Prostate

84 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Transüretral rezeksiyon- prostat (tur-p) ameliyatlarında ERAS protokolü ile ameliyat öncesi ve sonrası yapılması gereken beslenme, ağrı ve erken mobilizasyon uygulamalarının karşılaştırılması

Yapılan bu çalışmada TUR-P ameliyatları sonrası Avrupa'nın 5 ülkesinin bir araya gelerek oluşturdukları ASHİ (Ameliyat Sonrası Hızlı İyileştirme) protokolünü Gaziantep'teki hastanelerde bulunan sağlık personelinin duyup duymadığını; ağrı, erken mobilizasyon ve beslenme konularının bakım ve tedavilerinde bu protokolün gerekliliklerini uygulayıp uygulamadığını tespit etmek istedik. Araştırma Gaziantep'te bulunan 25 Aralık Devlet Hastanesi, Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi ve Özel SANKO Eğitim, Uygulama ve Araştırma Hastanesinin üroloji kliniklerinde gerçekleştirildi. Cerrahların, hemşirelerin ve anestezi uzmanlarının ASHİ protokolüne göre bakım ve tedavilerindeki tutumları analiz edildi. Cerrahlara, hemşirelere ve anestezi uzmanlarına ağrı, erken mobilizasyon ve beslenme konularını içeren anket soruları uygulandı ve çalışmanın örneklemini 95 kişi oluşturdu. Anketler araştırmacı tarafından yüz yüze yapıldı. Anket sonuçları yüzdelik dilimle değerlendirildi. Sağlık personelinin ortalama yaşı 34.73 +9.11'di, sağlık personelinin % 26,3'ü cerrah, % 17,9'u anestezi uzmanı ve % 55,8'i hemşireydi. Çalışmada ameliyat öncesi oral sıvı olarak karbonhidrattan zengin yükleme % 29,5'di. "Ameliyat öncesi açlık süresi ASHİ Protokolüne uygundur" diyenlerin oranı % 4,2'di.Ameliyat sonrası sıvı ve katı gıda alımı da ASHİ Protokolüne uygun değildi. Hastaların bulantı ve kusmasını önlemek amacıyla profilaksi uygulanma durumu % 65,3'dü. "TUR-P ameliyatı sonrası antiembolik çorap uyguluyoruz" diyenlerin oranı % 62.1di. Hastaları mobilize etme durumunda da ASHİ protokolüne uygun hareket edilmiyordu. "Ameliyat sonrası ağrı için analjezik yapılmalı" diyenlerin oranı % 62,1 iken antienflamatuar ilaç seçimi oranı ise % 44,2'di.ASHİ protokolünü duyanların oranı % 7,4'dü. ASHİ Protokolünü uygulayanların oranı ise % 37,9'du. Yapılan bu çalışma sonucu ASHİ Protokolüne uygun bir bakım ve tedavi prosedürünün TUR-P ameliyatlarından sonra uygulanmadığı söylenebilir. Kanıta dayalı ASHİ protokolüne göre hemşirelik bakım paketlerinin ve tedavi prosedürlerinin üroloji kliniklerinde uygulanmaya başlatılması için hizmet içi eğitimlerin planlanması, tüm personelin ASHİ protokolüne benzeyen prosedürler oluşturması ve araştırmalar yapması için komitelerin kurulması sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: ERAS Protokolü, Ameliyat Sonrası Hızlı İyileşme (ASHİ) Protokolü, TUR-P Operasyonu

CerrahiPostoperatif dönemPreoperatif dönem+4
Rabia Kankılıç
Sanko University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prostat kanseri tanı ve evrelemesinde Ga-68 PSMA PET/BT'nin katkısı

Prostat kanseri erkeklerde en sık görülen ikinci kanserdir. Hastalığın erken evrede teşhisi ile küratif tedavi ve uzun sağkalım sağlanabilmektedir. Klinik ve laboratuvar ile birlikte multiparametrik manyetik rezonans görüntüleme(mpMRG) bulguları; teşhis, klinik önemi olan/olmayan prostat kanserinin ayrımı ve uygun tedavi planı oluşturmada önemlidir. Ga-68 PSMA PET/BT'nin uzak evrelemede üstünlüğü klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır, güncel çalışmalarda tanı ve lokal evrelemede de değerli bir araç olduğunu kanıtlar nitelikte sonuçlar elde edilmektedir. Çalışmamızda; PSMA PET/BT'nin orta-yüksek riskli prostat kanserinde primer tümörün lokalizasyonu & intraprostatik yaygınlığının tespitinde ve evrelemedeki katkısının mpMRG ve patoloji bulguları ile kıyaslanarak saptanması amaçlandı. Ayrıca görüntüleme ve patoloji bulguları PSMA immünohistokimya boyama ile korele edilerek PSMA ekspresyonunun klinik önemi araştırıldı. Çalışmamızda prostat kanseri tanısı konulmuş, mpMRG'si olan 56 hastaya radikal prostatektomi öncesi Ga-68 PSMA PET/BT erken tüm vücut ve geç pelvik görüntüleme yapılmıştır. Her iki görüntüleme yöntemi; birbiri ile ve altın standart radikal prostatektomi sonuçları ile kıyaslanmıştır. Sonrasında radikal prostatektomi spesimeninden immünohistokimya (İHK) PSMA boyama ile her hastada indeks ve uygun hastalarda non-dominant tümörlerde boyanma paternlerini araştırılmış, PSMA PET/BT görüntüleme ile kıyaslanmıştır. Çalışmamızda Ga-68 PSMA PET/BT ile gerçek indeks lezyon saptama oranı %85, mpMRG ile %92'dir. PSMA PET/BT ve mpMRG birlikteliğinde sonuçlar daha yüksek (%94) saptanmıştır. PSMA PET/BT'de geç pelvik pozda zemin aktivitenin azalışı (p:0.002) ve böylece görüntü kontrastının artışı (p:0.002) erken tüm vücut görüntülemede saptanamayan lezyonların saptanmasına katkı sağlamıştır. Her iki görüntüleme modalitesi de diğerinin saptayamadığı klinik önemi olan lezyonları saptayarak birbirine katkı sağlamıştır. Ek olarak; alt grup analizi için hasta sayımız az olmakla birlikte yapılan analizlerde ISUP 1 ve 2 tümörü ayırt etmede PSMA PET/BT'nin etkili olduğu izlenmiştir. Çalışmamızda PSMA PET/BT'nin prostat bezinde tümör yaygınlığı-bilateral tümör varlığı ve ek lezyonların tespitinde literatür ile uyumlu olarak yüksek doğrulukta olduğu görülmüş ve mpMRG'ye üstün bulunmuştur. Ayrıca PSMA PET/BT ile saptanan tümör izlenen segment sayısı da daha fazladır. (PSMA PET/BT erken görüntülemede toplam 186, mpMRG'de 143 ve radikal prostatektomide 229 segment). Çalışmamızda PSMA PET/BT'de ekstraprostatik uzanım ve seminal vezikül invazyonu varlığını tespitte PSMA PET görüntü değerlendirmeyi standardize edebilmek adına pencere üst sınır değerlerini tümör SUVmaks değeri ve SUVmaks15 değeri olarak belirlenerek inceleme yapılmıştır. Her iki pencere değeri için PSMA PET/BT'nin tanısal doğruluğu hem ekstraprostatik uzanım (sırası ile %71.1 ve %51.9) hem seminal vezikül invazyonunda (sırası ile %86.5 ve %82.7) mpMRG'den yüksektir. Lenf nodu evrelemesinde PSMA PET/BT'nin duyarlılığı daha yüksek (%83.3 ve %60) olarak saptanmıştır. Çok değişkenli lojistik regresyon analizlerinde EPU için en iyi prediktörler; SUVmaks15 penceresinde tümör-kapsül temas yüzeyi (p: 0.018, %95 CI:1.018-1.210) ve PI-RADS skoru (p:0.050, %95 CI:1.001-7.452) iken; SVİ için MSKCC SVİ riski yüzdesi (p:0.003, %95CI: 1.016-1.081) olarak saptanmıştır Ayrıca tümör-kapsül temas yüzeyi ölçülerek EPU varlığını tespit için bir kestirim değeri belirlenmesi amaçlanmıştır. SUVmaks15 penceresinde tümör-kapsül yüzeyi>10.5 mm değerinde duyarlılık %85, özgüllük %56 olarak bulunmuştur. Ek olarak PSMA PET/BT görüntülemede tümör hacmi ve yaygınlığını temsil eden parametreler (TL-PSMA, MTV, segment sayısı); lokal ileri hastalıkla ilişkili bulunmuştur. SUVmaks; immünohistokimya çalışmalarından elde edilen verilerden PSMA 3+ alan yüzdesi (rs=0.52, n:54, p<0.001) ve H skoru (rs=0.46, n:54, p<0.001) ile pozitif korele; düşük tutan alan yüzdesi (rs=-0.37, n:54, p:0.01) ile de negatif korele olarak saptanmıştır. Ayrıca hem PSMA PET/BT'de SUVmaks (rs=0.43, n<.56, p<0.001) hem İHK boyamada +3 alan yüzdesi (rs=0.42, n:54, p<0.01) ISUP derecesi ile ilişkili bulunmuştur. Düşük ISUP derecesi (≤2), tümör boyutu, kresent ya da serpenjinöz şekil, İHK'da PSMA negatif alanın fazla olması; çalışmamızda PSMA PET/BT'de yanlış negatiflik sebepleri arasındadır. Sonuç olarak PSMA PET/BT orta-yüksek riskli prostat kanserinde primer lezyonu saptamada ve klinik önemi olan tümörü ayırmada etkili bir yöntemdir. Tümör yaygınlığı ve hacmi, ek lezyon, ekstraprostatik uzanım ve seminal vezikül invazyonu saptamada, kısaca lokal evrelemede sonuçlar mpMRG'ye üstünlük göstermektedir. Böylece gelecekte tedavi planlamasında etkili olacağı düşünülmüştür. Bulgularımızın daha geniş ve farklı risk gruplarını içeren hasta popülasyonunda doğrulanması yol gösterici olacaktır.

