Asthma
153 theses under this subject heading
Astımlı çocuk ve adölesanların hastalıklarına yönelik tutumları ile öz yeterlilikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Dünya'da prevelansı gittikçe artış gösteren kronik bir hastalık olan astım öz yeterlilik ve tutum algısını etkileyen bir hastalıktır. Yüksek öz yeterlilik ve olumlu tutumun hastalık semptomlarının iyileşmesinde etkili olduğu bilinmektedir. Bu çalışma astımlı çocuk ve adölesanların hastalıklarına yönelik tutumları ile öz yeterlilikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Araştırma Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesi Çocuk Alerji ve İmmunoloji Polikliniğinde astım tanısı ile izlenen 10-18 yaş grubu 200 çocuk ve adolesan ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Tanıtıcı Bilgi Formu, Astımlı Çocuklar ve Adölesanlar İçin Öz Etkililik Ölçeği ve Çocuğun Kendi Hastalığına Yönelik Tutumu Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; araştırma kapsamına alınan çocukların %77.0'ının 10-14 yaş grubunda yer aldığı, %40.5'inin kız olduğu, %72'sinin ortaokulda okuduğu ve %91.5'inin astım ilaçlarını düzenli kullandığı saptanmıştır. Bu çalışmada astımlı çocuk ve adölesanlar için öz etkililik ölçeği puan ortalamaları 53.3±21.6, astım hastalığına yönelik tutumları ölçeği puan ortalamaları 3.3±1.0 bulunmuştur. Çalışmaya katılan çocuk ve adölesanların düşük öz yeterlilik ve hastalığa yönelik tutumlarının nötr olduğu sonucuna varılmıştır. Çocuk/adölesanların astım hastalığına yönelik tutumları ve astımlı çocuklar ve adölesanlar için öz etkililik puanları arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Evde sigara içilmesi, son bir yılda astım atağı geçirme, astımın okul başarısını olumsuz etkilemesi ve kokuya duyarlılığın olması değişkenlerinin çocuk/ adölesanların hastalıklarına karşı tutumlarının %20.5'ini açıkladığı bulunmuştur. Ayrıca ev tozuna alerjisi olma durumunun çocuğun öz etkililik düzeyinde önemli bir değişken olduğu saptanmıştır. Astımlı adölesan/çocukların hastalığa yönelik tutum ve öz yeterliliklerinin geliştirilmesi önerilmektedir.
Astım ve alerjik rinitli çocuklarda alerjen immünoterapinin yaşam kalitesi üzerindeki etkisi
Astım, pek çok hücre ve hücresel elementin rol aldığı, değişik uyaranlara karşı artmış havayolu duyarlılığı ve geri dönüşümlü havayolu obstrüksiyonu ile karakterize kronik enflamatuar bir hastalıktır. Alerjik rinit, burun akıntısı, kaşıntı ve konjesyon ile göz ve boğazda kaşıntı, hapşırık gibi semptomlarla kendisini gösteren bir kronik hastalıktır. Alerjen immünoterapi, alerjik hastalıklarda kür sağlayabilen tek tedavi yöntemidir. Yapılan çalışmalarda; immünoterapi ile astım ve alerjik rinit bulgularında anlamlı iyileşme sağlandığı, hastalarda ilaç kullanımının azaldığı, rinitli hastalarda astım gelişiminin önlendiği ve yeni duyarlanmaların azaltılabildiği gösterilmiştir. Çalışmamıza Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Alerji polikliniğinde takipli olan 5-18 yaş arası toplam 64 hasta grubu ve 68 kontrol grubu olmak üzere 132 çocuk alındı. Çocuk Alerji Polikliniği'nde takip edilen alerjen immünoterapi tedavisi alan astımlı ve alerjik rinitli hastalarda yaşam kalitesi incelenmekte, alerjik hastalıkların kontrolünün sağlanmasında etkili olabilecek faktörlerin ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır. Bu çalışmadan elde edilecek sonuçlar ile; yaşam kalitesini arttıran, alerjik hastalıkların kontrolünü sağlayan etkenlerin saptanıp hayata geçirilmesi ve bu hasta grubunun yaşam kalitesi artmış bireyler olarak yaşamın her alanına etkin katılımlarının sağlanabilmesi hedeflenmiştir. Çalışmamız; astım ve alerjik rinitli olguların, sosyodemografik verileri, klinik tetkik sonuçları, astım kontrolü ve genel yaşam kalitesi anketleri ile değerlendirildiği geniş bir çalışmadır. Çalışmamızda kullanılan yaşam kalitesi ölçekleri olan KINDL, ÇİYKÖ anket sonuçları değerlendirildiğinde; immünoterapi tedavisi alan astım ve/veya alerjik rinitli hastaların yaşam kalitelerinin; immünoterapi tedavisi almayan farmokoterapi alan hastalara göre istatistiksel olarak daha iyi olduğu görülmüştür. Sonuç olarak çalışmamız; immunoterapi alan ve almayan astım ve alerjik rinitli hastalarda, immunoterapinin yaşam kalitesine etkisinin değerlendirildiği özgün bir çalışmadır.
Geçmişten günümüze astım hastalığı ve tedavi yöntemleri
Astım, çocukluk çağının en yaygın kronik hastalığı olup, 20. yüzyılın sonlarında salgın boyutlarına ulaşmıştır. Dünya Sağlık Örgütü dünyada 100-150 milyon kişinin astım hastası olduğunu, bu sayının giderek arttığını ve astım nedeniyle yılda 180 bin kişinin öldüğünü bildirmektedir. Bu veriler astımı dünyada en sık karşılaşılan kronik hastalıklardan biri yapmaktadır. Astımın artan yaygınlığı aynı zamanda diğer kronik bulaşıcı olmayan otoimmün hastalıkların gelişimi için artmış bir nüfus riski olduğunun bir göstergesi olabilir. Astımın nedeni tam olarak bilinememektedir. Günümüzde astıma neden olan karmaşık etmenlerin giderek daha iyi anlaşılması ve hastalığın temelinde yatan inflamasyonun azaltılmasını amaçlayan tedavilerin geliştirilmesine rağmen astımdan ölümlerin oranında artış olmaktadır. Astımda ölümlerin % 82'si kontrol edilebilen faktörler nedeni ile gerçekleşmektedir. Bu nedenle astım hastalarının bu faktörleri bilmeleri ve yaşam tarzlarını değiştirmeleri önemlidir. Son 2 yıl da astım gelişimi ve astım ataklarının potansiyel mekanizmalarını belirleme konusunda büyük ilerlemeler kaydetmiştir. Bu yeni anlayışlar, potansiyel terapötik müdahale için heyecan verici yeni yaklaşımların belirlenmesine ve geliştirilmesine yol açmıştır.
