Nutrition education
76 theses under this subject heading
Müziğin yaratıcı mutfak uygulamaları üzerindeki etkilerinin belirlenmesi
Gastronomi çeşitliliği bakımından oldukça zengin bir coğrafya olan ülkemizde, gastronomi sektörü sürekli gelişim gösteren ekonomik bir güç haline gelmiştir. Bunun sonucunda Türkiye'de gastronomi eğitimine verilen önem de ciddi şekilde artmıştır. Gastronomi alanında, mesleki ve akademik anlamda mutfak eğitimine verilen önemin artması ve geleceğe yönelik tutumlar küresel perspektifte yaratıcı profesyonellerin sayısının artmasına da sebep olmaktadır. Dolayısıyla "Mutfakta Yaratıcılık" mutfak eğitiminin en önemli parçalarından biri haline gelmiştir. Yaratıcılık kavramının henüz evrensel ve ortak kabul edilen bir tanımı mevcut değildir. Bununla birlikte yaratıcılığın somut ve ölçülebilir olduğu kabul edilmektedir. Bu kapsamda, yaratıcılığa etki eden faktörlerin belirlenmesi oldukça önemlidir. Uygulama ve tasarım esnasında müzik dinlemenin yaratıcılık üzerindeki etkileri mimari, tasarım, yaratıcı yazarlık, eğitim gibi alanlarda araştırılmıştır. Ancak, gastronomi ve mutfak sanatlarında uygulama esnasında müzik dinlemenin yaratıcılığa olan etkisinin araştırıldığı bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu kapsamda, bu tez çalışmasının amacı gastronomi ve mutfak sanatları uygulamaları esnasında müzik dinlemenin, yaratıcılık üzerindeki etkilerini belirlemektir. Anadolu Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü "Yaratıcı Mutfak Uygulamaları" dersi kapsamında yürütülen bu çalışmada deneysel bir yöntem izlenmiştir. Araştırmaya 20 öğrenci denek olarak katılmıştır. Araştırma sonucunda, deney ve kontrol gruplarının yaratıcılık seviyeleri arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Müzik eşlikli yöntemin yaratıcılık üzerindeki pozitif etkilerinin, geleneksel yönteme oranla daha fazla olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Yaratıcılık, Yaratıcı Mutfak Uygulamaları, Müzik
İştahsızlığı olan 2-10 yaş arası çocukların ve ailelerinin incelenmesi ve sağlıklı beslenme eğitiminin verilerek eğitim sonrası sonuçların değerlendirilmesi
İştahsızlık çocukluk çağında sık karşılaşılan bir problem olup, bu nedenle çocuk hekimlerine başvuru da sıktır. Organik hastalığa bağlı olmayan iştahsızlıkta ailelere beslenme ve davranış önerileri verilerek çocuğun büyüme ve gelişiminin izlenmesi esastır. Bu araştırmada ailelere verilen beslenme önerilerinin çocuğun iştahsızlığını düzeltmede yarar sağladığının gösterilmesi hedeflenmiş olup, bu sayede çocukların sağlıklı beslenmesinin gerçekleştirilmesi ve de ailelerin iştahsızlık konusundaki kaygılarının giderilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Ağustos - Kasım 2017 tarihleri arasında T.C Sağlık Bakanlığı DPÜ Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi çocuk polikliniklerine iştahsızlık şikayeti ile başvuran 2-10 yaş arası organik hastalık tanısı ve bulgusu olmayan 96 çocuk alındı. Çocukların gelişlerinde boy, kilo, vücut kitle indeksi ölçülerek, anket yoluyla beslenme özellikleri sorgulandı. Ailelerden çocukların üç günlük yemek listeleri alınarak çalışma başındaki boy, kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), enerji ve protein alımları iki aylık davranış değişikliği sonrasındaki değerleriyle karşılaştırıldı. Ailelerin %84,3'ünün beslenme kurallarını uygulayabildiği ve bu ailelerden %79'unun kurallardan fayda gördüğü öğrenildi. Çocukların çalışma başındaki değerlerine göre çalışma sonunda alınan boy, kilo, VKİ, kalori değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı artış tespit edildi. Protein değerlerinde anlamlı artış saptanmadı. Yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde özellikle 8 yaş altındaki çocuklarda beslenme kurallarının uygulanabilir ve faydalı olduğu saptandı. Çalışma başında hesaplanan çocukların aldığı kalori değerlerinin almaları gereken miktardan ortalama %25 düşük olduğu ve bunun annenin bildirdiği iştah durumuyla uyumlu olduğu tespit edildi. Sonuç olarak organik hastalığa bağlı olmayan iştahsızlıkta, davranış değişikliği uygulamasının özellikle 8 yaş altındaki çocuklarda faydalı olduğu tespit edildi. Anahtar kelimeler: İştahsızlık, beslenme sorunları, beslenme kuralları, enerji alımı
Premenopozda kadınlara verilen beslenme eğitiminin kendine güven algısı, yaşam kalitesi ve menopoz semptomlarına etkisi
Araştırma premenopoz sendromlu kadınlara verilen beslenme eğitimi ile menopoz semptomları, kendine güven algısı ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Araştırma 01 Kasım 2021–31 Aralık 2021 tarihleri arasında Kilis ilinde bulunan iki Aile Sağlığı Merkezinde yürütülmüştür. Bu çalışma ön/son test kontrol gruplu gerçek deneme modeli yapılmıştır. Kadınlar deney/kontrol gruplarına randomize atanmıştır. Araştırma kriterlerine uyan deney grubu 70, kontrol grubu 70 kadın ile tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında, tanıtıcı özellikler ve premenopozlu kadınların Menopoz Semptomları Değerlendirme Ölçeği(MSDÖ) ve Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği(MÖYKÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde bağımlı ve bağımsız gruplarda t testi, ki-kare, ANOVA testleri kullanılmıştır. Araştırmanın yürütülebilmesi için etik ve kurum izni alınmıştır. Deney/kontrol grubu kadınların MÖYKÖ toplam, vozomotor, psikososyal, fiziksel ve cinsel şikayetler alt boyutlarının ön test puan ortalamaları arasında istatiksel anlamlı fark bulunmazken (p>0.05); son test puan ortalamaları arasında istatiksel anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Deney ve kontrol grubundaki kadınların MSDÖ toplam somatik, psikolojik ve ürogenital şikayetler alt boyutlarının ön test puan ortalamaları arasında istatiksel anlamlı fark bulunmazken(p>0.05); son test puan ortalamaları arasında istatiksel anlamlı fark bulunmuştur(p<0.05). Menopozal semptomların algılanan şiddetin, menopoz ile ilgili bilgi ve tutum düzeyinin, benlik algısının ve buna bağlı menopoza özgü yaşam kalitesinin olumlu yönde geliştirilebilmesi için menopoz dönemi semptomlarına yönelik verilen beslenme eğitimlerinin düşük maliyetli ama etkili yöntem olduğu sonucuna varılmıştır.
Research on pre-school teachers' self-efficacy in nutrition education
The purpose of this study is to determine the self-efficacy of preschool teachers' regarding nutrition education. The research was carried out in the descriptive type scanning model which is one of the quantitative research methods. The working group, through the full census which expresses the entire population consists of 380 pre-school teachers who work in public and private kindergardens or elementary schools that are officially affiliated to the Directorate of National Education within the Center of Bitlis Province and Tatvan, Ahlat, Adilcevaz, Güroymak, Mutki, Hizan districts in the Academic Year of 2019-2020. In the research, as a data collection tool in the collection of quantitative data in order to determine the self-efficacy of preschool teachers' regarding nutrition education; "Preschool Teacher Nutrition Education Self-Efficacy Scale" which was developed by Angın (t.y) and "Personal Information Form" prepared by the researcher were used. In the statistical analyzes obtained, SPSS 21.0 program, t test for parametric test unrelated samples to determine whether there is a statistically significant difference between the averages of two different groups, there is a statistically significant difference between at least two of the averages of more than two independent groups. One-way analysis of variance (ANOVA) was used for parametric test unrelated samples. It was observed that the average of nutrition education self-efficacy points of preschool teachers who participated in the study was 122.48. It was determined that 62.1% of teachers had medium, 19.7% had high, and 18.2% had low self-efficacy. It was found that the nutritional education selfefficacy scores of preschool teachers who took part in the study showed a significant difference in favor of male teachers (p<0.05), those who got nutrition education (p<0.05) and the ones who had an adequate and balanced diet (p<0.05). In addition to this, there was a significant difference between the permanent teachers and contracted teachers in favor of permanent teachers (p<0.05). However, it was observed that there was no significant relationship between pre-school teachers' nutritional education self-efficacy and other variables (age, seniority, educational background, age group studied, class size, type of school) (p>0.05).
