Prostate

76 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

BPH hastalarında TUR-P öncesi ve TUR-P sonrası sempatik deri cevaplarının karşılaştırılması

Amaç: BPH hastalarının ve normal bireylerin sempatik deri cevaplarını inceleyerek BPH tanısında ve tedavi türünün seçiminde sempatik deri cevabının yerini araştırdık.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya toplam 40 kişi alındı. Bunlardan 20 tanesi sağlıklı bireylerden, diğer 20 tanesi ise kliniğimizde BPH tanısı konulup TUR-P operasyonu yapılan hastalardan seçildi. Muayenelerinin ardından her iki grubun prostat boyutlarına, PSA değerlerine, üroflowmetri değerlerine ve IPSS'lerine bakıldı. Kontrol grubuna bir kez, BPH hastalarına TUR-P öncesi ve sonrası olmak üzere iki kez SDC bakıldı.Bulgular: BPH hastalarının pre op dönemdeki sempatik deri cevaplarından elde edilen amplitüd değerleri kontrol grubuna göre el ve peniste anlamlı derecede düşük olarak bulundu. El, penis ve ayaktan alınan deri cevaplarının latansları kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, BPH hastalarında latansların daha uzun olduğu görüldü. Ameliyat öncesi ve sonrası karşılaştırıldığında, aynı hastada ameliyat sonrası latansların kısaldığı, amplitüdün ise arttığı gözlendi.Sonuç: SDC, BPH hastalarındaki sempatik tonus artışını göstermektedir. Ancak tek başına BPH teşhisi koyup tedavi seçeneğini belirlemede yeterli bir yöntem değildir. Bu alanda yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Sözcükler: BPH, SDC, TUR-P

Galvanik deri cevabıProstatProstat hastalıkları+2
Ender Akdemir
İnönü University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Biyoelektrik impedans değerlerinin benign prostat büyümesi düşünülen hastaların prostat spesifik antijen değerleri ile ilişkisi

anav K. Adnan Menderes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Anatomi Yüksek Lisans Tezi, Aydın, 2017. Biyoelektrik impedans (BIA) değerleri ile benign prostat büyümesi (BPH) düşünülen hastalardaki Prostat Spesifik Antijen (PSA) değerlerinin ilişkisi ve sağlıklı bireylerden alınan ölçümlerle olan farklılığın ortaya konması amaçlanmıştır. Bu çalışma 01.05.2015 ve 20.04.2016 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi, Uygulama Ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniğinde yapıldı. Çalışmaya yatarak tedavi alan 45-75 yaş arası, BPH tanısı almış ve bu patoloji nedeniyle opere edilmemiş kronik hastalığı olmayan 31 hasta dâhil edildi. Aynı yaş grubunda BPH düşünülmeyen, kronik hastalığı olmayan 27 kişi kontrol grubuna alındı. Bu kişilerin kanda PSA değerleri ölçüldü. Antropometrik ölçümler BIA-101 ile yapıldı. Veriler "PASW statistics 18 Brief Guide" programında " Bağımsız Örneklemler T-Testi", " Spearman's Korelasyon Testi " ve "Mann Whitney U Testi" testleri kullanılarak analiz edildi. Vücut kitle indeksi (BMI), yağ dışı kitle (FFM), hücre kitlesi (BCM), kas kitlesi (MM), hücre içi sıvı (ICW), yağ dışı kitle indeksi (FFMI), hücre kitle indeksi (BCMI) ve PSA değişkenleri açısından, BPH hastaları ile sağlıklı grup arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. BMI (p=0,033), FFM (p=0,022), BCM (p=0,029), MM (p=0,029), ICW (p=0,016), FFMI (p=0,025), BCMI (p=0,015) değerleri sağlıklı bireylerde hasta bireylere oranla daha yüksek seyretmektedir. PSA değeri ise tam tersine sağlıklı bireylerde BPH tanısı almış hasta grubundakilere oranla daha düşüktür. BİA yöntemi, BPH gibi toplumda sık görülen hastalıkların vücut kompozisyonuna etkisini tespit etmek için kullanılabilecek, güvenilir, ucuz ve kolay uygulanabilen bir yöntemdir. Anahtar Kelimeler: BIA, Antropometri, BPH, BMI

AnatomiAntropomorfiElektriksel impedans+5
Kevser Manav
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Multiparametrik prostat manyetik rezonans görüntüleme sonrası prostat spesifik antijeni ve derivelerinin (PSA, FREE-PSA) transrektal ultrasonografi eşliğinde prostat biyopsisi (TRUS-BX) sonuçları ile yeniden değerlendirilmesi

