Anxiety
1,910 theses under this subject heading
Sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinin yapay zekâ genel tutumları ve kaygı durumlarının belirlenmesi
Giriş ve Amaç: Yapay zekâ teknolojileri sağlık alanında giderek yaygınlaşmakta olup, bu teknolojilere yönelik sağlık profesyoneli adaylarının tutum ve kaygılarının anlaşılması önem arz etmektedir. Bu çalışmada, Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin yapay zekaya yönelik genel tutumları ile kaygı düzeyleri değerlendirilmiş, bu değişkenler üzerindeki demografik ve bireysel etkiler analiz edilmiştir. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı ve kesitsel türdeki bu araştırmada, tabakalı örnekleme yöntemiyle belirlenen Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'ndeki 722 öğrenci çalışmaya dâhil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak "Yapay Zekâ Kaygı Ölçeği" ve "Yapay Zekâya Yönelik Genel Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların %80,6'sı kadın, %19,3'ü erkektir. Kadın öğrencilerin yapay zekaya yönelik kaygı düzeyleri, erkek öğrencilere kıyasla anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p = 0.006). Yapay zekâ hakkında bilgi düzeyi arttıkça öğrencilerin olumlu tutum puanları anlamlı şekilde artmakta (p = 0.000), kaygı düzeyleri ise azalmaktadır (p = 0.005). Yapay zekâ kaygısı ile tutum puanı arasında negatif yönlü, orta düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r =-0.481; p <0.05). Teknoloji kullanım becerisi, iş tecrübesi ve değişime uyum gibi değişkenler de tutum ve kaygı düzeylerini istatistiksel olarak anlamlı şekilde etkilemiştir (p <0.05). Ölçeklerin güvenirliği yüksek bulunmuştur: Yapay Zekâ Kaygı Ölçeği için Cronbach's α = 0.92; Yapay Zekâya Yönelik Genel Tutum Ölçeği için α = 0.72. Sonuç: Çalışma bulguları, sağlık bilimleri öğrencilerinin yapay zekaya yönelik tutum ve kaygılarının; cinsiyet, bilgi düzeyi, teknoloji kullanımı ve değişime açıklık gibi bireysel değişkenlerden anlamlı şekilde etkilendiğini göstermektedir. Özellikle olumlu tutumların yapay zekâ kaygısını azalttığı saptanmış olup, bu durum sağlık eğitiminde yapay zekâ farkındalığını artırmaya yönelik programlara ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır.
Lomber laminektomi operasyonu geçirecek hastaların ameliyat öncesi anksiyete düzeylerinin, ameliyat sonrası ağrıya etkisi
Anksiyete ve depresyon ameliyat sonrası ağrı şiddetini etkileyen psikolojik risk faktörleri arasındadır. Bu araştırma, lomber disk hernisi operasyonu geçirecek hastaların ameliyat öncesi anksiyete ve depresyon düzeylerinin, ameliyat sonrası ağrı düzeyleri üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Haziran 2015- Haziran 2016 tarihleri arasında Namık Kemal Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezi Beyin Cerrahisi Kliniği'nde LDH tanısı ile genel anestezi altında lomber laminektomi ve diskektomi ameliyatı geçiren hastalar çalışmanın evrenini, çalışmayadahil edilme kriterlerine uyan ve katılmayı kabul eden ilk 60 hasta çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen 8 sorudan oluşan "Kişisel Bilgi Formu", 14 sorudan oluşan Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği(HADS)" ve "Görsel Ağrı Skalası(VAS)" kullanılarak toplandı. Lomber disk hernisi (LDH) cerrahisi ile ilgili ameliyat öncesi anksiyete ve depresyon bulguları incelendiğinde; hastaların anksiyete (HAD-A) puan ortalaması 7.60 (SS=3.61), depresyon (HAD-D) puan ortalaması 6.63 (SS=3.68) olarak bulundu. Erkek hastaların HAD-A ve HAD-D puan ortalamaları kadın hastalara göre anlamlı derecede yüksek bulundu. Araştırmaya katılan hastaların ameliyat sonrası VAS puan ortalamaları 5.13 (ss=1.50)olarak hesaplandı. HAD-A alt ölçek puanı ile VAS puanları arasında orta derecede pozitif yönlü ilişki bulundu (r=0.528, p<0.01).HAD-D alt ölçek puanı ile VAS puanları arasında orta derecede pozitif yönlü ilişki bulundu (r=0.569, p<0.01).Bu araştırma ameliyat sonrası şiddetli ağrı yaşama riski olan hastaların ameliyat öncesinde tespitinin mümkün olduğunu göstermektedir. Araştırma sonuçları, ameliyat öncesi anksiyete ve depresyona karşı oluşacak stres cevabını önlemek amaçlı yapılacak erken müdahalenin, ameliyat sonrası ağrı şiddetini düşürdüğünü gösteren kavramsal bir model sağlamaktadır.
Remisyonda olan ve aktif hastalık bulguları olan kronik ürtikerli hastalarda anksiyete, depresyon ve serum 25 hidroksivitamin D düzeylerinin değerlendirilmesi
Kronik ürtiker popülasyonun %1-5'ini etkileyen ve 6 haftadan uzun süren, ataklarla karakterize, inflamatuar bir cilt hastalığıdır. Çalışmamızda tedavi altında stabil seyreden hastalar ile aktif hastalık bulguları olan hastaların, 25(OH) vitamin D değerleri ile anksiyete ve depresyon skorlamaları değerlendirilmiştir. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıklar polikliniğine 1 Nisan – 31 Ekim 2020 tarihleri arasında başvuran, dahil edilme ve dışlama kriterlerini karşılayan 70 kronik ürtiker hastasının ÜAS7 skorlaması değerlendirilip, tüm hastaların serum 25(OH) vitamin D düzeyleri ve Beck Depresyon Ölçeği ile Beck Anksiyete Ölçeği skorlamaları karşılaştırılmıştır. Çalışmaya alınan 70 kronik ürtiker hastasının 49'u (%70) kadın, 21'i (%30) erkekti. Yaşları 18-64 arasında olup, yaş ortalaması ve standart sapması 38,47±11,57 idi. D vitamini düzeyi ile ürtiker aktivite skoru arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (r=-0,415; p=0,000). Anksiyete skoru ile ürtiker aktivite skoru arasında pozitif yönde istatiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (r=0,417; p=0,000). Depresyon skoru ile ürtiker aktivite skoru arasında pozitif yönde istatiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (r=0,270; p=0,024). Depresyon ve anksiyete skoru ile 25(OH) D vitamini seviyeleri arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. 49 D vitamini eksikliğinin kronik ürtiker etyolojisi ve ürtiker tedavisine cevabı etkilemesindeki rolünün geniş çaplı çalışmalarla kanıtlanması, hastalığın tedavisinde klinisyenlere kolaylık sağlayacaktır. Benzer şekilde anksiyete ve depresyon gibi psikiyatrik bozuklukları bulunan hastaların ürtiker tedavisine bütüncül olarak yaklaşılması, standart tedavi algoritmasından ziyade hasta bazlı tedaviye yönelmek açısından önemlidir.