Manyetik rezonans görüntülemeNeoplazmlarPozitron emisyon tomografi+6
Zeynep Işık
Hacettepe University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Bisfenol A ve türevlerinin toksisitelerinin insan prostat normal hücre hattında değerlendirilmesi

Bisfenol A (BPA), iyi bilinen bir endokrin bozucudur ve plastik endüstrisinde yaygın olarak kullanılır. Son yıllarda, BPA teması ile birlikte erkek üreme sistemi üzerindeki etkilerine yönelik birçok çalışma yapılmıştır. Bu etkilerin ciddi sonuçlara yol açabileceğinin kanıtlanmasının ardından, BPA kullanımı birçok endüstriyel alanda yasaklanmış ve yerini bisfenol F (BPF) ve bisfenol S (BPS) gibi analogları almıştır. Bu tez çalışmasında, BPA ve türevleri olan BPF ve BPS'in sitotoksik etkileri, genotoksik etkileri ve oksidatif strese neden olma potansiyelleri tümörijenik olmayan prostatik hücrelerinde (RWPE-1 hücreleri) karşılaştırılıp değerlendirilmiştir. Ayrıca, bisfenol türevlerinin DNA onarım proteinleri üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. RWPE-1 hücreleri, 0 ila 1000 µM arasında değişen konsantrasyonlarda 24 saat boyunca BPA, BPF ve BPS ile inkübe edilmiştir. BPA, BPF ve BPS için inhibitör konsantrasyon 50 (IC50) değerleri sırasıyla 113,74 μM, 249 μM ve 380,90 μM olarak bulunmuştur. Bu sonuçlar sitotoksisite potansiyellerinin BPA> BPF> BPS olarak sıralandığını göstermiştir. Tüm bisfenol türlerine maruz kalan hücre gruplarında süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GPx) ve glutatyon redüktaz (GR) aktiviteleri ile glutatyon (GSH) ve total antioksidan seviyelerinde (TAOC) değişiklikler saptanmıştır. Lipit peroksidasyon düzeylerinde bir artış gözlenmemiştir. Standart ve modifiye Comet analizinde tüm bisfenol türevleri kontrol grupları ile karşılaştırıldığında anlamlı düzeyde DNA hasarına yol açmıştır. Bisfenoller ile inkübe edilen tüm gruplarda baz eksizyon onarımında (BER) görev alan proteinlerde, p53 protein düzeylerinde ve DNA onarım proteinlerinde (OGG1, Ape-1 ve MyH) düşüşler saptanmıştır. Elde edilen sonuçlar, BPA türevlerinin de sitotoksik ve genotoksik özelliklerinin olabileceğini düşündürmektedir. Aynı zamanda DNA onarım proteinlerinin de ekspresyonlarını değiştirmektedirler. Bu nedenle bu maddelerin, BPA'ya alternatif olarak güvenle kullanılıp kullanılamayacağını değerlendirmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç bulunmaktadır.

BisfenolBisfenol ADNA onarımı+6
Özge Köse
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Prostat kanser kök hücrelerinde zoledronik asitin Rab23 GTPaz ve sonic- hedgehog yolak aktivasyonu üzerinde etkisi

Prostat kanseri erkelerde akciğer kanserinden sonra ölümlü ilişkili ikinci kanser tipidir. Kanser Kök Hücresi (KKH) tümör yapısı içinde çok az sayıda hücreden oluşan, kök hücre gibi sonsuz sayıda bölünebilen ve sessiz kalabilen hücre gurubudur. KKH'i tümörün çoğalmasından, geleneksel tedavilere dirençten, invazyondan ve hatta metastazdan sorumlu tutulmaktadırlar. KKH'de SHH, Wnt, Notch ve BMP yolakları gibi çok yönlü sinyal yolaklarının düzenlenmesindeki bozukluklar kanser oluşumu ve yayılması ile ilişkili bulunmaktadır. SHH sinyali bazal/kök hücrelerin KKH'e transformasyonunda yer almakta ve KKH devamlılığı, sağ kalımını düzenlemektedir. Sağlıklı dokularda Rab23 GTPaz, SuFu-bağımlı şekilde SHH yolak aktivasyonunu negative şekilde düzenler. Çalışmamızın amacı zoledronik asit uygulanan insan prostat KKH'de Rab GTPaz ve SHH yolak bileşenleri genlerinin ekspresyon seviyesini araştırmaktır. Insan prostat kanser hücreleri FACSAria flow sitometri kullanılarak sort edilmiş, prostat kanser kök hücreleri CD 133high/ CD44high olacak şekilde ayrıştırılmıştır. Zoledronik asit uygulanarak deney gruplarında IC50 değerleri bulunmuştur. Zoledronik asit uygulanan deney gruplarında Rab23 GTP' az ve SHH yolak bileşenlerinin ekspresyon profilinin incelenmesi için RNeasy Plus Mini Kit ( Qiagen) kullanılarak total mRNA izole edilmiş, cDNA sentezi gerçekleştirilmiştir. Rab GTP'azların ekspresyonu LightCycler® 480 real-time PCR kullanılarak analiz edilmiştir. Saptanan sonuçlar zoledronik uygulanan insan prostat KKH ve control grupları arasında karşılaştırılmalı şekilde incelenmiştir. Bu çalışma, Zoledronik asit etkisinin Rab23 GTPaz ve SHH yolak bileşenleri ve dolayısı ile de KKH özellikleri üzerinde etkisinin saptanması yönünde ilk olabilme özelliğine sahip çalışmadır.

Kök hücrelerNeoplazmlarProstat+4
Gunel Mukhtarova
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prostata spesifik antijen değeri 4-10 ng/ml aralığında olan hastalarda multiparametrik prostat manyetik rezonans görüntülemenin prostat kanseri tanısındaki yerinin retrospektif araştırılması

Giriş ve Amaç: Multiparametrik Prostat Manyetik Rezonans Görüntüleme (MpMRG) son zamanlarda prostat kanseri tanı ve evrelemesinde gittikçe daha yaygın kullanılarak, tecrübe ve cihaz kalitesininde artmasıyla önemi dahada artmıştır. Çalışmamızda PSA değerleri 4-10 ng/ml olan, radikal prostatektomi öncesi MpMRG çekilmiş hastalarda MRG bulguları ile histopatolojik ilişki ve uyumun arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2017 – Haziran 2019 tarihleri arasında, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Kliniği'nde, prostat kanseri sebebiyle radikal prostatektomi yapılan, operasyon öncesi MpMRG uygulanan ve diğer dahil edilme kriterlerini karşılayan 90 hastanın verisi incelenmiştir. Hastalara ait yaş, operasyon öncesi Prostat Spesifik Antijen (PSA) değeri retrospektif olarak hasta dosyalarından toplanmıştır. Patoloji spesmeni tekrar incelenerek operasyon sonrası gleason skoru, Uluslararası Ürolojik Patoloji Derneği (ISUP) derecesi, diğer patolojik bulgular (lenf nodu tutulumu ve ekstraprostatik yayılım), USG eşliğinde transrektal prostat biyopsi öncesinde yapılan MpMRG tekrar incelenerek PIRADS skoru, ekstrakapsüler uzanım, seminal vezikül invazyonu, nörovasküler demet invazyonu ve lenf nodu tutulumu kaydedilmiştir. İstatistiksel analiz için IBM SPSS Statistics 25.0 Programı kullanıldı. Bulgular: MpMRG'de seminal vezikül invazyonu saptanan hastaların %66.6'ı, ekstrakapsüler uzanım saptanan hastaların %55.5'i, lenf nodu tutulumu saptanan hastaların %40'ı, nörovasküler demet invazyon saptanan hastaların %88.2'i histopatolojik olarak korele edildi. PIRADS skorları ile ISUP derece grupları (p=0.007) ve PIRADS skorları ile Gleason skorları arasında(p=0.023) anlamlı ilişki gösterilmiştir. PIRADS skorları ile histopatolojik olarak cerrahi sınır(p=0.5), ekstrakapsüler yayılım (p=0.161), lenf nodu tutulumu (p=0.936), perinöral invazyon durumu(p=0.35), pT evre(p=0.222), seminal vezikül invazyonu (p=0.064) arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Sonuç: MpMRG tekniği, ekipmanı, PIRADS skorlama sistemi ve yorumlayıcıların tecrübe ve bilgisi geliştirildikçe, tetkikin tanı koyma yeteneği de artacaktır. MpMRG'de evreleme doğruluğu arttıkça hastaların tedavi planlaması yada önceliği 2 de değişebilir. MpMRG'nin tanıdaki rolü daha büyük hasta popülasyonuyla ve prospektif olarak yapılacak çalışmalarla geliştirilebilir. Anahtar Kelimeler: Prostat kanseri, multiparametrik MRG, histopatolojik korelasyon