Okul öncesi çocuklara verilen beslenme eğitimi sonrasında çocukların beslenme bilgi ve davranışları üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Çalışmamızda beslenme eğitiminin, okul öncesi çağı çocuklarda beslenme bilgi ve davranışları üzerine etkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışma, Muğla İli, Menteşe İlçesi'ndeki Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesine bağlı kreşte (Gündüz Bakımevi) toplam 24 çocukla 2019-2020 Eğitim-Öğretim döneminin 1. Yarıyılında, Ekim-Aralık 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Tüm çocuklara haftada bir gün okullarında görsel olarak beslenme eğitimi verilmiştir. Haftalık eğitimler sonrasında ailelere hazırlanan broşürler dağıtılmıştır. Böylece çocuklarla birlikte ailelerin de doğru bir şekilde bilgilenmeleri hedeflenmiştir. Çalışma başlamadan önce ailelerin sosyodemografik özellikleri, hastalık durumları ve beslenme alışkanlıkları sorgulanmıştır. Eğitim öncesi ve eğitim sonrası çocukların ise beslenme alışkanlıkları ile tüketim sıklıkları sorgulanmış, antropometrik ölçümleri yapılmıştır. Ailelere çocuklarının bir günlük besin tüketim kayıtlarının nasıl yapmaları gerektiğini öğretilerek bu kaydı tutmaları istenmiştir. Çocukların eğitim öncesi yapılan antropometrik ölçümleri sonucunda mevcut beden kitle indekslerinin kilolu ve obez olma sıklığı %50 olarak saptanmıştır. Eğitim öncesi ve eğitim sonrası çocukların günlük aldıkları enerji, posa, karbonhidrat (CHO) ve demir miktarları Türkiye'ye özgü beslenme rehberine göre güvenli alım düzeylerinin altındadır. Bunun yanı sıra protein, B12 vitamini alımları ise önerilen güvenilir alım düzeylerinin çok üstündedir. Eğitim sonrası C vitamini, K vitamini ve sodyum alımlarında artış olduğu belirlenmiştir (p<0.05).
Hemodiyaliz hastalarında beslenme eğitiminin biyokimyasal parametrelere etkisi
Bu çalışmanın amacı hemodiyaliz hastalarında beslenme eğitiminin biyokimyasal parametrelere etkisini incelemektir. Özel Güneydoğu Diyaliz Merkezi'nde yapılan çalışmaya, 18 yaş üstü, iletişim problemi olmayan ve en az bir yıldır hemodiyaliz tedavisi alan 35 gönüllü hasta katılmış olup, 33 hasta (16 kadın, 17 erkek) ile tamamlanmıştır. Hastaların eğitim öncesinde ve sonrasında bazı biyokimyasal bulguları, antropometrik ölçümleri ve beslenme durumlarını saptamak amacıyla biri diyaliz günü, diğeri diyalize girilmeyen gün, bir diğeri hafta sonu olmak üzere birbirini takip eden 3 gün/24 saatlik besin tüketim kaydı alınarak karşılaştırılmıştır. Eğitim sonrasında potasyum, sodyum, kreatinin, Kt/V, fosfor, kalsiyum ve glukoz değerleri azalmış, albümin, total protein, hemoglobin ve hematokrit değerleri ise artmıştır. Eğitim öncesi ve sonrasında kalsiyum ve hematokrit değerleri dışındaki bu değişiklikler istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Hastaların eğitim öncesi ve sonrası antropometrik ölçümleri karşılaştırıldığında; kuru ağırlık, BKİ ve ÜOÇ değerlerinin azaldığı saptanmıştır (p>0.05). Hastaların enerji ve besin öğesi alımları incelendiğinde eğitim sonrasında enerji ve protein alımları artmıştır (p>0.05). Vitamin E, kolesterol, tiamin, B6 alımlarında artış gözlenirken, folat, vitamin C, B12, riboflavin ve vitamin A alımları azalmıştır (p>0.05). Eğitim sonrasında hastaların fosfor, sodyum, potasyum, demir, çinko ve magnezyum alımları azalmıştır. Fosfor, kalsiyum, magnezyum alımındaki değişiklikler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Eğitim sonrasında hastaların beslenme bilgi puanlarındaki artış önemli derecede anlamlıdır (p<0.05). Hemodiyalizde tıbbi beslenme tedavisi eğitimi son derece önemlidir. Multidisipliner bir yaklaşımla; hasta, hasta yakını, diyetisyen, hemşire, diyaliz teknikeri ve diyaliz hekiminin sıkı işbirliği önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: Beslenme eğitimi, hemodiyaliz, beslenme durumları, biyokimyasal bulgular
Manisa'da bir 2. basamak sağlık kuruluşuna obezite nedeni ile ayaktan tanı tedavi için başvuran bireylerde beslenme eğitiminin kilo kontrolü üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışma obez bireylere kalorisi kısıtlı tıbbi beslenme tedavisi (diyet) ile birlikte verilen beslenme eğitiminin ağırlık kaybına etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma 18-45 yaş aralığında, en az ortaöğretim mezunu, menopoza girmemiş, herhangi bir kronik veya endokrinolojik hastalığı bulunmayan, beden kütle indeksi (BKİ) ≥30 olan 35'i müdahale grubunda, 35'i de kontrol grubunda yer alan 70 obez kadın üzerinde yürütülen bir müdahale çalışmasıdır. Çalışmanın verileri anket formu, besin tüketim sıklığı formu ve takip formundan elde edilmiştir. Başlangıçta, her iki grupta yer alan kadınların ağırlık, boy, bel çevresi ve kalça çevresi ölçümleri alınmış ve zayıflama diyetleri verilmiştir. Kontrol grubunda yer alan kadınlara altı ay sonra kendileriyle görüşme sağlanacağı belirtilmiştir. Müdahale grubunda yer alan kadınlar ise 15 günde bir kontrole çağırılarak ölçümleri tekrarlanmış ve her görüşmede beslenme eğitimi verilmiştir. Tanımlayıcı olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, en küçük ve en büyük değerler kullanılmıştır. Çözümleyici istatistiklerde Ki-kare testi ve Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanılmıştır. Bulgular: Kontrol grubunda yer alan kadınların ağırlık (p=0,112), beden kütle indeksi (p=0,144), kalça çevresi (p=0,137) ve bel kalça oranı (p=0,169) ilk ve son ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiş, bel çevresi (p= 0,045) ilk ve son ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmüştür. Müdahale grubunda yer alan kadınların ağırlık (p=0,0003), beden kütle indeksi (p=0,0006), bel çevresi (p=0,0002), kalça çevresi (p=0,0008) ve bel kalça oranı (p<0,0001) ilk ve son ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Obezite tedavisinde uygulanan tıbbi beslenme tedavisinin, beslenme eğitimi ile desteklenmesinin kilo kaybı üzerinde olumlu etkisi olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Obezite, sağlıklı beslenme, beslenme eğitimi
Otistik bozukluğu olan çocukların beslenme durumlarının tanımlanması ve ailelere verilen beslenme eğitiminin etkisinin belirlenmesi
Otizm ve Otizm spektrum bozukluğu (OSB), genellikle çeşitli derecelerde zorlu sosyal etkileşimlere, sözel ve sözel olmayan iletişime ve tekrarlayan davranışlara yol açan. yaşam boyu süren bir bozukluk olup, geniş bir yelpazeye yol açan bir nörogelişimsel problematik davranış bozukluğudur. Bu çalışmanın amacı, Gaziantep'te özel bir eğitim kurumunda eğitim gören otistik çocukların; beslenme durumlarının, antropometrik ölçümlerinin belirlenmesi ve ailelere verilen beslenme eğitiminin etkisinin belirlenmesidir. Çalışma 3 ay süreli müdahale çalışması olarak Hasan Kalyoncu Üniversitesi Özel Eğitim ve Araştırma Merkezi'nde eğitim gören 4-9 yaş grubu (ortalama±S: 7,2±1,37 yaş) 10 erkek ve 4 kız otistik çocukta yürütülmüştür. Ailelere başlangıçta. 1., 2. ve 3. aylarda sağlıklı beslenme eğitimi verilmiştir. Çocukların sorukağıdı ile demografik özellikleri ve beslenme alışkanlıkları belirlenmiştir. Çalışmanın başlangıcında ve 3. ayda birbirini izleyen 7 gün süre ile 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır. Başlangıçta ve her ay çocukların antropometrik ölçümleri yapılmış, vücut bileşimi belirlenmiştir. Beden kütle indeksi (BKİ), bel/kalça çevresi oranı (BKO), bel çevresi/boy uzunluğu (BBO) oranı hesaplanmıştır. Çalışmanın sonunda ailelere "Çocuklarda Yeme Davranışı Ölçeği (Children's Eating Behaviour Inventory-CEBI)" ve "Gastrointestinal Şikayet İndeksi (Gastointestinal Severity Index-GI)" sorukağıtları uygulanmıştır. Çocukların enerji, posa, D ve B1, folat vitaminleri, demir ve kalsiyum alım miktarları günlük önerilen miktarlardan düşük bulunmuştur. Yağdan gelen enerji yüzdesi yüksektir. Çocukların boy uzunluğu, vücut ağırlığı, boyun ve baş çevresi, vücut yağ kütlesi ve vücut yağ yüzdesi ortalama değerleri 3 ayda önemli artış göstermiştir (p<0,05). CEBI puan ortalaması 102,8±7,9'dur. CEBI'ye göre yemek sırasında olumsuzluk puanı kızlarda erkeklere göre daha fazladır(p<0,05). 4-6 yaş grubunda 7-9 yaş grubuna (p<0,05) göre daha yüksek bulunmuştur. GI Duyarlılık İndeksi'ne göre çocukların %53.1'inde en az bir semptomun görüldüğü belirlenmiştir. Ortalama puan 5,6'dır. Çocuklarda en sık görülen semptomlar diyare (%64,3), gaz şikayeti (%57,1), abdominal ağrı (%50,0) ve konstipasyondur (%35,7). OSB'li çocuklarda ailelere verilen beslenme eğitimi ile olumlu gelişme sağlandığı gözlenmiştir. OSB'li çocukların ailelerinin beslenme farkındalığının arttırılması için ekipte diyetisyen varlığı sağlanmalıdır.