Aktif spor yapan sporcuların pandemi sürecinde covid-19 salgınına karşı yakalanma kaygı düzeyi ile spora özgü başarı motivasyonu arasındaki ilişkinin incelenmesi (Tekirdağ ili örneği)
Araştırmanın amacı; aktif spor yapan sporcuların Covid-19 salgınına yakalanma kaygı düzeyleri ile spora özgü başarı motivasyonları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın evrenin Tekirdağ Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü bünyesinde bulunan, bireysel ve takım sporları yapan sporcular oluştururken örneklem grubunu ise 119'u kadın 67'si erkek toplamda 186 sporcu oluşturmaktadır. Çalışmamızda bilimsel araştırma yöntemlerinden olan betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Veri toplama aracı kişisel bilgi formu, Demir ve ark. (2020) tarafından geliştiren ''Covid-19 kaygı ölçeği'' ve Tiryaki ve Gödelek (1997) tarafından geliştirilen ''Spora özgü başarı ve motivasyon ölçeği'' kullanılmıştır. Çalışma için elde ettiğimiz verileri analiz etmek için SPSS 18 sürüm yazılımı kullanılmıştır. Verilerin dağılımlarının normalliğini kontrol etmek amacıyla Kolmogorov-Smirnov testi uygulanmıştır. Normal dağılım gösteren verilerde t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Tukey çoklu karşılaştırma ve Tamhane's T2 testleri yapılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişki 'Pearson Çarpım Moment Korelasyon' kullanılarak tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda; bireysel spor yapan sporcuların takım sporu yapan sporculara göre daha yüksek kaygıya sahip oldukları tespit edilmiş, bireysel spor yapan sporcuların takım sporu yapan sporculara göre daha yüksek başarı motivasyonuna sahip oldukları ortaya çıkmıştır. Ayrıca sporcuların yeni tip Covid-19 salgınına yakalanma kaygı düzeyi ile spora özgü başarı motivasyonu düzeyleri arasında orta derece pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Sporcu,Kaygı,Başarı,Motivasyon,Covid-19,Pandemi
4-7 yaş çocuklarda perioperatif kaygı düzeyinin azaltılmasında 3 farklı yöntemin karşılaştırılması: Randomize kontrollü bir çalışma
Araştırma, 4-7 yaş çocuklarda üç farklı yöntem ile verilen ameliyat öncesi hasta eğitiminin, perioperatif kaygi düzeyi üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırma 1 Haziran - 31 Kasım 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı'nda yapıldı. Yarı deneysel türde planlanan araştirmaya, dahil edilme kriterlerini karşılayan ve tabakalı randomizasyon yöntemi ile her bir gruba 22 hasta olmak üzere toplam 66 hasta alındı. Araştırma verileri "Hasta Tanılama Formu" ve ameliyat öncesi ve sonrası uygulanan "Okul Öncesi Çocuklarda Kaygı Ölçeği" kullanılarak elde edildi. Birinci deney grubundaki çocuklara ameliyat öncesi hasta eğitimi servis hemşiresi tarafından oyunlaştırılarak verildi. İkinci deney grubundaki çocuklara ameliyat öncesi hasta eğitimi servis hemşiresi tarafından oyunlaştırılarak verildi, ayrıca ameliyathane hemşiresi tarafından hasta ziyareti sağlandı ve oyunlaştırarak ameliyathane ortamı anlatıldı. Üçüncü deney grubundaki çocuklara ameliyat öncesi hasta eğitimi servis hemşiresi tarafından oyunlaştırılarak verildi, sonrasında ameliyathaneye gidene kadar anneye ait ses kaydı dinletildi. Araştırmaya katılan çocukların annelerin yaşı %69.7 si 30 yaş ve üzeri, %37.9'unun lisans mezunu ve %51.5 in çalışmadığı belirlendi. Çocuklarının önceden ameliyat deneyimi olmayanların genel kaygı bozukluğu düzeyleri önceden ameliyat deneyimi olanlara göre anlamlı derecede yüksek belirlendi (p<0.05). Ameliyat öncesi uygulanan yöntemler arasında kaygı düzeyini etkilemeleri açısından anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Çocukların kaygı düzeylerini azaltmada hem servis hemşiresi hem de ameliyathane hemşiresi tarafından birlikte oyunlaştırılarak verilen eğitimin diğer yöntemlere göre daha etkili olduğu ve aralarında istatistiksel açıdan anlamlı fark olduğu saptandı (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Kaygı, çocuk hasta, cerrahi hemşirelik
COVID-19 pandemisinin acil hemşirelerinde kaygı, tükenmişlik düzeyi ve uyku sorunlarına etkisi
Bu çalışma; acil servis hemşirelerinin COVID-19 pandemi sürecinde kaygı ve tükenmişlik düzeyleri ile uyku kalitelerini belirleyebilmek amacıyla gerçekleştirilmiş tanımlayıcı türde bir çalışmadır. Araştırma verileri Kasım 2020-Ocak 2021 tarihleri arasında, İstanbul ilinde Sağlık Bakanlığı'na bağlı bulunan bir şehir hastanesinin acil servis biriminde çalışan hemşireler ile görüşülerek elde edilmiştir. Pandemi başından itibaren acil servis ünitesinde çalışan 142 hemşire araştırmaya katılmada gönüllü olmuştur. Veriler "Kişisel Veri Toplama Formu", "Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği", "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" ve "Sağlık Anksiyetesi Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiklerin yanısıra Ki-Kare Testi, t testi, Spearmann Testi, ANOVA ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Ölçeklerin iç tutarlılığı Cronbach-alfa katsayısı ile hesaplanmıştır. Acil hemşirelerinin yaş ortalaması 29,30±6,77 yıl olup, %61,4'ü kadın, çoğu (%75,4) lisans düzeyinde mesleki eğitime sahipti. Yarıdan fazlasının (%59,9) haftalık çalışma süresi 50 saat ve üzerinde idi. Çalışma verilerinin elde edildiği tarih itibari ile, pandeminin ilk 8 ayı geride kaldığında, acil hemşirelerinin %30,1'inde Covid-19 için PCR pozitifliği saptanmıştı. Acil serviste görev yapan hemşirelerin Maslach Tükenmişlik Ölçeği "Duygusal Tükenme" alt boyut puanı 22,02±7,30, "Duyarsızlaşma" alt boyut puanı 7,52±3,82, "Kişisel Başarı" alt boyut puanı 11,99±3,70 olarak hesaplandı. "Aşırı Duyarlılık" alt boyutundan 3,90±2,19, "Kaygı" alt boyutundan 17,70±6,32 olmak üzere Sağlık Anksiyetesi Ölçeği puanı 13,80±5,21 olarak bulundu. Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği'nden aldıkları ortalama puan 8,47±3,04 olup, hemşirelerin %89,4'ünün uyku kalitesi kötü idi. Tükenmişlik düzeyi ve uyku kalitesi arasında orta düzeyde pozisitf korelasyon saptandı. Maslach Tükenmişlik Ölçeği puanı üzerine kaygı puanı (p=0.006) 1.171 katsayı ile, uyku latansı (p=0.024) 2.541 katsayı ile, uyku ilacı kullanımı 4.502 (p=0.045) katsayı ile etkili bulundu. Sonuç olarak; pandemi döneminde acil hemşirelerinin uyku kaliteleri kötü, sağlık anksiyetesi düzeyleri düşük, tükenmişlik düzeyleri çoğunlukla orta ve yüksek düzeydedir.