HistopatolojiManyetik rezonans görüntülemeProstat+5
Elmir Aliyev
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radikal prostatektomi sonrası üretral darlık oluşumuna etki eden faktörler

Giriş ve Amaç: Üretra darlığı (ÜD), radikal prostatektomi (RP) sonrası görülen önemli komplikasyonlardan birisidir. Son çalışmalar RP sonrası ÜD gelişim sıklığında azalma olduğunu göstermektedir. Yine de ÜD, tedavisi zor ve zahmetli bir problem olmaya devam etmektedir. Bu çalışmanın amacı RP sonrası ÜD'ye yol açan faktörleri ortaya koymaktır. Darlık gelişme zamanı ve tekrarlayan darlık gelişimini etkileyen faktörler de ayrıca değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Mayıs 2008 – Aralık 2016 arasında, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Kliniği'nde, prostat kanseri sebebiyle RP yapılan ve çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 1006 hastanın verileri incelenmiştir. Hastalara ait yaş, prostat hacmi, pre-operatif Prostat-Spesifik Antijen (PSA) değeri, pre-operatif gleason skoru, operasyon tipi, post-operatif gleason skoru, Uluslararası Ürolojik Patoloji Derneği (ISUP) derecesi, TNM evresi, patolojik bulgular (cerrahi sınır pozitifliği ve ekstraprostatik yayılım) verileri retrospektif olarak toplanmıştır. Hastaların post-operatif 12 aylık takipleri incelenmiş ve darlık sebebiyle yapılan girişimlerin zaman ve sayıları kaydedilmiştir. İstatistiksel analiz için SPSS for Windows 22.0 paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Operasyon tipinin RP sonrası ÜD gelişimi için anlamlı bir risk faktörü olduğu saptanmıştır. Robot Yardımlı Radikal Prostatektomi (RYRP) yapılan hastalar daha düşük ÜD oranına sahipken (%5,1) Retropubik Radikal Prostatektomi (RRP) yapılan hastalarda bu oran daha yüksektir(%18,4) (p<0.001). Darlık gelişim zamanına etki eden herhangi bir faktör saptanmamıştır. Operasyon tipi (p=0,003) ve darlık gelişim zamanı (p=0,004) ise tekrarlayıcı darlık gelişimi için istatistiksel olarak anlamlı birer risk faktörü olarak bulunmuştur. RYRP yapılan hastalarda daha az oranda tekrarlayan darlık görülürken (%9,1), RRP yapılan hastalarda daha yüksek oranda tekrarlayıcı darlık saptanmıştır(%42,9). Ayrıca erken dönemde darlık gelişen hastalarda, orta dönem ve geç dönemde darlık gelişen hastalara göre daha yüksek oranda tekrarlayıcı darlık saptanmıştır (%54,1'e karşılık %37,1 ve %14,3). Sonuç: Çalışmamız, RP sonrası ÜD gelişiminde operasyon tipinin önemli bir risk faktörü olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca darlık gelişne zamanı ve operasyon tipi tekrarlayıcı darlık gelişimi için önemli risk faktörleri olarak saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Prostat kanseri, radikal prostatektomi, üretra darlığı

NeoplazmlarProstatProstat hastalıkları+5
Emir Akıncıoğlu
Ege University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Prostat kanserinde 8-ohdg oluşumuna ve dna hasarına androjen yolağının etkisi

Kaynağı metabolik yolaklar gibi endojen ve eksojen kaynaklı olan reaktif oksijen türleri (ROS) hücre içinde DNA, lipid ve proteinlere zarar verebilmektedir. Genomda DNA lezyonlarını, tek zincir veya çift zincir kırıkları oluşturabilmektedir. Bilinen en yaygın baz hasarı olan 8-OHdG lezyonları onarılamadığı taktirde genomda mutasyonlara neden olabilmektedir. Androjen reseptörü sinyalizasyonu normal prostatik doku gelişiminde ve prostat kanseri progresyonunda oldukça önemlidir. Bu çalışmada oksidatif bir ajan olan menadion ile 8-OHdG odaklarının Aklides Nuc sistemde tanınması ve androjen reseptör sinyal yolağının 8-OHdG hasarına olan etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Yapılan çalışmalarda androjen reseptörü ve NKX3.1 susturulması ve NKX3.1 proteinin over-ekspresyonu sağlanmıştır ve genomda 8-OHdG odaklarının belirlenmesi gözlemlenmiştir. Bunun yanında 8-OHdG odaklarının Aklides Nuc sistemde tanınması ve analizlerinin yapılması sağlanmıştır. Sonuç olarak; androjen reseptörü sinyal yolağı ve NKX3.1 proteini genom çapında oksidatif hasarların onarımında ve prostat kanseri progresyonunda önemli bir faktördür.

8-hidroksi deoksiguanozinAndrojenlerDNA hasarı+2
Aykut Bostancı
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aüss/bph hastalarında Qmax, Pvr, Ipss parametrelerinin postoperatif yarar ile ilişkilerinin araştırılması

Prostatın transüretral rezeksiyonu (TUR-P), BPH'ye bağlı meydana gelen semptomları gidermek, hastalık progresyonunu ve oluşabilecek komplikasyonları önlemek amacıyla çok uzun yıllardır başarı ile uygulanan bir yöntemdir. Öte yandan tedavi etkinliği ya da başarısı olarak kabul edilen herhangi bir mutlak parametre bulunmamaktadır. Diğer taraftan, TUR-P başarısını öngörebilecek kanıtlanmış peroperatif parametreler de mevcut değildir. Biz de bu çalışmada, TUR-P yapılan hastalarda postoperatif yarar oranlarını ve postoperatif yararla ilişkili olabilecek çeşitli parametreleri değerlendirerek, TUR-P tedavi etkinliğini değerlendirmeyi ve bunu öngörebilecek parametrelere ulaşılıp ulaşılamayacağını araştırmayı amaçladık. Çalışmamıza Temmuz 2015 ile Temmuz 2016 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı'nda TUR-P yapılan 100 hasta dahil edildi ve hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Preoperatif prostat hacmi (PH), IPSS, Qmax ve PVR değerleri ve rezeke edilen prostat dokusu ağırlıkları (RDA) kaydedildi. Postoperatif altı hafta ile altı ay arası dönemde hastaların verileri tekrar kaydedilip istatistiksel analizler yapıldı. IPSS'deki azalmanın 11.41 (%53.4), Qmax'taki artışın 11.14 ml/sn (%110) ve PVR'deki azalmanın 59.65 ml (%59) olduğu tespit edildi. IPSS'deki düşüş, preoperatif IPSS ≥ 20 olanlarda, preoperatif Qmax ≤ 10 ml/sn olanlarda ve PVR >100 ml olanlarda istatistiksel anlamlı olarak daha fazla, preoperatif PVR > 100 ml olan hastalarda Qmax'daki artış ve PVR'deki azalma istatistiksel anlamlı olarak daha fazla bulundu. Prostat hacmi > 50 ml olan hastalarda ve RDA / PH ≤ 0.3 olan hastalarda PVR azalması istatistiksel olarak anlamlı olarak daha fazla bulundu. Postoperatif IPSS'te 10 ve üzeri, Qmax'da 10 ml/sn ve üzeri artış olan hastaların özeliklerine bakıldığında, bu hastalarda preoperatif IPSS ve PVR'nin istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek olduğu görüldü. IPSS'deki azalma ve Qmax'taki artış ile yaş, RDA, PH, RDA / PH ve preoperatif Qmax arasında anlamlı ilişki bulunmadı. Sonuç olarak, TUR-P tedavi etkinliği ile ilişkili olabilecek daha net verilere ulaşılmasının hasta takibi ve tedavi seçimi konusunda klinisyenleri yönlendirebileceğini ve bu konuda daha fazla çalışma yapılması gerektiğni düşünmekteyiz.

Postoperatif dönemProstatProstat hastalıkları+6
Kasım Emre Ergün
Ege University
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Increasing photodynamic therapy efficacy by the natural compound curcumin

Photodynamic therapy (PDT) is a cancer treatment in which an injected or applied photosensitizing agent is activated by light of a specific wavelength which causes a sequence of photochemical and photobiological processes resulting in irreversible selective damage to the target tissue. PDT is a promising antitumor treatment method for its high selectivity, non-invasiveness and minimal side effects. However, due to the resistance of some cancer cell lines to PDT, it exhibits results with low efficiency. Therefore, there is an urgent need to overcome this resistance to increase the PDT's efficiency, making PDT more widely applicable. Thus, this M.Sc. study introduces the usage of Curcumin, which is a non-toxic natural compound that has antitumor characteristics, with 5-ALA-PDT to increase PDT's efficacy. First, 5-ALA mediated PDT and Curcumin antitumor characteristics were evaluated on two cell lines, PC-3 and Caco-2. Then, the determined PDT doses were applied to the cell lines together with two different Curcumin concentrations. Illumination was performed using 635-nm diode laser after 6-hr incubation of 5-ALA and Curcumin. The outcomes of this study prove the success of the proposed combination on the highly resistive colon cancer (Caco-2 cell line) with 62.4% decrease in cell viability.