Prostat spesifik antijeni(PSA) değeri gri zon olarak adlandırılan 4-10mg/dl olan hastaların freePSA/PSA oranları, multiparametrik manyetik rezonans görüntülemeleri ve patoloji raporlarının arasındaki ilişkileri değerlendirmek amaçlandı. Çalışmamıza 2020-2022 yılları arasında prostat spesifik antijeni yüksekliği ve değeri gri zonda(4-10mg/dl) olan, multiparametrik manyetik rezonans görüntülemesi yapılmış ve sonrasında transrektal ultrasonografi eşliğinde prostat biyopsisi alınmış olan 101 hasta dahil edildi. Hastalar benign ve malign patolojiye sahip olanlar şekilde iki gruba ayrıldı. Her iki gruptaki hastaların fPSA/PSA oranları, PIRADS skorları ve ayrıca malign gruptaki hastaların patoloji sonuçları gleason skorlarına göre kaydedildi. FreePSA/PSA oranı, PIRADS skorları ve bunların arasındaki ilişkinin prostat ca saptamadaki değerini ortaya çıkarmaya çalışıldı. Çalışmadaki 101 hastanın ortalama yaşı 64.34 ± 6.64, PSA değeri 7.63 ± 2.3 ng/dl, fPSA değeri 1.42 ± 0.77 ng/dl, fPSA/PSA oranı 0.19 ± 0.09 olarak kaydedildi. 101 hastanın patoloji sonuçlarına göre; 31'ine kanser(%31.7), tanısı konmuş, 3'ü ASAP(%3) olarak raporlanmış, 67'sinin de sonucu benign(%66.3) olarak gelmiştir. Grup 1'deki hastaların fPSA ortalaması 1.08 ± 0.71 mg/dl, grup 2'deki hastaların fPSA ortalaması 1.59 ± 0.74 mg/dl olarak bulundu(p=0.001). Grup 1'deki hastaların fPSA/PSA oranı ortalaması 0.13 ± 0.06, grup 2'deki hastaların fPSA/PSA oranı ortalaması 0.22 ± 0.08 olarak idi (p=0.001). Prostat ca tanısı alan 31 hastanın gleason skorlamalarına göre patoloji sonuçları; 12 hasta gleason 3+3(%38), 8 hasta gleason 3+4(%25), 3 hasta gleason 4+3(%9), 3 hasta gleason 4+4(%10), 2 hasta gleason 4+5(%6), 2 hasta gleason 5+3(%6), 2 hasta gleason 5+5(%6) olarak raporlanmıştır. 101 hastanın multiparametrik manyetik rezonans görüntüleme raporlarına göre; 1 hasta PIRADS-2(%1), 33 hasta PIRADS-3(%32.7), 55 hasta PIRADS-4 (%54.5), 12 hasta PIRADS-5(%11.9) olarak sonuçlanmıştır. PIRADS-3 skoru olan 33 hastadan 3'üne(%9), PIRADS-4 skoru olan 55 hastadan 22'sine(%40), PIRADS 5 skoru olan 12 hastadan 6'sına(%50) prostat ca tanısı konmuştur. Prostat ca tanısı alan hastalarda ortalama fPSA/PSA oranı için kestirim değeri ≤0.15 bulunmuş olup bu kestirim değerine göre ortalama fPSA/PSA değerinin duyarlılığı %76, özgüllüğü %85'dir(p<0,001). MpMRG raporlarına göre PIRADS-3 ve prostat ca olan hastaların 3'ü de gleason 3+3(%100), PIRADS 4 ve prostat ca olan 6 hasta gleason 3+3(%27), 8 hasta 3+4(%36), 1 hasta 4+3(%4), 3 hasta 4+4(%13), 1 hasta 4+5(%4), 2 hasta 5+3(%9), 1 hasta 5+5(%4) patoloji sonucuna sahiptir. PIRADS 5 ve prostat ca olan 3 hasta gleason 3+3(%50), 2 hasta 4+3(%33), 1 hasta 4+5(%17) patoloji sonucuna sahiptir. PSA değeri 4-10 mg/dl olan hastalarda fPSA/PSA oranı hesaplanması ve biyopsi kararı vermekteki önemi anlaşılmaktadır. Son yıllarda prostat ca tanısında çığır açtığı düşünülen MpMRG ve PIRADSv2 skorlama yönteminin kanser tanısı koymaya anlamlı derecede yardımcı olduğu bir kez daha anlaşılmıştır. Çalışmamızda PIRADS skoru artışı ile birlikte kanser tanısı alma oranının arttığı, bununla birlikte free/total PSA oranın azaldığını görmek PSA derivelerinin de tanıya gitmedeki önemini ortaya koymuştur.

Manyetik rezonans görüntülemeNeoplazmlarProstat+3
Özcan Sevim
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prostat spesifik antijen (PSA) yüksekliği nedenli antibiyotik tedavisi alan hastalarda tedavi sonrası prostat spesifik antijen (PSA) değişiminin ve multiparametrik prostat manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile yapılan prostat kognitif füzyon biyopsisinin prostat kanserini saptamadaki tanısal değeri

