Antioxidant enzymes

80 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Tuz stresine maruz bırakılan nohut (Cicer arietinum L.) ve buğday (Triticum aestivum L.) yapraklarında eksojen ellajik asitin reaktif oksijen türleri, antioksidan savunma sistemi ve azot metabolizması üzerine etkileri

Tuz stresi, dünya genelinde tarımsal üretimi kısıtlayan ve bitkilerde büyüme ile gelişimi olumsuz etkileyen en önemli abiyotik stres faktörlerinden biridir. Bu stres, bitkilerde ozmotik dengenin bozulması, iyon toksisitesi ve reaktif oksijen türlerinin (ROS) birikimi yoluyla fotosentetik kapasiteyi, hücre su dengesini ve metabolik süreçleri bozarak lipid peroksidasyonu, nisbi su içeriğinin (RWC) azalması ve hücre zar stabilitesinin bozulmasına yol açar. Fenolik bileşikler, bitkilerde antioksidan savunma mekanizmalarını güçlendirerek tuz stresinin neden olduğu zararları hafifletme potansiyeline sahiptir. Tez çalışmamızda, 100 mM tuz stresi altındaki buğday ve nohut bitkilerine 12.5 µM ellajik asit (EA) uygulanarak EA'nın etkileri değerlendirilmiştir. Tuz stresi şartlarında hem buğday hem de nohut bitkisinde nisbi büyüme oranları (RGR) ile RWC'nin önemli ölçüde azaldığı ve durumun özellikle nohutta ciddi şekilde artan elektriksel iletkenlik (EC) seviyeleriyle paralellik gösterdiği belirlenmiştir. Ayrıca, oluşan bu oksidatif stresin etkisiyle ortamda artan hidrojen peroksit (H2O2) seviyelerinin yanı sıra, TBARS içeriğinde de önemli bir artış gözlemlenmiş ve bu durum lipid peroksidasyonunun arttığını göstermiştir. Bu artışların özellikle nohut bitkisinde daha fazla olduğu ve bu durumun artan sodyum (Na) konsantrasyonuyla birlikte bitkide iyon birikiminin buğdaya kıyasla daha hızlı arttığından kaynaklanabileceği ileri sürülmektedir. Tuz stresi ayrıca azot metabolizmasını etkileyerek, özellikle nohutta amonyum (NH₄⁺) içeriğini artırarak toksisiteye neden olduğu görülmektedir. Bu birikimin, önemli enzimlerin (NR, GS, GOGAT, GDH) azalmaları ve/veya değişim göstermemelerinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Ancak eksojen uygulanan EA ile birlikte RGR ve RWC değerlerinde önemli iyileşmeler göstererek EC değerlerini özellikle nohut bitkisinde azaldığı tespit edilmiştir. EA+T uygulamasında artan SOD aktivitesi, ortamda oluşabilecek H2O2'nin büyük olasılıkla sinyal mekanizmasında görev alarak antioksidan sistemi uyardığını göstermektedir. Bu duruma bağlı olarak, artan POX ve özellikle buğdayda artan APX aktivitesi sayesinde ortamda aşırı H2O2 birikimi engellenmiş ve lipid peroksidasyon seviyelerinde iyileşme tespit edilmiştir. Tuz stresi şartlarında EA uygulanmasıyla ortamda biriken NH₄⁺ miktarlarında azalmalar olduğu ve bunun artan NR, GOGAT ve GDH aktiviteleriyle ilişkili olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, EA'nın, hem buğday hem de nohut bitkilerinde tuz stresinin neden olduğu oksidatif hasarı azaltmada etkili bir fenolik bileşik olduğu belirlenmiştir.

Abiyotik stresAntioksidan enzimlerBitki fenolikleri+1
Fevzi Elbasan
Selçuk University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Armut yetiştiriciliğinde kullanılan farklı anaçların tuzluluğa toleranslarının morfolojik, fizyolojik ve biyokimyasal parametreler ile incelenmesi

Dünyada, sulanan tarım arazilerin yaklaşık %50'sinde tuzluluk sorunu bulunmaktadır. Özellikle kurak ve yarı kurak bölgelerde tuzlulaşan alanlarının giderek artması, tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini tehdit etmektedir. Bu çalışmada, farklı düzeylerde oluşturulan NaCl stresi altında bazı armut (OHxF 97, OHxF 333 ve Fox 11) ve ayva (BA 29) anaçlarının göstermiş olduğu tepkilerin morfolojik, fizyolojik ve biyokimyasal parametreler ile belirlenmesi amaçlanmıştır. 2017 ve 2018 yıllarında iki kez tekrarlanan çalışmada, sıcaklık kontrollü serada 18 lt' lik saksılarda bulunan bir yaşlı aşısız bitkilere; kontrol [3 mM], 20 mM, 40 mM ve 80 mM sodyum klorür (NaCl) içeren sulama suyu iki ay boyunca uygulanmıştır. Çalışmada, tuz stresi arttıkça stoma iletkenliği linear olarak azalırken, SOD, CAT, GPX, GR aktiviteleri linear olarak artmıştır. Tüm anaçlarda 80 mM NaCl uygulaması Na+ içeriği artırmış, P4+ ve B+ içeriğini ise nispeten azalmıştır. Bitki boyu, kök yaş ağırlığı, yaprak alanı, zararlanma derecesi, klorofil yoğunluğu, lipit peroksidasyonu, yapraklardaki Na+ miktarı bakımından Fox 11 ile BA 29 anaçları daha olumsuz etkilenmiştir. NaCl stresi altında stoma iletkenliğindeki azalma OHxF 97 anacında en az olmuştur. Yapraklardaki glisin betain miktarı OHxF anaçlarında, prolin içeriği ise Fox 11 anacında daha yüksek bulunmuştur. Klorojenik asit ve arbutin miktarları, Fox 11 anacında tuz stresi ile birlikte nispi veya önemli azalma göstermiştir. Yapraklardaki SOD, CAT, APX, GR ve DHAR enzim aktiviteleri OHxF anaçlarında, özellikle de OHxF 97 anacında tuz stresi ile birlikte önemli düzeyde değişmiştir. Fox 11 ve BA 29 anaçları daha düşük GPX aktivitesi göstermişlerdir. Sonuçta, NaCl stresine OHxF 97 anacı daha toleranslı, Fox 11 anacı ise daha duyarlı olarak bulunmuştur.

Antioksidan enzimlerTuz stresiTuz toleransı
Melih Aydınlı
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gökkuşağı alabalıklarında yeme ilave edilen sarımsak (Allium sativum), adaçayı (Salvia officinalis) ve kekik (Origanum vulgare) bitkilerinin büyüme performansı ve antioksidan enzim aktiviteleri üzerine etkisi

Ülkemizde su ürünleri üretiminde levrek, çipura ve alabalık olmak üzere üç önemli türün üretimi yapılmakta olup bu türler içerisinde en yüksek üretim miktarı alabalıklara aittir. Su ürünleri üretiminde mikrobiyal hastalıklar nedeniyle ekonomik kayıplar ortaya çıkmaktadır. Avrupa Birliğinde 2006 yılından sonra antibiyotiklerin profilaktif amaçla yemlere ilave edilmesi yasaklanmıştır. Dolayısıyla alternatif ürünler olarak tıbbi aromatik bitki türlerinin patojen bakterilere karşı doğal antibakteriyel ürünler olarak kullanılabileceği bildirilmektedir. Dünyada yapılan araştırmalarla tıbbi bitki uçucu yağların bakteri ve mantar türleri üzerine antimikrobiyal özellikleri olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada ile sarımsak, kekik ve adaçayı toz-yağ katkılı diyetlerle beslenen gökkuşağı alabalığında antioksidan enzim aktivitesi ve büyüme değerleri belirlenmesi amaçlandı. Çalışmada yeme sırasıyla %1 ve %5 diyet seviyelerinde uçucu yağlar ve bitki tozları eklendi. Sonuçlar, sarımsak tozu ve yağıyla beslenen balıkların, kontrol ve diğer gruplardan önemli ölçüde daha yüksek nihai ağırlık artışına sahip olduğunu gösterdi. Kekik tozu ve yağının ilavesinde, kontrol grubuna kıyasla katalaz aktivitesinin yüksek bir değere sahip olduğu belirlenmiştir (P<0.05).