Hemodiyaliz tedavisi alan hastalara beslenmeye yönelik uygulanan görsel eğitimin konfora etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Hemodiyaliz tedavisi alan hastalara beslenmeye yönelik uygulanan görsel eğitimin konfora etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Bu randomize kontrollü çalışma; iki diyaliz merkezinde tedavi alan 90 kronik hemodiyaliz hastası (girişim grubu: 45 hasta; kontrol grubu: 45 hasta) ile yürütüldü. Veri toplama aracı olarak; Hasta tanıtım formu, Hemodiyaliz Konfor Ölçeği Versiyon-II (HDKÖ-II), Hemodiyaliz Hastalarında Sıvı Kontrol Ölçeği (HHSKÖ), Hemodiyaliz Hastalarının Diyet Bilgi ve Diyet Davranış Ölçeği (HHDBÖ ve HHDDÖ) kullanıldı. Girişim grubunda ön test, on beş gün sonra ve üç ay sonra son test olmak üzere üç görüşme yapıldı. Girişim grubuna ilk görüşmede veri toplama aşamasından sonra beslenmeye yönelik görsel eğitim uygulandı ve on beş gün sonra eğitim kitapçığı üzerinden pekiştireç eğitimi yapıldı. Kontrol grubunda ise ön test ve son test için iki görüşme yapıldı ve herhangi bir müdahalede bulunulmadı. Bulgular: Görsel ve pekiştireç eğitimi sonrası üçüncü ayda girişim grubunun HDKÖ-II, HHSKÖ, HHDBÖ ve HHDDÖ puanları kontrol grubuna göre daha yüksek idi. Girişim grubunda hem on beşinci gün, hem de üçüncü ayda ön teste göre HHSKÖ, HHDBÖ, HHDDÖ ve HDKÖ-II puanlarında istatistiksel olarak anlamlı artış sağlandı. Girişim grubunda; son testte, ön teste göre interdiyalitik kilo ve ultrafiltrasyonda istatistiksel olarak anlamlı düşüş sağlandı. Sonuçlar: Üçüncü ayda, girişim grubunun Hemodiyaliz Konfor Ölçeği-Versiyon II ve alt boyutları olan fiziksel ferahlama, psikospiritüel rahatlama, psikospiritüel güçlenme, çevresel güçlenme ve sosyokültürel rahatlama puanları kontrol grubuna göre daha yüksek bulundu. Görsel eğitimin hemodiyaliz hastalarının konfor durumları üzerine olumlu etkisi olduğu saptandı.
Konjenital kalp hastalığı olan çocukların ailelerine post-operatif dönemde verilen bireyselleştirilmiş beslenme eğitiminin büyüme ve gelişmelerine etkisi
Bu araştırma, KKH sebebiyle ameliyat olan çocukların annelerine verilen bireyselleştirilmiş beslenme eğitiminin çocukların büyüme ve gelişmelerine olan etkilerini belirlemek amacıyla deneysel olarak yapıldı. Araştırmanın verileri 20/01/2021–30/06/2021 tarihlerinde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Kalp Damar Cerrahisinde toplandı. Araştırma toplam 42 konjenital kalp hastası çocuğun ailesi ile görüşülerek yapıldı. Randomizasyon yöntemi ile iki deney ve kontrol grubu olarak oluşturulan üç gruba kişisel bilgi formu, büyüme parametreleri ve Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE) uygulandı. Oral beslenen birinci deney grubuyla oral ile birlikte nutrisyonel beslenen ikinci deney grubuna, bireyselleştirilmiş beslenme eğitimi uygulandı. Bu eğitimler bebeğin yaşına uygun, beslenme içerikleri, besini hazırlama ve kalori ihtiyacını karşılama şekilleriyle ilgiliydi. Kontrol grubuna araştırma sürecinde herhangi bir eğitim verilmeyip araştırma sonunda eğitim materyali verildi. Her üç grubun büyüme ve gelişme parametreleri değerlendirilerek verilen eğitimin etkisi incelendi. Kontrol ve deney gruplarının sosyodemoğrafik özellikler açısından benzer olduğu, grupların homojen ve bağımsız olduğu saptandı. Araştırmada, gruplara göre 3. izlem ile 1. izlem farkı ağırlık açısından istatistiksel olarak anlamlıydı (χ2=14.235; p=0.001). Eğitim alan gruptaki çocukların ağırlık alımında anlamlı farklılık tespit edildi (p<0.05). Ayrıca 12 aydan daha fazla anne sütü alan bebeklerin büyüme parametreleri ve toplam gelişim puanları daha az anne sütü alan bebeklere göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0.05). Sonuç olarak, KKH olan çocuklara verilen bireyselleştirilmiş beslenme eğitimiyle çocukların büyüme ve gelişmesi desteklenebilir. Çocuk sağlığı ve hastalıkları hemşireleri çocuk ve ailelerine bireysel olarak hazırlayıp verdikleri eğitimlerle çocukların büyüme ve gelişmelerine olumlu olarak katkı sağlayarak, destek olmalıdır. Anahtar sözcük: Çocuk sağlığı ve hemşireliği, konjenital kalp hastalığı, büyüme ve gelişme, beslenme eğitimi.