AMAÇ: PSA yüksekliği nedenli antibiyotik kullanımı sonrası ve PSA düşüşü sağlanan hastalarda cog-Bx ile prostat kanseri insidansını saptayarak "PSA değerleri düşen hastalarda gereksiz prostat biyopsisinden sakınılabilir mi?" sorusuna yanıt arandı. YÖNTEM: Ocak 2017 – Ocak 2018 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi üroloji polikliniğine başvurmuş ve PSA yüksekliği nedeniyle alınan antibiyoterapi (siprofloksasin 500 mg 2x1 p.o, 4 hafta) sonrasında PSA düşüşü gözetmeksizin mpMRG incelemesi şüpheli olan (PI-RADs III, IV, V) 129 hastadan kognitif füzyon prostat biyopsisi ve mpMRG incelemesi olmayan veya mpMRG de PI-RADs I,II olan 77 hastadan standart 12 kadran TRUS-Bx yapılan toplamda 206 hastanın verileri incelendi. BULGULAR: Çalışmaya katılan 206 hastanın yaş ortalamaları 62.97±7.68 (44-84 yaş) yıldı. Çalışmaya alınan 129 (%62.6) hastanın biyopsi öncesi mp-MRI görüntülemesi yapılmıştı, buna karşın 77 (%37.4) hastanın mp-MRI görüntülemesi yoktu. PI-RADs skoru, PSA dansitesi, şüpheli rektal muayene ile prostat kanseri saptama arasında (p:0,008, p:0,001, p:0,001) ve PSA dansitesi, şüpheli RT bulgusu ile klinik anlamlı PKa arasında anlamlı ilişki bulundu (p:0.005, p: 0.028). Antibiyoterapi sonrası PSA düşüşü %50'den az olan grupta PSA dansitesinin yüksekliği ile Gleason skoru 3+4 ve üzeri olan PKa ilişkili olarak saptandı (p:0.006). PI-RADs gruplarına göre antibiyoterapi sonrası PSA değişiminin PKa tanısı üzerinde etkisinin olmadığı saptandı (p>0.05). SONUÇ: PI-RADs grupları ile antibiyoterapi sonrası PSA değişikliği arasında PKa tanısı açısından fark yoktur. PSA yüksekliği saptanan hastalara PI-RADs skoru ne olursa olsun antibiyoterapi verilmeksizin prostat biyopsisi yapılmalıdır.

AntibiyotiklerBiyopsiManyetik rezonans görüntüleme+3
Yunus Kayalı
Bezmialem Vakıf University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radikal prostatektomi operasyonunda rabdoid sfinkterden geçilen sütürün inkontinans üzerine olan etkisi

Amaç: Başarılı bir radikal retropubik prostatektomi (RRP) etkili derin venöz komplex kontrolüne, gerektiğinde nörovasküler demetin korunmasına, su sızdırmaz ve geniş vezikoüretral anastomoz varlığına bağlıdır. Rabdosfinkteri de içeren vezikouretral anastomoz, yani çizgili kasın mesane boynuna fikse edilmesi, sadece uretranın kaudal retraksiyonunu önlemez bunun yanında üretranın daha anatomik pozisyonda yerleşmesini sağlar. Bu çalışmadaki amacımız rabdosfinkteride içeren vezikouretral anastomozlu hastalarda kontinans durumunu belirlemektir.Materyal ve Metod: Kasım 2004 ile Eylül 2010 tarihleri arasında aynı cerrah tarafından RRP yapılan 90 hasta çalışmaya alındı. Hastaların ortalama yaşı 64,3 ( yaş aralığı 51-78) idi. Bütün vakalarda, RRP esnasında vezikouretral anastomoz rabdosfinkteride içerecek şekilde uygulandı. Anastomozlar simfizis pubisin açısına ve pelvik yapının durumuna bağlı olarak ortalama 2,9 (aralık 0-7 adet) kesintili 2-0 vicryle ile gerçekleştirildi. Tüm hastalarda preoperatif total prostat spesifik antijen (tPSA), transrektal ultrason eşliğinde biyopsi (TRUS-Bx) ve tüm vücut kemik sintigrafisi yapıldı. İntraoperatif ve postoperatif hastaların kanama miktarı, operasyon süresi, hospitalizasyon süresi, kateterizasyon süresi ve patolojik değerlendirme değerleri kaydedildi. Bütün hastalara postoperatif 1., 3., 6. ve 12. ayda ped testi uygulandı. Ped kullanmayan hastalar `kontinan', günde 1 ped kullanan `hafif inkontinan', günde 2-3 ped kullanan `orta düzeyde inkontinan' ve 4 ped ve üzerinde kullanan hastalar ise `şiddetli inkontinan' olarak değerlendirildi.Bulgular: Operasyon öncesi PSA düzeyi ortalama 12,2 ng/ml (2,7-84 ng/ml) idi. Preoperatif TRUS-Bx sonuçları 7 hastada (7,7%) Gleason skoru 5, 53 hastada (%58,8) 6, 21 hastada (%23,3) 7 ve 9 hastada (%10) 8 olarak tespit edildi. İntraoperatif kanama miktarı ortalama 780 ml (150-3500 ml) idi. Ortalama operasyon süresi 103 dakika (60-200) olarak hesaplandı. Ortalama hastanede kalış süresi 4,6 gün (2-20 gün) ve ortalama kateterizasyon süresi 14,6 gün (9-28 gün) olarak hesaplandı. Postoperatif patolojik incelemede Gleason skoru 5 hastada (%5,5) 5, 43 hastada (%47,7) 6, 32 hastada (%35,5) 7 ve 10 hastada (%11,1) 8 olarak saptandı. Postoperatif ped testine göre 1.ay kontrolünde 38 (%42,2), 3. ay kontrolünde 48 (% 53,3), .6. ay kontrolünde 55 (%61,1) ve 12. ay takibinde 75 hasta (% 83,3) kontinan olarak tespit edildi.Sonuç: Standart RRP üzerinde yaptığımız vezikoüretral anastomoz tekniğindeki değişiklikle, üretranın pelvik tabana fiksasyonu sırasında daha anatomik pozisyona yerleştiğini, kaudal retraksiyonunu engellediğini ve fonksiyonel üretra boyunun uzun kalmasını sağladığın düşünmekteyiz. Ayrıca uretradan tam kat geçilen sütür üretrayı asarak kontinansa katkıda bulunmaktadır. Erken dönem kontinans oranlarımız literatüre kıyasla daha yüksek olmasına rağmen uzun dönem sonuçlarımız literatürle benzerdir.Anahtar Kelimeler: RRP, vezikoüretral anastomoz, inkontinans, rabdosfinkter