Yaşamın ilk beş yılında geçirilen viral alt solunum yolu enfeksiyonlarının ilerleyen dönemde ortaya çıkabilecek akciğer hastalıkları üzerindeki etkisinin araştırılması
AMAÇ: Alt solunum yolu enfeksiyonları (ASYE) çocukluk çağında Türkiye'de ve tüm Dünya'da önemli bir mortalite ve morbidite nedenidir. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda, erken çocukluk döneminde virüse bağlı akut alt solunum yolu enfeksiyonu izlenen hastalarda ilerleyen dönemde tekrar solunum yolu problemleri nedeniyle hastane başvuru sıklığı artmış olarak izlenmektedir. Bu çalışmada, daha önceden solunum yolu şikayetleri ile başvurarak solunum yolu viral paneli çalışılmış beş yaş altı hastaların ilerleyen dönemde aynı sebeple tekrar hastane başvurusu olup olmadığını, geçirilmiş viral solunum yolu enfeksiyon öykülerinin klinik seyrini araştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: 2016 yılında hastanemizde yapılan çocuklarda ASYE'de viral etkenlerin araştırıldığı çalışma kapsamındaki olgular arasında ileriye dönük takipleri yapılabilen çocuklar çalışmamıza alınmıştır. Olguların ilk başvuru sonrası takibinde gelişen solunum yolu şikayetleri, demografik özellikleri, fizik muayene bulguları, varsa tetkik sonuçları aileler ile telefonla görüşülerek ve hastane otomasyon sistemi üzerindeki verileri, varsa yapılmış olan tetkik sonuçları kaydedilmiştir. Tüm çocukların ebeveynleri bilgilendirilerek sözlü aydınlatılmış onam alınmıştır. Viral solunum yolu enfeksiyonu geçirenlerin, viral solunum yolu enfeksiyonu geçirmeyenlere oranla ilerleyen yıllarda solunum yolu hastalığı geliştirme sıklığı karşılaştırılmıştır. BULGULAR: Çalışmaya toplam 78 olgu dahil edilmiştir. Hastaların 43 (%55,1)'ü erkek, 35 (%44,9)'i kızdır. Virüs tespit edilen grupta tekrarlayan hastane başvurularında fizik muayenede ekspiryum uzunluğu, ronküs izlenme oranı, başvuru sayısı (hem poliklinik hem de acil), akut bronşit ve astım oranı virüs tespit edilmeyen gruptan anlamlı (p ˂ 0.05) olarak daha yüksek olarak bulundu. İlk başvuru sırasında RSV, RV ve hBoV üremeleri mevcut olan hastaların sırasıyla %58,3, %46,1 ve %54,5'inin astım tanısı aldığı, bu hastaların sırasıyla %83,3, %77,9 ve %81,8'i tekrarlayan hırıltılı atak nedeniyle hastaneye başvurduğu tespit edildi. Bakteri üremesi olan grupta akut bronşit ile tekrar başvuru oranı bakteri üremesi olmayan gruptan anlamlı (p ˂ 0.05) olarak daha yüksekti. SONUÇLAR: Viral ASYE geçiren çocukların ilerleyen dönemde akciğer hastalığı sebebiyle tekrar hastaneye başvuru sıklığını, astım riskini ve tekrarlayan hırıltılı atakVI geçirme ihtimalini artırdığı çalışmamızda tespit edilmiştir. Ancak etken türlerine göre karşılaştırmalı analiz vaka sayısının azlığı nedeniyle anlamlı bulunmamıştır. Artmış riskin hangi mekanizmalarla ortaya çıktığı ve nasıl önlenebileceği konularına ağırlık verilmesi gerektiği önerilmektedir.
Atopik astımlı çocuklarda lomber stabilizasyon egzersizlerinin solunum fonksiyonları, solunum kas gücü, astım kontrolü ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi
Astım, değişik uyaranlarla birlikte artan bronşiyal hava yolu duyarlılığı ve geri dönüşümlü hava obstrüksiyonu ile karakterize, kendiliğinden veya tedavi ile düzelebilen, kronik inflamatuar bir hastalıktır. Hava yollarının tekrarlayan inflamasyonları çocuklarda astım atağı sıklığını arttırmakta ve fiziksel performansı azaltmaktadır. Yoğun egzersizin hava yollarına yaptığı baskı nedeniyle astımlı çocukların egzersizden uzak durmaları, bu çocukların fonksiyonel kapasitelerinin azalmasına ve günlük hayatta yeterlilikler konusunda kısıtlanmalarına neden olmaktadır. Tüm bu veriler ışığında bu çalışma, atopik astımlı çocuklara lomber stabilizasyon egzersiz eğitimi verilmesi yoluyla fonksiyonel kapasite, solunum parametreleri, solunum kas gücü ve astım kontrolünü değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmaya, Bezmialem Vakıf Üniversite Hastanesi Çocuk Göğüs Hastalıkları Bilim Dalı'nda atopik astım tanısı konulan, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Kardiyopulmoner Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı'na yönlendirilen 7-17 yaş arası çocuklar dahil edildi. Çalışmaya deney grubunda 12, konrol grubunda 12 olmak üzere toplam 24 çocuk katıldı. Çalışma ve kontrol grubundaki olguların çalışmanın başlangıcında demografik ve klinik bilgileri kaydedildi, ardından maksimal inspiratuar basınç/maksimal ekspiratuar basınç (MIP/MEP) ile solunum kas gücü, spirometrik solunum fonksiyon testi ile solunum fonksiyonları, astım kontrol testi (AKT) ile astım kontrolleri ve altı dakika yürüme testi (6DYT) ile fonksiyonel kapasiteleri değerlendirildi. Kontrol grubu, çocuk göğüs hastalıkları hekiminin standart medikal tedavisine devam ederken; deney grubu, medikal tedavinin yanı sıra sekiz hafta süren lomber stabilizasyon egzersiz eğitimine alındı. Sekiz hafta sonunda ise her iki gruba aynı testler tekrarlandı. Çalışma grubuna Jeffrey'nin "Core" (gövde) stabilizasyon egzersiz eğitim protokolü uygulandı. Verilerin dağılım özelliklerine göre de grup içi karşılaştırmalarda Paired Sample T-Test ya da Wilcoxon Testi; gruplar arası karşılaştırmalarda ise Independent Samples T-Test ya da Mann Whitney U Testi kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Demografik özelliklerin astım kontrolü ile ilişkisi saptanmadı (p>0,005). Lomber stabilizasyon egzersizlerini uygulayan deney grubunun solunum fonksiyonlarında anlamlı artış gözlemlenmemişken, solunum kas gücünde (p=0,002) ve fonksiyonel kapasitede (p=0,041) anlamlı gelişme gözlendi. Sekiz haftalık tedavi sürecinin ardından her iki grupta astım kontrolünde anlamlı gelişme gözlendi (p=0,002 ve p=0,036). Düzenli ve kontrollü yapılan egzersiz ve spor faaliyetleri atopik astımlı çocuklarda fayda sağlamaktadır. Bu nedenle astımlı çocuklar, bu konuda teşvik edilmelidir.
Eczacıların astım farmasötik bakımında bilgi seviyesi, tutum ve davranışlarının araştırılması
Giriş: Astım, önemli derecede morbidite ve mortaliteye yol açan yaygın bir hastalıktır. Günümüzde her yaştan ve her etnik kökenden birçok insanın astımdan muzdarip olduğu görülmektedir. Bu hastalığın hükümete, sağlık sistemlerine, ailelere ve hastalara olan yükünün dünya çapında arttığı görülmektedir. Eczacılar, hastaların astımlarını nasıl izleyeceklerini ve yöneteceklerini anlamalarına yardımcı olmaktadır. Tezin amacı; eczacıların astım hastalığı hakkında algılarını, bilgi seviyelerini, tutumlarını ve astım farmasötik bakım uygulamalarına uyumlarını belirlemektir. Materyal ve Metot: Araştırmamız eczacıların astım farmasötik bakımında bilgi seviyesi tutum ve davranışlarının araştırıldığı tanımlayıcı prospektif bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Çalışmamıza 21 Eylül 2021 – 9 Şubat 2022 tarihleri arasında gerekli bilgilendirme yapıldıktan sonra çalışmaya katılmayı onaylayan 18 yaş üzeri serbest eczane, hastane, kamu ve özel sektörde çalışan eczacılar dahil edildi. Online anket sistemi olarak Google formlar anket sistemi kullanıldı. Katılımcılara anket e-posta veya mesaj olarak dijital ortamda gönderildi. Örnekleme yöntemi olarak ayrımcı olmayan kartopu örnekleme yöntemi kullanıldı. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 32.4±8.86'tür. Astım hastalığı hakkında bilgimin yeterli düzeyde olduğunu düşünme seviyesi 3.27±1,18'dir. Astım bilgi seviyesi ölçüm anketinde katılımcılar tarafından elde edilen bilgi seviyesi ortalama değeri 79.7±12,3 olarak kaydedilmiştir. Astım hastalığı hakkında bilgi seviyesi mesleki deneyimden bağımsızdır. Astım hastalığı hakkında bilgi seviyesi bilgi ortalamasından (70 puan) bağımsızdır. Katılımcılar eczacının dâhil olduğu astım farmasötik bakımında atak sayısının azalacağını belirtmişlerdir. Eczacılar astım hastalarında optimal olmayan ilaç kullanımının önüne geçmek için sağlık uzmanları ile hastalar arasındaki iletişimin geliştirilmesi gerektiğini söylemişlerdir. Serbest eczacılar tarafından verilen astım farmasötik bakım hizmetinin klinik ve ekonomik sonuçlarda iyileşmeye neden olabileceğini ifade etmiştirler. Sonuç: Elde edilen sonuçlar, eczacıların astım konusunda yeterli bilgiye sahip olduğunu göstermiştir. Eczacıların astım tedavisine karşı olumlu bir tutum içinde olduklarını bulmuştur. Eczacılara göre, astımın başarılı yönetimi için, hasta ve sağlık ekibi arasında iyi bir iletişimin gerektiği ifade edilmiştir. Yine araştırmaya katılan eczacılar, eczacıların astım bakım ekibinde önemli bir rol oynadığını düşünmektedir. Anahtar Kelimeler: Astım, klinik eczacılık, farmasötik bakım, bilgi seviyesi, tutum ve davranış
Farklı aktivite düzeylerine sahip olan allerjik astımlı çocukların solunum ve egzersiz kapasitelerinin değerlendirilmesi