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi birinci ve son sınıfa devam eden öğrencilerin beslenme bilgi ve alışkanlıkları üzerine bir araştırma
Bu araştırma Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyan öğrencilerin beslenme alışkanlıkları ve beslenme bilgi düzeylerini saptamak amacıyla 101 birinci sınıf öğrencisi, 174 altıncı sınıf olmak üzere toplam 275 öğrenci üzerinde yürütülmüştür.275 öğrenciye gözlem altında anket uygulanıp, veriler Nisan 2012 - Mayıs 2012 tarihleri arasında toplanmış ve SPSS Windows 15.0 programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Öğrencilerin %46,25'i erkek, %53,75'i kız öğrencilerden oluşmaktadır.Öğrencilerin sınıflarına göre beden kütle indeksi değerlendirildiğinde, birinci sınıf öğrencilerinin %78.7'sinin normal grupta, %9.8'inin fazla kilolu/şişman grupta ve %11.5'inin de zayıf grupta olduğu saptanmıştır. Altıncı sınıf öğrencilerinin %82.2'si normal grupta, %13.9'u fazla kilolu/şişman grupta ve %4.0'ı zayıf gruptadır. Öğrencilerin öğün atladığı ve en çok atlanan öğünün birinci sınıflarda %30,5 ile öğle yemeği, altıncı sınıflarda %20,8 ile sabah kahvaltısı ve öğle yemeği olduğu saptanmıştır. Birinci sınıf öğrencilerinin gün içinde ana ve ara öğün olmak üzere %51,1'inin üç, %16,7'sinin dört, %8,6'sının beş, altıncı sınıf öğrencilerinin ise %60,4'ünün üç, %20,8'inin dört, %5,0'inin beş öğün yemek tükettiği tespit edilmiştir. Birinci sınıfların %38,5'i, altıncı sınıftakilerin ise %55,4'ü üzüntülüyken hiç yemediklerini, sevinçliyken birinci sınıfların %37,9'u, altıncı sınıftakilerin %58,4'ü daha çok yediklerini, yorgunken birinci sınıfların %33,3'ü daha az yediklerini ya da değişiklik olmadığını, altıncı sınıftakilerin ise %44,6'sının yemek yeme davranışlarında değişiklik olmadığını belirtmiştir. Altıncı sınıf öğrencilerinin birinci sınıf öğrencilerine göre temel beslenme bilgi sorularına daha fazla doğru cevap verdikleri tespit edilmiştir. Birinci sınıf öğrencilerinin beslenme bilgi puanı ortalamaları %55,9, altıncı sınıf öğrencilerinin %62,1'dir. Altıncı sınıf öğrencilerinin toplam genel beslenme bilgi puanları birinci sınıflardan anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak tıp fakültesi eğitiminin öğrencilerin beslenme bilgi düzeylerine olumlu etkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Çankırı Özel Karatekin Hastanesi sağlık personeli ve diyet polikliniğine başvuran hastalarda gıda takviyelerinin kullanımı üzerine bir araştırma
Bu çalışmanın amacı Diyet Polikliniğine başvuran kişilerin ve sağlık personelinin gıda takviyelerine bakış açısını ve bu takviyelerin kullanım amacı, sıklığı ve nedenini araştırmaktır. Araştırma Ekim 2009?Kasım 2010 tarihlerinde 120 danışan ve 100 sağlık personelinin katılımı ile Çankırı Özel Karatekin Hastanesinde yapılmıştır. Anket yöntemi kullanılmıştır. Bulgular SPSS 15 ile değerlendirilmiştir. Danışan grubundaki katılımcıların % 42,5 sağlık personelinin % 9?u düzenli olarak gıda takviyesi kullandığını belirtmiştir. Danışanların en çok tercih ettiği takviyeler sırasıyla yeşil çay (% 25,35), bitki çayı (% 14,08) ve form çayıdır (% 8,45). Sağlık personelinin en yaygın kullandığı takviyeler multivitaminler (% 20,83), kalsiyum (% 12,5) ve B 12?dir (% 12,5). Katılımcılar bu takviyeleri genelde doktor/diyetisyen tavsiyesi ile kullanmakta ve herhangi bir yan etki bildirmemektedirler. Katılımcılara daha önceden gıda takviyesi kullanıp kullanmadıkları sorulduğunda danışan grubunun % 64,7 si sağlık personelinin % 30 u kullandığını belirtmiştir. Danışanlar arasında geçmiş dönemlerde gıda takviyeleri kullanımının en yaygın sebepleri zayıflamak, gebelik, hastalıkların tedavisi ve emzikliliktir. Sağlık personelinde ise gebelik, hastalıkların tedavisi, zayıflamak ve kilo almktır. Gıda takviyeleri en çok orta yaş (20-40 yaş) grubu, kadınlar, kilolu insanlar ve ilkokul mezunları tarafından kullanılmaktadır. Katılımcılara gıda takviyeleri hakkında genel olarak ne düşükleri sorulduğunda danışanların % 35,33?ü uzman tarafından önerilirse kullanabileceğini belirtmiştir. % 15,57?si bazı hastalıkların tedavisinde faydalı olduğunu % 9,58?i hiçbir faydasının olmadığını düşünmektedir. Sağlık personelinin de büyük çoğunluğu (% 38,69) uzman önerirse kullanabileceğini belirtmiştir. Hastalıkların tedavisinde faydalı olduğunu düşünenlerin oranı % 28,47?dir. Bu çalışmada sonuç olarak katılımcılar arasında gıda takviyelerinin kullanımının yaygın olmadığı görülmüştür. Gıda takviyelerinin kullanımında belirleyici kriterin uzman tavsiyesi olması takviyelerin bilinçsizce kullanımında önleyici olacağı için olumlu değerlendirilmiştir. Gıda takviyelerinin kullanımı konusundaki belirsizlikler (kime, hangi hastalıkta, ne miktarda, ne kadar süreyle kullanılacağı) daha uzun vadeli ve daha kapsamlı çalışmalar ile aydınlatılmalı ve ilgili sağlık personeli bu konularda mutlaka yeterli eğitim almalıdır. Anahtar Kelimeler: Gıda Takviyeleri, Bitkisel Ürünler, Vitamin ve mineraller
Beslenme eğitimi açısından ortaokul ders kitapları ve öğretim programlarının durumu ve ortaokul öğrencilerinin beslenme öz yeterlilikleri
Hayatın tüm aşamalarında kaliteli ve sağlıklı bir hayat sürebilmek için dengeli ve yeterli beslenmek temel koşul olarak düşünüldüğünden, gelişme ve büyümenin hızlandığı, kavrama ve öğrenme işlevlerinin önem kazanmış olduğu okul döneminde beslenmenin öneminin daha da arttığı söylenebilir. Çocukluk döneminde kazanılmış olan beslenme alışkanlıkları yetişkinlik dönemine yansıyacağı için, okul çağındaki çocukların beslenme durumları iyi değerlendirilmeli, çocuklara beslenme ile ilgili temel bilgiler, yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırılmalıdır. Bu sebeple bu çalışmada beslenme eğitimi ile ilgili Türkiye'de ilköğretimin ikinci kademesi olan ortaokul düzeyinde ders kitaplarında kazanımların incelenmesi ve ortaokul öğrencilerinin beslenme öz yeterliliklerinin çeşitli değişkenler açısından durumunun nasıl olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Nitel ve nicel araştırma tekniğinin birlikte yürütüldüğü çalışmanın birinci kısmında Fen Bilimleri, Türkçe, Sosyal Bilgiler ve son olarak Sağlık dersi müfredatında yer alan beslenme ile ilgili kazanımların incelenmesi için 2018- 2019 Eğitim ve Öğretim yılında MEB tarafından belirlenen ve okullarda beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci sınıflarda okutulan toplam 11 kitaptaki kazanımlar incelenmiştir. İkinci kısımda ise beslenme öz yeterlilik ölçeği Ankara'nın bir ilçesinde yer alan biri köy ve biri merkez okulu olmak üzere iki okuldaki 248'i kız ve 222'si erkek toplam 470 öğrenciye uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci sınıf öğrencilerinin ders kitaplarında beslenme eğitimine ilişkin herhangi bir kazanıma rastlanmamıştır. Yapılan anket analizi sonuçlarına göre ise beslenme öz yeterliliği düzeyi merkezde eğitim gören öğrencilerde, köy okullarında eğitim gören öğrencilerden yüksek bulunmuştur. Bununla birlikte beslenme öz yeterliliği düzeyi sınıf, cinsiyet ve ailedeki kişi sayısına göre farklılaşmamaktadır. Elde edilen sonuçlar çerçevesinde ortaokul ders kitaplarına beslenme eğitimine ilişkin kazanımların ilave edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Beslenme eğitimi, kazanımlar, beslenme öz yeterliliği
8-18 yaş arası lisanslı sporcularda beslenme eğitiminin beslenme bilgi düzeyine etkisi
