görüldüğü üzere nargilenin içindeki aroma, nargile içiminde bir tercih unsurudur. Bu nedenle aromalı nargileye yönelik tedbirlerin alınması gerekmektedir. Nargilenin de bir tütün ürünü olduğu ve bağımlılık yaptığı bilinmelidir. Gençler arasında içilme oranı arttığı için, özellikle ailelerin ve toplumun, nargilenin vermiş olduğu zararlar hakkındaki bilgilendirilmeleri ve bu konuda farkındalığının artırılması önemlidir.

AydınNargileNikotin+4
Oğuzhan Zor
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin sağlık anksiyete düzeylerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile ilişkilendirilmesi

Amaç: Üniversite yaşamı, sadece mesleki eğitimin alındığı değil, bireylerin kişilik gelişiminin temellerinin atıldığı, sağlık davranışlarında da yeni kazanımların olduğu bir süreçtir ve öğrencilerin sağlığın korunması ve sürdürülmesine yönelik sağlıklı yaşam biçimi davranışları bu dönemde şekillenmektedir. Geleceğin sağlık profesyonelleri olan tıp fakültesi öğrencilerinin sağlık alanındaki tutum ve davranışları öncelikle kendilerini, ileriki yaşamlarında da ailelerini ve toplumu etkileyebilme potansiyeli açısından önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin sağlık anksiyete düzeylerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarıyla ilişkisini incelemek ve bunlara etki eden faktörleri değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini; 2018-2019 eğitim öğretim yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde eğitim görmekte olan toplam 1886 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmaya 319 öğrenci dahil edilmiştir. Öğrenciler, 24 soruluk Sosyodemografik Veri Formu, 18 sorudan oluşan Sağlık Anksiyetesi Envanteri (kısa versiyon) ve 48 sorudan oluşan Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği'ni (SYBDÖ) doldurmuşlardır. Toplanan veriler SPSS 23.0 paket programı aracılığıyla analiz edilerek değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 319 öğrencinin % 58,9'u kadın, % 41,1'i erkek olup öğrencilerin yaş ortalaması 21,5±2,1 yıldır. Öğrencilerin Sağlık Anksiyetesi Envanteri (kısa versiyon) puan ortalaması 17,6±6,2 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin, kendi sağlık durumlarını değerlendirmeleri ile sağlık anksiyetesi arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (p=0,001). Öğrencilerin Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYDBÖ) toplam puanı ise 192 puan üzerinden ortalama 120,1±18,1 olarak orta düzeyde bulunmuştur. Alt boyut puan ortalamaları, sırasıyla, kendini gerçekleştirme 35,9±5,9, sağlık sorumluluğu 21,7±4,9, fiziksel aktivite 9,7±3,6, beslenme 15,2±3,6, kişilerarası ilişkiler 20,3, stres yönetimi 17,3 olarak saptanmıştır. Erkek öğrencilerin SYBDÖ toplam puanları ve Sonuç: Çalışmamıza katılan öğrencilerin sağlık anksiyetelerinin yüksek düzeyde olmadığı, orta düzeyde sağlıklı yaşam biçimi davranışlarında bulundukları sonucuna ulaşılmıştır. Sağlık anksiyete düzeyi artan öğrencilerin, daha az sağlıklı yaşam biçimi davranışında bulunduğu gözlenmiştir. Öğrenciler sağlığın korunması ve geliştirilmesi konusunda bilinçlendirilmeli, kendi sağlık sorumluluğunu alıp güçlenmesi konusunda mümkün olduğunca desteklenmelidir. Anahtar Kelimeler: Sağlık anksiyetesi, Sağlıklı yaşam, Tıp Fakültesi, Öğrenci, Aile Hekimliği

Aile hekimliğiAnksiyeteSağlık+3
Özge Orhan
Çukurova University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik ve tıp öğrencilerinin el hijyeni inanç, el hijyeni uygulamaları ve izolasyon önlemlerine uyumlarının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada amaç, hemşirelik bölümü ve tıp fakültesi öğrencilerinin el hijyeni inanç, el hijyeni uygulamaları ve izolasyon önlemlerine uyumlarının karşılaştırılması ve bu bilincin eğitimleri sırasında ne derecede kazandırılabildiği sorusuna ışık tutmaktır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki araştırma, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 2,3 ve 4. sınıflarından 217 ve Tıp Fakültesi 4 ve 6. sınıflarından 94 öğrenci ile yürütüldü. Araştırmada veriler Öğrenci Tanılama Formu, El Hijyeni İnanç Ölçeği ile El Hijyeni Uygulamaları Envanteri ve İzolasyon Önlemlerine Uyum Ölçeği ile toplandı. Verilerin istatistiksel analizinde demografik özellikleri tanımlamak için sayı yüzde dağılımı, demografik özellikler ile ölçek ortalama puanları arasındaki ilişkinin değerlendirmesinde her üç ölçek için Kolmogorov Siminov testi (p değeri=0,000) Mann Whitney U testi ve Kruskall Wallis testi kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 21,85±1,62(18-26) olup büyük çoğunluğu kadındı (%66,2). Öğrencilerin %89,4'ü izolasyon önlemlerinin hastane enfeksiyonlarını önlemede gerekli olduğunu ve %99'u el yıkama alışkanlığının hastane enfeksiyonlarını önlemede etkin olduğunu düşünmektedir. Sonuç: Öğrencilerin hastane enfeksiyonlarını önlemede izolasyon önlemlerine ve el hijyenine uyumlarının yüksek düzeyde olduğu belirlendi. Her iki bölümde de kadın öğrencilerin izolasyon önlemlerine uyumu erkek öğrencilere göre daha yüksek bulundu. Yaş izolasyon önlemlerine uyumu etkilememektedir. Hemşirelik öğrencilerinin hastane enfeksiyonları hakkındaki bilgi düzeyleri arttıkça el hijyenine uyumları artmaktaydı. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik öğrencileri, tıp öğrencileri, el yıkama, hasta izolasyonu