Ada çayıAntioksidan enzimlerEnzim aktivitesi+3
Önder Toprak Ergül
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Doğal olarak yaşlanmış karaçam (Pinus nigra subsp. pallasiana) tohumlarında priming uygulamalarının yaşlanma üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Mevcut çalışmada doğal olarak yaşlanmış karaçam (Pinus nigra subsp. pallasiana) tohumlarına priming uygulamaları ile yaşlanma etkilerinin giderilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada kullanılan 9 farklı karaçam tohumu Eğirdir Orman Fidanlık Müdürlüğünden temin edilmiş ve 2008-2019 yılları arasında Gölhisar, Eğirdir, Isparta ve Dinar lokasyonlarından toplanmıştır. Çalışmalar Isparta Uygulama Bilimler Üniversitesi Orman Fakültesi ve Ziraat Fakültesi, laboratuvarlarında yürütülmüştür. Çimlendirme çalışmalarında çimlenme oranı, ortalama çimlenme süresi, normal ve anormal fide oranları ile fide uzunluğu ve kök uzunluğu ölçülmüştür. Depolama zamanının çimlenme ve fide özellikleri üzerindeki etkilerini tayin etmek için karaçam tohumları 25°C sıcaklıkta 14 gün boyunca çimlendirilmiş ve 3 adedi (2008, 2015, 2019) çimlenme oranlarına göre ayrılarak priming çalışmaları için kullanılmıştır. Priming uygulamaları 6, 12 ve 24 saat boyunca, 3 farklı ugyulama (askorbik asit, kalsiyum klorür, potasyum klorür) ve 2 farklı doz (%2, %3) şeklinde uygulanmıştır. Priming uygulamala süreleri arasında 24 saat uygulamanın 6 ve 12 saat uygulama süresine göre daha etkili olduğu bulunmuştur. Priming uygulamalarında ise askorbik asit ve kalsiyum klorür uygulamlarının potasyum klorür uygulamasına göre çimlenme üzerinde daha etkin oldukları bulunmuştur. Uygulama dozlarında ise %3 askorbik asit ve %2 kalsiyum klorür uygulamaları diğer dozlara göre daha etkin olmuştur. Priming uygulamalarının tohumlar üzerindeki etkilerini belirlemek için, toplam çözünebilir protein, tokoferol, serbest yağ asitleri, malondialdehit, hidrojen peroksit içeriğindeki değişimler ve superoksit dismutaz ve peroksidaz enzim aktiviteleri de incelenmiştir. İncelenen tüm özelliklerin tohum depolama süresi ve uygulamalardan önemli oranda etkilendiği bulunmuş ve askorbik asit ile kalsiyum klörür uygulamalarının etkilerinin farklı oldukları bulunmuştur.

Antioksidan enzimlerAntioksidanlarKaraçam+3
Ayşe Oruç
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Isparta, Konya ve Afyonkarahisar illerinde kiraz, vişne ve kayısı ağaçlarında bulunan Monilinia laxa'nın bazı fungisitlere direnç durumlarının araştırılması

Bu çalışma, Isparta, Afyonkarahisar ve Konya illerindeki kiraz, vişne ve kayısılardan elde edilen Monilinia laxa izolatlarının cyprodinil, thiophanate methyl ve captan fungisitlerine karşı direnç durumlarının ve aynı fungisitlerin M. laxa'nın süperoksit dismutaz (SOD) ve katalaz (CAT) enzim aktiviteleri üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Sörvey bölgelerindeki kiraz, vişne ve kayısıların çiçek, dal ve meyve gibi bitki kısımlarından elde edilen 91 adet M. laxa izolatı arasından temsili olarak seçilen 35 adet izolatın in vitro koşullarda cyprodinil, thiophanate methyl ve captan fungisitlerine karşı miselyum gelişimini engelleyen % 50 etkili konsantrasyonları (EC50) petri testleriyle belirlenmiştir. Bu çalışma sonucuna göre, M. laxa izolatlarının cyprodinil, thiophanate methyl ve captan fungisitlerine karşı direnç oranları sırasıyla % 2.86, % 20 ve % 34.3 olarak tespit edilmiştir. Patates dekstroz broth besi ortamında geliştirilen ve belirli bir süre (0, 4, 8 ve 24 saat) fungisite maruz bırakılan M. laxa izolatlarının SOD ve CAT enzim aktiviteleri üzerinde fungisitlerin etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılan çalışma sonuçlarına göre, 10 ppm cyprodinil, 10 ppm thiophanate methyl ve 100 ppm captan fungisitlerinin M. laxa'nın SOD ve CAT enzim aktiviteleri üzerinde istatistiki olarak önemli bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Literatür taramasına göre bu çalışma, M. laxa'nın cyprodinil, thiophanate methyl ve captan fungisitlerine karşı direnci ile SOD ve CAT enzim aktiviteleri arasındaki ilişkinin belirlenmesine yönelik yapılan ilk çalışmadır.

Antioksidan enzimlerKatalazMikrofunguslar+1
Hamza Şenyurt
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Şanlıurfa ili çevresinde yetişen papatya (Matricaria chamomilla L. ve matricaria aurea L.) türlerinde enzim miktarının karşılaştırılması

Ülkemiz iklim koşulları açısından papatya bitkisinin doğal olarak yetişme konusunda elverişli bir coğrafik konuma sahiptir. Papatya gerek tıbbi olarak gerek aromatik olarak güncel tedavilerde yoğun olarak kullanılan ve modern tıp tarafından da yoğun olarak ilgi gösterilen bir bitkidir. Halk tıbbında da geniş ve kadim bir kullanımı ve karşılığı olan bu bitki ülkemizde geniş bir alanda yetişmektedir. Bu çalışmamızda tıbbi papatya olarak kullanılan Matricaria chamomilla L. ve Matricaria aurea L. bitki örnekleri 6 farklı bölgeden toplanarak klorofil, MDA, antosiyanin ve enzim (katalaz, gulutatyon redükta, askorbatperoksiz ve süperoksitdismutaz) analizler yapılmıştır. Analizlerin değerlendirilmesi sonucu 6 farklı yöreden toplanan papatyada klorofil, antosiyanin enzimlerden katalaz ve askorbat peroksidaz aktivite miktarı karşılaştırılmıştır. Özellikle Matricaria chamomilla örnekleri bütün parametreler bakımından Matrıcarıa aurea örneklerine göre bütün parametreler de yüksek bulunmuştur. Matricaria chamomilla örneklerinde Birecik yöresinde en yüksek, MDA, gulutatyon redüktaz ve süperoksitdismutaz aktivitesi yine Birecik yöresinde en az olduğu anlaşılmıştır. Klorofil, antosiyanin, katalaz ve askorbat peroksit pozitif yönünden anlamlı ve birbirleriyle ilişkili bulunmuştur (P<0.5). MDA, gulutatyon ve SOD, ise neğatif yönde anlamlı ve birbirleriyle ilişkili bulunmuştur (P<0.5)

Antioksidan enzimlerMatricaria chamomilla L.Şanlıurfa
Abdulselam Polat
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Determination of hepatoprotective and antioxidant role of thyme (Origanum onites L.) infusion against ethyl alcohol induced oxidative stress in rats

In this study, we aimed to determine the hepatoprotective and antioxidants role of thyme (Origanum onites L.) against ethyl alcohol (EtOH) induced oxidative stress in rats. Rats were divided into 4 groups with 7 rats in each and conducted as contro, 20% EtOH, 3% O. onites infusion and 3% O. onites + 20% EtOH groups. The hepatoprotective and antioxidant role of O. onites infusion supplementation was evaluated as liver damage biomarkers, antioxidant constituents and malondialdehyde. The obtained results, while there was a significant increase in the AST and ALT levels of 20% EtOH group in comparison with the control group and a significant decrease in the TP and TC content of 20% EtOH group according to control group. The 3% O. onites + 20% EtOH mixture infusion group caused a significant decrease in the AST levels in comparison with the 20% EtOH group whereas, a significant increase in the TP and TC content of 3% O. onites infusion + 20% EtOH group in comparison with the 20% EtOH group. Also, while EtOH significantly increased MDA contents in the liver, kidney and erythrocyte tissues in comparison to those of control. The O. onites Infusion supplemented groups significantly decreased MDA contents in all tissues comparison to those of 20% EtOH group. Furthermore, while EtOH caused fluctuations in the antioxidant defence system levels as a result of oxidative stress condition in rats. The definitive curative effects of the O. onites infusion on these fluctuations have not been determined. As a result, it was concluded that O. onites contents may have a hepatoprotective and antioxidant role against EtOH induced oxidative stress in rats.