Bu çalışma 10 farklı branştaki lisanslı adölesan sporcunun beslenme bilgi düzeylerini tespit etmek ve beslenme eğitimi sonrasında bilgi düzeylerindeki değişikleri saptamak amacıyla planlanmıştır. Araştırma; Adıyaman Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü bünyesinde atletizm, basketbol, bocce, boks, eskrim, güreş, hentbol, judo, masa tenisi ve voleybol branşlarında aktif olarak spor yapan 8-18 yaş arası, 314 sporcuya uygulanmıştır. Araştırma bünyesinde çalışmaya katılım sağlayan adölesan sporculara bir ay süresince haftada bir saat, sağlıklı beslenme ve sporcu beslenmesi konularını hakkında eğitimler düzenlenmiştir. Eğitim öncesi çalışmaya katılım sağlayan adölesan sporculara ve beslenme bilgi düzeylerini ölçen bir anket uygulanmıştır. Eğitim sonrasında anketin beslenme bilgi düzeyini ölçen kısmı tekrar uygulanarak eğitim öncesi ve eğitim sonrası düzeyleri kıyaslanmıştır. Araştırmaya katılan adölesan sporcuların %63.7'si erkek olup yaş ortalamaları 12.46 ± 2.41 yıldır. Sporcuların eğitim öncesi bilgi puanları ortancası 36 (30-45), eğitim sonrası bilgi puanları 45 (37-49) olarak bulunmuştur (p<0,001). Sporcuların bazı besinlerin karbonhidrat seviyeleri hakkındaki bilgi düzeylerine bakıldığında eğitim sonrası verilen tüm cevaplarda eğitim öncesi verilen cevaplara göre artış olduğu görülmüştür (p<0.001). Sporcuların ankette yer alan çoğu besinin protein seviyelerine ilişkin eğitim sonrası verilen cevaplarında eğitim öncesi verilen cevaplarına göre artış görülmüştür (p<0.001). Sporcuların bazı besinlerdeki yağ seviyeleri hakkındaki bilgi düzeylerine bakıldığında eğitim sonrası verilen cevaplarda eğitim öncesi verilen cevaplara göre bir artış meydana gelmiştir (Fıstık için p<0.05, diğer besinler için p<0.001). Beslenme bilgisi ile ilgili diğer soruların çoğunluğunda eğitim sonrası verilen cevaplarda eğitim öncesi verilen cevaplara göre bir artış olduğu görülmüştür (p<0.001). Yapılan bu araştırma sonucunda bir ay boyunca her hafta birer saat verilen beslenme eğitimlerinin, adölesan sporcularda beslenme bilgi düzeylerini anlamlı biçimde arttırdığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sporcu Beslenmesi, Beslenme Eğitimi, Beslenme Bilgisi, Lisanslı Sporcu
Üniversite öğrencilerinin meyve tüketimi ve meyve tüketimlerinin tatlı ve ekşi tat tercihleri ile ilişkisi
Bu araştırma üniversite öğrencilerinin meyve tüketimi ve meyve tüketimlerinin tatlı ve ekşi tat tercihleri ile ilişkisinin saptanması amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmanın katılımcılarını, Selçuk Üniversitesi'nde eğitim görmekte olan 17-35 yaş arası 125 kız ve 185 erkek öğrenci olmak üzere toplam 310 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada veriler üç aşamada toplanmıştır; birinci aşamada bireylerin beslenme durumları ve bazı alışkanlıkları saptanmıştır. İkinci aşamada, bireylerin beslenme durumlarını değerlendirmek üzere 24 saatlik besin tüketimi kaydı yöntemi kullanılmıştır. Üçüncü aşamada ise, tat tercihlerini belirlemek için duyusal değerlendirme yapılmıştır. Araştırma sonucunda, BKİ ortalamalarında cinsiyetler açısından gruplar arasında p<0.01 düzeyinde, fark anlamlı bulunmuştur. Obez) öğrenci olmadığı görülmüştür. Araştırmaya katılanların günlük sigara tüketiminde, kız ve erkekler arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Günde bir paket ve bir paketten çok sigara içen erkeklerin oranı % 51.7 iken bu oran kızlarda % 17.2 olmuştur. Katılımcıların öğün alışkanlıklarının düzenli olmadığı ve en çok sabah öğününün atlandığı (% 60.6) saptanmıştır. Genç erişkinlerin diyetle günlük ortalama enerji ve besin öğesi tüketimleri değerlendirildiğinde, alınan enerji miktarı erkek öğrencilerde 2075.9 ± 965.85 kkal/gün, kız öğrencilerde 1681.6 ± 865.36 kkal/gün olarak bulunmuştur. Erkeklerin anlamlı ölçüde kızlardan daha fazla günlük enerji aldıkları belirlenmiştir. Cinsiyete göre proteinden başka, B?? vitamini, biotin, karbonhidrat, B? vitamini ve çinko, pantotenik asit, folat (p<0.01), B? vitamini, demir ve fosfor tüketimleri arasında da istatistiksel açıdan fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Öğrencilerin K vitamini ve fosfor alımının 2/3 RDA değerlerini aştığı görülmüştür. Genel olarak niasin, folat, magnezyum, kız öğrencilerin ise kalsiyum ve demir yönünden yetersiz beslendiği ve her iki grubun yarıya yakın kesiminin yetersiz enerji aldığı saptanmıştır. Kaldıkları yer neresi olursa olsun öğrencilerin toplam olarak sadece % 46.5'inin, günde 3-4 porsiyon meyve tükettiği belirlenmiştir. Öğrencilerin BKI'lerine göre meyve tüketim tercihleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). BKI şişman grubunda yer alanların % 68.8'i tatlı meyveyi tercih etmişlerdir. Erkek ve kız öğrencilerin günlük ortalama meyve tüketim miktarları açısından aralarında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Erkeklerin ortalama 128.67 gram, kızların ise ortalama 125.58 gram günlük meyve tükettikleri bulunmuştur. Tat numunelerini beğenme düzeylerinde, cinsiyete göre bir fark belirlenmemiştir (p>0.05) Erkek ve kız öğrenciler tatlılık oranı yüksek olan tatları ekşi tatlardan daha çok beğenmişlerdir. Öğrencilerin tat tercih puanlarıyla meyve tüketim miktarları arasında bir ilişki bulunmamıştır. Cinsiyete göre yapılan doğrusal regresyon analizleri sonuçlarına göre de hem kız hem erkek öğrencilerin yine bağımsız değişken olarak alınan tat tercih puanları bağımlı değişken olarak alınan meyve tüketim miktarlarının anlamlı bir yordayıcısı değildir. Türkiye'de yaşayan bireylerin tat/besin tercihine yönelik yapılacak araştırmalar, besin sektöründeki duyusal değerlendirmelere, tatlı olan besin tüketiminin azaltılması ve çocukların ekşi tat içeren besin tüketiminin artırılması adına stratejiler geliştirilmesinde yardımcı olabilir.
Liselerde sağlıklı beslenme ve obezite konularında öğrencilerin bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı, sağlıklı beslenme ve obeziteye yönelik lise öğrencilerinin görüşlerinin ve tutumlarının değerlendirilmesi ve öğrencilerin görüşleri doğrultusunda tutum geliştirip geliştiremediklerinin incelenmesidir.Çalışmanın evrenini Yenimahalle ilçesinde düz Anadolu ve meslek lisesi olmak üzere 3 liseden 3.570 orta öğretim öğrencisi oluşturmuş, veriler Şubat ? Mart 2010 döneminde toplanmıştır. Araştırmanın örneklemi 357 olarak hesaplanmıştır. Ancak katılım hızını düşürebilecek etkiler düşünülerek örnekleme alınan birey sayısı 350 olarak belirlenmiştir. Belirlenen sınıflardaki tüm öğrenciler araştırma kapsamına alınmıştır.Lise öğrencilerinin % 70 oranında üzerlerinde zayıflama baskısı hissetmedikleri anlaşılmıştır. Lise öğrencilerinin yaklaşık % 51,7'si düzenli olarak üç öğün yemek yemediği belirlenmiştir. Abur cubur yeme, günde sadece tek büyük bir öğün yeme gibi sağlıksız beslenme davranışları ile bilgi düzeyleri kıyaslandığında önemli derecede farklılıklar tespit edilmiştir. Ayrıca beslenme konusunda ekonomik sorunların çok ciddi düzeyde bir problem teşkil etmediği de sevindirici bir gelişme olarak kaydedilmiştir.Sağlıklı beslenme konusunda eğitim almış kişiler ile almamış kişiler arasında tutum yönünden önemli düzeyde farklar tespit edilmiştir. Ancak lise öğrencileri gelişme ve büyüme çağında olduklarından öğrendikleri bu konuları yetişkinlik çağında daha fazla ihtiyaç duyacaklarından daha kalıcı bir eğitim ile ilgili öneriler sunulmuştur.