ElEl yıkamaHasta izolasyonu+5
Merve Sakanuz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hekime yönelik şiddetin Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin kariyer seçimindeki etkisi

Amaç: Şiddet; kendine, başka bir bireye veya bireylere yönelik olarak ölüm, ruhsal ve fiziksel yaralanma, güç kullanımı ya da tehdidin kasıtlı olarak uygulanması halidir. Sağlık alanında şiddet ise; hasta, hasta yakınları ya da başka bir kişiden gelen, sağlık çalışanı için tehlike oluşturan sözlü, davranışsal tehdit veya fiziki saldırıdır. Çalışmamızda tıp fakültesi öğrencilerinin hekime yönelik şiddet olgularına yönelik tutumlarının ne yönde şekillendiği ve bu alandaki şiddet olgularının uzmanlık alanı, çalışma ortamı ve gelecek planlarını ne şekilde etkilediği değerlendirilerek sağlıkta şiddet olaylarının tıp fakültesi öğrencilerinin kariyer planları üzerindeki etkilerini göstermek ve alınabilecek önlemlerin tartışılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 01.07.2019-08.10.2019 tarihleri arasında 2019-2020 Akademik Yılı'nda Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gören 983 öğrenciye hazırlamış olduğumuz anket uygulanmıştır. Veriler, paket istatistik programı Statistical Package for Social Sciences (SPSS) 21.0 kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza katılan tıp fakültesi öğrencilerinin %54,9'u kadın, %45,1'inin erkek olduğu, ortalama yaşın 20,83±2,05 olduğu, %23,5'inin birinci dönem öğrencisi olduğu, %32,6'sının ailesinde sağlık çalışanı bulunduğu, %29'unun ailesiyle yaşadığı, %59,9'unun hekim olma idealiyle tıp fakültesini tercih ettiği, %59,7'sinin poliklinikte çalışmak istediği, %65,8'inin dahili branşlarda çalışmak istediği, en çok istenen branşın Kardiyoloji olduğu, %15,9'unun hekime yönelik şiddetle karşılaşmasının bulunduğu, en çok acil serviste şiddet olayı gördükleri, en çok sözel şiddete maruz kaldıkları, %93'ünün alınan önlemleri yetersiz bulduğu saptanmıştır. Ayrıca dönemler ilerledikçe cerrahi branşları tercih etme azalmış, dahili branşlar daha çok tercih edilmeye başlanmıştır. Sonuç: Hekime yönelik şiddet her geçen gün artmakta ve bir halk sağlığı problemine dönüşmektedir. Bu artışa sessiz kalınması doğrudan ve dolaylı olarak hem hekimleri, hem hekim adaylarını hem de tüm toplumu olumsuz yönde etkilemektedir. Bu sorun neticesinde tıp fakültesi öğrencilerinin tercihlerinin belirgin derecede etkilendiği gösterilmiştir. Alınması gereken önlemlerin ve özellikle yeniden düzenlenmesi gereken sistemsel ve hukuki altyapının doğru bir şekilde hayata geçirilmesi ülkemiz adına en sağlıklı seçenek olacaktır. Anahtar Kelimeler: Hekime Yönelik Şiddet, Tıp Fakültesi Öğrencileri, Kariyer Seçimi.

Adli tıpDoktorlarKariyer+4
Muhammed Alp Özdemir
Manisa Celal Bayar University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinde özanlayışın ilişki doyumuna etkisi

Amaç: Bu çalışma, tıp fakültesi öğrencilerinin özanlayış ve ilişki doyumu düzeylerini belirlemeyi ve öğrencilerin özanlayış düzeylerinin ilişki doyumu üzerine etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Bununla beraber, öğrencilerin cinsiyet, sınıf, ailenin ortalama geliri, ailenin tutumu, öğrencinin akademik başarı düzeyi, sosyal ve sportif faaliyetlere katılım durumu ve romantik ilişkileri gibi özelliklerinin özanlayış puanlarına etkisinin araştırılması da amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini; 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Dönem 1, Dönem 3 ve Dönem 6'da eğitim görmekte olan toplam 966 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmaya toplam 298 tıp fakültesi öğrencisi dahil edilmiştir. Öğrenciler, 23 soruluk Sosyodemografik Veri Formu, 24 sorudan oluşan Özanlayış Ölçeği (ÖAÖ) ve 7 sorudan oluşan İlişki Doyumu Ölçeği'ni (İDÖ) doldurmuşlardır. Toplanan veriler SPSS 23.0 paket programı aracılığıyla analiz edilerek değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 298 tıp fakültesi öğrencisinin % 58,1'i (n=173) kadın, % 41,9'u (n=125) erkek olup öğrencilerin yaş ortalamaları 21,812,38 (min=17, maks=27) yıl olarak belirlenmiştir. Çalışmada kullanılan özanlayış ölçeği puan ortalaması 72,40 (min: 27, maks: 113) ve ilişki doyum ölçeği puanı ortalama 29,99 (min: 7, maks: 43) olduğu saptanmıştır. Çalışmamızda kullanılan özanlayış ölçeği ile ilişki doyum ölçeği arasında anlamlı bir korelasyon saptanmamış olup erkek öğrencilerin özanlayış ölçeği ortalama puanlarının, kız öğrencilerin ortalama puanlarına göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur (p=0,023). Çalışmaya dahil edilen öğrencilerin okudukları sınıfları ile özanlayış ve ilişki doyum ölçeği ortalamaları arasında da anlamlı ilişki bulunamamıştır. Çalışmaya dahil edilen öğrencilerin ailelerinin maddi durumu ile ilişki doyum ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı ilişki bulunmazken (p>0,05), özanlayış ölçeği ile anlamlı ilişkili olduğu bulunmuştur (p=0,003). Çalışmaya dahil edilen öğrencilerin yaşadıkları yer ile ilişki doyum (p=0,442) ölçeği ortalamaları arasında anlamlı ilişki bulunmazken (p>0,05), özanlayış ölçeği ile aralarında anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0,041). Öğrencilerin sosyal faaliyetlere ayırdıkları zaman ile ilişki doyum ölçek puanları arasında anlamlı ilişki bulunmazken (p>0,05), sosyal faaliyete haftada 10 saat ve üzerinde zaman ayıran öğrencilerin özanlayış ölçek puan ortalamalarının, sosyal faaliyete haftada 10 saat ve altında zaman ayıranlara kıyasla, anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur (p=0,0001) Sonuç: Özanlayış kavramının; depresyon, anksiyete ve stres, yaşam doyumu, psikolojik iyi oluş, duygusal zekâ, değerler, özgüven ve boyun eğici davranış, sosyal destek ve akademik başarı, psikolojik sağlamlık ve ruminasyon gibi birçok danışma ve eğitim psikolojisi kavramı ile ilişkisi araştırılmıştır. Araştırmaların sonuçlarında bu kavramların özanlayış ile yakından ilişkili olduğu ve özanlayışın bu kavramlar üzerinde yordayıcı etkisi olduğu bildirilmiştir. Özanlayış düzeyinin, ilişki doyumuna etkisini inceleyen bir araştırmaya ise henüz rastlanmamıştır. Özanlayışın ilişki doyumuna etkisi ile ilgili daha çok araştırma yapılmasına ihtiyaç olduğu açıktır. Çalışmamız, bu konuda yapılan az sayıdaki çalışmadan biridir. Anahtar Kelimeler: Özanlayış, İlişki Doyumu, Tıp Fakültesi, Öğrenci, Aile Hekimliği