6.TURKÇE ÖZET : Çalışmada, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Pediatrik Allerji Bilim Dalı Polikliniğinde allerjik astım tanısı konan çocuklar kullanılmıştır. Çocuklar şu kriterlere göre seçilmiştir: Ayda 2 nöbetin altında nöbet geçiren, allerjik astım dışında başka bir kronik akciğer hastalığı olmayan ve tedavi altında bulunan sedanter durumdaki allerjik astımlı çocuklardan seçilmiştir. Bu çocuklar 5 gruba ayrılmıştır : Yaş ortalamaları (11. 44+1. 68), boy ortalamaları (1.45+0.09) ve kilo ortalamaları (36.98+9. 34)olarak çalışmaya alınmıştır. İlk 3 çalışma grubu (A,B,C grupları) 35 (A), 35 (B) ve 27 (C) kişiden oluşan allerjik astımlı çocuktan, diğer 2 grup: D ve E çalışma grubu ise 25' er kişilik normal kontrol grubundan oluşmuştur. İstatistiksel analizler, Çukurova Üniversitesi Bilgi İşlem Merkezi'nde IBM bilgisayarında SPSSX Paket Programında TTesti Groups (Gruplar arası TTest) ve Statistics All yöntemleri ile yapılmıştır. Yakın zamana kadar, astmatik çocukların fiziksel aktivite yapmaları konusunda kaygı duyuluyordu. 1980 den sonra bazı çalışmalarda fiziksel aktivite programlarının, hastaların fiziksel uygunluklarını geliştirmede tavsiye edilen unsurlar arasına girdi. Fiziksel aktiviteler ve egzersiz antrenmanlarının, hiç bir komplikasyona neden olmadan astmatik çocukların normal kardiopulmoner dayanıklılıklarını ve fiziksel uygunluklarını geliştirdiği yapılan araştırmalarda gözlenmiştir (29). Bu çalışmada, farklı aktivite düzeylerine sahip astımlı çocukların solunum ve egzersiz kapasiteleri, bisiklet ergometresi (814 kefeli tipi Monark Ergometrik Bisiklet) testi (PWC 170; fiziksel çalışma kapasitesi) ve flowmate (Flowmateplus) marka 2500 model spirometre aleti ile ölçülmüştür. Astımlı çocuklar ile normal kontrol grubu arasında solunum fonksiyon testleri, fiziksel çalışma kapasiteleri açısından anlamlı bir farklılık söz konusudur. Allerjik astımlı olup, fiziksel aktivite yapan çocuklar ile sedanter astımlı çocuklar arasında da PWC170 (fiziksel çalışma kapasitesi) testi, FEV1 (Zorlu ekspiratuvar volüm), VC (Vital kapasite), MVV (Maximum volünter ventilasyon) 79anlamlı bir farkın olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, Allerjik astımlı çocukların aktivitelerinin kısıtlanmaması, medikal tedavi ile birlikte astımlı çocuklara uygun egzersiz programlarının da uygulanması gerektiğini vurgulamaktayız. 7. İNGİLİZCE ÖZET (ABSTRACT) : Children at the Allergy Policlinic Unit, Department of Medicine, Çukurova University who had allergic asthma were the subjects of this study. The children were selected according to the following criteria : sedantary children under treatment who had no more than two asthma crisis per month and who had only allergic asthma as a chronical lung disease. The children were divided into five groups, and were categorized according to their age (11.44+1.68), height (1.45+0.09) and weight average (36.98+9.34). The first 3 groups (A,B,C) consisted of 35 (A), 35 (B) and 27 (C) subjects, who had allergic asthma. The other two groups D and E (control groups) consisted of 50 subjects; 25 in group D, and 25 in group E. For the statistical analysis, SPSSX Package Programs TTest Groups (T-test between groups) and Statistics All Method were used. Until recently, physical activity for asthmatic children has been generally discouraged. Since 1980, some studies have recommended physical activity programs for improving fitness in such patients. Research has shown that physical activity and exercise training normalize cardio-pulmonary endurance and improve physical fitness without causing any complication in asthmatic children (29). In this study, the pulmoner and exercise capacity of asthmatic children with different degrees of activity were measured. For the measurement of pulmoner and exercise capacity of this children, 814 monark cycle ergometer test (PWCi7o= Physical Working Gapasity) and flowmateplus model spirometer were used. Significant differences were found between the astmatic children's groups and the control groups in respect to pulmoner function test and physical working capacity: mean of the control 80
Bronşial astmalı hastalarda FEIA-CAP ve ELISA yöntemleri total IgE, FEIA-CAP yöntemi ile allerjene spesifik IgE'nin araştırılması
ÖZ Bronsial astmalı 123 hasta ve 53 kontrolde FEIA-CAP ve ELISA yöntemi ile total IgE düzeyleri kantitatif, ayrıca FEIA-CAP sistemi ile antijene spesifik IgE, phadiatop hem hasta, hem de kontrol grubunda kalitatif ölçllldü. Total IgE dlizeyleri hasta grubunda kontrol grubuna oranla anlamlı artış gösterdi [0.001Anahtar Kelime: Astım = Asthma ; Enzime bağlı immünosorbent testi = Enzyme-linked immunosorbent assay ; Hipersensitivite = Hypersensitivity ; Radyoallergosorbent test = Radioallergosorbent test ; İmmünoglobülinler = Immunoglobulins
Prevalence of asthma and related factors among school-age children in hospitals in the city of babylon
Objectıves: This study aimed to investigate the prevalence of Asthma disease and their associated factors among school-age children at Imam Al-Sadiq Teaching Hospital, Babel Teaching Hospital for Women and Children, and Al-Mahaweel General Hospital. Methodology: A descriptive cross-sectional study was conducted between April and May. The study population consisted of patients in these hospitals. The study sample consisted of 235 patients in Imam Al-Sadiq Teaching Hospital, Babel Teaching Hospital for Women and Children, and Al-Mahaweel Hospital who agreed to participate in the study at the time of data collection. Face-to-face data was collected and a personal information form and an asthma risk factor scale were used to collect data. Results: The average age of the study group was 9.08 ± 2.286 females, 74.5% of whom were in the first or third grade of education. It was determined that the risk factors for developing asthma were higher in age group 7, males and in education level 1-3 who did 4 times more physical activity. Ashtma risk factor was different between participants who were grouped according to number of times doing physical activity per week, type of physical activity, the amount of time that spent during physical activity (p<0.05). Conclusion: The results of the study showed that there is a positive relationship between age, gender, physical activity and asthma risk factors Recommendations: The study suggests that social assistance should be provided to asthma patients at most who are at the age of ≤7 to overcome to help them overcome the risk factors associated with asthma.
Comparison of allergic asthma-related factors according to socioeconomic characteri̇stics among children and adolescents in health centers in Mosul, Iraq
In health facilities in Mosul, Iraq, the study's objective is to investigate and analyze the effects of various socioeconomic parameters, such as age, gender, socioeconomic status, level of education, etc., on elements connected to allergic asthma (AA) in young people. This study examined the prevalence of asthma and related risk factors in 290 children and adolescents with asthma aged 6 to 17 years who received medical care in these healthcare facilities. The International Study of Asthma and Allergies in Childhood (ISAAC) scale was used to measure the prevalence and severity of asthma and associated risk factors, and a personal information form was used to collect socioeconomic data. Assuming a significance level of P<0.05, the obtained data were analyzed using SPSS software using various statistical procedures including frequency, percentage, mean, standard deviation, ANOVA and independent samples t-test. According to the study, nose symptoms were more severe in children aged 11 to 14 than in those aged 6 to 10 and 15 to 17 (p=0.001) and in smokers (p<0.001). Children aged 6 to 10 and 11 to 14 had more skin problems than those aged 15 to 17 (p<0.001), and smokers had more skin problems (p<0.001). Asthma symptoms were more severe in those aged 11 to 14 than in those aged 6 to 10 (p<0.001) and 15 to 17 (p<0.001). Smokers showed higher prevalence and severity of asthma and allergy symptoms (p<0.001), as did adolescents from higher socioeconomic statuses. Asthma and allergy symptoms were more common and severe among smokers as well. Smokers had higher prevalence and severity of these symptoms (p<0.001), and children aged 6 to 10 had more severe specific asthma and allergy symptoms than children aged 15 to 17 (p<0.001) and 11 to 14 (p=0.046), respectively. Smokers had higher incidence and severity of these characteristics (p<0.001), and these factors were more severe in children aged 6 to 10 compared to those aged 11 to 14 and 15 to 17 (p<0.001). In conclusion, this study highlights the impact of various socioeconomic parameters on allergic asthma in young individuals in Mosul, Iraq. The findings demonstrate that nose and skin symptoms, as well as asthma severity, were influenced by age, smoking status, and socioeconomic status. These results emphasize the importance of considering these factors when managing allergic asthma in children and adolescents. Targeted interventions and preventive measures tailored to specific age groups, addressing smoking habits, and addressing socioeconomic disparities are recommended for effective asthma management.