Ortaöğretime devam eden öğrencilerin beden kitle indeksleri ve beslenme alışkanlıkları ile ilgili görüşlerinin belirlenmesi
Bu araştırmada, insan sağlığı açısından birincil derece de bir risk faktörü olan şişmanlık hakkında ortaöğrenimine devam eden 15-19 yaş arası kız öğrencilerin bilgi düzeylerini ve şişmanlık durumlarını tespit etmek amaçlanmıştır. Bu temel amacın yanında aşağıda belirtilen konularda da gelecek araştırma ve araştırmacılara kaynak teşkil edebilecek çeşitli konular hakkında da veri toplanması amaçlanmıştır.Katılımcıların demografik özellikleri ile ilgili veriler incelendiğinde; katılımcıların % 38.8' inin (n=155) 15 yaşında bireylerden oluştuğu görülmektedir. Daha sonra sırasıyla 16 yaş (%28,0), 14 yaş (%14,8), 17 yaş (%13,3) ve 18 yaş (%5,3) bireyler araştırmamıza katılmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin boy dağılımları incelendiğinde katılımcıların büyük bir çoğunluğunun (%51,8- n= 207) 158-167 cm boy aralığında olduğu görülmektedir.Katılımcıların BKİ dağılımları incelendiğinde ?Normal Kilolu? bireylerin %57,8 (n= 231), ?Zayıf? bireylerin %36,3 (n=145) ve ?Hafif Şişman? bireylerin %6,0 (n=24) oranında olduğu görülmüştür.Katılımcıların öğün tüketme sayıları genel olarak değerlendirildiğinde 3 öğün tüketenler %47,8 (n=191) ve 2 öğün tüketenler %42,5 (n=170) olarak bulunmuştur.Katılımcıların öğün atlama durumları incelendiğinde; zayıf bireylerin sabah ve öğle yemeklerini bazen atladıkları sırasıyla %24,1 ve %24,1 olarak tespit edilmiştir. Normal kilolu bireylerde sabah ve öğle yemeklerini sırasıyla %25,1 ve %21,6 oranında bazen atladıklarını beyan etmişlerdir (p< .05). Hafif şişman bireyler; sabah kahvaltısını %33,3 ve öğle yemeğini % 20,8 oranında atladıklarını belirtmişlerdir.Araştırmamızda öğün atlama durumuna evet cevabı veren bireylerin % 28,3'ü ?vaktim yok? ve ?hazırlamak zor geliyor? seçeneklerini belirtmiştir. %17,3 oranında ?canım istemez? ve ?zayıflamak istiyorum? seçenekleri en çok tekrarlanan cevap olarak karşımıza çıkmaktadır. Öğün atlama durumuna ?Bazen? cevabını veren bireylerin %34,6' sı ?canım istemez? ve ?zayıflamak istiyorum? seçeneklerini işaretlemişlerdir. Yapılan istatistik değerlendirmelerde ?gereksiz görüyorum? ve ? ekonomik nedenlerle? seçenekleri istatistiksel açıdan önemli olarak bulunmuştur (p< .05).Ortaöğretime devam eden bireylerde yemek seçme durumunu tek başına değerlendirdiğimizde hafif şişman bireylerin % 62,5'i (n=15), zayıf bireylerin %62,1'i (n=90) ve normal kilolu bireylerin %56,3'ü (n=130) çeşitli nedenlerle yemek seçtiğini belirtmiştir. İstatistiksel açıdan bakıldığında normal kilolu bireylerin yemek seçme nedenleri anlamlı olarak karşımıza çıkmaktadır (p< .05).Katılımcıların BKİ'leri göz önünde bulundurulmadan yapılan değerlendirmede ortaöğretime devam eden bireyler de en az tercih edilen besinlerin sırasıyla bakla %51,8 (n=208), kabak %51,3 (n=205) ve ıspanak % 34,8 (n=139) olarak belirlenmiştir.Araştırmamıza göre diyet yaptığını belirten zayıf bireylerin %24,1'i, normal kilolu bireylerin %29,4'ü ve hafif şişman bireylerin %33,3'ü diyet programlarını kendi hazırladıklarını beyan etmişlerdir.BKİ durumuna göre bakıldığında, zayıf bireylerin % 79,3'ü (n=115), normal kilolu bireylerin % 77;5' i (n=179) ve hafif şişman bireylerin % 70,8'i şişmanlığı bir sağlık sorunu olarak tanımlamıştır.Bireylerin BKİ'leri ile şişmanlıkla ilgili gördükleri sağlık problemlerini karşılaştırdığımızda zayıf bireylerin en yüksek oranda sırasıyla; şeker hastalığı %68,3 (n=99), kolesterol %62,1 (n=90) ve sindirim sistemi hastalıkları % 50,3 (n=73) olarak görülmektedir. Normal kilolu bireylerde en çok tekrarlanan cevaplar sırasıyla; kolesterol % 69,7 (n=161), şeker hastalığı %68,8 (n=159), kalp hastalıkları ve sindirim sistemi hastalıkları % 47,2 (n=109) olarak belirlenmiştir. Hafif şişman bireylerin beslenme ile ilişkili gördükleri hastalıklar; kolesterol %66,7 (n=16), şeker hastalığı % 62,5 (n=15), damar tıkanıklığı vb. hastalıklar ve sindirim sistemi hastalıkları % 41,7 (n=10) olarak tespit edilmiştir.Yapılan bu araştırmada; ortaöğretime devam eden bireylere şişmanlık durumları ve şişmanlık ile ilgili bilgi açısından öneriler sunmaktadır.
Beslenme eğitiminin ilköğretim öğrencilerinin okul kantinlerinde beslenmeye yönelik tutum ve davranışları üzerine etkisi (Ankara ili Şereflikoçhisar ilçesi örneği)
Beslenme sağlığı etkileyen çevresel etmenlerin başında gelir. Bu nedenle yeterli ve dengeli beslenme herkes için, özellikle de çocuklar için gereklidir. Bu çalışmada; programlı bir beslenme eğitimi aracılığı ile öğrencilerin yeterli ve dengeli beslenme konusundaki temel bilgi düzeyleri ve davranışlarının istendik yönde geliştirilmesi amaçlanmıştır.Bu araştırma 2008-2010 yılları arasında yapılmıştır. Araştırmaya, 43'ü kız, 37'si erkek olmak üzere 80 öğrenci alınmıştır. Araştırma kapsamında iki grup oluşturulmuştur [grup I = öğrenciler ve velileri (n=40); grup II = sadece öğrenciler (n=40)] ve iki gruba da anket formu uygulanarak, velilerin sosyo-demografik özellikleri ve bazı beslenme alışkanlıkları ile öğrencilerin beslenme bilgi düzeyleri ve alışkanlıkları saptanmış, antropometrik ölçümleri yapılmıştır. Ardından iki gruba da iki ay süreyle beslenme eğitimi verilmiştir. Beslenme eğitiminin sonunda gruplara anket formu tekrar uygulanmış ve antropometrik ölçümleri tekrar ölçülmüştür. Bir ay sonra anket formu tekrar uygulanarak eğitimin kalıcılık durumu değerlendirilmiştir.Araştırma bulgularına göre; öğrencilerin yaş ortalaması 10.3± 0.80 yıl, boy uzunluğu ortalaması 139.1±6.39 cm, ağırlık ortalaması, 34.3±7.53 olup, Beden Kitle İndeksi (BKI) ortalaması 17.8±2.90 kg/m2'dir. Öğrencilerin %61.2'sinin BKI normal sınırlar içinde bulunmuştur. Adölesanların eğitim öncesinde %6.2'si çok zayıf (<5. persentil) ve %73.8'i ise normal (16-<85. persentil) bulunmuştur. Eğitim sonrasında ise %2.5'i çok zayıf (<5. persentil) ve %80.0'i ise normal (16-<85. persentil) bulunmuştur. Yani eğitim sonrasında öğrencilerin antropometrik ölçümlerinin eğitim öncesine göre referans antropometrik ölçüm değerlerine yaklaştıkları görülmüştür.Öğrencilerin eğitim öncesi toplam beslenme bilgi puanlarının ortalaması I. grupta 80.9±10.31, II. grupta 76.7±10.38 bulunmuştur. Eğitim sonrasında ise sırasıyla bu değerler I. grupta 89.9±5.55 ve II. grupta 85.0±6.48 olarak bulunmuştur. Velilerin eğitim öncesinde toplam beslenme bilgi puanları ortalaması 51.8±4.97 iken, eğitim sonrasında ise 63.3±3.43 olarak bulunmuştur. Hem öğrencilerin hem de velilerin eğitim öncesine göre eğitim sonrasında toplam beslenme bilgi puanlarının arttığı bulunmuştur.Çocukların yeterli ve dengeli beslenmeleri için kahvaltı yapma alışkanlığının kazandırılması, öğün atlamalarının engellenmesi ve beslenme bilgilerinin davranışa dönüştürülmesi için tüm okullarda belirli zaman dilimleri arasında ?beslenme saatleri? düzenlenmeli ve bu zaman dilimlerinde çeşitli eğlenceli aktivitelerle öğrencilere ve velilere beslenme eğitimi verilmelidir.Anahtar Kelimeler: Adölesan, Beslenme, Beslenme Eğitimi, Beslenme Alışkanlıkları, Öğrenci.