Aile hekimliğiTıp eğitimiÖz duyarlılık+3
Reyhan Koç
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinin pandemi dönemindeki yaşam tarzları, memnuniyetleri ve sosyal medya bağımlılıkları

Amaç: Bu çalışma, pandemi döneminde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinin sağlıklı yaşam davranışlarını, yaşam doyumlarını ve sosyal medya bağımlılıklarını değerlendirmek ve birbirleriyle ilişkilerini ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi son sınıf öğrencileri araştırmaya çevrimiçi anket yoluyla katıldı. Sosyodemografik Bilgi Formu, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-Yetişkin Formu kullanılarak toplanan veriler istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Ortalama yaş 24.5±1.38 (22-31) idi ve 215 katılımcının %55.8'i kadındı. Katılımcıların 1/3'ünden fazlası ideal beden kitle indeksinin dışındaydı. Her on katılımcıdan birinin kronik bir hastalığı vardı. Sosyal medyada geçirilen ortalama süre 2,7 saatti. Katılımcıların tümü, ortalaması dört olmak üzere birden fazla sosyal medya platformu kullanıyordu. En çok tercih edilen platformlar sırasıyla WhatsApp, YouTube, Instagram ve Twitter oldu. Katılımcılar sosyal medyayı ağırlıklı olarak "olayları ve gündemi takip etmek" amacıyla kullanmışlardır. Katılımcıların 2/3'ünden fazlası pandemi döneminde sosyal medya kullanımının arttığını belirtti. Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-Yetişkin Formu ve Yaşam Doyumu Ölçeği puanları açısından Twitter ve Instagram kullananlar ile kullanmayanlar arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Kendilerini sosyal medya bağımlısı olarak gören katılımcılar diğer gruplarla karşılaştırıldığında sosyal medya bağımlılık puanlarının anlamlı olarak yüksek, yaşam doyum puanlarının ise düşük olduğu görüldü. Katılımcıların sosyal medyada geçirdikleri zamanın sosyal medya bağımlılık puanları ile pozitif yönde orta düzeyde, yaşam doyum puanları ile negatif yönde ilişkili olduğu belirlendi. Kullanılan sosyal medya platform sayısı ile sosyal medya bağımlılığı puanları arasında pozitif yönde zayıf, yaşam doyumu puanları ile zayıf negatif korelasyon vardı. Sosyal medya bağımlılığı puanları ile yaşam doyumu puanları arasında zayıf bir negatif korelasyon bulunmuştur. Sonuç: Pandemi döneminde sosyal medya kullanımının arttığı belirlendi. Ayrıca kendini sosyal medya bağımlısı olarak görenlerin sosyal medya bağımlılık puanları anlamlı olarak daha yüksekti. Sosyal medya bağımlılığı yüksek olanların yaşam doyumu daha azdı. Sağlıklı yaşam tarzı puanları ile sosyal medya bağımlılığı arasında anlamlı farklılık bulunmazken, yaşam doyumu ile pozitif yönde korelasyon saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Sosyal medya, bağımlılık, yaşam doyumu, pandemi, sağlıklı yaşam

BağımlılıkEkran bağımlılığıHasta memnuniyeti+7
Mustafa Gezer
Çukurova University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinin cinsel saldırı mağdurlarına karşı tutumları