ColonLaser therapyProstate+1
Firas Şueki
Boğaziçi University · Biyomedikal Mühendislik Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

BPH hastalarında TUR-P öncesi ve TUR-P sonrası sempatik deri cevaplarının karşılaştırılması

Amaç: BPH hastalarının ve normal bireylerin sempatik deri cevaplarını inceleyerek BPH tanısında ve tedavi türünün seçiminde sempatik deri cevabının yerini araştırdık.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya toplam 40 kişi alındı. Bunlardan 20 tanesi sağlıklı bireylerden, diğer 20 tanesi ise kliniğimizde BPH tanısı konulup TUR-P operasyonu yapılan hastalardan seçildi. Muayenelerinin ardından her iki grubun prostat boyutlarına, PSA değerlerine, üroflowmetri değerlerine ve IPSS'lerine bakıldı. Kontrol grubuna bir kez, BPH hastalarına TUR-P öncesi ve sonrası olmak üzere iki kez SDC bakıldı.Bulgular: BPH hastalarının pre op dönemdeki sempatik deri cevaplarından elde edilen amplitüd değerleri kontrol grubuna göre el ve peniste anlamlı derecede düşük olarak bulundu. El, penis ve ayaktan alınan deri cevaplarının latansları kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, BPH hastalarında latansların daha uzun olduğu görüldü. Ameliyat öncesi ve sonrası karşılaştırıldığında, aynı hastada ameliyat sonrası latansların kısaldığı, amplitüdün ise arttığı gözlendi.Sonuç: SDC, BPH hastalarındaki sempatik tonus artışını göstermektedir. Ancak tek başına BPH teşhisi koyup tedavi seçeneğini belirlemede yeterli bir yöntem değildir. Bu alanda yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Sözcükler: BPH, SDC, TUR-P

Galvanik deri cevabıProstatProstat hastalıkları+2
Ender Akdemir
İnönü University
2012
20
Master'sOpen AccessEN

Expression profiling of microRNAs and Hsa-miR-145 targets in human prostate cancer

Prostate cancer is one of the most significant cancers of the men and there is a need to identify novel therapeutic approaches in this disease. MicroRNAs are small, approximately 18?24 nucleotides, non-coding, endogenously synthesized new class of small RNAs as regulators of gene expression post-transcriptionally. Alteration in microRNA expression may play a critical role in pathogenesis of the disease and its gain of androgen independency. Recurrence is one of the main problems in prostate cancer therapy due to lack of understanding the mechanism and insufficient treatment options. Global microRNA expression studies revealed the key regulatory microRNAs in prostate cancer. It was shown that human prostate cancer possess a widespread deregulation of microRNA expression and hsa-miR-145 is down regulated in prostate tumors as compared to normal prostatic tissues. Hsa-miR-145 is also down-regulated in prostate cancer cell lines including PC3, DU145, LNCaP and LAPC4 but has relatively higher expression in normal prostatic epithelial cells. The microRNA expression profiling studies between recurrent and non-recurrent prostate cancer samples suggest that there is not a widespread change but expression of some microRNAs is significantly altered.

ProstateProstatic neoplasms
Serhat Sevli
Yeditepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Biyoelektrik impedans değerlerinin benign prostat büyümesi düşünülen hastaların prostat spesifik antijen değerleri ile ilişkisi

anav K. Adnan Menderes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Anatomi Yüksek Lisans Tezi, Aydın, 2017. Biyoelektrik impedans (BIA) değerleri ile benign prostat büyümesi (BPH) düşünülen hastalardaki Prostat Spesifik Antijen (PSA) değerlerinin ilişkisi ve sağlıklı bireylerden alınan ölçümlerle olan farklılığın ortaya konması amaçlanmıştır. Bu çalışma 01.05.2015 ve 20.04.2016 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi, Uygulama Ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniğinde yapıldı. Çalışmaya yatarak tedavi alan 45-75 yaş arası, BPH tanısı almış ve bu patoloji nedeniyle opere edilmemiş kronik hastalığı olmayan 31 hasta dâhil edildi. Aynı yaş grubunda BPH düşünülmeyen, kronik hastalığı olmayan 27 kişi kontrol grubuna alındı. Bu kişilerin kanda PSA değerleri ölçüldü. Antropometrik ölçümler BIA-101 ile yapıldı. Veriler "PASW statistics 18 Brief Guide" programında " Bağımsız Örneklemler T-Testi", " Spearman's Korelasyon Testi " ve "Mann Whitney U Testi" testleri kullanılarak analiz edildi. Vücut kitle indeksi (BMI), yağ dışı kitle (FFM), hücre kitlesi (BCM), kas kitlesi (MM), hücre içi sıvı (ICW), yağ dışı kitle indeksi (FFMI), hücre kitle indeksi (BCMI) ve PSA değişkenleri açısından, BPH hastaları ile sağlıklı grup arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. BMI (p=0,033), FFM (p=0,022), BCM (p=0,029), MM (p=0,029), ICW (p=0,016), FFMI (p=0,025), BCMI (p=0,015) değerleri sağlıklı bireylerde hasta bireylere oranla daha yüksek seyretmektedir. PSA değeri ise tam tersine sağlıklı bireylerde BPH tanısı almış hasta grubundakilere oranla daha düşüktür. BİA yöntemi, BPH gibi toplumda sık görülen hastalıkların vücut kompozisyonuna etkisini tespit etmek için kullanılabilecek, güvenilir, ucuz ve kolay uygulanabilen bir yöntemdir. Anahtar Kelimeler: BIA, Antropometri, BPH, BMI

AnatomiAntropomorfiElektriksel impedans+5
Kevser Manav
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Prostat kanserinde yağ damlacığı oluşumu ile ilişkili pla2g7, ucp2 ve nedd4l genlerinin ekspresyonlarının araştırılması

Prostat kanseri (PCa), tüm dünyada erkek nüfusunu etkileyen en yaygın ikinci kanser türüdür. Ayrıca kısmen düzensiz lipid metabolizması ile karakterize edilen bir kanserdir. PCa hücrelerinin; lipidleri lipid damlacıkları şeklinde depoladığı gözlemlenmiştir. PCa'da kullanılan kemoterapötik veya endokrin ajanların lipid damlacıklarında birikmesi ve terapi direncini desteklemesi çok olasıdır. Lipid metabolizmasında ve lipid damlacığı oluşumunda yer alan bazı genler bulunmaktadır. Çalışmamızda, bunlardan PLA2G7, UCP2 ve NEDD4L genlerinin protein ekspresyon seviyeleri incelenmiştir. Fosfolipaz A2 Grup 7 (PLA2G7) geni; fosfolipaz A2'yi kodlar ve fosfolipitleri yağ asitlerine hidrolize eder. PLA2'ler, lipid damlacık sentezi için ihtiyaç duyulan serbest yağ asitleri havuzunun oluşturulmasına katkıda bulunur. Mitokondriyal ayrışma proteini 2 (UCP2)'nin ise, glukoz kullanımı yerine yağ asidi metabolizmasının teşvik edilmesini sağlayan bir metabolik anahtar olarak işlev görebileceği belirtilmektedir. Nöral öncü hücre gelişimsel olarak aşağı regüle edilmiş 4 benzeri (NEDD4L), substrat ubikitinasyonu ve protein degredasyonunu düzenleyerek çoklu hücresel prosedürlere katıldığı bildirilen bir E3 ubikitin ligazdır. Bugüne kadar, NEDD4L dahil olmak üzere birçok E3 ubikitin ligazı lipid mekanizmasının düzenleyicileri olarak tanımlanmıştır. Bu çalışmada; orta seviye metastatik olan DU145 ve ileri metastatik olan PC3 prostat kanseri hücre hatları arasında PLA2G7, UCP2 ve NEDD4L genlerinin protein ekspresyonu seviyelerine bakılarak artan metastaz potansiyeli ile ilişkisini göstermek amaçlanmıştır. İlk olarak DU145 ve PC3 hücre hatları kültüre edilmiştir. Daha sonra ELISA testi ile bu genlerin protein ekspresyonları incelenmiştir. Çalışmamızda, iki hücre hattı arasında PLA2G7 protein seviyesinde anlamlı bir fark olmadığı, UCP2 proteininin prostat kanserinde artan metastaz potansiyeli ile seviyesinin arttığı ve NEDD4L proteininin ise artan metastaz potansiyeli ile seviyesinin azaldığı gösterilmiştir. Sonuç olarak UCP2'nin prostat kanserinin ilerlemesini destekleyebileceği, NEDD4L'nin hücre proliferasyonu kontrolü ile arasında bir ilişki olduğu düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: Lipid damlacığı, NEDD4L, Prostat kanseri, PLA2G7, UCP2

Gen ifadesiLipidlerNeoplazmlar+3
Deniz Atakol
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Benign prostat hiperplazili bireylerde evlilik uyumunu etkileyen faktörlerin incelenmesi