Antioxidant enzymesAntioxidants
Shreen Abdulkareem Musa Musa
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda karbon tetraklorür ile oluşturulan karaciğer hasarında allium schoenoprasum L. (sirmo) bitkisi etanol ekstresinin antioksidan ve sitoprotektif etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmada karbontetraklorür (CCL4) kaynaklı sıçan karaciğeri hasar modelinde, Allium schoenoprasum L. bitki ekstresinin farklı dozlarda (100, 200, 400 mg/kg) antioksidan ve karaciğer koruyucu etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma materyali 70 adet dişi sıçan kullanılarak oluşturuldu. Sıçanlar 10 gruba [I. grup Kontrol, II. grup Karboksimetilselüloz, III. grup CCL4, IV. grup CCL4+Legalon 50 mg/kg, V. grup A. schoenoprasum 100 mg/kg, VI. grup A. schoenoprasum 200 mg/kg, VII. grup A. schoenoprasum 400 mg/kg, VIII. grup CCL4 + A. schoenoprasum 100 mg/kg, IX. grup CCL4 + A. schoenoprasum 200 mg/kg, X. grup CCL4 + A. schoenoprasum 400 mg/kg] ayrıldı. Legalon ve A. schoenoprasum'un farklı dozları intragastrik yolla uygulanırken; gruplara CCL4 1ml/kg i.p. olarak zeytinyağında 1:1 oranında karıştırılıp, 10. gün tek doz uygulandı. 11. Gün sıçanlar sakrifiye edilerek kan ve doku numuneleri alındı. Elde edilen sonuçlara göre, Histopatolojik olarak, CCL4 kaynaklı karaciğer hasarında, Legalon ve A. schoenoprasum ekstresi doza bağlı olarak karaciğer dokusunda toksik gruba göre hasarı azalttığı görüldü. Ayrıca Karaciğer enzim (ALT, AST, ALP, ALB, LDH, TP) ve lipid (TC, TG, LDL, HDL, VLDL) parametreleri histopatolojik sonuçlar ile benzerlik gösterdi. anti-oksidatif biyobelirteçler (TAS, TOS, OSİ) incelendiğinde, CCL4 kaynaklı oluşan oksidatif strese bağlı olarak, değişen oksidan/antioksidan denge durumunu düzeltmede Legalon ve A. schoenoprasum olumlu etkileri gözlendi. Sonuçlar gösterdi ki, CCL4 ile oluşturulan karaciğer toksisitesine karşı A. schoenoprasum'un doza bağımlı olarak karaciğer koruyucu etkisi olduğu ve bu etkinin antioksidan etkinliğinden kaynaklı olabileceği değerlendirildi. Anahtar Kelimeler: Allium Schoenoprasum L, Antioksidan, CCL4, Sıçan, Karaciğer.

Allium scorodoprasumAntioksidan enzimlerAntioksidanlar+6
Yılmaz Koçak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Di(2-etilhekzil) fitalat'ın gökkuşağı alabalığı (Oncorhyncus mykiss) primer hepatositleri üzerindeki sitotoksik etkilerinin araştırılması

Di(2-etilhekzil) fitalat (DEHP), yaygın olarak kullanılan bir plastikleştiricidir. Bu çalışmada, primer kültürü yapılan gökkuşağı alabalığı (Oncorhyncus mykiss) hepatositleri, DEHP (0, 25, 50, 100 ve 200 µM)'ye 24 saat süre ile maruz bırakıldı ve sitotoksik etkiler, laktat dehidrogenaz salınımı ve antioksidan savunma sistemi biyomarkırları kullanılarak, araştırıldı. Elde edilen sonuçlara göre, DEHP 50, 100 and 200 µM konsantrasyonlarda önemli LDH salınımına sebep oldu. Süperoksit dizmutaz (SOD) aktivitesi, DEHP'nin 25 µM konsantrasyonunda anlamlı bir şekilde artarken, DEHP'nin 100 µM konsantrasyonunda anlamlı bir şekilde azaldı. Katalaz (KAT) aktivitesi, DEHP'nin bütün konsantrasyonlarında artış gösterirken, KAT aktivitesinin DEHP'nin 100 µM konsantrasyonunda, SOD ile eşzamanlı olarak, düştüğü gözlendi. Glutatyon peroksidaz aktivitesinin, DEHP'nin bütün konsantrasyonlarında arttığı belirlendi. İndirgenmiş glutatyon seviyesi, DEHP'nin 50 ve 200 µM konsantrasyonlarında artış gösterdi. Glutatyon-S-transferaz aktivitesi, 25, 50 ve 100 µM konsatrasyonlarda değişmedi ancak 200 µM konsantrasyona maruz bırakılan hepatositlerin GST aktivitesinde anlamlı bir artış gözlendi. Bu sonuçlar, DEHP sitotoksisitesinin, hepatositlerdeki antioksidan yanıtlar ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Çalışma, DEHP ile uyarılan sitotoksisitenin mekanizmasına ışık tutacaktır.

Antioksidan enzimlerBiyolojiBiyoloji eğitimi+4
Gurbet Ceylan Kaptaner
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Fluvalinate'nın sub-lethal konsantrasyonlarının lepistes'in (poecilia reticulata peters, 1859); bazı dokularında oksidatif stres ve antioksidan enzimler üzerine etkileri

Sentetik bir pretiroid olan fluvalinatenın subletal konsantrasyonlarının, dişi lepistes balıklarında (Poecilia reticulata Peters, 1859) antioksidan enzim aktiviteleri ve lipid peroksidasyonu üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Lepistes balıkları dört farklı zaman diliminde (0., 24., 48. ve 72. saatlerde) 96 saat boyunca fluvalinatenin subletal dozlarına [(96 h, LC50:0,026 μg/L), (0.0033, 0.0065 ve 0.063 μg/L)] maruz bırakıldı. Deneme sonrasında balıklar karanfil yağı (%85-95 eugenol (4- ally-methoxyphenol-C10H12O2), %5-15 isoeugenol ve methyleugenol) ile anestezi edildi. Stereo mikroskoplar yardımı ile dokular alındı. Fluvalinatenin oksidatif etkilerini belirlemek için karaciğer, kas ve solungaç dokularında Süper Oksit Dismutaz (SOD), Glutatyon Peroksidaz (GSH-Px), Katalaz (CAT) enzim aktiviteleri, Dokuda lipid peroksidasyon (MDA) düzeyleri spektrofotometrik yöntemlerle tespit edildi. Uygulanan subletal fluvalinate dozları antioksidan aktivitede (SOD, GSH-Px ve CAT enzim aktivitelerinde) kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede düşüşe neden olurken MDA düzeylerinde ise kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede artışa neden oldu (p ≤ 0.05). Bu çalışmada, fluvalinatenin Poecilia reticulata Peters,1859 üzerinde oksidatif strese sebep olduğu ve toksisitenin belirlenmesinde biyobelirteç olarak kullanılabileceği düşünülebilir.