Amaç: Çalışmamızda, tıp fakültesi öğrencilerinin cinsel saldırı mağdurlarına karşı davranış, düşünce ve duygusal olarak tutumlarının eğitim hayatları başında ve sonunda olan durumlarının ne yönde geliştiği belirlenerek, aldıkları adli-tıbbi eğitimin hekimlik öncesi bilgi birikimleri ölçülerek literatüre katkı sağlanması hedeflenmektedir. Gereç ve Yöntem: 2021-2022 Akademik Yılı güz dönemi içerisinde Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gören dönem 1 ve dönem 6 sınıflarındaki 370 öğrenciye Cinsel Saldırı Mağdurlarına Karşı Toplumsal Tutum Ölçeği ile hazırlamış olduğumuz demografik veri ve adli-tıbbi değerlendirme sorularını içeren anket uygulanmıştır. Veriler, paket istatistik programı (SPSS) 22.0 kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza katılan tıp fakültesi öğrencilerinin %55,9'unun kadın olduğu, ortalama yaşın 20,83±2,85 bulunduğu, %56,5'inin birinci dönem öğrencisi olduğu, %18,9'unun kendisinin veya yakın çevresinin suç sayılan cinsel amaçlı davranışa maruz kaldığını belirttiği, çalışmaya katılan öğrencilerin Cinsel Saldırı Mağdurlarına Karşı Toplumsal Tutum Ölçeği'ndeki ortalama puanının 95,29 saptandığı, kadınların, 17-22 yaş aralığında olanların ve aylık aile gelir durumu yüksek bulunanların ölçek toplam puan ortalamalarının istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu, katılımcıların %17,3'ünün kendilerine yöneltilen 6 adli-tıbbi sorunun tamamına doğru cevap verdiği belirlenmiştir. Sonuç: Cinsel saldırı mağdurlarının yaşadıkları travma sonrası maruz kaldıkları olumsuz tutumlarla sonu gelmeyen bir problem ortaya çıkmaktadır. Bu sorun özelinde cinsel saldırı mağdurlarına karşı tutum hususunda tıp fakültesi öğrencilerine kazandırılacak olumlu bakış açısı ile adli-tıbbi bilgi düzeyinin de yükseleceği ve mesleki açıdan daha bilgili ve doğru sonuçlara ulaşabilecekleri bir kariyer imkânı oluşacağı kanaatindeyiz.

Cinsel saldırı suçuCinsel suçlarCinsel tutumlar+4
Fatih Turan
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Tıp öğrencilerinin cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar konusundaki davranışsal danışmanlık gereksinimlerinin belirlenmesi

Amaç: Bu çalışmada tıp öğrencilerinin cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar (CYBE) açısından davranışsal danışmanlık gereksinimlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 2021-2022 öğretim yılında öğrenim gören tüm öğrenciler arasından çalışmaya katılmayı kabul edenlere literatür taranarak oluşturulan form ve E-Sağlık Okuryazarlık Ölçeği ile birlikte toplam 55 soruluk anket uygulandı. Bulgular: Yaş ortalaması 21,9±2,7 yıl olan 410 katılımcının %55,9'u kadındı ve %33,6'sının partneri vardı. Öğrencilerin %32,9'unun (n=135) cinsel olarak aktif oldukları, artmış risk açısından değerlendirildiğinde ise son bir yıl içerisinde %4,6'sının kondom kullanmaksızın ilişkide bulunduğu, %10,5'inin kendisinin ya da partnerinin CYBE için test yaptırdığı, %2,9'unun kendisinin ya da partnerinin CYBE tanısı/tedavisi aldığı, %16,8'inin ise üç veya daha fazla partner ile ilişkide bulunduğu saptandı. Cinsel olarak aktif olan öğrencilerin %16,3'ü CYBE konusunda bilgi düzeylerini 'kötü', %45,2'ü 'orta', %38,5 ise 'yüksek' olarak tanımladı. Cinsel aktif olanların %4,5' u bu konuda eğitim almak istemediklerini, %34,1'i broşür, kitap vb., %29,6'sı internet, %45,9'u bireysel eğitim/danışmanlık, %54,1'i ise grup eğitimi/danışmanlık yoluyla eğitim almak istediklerini bildirdi. Katılımcıların %15,9'u bugüne kadar cinsel sağlıkları ile ilgili bir sorun yaşadıklarını bildirdi. E-sağlık okuryazarlık düzeyi 28,1±5,0 olarak hesaplanan katılımcıların %82,9'u internet üzerinden sağlık kaynaklarına erişmenin kendileri için önemli olduğunu, %67,4'ü interneti sağlıkları hakkında karar vermede yararlı bulduğunu, %53,2'si eğer cinsel sağlık sorunu yaşarsa internetten bilgi edinmeyi tercih edeceğini bildirdi. Sonuç: Her üç öğrenciden birinin cinsel aktif olduğu dolayısıyla davranışsal danışmanlık gereksinimi olduğu, tamamına yakınının ise cinsel eğitim/danışmanlık almak istediği bulguları bu konuda uygun girişimlerin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Planlanacak girişimlerde öğrencilerin sağlıkta internet kullanım oranlarının ve e-sağlık okuryazarlık düzeylerinin yüksek olması bulgularının göz önüne alınması önerilir. Anahtar sözcükler: Aile hekimliği, cinsel eğitim/danışmanlık, cinsel yolla bulaşan enfeksiyon, tıp öğrencisi

AdanaAile hekimliğiCinsel danışmanlık+4
Efe Karaali
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tütün kullanım bozukluğu olan tıp fakültesi öğrencileri ve araştırma görevlilerinde craving ile oreksin-leptin düzeylerinin ve mizaç-karakter özelliklerinin ilişkisi