Benign Prostat Hiperplazili Bireylerde Evlilik Uyumunu Etkileyen Faktörlerin İncelenmesi Bu çalışma BPH'li bireylerde demografik değişkenlerin ve semptomlarının evlilik uyumu üzerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 2015 yılı ilk altı ayı üroloji kliniğine yatışı yapılmış BPH tanılı 687 hasta oluşturmuştur. Yapılan hesaplama sonucunda araştırma için %95 güvenle alınması gereken minimum örneklem sayısı 247 olarak tespit edilmiştir. Çalışma Ocak- Haziran 2017 tarihleri arasında yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında; 'Evlilik Uyum Ölçeği', 'International Prostate Symptom Score' – 'Uluslararası Prostat Semptom Skoru (IPSS)' ve veri toplama formu kullanılmıştır. İki grup karşılaştırmalarında Mann Whitney U testi İkiden fazla Grup karşılaştırmalarında ise Kruskall Wallis testi kullanılmıştır. Kruskall Wallis H testi sonucunun anlamlı çıkması halinde ikili karşılaştırmalar için Benforroni düzeltmeli Dunn Çoklu karşılaştırmalar testi kullanılmıştır. IPSS ve evlilik uyumu arasındaki ilişki için Spearman rho korelasyon katsayısı hesaplanmıştır. Katılımcıların çoğunluğunun 61 yaş ve üzerinde olduğu, % 96.36'sının evlilik uyumu olmadığı tespit edilmiştir. Hastaların IPSS skor ortalamaları sonucuna göre büyük çoğunluğunun ileri derece semptomatik kategorisinde yer aldığı belirlenmiştir. Araştırmaya katılan BPH'li bireylerde prostat semptom skoru ile evlilik uyumu düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı görülmüştür. Bu çalışmada evlilik uyumu düzeyi ile prostat semptom skoru arasında anlamlı bir ilişki yoktur (p<0.05). Bu sonuçların örneklem grubumuzun yaklaşık %66'sının 60 yaş ve üstü olduğundan kaynaklı düzenli cinsel yaşamı olmadığı varsayımından olabileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Benign prostat hiperplazisi (BPH), evlilik uyumu, hemşirelik bakımı

EvlilikEvlilik uyumuHemşirelik+4
Tuğba Kılıç
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Multiparametrik prostat manyetik rezonans görüntüleme sonrası prostat spesifik antijeni ve derivelerinin (PSA, FREE-PSA) transrektal ultrasonografi eşliğinde prostat biyopsisi (TRUS-BX) sonuçları ile yeniden değerlendirilmesi

Prostat spesifik antijeni(PSA) değeri gri zon olarak adlandırılan 4-10mg/dl olan hastaların freePSA/PSA oranları, multiparametrik manyetik rezonans görüntülemeleri ve patoloji raporlarının arasındaki ilişkileri değerlendirmek amaçlandı. Çalışmamıza 2020-2022 yılları arasında prostat spesifik antijeni yüksekliği ve değeri gri zonda(4-10mg/dl) olan, multiparametrik manyetik rezonans görüntülemesi yapılmış ve sonrasında transrektal ultrasonografi eşliğinde prostat biyopsisi alınmış olan 101 hasta dahil edildi. Hastalar benign ve malign patolojiye sahip olanlar şekilde iki gruba ayrıldı. Her iki gruptaki hastaların fPSA/PSA oranları, PIRADS skorları ve ayrıca malign gruptaki hastaların patoloji sonuçları gleason skorlarına göre kaydedildi. FreePSA/PSA oranı, PIRADS skorları ve bunların arasındaki ilişkinin prostat ca saptamadaki değerini ortaya çıkarmaya çalışıldı. Çalışmadaki 101 hastanın ortalama yaşı 64.34 ± 6.64, PSA değeri 7.63 ± 2.3 ng/dl, fPSA değeri 1.42 ± 0.77 ng/dl, fPSA/PSA oranı 0.19 ± 0.09 olarak kaydedildi. 101 hastanın patoloji sonuçlarına göre; 31'ine kanser(%31.7), tanısı konmuş, 3'ü ASAP(%3) olarak raporlanmış, 67'sinin de sonucu benign(%66.3) olarak gelmiştir. Grup 1'deki hastaların fPSA ortalaması 1.08 ± 0.71 mg/dl, grup 2'deki hastaların fPSA ortalaması 1.59 ± 0.74 mg/dl olarak bulundu(p=0.001). Grup 1'deki hastaların fPSA/PSA oranı ortalaması 0.13 ± 0.06, grup 2'deki hastaların fPSA/PSA oranı ortalaması 0.22 ± 0.08 olarak idi (p=0.001). Prostat ca tanısı alan 31 hastanın gleason skorlamalarına göre patoloji sonuçları; 12 hasta gleason 3+3(%38), 8 hasta gleason 3+4(%25), 3 hasta gleason 4+3(%9), 3 hasta gleason 4+4(%10), 2 hasta gleason 4+5(%6), 2 hasta gleason 5+3(%6), 2 hasta gleason 5+5(%6) olarak raporlanmıştır. 101 hastanın multiparametrik manyetik rezonans görüntüleme raporlarına göre; 1 hasta PIRADS-2(%1), 33 hasta PIRADS-3(%32.7), 55 hasta PIRADS-4 (%54.5), 12 hasta PIRADS-5(%11.9) olarak sonuçlanmıştır. PIRADS-3 skoru olan 33 hastadan 3'üne(%9), PIRADS-4 skoru olan 55 hastadan 22'sine(%40), PIRADS 5 skoru olan 12 hastadan 6'sına(%50) prostat ca tanısı konmuştur. Prostat ca tanısı alan hastalarda ortalama fPSA/PSA oranı için kestirim değeri ≤0.15 bulunmuş olup bu kestirim değerine göre ortalama fPSA/PSA değerinin duyarlılığı %76, özgüllüğü %85'dir(p<0,001). MpMRG raporlarına göre PIRADS-3 ve prostat ca olan hastaların 3'ü de gleason 3+3(%100), PIRADS 4 ve prostat ca olan 6 hasta gleason 3+3(%27), 8 hasta 3+4(%36), 1 hasta 4+3(%4), 3 hasta 4+4(%13), 1 hasta 4+5(%4), 2 hasta 5+3(%9), 1 hasta 5+5(%4) patoloji sonucuna sahiptir. PIRADS 5 ve prostat ca olan 3 hasta gleason 3+3(%50), 2 hasta 4+3(%33), 1 hasta 4+5(%17) patoloji sonucuna sahiptir. PSA değeri 4-10 mg/dl olan hastalarda fPSA/PSA oranı hesaplanması ve biyopsi kararı vermekteki önemi anlaşılmaktadır. Son yıllarda prostat ca tanısında çığır açtığı düşünülen MpMRG ve PIRADSv2 skorlama yönteminin kanser tanısı koymaya anlamlı derecede yardımcı olduğu bir kez daha anlaşılmıştır. Çalışmamızda PIRADS skoru artışı ile birlikte kanser tanısı alma oranının arttığı, bununla birlikte free/total PSA oranın azaldığını görmek PSA derivelerinin de tanıya gitmedeki önemini ortaya koymuştur.

Manyetik rezonans görüntülemeNeoplazmlarProstat+3
Özcan Sevim
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trans üretral prostat ve mesane rezeksiyonunda remifentanil'in farklı dozlarının karşılaştırılması

Trans üretral prostat ve mesane rezeksiyonu operasyonlarında remifentanilin iki farklı dozunda sürekli infüzyon uygulayarak gruplar arasındaki optimal remifentanil dozu , propofol tüketimi, analjezi, sedatif etkinlik, vital bulgular, hemodinamik stabilite, postoperatif derlenme ve yan etki profilini karşılaştırdık. Preoperatif hazırlıklar yapıldıktan sonra, Her iki gruba da: propofol (Lipuro) 1 mg/kg + 0,25 mcg/kg remifentanil (Ultiva) indüksiyonunu takiben, birinci grupta (n=25) propofol 3 mg/kg/h ve remifentanil 3 mcg/kg/h infüzyon başlandı, ikinci grupta (n=25) propofol 3 mg/kg/h ve remifentanil 6 mcg/kg/h infüzyon başlandı. İndüksiyon öncesi (kontrol değeri), indüksiyon ve eş zamanlı infüzyonu takiben her 5 dk da bir kalp hızı, arteryel basınçlar, SpO2, solunum sayısı, bispektral index ve Ramsey sedasyon skalası, değerleri kaydedildi. Her iki grupta da hedeflenen bispektral index düzeyi (60-75) sağlanana kadar propofol 3 dk'da bir 0.4 mg/kg bolus doz yapılıp, infüzyon hızı 0.5 mg/kg/h arttırıldı, hedeflenen bispektral index düzeyinin altında değerler izlendiğinde propofol infüzyon hızı 5 dk'da bir 0.5 mg/kg/h azaltıldı. Remifentanil infüzyonuna müdahale edilmedi. Çalışmamızda, her iki grupta tüm olgularda başarılı bir sedasyon ve analjezi sağlandı. Grup II'de, Grup I'e göre daha az propofol tüketimi olduğunu tespit ettik ve Grup 2'de olgularda klinik olarak anlamlı olmasa da istatistiksel olarak anlamlı olan intra operatif 1, 5, ve 15. dk'lardaki SpO2 değerleri Grup I'e göre daha yüksek bulduk. Diğer değerlerde gruplar arası fark yoktu. Daha az propofol tüketimi ve cerrah memnuniyetine sahip olan Grup II'yi üstün bulduk. Sonuç olarak trans üretral prostat ve mesane rezeksiyonu operasyonlarında kullanılan her iki remifentanil dozu güvenle uygulanabilir. Anahtar kelimeler: propofol, bispektral index, Tur-P, Tur-M, remifentanil