Antioksidan enzimler
Abdurrahman Koç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Streptozotosin ile diyabet oluşturulan ratlarda hanzabel (Achillea arabica) bitki ekstraktının antidiyabetik ve antioksidan etkilerinin araştırılması

Achillea arabica, halk hekimliğinde yaygın olarak kullanılan çok yıllık aromatik bir bitkidir. Bu çalışmada, streptozotosin (STZ) 50 mg/kg ile diyabet oluşturulan sıçanlarda A. arabica çiçek etanolik liyofilize ekstresinin antidiyabetik, antihiperlipidemik ve antioksidan etkileri değerlendirildi. Toksisite testinden sonra otuz beş dişi rat beş gruba ayrıldı. Kontrol, Diabetes mellitus (DM), A. arabica (400 mg/kg ekstre), DM+A. arabica (400 mg/kg ekstre) ve DM+Glibenklamid (2 mg/kg). 21 günlük tedavinin sonunda, hem A. arabica ekstresi hemde glibenklamid diyabetik gruplarda glukoz ve glikolize hemoglobin (HbA1c) seviyelerinde DM grubuna göre önemli düşüş gösterdi. A. arabica ekstresi ile tedavi edilen diyabetik grupta, malondialdehit içeriği, serum aspartat aminotransferaz, alanin aminotransferaz, laktat dehidrojenaz, alkalan fosfataz, kreatinin, üre, trigliserit, kolesterol, düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol düzeylerindeki azalma ve redükte glutatyon (GSH) artışı anlamlı bulundu. Ayrıca, karaciğer ve böbrek dokularının antioksidan enzim aktiviteleri genellikle değişmezken, böbrek dokusunun glutatyon S-transferaz aktivitesi DM grubu ile karşılaştırıldığında tedavi gruplarında anlamlı bir düşüş gösterdi. Bu bulgular A. arabica ekstresinin karaciğer ve böbrek fonksiyon bozukluğu ve diyabetin neden olduğu oksidatif stres üzerinde, muhtemelen antioksidan ve antidiyabetik etkilerinden dolayı terapötik bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir. A. arabica çiçek ekstresi, diyabet ve hiperlipidemi ilaçları geliştirmek amacıyla doğal bir kaynak olarak kullanılabilir. Anahtar kelimeler: Achillea arabica, Antioksidan, Diabetes mellitus, Lipit peroksidasyonu, Liyofilize ekstre, Rat.

Antioksidan enzimlerBiyokimyaBiyoloji+5
Hanife Ceren Hanalp
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Arabidopsis thaliana'da tuz ön uygulaması ile bor tolerans kazanımında antosiyaninin çoklu fonksiyonel rollerinin araştırılması

Bu tez kapsamında model bitki Arabidopsis thaliana'da tuz ön uygulaması ile bor tolerans kazanımının 1) bazı fizyolojik, fotokimyasal ve antioksidan enzim aktiviteleri ve 2) çoklu fonksiyonlara sahip antosiyaninin sentez yolağında yer alan bazı genlerin ifade değişimleri araştırılarak, aydınlatılması amaçlanmıştır. Arabidopsis tohumları MS besiyeri ortamı içeren petri kapları içerisinde 3 gün +4°C'de karanlık koşullarda stratifikasyon işlemine tabi tutulduktan sonra çimlenen bitkiler kontrollü iklim kabininde (22± 1 °C sıcaklık, 16/8 fotoperiyot, 200 µmol.m-2s-1 ışık şiddeti ve %50-60 nem koşullarında) 12 gün boyunca yetiştirilmiştir. Ardından ön uygulama grupları 3 gün boyunca NaCl tipi tuz içeren besiyerlerine aktarılmış, 3 günün sonunda ön uygulamasız gruplar ile beraber farklı bor konsantrasyonları içeren (3 ve 5 mM H3BO3) petri kaplarına transfer edilerek 7 gün süre ile bor toksisitesine maruz bırakılmışlardır. Arabidopsis bitkisinde bor birikimine bağlı olarak, sürgün biyokütlesi ve yaprak yüzey alanı azalmıştır. Bunun yanı sıra, bor toksistesi, Arabidopsis bitkilerinin sürgününde bor birikimi ile birlikte Cl- alımının artmasına, K+ alımının ise azalmasına neden olmuştur. Yapraklara taşınan borun toksik seviyeleri, fotosentetik aparatları ve fotosentetik aktiviteyi olumsuz etkilemiştir. Bor toksisitesi, tilakoid membranlardaki fluoreans geçişlerinde (Kaustky eğrisi), spesifik (ABS/RC, TRO/RC, ETO/RC, DIO/RC, RE/RC) ve fenomenolojik (ABS/CS, TRO/CSO, ETO/CSO, DIO/CSO) enerji akışlarında, kuantum veriminde (EO), PSII'nin donör (VK/VJ) ve PSI'in akseptor (ΔVIP) kısımlarının etkinliğinde değişimlere yol açmıştır. Bu değişimler fotosentetik performans (PIABS / PITOP) bileşenlerinde de önemli düzeyde azalmalara sebep olmuştur. Bor toksisitesi altındaki bitkilerin fotokimyasal etkinliğindeki azalışın, aktif reaksiyon merkezindeki azalış ve enerjinin ısı şeklinde kaybındaki artış ile ilişkili olduğunu ortaya konulmuştur. Ayrıca B toksisitesinin her iki fotosistemi de olumsuz etkilediği ve PSI 'in PSII'ye göre daha fazla etkilendiği belirlenmiştir. Model bitkide bor toksisitesinin neden olduğu bu olumsuz etkilenmenin membran bütünlüğü ile anten ve aktif reaksiyon merkezlerindeki pigment miktarlarını etkilese de bu etkinin, fotosistemlerin işlevselliklerini durduracak düzeyde olmadığı ve tuz ön uygulaması ile hafifletilebildiği belirlenmiştir. Bu bulgular MDA sonuçları ve biyokütledeki değişim ile de uyumludur. Arabidopsis bitkisi, tuz ön uygulaması ile antioksidan enzim aktivitelerinde ve fenolik bileşikler (antosiyanin ve flavonoid) içeriğindeki artışlar ile koruyucu savunma sistemlerini düzenleyerek bor toksisitesine karşı tolerans kazanmıştır. Toksik bor seviyelerinde antioksidan enzimlerden özellikle POD aktivitesinin belirgin ve tutarlı bir şekildeki artışı, oksidatif hasar sonucu oluşan H2O2 detoksifikasyonunda etkin rol aldığını göstermektedir. Bunun yanısıra askorbat-glutatyon yolunda yer alan APX ve GR ile GST aktivitelerindeki artışlar, hasarlara karşı bitkiyi korumada rol almışlardır. Tüm bu enzimlerin aktiviteleri tuz ön uygulamalı gruplarda daha yüksek çıkmıştır. Antosiyaninin savunmadaki çoklu fonksiyonları, antosiyanin sentezinde görev alan bazı genlerin ve transkripsiyon faktörlerindeki ifade değişimleri incelenmiştir. Transkripsiyon faktörlerinden olan MYB75, MYB114 ve MYBD ifadelerinde toksisite altında artış görülmüştür. Sentez yolağında görev alan PAL2, 4CL3, C4H genlerinin ifadesi artmış olup, ANS geninde herhangi bir fark görülmemiştir. GSH1 ve GST26 genlerindeki ifade artışı, antosiyanin-GSH ve/veya GST-antosiyanin kompleksleri oluşturarak ve bor elementini bağlayarak, oksidatif hasara karşı korumada rol almış olabileceğini gösterir. Tuz ön uygulamasının bitkilerin savunma sistemini yıkıcı toksisiteyle karşılaşmadan önce uyarıyor ve yüksek konsantrasyonda bor ile karşılaştığında bu duruma tolerans kazanımı sağladığı ortaya konulmuştur. Bunun yanında antosiyanin sentez yolağında yer alan ve antosiyaninle ilişkili genlerdeki artan ifade miktarları bu sistemin savunmada önemli bir rol aldığını göstermektedir.