Amaç: Tütün kullanım bozukluğu olan bireylerde tekrarlayan sigara kullanımı, genellikle sigara içmeye karşı duyulan aşırı istek (craving) nedeniyle olmaktadır ve cravingin sigara tüketiminde relapslarda en önemli risk etmeni olduğu dile getirilmektedir. Bu nedenle craving durumunun pekişmesinde etkili olabilecek etmenlerin araştırılması önemlidir. Bu araştırmada tütün kullanım bozukluğu olan bireylerde cravingi etkileyebileceğini düşündüğümüz serum oreksin ve leptin düzeyleri ile mizaç ve karakter özelliklerini incelemeyi amaçladık. Yöntem: Örneklem grubunu, CBÜ Tıp Fakültesi öğrencilerinden ve Hafsa Sultan Hastanesi'nde görevli asistanlardan 80 kişi oluşturmuştur. İlk aşamada bu kişiler ile yapılacak görüşmede DSM-V tütün kullanım bozukluğu kriterleri göz önünde bulundurulmuştur. Kontrol grubu CBÜ Tıp Fakültesi öğrencileri ile Hafsa Sultan Hastanesi'nde görevli asistanlar arasından tütün kullanım bozukluğu grubu ile yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi ve eğitim düzeyi açısından eşleştirilmiş 40 sağlıklı gönüllüden oluşmuştur. Her iki gruba da sosyodemografik ve klinik Bilgi Formu, DSM-IV SCID-I Klinik Versiyonu, Madde Aşerme Ölçeği (MAÖ), Fagerstrom Nikotin Bağımlılık Ölçeği, Cloninger Mizaç ve Karakter Envanteri uygulanmış, plazma öreksin ve leptin düzeylerinin belirlenmesi için kan örnekleri alınmıştır. Bulgular:Sigara içen grupta TCI yenilik arayışı toplam puanı (p=0.003) ve NS3 (p=0.003), NS4 (p=0.002) alt ölçek puanları; sigara içmeyen grupta ise kendini yönetme SD2 (p=0.02), SD5 (p=0.01) alt ölçek puanları ve iş birliği toplam puanı (p=0.001) ve C4 (p=0.002), C5 (p=0.001) alt ölçek puanları daha yüksek bulunmuştur. Sigara içme süresi ile NS3 (p=0.03) ve NS-toplam (p=0.09) puanı arasında pozitif korelasyon saptanmıştır. Sigara içen grubun annelerinin daha fazla sigara içtiği saptanmıştır (p=0.024). Sigara içen grupta plazma oreksin düzeyleri daha düşük bulunmuştur (p<0.001). Her iki grupta da leptin düzeyleri kadınlarda daha yüksek bulunmuştur (sigara içen p=0.002, sigara içmeyen p<0.001).Sigara içen grupta oreksin ile TCI-RD1 (p=0.04) arasında pozitif; sigara içmeyen grupta ise oreksin ile HA4 (p=0.006) ve HA-toplam puanları (p=0.02) arasında negatif korelasyon saptanmıştır. Sigara içen grupta leptin ile TCI-NS2 (p=0.03) pozitif; RD1 (p=0.02) arasında negatif korelasyon saptanmıştır.Plazma oreksin düzeyi sigara içmeyenleri ayırt etmede iyi derecede başarı göstermiştir (p=0.001). Sonuç: Bu çalışmanın sonucu olarak sigara içen ve içmeyen gruplar arasında TCI ölçeği alt gruplarında ve oreksin açısından farklılık saptanmıştır. Bu sonuçlar sigaranın bırakılması sonucu ortaya çıkan craving ile mücadele için yol gösterici olacaktır. Ayrıca Türkiye'de sadece nikotin cravingini değerlendiren bir ölçeğin olmaması bir eksiklik olup, bu alanda çalışma yapılması önemlidir.

AşermeBağımlılıkDoktorlar+7
Kadir Aşçıbaşı
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde Ortoreksiya Nervoza

Amaç: Ortoreksiya nervoza terim olarak, sağlıklı besinlerin tüketimi ile alakalı patolojik fiksasyonun tanımlanması amacıyla kullanılmaktadır. Ortoreksiya nervozanın anoreksiya nervoza, obsesif kompulsif bozukluk, obsesif kompulsif kişilik bozukluğu, bedensel belirti bozukluğu, hastalık anksiyetesi bozukluğu ve psikotik bozukluklar gibi başka ruhsal hastalıklarla bazı fenomenolojik özelliğin paylaştıkları varsayılmaktadır. Bu çalışmada tıp fakültesinde öğretim gören öğrencilerde ortoreksiya nervoza eğilimi ve ilgili etkenlerin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğinde ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlık biriminde yürütülmüştür. Çalışma 2 örneklem grubundan oluşmaktadır: Her 2 gruba Sosyodemografik Veri Formu, ORTO-11 ölçeği, Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi, Ortoreksiya Nervoza Envanteri, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği, Hamilton Anksiyete Derecelendirme Ölçeği uygulandı. Bulgular: Çalışmaya toplam 104 öğrenci ve 104 kontrol olmak üzere 208 katılımcı dahil edildi. Katılımcılardan öğrenci grubunun 55'i kadın (% 52,9) ve 49'u erkek (%47,1) ; kontrol grubunun 59'u kadın (% 56,7) ve 45'i erkek (%43,3) şeklindeydi. Öğrenci grubunda egzersiz, diyet ve sosyal medyada sağlıklı beslenme ile ilgili program takip edilmesi verileri değerlendirildiğinde kadınların sosyal medyada sağlıklı beslenme ile ilgili program takip etmesi erkeklere göre anlamlı olarak yüksek çıkmıştır. (p:0.008) .Öğrenci grubunda Egzersiz ve diyet uygulanması değerlendirildiğinde anlamlı fark görülememiştir. (sırasıyla p:0.734, p:151). Kontrol grubunda egzersiz, diyet ve sosyal medyada sağlıklı beslenme ile ilgili program takip edilmesi verileri değerlendirildiğinde kadınların sosyal medyada sağlıklı beslenme ile ilgili program takip etmesi erkeklere göre anlamlı olarak yüksek çıkmıştır. (p:0.004) Egzersiz ve diyet uygulanması değerlendirildiğinde anlamlı fark görülememiştir. (sırasıyla p:0.072, p:302). Katılımcılara uygulanan ölçeklerin birbiri ile korelasyonu incelendi. Orto-11 ölçeği ile Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL) arasındaki korelasyon anlamlı bulundu. (p:0,001) Ortoreksiya Nervosa Envanteri (ONE) ile Hamilton anksiyete ölçeği arasındaki korelasyon anlamlı bulundu. (p: 0,041) Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL) Alt Ölçekler öğrenci ve kontrol gruplarında ayrı ayrı değerlendirildiğinde; öğrenciler ve kontrol grubu arasında MOKSL toplam puan ve kontrol, yavaşlık alt ölçekleri arasında anlamlı fark gözlenmemiştir. (sırasıyla p:0.381,p:0.380, 0.393) MOKSL temizlik alt ölçeği kontrol grubunda anlamlı olarak yüksek (p:0.022), kuşku alt ölçeğinde kontrol grubu anlamlı olarak yüksek (p:0.001) ; ruminasyon alt ölçeğinde ise öğrenci anlamlı olarak yüksek (p:0.001) olarak saptanmıştır. Sonuç: Ortoreksiya nervozayı etkileyen bazı faktörler, özel bir diyet uygulama, sosyal medyada diyet programı takip etme, sosyal medyada zaman geçirme, sağlık uğraşıları ve sağlıklı beslenme kaygılarıdır. Fiziksel aktivite, sigara kullanımı, ve cinsiyete göre ortoreksiya nervoza eğilimi açısından farklılık yoktu. Obsesif özelliklerin belirginliği, kadınların sosyal medyada diyet programlarının takibi ile ortoreksiya nervoza arasında pozitif yönlü bir ilişki vardı. Anahtar Kelimeler: beslenme ve yeme bozuklukları, sosyal medya, ortoreksiya nervoza, tıp fakültesi öğrencileri,