Kronik hastalığı olan bireylerde akılcı ilaç kullanımının sağlık anksiyetesi ve siberkondri ile ilişkisi
Bu çalışmada kronik hastalığı olan ve olmayan bireylerde akılcı ilaç kullanımı, sağlık anksiyetesi ve siberkondri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amaçlandı. Araştırma Kasım 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Günübirlik Tedavi Servisine başvuran 18-65 yaş aralığında 100 kronik hastalığa sahip birey ve 105 kronik hastalığı olmayan birey ile yürütüldü. Veriler Hasta Bilgi Formu, Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ve Siberkondri Ciddiyet Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme ile toplandı. Kronik hastalığı olanların Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği puan ortalaması 37,42±4,63; Sağlık Anksiyetesi Ölçeği puan ortalaması 20,92±9,97; Siberkondri Ciddiyet Ölçeği puan ortalaması 79,13±23,32 idi. Kronik hastalığı olmayanların Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği puan ortalaması 37,28±3,66; Sağlık Anksiyetesi Ölçeği puan ortalaması 15,83±5,86; Siberkondri Ciddiyet Ölçeği puan ortalaması 82,33±20,90 idi. Her iki grupta da Akılcı İlaç Kullanım düzeyleri yeterli idi. Kronik hastalığı olanların Sağlık Anksiyetesi düzeyi daha yüksekti (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların Siberkondri 'Aşırılık' ve Siberkondri 'Doktora Güvensizlik' düzeyi daha yüksekti (p<0.05). Kronik hastalığı olanların medeni duruma göre Siberkondri 'Aşırılık' düzeyleri arasında; çalışma durumuna göre Siberkondri 'Aşırı Kaygı' ve 'Aşırılık' düzeyleri arasında; eğitim durumuna göre Siberkondri 'Aşırılık' düzeyleri arasında fark vardı (p<0.05). Kronik hastalığı olanların ilaç kullanım sürelerine göre Siberkondri 'Doktora Güvensizlik' düzeyleri arasında; sağlık kurumu/hekime başvuru sıklığına göre 'Sağlık Anksiyetesi düzeyleri arasında fark vardı (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların eğitim durumuna göre 'Akılcı İlaç Kullanım düzeyleri, Siberkondri düzeyleri ve siberkondri 'Aşırılık' düzeyleri arasında fark vardı. (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların sağlık kurumu/hekime başvuru sıklığına göre 'Akılcı İlaç Kullanımı düzeyleri arasında fark vardı (p<0.05). Her iki grupta da Sağlık Anksiyetesi ile Siberkondri düzeyleri arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki bulundu (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların Akılcı İlaç Kullanımı ile Sağlık Anksiyetesi düzeyleri arasında negatif yönlü çok zayıf bir ilişki bulundu. Kronik hastalığı olmayanların Akılcı İlaç Kullanımı ile Siberkondri 'İçini Rahatlatma' düzeyleri arasında negatif yönlü çok zayıf bir ilişki bulundu (p<0.05).
Ötimik dönemdeki erkek bipolar bozukluk hastalarında serum progesteron ve allopregnanolon düzeylerinin bilişsel işlevler, kaygı düzeyi, uyku kalitesi ve serum bdnf düzeyi ile ilişkisi
Bipolar bozukluk duygudurum atakları ile seyreden, ara dönemlerde de kalıcı semptomları olan kronik gidişli bir psikiyatrik bozukluktur. Bipolar bozukluğun ötimik döneminde bilişsel bozulma, subsendromal anksiyete belirtileri, uyku bozukları gibi kalıntı belirtilerin olduğu bilinmektedir. Bipolar bozukluğun patofizyolojisinde nörosteroidlerin rolünü anlamaya yönelik literatürde yapılmış az sayıda çalışma bulunmaktadır. Çalışmamızda bipolar bozukluğun kendisinin ve kalıntı belirtilerinin serum allopregnanolon, progesteron düzeyi ile olan ilişkisini ve serum allopregnanolon düzeyinin serum Beyin Kaynaklı Nörotrofik Faktör (BDNF) düzeyi ile olan ilişkisini incelemeyi amaçladık. Çalışmamıza, bipolar bozukluk tanılı ötimik dönemdeki 41 erkek hasta ile yaş, beden kitle indeksi (BKİ) ve sigara kullanımı açısından eşleştirilmiş 40 erkek sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan tüm bireylere nöropsikiyatrik testler olan Stroop testi, Görsel işitsel sayı dizileri testi B formu, işaretleme testi ve Beck Anksiyete ölçeği, Pittsburgh uyku kalitesi indeksi uygulanmış olup, tüm katılımcılardan 5-7 ml periferik venöz kan alınmıştır. Tüm katılımcıların serum allopregnanolon, progesteron ve BDNF düzeylerinin ölçümü yapılmıştır. Çalışmamızda serum progesteron, allopregnanolon düzeyleri bipolar hastalarda daha düşük görülmüş olup, uzamış hastalık süreleri ile allopregnanolon düzeyinin azaldığı görülmüştür. Tüm katılımcıların nörobilişsel test performanslarının allopregnanolon düzeylerindeki yükselme ile korele olarak daha iyi olduğu sonucu elde edilmiştir. Serum BDNF düzeylerinin gruplar arasında benzer olduğu, bipolar hastalarda hastalık süresiyle progesteron ve BDNF seviyelerinin arasında ilişki olmadığı görülmüştür. Çalışmamızın sonuçları, allopregnanolonun bipolar bozukluğun etiyolojisinde endojen bir duygudurum düzenleyici olarak görev yaptığı hipotezini desteklemektedir. Ayrıca allopregnanolonun duygudurum bozukluklarının bilişsel bozulmasında önemli bir araştırma alanı olduğu düşünülmüştür. Çalışmamızda allopregnanolon düzeyi ile uyku kalitesi, anksiyete belirtileri ve serum BDNF düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki görmemiş olmamıza rağmen allopregnanolonun bu parametreler ile ilişkisinin ileri araştırmalar için değerli bir alan olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Bipolar bozukluk, Allopregnanolon, Progesteron, BDNF, Biliş, Uyku, Anksiyete
İnflamatuar barsak hastalarında algılanan stres ölçeği eşliğinde yaşam kalites I ve hastane anksiyete, depresyon ölçeğinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Gastroenteroloji polikliniğine başvuran İnflamatuar Barsak Hastalarında stres düzeylerini, anksiyete ve depresyon düzeylerini, yaşam kalitelerini nicelendirerek bunları hastaların hastalık tipi, sosyodemografik özellikler, laboratuvar değerleri, aktivite indeksleri ile ilişkilendirerek araştırmayı amaçlamıştır. Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiş bu hastalara gönüllü bilgilendirilmiş rıza formu ile ilgili kısaca bilgilendirme yapılarak ölçekleri kendilerinin doldurmaları istenmiştir. Aktivite indeksi olarak Ülseratif Kolit de Mayo indeksi Crohn Hastalarında Crohn aktivite indeksi kullanılmıştır. Çalışmamızda cinsiyete göre laboratuvar sonuçlarından hemoglobin ve ferritin değeri erkeklerde daha yüksek saptanmıştır. Crohn Hastalığında Ülseratif Kolit'e göre Hastane Anksiyete Depresyon ölçeğinin her iki skorunda yükseklik saptanmıştır. İş hayatına devam etmeyen grupta dışkılama sayısı, çalışan grupta hemoglobin değeri, yaşam kalitesinin fiziksel rol güçlüğü, emosyonel rol güçlüğü ve ağrı skorları daha yüksek saptanmıştır. Sigara kullanımının laboratuvar sonuçları ve ölçeklerle ilişkisinde anlamlı sonuç görülmemiştir. Biyolojik ajan kullanmayan grupta yaşam kalitesi ölçeğinin ağrı skorlaması, lökosit ve trombosit sayısı daha yüksek olurken biyolojik ajan kullanan grupta ölçek skorlamaları açısından anlamlı farklılık görülmemiştir. Kullanılan ilaç sayısı arttıkça yaşam kalitesinin fiziksel fonksiyon skorunda düşme olmuş ancak bununla birlikte laboratuvar sonuçlarında anlamlı bulgu saptanmamıştır. Hastalık aktivasyonu söz konusu olduğunda Hastane Anksiyete Depresyon ölçeğinde yükseklik, yaşam kalitesinde düşme saptanmıştır. Yaş ile Algılanan Stres Ölçeği arasında negatif korelasyon saptanmıştır. Hastalık yaşı arttıkça anksiyete ve depresyon azalmıştır. Sonuç olarak; İBH hastalık ve sosyal yükü ağır olan bir hastalık grubudur. Hastalar her vizitte ruhsal açıdan değerlendirilmeli stres, anksiyete, depresyon ve yaşam kalitesi açısından değerlendirilmelidir. Anahtar kelimeler: İnflamatuar barsak hastalığı, algılanan stres, sf-36, depresyon, anksiyete.