AnastomozAnastomoz-cerrahiKomplikasyonlar+7
Ramazan Topaktaş
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Benign prostat hiperplazisi nedeniyle yapılan transvezikal prostatektomi ve transüretral prostatektomi' nin hastaların preoperatif ve postoperatif prostat spesifik antijen düzeylerine bakılarak cerrahi etkinliklerinin karşılaştırılması

Amaç: Benign Prostat Hiperplazisi (BPH) nedeniyle yapılan transvezikal prostatektomi (TVP) ve transüretral prostatektomi (TURP)' de çıkartılan doku miktarlarıyla PSA düzeylerindeki düşüş arasındaki ilişkinin incelenmesi ve sonraki prostat kanseri taramaları için bazal bir PSA değerinin saptanmasını amaçladık.Bireyler ve yöntem: Mayıs 2008 ile Nisan 2011 tarihleri arasında patoloji sonuçları adenomyomatöz hiperplazi gelen TVP yapılan 79, TURP yapılan 135 hasta çalışmaya alındı. Hastaların ortalama yaşı TVP grubunda 68.2 (dağılım 50-86), TURP grubunda 65.7 (50-79) idi. Tüm hastalara operasyon öncesi parmakla rektal muayene, serumda total ve serbest PSA ölçümü, transrektal ultrasonografi (TRUS), üroflovmetre ve Uluslararası Prostat Semptom Skorlaması yapıldı. Postoperatif 3. ayda PSA tekrar ölçüldü ve total ve serbest PSA değerlerindeki azalma ile rezeke edilen doku miktarı arasındaki korelasyon araştırıldı.Bulgular: Operasyon öncesi TRUS ile ölçülen prostat ağırlığı TVP grubunda 86.3 ± 50.7 gr, TURP grubunda 44.8 ± 15.4 gr idi (p < 0.001). TVP grubunda ortalama total PSA 7,3 ± 6,1 ng/ml, serbest PSA 1.4 ± 1,3 ng/ml; TURP grubunda ortalama total PSA 2,9 ± 2,1 ng/ml, serbest PSA 0,7 ± 0,4 ng/ml olarak ölçüldü. TVP ile enükle edilen prostat ağırlığı ortalama 70.6 ± 33.3 gr, TURP ile rezeke edilen prostat ağırlığı 23.2 ± 8.8 gr idi. Operasyon sonrası 3. ayda TVP grubunda ortalama serum total PSA düzeyi 1.6 ± 1.4 ng/ml, serbest PSA düzeyi 0.4 ± 0.3 ng/ml; TURP grubunda ise total PSA düzeyi 1.4 ± 1.1 ng/ml, serbest PSA düzeyi 0,3 ± 0,2 ng/ml olmuştur. TVP ve TURP ile çıkarılan doku miktarları ile operasyon öncesi ve sonrası, total ve serbest PSA değişimleri arasında pozitif korelasyon saptanmıştır. TVP de prostat dokusunun % 81.4' ü çıkarılarak total PSA da % 79, serbest PSA da %58 düşüş saptanırken; TURP grubunda prostat dokusunun %52' si çıkarılarak total PSA da %47, serbest PSA da %42'lik bir düşüş izlenmiştir (p < 0.001). Rezeke edilen 1 gr prostat kütlesine karşılık TVP grubunda total PSA' da 0.145 ng/ml, serbest PSA' da 0.03 ng/ml azalma; TURP grubunda total PSA' da 0.103 ng/ml, serbest PSA' da 0.013 ng/ml azalma bulundu.Sonuç: BPH nedeniyle TVP ve TURP yapılan hastalarda çıkartılan doku miktarına paralel olarak total ve serbest PSA değerlerinde azalma olmaktadır. TVP grubunda istatistiksel olarak daha yüksek miktarlarda adenom dokusunun çıkartılması ve gram adenom dokusu başına PSA düşüşünün daha fazla olması; radikal rezeksiyon kavramının gerçekçi olmadığının, TVP grubunda TURP grubundan farklı olarak transizyonel zonun tamamının çıkarılabildiğinin göstergesidir.Bizde literatürle uyumlu olarak TURP sonrası prostat adenokanseri açısından PSA cut-off değerinin 2 ng/ml olarak alınabileceğini ve TVP sonrasında ise çok daha düşük düzeylerde bile dikkatli olunması gerektiğini düşünmekteyiz.Anahtar Kelimeler: BPH, PSA, TVP, TURP

Cerrahi-ürolojikProstatProstat hiperplazisi+2
Emre Can Polat
Bezmialem Vakıf University
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Irak'ta prostat kanserlı̇ hastalarda galectin 9, beta-katenı̇n ve katepsı̇n B düzeylerı̇ arasındakı̇ ı̇lı̇şkı̇nı̇n ve klı̇nı̇k önemı̇nı̇n araştırılması