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme ve yeme bozuklukları+4
Emre Erşahinoğlu
Çukurova University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanlık eğitimi alan hekimlerde yaşam kalitesi ve iş stresi nedenselliği ve etkileşiminin araştırılması

Çalışanların yaşama ve çalışma koşullarına ilişkin sorunların giderilmesi sağlık hizmetinin aksaklıklarının azaltılması açısından önemlidir. Bunun için sağlık çalışanlarının yaşam kalitesini değerlendirmeye yönelik çalışmaların yapılması gerekliliği ortaya çıkmış ve son zamanlarda önemle üzerinde durulmaya başlanmıştır.Bu çalışmada diğer tıp branşlarına göre daha ağır koşullarda çalıştığı öngörülen anestezi uzmanlık öğrencilerinin yaşam kalitesi ve iş stresi ile ilgili verilerin toplanması ve analizi planlanmış; stresi azaltmak ve yaşam kalitesini iyileştirmek için sonraki çalışmalara yol gösterici olabilmek amaçlanmıştır.Bu araştırmanın evreni Ege Bölgesinde Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanlık eğitimi veren kurumlarda eğitim almakta olan uzmanlık öğrencileridir. Katılımcılara tanımlayıcı özelliklerinin sorgulandığı bir anket formu ile Karasek modeli iş stresi ölçeği ve WHOQOL-BREF-TR yaşam kalitesi ölçekleri uygulanmıştır. Bu çalışma için 06/2012 ve 09/2012 tarihleri arasında, Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanlık eğitimi alan hekimlere yüz yüze araştırma hakkında bilgi verilmiş ve çalışma öz yanıtlama anket yöntemiyle uygulanmış, eğitim kurumlarında kurulmuş olan seçim sandığı benzeri sandıklardan belirli aralıklarla anketler toplanmıştır.Ege Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi, İzmir Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi ve Bozyaka Eğitim Araştırma Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Tıpta uzmanlık öğrencileri toplam 111 kişiydi, çalışmamıza 106 kişi katıldı.Elde edilen verilerin istatistiksel analizlerinde karar serbestisi, iş üzerinde kontrol, iş gerilimi ve sosyal destek boyutları yaşam kalitesinin sosyal ve çevresel alanı ile anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur. Bu tek değişkenli sonuca göre yaşam kalitesi iyi olanların düşük düzeyde olanlara göre iş gerilimi puanları daha düşüktür.Aylık 6 ve üzerinde nöbet tutanların fiziksel alan yaşam kalitesi anlamlı oranda düşük bulunmuştur. Bu yaşam kalitesinin fiziksel alanını %16 oranında etkilemektedir.Çalışmamızda yaşam kalitesi tüm alt alanlarında puan ortalamaları literatüre göre Uludağ Üniversitesinde yapılan uzmanlık öğrencileri ve uzmanlarda yaşam kalitesi değerlendirmesindeki tüm hastane uzmanlık öğrencileri puan ortalamasının altında kalmıştır.Çalışmamızda iş stresi tüm alt alanlarda literatürdeki diğer çalışanlara göre daha yüksekti. Çalışmamızda Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanlık öğrencilerinin iş stresinin yüksek oluşu yoğun çalışma saatleri, aylık nöbet sayısının çokluğu, sürekli ağır hastalıklar ve ölümle karşılaşmak, kendilerine gece ve gündüz ihtiyaç duyulması, iş yükü ve ekonomik belirsizlik ve Anesteziyolojinin getirdiği sürekli dikkat ve sorumluluk duygusu olabilir.Çalışmamızda elde edilen sonuçlara göre, iş stresini azaltmak yaşam kalitesini artıracaktır. İş stresi, iş gerilimi yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Oysa karar serbestisi (iş üzerinde kontrol) ve sosyal destek yaşam kalitesini artırmaktadır. Anestezi uzmanlık öğrencilerinin yaşam kalitesini artırmak için iş yükünün azaltılması, işte karar serbestisinin artırılması ve ihtiyaç duydukları sosyal desteğin sağlanması olumlu adımlar olacaktır.