Koronavirüs pandemisi sürecinde erişkinlerde huzursuz bacak sendromu sıklığı ve koronavirüs anksiyete düzeyinin incelenmesi
Huzursuz Bacak Sendromu toplumda yaygın görülen fakat çoğunlukla tanı koymada geç kalınan, yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir hareket bozukluğudur. Koronavirüs salgınının neden olduğu davranış değişiklikleri, yatkın kişilerde HBS bulgularını kötüleştirebilir veya tetikleyebilir. Bu çalışmada aile hekimliği polikliniğine gelen erişkin hastalarda HBS sıklığını, HBS şikâyetlerinin pandemi ile değişip değişmediğini, koronavirüs anksiyete düzeyinin ve HBS ile koronavirüs anksiyetesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi hedeflendi. Aile Hekimliği Polikliniği'ne herhangi bir sebeple gelen 20-65 yaş grubu 350 kişi araştırmaya alındı. Gönüllülere sosyodemoğrafik özellikler, kronik hastalıkları, kullandıkları tedaviler, HBS tanı ölçütleri, HBS şiddet ölçeği, Covid 19 enfeksiyonu geçirip geçirmediği, Covid 19 aşısı yapılıp yapılmadığı, HBS semptomlarının pandemi ile değişip değişmediği, Koronavirüs Anksiyete Ölçeğinin sorgulandığı anket formu gönüllüler tarafından dolduruldu. 350 gönüllünün 212 tanesi (%60,6) kadın, 138 tanesi (%39,4) erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 34,75 ± 10,32 yaş idi. Katılımcıların 149'una (%42,6) HBS tanısı konuldu, 73 (%20,8) kişide koronavirüs anksiyetesi saptandı. Anket bulgularından elde ettiğimiz veriler ışığında, HBS ve koronavirüs anksiyetesi arasında bilimsel düzeyde anlamlı bir bağ tespit ettik. Anksiyete oranı arttıkça HBS şiddeti de artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Huzursuz Bacak Sendromu, Koronavirüs Anksiyete Ölçeği, Covid-19
Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak hastalarda ameliyat öncesi verilecek rutin hasta eğitimi ile video destekli mobilizasyon eğitiminin ameliyat sonrası hareketlilik, kaygı düzeyi ve ağrı üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Araştırma, Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak hastalarda ameliyat öncesi verilen rutin hasta eğitimi ile video destekli mobilizasyon eğitiminin ameliyat sonrası hareketlilik, kaygı düzeyi ve ağrı üzerine etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü bir çalışma olarak planlandı. Çalışma, Tekirdağ ilinde Şehir Hastanesi ve bir Devlet Hastanesinde 15.03.2023-15.09.2023 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak 40 hasta kontrol grubu, 40 hasta deney grubu olmak üzere toplam 80 hasta dahil edildi. Tüm hastalara ameliyat öncesi dönemde "Sürekli Kaygı Ölçeği" (SKÖ), "Durumluk Kaygı Ölçeği" (DKÖ), "Sosyo-demografik veri toplama formu" doldurtuldu. Kontrol grubuna rutin hasta eğitimi verilirken, deney grubuna ek olarak video destekli mobilizasyon eğitimi verildi. Tüm hastalara ameliyat olduktan sonra, ilk mobilizasyondan önce SKÖ ve DKÖ, ilk mobilizasyondan sonra DKÖ, "Hasta Hareketlilik Ölçeği" (HHÖ), "Gözlemci Hareketlilik Ölçeği" (GHÖ) doldurtuldu. 2. günde mobilizasyondan önce DKÖ, SKÖ, mobilizasyondan sonra DKÖ, HHÖ, GHÖ tekrar doldurtuldu. Gruplar arası karşılaştırmalar "Fisher testi" ve "Bağımsız Örneklem t Testi" ile incelendi. Tekrarlı ölçümlerin grup içi karşılaştırmaları ise "Tekrarlı ölçümler ANOVA testi" ile değerlendirildi. Bireylere ait hareketlilik, kaygı ve ağrı puanları arasındaki ilişkiler için "Pearson korelasyon testi" uygulandı. Deney grubundaki hastaların 2. gün mobilizasyon sonundaki durumluk kaygılarının diğer zamanlardan daha az olduğu bulundu. Deney grubundaki hastaların 1. mobilizasyondan itibaren durumluk kaygılarının kontrol grubundaki hastalara göre daha düşük olduğu belirlendi. Deney grubundaki hastaların kontrol grubuna göre 2. günde hareket aktivitelerinin arttığı bulundu.
Pregabalinin sıçanlarda travma sonrası stres bozukluğu üzerine etkileri
Amaç: Yırtıcı koku ile travma sonrası stres bozukluğu oluşturulan sıçanlara sistemik verilen pregabalinin donakalma süresi, kaygı indeksi, gaita miktarı, kilo farkı, tükürük bezi immünoglobulin A düzeyi, progesteron ve östrojen düzeyleri, serum nörotrofin düzeyleri üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada kırk adet dişi Wistar sıçan rastgele dört gruba ayrıldı. Travma ve tedavi grubu sıçanları yırtıcı koku stresine maruz bırakıldı, devamında bir hafta süre ile istirahate bırakıldı. İstirahat süresi dolan kontrol ve travma grubu hayvanlarına serum fizyolojik, pregabalin ve tedavi grubu hayvanlarına ise 30 mg/kg pregabalin oral gavaj yoluyla uygulandı. Uygulamaları takiben sıçanlar travma hatırlatıcısına maruz bırakıldı ve davranışları yükseltilmiş artı labirentinde izlendi. Devamında tükürük bezi ile kan örnekleri alındı ve hayvanlar sakrifiye edildi. Bulgular: Travma grubunda kontrol grubuna göre artan donakalma süresi oral gavaj yoluyla sistemik uygulanan pregabalin tedavisi ile geri döndü. Pregabalin tedavisi travma grubu ile travma geliştirilmeksizin pregabalin uygulanan grupta azalan tükürük bezi immünoglobulin A düzeyini geri çevirdi, fakat kaygı indeksini, gaita miktarını, kilo farkını, progesteron, östrojen ve serum nörotrofin düzeylerini değiştirmedi. Sonuç: Pregabalinin travma sonrası stres bozukluğunda etkisinin anlaşılması için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
Günübirlik cerrahi uygulanacak 4-10 yaş arası çocuklara ameliyat odasında projektör kaleydoskop ve çizgi film izletmenin anksiyete, korku ve ağrı üzerine etkisi
Bu araştırma, günübirlik cerrahi girişim uygulanacak olan çocuklara ameliyat odasında projektör kaleydoskop ve çizgi film izletmenin çocuklarda meydana gelen anksiyete, korku ve ağrı üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın evrenini Mayıs-Kasım 2024 tarihleri arasında çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan, çocuk cerrahi servisine başvuran ve günübirlik cerrahi müdahale geçirecek olan 4-10 yaş arası çocuklar oluşturdu. Çalışmanın örnekleminde toplam 90 çocuk (kontrol grubu 30 çocuk, projektör kaleydoskop izletilen 30 çocuk, çizgi film izletilen 30 çocuk) yer aldı. Uygulama gruplarında yer alan çocuklara cerrahi işlemden hemen önce projektör kaleydoskop ve çizgi film izletimi yapıldı. Araştırmanın verilerinin toplanmasında; Tanıtıcı Bilgi Formu, Çocuk Anksiyete-Durumluluk Skalası, Çocuk Korku Skalası, Wong Baker Ağrı Ölçeği ve Vital Bulgu Takip Formu kullanıldı. Ameliyat öncesi dönemde çocukların gruplar arası anksiyete ve korku puanları arasında fark saptanmamıştır (p>0.05). Ameliyat sonrası dönemde çocukların anksiyete ve korku puanları arasında gruplar arası anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Çocuk ve gözlemci hemşirenin anksiyete puanlarının uyumunda ameliyat öncesi (r=0.815, p<0.05) ve ameliyat sonrası (r=0.911, p<0.05) uyumun istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmektedir. Çocuk ve gözlemci hemşirenin korku puanlarının uyumunda ise ameliyat öncesi (r=0.888, p<0.05) ve ameliyat sonrası (r=0.802, p<0.05) uyumun istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmektedir. Ayrıca ameliyat sonrası dönemde çocukların ağrı puanları arasında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Araştırmanın sonucunda; ameliyat öncesi uygulanan projektör kaleydoskop gösterimi ve çizgi film izletme yönteminin çocukların ameliyat sürecinde yaşadıkları anksiyete ve korku düzeylerini azaltmada etkili olduğu görülmüştür. Ek olarak ameliyat öncesi uygulanan bu iki yöntemin çocukların ameliyat sonrası yaşadıkları ağrı düzeylerini azalttığı saptanmıştır. Ameliyat odalarında dikkati başka yöne çekmeyi sağlayan görsel ve işitsel uyaranların yaygınlaştırılması ve standart uygulama haline getirilmesi önerilmektedir.