KOAH ve/veya astımlı yaşlılarda sosyal desteğin ilaç uyumuna ve öz-etkililiğe etkisi
Çalışmanın amacı KOAH ve/veya Astımlı Yaşlılarda Sosyal Desteğin İlaç Uyumuna ve Öz-etkililiğe Etkisi'ni saptamaktır. Çalışma örneklemi Ordu devlet hastanesine başvuran, çalışma kriterlerini uyan 138 hasta oluşturmuştur. Araştırma 01.05.202201.08.2022 tarihleri arasında 3 aylık süre içerisinde tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında hasta ve ilaç bilgi formu, çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği ve öz-etkililik ölçeği kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS 23 programında analiz edilmiştir. Ölçek verilerinin normal dağılmasından dolayı parametrik testlerden t-Testi ve İkiden fazla grupta Grup Ortalamalarının Karşılaştırılması İçin ANOVA testi kullanılmıştır. Ölçekler arasındaki iki değişken arasındaki ilişkinin gücünün ve birbirleriyle olan ilişkilerinin ölçümü için pearson korelasyon testi uygulanmıştır. Katılımcıların %38,4'ü kadın, %61,6'sı erkek hastalardan oluşmaktadır. Katılımcıların %36,2 KOAH, %28,3'ü astım, %35,5'i KOAH ve astım tanısı alan hastalardan oluşmaktadır. Bireylerin yaş ortalamaları 74,37±7,900, tanı süresi 14,4±14,5, hastanede yatış sayısı 4,01±6,33, günlük ilaç kullanım sayısı 4,49±2,50 idi. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği toplam puanı ortalaması 47,25±17,16, Öz-etkililik Yeterlilik Ölçeği toplam puan ortalaması 71,26±9,11 idi. Yapılan korelasyon analizi sonucuna göre; Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği geneli ile Öz-etkililik Yeterlilik Ölçeği geneli (r: -0,241) arasında negatif yönlü düşük seviyede bir ilişki vardır. Sonuç olarak bireylerin Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği puanı arttıkça Öz-etkililik düzeylerinde azalma görülmektedir. Hastalara ve yakınlarına hastalık, sosyal destek, öz-etkililik ve ilaç uyumu üzerine eğitim verilmesi, eğitimlerin sıklaştırılması ve sağlık politikası haline dönüştürülmesi ve sosyal desteğin bağımlılık yönü araştırılması önerimizdir. Anahtar Kelimeler: KOAH, astım, sosyal destek, öz-etkililik, ilaç uyumu, hemşirelik.
Balb/c farelerde farklı zamanlarda yapılan bacillus calmette-guerin (BCG) aşısının allerjik duyarlanma ve astım gelişimine etkisii
Amaç; Basil Calmette-Guerin (BCG) aşısının allerjik hastalıkların gelişimi üzerine etkisinin olduğunu belirten birçok çalışma vardır. Bu çalışmada BALB/c farelere hayatın farklı dönemlerinde (doğum sonrası birinci, ikinci haftalarda ve erişkin dönemde) BCG aşısı yapılarak aşının allerjik enflamasyon ve astım gelişimi üzerine etkileri incelenmiştir.Gereç ve Yöntem; Çalışmaya alınan denekler BCG uygulanma zamanına göre farklı gruplara ayrıldı. Grup IA; 7 günlükken BCG yapılan, Grup IB; 7 günlükken BCG yapılmayan, Grup IIA; 14 günlükken BCG yapılan, Grup IIB; 14 günlükken BCG yapılmayan, Grup IIIA; erişkin dönemde BCG yapılan, Grup IIIB; erişkin dönemde BCG yapılmayan, Grup IV; herhangi bir işlem uygulanmayan olarak belirlendi. BCG yapılan farelere 8 hafta sonra intraperitoneal OVA uygulandı (0, 7, 14, ve 21. günde) ve daha sonra 21-28 günler arasında ise OVA ile `challange' yapılarak astım modeli oluşturuldu. BAL sıvı örnekleri ve akciğer dokusu alındı. BAL sıvısından `cytospin' preperatlar hazırlanarak hücre morfolojisi belirlendi. Ayrıca ELİZA yöntemiyle IL-4, IL-12, IL-10 ve IFN-? bakıldı. Akciğer biyopsisinde inflamasyon skoru ve goblet hücre sayıları belirlendi.Bulgular; Eozinofil sayısı ve inflamasyon skoru hayatın 7. gününde ve hayatın 14. gününde BCG uygulanan gruplarda BCG uygulanmayan ve yetişkin dönemde BCG uygulanan (grup IIIA) gruba göre istatistiksel anlamlı düşüktü (p<0,05). Allerjik duyarlanma oluşturulan tüm farelerin akciğerlerinde goblet hücreleri saptandı, ancak BCG yapılan grupta goblet hücre sayısı daha düşüktü. IL-4 düzeyleri grup IA ve grup IIA da grup IB, grup IIB ve grup IIIA'ya göre istatistiksel anlamlı düşük bulundu (p<0,05). Il-12 düzeyleri grup IIA'da, IIB ve IIIA'dan daha yüksekti (p<0,05). Bununla birlikte grup IA ve grup IIA arasında istatistiksel fark yoktu. Benzer olarak IL-10 ve IFN-? düzeyleri grup IA ve IIA'da IB, IIB ve IIIA ile karşılaştırıldığında yüksek bulundu (p<0,05). Grup IA'da IL-4 ve IL-12, IL-4 ve IL-10 arasında istatistiksel anlamlı ters korelasyon vardı (sırasıyla, r=-0,702; p=0,023, r=-0,807; p=0,005 ). Grup IIA'da IL-4 ve IL-12 düzeyleri arasında istatistiksel anlamlı ters korelasyon vardı (r=-0,706, p=0,023), ancak IL-4 ile IL-10 arasında ters korelasyona karşın istatistiksel anlamlı değildi. Grup IA, grup IIA ve grup IIIA'da IL-12 ve IFN-? arasında istatistiksel anlamlı pozitif korelasyon vardı (r=0,796; p=0,006, r=0,867; p=0,001, r=0,916; p=0,001).Sonuç; BCG aşısının allerjik enflamasyon ve astım gelişimini engelleyebilir. BCG'nin erken uygulanımında IL-4 ve IL10 ile IL-12 arasındaki ters korelasyondan ve daha sonra aşılanan grupta sadece IL-4 ve IL-12 arasında ters korelasyondan dolayı bu etkinin erken dönemde Treg hücreleri ve Th1 hücreleri aracılığıyla, daha geç dönemde ise Th1 hücrelerinden IL-12 üretimi üzerinden olduğunu öne sürebiliriz. Ancak kesin mekanizmanın aydınlatılması için daha ileri çalışmalar yapılmalıdır.
The immunological relationship between vitamin D3, immunoglobulin E, and interleukin-8 levels in allergic rhinitis patients
Allergic rhinitis is among the essential prevalent autoimmune disorders that affects the nasal mucosa in humans. It is characterized by a combination of symptoms that affects primarily the nasal mucosa. The most common symptoms of allergic rhinitis are stuffy nose, sneezig, stuffyor runny nose, itching around the nose, redness and frequent tears from the eyes. Most of these symptoms occur this result of an increase in inflammatory causes such as Histamine and Leukotriene. The aim of our study was to study the immunological association amid allergic rhinitis and changes in globulin B levels with changes in vitamin D and interleukin-8. The study it was divided into two groups, the first group (60) representing patients suffering from allergic rhinitis, and the second group (60) representing a healthy control group who had no history of allergic rhinitis. Our study showed the role that vitamin D plays in allergic rhinitis, as a decrease in its levels indicates a decrease in IgG B. It also found that the decrease in it indicates the effect of globulin B in the immune system, and thus the increase in the symptoms of allergic rhinitis. There was also a strong association between IgB with vitamin D and interleukin-8 (r= 0.719** at P < 0.001, r= 0.724** at P < 0.000, respectively). D lack is significantly related with symptoms of severe allergic rhinitis and an interleukin-8 measurement.