AnesteziAnketlerDoktorlar+4
Mehmet Barış Açıkgöz
Manisa Celal Bayar University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi birinci ve son sınıfa devam eden öğrencilerin beslenme bilgi ve alışkanlıkları üzerine bir araştırma

Bu araştırma Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyan öğrencilerin beslenme alışkanlıkları ve beslenme bilgi düzeylerini saptamak amacıyla 101 birinci sınıf öğrencisi, 174 altıncı sınıf olmak üzere toplam 275 öğrenci üzerinde yürütülmüştür.275 öğrenciye gözlem altında anket uygulanıp, veriler Nisan 2012 - Mayıs 2012 tarihleri arasında toplanmış ve SPSS Windows 15.0 programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Öğrencilerin %46,25'i erkek, %53,75'i kız öğrencilerden oluşmaktadır.Öğrencilerin sınıflarına göre beden kütle indeksi değerlendirildiğinde, birinci sınıf öğrencilerinin %78.7'sinin normal grupta, %9.8'inin fazla kilolu/şişman grupta ve %11.5'inin de zayıf grupta olduğu saptanmıştır. Altıncı sınıf öğrencilerinin %82.2'si normal grupta, %13.9'u fazla kilolu/şişman grupta ve %4.0'ı zayıf gruptadır. Öğrencilerin öğün atladığı ve en çok atlanan öğünün birinci sınıflarda %30,5 ile öğle yemeği, altıncı sınıflarda %20,8 ile sabah kahvaltısı ve öğle yemeği olduğu saptanmıştır. Birinci sınıf öğrencilerinin gün içinde ana ve ara öğün olmak üzere %51,1'inin üç, %16,7'sinin dört, %8,6'sının beş, altıncı sınıf öğrencilerinin ise %60,4'ünün üç, %20,8'inin dört, %5,0'inin beş öğün yemek tükettiği tespit edilmiştir. Birinci sınıfların %38,5'i, altıncı sınıftakilerin ise %55,4'ü üzüntülüyken hiç yemediklerini, sevinçliyken birinci sınıfların %37,9'u, altıncı sınıftakilerin %58,4'ü daha çok yediklerini, yorgunken birinci sınıfların %33,3'ü daha az yediklerini ya da değişiklik olmadığını, altıncı sınıftakilerin ise %44,6'sının yemek yeme davranışlarında değişiklik olmadığını belirtmiştir. Altıncı sınıf öğrencilerinin birinci sınıf öğrencilerine göre temel beslenme bilgi sorularına daha fazla doğru cevap verdikleri tespit edilmiştir. Birinci sınıf öğrencilerinin beslenme bilgi puanı ortalamaları %55,9, altıncı sınıf öğrencilerinin %62,1'dir. Altıncı sınıf öğrencilerinin toplam genel beslenme bilgi puanları birinci sınıflardan anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak tıp fakültesi eğitiminin öğrencilerin beslenme bilgi düzeylerine olumlu etkisinin olduğu tespit edilmiştir.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme eğitimi+4
Gökhan Çetin
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinin geleneksel ve tamamlayıcı tıp konusundaki bilgi, tutum ve davranışları

Dünyada ve ülkemizde geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) yöntemlerinin kullanım sıklığı giderek artmaktadır. Bu çalışma geleceğin hekim adayları olan tıp fakültesi öğrencilerinin bu konudaki bilgi, tutum ve davranışlarının saptanması amacıyla yapılmıştır. Kesitsel, tipteki bu çalışmada, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesindeki 912 öğrenciden 825'ine ulaşılmıştır (%90,4). Araştırma verileri sosyodemografik özellikler, GETAT yöntemlerinin bilgi ve kullanım durumlarıyla ilgili sorular ve Bütüncül Tamamlayıcı ve Alternatif Tıbba Karşı Tutum Ölçeği (BTATÖ) sorularından oluşan anketin direkt gözlem altında uygulanması ile toplanmıştır. Öğrencilerin %52,1'i kadın olup yaş ortalaması 21,57±0,08 yıldır. GETAT uygulamaları hakkında öğrencilerin en fazla bilgi sahibi oldukları yöntemler; masaj, akapunktur ve vitaminler olarak bulunmuştur. GETAT yöntemleri hakkında bilgi edilen kaynaklarlarda birinci sırada internet, ikinci sırada medya gelmektedir. Öğrencilerin %22,1'i GETAT yöntemlerinden herhangi birini kullanmıştır. Öğrencilerin %50,1'i GETAT yararı konusunda kararsızdır ve %53,1'i Tıp eğitimi müfredatında yer alması gerektiğini düşünmektedir. Öğrencilerin %59,4'ü GETAT yöntemleri konusunda eğitim almayı istemektedir. GETAT yöntemlerini kullananların %47,8'i yararlı bulurken, %4,4'ü yararsız bulmaktadır (p<0,05). Öğrencilerin BTATÖ toplam puan ortalaması 32,7±0,17 olarak belirlenmiştir. GETAT yöntemlerini kullanmış olanlar kullanmayanlara göre GETAT uygulamalarına karşı daha olumlu tutum göstermişlerdir (p<0,05). Sonuç olarak öğrencilerde GETAT yöntemleri hakkında bilgi eksiği olmakla beraber bu konuda tutumları olumludur ve eğitim almaya isteklidirler. Geleceğin hekim adayları olan tıp fakültesi öğrencilerinin gelecekte hem GETAT uygulayacak hem de bilgi verecek donanımlı kişiler olarak yetişebilmesi için doğru bilgiye ulaşmaları önemlidir. Anahtar kelimeler: Geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT), tıp, öğrenci