Tip 2 diyabet tanısı almış insülin kullanan hastalarda metaverse evrende hazırlanan ameliyat öncesi stres yönetimi eğitiminin ameliyat sonrasındaki süreçte kan şekeri, yaşam parametreleri ve anksiyete düzeyine etkisinin incelenmesi
Günümüzde ciddi bir sağlık sorunu haline gelen ve mevcut hastalık halinde çeşitli komplikasyonlar oluşturarak büyük maddi ve manevi kayıplara sebep olan Diyabet; birçok ülkede hastalığa bağlı ölüm nedenlerinde ilk sıralardadır. Diyabetin en yaygın formu olan Diabetes Mellitus Tip 2 (Tip 2 DM), insülin direnci ve beta hücre fonksiyon kaybı ile karakterize kronik bir hastalıktır. Diyabet görülme sıklığındaki artış ve diyabetin cerrahi girişim gerektiren komplikasyonları nedeni ile cerrahi müdahale yapılan diyabetli bireylerin sayısı giderek artmaktadır. Bununla birlikte ameliyat öncesi oluşabilen cerrahi stres nedeni ile bazı hormonlar artarak, insülin salgısını inhibe edip, kan şekeri regülasyonunda da bozulmaya sebep olabilmektedirler. Bu araştırma Diabetes Mellitus Tip 2 tanısı alarak insülin tedavisi başlanmış olan hastalarda, metaverse evrende hazırlanan ameliyat öncesi stres yönetimi eğitiminin ameliyat sonrasındaki süreçte kan şekeri, yaşam parametreleri ve anksiyete düzeyine etkisinin incelenmesi amacıyla; randomize kontrollü bir çalışma olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Süleyman Demirel Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Genel Cerrahi Servisi'ne preoperatif dönemde yatan, hastaneye yatışından daha eski bir tarihte Tip 2 DM tanısı alarak insülin tedavisi kullanmaya başlamış olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden hastalar oluşturmuştur. Örnekleme alınacak hasta sayısını belirlemek amacıyla G. power analizi yapılmış, toplam 60 hasta kapalı zarf randomizasyon yöntemi kullanılarak deney ve kontrol grubuna ayrılmıştır. Deney grubundaki hastalara metaverse evrende hazırlana stres yönetimi videosu ameliyat öncesi iPad 9.Nesil 64GB Wi-Fi 10.2 ile izletilmiş, kontrol grubuna ise geleneksel anlatım yöntemi ile eğitim verilmiştir. Araştırmanın verileri: Hasta tanılama formu, anksiyete değerlendirmesi için DASS-21 ölçeği, stresin fizyolojik bulgularını değerlendirmek için geliştirilen form yardımı ile toplanmıştır. Hastaların yaşam parametrelerinin değerlendirmeleri hastanın ameliyatından önce (24 saat, 12 saat ve hemen önce) ve ameliyattan sonra (12 saat ve 24 saat) olacak şekilde 5 farklı zaman diliminde yapılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde; Kruskal-Wallis, Mann Whitney-U, anova ve eşleştirilmiş gruplarda t testleri kullanılmıştır. Tüm çalışma grubundaki hastaların %51,70'i kadın, %81,70'i evli, yaş ortalaması 55,88±11,14, ortalama diyabet süresi 24,75±9,36 yıl ve son HbA1c değeri ortalama %7,26±0,63 olarak bulunmuştur. DASS-21 ölçek puanları incelendiğinde ilk ölçümlerde deney ve kontrol grupları arasında hiçbir alt boyutta anlamlı farklılık görülmezken; son ölçek puanları arasında tüm alt boyutlar arasında ileri düzeyde anlamlı farklılık izlenmiştir (p<0,001). Deney grubunun anksiyete, stres ve depresyon puanları kontrol grubundan istatistiksel anlamlılık göstrecek şekilde daha fazla azalmıştır. Stresin fizyolojik göstergesi olarak değerlendirilen parametreler açısından 5 farklı zamanda yapılan ölçümler değerlendirildiğinde deney ve kontrol gruplarında kan şekeri, nabız, sistolik ve diyastolik kan basınçları, solunum sayısı ve oksijen saturasyonu parametrelerinin zaman*grup ikili interaksiyonlarının anlamlılık gösterdiği izlenmiştir (p< 0,05). Çalışma sonuçlarına dayanarak; ameliyat öncesi kan şekeri regülasyonu, yaşam parametreleri stabilizasyonu ve anksiyetenin giderilmesine katkı sağladığı için stres yönetimi eğitiminin verilmesinin önemli olduğunu ve bu eğitimlerde seçilecek yöntemin eğitim etkinliğini değiştirdiğini göstermektedir. Metaverse evrende verilen eğitim geleneksel anlatım yöntemiyle verilen eğitime göre daha etkin bir yöntem olduğu için hasta eğitimlerinde tercih edilebilir bir eğitim yöntemidir.
Yargılama sürecindeki suça sürüklenen çocuklarda benlik saygısı, kaygı düzeyi, kadercilik eğilimi ve psikolojik dayanıklılık: Isparta ADM örneği
Bu araştırmanın amacı, yargılama sürecindeki suça sürüklenen çocukların benlik saygıları, kaygı düzeyleri, kadercilik eğilimleri ve psikolojik dayanıklılıklarını incelemektir. Çocukların suça sürüklenmesi, toplumsal düzeni tehdit eden önemli bir sosyal problemdir. Çocukların suça sürüklenmesini ele alan çalışmaların sayısı günden güne artmaktadır. Ancak suça sürüklenen çocukların benlik saygıları, kaygı düzeyleri, kadercilik eğilimleri ve psikolojik dayanıklılıkları hakkındaki çalışmaların sayısı azdır. Bu araştırma, suç isnadıyla haklarında yargılama süreci devam eden ve Isparta Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğünün Ceza Yargılaması Destek Bürosundan tedbir değerlendirmesi istenen 143 suça sürüklenen çocukla gerçekleştirilmiştir. Araştırma alan araştırması niteliğinde olup ilişkisel tarama modeline göre yürütülmüş betimsel bir çalışmadır. Verilerin toplanması araştırmacı tarafından takip etmiştir. Araştırmaya katılmayı kabul eden tüm katılımcıların açık onamları alınarak katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Benlik Saygısı Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği, Kadercilik Eğilimi Ölçeği ve Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği uygulanmıştır. Veriler SPSS 29.0 paket programıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın temel hipotezi doğrultusunda yapılan istatistiksel analizler neticesinde, suça sürüklenen çocukların benlik saygılarıyla sürekli kaygı düzeyleri arasında negatif yönde ve anlamlı; kadercilik eğilimleri ve psikolojik dayanıklılıkları arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki bulunduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın alt hipotezleri doğrultusunda ise suça sürüklenen çocukların bazı demografik özellikleri ve yaşamsal deneyimleriyle benlik saygıları, kaygı düzeyleri, kadercilik eğilimleri ve psikolojik dayanıklılıkları arasında farklılıklar analiz edilmiş; istatistiksel açıdan anlamlı olanlarla olmayanlar her bir değişken özelinde yorumlanmıştır. Sonuç olarak araştırmada, çocuk suça sürüklenmelerinde benlik saygısı, kaygı düzeyi, kadercilik eğilimi ve psikolojik dayanıklılık gibi bireysel ve duygusal/psikolojik faktörlerin önemi vurgulanmakta ve çocuk suçluluğuyla mücadelede öneriler sunulmaktadır.