Astım kontrol algısı ölçeği'nin Türkçe geçerlilik ve güvenirliliği
Bu çalışma Astım Kontrol Algısı Ölçeği'nin Türkçe versiyonunun psikometrik özelliklerini geçerlilik ve güvenilirlik açısından değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Çalışma örneklemini bir eğitim ve araştırma hastanesinin göğüs hastalıkları poliklikine başvuran araştırma kriterlerine uyan 152 hasta oluşturmaktadır. Araştırma 01.12.2021-31.01.2022 tarihlerinde sosyodemografik veri formu ve astımın algılanan kontolü anketi kullanılarak yapılmıştır. Veriler IBM SPSS Statistics V23 ve AMOS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Anlamlılık düzeyi p < 0,05 kabul edilmiştir. Çalışmaya katılan hastaların % 41,4'ü erkek (n=63), %58,6'sı kadın (n=89) bireylerden oluşmaktadır. Hastaların eğitim durumu %38,2 ilköğretim düzeyindeydi. Açıklayıcı faktör analizi uygulamasından önce, örneklem büyüklüğünün faktörleştirmeye uygunluğunu test etmek amacıyla yapılan Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) testi değeri 0,880'dir. Astım Kontrol Algısı Ölçeği(AKAÖ)'nin uyum iyiliği indekslerine bakıldığında; RMSEA 0,058; GFI 0,92/8; CFI; 0,928, χ2:1,507 olduğu görülmüştür. (p=0,000). Ölçeğin tamamı için Cronbach Alfa değeri 0,85'dir. Araştırma bulgularına göre Astım Kontrol Algısı Ölçeği (AKAÖ)'nin Türk toplumu için geçerlilik ve güvenilirliği yüksek ve hastaların astım kontrol algılarını değerlendirmek için uygun bir ölçme aracı olduğu sonucuna varılmıştır.
Investigation of IGM and IGG antibody levels in a group of COVID-19 patients with and without chronic disease in Iraq
A novel Coronavirus known as COVID-19 appeared for the first time in Wuhan city in China. COVID-19 is one of the SARS viruses that affect the respiratory system. COVID-19 spread rapidly to over the world, it appeared in pat birds firstly and then transmitted to humans causing severe health problems. The present study aimed to determine the levels of anti- IgM and anti-IgG antibodies constituted against COVID-19, and to compare the levels of these antibodies in the studied groups involving individuals who do not have any chronic diseases and those who have chronic diseases such as heart disease and asthma patients compared to the healthy not infected individuals. A total of 120 serum samples were collected from all these studied groups after the 10th and 20th days. The sociodemographic and clinical information about these 120 individuals were also collected. The blood samples that collected and delivered to the laboratory to get the serum and then stored at -20 °C until starting the work, where all samples were tested for anti-IgM and IgG assessment using the commercial ELISA kit. The results showed that the older age means was in COVID-19 patients with asthma followed by the heat diseases group, and the COVID-19 patients without any chronic diseases group had the smallest age mean. Also, the results showed significantly increased levels of anti-IgM for all COVID-19 patients groups on the tenth day compared to the twentieth day (197.52 ± 24.49 vs. 133.22 ± 71.56 ng/mL for COVID-19 with heart disease group, 175.95 ± 19.62 vs. 97.15 ± 72.40 ng/mL for COVID-19 with asthma group and 157.47 ± 74.0 vs. 110.29 ± 77.93 ng/mL for COVID-19 without any chronic diseases group). The highest anti-IgM antibody level was in COVID-19 patients with the heart disease group followed by COVID-19 with the asthma group for the tenth and the twentieth days (197.52 ± 24.49 and 175.95 ± 19.62 ng/mL, respectively), while the level of anti-IgM antibody was highest in the COVID-19 patients with heart disease group followed by COVID-19 patients without any chronic diseases group (133.22 ± 71.56 and 110.29 ± 77.93 ng/mL, respectively), In addition, the mean level of anti-IgM antibody was non-significantly increased in males compared to females on the tenth day of collecting, while appeared different significant levels between the males and females on the twentieth day of collecting. Also, the mean level of anti-COVID-19 IgG antibody was significantly increased on the twentieth day compared to the tenth day of collection (399.99 ± 37.82 vs. 176.15 ± 34.03 ng/mL for COVID-19 patients with heart disease group, 367.75 ± 25.96 vs. 141.53 ± 61.76 ng/mL for COVID-19 patients with asthma group and 372.59 ± 55.16 vs. 178.74 ± 50.56 ng/mL for COVID-19 patients without any chronic diseases group). The highest level of anti-IgG antibody was in COVID-19 patients without any chronic diseases group followed by the COVID-19 patients with heart disease group on the tenth day (178.74 ± 50.56 and 176.15 ± 34.03 ng/mL respectively), while on the 20th day the highest anti-IgG antibody level was in COVID-19 patients with heart disease group (399.99 ± 37.82 and 372.59 ± 55.16 ng/mL respectively). In addition, the results showed non-significant decreased levels of anti-IgG antibody in males compared to females on the tenth day of collecting for the COVID-19 patients with heart disease and without any chronic diseases groups (170.26 ± 38.94 vs. 183.21 ± 29.75 ng/mL and 170.74 ± 32.77 vs. 188.34 ± 69.55 ng/mL respectively). While in COVID-19 patients with asthma, the results appeared a significantly increased level of anti-IgG antibody in males compared to females on the tenth day also (208.20 ± 49.0 vs. 128.19 ± 58.60 ng/mL). On the twentieth day, the results were similar to the results of the tenth day (400.63 ± 51.48 vs. 399.23 ± 16.18 ng/mL for COVID-19 patients with the heart disease group, 364.47 ± 73.70 vs. 382.33 ± 24.50 ng/mL for COVID-19 patients without any chronic diseases group and 408.10 ± 35.98 vs. 359.68 ± 18.82 ng/mL for COVID-19 patients with asthma group). In conclusion, the results of a total of 90 individuals who had COVID-19 showed that the older patients with asthma aged had high levels of anti-IgM and anti-IgG antibodies, and the youngest were the COVID-19 patients who also had high levels of anti-IgM and anti-IgG antibodies. There were various statistically significant differences in anti-IgM antibody levels between the tenth and the twentieth day. For anti-IgM antibody level, it was higher in males' groups compared to females in COVId-19 patients without any chronic diseases and asthma groups, while it appeared different
Yenidoğan döneminde solunum sıkıntısı nedeniyle yatarak izlenen hastaların okul öncesi dönemde atopiye yatkınlıkları ve pulmoner prognozları
Amaç: Bu çalışmada; respiratuar distres sendromu nedeniyle izlenen hastaların okul öncesi dönemde atopiye yatkınlıklarını ve pulmoner fonksiyonlarını saptamayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 36-84 aylar arasındaki (Ort±SS: 70±10,5 ay) 40 erkek ve 41 kız toplam 81 çocuk dahil edildi. Yenidoğan döneminde solunum sıkıntısıyla yatan 50 çocuk hasta gurubu olarak, aynı dönemde fizyolojik sarılık nedeniyle izlenen sağlıklı 31 çocuk kontrol gurubu olarak çalışmamıza dahil edildi. Çalışmaya alınan çocukların akciğer fonksiyonlarını değerlendirmek amacıyla solunum fonksiyon testi yapıldı. PAAC grafisi çekildi. Serumda total IgE, phadiotop (inhalen ve besin alerjenler), ve küçük panel (besin ve akar karışımı) çalışıldı. Deri testi yapıldı.Bulgular: Hasta gurubunun serum total IgE (IU/ml) sonuçları 99,6±119,46 IU/ml (alt değer 17, üst değer 464 IU/ml), kontrol gurubunun serum IgE (IU/ml) sonuçları 33,37±18,9 IU/ml (alt değer 17, üst değer 86 IU/ml) olarak saptandı. Hasta gurubunda serum total IgE sonuçları kontrol gurubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (p=0,02). Hasta gurubunda bulunan 50 hastanın 5'inde (% 10) atopik astım, 4'ünde (% 8) nonatopik astım, 2'sinde (% 4) bronkopulmoner displazi (BPD), 2'sinde (% 4) atopik dermatit, 2'sinde (% 4) alerjik rinit saptandı, 1'inde (% 2) ise atopi testleri pozitif olmasına rağmen herhangi bir klinik bulgu mevcut değildi. 50 hasta atopi yönünden incelendiğinde 10'u (% 20) atopik olarak kabul edildi. Kontrol gurubunda; 31 çocuğun 1'inde (% 3,2) atopi testleri pozitif olmasına rağmen herhangi bir klinik bulgu mevcut değildi. Kontrol grubunda 1 çocuk (% 3,2) atopik olarak kabul edildi. Atopik hasta sayısı hasta gurubunda kontrol gurubundan istatistiksel olarak anlamlı yüksek saptandı (p<0,05). Hasta gurubunda ölçülen FVC, FEV1, FEV1/FVC ve PEF değerleri kontrol gurubundakilere göre daha düşük saptanmasına rağmen sonuçlar istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamsız saptandı (p>0,05). Hasta gurubunda sürfaktan uygulanımı, antenatal steroid kullanımı, sigaraya maruziyet SFT sonuçlarını etkilemedi. Hasta gurubunda mekanik ventilatöre bağlananlar ve bağlanmayanların SFT'de ölçülen değerleri karşılaştırıldığında sadece PEF değerleri mekanik ventilatöre bağlananlarda istatistiksel olarak anlamlı düşük saptandı (p>0,05).Sonuç: Yenidoğan döneminde solunum sıkıntısı nedeniyle izlenen hastalarda sağlıklı kontrol gurubuna göre atopik hastalık (atopik astım, alerjik rinit, atopik dermatit), non atopik astım ve BPD tanılarının daha fazla olduğunu saptadık.