Yatılı ilköğretim bölge okullarında öğrencilere verilen beslenme eğitiminin besin tüketimlerine etkisinin araştırılması
Bu araştırmanın amacı yatılı ilköğretim bölge okullarında öğrencilere verilen beslenme eğitiminin besin tüketimine ilişkin bilgi ve davranışlarında anlamlı bir farklılık yaratıp yaratmadığını incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırma kapsamına Elazığ ili Arıcak ilçesinde Yatılı İlköğretim Bölge Okulunda 2. kademe 6. ,7. ve 8. sınıfta öğrenim görmekte olan 324 öğrenci alınmıştır.Araştırmada ?Deneysel Yöntem? kullanılmış, bu kapsamda araştırma kontrollü ön ve son test modelli deney desenine göre düzenlenmiştir. Bu amaçla öğrenciler deney ve kontrol grubu olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır.Araştırmacı tarafından geliştirilen öğrenci ve ailesine ilişkin soruların ve beslenme ile ilgili bilgi ve tutumlarını belirlemeye yönelik soruların yer aldığı anket tüm öğrencilere aynı anda uygulanmış, sonrasında her iki grubun da birbirini izleyen üç gün süresince üç ana öğünde tabaklarında kalan artıklar tartılarak gözlem formuna kaydedilmiştir. Ön testin sonrasında deney grubuna beslenme eğitimi verilmiş, son test olarak ön testte uygulanan ankette yer alan beslenmeyle ilgili bilgi ve tutumları belirlemeye yönelik soruların yer aldığı bölüm tüm öğrencilere aynı anda uygulanmış, sonrasında her iki grubun da birbirini izleyen üç gün süresince üç ana öğünde tabaklarında kalan artıklar tartılarak gözlem formuna kaydedilmiştir.Anket ve gözlem formlarıyla öğrenci ve ailesine ilişkin bilgiler, öğrencilerin beslenme ile ilgili bilgi ve tutumlarına ilişkin bilgiler ile besin tüketim miktarlarına ilişkin bilgiler toplanarak sayı (n), yüzde (%), aritmetik ortalama (x ?), standart sapma (ss), Bağımsız örneklemler için t testi (Independent-Samples t Test) ve ilişkili ölçümler için t testi (Paired-Samples t Test) analiz yöntemleri kullanılarak değerlendirilmiştir.Araştırma sonunda araştırmaya alınan öğrencilerin anne ve babalarının eğitim seviyelerinin düşük olduğu görülmüştür. Deney grubunda ön testte kahvaltı öğününü atlama sıklığındaki en yüksek dağılım %38.5 ile iki haftada bir olduğu, eğitim sonrası bu dağılımın %25.0'a gerilediği görülmüştür. Ön testte kahvaltı öğününü öğrencilerin %34.6'sı atlamazken, beslenme eğitimi sonrası bu oran %66.7 olarak bulunmuştur. Deney grubunda ön testte öğle öğününü atlayanlar arasından en yüksek dağılımı %51.9 ile haftada 1-2 kez olduğu bulunmuştur. Son testte ise aynı atlama sıklığının oranı %17.9'a düşüş göstermiştir. Deney grubundaki öğrencilerin %28.2'si ön testte öğle öğününü hiç atlamazken son testte bu oran %55.1'e artış göstermiştir. Deney grubunda ön testte öğrencilerin %28.8'inin akşam öğününü atlamadığı, son testte bu öğünü atlamayanların %55.7'ye yükseldiği saptanmıştır. Beslenme eğitiminin deney grubu öğrencilerinde tüm öğünlerde öğün atlama davranışlarında genel anlamda azalma olmasında etkili olduğu görülmüştür.Deney grubunun beslenme bilgi testi puan ortalaması ön testte 3.10 iken, son testte 9.05 'e artış göstermiştir. İki test arasındaki fark anlamlı bulunmuş (p<.001), eğitimin deney grubu öğrencilerinin bilgi düzeyleri üzerinde etkili olduğu sonucuna varılmıştır.Öğrencilere verilen eğitim, deney grubu öğrencilerinde besin tüketimlerinde genel anlamda artış meydana getirmiş, eğitim sonrasında beyaz peynir, yoğurt, peynirli makarna, ıspanaklı yumurta, kuru fasulye, türlü, bulgur pilavı, ekmek, çerez ve çay tüketiminde gruplar arasındaki fark anlamlı bulunmuştur.Araştırmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda okullarda öğrenci, öğretmen, idareci ve personele yönelik beslenme eğitimi ve faaliyetlerine daha fazla ağırlık verilmesi, mönülerin hazırlanmasında öğün atlama ve yemek seçme gibi olumsuz alışkanlıkları en aza indirgeyecek veya ortadan kaldıracak yöntemlerin kullanılması gibi önerilerde bulunulmuştur.
Tarımla uğraşan kadınların beslenme bilgi düzeylerinin ve beslenme alışkanlıklarının saptanması
Bu çalışma, tarımla uğraşan kadınların beslenme bilgi düzeylerini ve beslenme alışkanlıklarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Ordu İl'inin Aybastı İlçesine bağlı köy ve beldelerinde yaşayan ve tarımla uğraşan 206 kadın tarım işçisi oluşturmaktadır. Araştırma, tarama modeli olan durum saptama (betimleme) yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında, gerekli verilerin objektif ve istatistiksel analizlere uygun olarak toplanabilmesi ve diğer yöntemlere göre en pratik yöntem olmasından dolayı, anket formu kullanılmıştır. Anket formları yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak yapılmıştır ve elde edilen verilerin istatistiksel analizleri SPSS 15.0 paket programı ile yapılmıştır.Araştırma sonucunda kadın tarım işçilerinin çoğunluğunun 31-40 yaş grubunda (% 48.6), ilköğretim mezunu (% 77.7) ve evli (% 85.9) olduğu tespit edilmiştir. Kadınların % 72.3' ü bir günde üç öğün yediği, öğün atlamalarına baktığımızda % 26.3'ü bazen öğlen yemeğini yemediği, % 24.8'i bazen akşam yemeğini yemediği ve % 22.8'i bazen sabah kahvaltısını yapmadığı, % 21.8'i iştahı olmadığından sabah kahvaltısını, öğlen öğününü % 13.1'i vakti olamadığından ve akşam öğününde % 11.1'i yediği takdirde rahatsız olduğu tespit edilmiştir.Beslenme bilgi düzeylerini belirlemek için yöneltilen sorulardan alınan puanların ortalaması 5.56 ve beslenme alışkanlıklarının ortalama puanı ise 104.75'tir. Beslenme bilgi düzeyleri ile yaş arasında anlamlı bir fark yok iken yaş ile beslenme alışkanlıkları arasında anlamlı bir fark görülmüştür (p<0.001). Bu farkın 31-40 yaş grubu arasında belirgin olduğu saptanmıştır. Tarımla uğraşan kadınların tarımdaki konumu ile beslenme bilgi düzeyi ve beslenme alışkanlıkları arasında anlamlı bir farklılığın (p>0.05) olmadığı belirlenmiştir.Genel olarak beslenme alışkanlıklarının beslenme bilgi düzeylerine göre iyi olduğu söylenilebilir. Bu konuyla ilgili daha kapsamlı bir çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Düşüncelerin altında yatan asıl fikirler ve nedensellik ilişkisi daha belirgin bir şekilde ortaya çıkacaktır.Anahtar Kelimeler; Kadın tarım işçisi, beslenme bilgisi, beslenme alışkanlıkları,
Kolesterol konusunda verilen eğitimin kadınların bilgi düzeylerine etkisinin değerlendirilmesi
ÖZET Kadınların kolesterol ve sağlıklı beslenme konusundaki bilgi düzeylerinin tespit edilmesi ve bu konularda verilecek eğitimin bilgi düzeylerine etkisinin ortaya konulması amacıyla planlanıp yürütülen bu araştırmanın kapsamına Adapazarı ilindeki Halk Eğitim Merkezi'nde ahşap boyama, nakış, mefruşat ve dikiş kurslarına devam eden 17-50 yaş arasındaki 48 kadın alınmıştır. Araştırma survey yöntemine göre yapılmış betimleme araştırması olmakla birlikte kontrol grupsuz deneysel araştırma özelliği de taşımaktadır. Eğitimde el kitabı, bilgisayar, projektör ve afiş kullanılmıştır. Eğitim yöntemi soru cevap, grup tartışması ve anlatımdır. Veriler hazırlanan soru formu ve düzey belirleme testi ile toplanmıştır. Bireysel özelliklere yönelik hazırlanan soru formunda bir bölümü açık uçlu soru bir bölümü kapalı uçlu soru olmak üzere 17 soru, beslenme ve kolesterol ile ilgili bilgileri ölçmeye yönelik hazırlanan düzey belirleme testinde ise doğru-yanlış olmak üzere iki şıklı 25 soru yer almaktadır. Kadınlara eğitimden önce hazırlanan soru formu ve düzey belirleme testi uygulanmıştır. Daha sonra kolesterol ve sağlıklı beslenme ile ilgili 5 haftalık bir eğitim verilmiş ve aynı düzey belirleme testi son- test olarak tekrar uygulanmıştır. Verilerin çözümlenmesinde frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, ilişkili iki grup arası t testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, kadınların % 8 1.3 'ünün 15-25 yaş arasında ve % 37.5'inin ilkokul mezunu olduğu görülmüştür. Kadınların, % 31.3'ü sigara kullandığı ve % 6.3 'ünde kalp damar hastalıkları bulunduğu tespit edilmiştir. Beden kitle indeksine göre kilo fazlalığı olan kadınların oranı ise % 18.8'dir. Eğitimden önce, kadınların kolesterol ve beslenme bilgi düzeylerine ilişkin verilen testten aldıkları puanların ortalaması 14.85 ± 4.36 iken, eğitim sonrası uygulananson-testte 20.77 ± 3.73'e yükselmiştir. Bu fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Eğitimin, kadınların kolesterol ve beslenme ile ilgili bilgi düzeylerim" arttırmada önemli derecede etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Kardiyovasküler hastalıklardan korunmada ve bu hastalıkların azalmasında, kolesterol ve beslenme ile ilgili eğitimin etkili olacağı düşünülmektedir. Bu eğitim yaygın eğitim kurumlarında ve radyo, TV. gibi iletişim araçları ile verilebilir. ii