Antioksidan enzimlerAntosiyaninlerArabidopsis thaliana+5
Efe Dallı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Seçilmiş yerel buğday çeşitlerinin karşılaştırmalı transkriptomik analizi ve çinko uygulamasının bazı enzim genlerinin ifade düzeyine olan etkisi

Buğday, tarımı kolay, verimi yüksek bir tahıl ürünüdür ve değişik iklim ve toprak şartlarına uyum sağlayabilmesi nedeni ile dünyada pek çok yerde yetiştirilmektedir. Artan nüfus talebini karşılamak için diğer bitkisel ürünlerde olduğu gibi buğday üretimi de artmak durumundadır. Bununla birlikte, son yıllarda "sağlıklı gıda" eğiliminin oluşması nedeniyle buğday çeşitlerinde antioksidan ve flavonoid biyosentezinin moleküler temelinin anlaşılması önem arz etmektedir. İlgili biyosentez mekanizmasını anlamak için genomik, transkriptomik gibi omik teknolojiler kullanılarak araştırma yaklaşımı desteklenmektedir.Dünya genelinde iki milyardan fazla insanda "gizli açlık" görülmektedir. Gizli açlık için önemli olan mikro gıda bileşenleri, hem bitki hem de insan gelişimi için gerekli olan temel mineral elementlerdir. Günümüzde özellikle gelişmekte olan ülkelerde görülen gizli açlıkla mücadele edebilmek için, kolay erişilebilir olan ve günlük diyetin büyük çoğunluğunu oluşturan pirinç, buğday ve mısır gibi temel gıdaların üretimi sırasında fortifikasyon ve/veya biyofortifikasyon uygulamaları yapılmaktadır. Çinko (Zn) eksikliği, bitkilerde verim ve besin kalitesinin düşmesine neden olan iyi bilinen bir sorundur. Zn arzında bir kıtlıkla karşı karşıya kalındığında, bitkiler Zn alımını artırarak iklime uyum sağlar. Son yıllarda, Zn eksikliğine karşı bitki direncinin daha iyi anlaşılması söz konusu olmakla birlikte, bitkilerin Zn kullanım verimliliğindeki genotipik varyasyonlar ve antioksidan ve flavonoid biyosentezine etkisi konusu önemli görünmektedir. Bu tez çalışması ile seçilen yerel buğday genotiplerinde antioksidan enzim genleri Süperoksit Dismutaz (SOD) ve Katalaz (CAT) ve flavonoid biyosentez enzim genleri Fenilalanin Amonyum Liyaz (PAL) ve Kalkon Sentaz (CHS)'ın ifade düzeyleri ve ayrıca bu anahtar enzim genlerinin aynı örneklerde yapraktan çinko biyofortifikasyonu ile ifade düzeylerindeki değişimin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle yerel buğday genotipleri belirlenmiş ve bu genotiplerin antioksidan kapasiteleri daha önceki çalışmalarda QUENCER (QUick, Easy, New, CHEap ve Reproducible) hızlı antioksidan testlerinden olan ABTS testi ile belirlenmiştir. Daha sonra yerel buğday genotipleri çimlendirilerek iki farklı saksı denemesi kurulmuş, bir saksı denemesinde yapraktan çinko biyofortifikasyonu uygulanmıştır. Buğday yaprakları yirmi günlük yetişkinliğe ulaştıklarında hasat edilerek ivedilikle RNA izolasyonu ve cDNA sentezi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen cDNA örnekleri ileri gen ifade analizlerinde kullanılmıştır. Bunun için öncelikle ticari buğday çeşitleri (Demir 2000 ve Eminbey)'den elde edilen cDNA örnekleri ve antioksidan enzim genleri (SOD ve CAT) ve flavonoid biyosentez enzim genleri (PAL ve CHS) kullanılarak RT-PCR analizleri için optimizasyon gerçekleştirilmiş ve standart eğriler elde edilmiştir. Bu aşamanın ardından seçilen bütün buğday genotiplerinde RT-PCR analizleri ile gen ifade düzeyleri ölçülmüştür. Bundan sonra istatiksel analizler ile karşılaştırmalı değerlendirmeler verilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışmada transkriptomik analiz yaklaşımı ile yerel çeşit buğday genotiplerinde antioksidan enzim ve flavonoid biyosentez enzim genlerinde genotip farklılığına bağlı olarak aktivite değişiklikleri ilk kez ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca, yapraktan Zn uygulaması ile söz konusu genlerin ifade profilindeki değişimin dağılımı ortaya konmuştur. Çalışma, daha önce antioksidan kapasitesi ve ilgili genlerin ifade düzeyleri üzerine sıklıkla çalışmalar yapılmış olan Triticum aestivum genotiplerinin yanı sıra yerel Triticum monococcum, Triticum dicoccum, Triticum durum ve Triticum spelta genotiplerini de içermesi sebebiyle önem taşımakta ve belirtilen genotiplerde yapılacak ileri çalışmalar için kaynak oluşturmaktadır.

Antioksidan enzimlerBuğdayFlavonoidler+2
Ayşegül Bilge Uğuz
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda valproik asit ile oluşturulan dalak hasarına Moringa oleifera'nın etkileri

Valproik asit (VA)'in, histon deasetilazların güçlü bir inhibitörü olması; epilepsi, kanser, bazı nörolojik ve psikiyatrik bozuklukların tedavisinde kullanılmasına olanak sağlamaktadır. VA, gen ekspresyonu üzerine olan etkilerinden dolayı bazı yan etkilere ve toksisitelere neden olmaktadır. VA'in kronik kullanımının; gastrointestinal reaksiyon, alerji, immünolojik fonksiyon bozukluğu gibi olumsuz etkiler açığa çıkardığı ve hiperinsülinemi, oksidatif stres, insülin direnci yaratarak metabolik sendromun gelişimini artırdığı tespit edilmiştir. Moringa oleifera, zengin fitokimyasal ve farmakolojik özelliklere sahip çok işlevli bir bitkidir. Moringa'nın yaprakları; vitaminler, mineraller, amino asitler, doğal antioksidanlar, flavonoidler, karotenoidler, saponinler, tanenler, ve fitatlar açısından zengindir. Bu çalışmada, sıçanlarda oluşturulan VA kaynaklı dalak hasarına karşı Moringa yaprak ekstresinin koruyucu etkileri araştırıldı. Sprague Dawley dişi sıçanlar rastgele dört gruba ayrıldı; Grup I: kontrol grubudur ve 15 gün boyunca %0.9 NaCl (1 mL), Grup II: sadece %70'lik etanollü moringa yaprak ekstresi (300 mg/kg/gün), Grup III: sadece sodyum valproat (500 mg/kg/gün), Grup IV: aynı uygulama prosedürleri ile (doz ve süre) ile sodyum valproat + moringa ekstresi ağız yoluyla verildi. Çalışmamızdan elde edilen sonuçlara göre, Moringa ekstresinin sodyum valproat grubuna uygulanması, çeşitli antioksidan, anti-inflamatuar ve terapötik özellikleri sayesinde sodyum valproatın yol açtığı biyokimyasal bozulmaları düzelttiği belirlendi.