Öğretmenlerin fiziksel şiddete ilişkin kaygı düzeyleri ve fiziksel şiddet yaşamış öğretmenlerin görüşleri
Bu araştırmanın amacı öğretmelerin fiziksel şiddete ilişkin kaygı düzeylerini çeşitli değişkenlere göre incelemek ve mesleki yaşamlarında fiziksel şiddete uğramış öğretmenlerin şiddetten nasıl etkilendiklerini ortaya çıkarmaktır. Araştırmada karma yöntem desenlerinden açımlayıcı sıralı desen kullanılmıştır. Betimsel tarama modelinin kullanıldığı araştırmanın nicel aşaması 2019 - 2020 eğitim – öğretim yılında Siirt ili ve ilçelerindeki liselerde görev yapan 657 öğretmen ve yöneticinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın nitel aşamasında ise mesleki yaşamında fiziksel şiddet yaşamış 10 öğretmen ve yönetici ile görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın nicel verileri geliştirilen Fiziksel Şiddet Kaygı Ölçeği (FŞKÖ) kullanılarak, nitel verileri ise geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak elde edilmiştir. Nicel verilerin çözümlenmesinde; tanımlayıcı istatistikler, t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Kruskall Wallis testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Ayrıca çoklu karşılaştırma testlerinden Tukey HSD testi kullanılmıştır. Nitel veriler betimsel analiz ve içerik analizi yapılarak betimlenmiştir. Araştırmanın nicel verilerinin analiz sonuçlarına göre; liselerde görev yapan öğretmen ve yöneticilerin ölçeğin genel toplamındaki kaygılarının, maruz kalma kaygılarının ve destek algılarının yüksek düzeyde, olumsuz sonuç kaygılarının ise çok yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Öğretmen ve yöneticilerin olumsuz sonuç kaygıları ve destek algıları; cinsiyet, görev yeri, okul türü değişkenlerine göre farklılaşmaktadır. Öğretmen ve yöneticilerin olumsuz sonuç kaygıları kıdem değişkenine göre farklılaşmaktadır. Katılımcıların ölçeğin toplamındaki kaygıları memleket değişkenine göre farklılaşmaktadır. Katılımcıların en çok fiziksel şiddet kaygısı yaşadıkları kişilerin ise öğrenci ve veliler olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın nitel aşamasında öğretmenlerin en çok öğrencilerin fiziksel şiddetine maruz kaldıkları belirlenmiştir. Ayrıca velilerin, yöneticilerin ve diğer çalışanların fiziksel şiddetine maruz kalan öğretmenler de vardır. Fiziksel şiddet yaşayan öğretmenler kişisel, duygusal, ailevi, mesleki ve sosyal anlamda çeşitli sıkıntılar yaşamışlardır. Fiziksel şiddet yaşayan katılımcıların hiç biri profesyonel destek almazken, bir kısmı çevre desteği almıştır.
Öğretmen adaylarının öz yeterlilik inançları ile mesleki kaygıları arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı öğretmen adaylarının öz yeterlik inançları ile mesleki kaygı düzeylerini ve bunlar arasındaki ilişkiyi belirlemektir. İlişkisel tarama modelinde yapılan araştırmanın evreni 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Siirt Üniversitesinde öğrenim gören 1863 öğretmen adayından oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemini, tabakalı örnekleme tekniğiyle seçilen 319 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmada "Öz Yeterlik Ölçeği" ve "Mesleki Kaygı Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistik, parametrik fark analizleri ve korelasyon analizi teknikleri kullanılmıştır. Araştırmanın sonunda öğretmen adaylarının genel mesleki kaygılarının düşük, öz yeterlik inançlarının ise yüksek olduğu saptanmıştır. Öğretmen adaylarının öz yeterlik inançları ile mesleki kaygıları arasında orta düzeyli anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Öğretmen adaylarının özyeterlik inançları mesleki kaygı düzeylerini anlamlı yordayıcısı olduğu görülmüştür.
8. sınıf öğrencilerinin matematik öz yeterlik algıları ile motivasyon ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmada, 8. sınıf öğrencilerinin matematik öz yeterlik algıları ile motivasyon ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca öğrencilerin matematik öz yeterlik, motivasyon ve kaygı düzeyleri cinsiyet, anne-baba eğitim düzeyi, aile gelir düzeyi, okuldaki matematik kursuna katılım durumu ve önceki dönem matematik karne notu değişkenlerine göre incelenmiştir. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Batman ilinde bulunan 64 devlet okulunun 8. sınıfında öğrenim gören 9811 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 9811 öğrenci arasından random yöntemiyle seçilen 10 ortaokuldaki 550 öğrenci oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Matematik Öz Yeterlik Ölçeği, Matematik Dersine Yönelik Motivasyon Ölçeği ve Matematik Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde ilişkisiz örneklemler t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), pearson momentler çarpımı korelasyon analizi kullanılmıştır. Matematik öz yeterlik algısı, matematik dersine yönelik motivasyon ve matematik kaygısı arasındaki ilişki path analizi ile hesaplanmıştır. Araştırma sonucunda öğrencilerin matematik öz yeterlik algıları ile matematik dersine yönelik motivasyonları arasında pozitif yönde ve orta düzeyde anlamlı ilişki bulunmuştur. Matematik öz yeterlik algıları ile matematik kaygıları arasında negatif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Matematik dersine yönelik motivasyonları ve matematik kaygıları arasında negatif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca öğrencilerin matematik öz yeterlik algıları ve matematik kaygıları cinsiyet, okuldaki matematik kursuna katılım durumu ve bir önceki dönem matematik karne notu değişkenlerine göre anlamlı farklılık göstermiştir. Fakat öğrencilerin matematik öz yeterlik algıları ve matematik kaygıları anne-baba eğitim düzeyi ve aile gelir düzeyi değişkenlerine göre anlamlı farklılık göstermemiştir. Öğrencilerin matematik dersine yönelik motivasyonları anne eğitim düzeyi, okuldaki matematik kursuna katılım durumu ve bir önceki dönem matematik karne notu değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterirken cinsiyet, baba eğitim düzeyi ve aile gelir düzeyi değişkenlerine göre anlamlı farklılık göstermemiştir. Path analizi sonucuna göre, 8. sınıf öğrencilerinin matematik öz yeterlik algıları arttıkça öğrencilerin matematik dersine yönelik motivasyonu artmakta, matematik kaygı düzeyleri ise azalmaktadır. Anahtar Kelimeler: Matematik dersine yönelik motivasyon, Matematik öz yeterlik algısı, Matematik kaygısı, Ortaokul öğrencileri.