Prostat kanseri, erkeklerde en sık görülen ikinci kanser tanısıdır ve dünya çapında beşinci önde gelen ölüm nedenidir. Prostat kanseri erken evrede asemptomatik olabilir ve genellikle sadece aktif gözetim gerektirebilecek kadar hafif seyreder. Erken teşhis ve tedavi sağkalım oranlarını önemli ölçüde iyileştirir. Birçok vaka yavaş büyürken, agresif formlar yayılabilir ve tedavisi zor olabilir, bu da daha iyi teşhis araçları ve tedaviler üzerine araştırmaları çok önemli hale getirmiştir. Hastalığın ayrıca önemli sağlık, psikolojik ve ekonomik etkileri vardır ve bu da etkili önleme, erken teşhis ve kişiselleştirilmiş tedavi stratejilerine olan ihtiyacı belirginleştirmiştir. PCa tedavi stratejilerinin teşhis ve kontrolüne yardımcı olacak biyobelirteçlerin geliştirilmesine yönelik klinik olarak karşılanmamış bir ihtiyaç bulunmuştur. Serum, idrar ve hatta doku örnekleri için birçok yeni biyobelirteç çalışılabilir ve PCa ile ilişkiyi bulmak için kullanılabilir. Bu noktadan hareketle, bu çalışma serum Galectin 9 (Gal-9), human Beta-Catenin (CTNNβ1) ve human Cathepsin B (CTSB) seviyelerinin PCa ile ilişkili olup olmadığını ve hastalarda ilerleyici PCa'nın biyobelirteçleri veya öngörücüleri olarak hizmet edip edemeyeceklerini araştırmayı amaçlamıştır. Ayrıca, Irak'taki prostat kanseri hastalarının yönetimini iyileştirmeye yardımcı olacak yeni bir prostat kanseri prognostiği için sağlıklı erkeklerle karşılaştırıldığında Gal-9, insan CTNNβ1, insan CTSB, insan hepcidin ve GDF15 ile PCa arasındaki ilişkiyi araştırmaktadır. Çalışmamız Gal-9, CTSB ve CTNNβ1'i aydınlatan ilk çalışma olması nedeniyle önemli bulunmaktadır. Ekim 2023 ile Mart 2024 tarihleri arasında, denekler Anbar Eğitim Hastanesi, Anbar Kanser Merkezi, Heet Genel Hastanesi ve Kerkük Eğitim Hastanesi'nden seçilmiştir. Bu çalışmanın denekleri iki gruba ayrılmış, hasta grubu 50 PCa hastasından ve kontrol grubu 40 sağlıklı bireyden oluşmuştur. Serum Gal-9, insan CTSB, insan CTNNβ1, GDF15 ve hepsidin hormon düzeyleri ELISA kitleri ile ölçülmüştür. Hasta grubunun Gal-9 düzeyleri (127,14±52,49) sağlıklı grubunkinden (39,64±16,28) daha yüksek bulunmuştur. Hasta grubundaki insan CTNNβ1 konsantrasyonu (1,77±0,52) sağlıklı gruptan (0,68±0,19) daha yüksek bulunmuştur. Hasta grubunun insan CTSB değerleri sağlıklı grubunkinden (sırasıyla 116,02±39,44 ve 80,40±24,76) daha yüksek olmuştur. Katılımcıların GAL-9, İnsan CTNNβ1 ve İnsan CTSB değerleri gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermiştir (P < 0,05). Hastaların GDF15 düzeyleri (743,22±277,311) sağlıklı gruptan (453,96±137,98) daha yüksek olmuştur. Hasta grubunun hepsidin hormonu düzeyleri (36,91±13,45) sağlıklı grubunkinden (17,51±6,34) daha yüksek olmuştur. Katılımcıların GDF15 ve insan hepsidin değerleri hasta ve sağlıklı gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermiştir (P < 0,05). Katılımcıların PSA düzeyleri gruplar arasında anlamlı farklılık göstermiş (t=16,094; p=0,000), hasta grubu sağlıklı gruba (0,87±0,33) kıyasla daha yüksek PSA değeri (25,28±20,68) göstermiştir. Hasta ve sağlıklı grupların yaş ortalaması sırasıyla (64,82±10,03 ve 58,80±8,32) olarak hesaplanmıştır. Hasta grubunun ortalama BMI değeri 24,21±2,74 ve kontrol grubunun ortalama BMI değeri 29,05±3,96 olarak hesaplanmıştır. PCa hasta gruplarında Gal-9 sırasıyla yaş, insan CTNNβ1 ve serum insan GDF15 düzeyleri (r = 0,319, p = 0,012; r = 0.286, p = 0,022) ile istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon göstermiştir. Serum insan CTSB, sırasıyla BMI ve PCa'da hepsidin hormonu ile istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon göstermiştir (r = -0,266, p = 0,031; r = 0,535, p = 0,0001). PKa hasta gruplarında serum PSA düzeyleri ve insan hepsidin hormonu istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki ortaya koymuştur (P < 0,05). Sonuç olarak, bu çalışma serum Ga-9, İnsan CTSB, İnsan CTNNβ1 ve hepsidin hormonu konsantrasyonlarının PCa hastalarında önemli ölçüde yükseldiğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, dolaşımdaki Gal-9, İnsan CTSB, İnsan CTNNβ1, hepsidin ve büyüme farklılaşma faktörü 15, PCa hastalarında tümörlerin insidansını ve ilerlemesini izlemek ve tahmin etmek için tanısal biyobelirteçler olarak hizmet edebilir. Bu yeni çalışma nedeniyle, Gal-9, İnsan CTSB ve İnsan CTNNβ1'in prostat tümörlerini etkilediği biyokimyasal yolu belirlemek ve PCa hastaları için daha etkili bir öngörücü ajan haline getirmek için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.