Antioksidan enzimlerBitki özütüSıçanlar+1
Sabina Ahmadova
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni bir afinite jeli ile katalaz enziminin saflaştırılması ve bazı pestisitlere karşı afinitesinin araştırılması

Katalaz (E.C 1.11.1.6), hidrojen peroksiti su ve oksijene parçalayan antioksidan enzimdir. Bu enzim hücreleri reaktif oksijen türlerine karşı koruyarak oksidatif streste önemli rol oynamaktadır. Bu enzim, hemen hemen tüm aerobik organizmalarda bulunmaktadır. Pestisitler, tarımsal verimliliği artırmak ve zararlı organizmaları kontrol altına almak için kullanılan kimyasallardır. Söz konusu pestisitler, su, toprak ve hava kirliliğine yol açarak canlı organizmaları etkilemektedir. Bu nedenle, pestisitlerin çevreye yayılmalarını önlemek için bazı önlemlerin alınması ve etkilerinin kontrol altına alınması gerekmektedir. Bu çalışmada, yeni bir afinite jeli sentezlenerek (ω-aminoheksil agaroz-3-amino-1,2,4-triazol-5-karboksilik asit), katalaz enzimi insan kan eritrositlerinden saflaştırılmıştır. Sentezlenen afinite jeli üzerinde saflaştırmaya etki eden parametreler (pH, iyonik şiddet, sıcaklık) optimize edilmiştir. Katalaz enzimi, sentezlenen yeni afinite jel ile %0,421 verim ile 529,60 kat saflaştırılmıştır. Enzim saflığını ve molekül kütlesini kontrol etmek için SDS-PAGE yöntemi kullanılmıştır. Katalaz enziminin molekül kütlesi yaklaşık 60 kDa olarak tespit edilmiştir. Söz konusu enzimin, H2O2 ve o-fenilendiamin substratı için Km ve Vmax kinetik sabitleri belirlenmiştir. Ayrıca katalaz enzim aktivitesi üzerine on beş farklı pestisitin etkileri araştırılarak Ki ve inhibisyon türleri belirlenmiştir.

Afinite kromatografisiAntioksidan enzimlerEnzim-inhibisyon yöntemi
Kübra Çıkrıkcı
Balıkesir University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Alkolik sıçanlarda kronik koşu egzersizlerinin karaciğer enzimlerine ve antioksidan enzim aktivitelerine etkisi

Alkol metabolizma olma sürecinin %90'ının karaciğerde olması kaynaklı uzun süre alkol kullanımının karaciğer hasarına neden olduğu bilinmektedir. Etanol karaciğerde lipid sentezini ve serbest radikalleri arttırarak yağlı dejenerasyona, fibrozise ve siroza sebebiyet vermektedir. Alkolün karaciğerde doğal antioksidanların azaltması sebebiyle hepatosellüler hasar ortaya çıkar. Egzersiz ise kronik şekilde ve metabolizmaya uygun şekilde gerçekleştirildiğinde antioksidan sistemi destekleyici etkilere sahiptir. Çalışmamızda Kontrol, Egzersiz Kontrol, Alkolik, Alkolik+Egzersiz grupları olmak üzere 4 grup için Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Deneysel Tıp Araştırma ve Uygulama Merkezi'nden temin edilen 24 adet dişi Wistar albino türü sıçan kullanıldı. Alkolizm oluşturulması istenen deney hayvanlarına etanol ilk hafta dozu oral yolla su ile seyretilip eser miktarda şeker ile karıştırılarak 3ml/kg olarak verildi ve 1 haftanın sonunda 4 ml/kg' e çıkarıldı diğer haftalarda ise hafta başında arttırılarak en son 8 ml/kg ethanol 6 hafta boyunca ara verilmeksizin alkol tükettirildi. Deneysel alkolizm oluşturuldu. Çalışmada süt ve süt ürünlerine kısıtlama getirildi onun haricinde dişi ratlar yem ve su yönünden başka bir kısıta maruz bırakılmadı. Egzersiz grupları 4 hafta boyunca hafta sonları da dahil olmak üzere 30 dk süreyle açık havada kafes dışında egzersiz alanının sınırları dahilinde yarı karanlık ortamda koşturuldu. Yapılan çalışmalar kronik ılımlı koşu egzersizinin karaciğer enzimleri üzerinde olumlu etkiler ortaya çıkardığını göstermiştir. Bu çalışmada sıçanlar 4 gruba ayrılıp çeşitli değişkenlerle kombine edilerek kronik koşu egzersizlerinin vücutta karaciğer enzimlerine antioksidan enzim aktiviteleirine etkisine bakıldı. Amacı deneysel alkol bağımlılığı oluşturulmuş sıçanlarda koşu egzersizlerinin karaciğer enzimlerine ve antioksidan enzim aktivitelerine nasıl etkilediğini araştırmaktı. Sonuç olarak araştırma sonunda kronik koşu egzersizlerinin alkolik sıçanlar üzerinde karaciğer enzimlerine ve antioksidan enzim aktivitesine iyi yönde etki ettiğini saptadık.

Antioksidan enzimlerEnzim aktivitesiFiziksel aktivite+3
Benan Usul
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Etil alkol ile oksidatif stres oluşturulmuş sıçan karaciğerinde eugenol'ün antioksidan etkilerinin incelenmesi

Yüksek antioksidan kapasiteye sahip olan Öjenol maddesinin tek başına ve oksidatif stres etkeni (etil alkol) ile beraber tüketilmesi sonucu karaciğer hasarlanması ve oksidatif stres düzeyindeki etkileri değerlendirildi. Bu çalışmada, yaklaşık 310-390g ağırlığında 40 adet Wistar albino dişi sıçan kullanıldı. Sıçanlar rastgele 10'arlı 4 gruba ayrıldı ve standart pellet tipi yem ile ad libitum olarak beslendi. 1. Grup (Kontrol grubu), diğer gruplar ile aynı stresi oluşturmak amacı ile 3ml/Sf/gün/gavaj, 2. Grup (Etil alkol grubu), %40'lık Etil alkol 3ml/gün/gavaj, 3. Grup (Öjenol Grubu), 50mg/kg/gün/gavaj, 4. Grup (Etil alkol+Öjenol grubu), %40'lık Etil alkol + 50mg/kg öjenol 3ml/gün/gavaj olacak şekilde 30 gün boyunca verildi. Çalışma sonunda sıçanlardan alınan kan, karaciğer ve böbrek dokularından biyokimyasal ve histopatolojik analizler yapıldı. Öjenol etil alkol ile beraber tüketildiğinde karaciğer üzerinde etanolün oluşturduğu hepatotoksisiteyi anlamlı olarak azalttığı tespit edildi. Öjenol grubu sıçanlarda alkol grubu sıçanlara kıyasla AST, ALT, ALP, LDH ve TRİG seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (<0.05). BİLD, BİLT ve CHOL sevilerinde gruplar arasında anlamlı bir fark bulunamadı (<0.05). Kaspaz 3 immuno histokimyasal boyamada karaciğer ve böbrek dokularının yaklaşık olarak tamamında sitoplazmik olarak boyama meydana gelmiştir. Karaciğer kontrol grubunun bazı preparatlarında sitoplazmik boyama görülmemiştir. Öjenol, etanol uygulaması sonucunda, oksidan-antioksidan dengesinin, oksidanların lehine değişmesini önlediğini söylemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Antioksidan enzimler, Etanol, Karaciğer, Kaspaz-3, Öjenol

Antioksidan enzimlerEtanolKaraciğer
Eaylettin Öztürk
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Juglonun salatalıkta (Cucumis sativus) antioksidan enzim aktiviteleri ve gen ifadeleri üzerine etkileri

Bu tez çalışmasında Salatalık bitkisi tohumlarına farklı konsantrasyonlarda Juglon uygulanmıştır. Juglonun bu tohumlar üzerinde çimlenmeye etkisi, antioksidan enzimlerin aktivitelerine etkisi ve bu enzimleri kodlayan gen bölgelerindeki anlatıma etkisi incelenmiştir. Juglona maruz kalan tohumlarda SOD, CAT ve APX enzimlerinin aktivasyonu genellikle 0,25 mM konsantrasyona kadar farklı oranlarda olmak üzere artmış; tüm enzimler için 0,5 mM konsantrasyonda düşüş gözlenmiştir. CAT enziminin gen ifadesinde 0,1 mM konsantrasyonda kontrole oranla artış; SOD enziminin gen ifadesinde yaprakta artış, kökte düşük ekspresyon; APX enziminin gen ifadesinde ise kökte 0,1 mM konsantrasyonda, yaprakta ise 0,5 mM konsantrasyonda artış gözlemlenmiştir. Yapılan korelasyon testlerinde: kök uzunluğu ile kökte APX gen ifadesi ile, gövde uzunluğu ile yaprakta SOD aktivitesi ile, kök uzunluğu ile yaprakta CAT gen ifadesi ile, gövde uzunluğu ile yaprakta SOD gen ifadesi ile, yaprakta APX aktivitesi ile kökte ve yaprakta CAT gen ifadesi ile pozitif korelasyon tespit edilmiştir. Kök uzunluğu ve yaprakta SOD gen ifadesi, kökteki SOD gen ifadesi ile kökteki CAT aktivitesi ve yapraktaki SOD enzim aktivitesi arasında ise negatif korelasyon tespit edilmiştir. Bu çalışma sonuçlarının, gelecekte tarımsal uygulamalarda allelokimyasalların ürünlerde yaratabileceği hasarları azaltmak üzerine yapılan çalışmalara fayda sağlayabileceği yorumlanabilir.