Primiparlarda doğum korkusu ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Primiparlarda Doğum Korkusu ve Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi, SANKO Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı (Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği), Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018 Bu araştırma ilk kez doğum yapan gebelerde doğum korkusu ve etkileyen faktörleri belirlemek amacı ile yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı nitelikte olup, evrenini SANKO Üniversitesi Özel Sani Konukoğlu Hastanesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinin Kadın Doğum Polikliniğine başvuran 18-34 yaş aralığında, gebeliğinin 20-40. haftaları arasında, ilk doğumunu yapacak olan kadınlar oluşturmuştur. Araştırma 277 gebe ile tamamlanmıştır. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu aracılığı ile toplanmıştır. Kadınların doğum korkusu alanlarından aldığı, doğum korkusu genel puan ortalaması 6,55±1,27, güçlü hissettikleri alanlardan aldıkları güçlü hissetme genel puan ortalaması 7,92±0,71, güçsüz hissettikleri alanlardan aldıkları güçsüz hissetme genel puan ortalaması 4,68±1,529 olarak bulunmuştur. Araştırma verileri, kadınların güçlü hissettikleri alanlarla, doğum korkusu arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki (p>0,05), güçsüz hissettikleri alanlarla ise pozitif yönlü orta düzeyde bir ilişki olduğunu göstermiştir (p<0,01). İkinci ve üçüncü trimestirde olan kadınların doğum korkusu genel puan ortalamaları karşılaştırıldığında aralarındaki farkın önemli olduğu bulunmuştur (p<0,05). Doğum korkusu ile yaş, eğitim durumu ve evlenme yaşı karşılaştırıldığında farkın anlamlı olmadığı görülmüş (p>0,05), doktorun sezaryen önerdiği, gelir durumu düşük olan, geniş ailede yaşayan ve çalışmayan kadınlarla karşılaştırıldığında ise farkın anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Araştırmanın sonunda gelir düzeyi düşük olan ve geniş ailede yaşayan kadınların korku düzeyleri diğerlerine göre daha yüksek bulunmuştur. Kadınların doğum korkusu ile güçlü hissettikleri alanlar karşılaştırıldığında; güçlü hissedilen alanların doğum korkusunu azaltma yönünde zayıf bir etkiye sahip olduğu, güçsüz hissettikleri alanların ise doğum korkusunu arttırma yönünde orta düzeyde etkiye sahip olduğu görülmüştür. Çalışmayan kadınların çalışanlara oranla daha fazla korktuğu, korku düzeyi yüksek kadınların doktor muayene sıklığının arttığı saptanmıştır. Kadınların doğum korkusunun belirlendiği bu çalışmada, hemşirelerin doğum korkusunu en aza indirmek amacı ile etkili iletişim becerileri kullanarak, kadınların bireysel özelliklerine uygun, yeterli eğitim ve desteği vermesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gebelik; Doğum; Korku; Doğum Korkusu; Primipar.
Karaciğer nakli olacak hastalara verilen video eğitiminin anksiyete, depresyon ve uyku düzenine etkisi
Bu çalışma; Karaciğer nakli olacak hastalara verilen video eğitiminin anksiyete, depresyon ve uyku düzenine etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Ön test-son test, kontrol gruplu yarı deneysel tipteki araştırmanın verileri 01 Kasım 2017 – 31 Mayıs 2018 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Merkezi'nde yatışı yapılan ilk kez karaciğer nakli olacak tüm hastalardan toplandı. Evreni bilinen örneklemde güven aralığı %95 alınarak hesaplama yapıldığında araştırmaya dahil edilecek hasta sayısı 60 tır. Hastalar kontrol (n=30) ve deney (n=30) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplara seçilen hastalar rastlantısal örnekleme yöntemiyle seçildi. Veriler hastaların tanıtıcı özellikleri formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği ve Pittsburg Uyku Kalitesi ölçeği ile ve araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Deney grubundaki karaciğer nakli hastalarına anksiyete/depresyon düzeylerini azaltmak ve uyku kalitelerini artırmak için nakil öncesi ve sonrası olmak üzere iki bölümlük video eğitimi verildi. Taburcu olduktan 1 ay sonra kontrole geldiklerinde semptom yönetimi puanına bakıldı. Bu video eğitimi kliniğin rutin hemşirelik bakımı dışında deney grubu hastalarına verildi. Video destekli eğitim 40 dk sürdü. Kontrol grubuna ise kliniğin rutin uygulamasındaki hemşirelik bakımı yapıldı. Kontrol grubunun son ölçümünden sonra deney grubuna uygulanan video destekli eğitim kontrol grubuna da verildi (Her hasta ve yakınına eğitim CD' si teslim edildi). Veriler SPSS 22 paket programında sayı ve yüzdelik, Ki kare ve t testi ile değerlendirildi. Çalışmaya katılan hastalarda hastane anksiyete ve depresyon ölçeğinin tüm alt boyut puanları nakilden sonra düşmesine rağmen istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Hastaların uyku kalitesini değerlendirmek için kullanılan PUKİ uyku kalitesi ölçeği alt boyut puanları arasında hem deney hemde kontrol grubu hastalarında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Karaciğer nakli olan hastalara nakil öncesi ve sonrası korku yaşayan hastaların anksiyete/depresyon düzeylerini azaltmaya yönelik eğitim programlarının ve girişimlerinin planlanması, uyku kalitesini yükseltmek üzere girişimlerin planlanması, uyku ve uyanıklık döngüsünü iyileştirmeyi amaçlayan ve daha iyi bir yaşam kalitesine katkıda bulunan müdahalelerin değerlendirilmesi ve uygulanması öneriyoruz.
Laparoskopik kolesistektomi olacak hastalara broşür destekli eğitimin anksiyete, ağrı ve yaşam bulgularına etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada; Laparoskopik kolesistektomi yapılan hastalara verilen broşür destekli eğitiminin ağrı, anksiyete ve yaşam bulgularına etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Yarı deneysel tipteki araştırmanın verileri 01 Ocak 2018 ile 30 Haziran 2018 tarihleri arasında Mardin Midyat Devlet Hastanesinde cerrahi kliniğine yatışı yapılan ve laparoskopik kolesistektomi yapılan tüm hastalardan toplandı. Evreni bilinen örneklemde güven aralığı %95 alınarak hesaplama yapıldığında araştırmaya dahil edilecek hasta sayısı 62 bulundu. Hastalar kontrol (n=31) ve deney (n=31) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplara seçilen hastalar rastlantısal örnekleme yöntemiyle seçildi. Gruplar homojen olarak ayrıldı. Veriler hasta tanıtım formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği, Visual Analog Skala ölçeği ve yaşam bulgularını değerlendirme formu ile araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Deney grubundaki laparoskopik kolesistektomi olan hastalara broşür eğitimi verildi. Formlar ameliyat öncesi ve ameliyattan 24 saat sonra dolduruldu. Bu eğitim 40 dk sürdü. Kontrol grubuna ise kliniğin rutin hemşirelik uygulaması yapılarak ameliyat öncesi ve ameliyattan 24 saat sonra formlar doldurularak her iki gruba da broşür kitapçığı verildi. Veriler bilgisayarda SPSS 22 paket programında sayı, yüzdelik, Ki kare, t testi ve korelasyon bulguları ile değerlendirildi. Araştırmanın yapılabilmesi için SANKO Üniversitesi klinik araştırma etik kuruldan ve Mardin İl Sağlık Müdürlüğünden gerekli izinler alındı. Hastalara çalışmanın amacı anlatıldı ve gönüllü hastaların katılımı sağlandı. Araştırmada elde edilen bulgular doğrultusunda hastane anksiyete/depresyon ölçeğinde hastaların anksiyetelerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05), depresyon düzeyinde ise fark istatistiksel olarak anlamsızdı (p>0,05). Bununla beraber ağrı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05), yaşam bulgularında ise istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar olmasa da hafif düzeyde olumlu sonuçlar gözlendi. Laparoskopik kolesistektomi olacak hastalara ameliyat öncesi ve sonrası anksiyete düzeylerini azaltmaya yönelik hastalara ve sağlık çalışanlarına eğitim programlarının planlanması, ağrı düzeylerini azaltmak içinde hastalara nanfarmakolojik yöntemlere yönelik eğitimlerin planlanması önerilebilir.