İnhalan allerjenlere duyarlı allerjik astımlı çocuklarda exhale nitrik oksit düzeyinin mevsimsel değişimi
Amaç: Bu çalışmada inhale izole mantar duyarlılığı olan astımlı çocuklardadokuz ay boyunca aylık intervallerle exhale nitrik oksit düzeyini ölçerek, mevsimseldeğişimini ve semptomlarla ilişkisini inceledik. Böylece hastaların semptomlarındakötüleşmeyi ve atakları önceden öngörebilmeyi hedefledik.Gereç ve yöntem: Çalışmaya izole mantar duyarlılığı olan 15 astımlı hasta ileyaş ve cinsiyet olarak birebir eşleştirilmiş 15 sağlıklı, non-atopik çocuk kontrol grubuolarak alındı. Hastalar 7-18 yaş arasında olup, ortalaması 9,4±2,7 yıl olarak hesaplandı.Hasta gruptaki çocukların %93'ü hafif şiddette astım vakasıydı. Hastalar 9 ay süre ileayda bir kez kontrole çağrıldı ve semptom skoru, semptom medikasyon skoru, solunumtestleri, exhale NO düzeyleri, sistemik muayeneleri, geçirilen ÜSYE/ ASYE sayısı, ataksayısı, acile başvuru sayısı, gece uyandıran astım nöbetleri ve okul devamsızlığıdeğerlendirildi. Çevresel faktörler olarak mantar spor sayımları ve nem oranlarıkaydedildi.Bulgular: Exhale nitrik oksit düzeyi astımlı grupta kontrol grubuna göreistatistiksel olarak yüksek bulundu(p=0.009). NO ölçümleri mevsimlere göreincelendiğinde, ilkbahar ve yaz aylarında daha yüksekti(p=0.021 , p=0.002). Hastagrubunun nitrik oksit ölçümleri ile semptom skoru, atak sayısı ve nem oranı arasındaanlamlı korelasyonlar saptandı(p<0.01, p=0.038 , p=0.046 , p=0.006). Exhale NOdüzeyi ve FEV1 ölçümleri karşılaştırıldığında anlamlı bir ilişki bulunamadı(p>0.05).ÜSYE/ASYE geçirme sıklıkları ile NO düzeyleri korele edildiğinde anlamlıbulunmadı(p>0.05). Atmosferdeki mantar spor sayımı ile NO ölçümlerikarşılaştırıldığında ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanamadı.(p=0.76 ,p=0.87) Çalışmamızda astımlı hastalarda acile başvuru, gece uyandıran astım nöbeti veokul devamsızlığı sayıları ile NO ölçümleri arasında bir ilişki saptanamadı.(p>0.05)Sonuç: NO, astımlı hastalarda normal populasyona göre daha yüksek olması veatak dönemlerinde artması nedeniyle bir inflamasyon parametresi olarak öneminikorumaktadır. Çalışmamızda ilkbahar ve yaz aylarında yükselen NO'in aynıdönemlerde artan mantar sporları ile ilişkisini gösteremedik. Vejetatif mantar sayısınısayabilmek için uçuşan sporları airtrap yöntemiyle ölçmek yerine agarjel besiyerindeüretmenin de bu çelişkiyi aydınlatabileceğini düşündük.
Astım gelişiminde D vitamininin rolü
Astım Gelişiminde Vitamin D'nin RolüAmaç: Son yıllarda Vitamin D'nin çeşitli hastalıklarla ilişkisine ek olarak astım da rolü olabileceğini gösteren çalışmalar yayınlanmıştır. Bu çalışmada serum vitamin D düzeyinin ve vitamin D eksikliğinin astım gelişimi ve klinik özellikleri üzerine olan etkisini araştırmayı amaçladık.Gereç ve yöntem: Bu çalışmaya stabil astımlı 88 ve alevlenme döneminde olan 24 astımlı hasta ile benzer yaş, cinsiyet özelliklerine sahip 94 sağlıklı yetişkin kontrol grubu olarak alınmıştır. Tüm katılımcıların ayrıntılı demografik bilgileri ve klinik özellikleri kaydedildikten sonra solunum fonksiyon testleri yapıldı. Serum 25(OH)vitaminD3 düzeyi yüksek basınçlı sıvı kromotografi yöntemiyle çalışıldı. Serum 25(OH)D3 düzeyi ?20 ng/ml vitamin D eksikliği olarak kabul edildi.Bulgular: Astımlı hasta grubunun 86'sı (%76,8) kadın olup yaş ortalaması 43,7±14,2 yıl iken sağlıklı kontrol grubunun 62'si (%66) kadın ve yaş ortalaması 45,1±10,4 yıl idi. Serum vitamin D düzeyi ortalaması tüm astımlı hasta (n=112) grubunda 25,19±12,01 ng/ml iken kontrol grubunda 27,09±12,9 ng/ml idi ve iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0,27). Stabil astımlı hasta grubu, alevlenme dönemindeki hasta ve kontrol grubu arasında serum ortalama vitamin D düzeyi ve vitamin D eksikliği yönünden anlamlı fark bulunmamıştır (p=0,398, p=0,363). Kontrol grubunun aksine tüm astımlı hasta grubunda serum vitamin D düzeyi ortalaması kadınlarda (23,89±11,92 ng/ml) erkeklerden (29,52±11,48 ng/ml) anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p=0,03). Astımlı hasta ve sağlıklı kontrol grubunda vitamin D eksikliği olanlarda FEV1 (L) ve FVC (L) değeri vitamin D eksikliği olmayanların FEV1 (L) ve FVC (L) değerine göre anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (sırasıyla astımlı hasta grubunda p=0,003, p=0,01, kontrol grubunda p=0,04, p=0,005) . Ayrıca her iki grupta da vitamin D düzeyi ile FEV1 ve FVC (L) değerleri arasında pozitif korelasyon saptanmıştır (sırasıyla astımlı hasta grubunda p=0,004, p=0,03, kontrol grubunda p=0,01, p=0,04).Stabil astımlı (n=88) hasta grubunda obez olanların serum ortalama vitamin D düzeyi (22,8±13,3 ng/ml) obez olmayanlara göre (27,9±11,2 ng/ml) anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0,024). Yine stabil astımlı hasta grubunda vücut kitle indeksi ile vitamin D düzeyi arasında anlamlı negatif korelasyon saptanmıştır (p=0,02).Sonuç: Bu çalışma sonucunda serum vitamin D düzeyi ve eksikliğinin astımlı hastalarda kontrol grubundan farklı olmadığı ancak kadın cinsiyet, düşük akciğer fonksiyonları ve obezite ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğu saptanmıştır. Vitamin D'nin astım gelişimindeki etkisini ortaya koymada serum vitamin D düzeyi ölçümünün genetik çalışmalarla desteklendiği ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.Anahtar Kelimeler: akciğer fonksiyonları, astım, vitamin D
Astım tanısı alan çocuklarda astım kontrolü ve yaşam kalitesi
Bu çalışma, astım tanısı alan çocuklarda astım kontrolü ve yaşam kalitesini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Çalışma 01.01.2019-31.06.2019 tarihleri arasında Yozgat Şehir Hastanesi Çocuk Acil Servisi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları servisi ve Çocuk Polikliniğine başvuran 10-18 yaş arasında astım tanısı alan 100 çocuk ve ebeveynleri ile gerçekleştirilmiştir. Veriler "Çocuk ve Ebeveyn Bilgi Formu", "Astımlı Çocuk ve Adölesanlar İçin Öz Etkililik Ölçeği" ve "Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız gruplarda t testi ve One-way Anova testi kullanılmıştır. Çalışmaya başlamadan önce katılımcılardan sözlü ve yazılı izin, kurumlardan etik kurul onayı alınmıştır. Çalışmada çocukların %58.0'ının 10-14 yaş aralığında ve %61.0'ının erkek olduğu bulunmuştur. Ailelerin, %73.0'ının astım öyküsü bulunduğu ve %44.0'ının evinde sigara içildiği belirlenmiştir. Çalışmaya katılan çocukların %51.0'ının 0-3 yıl önce astım tanısı aldığı ve %66.0'ının ilaçlarını tek başına kullandığı saptanmıştır. Çocukların %85.0'ının okula devamsızlığı olduğu, %79.0'ının son bir yıl içinde astımın günlük yaşamı etkilediği, bu çocuklardan %40.5'inin okula devamsızlık yaptığı bulunmuştur. Astım hakkında bilgiye sahip olan çocukların, bilgi sahibi olmayan çocuklara göre öz-etkililik puan ortalamalarının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çocuklar yeterli bilgiye sahip oldukça yaşam kalitesi ve öz-etkililik seviyeleri de artmaktadır. Çocuk ve adölesanların AÇAÖÖ toplam puan ortalamasının 72.44±18.81 ve ÇİYKÖ toplam puan ortalamasının 62.32±14.90 olduğu bulunmuştur. AÇAÖÖ toplam puanı ile ÇİYKÖ toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde ve orta düzeyde bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak astım tanılı çocukların yaşam kaliteleri ve öz etkililik düzeyinin düşük olduğu görülmüştür. Ebeveynlerin astımlı çocuklara evde müdahale yöntemlerini bilmesi, astımı tetikleyen faktörlerin çevreden uzaklaştırılması ile güvenli ortamın sağlanması ve bu konu hakkında sağlık personelleri tarafından gerekli eğitimlerin verilmesi önem taşımaktadır.