Cerrahi-ürogenitalCerrahi-ürolojikMesane+3
Aziz Yarbil
Gaziantep University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prostat spesifik antijen (PSA) yüksekliği nedenli antibiyotik tedavisi alan hastalarda tedavi sonrası prostat spesifik antijen (PSA) değişiminin ve multiparametrik prostat manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile yapılan prostat kognitif füzyon biyopsisinin prostat kanserini saptamadaki tanısal değeri

AMAÇ: PSA yüksekliği nedenli antibiyotik kullanımı sonrası ve PSA düşüşü sağlanan hastalarda cog-Bx ile prostat kanseri insidansını saptayarak "PSA değerleri düşen hastalarda gereksiz prostat biyopsisinden sakınılabilir mi?" sorusuna yanıt arandı. YÖNTEM: Ocak 2017 – Ocak 2018 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi üroloji polikliniğine başvurmuş ve PSA yüksekliği nedeniyle alınan antibiyoterapi (siprofloksasin 500 mg 2x1 p.o, 4 hafta) sonrasında PSA düşüşü gözetmeksizin mpMRG incelemesi şüpheli olan (PI-RADs III, IV, V) 129 hastadan kognitif füzyon prostat biyopsisi ve mpMRG incelemesi olmayan veya mpMRG de PI-RADs I,II olan 77 hastadan standart 12 kadran TRUS-Bx yapılan toplamda 206 hastanın verileri incelendi. BULGULAR: Çalışmaya katılan 206 hastanın yaş ortalamaları 62.97±7.68 (44-84 yaş) yıldı. Çalışmaya alınan 129 (%62.6) hastanın biyopsi öncesi mp-MRI görüntülemesi yapılmıştı, buna karşın 77 (%37.4) hastanın mp-MRI görüntülemesi yoktu. PI-RADs skoru, PSA dansitesi, şüpheli rektal muayene ile prostat kanseri saptama arasında (p:0,008, p:0,001, p:0,001) ve PSA dansitesi, şüpheli RT bulgusu ile klinik anlamlı PKa arasında anlamlı ilişki bulundu (p:0.005, p: 0.028). Antibiyoterapi sonrası PSA düşüşü %50'den az olan grupta PSA dansitesinin yüksekliği ile Gleason skoru 3+4 ve üzeri olan PKa ilişkili olarak saptandı (p:0.006). PI-RADs gruplarına göre antibiyoterapi sonrası PSA değişiminin PKa tanısı üzerinde etkisinin olmadığı saptandı (p>0.05). SONUÇ: PI-RADs grupları ile antibiyoterapi sonrası PSA değişikliği arasında PKa tanısı açısından fark yoktur. PSA yüksekliği saptanan hastalara PI-RADs skoru ne olursa olsun antibiyoterapi verilmeksizin prostat biyopsisi yapılmalıdır.

AntibiyotiklerBiyopsiManyetik rezonans görüntüleme+3
Yunus Kayalı
Bezmialem Vakıf University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radikal prostatektomi operasyonunda rabdoid sfinkterden geçilen sütürün inkontinans üzerine olan etkisi

Amaç: Başarılı bir radikal retropubik prostatektomi (RRP) etkili derin venöz komplex kontrolüne, gerektiğinde nörovasküler demetin korunmasına, su sızdırmaz ve geniş vezikoüretral anastomoz varlığına bağlıdır. Rabdosfinkteri de içeren vezikouretral anastomoz, yani çizgili kasın mesane boynuna fikse edilmesi, sadece uretranın kaudal retraksiyonunu önlemez bunun yanında üretranın daha anatomik pozisyonda yerleşmesini sağlar. Bu çalışmadaki amacımız rabdosfinkteride içeren vezikouretral anastomozlu hastalarda kontinans durumunu belirlemektir.Materyal ve Metod: Kasım 2004 ile Eylül 2010 tarihleri arasında aynı cerrah tarafından RRP yapılan 90 hasta çalışmaya alındı. Hastaların ortalama yaşı 64,3 ( yaş aralığı 51-78) idi. Bütün vakalarda, RRP esnasında vezikouretral anastomoz rabdosfinkteride içerecek şekilde uygulandı. Anastomozlar simfizis pubisin açısına ve pelvik yapının durumuna bağlı olarak ortalama 2,9 (aralık 0-7 adet) kesintili 2-0 vicryle ile gerçekleştirildi. Tüm hastalarda preoperatif total prostat spesifik antijen (tPSA), transrektal ultrason eşliğinde biyopsi (TRUS-Bx) ve tüm vücut kemik sintigrafisi yapıldı. İntraoperatif ve postoperatif hastaların kanama miktarı, operasyon süresi, hospitalizasyon süresi, kateterizasyon süresi ve patolojik değerlendirme değerleri kaydedildi. Bütün hastalara postoperatif 1., 3., 6. ve 12. ayda ped testi uygulandı. Ped kullanmayan hastalar `kontinan', günde 1 ped kullanan `hafif inkontinan', günde 2-3 ped kullanan `orta düzeyde inkontinan' ve 4 ped ve üzerinde kullanan hastalar ise `şiddetli inkontinan' olarak değerlendirildi.Bulgular: Operasyon öncesi PSA düzeyi ortalama 12,2 ng/ml (2,7-84 ng/ml) idi. Preoperatif TRUS-Bx sonuçları 7 hastada (7,7%) Gleason skoru 5, 53 hastada (%58,8) 6, 21 hastada (%23,3) 7 ve 9 hastada (%10) 8 olarak tespit edildi. İntraoperatif kanama miktarı ortalama 780 ml (150-3500 ml) idi. Ortalama operasyon süresi 103 dakika (60-200) olarak hesaplandı. Ortalama hastanede kalış süresi 4,6 gün (2-20 gün) ve ortalama kateterizasyon süresi 14,6 gün (9-28 gün) olarak hesaplandı. Postoperatif patolojik incelemede Gleason skoru 5 hastada (%5,5) 5, 43 hastada (%47,7) 6, 32 hastada (%35,5) 7 ve 10 hastada (%11,1) 8 olarak saptandı. Postoperatif ped testine göre 1.ay kontrolünde 38 (%42,2), 3. ay kontrolünde 48 (% 53,3), .6. ay kontrolünde 55 (%61,1) ve 12. ay takibinde 75 hasta (% 83,3) kontinan olarak tespit edildi.Sonuç: Standart RRP üzerinde yaptığımız vezikoüretral anastomoz tekniğindeki değişiklikle, üretranın pelvik tabana fiksasyonu sırasında daha anatomik pozisyona yerleştiğini, kaudal retraksiyonunu engellediğini ve fonksiyonel üretra boyunun uzun kalmasını sağladığın düşünmekteyiz. Ayrıca uretradan tam kat geçilen sütür üretrayı asarak kontinansa katkıda bulunmaktadır. Erken dönem kontinans oranlarımız literatüre kıyasla daha yüksek olmasına rağmen uzun dönem sonuçlarımız literatürle benzerdir.Anahtar Kelimeler: RRP, vezikoüretral anastomoz, inkontinans, rabdosfinkter

AnastomozAnastomoz-cerrahiKomplikasyonlar+7
Ramazan Topaktaş
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Benign prostat hiperplazisi nedeniyle yapılan transvezikal prostatektomi ve transüretral prostatektomi' nin hastaların preoperatif ve postoperatif prostat spesifik antijen düzeylerine bakılarak cerrahi etkinliklerinin karşılaştırılması