Laparoskopik cerrahi geçirecek hastalara sanal gerçeklik (VR) ile verilen eğitimin hastaların yaşam bulgularına ağrı ve anksiyetelerine etkisi
Bu araştırma, laparoskopik kolesistektomi cerrahi geçirecek hastalara sanal gerçeklik ile verilen eğitimin hastaların yaşam bulgularına ağrı ve anksiyetelerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Deney ve kontrol grubu ile planlanmış yarı deneysel bir çalışmaydı. Araştırmada tik kuruldan hastaneden ve hastalardan izin alındı. Araştırmanın örneklemini SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Cerrahi Servisine yatışı yapılan, 18-65 yaş aralığındaki ve laparoskopik ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası, sözel, duyusal, iletişim sorunu yaşamayan ve görme engeli olmayan, araştırmaya katılmayı kabul eden, ruhsal tanı almamış, genel anestezi ile ameliyat edilecek olan hastalar oluşturuldu. Evreni bilinen gruplarda örneklem seçimi formülü ile 62 hasta örnekleme alındı. Kontrol grubuna (31 hastaya) broşür destekli eğitim, deney grubuna (31 hastaya) sanal gerçeklik gözlüğü ile görsel müzikli bir eğitim ameliyat öncesi verildi. Veriler Hasta Tanıtım Formu, Beck Anksiyete Ölçeği, Yaşam Bulguları Formu, Visual Analog Skala ile ağrı değerlendirme formu kullanıldı. Kontrol ve deney grubundaki hastaların verileri ameliyat öncesi, ameliyattan 1,8,24 sonrası toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), ki-kare testleri kullanıldı. Tekrarlı ölçülen yaşam bulgular için tekrarlı ölçümlerde ANOVA kullanıldı ve anlamlılığın hangi gruptan kaynaklandığını belirlemek için Benforenni testi kullanıldı. Sayısal değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon katsayısı ile test edildi. İç tutarlılık için Cronbach's alfa kullanıldı. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi p <0,05 olarak alındı. 18 yaş altı 65 yaş üstü hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Ayrıca araştırma sadece bir özel hastane yapılacak olması araştırmanın sınırlılıklarından biriydi. Araştırma sonucu olarak; ameliyat öncesi VR (sanal gerçeklik gözlüğü) ile verilen eğitimin ameliyat sonrası 1. saatte ağrıyı ve anksiyeteyi broşür eğitimin göre daha çok azalttığı ayrıca solunum, kan basıncı, nabız, vücut sıcaklığı gibi yaşam bulgularını da olumlu etkilediği ve bu değerlerin istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu. Ameliyattan 8 ve 24 saat sonra broşür veya VR ile eğitim alan hastaların ağrı, anksiyete ve yaşam bulgularının bu eğitim materyallerinden hangisinden etkilendiği konusunda ilişki tam olarak ortaya çıkarılamadı. Ameliyat öncesi veya sonrası VR (sanal gerçeklik gözlüğü) ile verilen eğitimler, müzikli görsel efektler hastaların ağrı, anksiyete ve yaşam bulgularını olumlu etkileyebilir. Bu vii konuda diğer yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sanal Gerçeklik; Anksiyeti; Ağrı; Hasta; Müzik
COVID 19 pandemisinin hemşirelerin psikolojik sağlamlık anksiyete ve depresyon düzeylerine etkisi
Bu araştırma COVID-19 pandemisinin hemşirelerin psikolojik sağlamlık, anksiyete ve depresyon düzeylerine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı türde yapılan bu çalışma, Gaziantep ilinin merkez ilçesinde hizmet vermekte olan 25 Aralık Devlet Hastanesi'nde 10 Kasım 2020-20 Haziran 2021 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Çalışmanın örneklemini pandemi sırasında aktif görev yapan, çalışmaya katılmayı kabul eden 25 Aralık Devlet Hastanesi'nde çalışan hemşireler oluşturdu. Çalışmanın örneklemini 260 hemşire oluşturdu. Veriler; Kişisel Tanıtım Formu, ''Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği'' (PSÖ), ''Beck Depresyon Envanteri'' (BDE) ve 'Beck Anksiyete Ölçeği'' (BAÖ) ile toplandı. Verilerin istatistiksel analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca, minimum-maksimum, Shapiro-Wilk, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testleri, Post Hoc testlerinden Tukey ve Tamhane's T2 testleri ile Spearman korelasyon testi kullanıldı. BDE, BAE ve PSÖ skorlarına etki eden faktörlerin belirlenmesinde çoklu lineer regresyon modeline başvuruldu. Tüm testlerde istatistiksel önemlilik düzeyi 0,05 olarak kabul edildi. Hemşirelerin %68,1'inin kadın, %39,2'sinin 25-30 yaş, %75,0'inin lisans/önlisans mezunu, %31,5'inin yoğun bakımda, %40,8'inin serviste çalıştığı belirlendi. Hemşirelerin BDE puan ortalaması 11,0±7,6, BAÖ puan ortalaması 14,7±10,9, PSÖ puan ortalaması 19,4±4,3 olarak saptandı. Hemşirelerin BDE puanı ile BAÖ puanı arasında pozitif yönlü zayıf bir korelasyon (r=0,457) (p<0,001); BDE ile PSÖ arasında ise negatif yönlü zayıf bir ilişki saptandı (r=-0,294) (p<0,001). PSÖ ile BAÖ arasında da negatif yönlü zayıf bir ilişki olduğu belirlendi (r=-0,263) (p<0,001). Hemşirelerin BDE puanını etkileyen faktörlerin; BAÖ ve PSÖ puanları ile hemşirelerin istifa yönelimi ve eğitim durumu olduğu belirlendi. Hemşirelerin BAÖ puanını etkileyen faktörlerin; BDE ve PSÖ puanları ile hemşirelerin mesleğe bakış açısının olumsuz yönde değişmesi, enfekte olma, kronik hastalığa sahip olma durumu olduğu belirlendi. Hemşirelerin PSÖ puanını etkileyen faktörlerin; BDE ve BAÖ puanları ile hemşirelerin ruh ve beden sağlığının etkilenme durumu ve enfekte olma riski olduğu belirlendi. Bu çalışma sonucuna göre; COVID-19 pandemisinde görev alan hemşirelerin ruhsal olarak etkilendikleri sonucuna ulaşılmıştır.
Kronik obstrüktif akciğer hastalarında (KOAH) pandemi sürecinde depresyon, anksiyete, fiziksel aktivite düzeyi ve yorgunluk düzeyinin etkileri
Bu çalışma, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) olan bireylerde devam eden Covid-19 pandemisi sürecinde depresyon, anksiyete, fiziksel aktivite ve yorgunluk düzeyini belirlemek ve sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Araştırmanın evrenini SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Polikliniğinde KOAH tanısı ile izlenen hastalar oluşturdu. Çalışmaya KOAH tanılı 20 hasta ve 21 sağlıklı birey dahil edildi. Depresyon, Beck Depresyon Ölçeği; anksiyete, Beck Anksiyete Ölçeği; yorgunluk semptomu, Yorgunluk Şiddet Ölçeği; fiziksel aktivite düzeyi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi UFAA kısa form (International Physical Activity Questionnaire IPAQ) testi ile değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanıldı. Yapılan analizlerin sonuçlarına göre; KOAH tanılı hastaların Beck Depresyon Ölçek (BDÖ) puanlarının kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) puanları yönünden KOAH tanılı hastalar ile sağlıklı kontrol grubu benzerdi (p>0,05). Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) skorlarının KOAH grubunda anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu gözlendi (p<0,05). Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formunun (UFAA-KF) oturma süresi dışındaki tüm alt parametre MET değerleri benzerdi. Ancak KOAH tanılı hastaların oturma süresi, kontrol grubunda anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,05). Sonuç olarak KOAH tanılı hastalarda pandemi sürecinde yorgunluk, anksiyete ve depresyon semptomlarının daha yoğun yaşandığı saptandı.