Hastaneye başvuranlarda astım farkındalığı, kontrolü ve belirtilerin sıklığı
Astım gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sık görülen kronik rahatsızlıklardan biridir. Astımın görülme sıklığı yıllar içinde giderek artmaktadır. Bu araştırmanın amacı, hastaneye gelen hastalarda astım farkındalığı, kontrolü ve belirtilerin sıklığını belirlemektir. Bu araştırma kesitsel olarak 18-64 yaş grubunda hastaneye başvuran kişiler arasında Kasım 2020-Nisan 2021 2020 tarihlerinde yapılmıştır. Araştırmanın verileri kişisel bilgiler formu, Astım Kontrol testi (AKT) ve Astım Tarama Anketi (ATA) aracılığıyla toplanmıştır. ATA'dan 4 ≥ puan alanlar astım hastası olabilir olarak tanımlanmıştır. Araştırmaya 206'sı astım hastası olmak üzere toplam 604 kişi katılmıştır. Araştırmaya katılanların %65,6'sı kadın, astım grubunun yaş ortalaması (45,7) ve beden kitle indeksi (BKİ) ortalaması (28,4) kontrol grubundan (sırasıyla 38,4 ve 25,9) daha yüksektir. Astım hastalarının %78,6'sının astım belirtilerinin kontrol altında olmadığı, yaş ve BKİ arttıkça, yaşam memnuniyeti azaldıkça riskin arttığı saptanmıştır. Kontrol grubundakilerin %11,3'ünda astım belirtileri görüldüğü, yaşın artması ile riskin arttığı görülmüş, BKI, cinsiyet, ailede astım varlığı, sigara içme durumu ve alerji varlığı istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır. Astım hastalarının büyük bir çoğunluğunda hastalık belirtilerinin kontrol altında olmadığı, yaş ve BKİ'nin yüksek olmasının önemli bir risk faktörü olduğu görülmüştür. Kontrol grubunda astım belirtisi olduğu halde tanı konmadan yaşayan hastaların olduğu ve bu durumun yaşın artması ile ilişkili olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Astım, astım farkındalığı, kontrol, belirtiler
Astım tanılı çocuklarda astım atak sırasında ve sonrasında nefeste mikro-RNA gen expresyonu
Amaç: Bu çalışma ile astım tanılı çocuklarda astım atak sırasında ve sonrasında nefeste eksprese olan miRNA'ların düzeyi saptanarak astım atak şiddetini ve/veya hastalık klinik şiddetini gösterecek yeni biyomarkırlar bulunması hedeflenmektedir. Gereç ve yöntemler: Çalışmaya toplam 34 astım atağında olan çocuk alındı. Aynı hastalar atak sonrası kontrolde oldukları dönem de tekrar değerlendirildi. Her iki grup hastaların anamnez bilgileri, fizik muayene bulguları, laboratuar bulguları, ilaç kullanımları değerlendirildi. Astım kontrol testi (AKT) ve astım kontrol ölçeği (AKÖ) uygulanarak, astım kontrol düzeyi (AKD) ve astım klinik şiddeti (AKŞ) belirlendi. Her iki grubun nefes miRNA gen expresyon düzeyleri belirlendi. Sonuç: Bu çalışmada, astım atak sırasında nefesteki miR-21 (p=0.008) ve miR-126'nın (p=0.029) fazla exprese olması, miR-133a'nında (p=0.015) düşük exprese olması atak şiddetinin ağırlığını gösterir. Ataklı ve ataksız çocuk hastalarda nefesteki miR-133a'nın (p=0.028, r=0.316) fazla expresyonu SFT'deki preFEV1(%) düzeyinin yüksek olduğunu ve nefesteki miR-133a'nın (p=0.024) az expresyonu astım klinik şiddetinin (AKŞ) daha ağır olduğunu gösterir. Ataksız grupta nefeste azalan miR-155 expresyonu AKD'nin (p=0.003), AKÖ'nin (p=0.044) ve AKŞ'nin (p=0.001) de daha iyi olduğunu gösterir. Ataksız grupta nefeste azalan miR-21 düzeyi AKT'nin (p=0.027) iyi kontrolde olduğunu gösterir. Gelecekte çocuk astım hastalarının nefes havasında miRNA'ların bakılması astım klinik şiddetini belirlemede, potansiyel yeni biyomarkırlar olabilir. Anahtar kelimler: Astım atak, astım kontrol, çocuk, nefes, miRNA, potensiyel biyomarkır
Adana'da okul çağı çocuklarında alerjik hastalıkların sıklığı değişiyor mu; 20 yılda 4. survey
Bu çalışmamızda Adana yöresindeki alerjik hastalıkların prevelansını saptamak ve elde ettiğimiz verileri daha önce bölgemizde yapılan diğer prevelans çalışmaları ile karşılaştırılması planlanmıştır. Bu amaçla 13 ilköğretim okuluna, 6-14 yaş grubundaki çocuklara toplam 3500 adet anket formu ebevenleri tarafından doldurulmak üzere dağıtıldı. 3219 anket formu geri toplandı. Bu formlardan 10 tanesi geçersiz kabul edildi, 3209 anket formu değerlendirmeye alındı. Astım sıklığı Adana'da %8.9 olarak saptandı. Yöremizde yapılan daha önceki 6-14 yaş grubunda yapılan çalışmada %14.7 idi. Bu sonuçlarla astım oranında istatiksel olarak anlamlı bir düşüş saptanmıştır. (p=0,0001) Çalışmamızda alerjik rinit sıklığı %15.6 olarak saptanmıştır. Bu değer bölgemizde yapılan çalışmalardaki oranlarla benzer olarak bulunmuştur. Atopik dermatit sıklığı %6.9 olarak tespit edildi. Daha önceki çalışmalarda atopik dermatit sıklığı %9.3 olarak bulunmuş olarak atopik dermatit sıklığının geçen yıllar boyunca azaldığı saptanmıştır. Çalışmada herhangi bir besine karşı alerjik reaksiyon yaşayanların oranının % 8.9 olduğu saptanmıştır. Herhangi bir ilaca karşı alerjik reaksiyon yaşayanların oranının % 3.7 olduğu saptanmıştır. Şimdiye kadar arı, sinek, böcek sokmalarıyla beklenmeyen bir reaksiyon yaşayanların oranının % 3.7 olduğu saptanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 3209 hastanın % 0.3'ün de daha önce anafilaksi öyküsü olduğu saptanmıştır. Astımı olan çocuklar sosyo-ekonomik duruma göre kıyaslandığında; sosyo-ekonomik durumu düşük olan bölgelerdeki çocukların astım oranı % 10.1, yüksek olan bölgelerdeki çocukların astım oranının %7.4 olduğu saptanmıştır. Bu fark istatistiksel olarak da anlamlı bulunmuştur (p=0.008). Alerjik nezle, atopik dermatit, besin ve ilaç alerjisi durumları, sosyo-ekonomik açıdan incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. Çocuklar sosyo-ekonomik durumlarına göre böcek alerjisi açısından incelendiğinde gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sosyo-ekonomik durumu düşük olan bölgelerdeki çocukların böcek alerjisi oranları % 4.1 iken; sosyo-ekonomik durumu yüksek olan bölgelerdeki çocukların böcek alerjisi oranının % 1.3 olduğu saptanmıştır (p=0.0001).