Amaç: Benign Prostat Hiperplazisi (BPH) nedeniyle yapılan transvezikal prostatektomi (TVP) ve transüretral prostatektomi (TURP)' de çıkartılan doku miktarlarıyla PSA düzeylerindeki düşüş arasındaki ilişkinin incelenmesi ve sonraki prostat kanseri taramaları için bazal bir PSA değerinin saptanmasını amaçladık.Bireyler ve yöntem: Mayıs 2008 ile Nisan 2011 tarihleri arasında patoloji sonuçları adenomyomatöz hiperplazi gelen TVP yapılan 79, TURP yapılan 135 hasta çalışmaya alındı. Hastaların ortalama yaşı TVP grubunda 68.2 (dağılım 50-86), TURP grubunda 65.7 (50-79) idi. Tüm hastalara operasyon öncesi parmakla rektal muayene, serumda total ve serbest PSA ölçümü, transrektal ultrasonografi (TRUS), üroflovmetre ve Uluslararası Prostat Semptom Skorlaması yapıldı. Postoperatif 3. ayda PSA tekrar ölçüldü ve total ve serbest PSA değerlerindeki azalma ile rezeke edilen doku miktarı arasındaki korelasyon araştırıldı.Bulgular: Operasyon öncesi TRUS ile ölçülen prostat ağırlığı TVP grubunda 86.3 ± 50.7 gr, TURP grubunda 44.8 ± 15.4 gr idi (p < 0.001). TVP grubunda ortalama total PSA 7,3 ± 6,1 ng/ml, serbest PSA 1.4 ± 1,3 ng/ml; TURP grubunda ortalama total PSA 2,9 ± 2,1 ng/ml, serbest PSA 0,7 ± 0,4 ng/ml olarak ölçüldü. TVP ile enükle edilen prostat ağırlığı ortalama 70.6 ± 33.3 gr, TURP ile rezeke edilen prostat ağırlığı 23.2 ± 8.8 gr idi. Operasyon sonrası 3. ayda TVP grubunda ortalama serum total PSA düzeyi 1.6 ± 1.4 ng/ml, serbest PSA düzeyi 0.4 ± 0.3 ng/ml; TURP grubunda ise total PSA düzeyi 1.4 ± 1.1 ng/ml, serbest PSA düzeyi 0,3 ± 0,2 ng/ml olmuştur. TVP ve TURP ile çıkarılan doku miktarları ile operasyon öncesi ve sonrası, total ve serbest PSA değişimleri arasında pozitif korelasyon saptanmıştır. TVP de prostat dokusunun % 81.4' ü çıkarılarak total PSA da % 79, serbest PSA da %58 düşüş saptanırken; TURP grubunda prostat dokusunun %52' si çıkarılarak total PSA da %47, serbest PSA da %42'lik bir düşüş izlenmiştir (p < 0.001). Rezeke edilen 1 gr prostat kütlesine karşılık TVP grubunda total PSA' da 0.145 ng/ml, serbest PSA' da 0.03 ng/ml azalma; TURP grubunda total PSA' da 0.103 ng/ml, serbest PSA' da 0.013 ng/ml azalma bulundu.Sonuç: BPH nedeniyle TVP ve TURP yapılan hastalarda çıkartılan doku miktarına paralel olarak total ve serbest PSA değerlerinde azalma olmaktadır. TVP grubunda istatistiksel olarak daha yüksek miktarlarda adenom dokusunun çıkartılması ve gram adenom dokusu başına PSA düşüşünün daha fazla olması; radikal rezeksiyon kavramının gerçekçi olmadığının, TVP grubunda TURP grubundan farklı olarak transizyonel zonun tamamının çıkarılabildiğinin göstergesidir.Bizde literatürle uyumlu olarak TURP sonrası prostat adenokanseri açısından PSA cut-off değerinin 2 ng/ml olarak alınabileceğini ve TVP sonrasında ise çok daha düşük düzeylerde bile dikkatli olunması gerektiğini düşünmekteyiz.Anahtar Kelimeler: BPH, PSA, TVP, TURP

Cerrahi-ürolojikProstatProstat hiperplazisi+2
Emre Can Polat
Bezmialem Vakıf University
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Irak'ta prostat kanserlı̇ hastalarda galectin 9, beta-katenı̇n ve katepsı̇n B düzeylerı̇ arasındakı̇ ı̇lı̇şkı̇nı̇n ve klı̇nı̇k önemı̇nı̇n araştırılması

Prostat kanseri, erkeklerde en sık görülen ikinci kanser tanısıdır ve dünya çapında beşinci önde gelen ölüm nedenidir. Prostat kanseri erken evrede asemptomatik olabilir ve genellikle sadece aktif gözetim gerektirebilecek kadar hafif seyreder. Erken teşhis ve tedavi sağkalım oranlarını önemli ölçüde iyileştirir. Birçok vaka yavaş büyürken, agresif formlar yayılabilir ve tedavisi zor olabilir, bu da daha iyi teşhis araçları ve tedaviler üzerine araştırmaları çok önemli hale getirmiştir. Hastalığın ayrıca önemli sağlık, psikolojik ve ekonomik etkileri vardır ve bu da etkili önleme, erken teşhis ve kişiselleştirilmiş tedavi stratejilerine olan ihtiyacı belirginleştirmiştir. PCa tedavi stratejilerinin teşhis ve kontrolüne yardımcı olacak biyobelirteçlerin geliştirilmesine yönelik klinik olarak karşılanmamış bir ihtiyaç bulunmuştur. Serum, idrar ve hatta doku örnekleri için birçok yeni biyobelirteç çalışılabilir ve PCa ile ilişkiyi bulmak için kullanılabilir. Bu noktadan hareketle, bu çalışma serum Galectin 9 (Gal-9), human Beta-Catenin (CTNNβ1) ve human Cathepsin B (CTSB) seviyelerinin PCa ile ilişkili olup olmadığını ve hastalarda ilerleyici PCa'nın biyobelirteçleri veya öngörücüleri olarak hizmet edip edemeyeceklerini araştırmayı amaçlamıştır. Ayrıca, Irak'taki prostat kanseri hastalarının yönetimini iyileştirmeye yardımcı olacak yeni bir prostat kanseri prognostiği için sağlıklı erkeklerle karşılaştırıldığında Gal-9, insan CTNNβ1, insan CTSB, insan hepcidin ve GDF15 ile PCa arasındaki ilişkiyi araştırmaktadır. Çalışmamız Gal-9, CTSB ve CTNNβ1'i aydınlatan ilk çalışma olması nedeniyle önemli bulunmaktadır. Ekim 2023 ile Mart 2024 tarihleri arasında, denekler Anbar Eğitim Hastanesi, Anbar Kanser Merkezi, Heet Genel Hastanesi ve Kerkük Eğitim Hastanesi'nden seçilmiştir. Bu çalışmanın denekleri iki gruba ayrılmış, hasta grubu 50 PCa hastasından ve kontrol grubu 40 sağlıklı bireyden oluşmuştur. Serum Gal-9, insan CTSB, insan CTNNβ1, GDF15 ve hepsidin hormon düzeyleri ELISA kitleri ile ölçülmüştür. Hasta grubunun Gal-9 düzeyleri (127,14±52,49) sağlıklı grubunkinden (39,64±16,28) daha yüksek bulunmuştur. Hasta grubundaki insan CTNNβ1 konsantrasyonu (1,77±0,52) sağlıklı gruptan (0,68±0,19) daha yüksek bulunmuştur. Hasta grubunun insan CTSB değerleri sağlıklı grubunkinden (sırasıyla 116,02±39,44 ve 80,40±24,76) daha yüksek olmuştur. Katılımcıların GAL-9, İnsan CTNNβ1 ve İnsan CTSB değerleri gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermiştir (P < 0,05). Hastaların GDF15 düzeyleri (743,22±277,311) sağlıklı gruptan (453,96±137,98) daha yüksek olmuştur. Hasta grubunun hepsidin hormonu düzeyleri (36,91±13,45) sağlıklı grubunkinden (17,51±6,34) daha yüksek olmuştur. Katılımcıların GDF15 ve insan hepsidin değerleri hasta ve sağlıklı gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermiştir (P < 0,05). Katılımcıların PSA düzeyleri gruplar arasında anlamlı farklılık göstermiş (t=16,094; p=0,000), hasta grubu sağlıklı gruba (0,87±0,33) kıyasla daha yüksek PSA değeri (25,28±20,68) göstermiştir. Hasta ve sağlıklı grupların yaş ortalaması sırasıyla (64,82±10,03 ve 58,80±8,32) olarak hesaplanmıştır. Hasta grubunun ortalama BMI değeri 24,21±2,74 ve kontrol grubunun ortalama BMI değeri 29,05±3,96 olarak hesaplanmıştır. PCa hasta gruplarında Gal-9 sırasıyla yaş, insan CTNNβ1 ve serum insan GDF15 düzeyleri (r = 0,319, p = 0,012; r = 0.286, p = 0,022) ile istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon göstermiştir. Serum insan CTSB, sırasıyla BMI ve PCa'da hepsidin hormonu ile istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon göstermiştir (r = -0,266, p = 0,031; r = 0,535, p = 0,0001). PKa hasta gruplarında serum PSA düzeyleri ve insan hepsidin hormonu istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki ortaya koymuştur (P < 0,05). Sonuç olarak, bu çalışma serum Ga-9, İnsan CTSB, İnsan CTNNβ1 ve hepsidin hormonu konsantrasyonlarının PCa hastalarında önemli ölçüde yükseldiğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, dolaşımdaki Gal-9, İnsan CTSB, İnsan CTNNβ1, hepsidin ve büyüme farklılaşma faktörü 15, PCa hastalarında tümörlerin insidansını ve ilerlemesini izlemek ve tahmin etmek için tanısal biyobelirteçler olarak hizmet edebilir. Bu yeni çalışma nedeniyle, Gal-9, İnsan CTSB ve İnsan CTNNβ1'in prostat tümörlerini etkilediği biyokimyasal yolu belirlemek ve PCa hastaları için daha etkili bir öngörücü ajan haline getirmek için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.