Antioksidan enzimler
Ezgi Cibalı
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Adrenomedullin ve metile adrenomedullin uygulamasının bazı endojen anjiogenik ve biyokimyasal faktörler üzerine etkilerinin araştırılması

Adrenomedullin orijinal olarak insan feokromasitomasından izole edilmiş etkin bir hipotansif ve vazodilatör peptittir. Son zamanlarda araştırıcılar AdM'in anjiojenik bir faktör olarak da görev yapabileceğini önermişlerdir. Protein sentezi sonrası proteinlerin ve nükleik asit gibi önemli biyolojik moleküllerin fonksiyonel hale gelmesinde fosforillenme ve metillenme gibi reaksiyonlar önemli derecede rol oynamaktadır.Bu çalışmada, laboratuar koşullarında ve stres koşullarında AdM'in anjiojenik etkilerinin araştırılmasıyla birlikte metile adrenomedullinin anjiojenez üzerinde olası etkileri ile antioksidan enzim aktiviteleri gibi bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkileri araştırılmıştır. Çalışmada İnönü Üniversitesi, Deney Hayvanları Merkezinde üretilen 36 adet erkek Wistar sıçanı 1- Kontrol Grubu 2- Stres grubu 3- AdM Uygulama Grubu 4- Met-AdM Uygulama grubu 5- Stres+AdM uygulama grubu 6- Stres+met-AdM uygulama grubu olacak şekilde 6 gruba ayrılmıştır. AdM ve met- AdM uygulamaları 2000 ng/kg olarak i.p olarak günde bir kez olmak üzere 1 hafta süre ile yapılmıştır. Soğuk stresi uygulaması ise, hayvanlar bir hafta süre ile +10 °C 'de soğuğa maruz bırakılarak yapıldı. Sıçanların dokularında katalaz (CAT), süperoksit dismutaz (SOD), glutatyon peroksidaz (GSH-PX) ve matriks metalloproteinaz (MMP-2) enzim aktiviteleri ile Nitrik oksit (NO), vasküler endoteliyal büyüme faktörü (VEGF), tümör nekrozis faktör-? (TNF-?) ve İnterlökin-6 (IL-6) düzeyleri tespit edildi. Karaciğer, akciğer, böbrek ve kalp dokularında toplam RNA miktarları tayin edildi.Sonuç olarak, stresle birlikte AdM uygulaması yapılan gruplarda, AdM'nin tüm dokularda bazı antioksidan enzim aktiviteleri üzerinde telafi edici etkisinin olabileceği sonucuna varılmıştır. Stresle birlikte met-AdM uygulaması yapılan gruplarda, met-AdM'nin kalp hariç diğer dokularda bazı antioksidan enzim aktiviteleri üzerinde telafi edici etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Stresle birlikte AdM uygulandığında, AdM anjiojenik faktörlerden NO ve VEGF'nin düzeylerini arttırmıştır. Buna karşın anjiojenik faktörler, IL-6, TNF-? seviyeleri ile MMP-2 aktivitesi üzerine etkisinin dokular arasında farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Stres+met AdM uygulamasının NO ve VEGF üzerine etkisi AdM uygulaması ile benzer sonuçlar gösterirken, IL-6, TNF-? düzeyleri ile MMP-2 aktivitesi üzerine etkisinin dokulara göre farklılık gösterdiği saptanmıştır.

Antioksidan enzimler
Nuran Cıkcıkoğlu Yıldırım
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Bıttım menengiç (Pistacia Terebinthus )un tohumlarında anti oksidant enzim aktivitesi ve ağır metal düzeylerinin saptanması

Türkiye coğrafi konumu, iklim ve bitki çeşitliliği, tarımsal potansiyeli, geniş yüzölçümü sayesinde tıbbi ve kozmetik bitkiler ticaretinde ilk akla gelen ülkelerden biridir. Türkiye'de, yaklaşık 10.000 bitki türü yetişir. Bu türlerden biri olan fıstık, sakız ağacı ailesinde bulunan, 11 türe sahip, yaklaşık 80 milyon yıllık bir meyve çeşididir. Türkiye'de yetişen Pistacia Terebinthus L. (bıttım, çitlembik ya da menengiç) bu fıstık türlerinden biridir. İşte bu yüzden bizde araştırma sonuçlarımız ise hemen hemen Siirt bölgesinde yetişen bıttım (Pistacia Terebinthus) tohumlarının antioksidan seviyeleri ve ağır metal içerikleri incelenmiştir. Yaptığım bu araştırmada deney sonuçlarına göre en çok Bakır (Cu) metalini ortalama 591,2±9,7 mg/100g oranında bulundurduğu saptanmıştır. Bunu yine Manganez (Mn) metali 528,7±3,1 mg/100g oranında ikinci sırada izlemiştir. Kobalt (Co) metali ise < 1,67 mg/100g oranıyla sonuncu olmuştur. Bunun yanı sıra yapılan antioksidan enzim sonuçlarına göre en çok Süperoksit Dismutaz (DOS) enziminin küçük olan tohumlarda 3,24±0,13864 U/mL oranında, büyük olan tohumlarda ise 5,3722±0,29830 U/mL oranında bulunduğu tespit edilmiştir. İkinci sırada Katalaz (KAT) enzimi küçük tohumlarda 1,23 ±0,12640 U/mL oranında, büyük tohumlarda ise 2,56±0,163426 U/mL oranında izlemiştir. Ksantin Oksidaz (XO) enzimi küçük olan tohumlarda 0,75±0,02980 U/mL oranında büyük olan tohumlarda 1,27±0,08561 U/mL oranında tespit edilmiştir. Bu sonuçlarda Siirt bölgesi bıttım tohumlarında tıbbi ve kozmetik alanında kullanımı için baktığımızda içerdiği ağır metaller açısından fazla kullanımında yan etkiler oluşturduğundan dikkatli kullanımı sağlanmalıdır. Antioksidan enzimler açısından baktığımızda ise insan yaranına faydalı birçok enzimin bulunduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bıttım, Antioksidan enzimler, Ağır metaller, Siirt

Antioksidan enzimlerAğır metallerPistacia terebinthus+1
İrem Elif Atik
Hakkari University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Fenol uygulanan pullu sazan (Cyprinus carpio)' da oksidatif stresin belirlenmesi

Bu çalışmada; pullu sazan (Cyprinus carpio)' da oksidatif stres ve bazı antioksidan parametreler üzerine fenolün etkisi araştırıldı. Araştırmada; ortalama ağırlığı 30 g olan toplam 120 adet balık kullanıldı. 0,01, 0,1 ve 1 ppm konsantrasyonlarında fenol 96 saat için balıklara verildi. Deneme sonunda balıklardan alınan karaciğer ve solungaç örneklerinde oksidatif stresin bir göstergesi olarak malondialdehit düzeyi ile antioksidan parametrelerden katalaz, glutatyon peroksidaz ve glutatyon-S-transferaz aktiviteleri ve redükte glutatyon düzeyi analiz edildi. Fenol verilen grupların doku malondialdehit düzeylerinin kontrol grubuna göre istatistiksel olarak yüksek olduğu gözlendi (p < 0.05). Fenol uygulanan gruplarda doku katalaz ve glutatyon peroksidaz aktiviteleri ve redükte glutatyon düzeylerinin kontrol grubuna göre anlamlı olarak azaldığı belirlenirken, doku glutatyon-S-transferaz aktivitelerinin istatistiksel olarak önemli düzeyde arttığı tespit edildi (p < 0.05).