Gebeliklerin farklı dönemlerine verilen beslenme eğitimine gebe kadınların genel sağlık ve beslenme durumları üzerine etkisi
ÖZET GEBELİKLERİNİN FARKLI DÖNEMLERİNDE VERİLEN BESLENME EĞİTİMİNİN GEBE KADINLARIN GENEL SAĞLIK VE BESLENME DURUMLARI ÜZERİNE ETKİSİ Araştırma Eylül 2000- Ekim 2001 tarihleri arasında, Çubuk 18 No'lu Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezi'nde, 150 gönüllü kişi üzerinde gebeliklerinin farklı dönemlerinde farklı sıklıklarla beslenme eğitimi alan kadınların beslenme ve genel sağlık durumlarının hiç eğitim almayan gebe kadınlarla karşılaştırılması amacıyla planlanıp, yürütülmüştür. Çalışmaya katılan kadınlar üç gruba ayrılmıştır. 1. grupta, gebeliklerinin 1-3 aymda olan (ltrimester), 25 kişi deney, 25 kişi kontrol grubunda; 2. grupta gebeliklerinin 4-6 ayında olan (2.trimester) 25 kişi deney, 25 kişi kontrol grubunda ve son olarak 3. grupta, gebeliklerinin 7-9 aymda olan (3. trimester) 25 kişi deney, 25 kişi kontrol grubunda yer almıştır. Her grupta yer alan kadınlara öncelikle kadınların genel özellikleri ve gebelikte beslenme konusundaki bilgi ve davranışlarına yönelik anket formu, besin tüketim sıklıkları, günlük besin tüketimi ve aktivite formu, anne sütü konusundaki bilgilerine ve sağlık durumunu incelemeye yönelik anket formu uygulanmıştır. Deney grubunda bulunan kadınlara gebelikte beslenme konularını içeren beslenme eğitimi el kitabı, örnek araç-gereç (koyu renk cam kavonoz, alüminyum folyo, meme maketi) kullanılarak verilmiştir. 1. Grupta yer alan kadınlara gebeliklerinin sonuna dek birinci ve ikinci trimesterde olmak üzere toplam iki kez; 2. grupta yer alan kadınlara ikinci trimesterde ve 3. grupta yer alan kadınlara üçüncü trimesterde birer kez eğitim verilmiştir. Eğitimlerden sonra meydana gelen değişiklikleri saptamak amacı ile anket formu bir ay içinde her kadın için yeniden tekrarlanmıştır. Kontrol grubu olarak seçilen 75 gönüllü kadında deney grubunda olduğu gibi aynı sıklıkta anketler uygulanmış ve sonuçlar deney grubu ile karşılaştırılmıştır.Sonuçta araştırmaya katılan kadınların adölesan olarak kabul edilen yaş sınırları içinde evlenmiş ve ilk gebeliklerini bu yaş grubunda yaşamış oldukları, gebeliğin başından beri izlenen ve beslenme eğitimi verilen kadınlarda haftalık ağırlık kazanımlarının daha fazla olduğu(p<0.05), deney ve kontrol grubundaki tüm kadınların hemoglobin ve hemotokrit düzeylerinde her trimesterde azaldığı görülmüştür.. Kadınların hemoglobin düzeyleri özellikle ikinci trimesterdan sonra yapılan ikinci ve üçüncü görüşmelerde daha düşük bulunmuştur. Araştırmada, gebe kadınların gebelik dönemi beslenme konusundaki bilgi düzeylerinin düşük olduğu; ancak gebeliğin ilk aylarında düzenli olarak beslenme eğitimi verildiğinde kadınların beslenme bilgi düzeylerinin.belirgin şekilde arttığı(p<0.0.5), beslenme davranışına yönelik cevaplarda da eğitim verilmeyen kontrol grubundaki kadınlara göre artış olduğu görülmüştür. Ancak bu artışın gebelik öncesi beslenme durumu ile de yakından ilişkili olduğu için kan hemoglobin düzeylerine yansımadığı(p>0.05) ve gebeliğin son dönemlerinde bir kez verilen beslenme eğitiminin gebeliğin başından beri izlenen ve iki kez yapılan beslenme eğitimi kadar etkili olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç olarak; araştırma bölgesine başvuran gebe kadınların gebelik dönemi beslenme ve anemi konusundaki bilgi düzeylerinin düşük olmasının bu dönemde aneminin' gelişmesini ve ağır seyretmesini destekleyebileceği; daha sağlıklı nesiller ve gebelikte beslenme sorunlarının önlenmesi için yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması, besinlerin hazırlanması, saklanması ve pişirilmesi sırasında besin öğesi kayıplarının önlenmesi, kadınlara mümkünse gebe kalınmadan önce ve gebelikleri boyunca sık aralıklarla devam eden, davranış değiştirmeye yönelik etkin bir beslenme eğitimi verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Gebelik, beslenme, eğitim, anemi.
Kadınların diyetlerinde bulunan demir ve demir emilimini etkileyen etmenler hakkındaki bilgi ve uygulamalarına eğitimin etkisi
Araştırma ile kadınların demir ve demir emilimini etkileyen faktörler hakkındaki bilgi düzeylerinin tespit edilmesi ve bu konularda verilecek olan değişik eğitim yöntemlerinin bilgi ve uygulamalarındaki değişikliğe etkisinin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Araştırma kapsamına Çankaya Halk Eğitim Merkezine devam eden 90 kadın alınmıştır. Kadınlar üç gruba ayrılarak birinci gruba yüzyüze eğitim, ikinci gruba el kitabı dağıtılarak eğitim verilmiş ve son grup olan kontrol grubuna herhangi bir eğitim verilmemiştir. Eğitim öncesi ve sonrası tüm gruplara hazırlanan görüşme formu uygulanmış ve besin tüketim kayıtları alınmıştır. Kadınların %35.6'sının 36-45 yaşlan arasında yer aldığı, %46.7'sinin lise mezunu olduğu saptanmıştır. Kadınların %56.7'sinin demirin kaynaklarım bilmedikleri, %30.0'ının eksik bildikleri, %13.3'ünün demirin kaynaklarım iyi bildikleri saptanmıştır. Demirin zengin kaynaklarım bilme ve demir emilimini etkileyen faktörleri bilme durumlarına göre alman puanların ortalamaları arasındaki fark eğitim verilen gruplar da önemli bulunmuştur ( P=0.000). Beslenme eğitimi öncesi ve sonrası yetersiz demir tüketenler sıra ile yüzyüze eğitim grubunda %50.0-%40.0, el kitabı dağıtılan grupta%56.6-%60,0 kontrol grubunda %60.0-%73.3 bulunmuştur. Yüzyüze eğitim verilen grupta yetersiz tüketenlerde azalma görülürken el kitabı dağıtılan grupta yetersiz demir tüketenlerde %4.4'lük, kontrol grubunda ise %13.3'lük oranında bir artma görülmüştür. Eğitimin kadınların demir ve kansızlık konusunda bilgi düzeylerinde önemli derecede artışa neden olduğu saptanmıştır. Demir anemisinden korunmada ve tedavisinde eğitimin etkili olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Demir, Anemi, Beslenme Eğitimi
Eğitim düzeyleri farklı çalışan ve çalışmayan kadınlarda stresin beslenme üzerine etkisi
Toplumda kadınlar; aile oluşturma, ailenin sürekliliğini sağlama ve aile içinde yapılması gerekli faaliyetleri sürdürme ve yönetme gibi sorumluluklarının yam sıra toplumun kadma yüklemiş olduğu bir takım görevleri de yerine getirmekle yükümlüdür. Tüm bu görev ve sorumlulukların yanında bir de ekonomik hayatta söz sahibi olabilmenin artı ve eksilerini taşıyan kadın çoğu zaman anlaşılamamakta ve bunun sonucunda da stres yaşamaktadır. Günümüzde kişiyi etkisi altına alarak onun tüm yaşamını olumsuz yönde etkileyen stres beslenmeyi de olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle bu araştırma, eğitim düzeyleri farklı, çalışan (90) ve çalışmayan (90) toplam 180 kadında stresin beslenme durumu ve alışkanlıkları üzerine etkisini saptamak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Katılımcılar basit tesadüfi örneklem yöntemi ile seçilmiştir. Veriler kişisel bilgiler, beslenme alışkanlıkları ile beslenme durumları ve stres belirtileri ölçeği olmak üzere üç bölümden oluşmuş bir anket aracılığı ile toplanmıştır. Araştırmaya katılan çalışan kadınların %65.6'sı evli, %43.3'ü 26-35 yaş arasında ve %78.9'u yüksekokul yada üniversite ve üniversite üstü mezunudur. Çalışmayan kadınların ise %95.6'sı evli, %38.9'u 36-45 yaş arasında ve %67.8'i ilkokul veya ortaokul mezunudur. Her iki grubunda büyük çoğunluğu beslenmenin önemli olduğunu belirterek, yeterli ve dengeli beslenmenin tanımını doğru yapmışlardır. Çalışan kadınların stres altı ölçeklerinden almış oldukları puanların ortalamaları çalışmayan kadınlarınkinden daha yüksek bulunmuştur.11 Ağrı kesici kullananlarla çalışan ve çalışmayan kadınlar arasındaki fark khi-kare testi sonucunda anlamlı bulunmuştur (p<0.05). B grubu vitaminlerinde yetersiz ve normal gereksinimin üzerinde alan grup strese yatkınlık alt ölçeğinde gruplararası fark da anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Birey olarak kadının mutlu ve sağlıklı olması demek onun yetiştireceği çocukların ve dolayısıyla toplumun bütününün de mutlu ve sağlıklı olması demektir.