KatepsinlerProstatProstat spesifik antijeni
Saıf Abdalazız Meteab Banıdahır
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation the functional activity of prostate and fertility in Iraqi mens with type 2 diabetes mellitus

ABSTRACT EVALUATION THE FUNCTIONAL ACTIVITY OF PROSTATE AND FERTILITY IN IRAQI MENS WITH TYPE 2 DIABETES MELLITUS Mohammed Drehm Ali ALGATTAN Master of Science in Biology Advisor: Prof. Dr. Özcan ÖZKAN Co-Advisor: Assoc. Prof. Dr. Hazar Shakir SALEH April 2022 The aim of the study is to evaluate and study the effect of Diabetes Mellitus on fertility and the effect on the risk of prostate cancer, as well as to study the relationship between some parameters in Diabetes Mellitus patients. The present study was carried out on 90 male subjects. All samples were collected in Thi Qar Teaching Hospital, over a period from March 2021 to September 2021, and this study contained two groups, the first of which included 60 Diabetes (T2DM) samples and the second of which included 30 healthy subjects. The mean and standard deviation age in diabetic patients was (61.01 ±7.54) and in the control group was (54.36 ±6.76). The PSA results of patients group (type 2 DM) and controls group (non-diabetic) were (0.94 ± 0.49 ng/ml; 1.02 ± 0.76 ng/ml), this result was a significant statistical (P 0.002). The patient shows a lower mean for testosterone hormone (3.91 ± 1.86 ng/ml), compared to the healthy (non-diabetic) group (5.38 ± 2.27 ng/ml). The patient group shows a higher mean (17.12 ± 4.16 nmol/L), in contrast to the control (non-diabetic) group (11.64 ± 2.47 nmol/L). In our paper appeared that people who have type 2 diabetes have a lower risk of developing prostate cancer. moreover, expected that the decrease in the level of the testosterone hormone may contribute to impaired performance, mood, and libido. 2022, 55 pages Keywords: Diabetes mellitus, Prostate, PSA, Blood sugar, Testosterone Hormone

Diabetes mellitusBlood glucoseProstate+1
Mohammed Drehm Alı Al-gattan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The relationship between growth differentiation factor-15 and testosterone hormone level in prostate cancer patients

Prostate cancer (PCa) is a common non-skin malignancy disease that frequently causes death males and the burden of this cancer continuously elevating in many countries and especially Asian. Hence the need to find prognostic markers to predict aggressiveness, patients' outcome, and efficacy of treatment are raising.We analyzed serum and clinical data from 100 case divided in to 70 men as patient group and 30 men as control group . Serum growth differentiation factor 15 (GDF15), prostate specific antigen (PSA), total serum testosterone, follicle-stimulating hormone (FSH) and C‑reactive protein (CRP) were assayed by BioTek Elisa and Roche Cobas c 311. In Serum PCa patients with continuously disease progression were Levels of GDF-15 elevated.There was a significant increase PSA levels with prostate cancer patients with old injury but observed a trend to tiny depression in levels of serum total Testosterone and FSH. Concerning to the Pearson Scale there were positive significantly (P < 0.0023) correlated between serum GDF-15 with Prostate-specific antigen (PSA) levels. In addition, there were a positive significantly (P <0.002) correlated to the duration of the disease with the level of C-reactive protein (CRP) in serum. In our conclusion, a strong correlation was observed between increasing (GDF-15), PSA and body mass index (BMI) with PCa risk. Also, Prostate cancer patients was related to depress FSH and total testosterone levels. The present thesis reinforce the use of GDF15 and PSA examinations as prognostic biomarkers in PCa and in determining disease progression. Keywords: Prostate Cancer; GDF-15; Total Testosterone; PSA; CRP; FSH; Roche Cobas c 311; Prognostic marker

Biomarkers-tumorGrowth differentiation factorNeoplasms+7
Saıf Abdalazız Meteab Banıdahır
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Study of relationship between levels of hepcidine hormone and GDF15 for patients with prostatic cancer and their clinical importance