BilgiTamamlayıcı tedavilerTutumlar+3
Hale Kırsoy
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde algılanan sosyal destek, tükenmişlik ve psikolojik sıkıntı durumlarının incelenmesi

Tıp öğrencileri arasında kendiliğinden bildirilen psikolojik stres ve tükenmişlik prevalanslarının genel popülasyona kıyasla yüksek olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin algılanan sosyal destek, tükenmişlik ve psikolojik sıkıntı düzeylerinin ne boyutta olduğunu, birbirleri ile ve diğer bazı faktörlerle ilişkilerini incelemek amaçlanmıştır. Kesitsel tipte olan bu çalışma Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesinde Nisan-Haziran 2019 tarihleri arasında öğrenim görmekte olan öğrencilerde yapılmıştır (cevaplılık oranı %81.3). Çalışmada araştırmacı tarafından literatür taranarak oluşturulmuş sorular, Psikolojik Sıkıntı Ölçeği (K10-PSÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve Maslach Tükenmişlik Envanteri-Öğrenci Formu'ndan (MTE-ÖF) oluşan anket formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H testleri ve Spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın yapılabilmesi için etik onay ve idari izinler yazılı olarak alınmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21.87±2.35, %53.8'i kadın, %99.2'si bekârdır. Katılımcıların %91.5'i kendisini yıpranmış hissetmekte, %60.1'i uyku düzensizliği yaşamaktadır. Öğrencilerin %83.0'ünde psikolojik sıkıntı görüldüğü tespit edilmiştir. Kadınlarda erkeklere göre daha fazla psikolojik sıkıntı ve duygusal tükenme görülmüş, algılanan sosyal destek daha fazla bulunmuştur (p<0.05). Preklinik öğrencilerinin klinik öğrencilerine göre daha fazla psikolojik sıkıntı ve tükenmişlik durumu olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Aktiviteler için yeterli zamanı olmadığını belirten, meslek seçiminden memnun olmayan, okuldan memnun olmadığını belirten, gelecekten beklentisi olmayan ve uyku düzensizliği olan öğrencilerde psikolojik sıkıntı ve tükenmişlik yüksek bulunmuştur (p<0.05). Psikolojik sıkıntı ve tükenmişlik ölçeklerinin puanlarının birbirleriyle pozitif, algılanan sosyal destek ile negatif korele olduğu gözlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, öğrencilerdeki psikolojik sıkıntı prevalansının yüksek olduğu, psikolojik sıkıntıya tükenmişliğin eşlik ettiği ve algılanan sosyal destek yükseldikçe öğrencilerin psikolojik sıkıntı ve tükenme yaşama durumunun azaldığı görülmüştür.

Algılanan sosyal destekPsikolojiPsikolojik durum+7
Tuğçe Dartılmak
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir tıp fakültesi 1. ve 6. Sınıf öğrencilerinin organ bağışı hakkında bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Organ bağışı; kişinin hayatta iken, serbest iradesi ile tıbben yaşamı sona erdikten sonra doku ve organlarının başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin vermesidir. Bu çalışma; insan ve toplum sağlığıyla ilgili öncelikli görev alacak hekim adaylarının organ bağışı hakkında bilgi, tutum ve davranışları, deneyimleri, bağışta bulunma istekleri ve bunları etkileyen değişkenleri tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Saha çalışmasının yapıldığı dönemde Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. ve 6. sınıftaki toplam öğrenci sayısı 282'dir. Herhangi bir örnekleme gidilmemiştir. Lise eğitimini farklı ülkelerde tamamlamış 18 yabancı uyruklu öğrenci kapsam dışı bırakılarak, çalışma evreni 264 kişi olarak belirlenmiştir. Araştırma kapsamına alınan katılımcıların birinci sınıfta 154 ve altıncı sınıfta 104 olmak üzere toplam 258'ine ulaşılmış, cevaplılık oranı %97,7 olmuştur. Katılımcılara; çalışma veya sınıf ortamlarında 68 soruluk anket formu gözlem altında uygulanmıştır. Katılımcıların %59,7'si (154 kişi) birinci sınıf öğrencisi olup, %50,8'i (131 kişi) kadındır. Ailenin en uzun yaşadığı yer %68,9'u (178 kişi) şehir, en uzun yaşadığı bölge olarak %75,9'u (196 kişi) Doğu veya Güney Doğu Anadolu olarak bildirmiştir. Organlarını bağışlama konusunda Tıp Fakültesi birinci sınıf öğrencileri daha kararsız iken altıncı sınıf öğrencileri daha istekli bulunmuştur. Altıncı sınıf öğrencilerinin bilgi puanı ortalaması birinci sınıfa göre anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur. Organ bağışı karar süreci ile bilgi puanı ortalamaları arasında pozitif doğrusal korelasyon vardı. Altıncı sınıf öğrencilerinin, birinci sınıf öğrencilerine göre organ bağışına daha olumlu tutum sergilediği görüldü. Altıncı sınıf öğrencileri organ bağışına yönelik anlamlı ölçüde daha az korku ve endişe duymakta ve organ bağışında dini engel bulunmamaktaydı. Kadın öğrencilerin, erkek öğrencilere göre organ bağışına daha olumlu baktıkları görülmüştür. Organ bağışına karşı olumlu tutuma sahip öğrenciler organ bağışı yapma konusunda daha istekliydiler. Organ bağışına yönelik pozitif tutum arttıkça organ bağışı isteği artmaktaydı.

BilgiDoku ve organ tedariğiTutumlar+4
Aydın Şahin
Fırat University
2016
00

Related subjects