Antioksidan enzimlerFenollerOksidatif stres+1
Didem Taşçı
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı şifalı bitkilerin ekonomiye kazandırılması: Tere (Lepidium sativum L.) bitkisinin antioksidan, sitotoksik, enzim aktif özüt ve bileşenlerinin belirlenmesi

Tere (Lepidium sativum L.) turpgiller (Brassicaceae) familyasından tek yıllık, hızlı büyüyen, otsu bir bitkidir. Eski çağlardan bu yana medikal amaçlı kullanılmaktadır. Bu çalışmada tere bitkisinin topraküstü kısımlarının ve tohumlarının MeOH özütlerinin (kademeli ve doğrudan özütlenmiş) antioksidan aktivite, enzim-inhibisyon ve sitotoksik aktivite çalışmaları yapılmıştır. Antioksidan aktivite çalışmalarında sırası ile MeOH (kademeli özütlenmiş) ve MeOH (doğrudan özütlenmiş) özütleri için; DPPH yöntemi ile IC50 değerleri; 570 ve 759 µg/mL, FC yöntemi ile toplam fenolik bileşen miktarları 47,62 ve 28,30 mg ferulik asit/g özüt, TEAC yöntemi ile TEAC değerleri 5,26 ve 6,63 mM troloks/g özüt, CUPRAC yöntemi ile QERFC değerleri 0,55 ve 0,72, FRAP yöntemi ile FRAP değerleri 0,48 ve 0,43 mM FeSO4/mg özüt bulunmuştur. Enzim-inhibisyon çalışmalarında Proteaz, Tirosinaz ve ß-laktamaz enzimleri kullanılmış ve özütlerin enzimleri inhibe etmediği gözlenmiştir. Sitotoksik aktivite çalışmalarında Hep3B (karaciğer kanseri) ve HT-29 (kolon kanseri) hücreleri kullanılmış ve özütlerin, bazı derişim aralıkları için Hep3B hücreleri üzerine öldürücü etki yaptığı, HT-29 hücrelerinin ise canlılığını artırdığı gözlenmiştir. Antioksidan aktiviteye göre etken bileşenlerin ayırma-saflaştırma ve tanımlama çalışmaları devam etmektedir.Anahtar Kelimeler: Lepidium sativum L., özütler, etken bileşenler, antioksidan aktivite, enzim-inhibisyon, sitotoksik aktivite, DPPH, FC, TEAC, CUPRAC, FRAP.

Antineoplastik ajanlarAntioksidan enzimlerAntioksidan vitaminler+5
Melek Yavaşoğlu
Çanakkale Onsekiz Mart University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Paraoksonaz-1 (PON1) enziminin kolon kanseri hücrelerinde mapk sinyal yolağı üzerindeki etkisinin araştırılması

Kolon kanseri ile rektum kanserleri kolorektal kanser adı altında birlikte gruplandırılır. Dünyada ve Türkiye'de en yaygın beş kanser türü arasında yer alan kolorektal kanserler gastrointestinal sistemin en yaygın kötü huylu tümörüdür. Kanser oluşumunda ROS'ların etkisi günümüzde açık bir şekilde bilinmektedir. ROS'lar yalnızca karsinogenezin başlamasında değil; ilerlemesinde de rol alır. PON enzim ailesi antioksidan özellikleri sayesinde endojen serbest radikal temizleyici sistemin bir parçasıdır. Bu özellikleri ile birçok kanserin etiyolojisi ve önlenmesinde rol aldıkları ileri sürülmektedir. Diğer taraftan insan tümörlerinin yaklaşık üçte birinde MAPK sinyal yolağının aşırı aktivasyonu söz konusudur. Bu bilgiler ışığında, çalışmamızda kolon kanserinde PON1 enzimi ile MAPK sinyal yolağı arasındaki etkileşimin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda HT-29 kolon kanseri hücre hattı ile CCD-18Co sağlıklı kolon hücre hattı kullanılmıştır. PON1 enzim aktiviteleri spektrofotometrik olarak tayin edilmiştir. PON1 düzeyleri ile MAPK sinyal yolağında görevli B-Raf, p-B-Raf, ERK ve p-ERK protein düzeyleri Western Blot yöntemi ile analiz edilmiştir. Çalışmamızda kolon kanseri hücrelerinde, sağlıklı hücrelere kıyasla PON1 düzeyi ile PON1 enzim aktivitesinin azaldığı görülmüştür (sırasıyla p=0.0173, p=0.0281). Ayrıca kolon kanseri hücrelerinde MAPK sinyal yolağında görevli p-B-Raf ve p-ERK protein düzeylerinin arttığı tespit edilmiştir (sırasıyla p=0.0037, p=0.0074). Sonuçlarımıza göre PON1 düzeyi ile PON1 enzim aktivitesi arasında pozitif yönlü korelasyon tespit edilmiştir (p=0.008). Ek olarak, PON1 düzeyi ile MAPK sinyal yolağının aktivasyonunda rol alan p-B-Raf ve p-ERK protein düzeyleri arasında negatif yönlü korelasyon tespit edilmiştir (sırasıyla p=0.016, p=0.036). Ayrıca PON1 enzim aktivitesi ile p-B-Raf ve p-ERK protein düzeyleri arasında da negatif yönlü korelasyon tespit edilmiştir (sırasıyla p=0.060, p=0.037). Kanser hücrelerinde MAPK yolağında tespit edilen aktivite artışına; PON1 düzeyi ile PON1 enzim aktivitesindeki azalmanın sebep olduğu düşünülmektedir.

Antioksidan enzimlerKolon neoplazmlarıMitojenler+7
Muhammet Örnek
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında serbest radikallerin organizmaya ve antioksidan savunma sistemleri üzerine etkileri

Kronik böbrek yetmezliği, oksidan stres artışı ve/veya antioksidan aktivitenin azalması nedeniyle gelişebilen çeşitli komplikasyonlarla beraberdir. Son dönem böbrek yetmezliği, varılan en son nokta olarak kabul edilir. Bu noktada itibaren hastanın artık hayatını devam ettirebilmesi için renal replasman tedavilerinden hemodiyaliz, periton diyalizi veya transplantasyondan birinin kullanılması zorunlu hale gelmiştir. Hemodiyaliz, halen dünyada son dönem böbrek yetmezliği için kullanılan en yaygın yöntemdir. Bu çalışmada ileri kronik böbrek yetmezlikli hemodiyaliz hastalarında lipid peroksidasyonu artışı olup olmadığını araştırmak ve antioksidan enzim aktivitelerini değerlendirmek amaçlandı. Hemodiyaliz tedavisi gören 35 KBY hastası ve 27 sağlıklı kontrol grubunda; lipid peroksidasyonunun bir göstergesi olan malonaldehit (MDA) plazma düzeyleri, antioksidan savunma sisteminin göstergesi olan enzimlerden süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) plazma düzeyleri ve bunlara ek olarak serum total antioksidan seviye (TAS) `leri ölçüldü. KBY hasta grubunda MDA ve SOD seviyeleri kontrol grubuna göre önemli oranda arttığı (p<0,001), buna karşılık GSH-Px ve CAT düzeylerinin ise istatistiki açıdan kontrol grubuna göre anlamlı olarak azaldığı (p<0,001) tespit edildi. Yine TAS sonuçlarında diyaliz öncesine göre kontrol grubunda istatistiki açıdan önemli olmamakla birlikte bir artma görülürken, diyaliz sonrasına göre bir düşme olduğu gözlendi. Yaptığımız korelasyon hesaplamasında ise üre-kreatinin değerleri arasında hem diyaliz öncesi hem de diyaliz sonrası istatistiki açıdan pozitif bir korelasyonun olduğu görüldü. Üre ile diğer parametrelerimiz arasında istatistiki açıdan bir önemlilik tespit edilemedi.

Antioksidan enzimlerAntioksidanlarBöbrek yetmezliği-kronik+1
Murat Bilge
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2010
00

Related subjects