Prostate cancer (PCa) is a considered of malignancy worldwide, particularly among the elderly. In Europe, about 417.000 men were diagnosed with PCa for the first time in 2012. Since PCa is so diverse, there is a growing The development of novel biomarkers capable of predicting prognosis, cancer incidence, therapy effectiveness,& patient outcomes is critical. Additionally, biomarkers are required in advanced PCa that has progressed to CRPC following first therapy, it is possible to anticipate tumor growth and aggressiveness in connection to a range of potentially life-extending drugs. Hepcidin and Growth Differentiation Factor 15 have been shown to be present in significant concentrations in a variety of cancers (GDF-15). The levels of serum hepcidin and GDF-15 have been proven to be prognostic markers in cancer patients in the past. To determine the significance of hepcidin, Growth Differentiation Factor 15, Prostate Specific Antigen,& several other associated Harmons in the prediction or early detection of prostate cancer, the investigators conducted a research. As a result, this research will be regarded as significant in the area of Iraqi patients.. There were substantial disparities in our research. (P ≤ 0.05) with Hepcidin Hormone (H. H.), C Reactive Protein (C-RP), Growth Differentiation Factor 15 (Gdf15),& Follicle Stimulating Hormone (FSH), Because of the high importance (correlation) shown by our study (H.H, C-RP, GDF15,& PSA) between the Patient Group and Control Group, it can be used these variables to precise prediction of prostate diseases. There are relationships of strength between Hepcidin Hormone variables and some biochemical variables such as Age, C - Reactive Protein (C-RP), Prostate-Specific Antigen (PSA),& Growth Differentiation Factor 15 (Gdf15). KEY WORD: Prostate Cancer, Hepcidine, GDF15 and PSA

ProhepcidinProstate
Omer Zedan Khalaf Khalaf
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda bakteriyel Lipopolisakkarit ve/veya Escherichia coli ile oluşturulan prostatit üzerine melatoninin etkisi

Amaç: Bu çalışmada sıçanlarda intraperitoneal bakteriyel lipopolisakkarit (LPS) enjeksiyonu ile prostatit oluşturularak inflamasyonlu sıçanların prostat dokuları üzerindeki tonus değişikliklerini farmakolojik yöntemlerle değerlendirmeyi ve güçlü bir antioksidan olan melatonin'in bu inflamasyona bağlı değişiklikler üzerindeki etkisini araştırmayı amaçladık.Gereçler ve Yöntem: Deneylerde Wistar Kyoto cinsi (200-300 g) erkek sıçanlar kullanıldı. Sıçanlar kontrol ve bakteriyel lipopolisakkarid (LPS) (10 mg/kg) uygulanan diye ana gruba ayrıldı. LPS uygulanan gruplar 5 alt gruba ayrıldı; (I) 24 saatlik LPS çalışma grubu, (II) 72 saatlik LPS + intraüretral E. coli çalışma grubu, (III) 72 saatlik LPS + intraüretral E. coli + aminoguanidin çalışma grubu, (IV) 72 saatlik LPS + intraüretral E. coli + melatonin çalışma grubu, (V) 4 haftalık kronik LPS + intraüretral E. coli çalışma grubu. LPS uygulamasından 24 saat, 72 saat veya 4 hafta sonrasında sıçanlar isofloran anestezi altında öldürülerek prostat dokuları alındı. Her sıçanın prostatının bir lobu patolojik inceleme için ayrıldı diğer lobu izole edilerek 37oC Krebs solüsyonu içeren ve %95O2-%5CO2 karışımıyla oksijenlendirilen (pH: 7,4) organ banyoları içerisine 1g tansiyon altında yerleştirildi. Preparattaki tonus değişiklikleri bir data veri toplama sistemi aracılığı ile bilgisayara kaydedildi. Dokulara elektriksel saha stimülasyonu verilerek nörojenik kasılmalar, alfa-1 adrenerjik reseptör agonisti fenilefrin verilerek adrenerjik kasılmalar ve kolinerjik agonist olan karbokol verilerek kolinerjik kasılma cevaplarına bakıldı. Gruplar arası karşılaştırma Student t testi ile istatistiksel olarak değerlendirildi.Bulgular: Bakteriyel LPS veya LPS+intraüretral LPS uygulanan gruplarda nörojenik, adrenerjik ve kolinerjik kasılma cevapları anlamlı olarak azaldı. Bu azalma 72 saatlik grupta daha belirgin olarak ortaya çıktı. 24 saatlik ve 4 haftalık gruplarda ki azalmalar birbirine yakındı ve daha çok küçük frekans/düşük dozlarda belirgindi. Patolojik incelemelerde 24 saat ve 72 saatlik gruplarda bir akut prostatit olayının geliştiğini teyid etti. 4 haftalık gruplarda ise infeksiyonun kronikleştiği görüldü. 72 saatlik gruplara uygulanan melatonin ve bir İNOS inhibitörü olan aminoguanidin kasılma cevaplarındaki bu azalmayı kısmen geri çevirdi.Sonuç: Bakteriyel LPS uygulaması sıçan prostat dokusunda anlamlı olarak adrenerjik, nörojenik ve kolinerjik kasılma cevaplarını azaltmaktadır. Dokunun bu kasılma cevaplarındaki azalmanın başlıca nedeni oksidatif aktivitenin aşırı artması ve dokudaki inflamasyona bağlı patoloji olabilir. Melatonin bu oksidatif hasara bağlı kontraktilite bozukluğunu anlamlı olarak düzeltmektedir. Melatoninin iNOS inhibitör ve antioksidan etkileri ile prostat inflamasyonuna bağlı kontraktilite bozukluğunu ve patolojiyi düzeltebilmesi antioksidan maddelerin bu tür patolojik durumlarda endike olabileceğini göstermektedir.Anahtar Sözcükler: Bakteriyel lipopolisakkarit, sıçan prostat, melatonin

Bakteriyel hastalıklarLipopolisakkaritlerMelatonin+2
Bahtiyar Hüseynov
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prostat kanserinde iğne biyopsi ve radikal prostatektomi örneklerinin gleason skorları arasındaki uyumun değerlendirilmesi