Kedi alerjisi olan çocuklarda bileşene dayalı tanı yönteminin hava yolu inflamasyonu ile ilişkisi
GİRİŞ: Kedi alerjisi dünyada oldukça yaygın ve sıklığı giderek artan bir alerjidir. Kedi alerjenlerine karşı oluşan duyarlılık astım ve alerjik rinit gelişiminde önemli bir faktörüdür. Moleküler kedi alerjenleri (Feld1 ila Feld8) bileşene dayalı tanı yöntemi ile ölçülebilmektedir ve majör kedi alerjeni olarak Feld1 gösterilmektedir. Özellikle astım hastalarında Feld1'e karşı oluşan antikor seviyeleri artmaktadır. Solunum yollarındaki alerjik inflamasyonun ana belirteçlerinden olan sitokinlerin en önemli olanları IL-4, IL-5 ve IL-13'tür. Yoğunlaştırılmış soluk havasında bunların ölçümü yapılabilmektedir. Biz bu çalışma ile kedi alerjisi olan çocukların moleküler kedi alerjeni ile solunum yollarındaki alerjik inflamasyonun ilişkisini incelemeyi amaçlamaktayız. GEREÇ ve YÖNTEM: Çalışmaya Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Çocuk Alerji İmmünoloji Polikliniğine ve Çocuk Göğüs Hastalıkları Polikliniğine 2020 Haziran-2022 Haziran tarihleri arasında 4-17 yaş aralığında, deri prik testi ile sadece kedi alerjen duyarlılığı saptanmış hastalar dahil edildi. Başvuru anında veriler kaydedildi. Hastaların başvuru tanılarına göre GINA rehberinden yararlanılarak yapılan skorlamaları ve TNSS skorlamaları kaydedildi. Aynı gün içinde Feld1 antikoru, IL-4, IL-5, IL-13 düzeyleri değerlendirilmek üzere kan örneği ve EBC örneklemesi alındı. İstatistiksel veri analizi için Jamovi 2.3.21 kullanıldı. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen 80 hastanın 40 (%50)'ı erkek, 40 (%50)'ı kız idi. Hastaların yaş ortalaması 12.1 ± 2.78 yıl olarak, araştırmaya dahil edilme yaşı 11.2 ± 2.64 yıl olarak bulundu. Hastaların %73.8'inde Feld1' e karşı antikor pozitifliği görüldü. %52.5'i başvuru tanısında astım olması Feld1 ile astımın doğru orantılı olduğunu gösterdi. Ailede alerjik hastalık varlığı olanlarda Feld1 pozitifliği %62.7 ile daha yüksek saptandı. Ev içinde kedi olması Feld1 maruziyeti ve astım ile doğru orantılı olduğu saptandı. Ev dışı kedi temaslarının ise Feld1 pozitifliği ile doğrudan ilişkili olduğu görüldü (p<0.05). Astım şiddeti ile Feld1 pozitiflik oranı doğru orantılı olarak görüldü. (p<0.05). Solunum yollarındaki inflamasyon ile Feld1 pozitifliğinin ilişkili olmadığı görüldü. SONUÇ: Çalışmamızda kedi alerjisi olan çocuklarda Feld1 antikorunun pozitifliğinin yüksek oranda olduğu görülmüştür. Aynı zamanda Feld1 pozitifliğinin astım kliniğinin şiddetini öngörmede kullanılabileceği görülmüştür. Kedi alerjisi olan çocuklarda ailede alerjik hastalık varlığı ile Feld1 pozitifliğinin yüksek oranda olması astım kliniği için risk faktörü olarak sayılabilir. Solunum yollarındaki inflamasyonun moleküler kedi alerjenleri ile ilişkili olmadığı bulunmuştur.
Çocuk acil polikliniğine wheezingle başvuran okul öncesi çocuklarda etiyoloji
Çocuk Acil Polikliniğine Wheezingle Başvuran Okul Öncesi Çocuklarda Etiyoloji Amaç: Vizing, okul öncesi çocukluk çağında sık rastlanan ve astımın habercisi olma nedeni ile önemli bir bulgudur. Çalışmamızda çocuk acil polikliniğine vizing ile başvuran okul öncesi hastalarda vizingi tetikleyen faktörlerin araştırılması amaçlandı. Hastaların başvuru sırasındaki semptomları, fizik muayenesi, nazofarengeal sürüntüsünde PCR/viral panel çalışılması, alerjik yatkınlık açısından anket çalışması yapılması planlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma, Kasım 2017- Ocak 2019 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Çocuk Acil polikliniğine vizingle başvuran 199 okul öncesi hasta üzerinde yapılmıştır. Tüm hastalar için alerjik yatkınlık açısından veri formu oluşturuldu. Form; cinsiyet, yaş, başvuru tarihi, başvuru semptomları, perinatal ve erken çocukluk dönemi risk faktörleri, çevresel etkenler, ebeveyn eğitim düzeyi, soygeçmiş, modifiye ISAAC soruları, fizik muayene bulguları, atak şiddet skoru ve mevcut ise laboratuar bulgularını içermekte idi. Tüm hastalardan nazofarengeal sürüntü alındı. Alınan örneklerden, respiratuar sinsityal virüs (RSV), rhinovirüs (RV), influenza A ve B, insan metapnömovirüs (hMPV), insan coronavirüs (hCOV), parainfluenza virüs (hPIV) varlığı, Viroloji Laboratuarı'nda PCR testleri kullanılarak araştırıldı. Bulgular: Çalışmada 115 (% 57,8)'i erkek toplam 199 hasta mevcuttu. Toplam 134 (% 67,3) hastada solunum yolu virüsü saptandı. En sık rhinovirüs, ardından RSV, influenza A, hCOV, hPIV, hMPV ve influenza B görüldü. 100 (% 50) tekli, 34 (% 17,1) çoklu enfeksiyon görüldü. Rhinovirüs en sık sonbaharda, RSV ise, ilkbaharda görüldü (p<0,05). Öksürük semptomu olanlarda daha fazla virüs saptandı (p<0,05). Veri formunda diğer parametrelerle virüs pozitifliği arasında ilişki saptanmadı. Hayat kalitesini en çok etkileyen virüs rhinovirüs, ilk vizing atağı olanlarda ise daha çok RSV saptandı. Sonuç: Çalışmamız vizing atağı ile başvuran okul öncesi çocuklarda solunum yolu virüslerinin önemli bir neden olduğunu göstermektedir. Vizing, astımın önemli bir bulgusu olduğundan, virüslerin ve vizingi tetikleyen diğer faktörlerin belirlenmesinin astım gelişmesi ve öngörülmesini, dolayısıyla hastalığın kontrolünü sağlayabileceğini düşünmekteyiz.