KatepsinlerProstatProstat spesifik antijeni
Saıf Abdalazız Meteab Banıdahır
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation the functional activity of prostate and fertility in Iraqi mens with type 2 diabetes mellitus

ABSTRACT EVALUATION THE FUNCTIONAL ACTIVITY OF PROSTATE AND FERTILITY IN IRAQI MENS WITH TYPE 2 DIABETES MELLITUS Mohammed Drehm Ali ALGATTAN Master of Science in Biology Advisor: Prof. Dr. Özcan ÖZKAN Co-Advisor: Assoc. Prof. Dr. Hazar Shakir SALEH April 2022 The aim of the study is to evaluate and study the effect of Diabetes Mellitus on fertility and the effect on the risk of prostate cancer, as well as to study the relationship between some parameters in Diabetes Mellitus patients. The present study was carried out on 90 male subjects. All samples were collected in Thi Qar Teaching Hospital, over a period from March 2021 to September 2021, and this study contained two groups, the first of which included 60 Diabetes (T2DM) samples and the second of which included 30 healthy subjects. The mean and standard deviation age in diabetic patients was (61.01 ±7.54) and in the control group was (54.36 ±6.76). The PSA results of patients group (type 2 DM) and controls group (non-diabetic) were (0.94 ± 0.49 ng/ml; 1.02 ± 0.76 ng/ml), this result was a significant statistical (P 0.002). The patient shows a lower mean for testosterone hormone (3.91 ± 1.86 ng/ml), compared to the healthy (non-diabetic) group (5.38 ± 2.27 ng/ml). The patient group shows a higher mean (17.12 ± 4.16 nmol/L), in contrast to the control (non-diabetic) group (11.64 ± 2.47 nmol/L). In our paper appeared that people who have type 2 diabetes have a lower risk of developing prostate cancer. moreover, expected that the decrease in the level of the testosterone hormone may contribute to impaired performance, mood, and libido. 2022, 55 pages Keywords: Diabetes mellitus, Prostate, PSA, Blood sugar, Testosterone Hormone

Diabetes mellitusBlood glucoseProstate+1
Mohammed Drehm Alı Al-gattan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The relationship between growth differentiation factor-15 and testosterone hormone level in prostate cancer patients

Prostate cancer (PCa) is a common non-skin malignancy disease that frequently causes death males and the burden of this cancer continuously elevating in many countries and especially Asian. Hence the need to find prognostic markers to predict aggressiveness, patients' outcome, and efficacy of treatment are raising.We analyzed serum and clinical data from 100 case divided in to 70 men as patient group and 30 men as control group . Serum growth differentiation factor 15 (GDF15), prostate specific antigen (PSA), total serum testosterone, follicle-stimulating hormone (FSH) and C‑reactive protein (CRP) were assayed by BioTek Elisa and Roche Cobas c 311. In Serum PCa patients with continuously disease progression were Levels of GDF-15 elevated.There was a significant increase PSA levels with prostate cancer patients with old injury but observed a trend to tiny depression in levels of serum total Testosterone and FSH. Concerning to the Pearson Scale there were positive significantly (P < 0.0023) correlated between serum GDF-15 with Prostate-specific antigen (PSA) levels. In addition, there were a positive significantly (P <0.002) correlated to the duration of the disease with the level of C-reactive protein (CRP) in serum. In our conclusion, a strong correlation was observed between increasing (GDF-15), PSA and body mass index (BMI) with PCa risk. Also, Prostate cancer patients was related to depress FSH and total testosterone levels. The present thesis reinforce the use of GDF15 and PSA examinations as prognostic biomarkers in PCa and in determining disease progression. Keywords: Prostate Cancer; GDF-15; Total Testosterone; PSA; CRP; FSH; Roche Cobas c 311; Prognostic marker

Biomarkers-tumorGrowth differentiation factorNeoplasms+7
Saıf Abdalazız Meteab Banıdahır
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Study of relationship between levels of hepcidine hormone and GDF15 for patients with prostatic cancer and their clinical importance

Prostate cancer (PCa) is a considered of malignancy worldwide, particularly among the elderly. In Europe, about 417.000 men were diagnosed with PCa for the first time in 2012. Since PCa is so diverse, there is a growing The development of novel biomarkers capable of predicting prognosis, cancer incidence, therapy effectiveness,& patient outcomes is critical. Additionally, biomarkers are required in advanced PCa that has progressed to CRPC following first therapy, it is possible to anticipate tumor growth and aggressiveness in connection to a range of potentially life-extending drugs. Hepcidin and Growth Differentiation Factor 15 have been shown to be present in significant concentrations in a variety of cancers (GDF-15). The levels of serum hepcidin and GDF-15 have been proven to be prognostic markers in cancer patients in the past. To determine the significance of hepcidin, Growth Differentiation Factor 15, Prostate Specific Antigen,& several other associated Harmons in the prediction or early detection of prostate cancer, the investigators conducted a research. As a result, this research will be regarded as significant in the area of Iraqi patients.. There were substantial disparities in our research. (P ≤ 0.05) with Hepcidin Hormone (H. H.), C Reactive Protein (C-RP), Growth Differentiation Factor 15 (Gdf15),& Follicle Stimulating Hormone (FSH), Because of the high importance (correlation) shown by our study (H.H, C-RP, GDF15,& PSA) between the Patient Group and Control Group, it can be used these variables to precise prediction of prostate diseases. There are relationships of strength between Hepcidin Hormone variables and some biochemical variables such as Age, C - Reactive Protein (C-RP), Prostate-Specific Antigen (PSA),& Growth Differentiation Factor 15 (Gdf15). KEY WORD: Prostate Cancer, Hepcidine, GDF15 and PSA

ProhepcidinProstate
Omer Zedan Khalaf Khalaf
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda bakteriyel Lipopolisakkarit ve/veya Escherichia coli ile oluşturulan prostatit üzerine melatoninin etkisi

Amaç: Bu çalışmada sıçanlarda intraperitoneal bakteriyel lipopolisakkarit (LPS) enjeksiyonu ile prostatit oluşturularak inflamasyonlu sıçanların prostat dokuları üzerindeki tonus değişikliklerini farmakolojik yöntemlerle değerlendirmeyi ve güçlü bir antioksidan olan melatonin'in bu inflamasyona bağlı değişiklikler üzerindeki etkisini araştırmayı amaçladık.Gereçler ve Yöntem: Deneylerde Wistar Kyoto cinsi (200-300 g) erkek sıçanlar kullanıldı. Sıçanlar kontrol ve bakteriyel lipopolisakkarid (LPS) (10 mg/kg) uygulanan diye ana gruba ayrıldı. LPS uygulanan gruplar 5 alt gruba ayrıldı; (I) 24 saatlik LPS çalışma grubu, (II) 72 saatlik LPS + intraüretral E. coli çalışma grubu, (III) 72 saatlik LPS + intraüretral E. coli + aminoguanidin çalışma grubu, (IV) 72 saatlik LPS + intraüretral E. coli + melatonin çalışma grubu, (V) 4 haftalık kronik LPS + intraüretral E. coli çalışma grubu. LPS uygulamasından 24 saat, 72 saat veya 4 hafta sonrasında sıçanlar isofloran anestezi altında öldürülerek prostat dokuları alındı. Her sıçanın prostatının bir lobu patolojik inceleme için ayrıldı diğer lobu izole edilerek 37oC Krebs solüsyonu içeren ve %95O2-%5CO2 karışımıyla oksijenlendirilen (pH: 7,4) organ banyoları içerisine 1g tansiyon altında yerleştirildi. Preparattaki tonus değişiklikleri bir data veri toplama sistemi aracılığı ile bilgisayara kaydedildi. Dokulara elektriksel saha stimülasyonu verilerek nörojenik kasılmalar, alfa-1 adrenerjik reseptör agonisti fenilefrin verilerek adrenerjik kasılmalar ve kolinerjik agonist olan karbokol verilerek kolinerjik kasılma cevaplarına bakıldı. Gruplar arası karşılaştırma Student t testi ile istatistiksel olarak değerlendirildi.Bulgular: Bakteriyel LPS veya LPS+intraüretral LPS uygulanan gruplarda nörojenik, adrenerjik ve kolinerjik kasılma cevapları anlamlı olarak azaldı. Bu azalma 72 saatlik grupta daha belirgin olarak ortaya çıktı. 24 saatlik ve 4 haftalık gruplarda ki azalmalar birbirine yakındı ve daha çok küçük frekans/düşük dozlarda belirgindi. Patolojik incelemelerde 24 saat ve 72 saatlik gruplarda bir akut prostatit olayının geliştiğini teyid etti. 4 haftalık gruplarda ise infeksiyonun kronikleştiği görüldü. 72 saatlik gruplara uygulanan melatonin ve bir İNOS inhibitörü olan aminoguanidin kasılma cevaplarındaki bu azalmayı kısmen geri çevirdi.Sonuç: Bakteriyel LPS uygulaması sıçan prostat dokusunda anlamlı olarak adrenerjik, nörojenik ve kolinerjik kasılma cevaplarını azaltmaktadır. Dokunun bu kasılma cevaplarındaki azalmanın başlıca nedeni oksidatif aktivitenin aşırı artması ve dokudaki inflamasyona bağlı patoloji olabilir. Melatonin bu oksidatif hasara bağlı kontraktilite bozukluğunu anlamlı olarak düzeltmektedir. Melatoninin iNOS inhibitör ve antioksidan etkileri ile prostat inflamasyonuna bağlı kontraktilite bozukluğunu ve patolojiyi düzeltebilmesi antioksidan maddelerin bu tür patolojik durumlarda endike olabileceğini göstermektedir.Anahtar Sözcükler: Bakteriyel lipopolisakkarit, sıçan prostat, melatonin

Bakteriyel hastalıklarLipopolisakkaritlerMelatonin+2
Bahtiyar Hüseynov
Çukurova University
2011
00

Related subjects