Amaç : Bu çalışmamızda kliniğimizde ince iğne prostat biyopsisi ile prostat kanseri tanısı alıp radikal prostatektomi yapılan hastaların, ince iğne biyopsi spesimenlerinin Gleason skoru ile radikal prostatektomi spesimenlerinin Gleason skoru arasındaki uyumluluğu araştırdık. Materyal ve Method : Kasım 2011 ve Aralık 2014 tarihleri arasında organa sınırlı prostat kanseri nedeniyle radikal prostatektomi uygulanan 117 ardışık hasta çalışmamıza dahil edilmiştir.Bu 117 hastanın bilgileri retrospektif olarak incelendi. Bulgular : Ortalama yaşları 61,8 ± 6,7 (43-76) yıl olan 117 olgu üzerinde yapılmıştır. Bu hastaları ortalama Vücut Kitle İndeksi (VKİ) 26,7 ± 3,24 (19,3 – 35,3) idi. Ortalama PSA değeri 10.6 ± 9,9 (1,4 – 80) ng/ml idi. 117 hastanın 74'nün (%63,2) TRİB Gleason skoru ile radikal prostatektomi spesmendeki Gleason skoru uyumlu, 35'nin (%29,9) uyumsuz ve 8 (%6,8) hastanın ise Gleason skoru aynı ancak sıralamasının farklı olduğu görüldü. Gleason skoru aynı ancak sıralamasının farklı olan 8 hastayıda uyumsuz olarak kabul ettiğimizde hastaların 43'ü (%36,7) uyumsuz olduğu gözlendi. Bir hastanın radikal prostatektomi patoloji sonucu sonucu PIN geldi, %5,9' nun (7 hasta) Gleason skoru 1 derece düşmüş, %22,2' sinin (26 hasta) Gleason skoru 1 artmış ve %1,7' sinin (2 hasta) Gleason skoru 3 arttığı bulunmuştur. Tartışma : Bu bulgular, ince iğne biyopsisi ile Gleason skorunun düşük saptanma ihtimalinin daha yüksek olduğunu desteklemektedir.

Biyopsi-iğneProstatProstat neoplazmları+3
Mutlu Değer
Çukurova University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçan prostat ve vas deferens düz kasları üzerinde ferula elaeochytris (çakşır)kök ekstresinin etkisi

Ferula L. maydanozgiller familyasından 185 türü olan bir çiçekli bitki cinsidir. Akdeniz bölgesinin doğusu ve Orta Asya'da yerleşim göstermektedir. Genelde kurak iklimlerde yetişir. Anadolu'da ÇAKŞIR/ÇAĞŞIR diye bilinen 23 Ferula türü bulunmaktadır. Anadolu'da bu bitkinin yaprak ve kök kısımları halk arasında keçi ve koyunların çiftleşmesini stimüle etmek için veya insanlarda kaynatılarak çay halinde afrodizyak amaçlı kullanılmaktadır. Ferula elaeochytris kök ekstresinin prostat ve vas deferens gibi fertilite üzerinde rol oynayan dokularda etkisi henüz gösterilmemiştir. Bu tez çalışmasında in vitro ortamda izole sıçan prostat ve vas deferens dokularında Ferula elaeochytris kök ekstresinin etkileri araştırılmaktadır. Sıçan vasdeferens ve prostat dokusunda Elektrik Saha Stimülasyonu (ESS) ile nörojenik kasılmalar oluşturulmuştur ve çakşır kök ekstresi adrenerjik ve purinerjik yolaklara bağlı kasılmaları doza bağımlı ve anlamlı bir şekilde inhibe etmiştir. Bu inhibisyon ortama dışardan ilave edilen kalsiyumun etkisi ile doza bağımlı bir şekilde tersine çevrilmiştir. Bulgularımız bu dokularda çakşır kökü ekstresine bağlı inhibisyon mekanizmasında kalsiyum kanallarının önemli rol alabileceğini düşündürmektedir. Çakşır kök ekstresine bağlı olarak vasdeferens hipoaktivitesinin, spermlerin naklini yavaşlatabileceğini ve erkeklerde infertiliteye neden olabileceğini düşündürmektedir. Afrodizyak olarak kullanılan bu bitki türünün bir yandan afrodizyak etkileri olduğu gösterilirken bir yandan da erkeklerde infertiliteye neden olabileceği konusu düşündürmektedir.

Elektrikle uyarmaFerula elaeochytrisKas-düz+4
Özge Öztürk
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prostat kanseri tanısında 3 tesla multiparametrik prostat manyetik rezonans görüntüleme bulguları ile histopatolojik bulguların karşılaştırılması

Amaç: Amacımız, Multiparametrik Prostat Manyetik Rezonans Görüntüleme'nin prostat kanseri tanısındaki etkinliğini ve klinik olarak anlamlı kanseri saptamadaki başarısını histopatolojik bulgular referans alınarak araştırmaktır. Materyal ve Metod: Temmuz 2017-Şubat 2018 tarihleri arasında Prostat kanseri şüphesi nedeniyle prostat biyopsisi planlanan ve biyopsi öncesi 3 Tesla MR cihazında Multiparametrik Manyetik Rezonans Görüntülemesi yapılmış 62 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların görüntüleri patoloji sonuçları bilinmeden 2 radyolog tarafından incelenip, Prostate Imaging Reporting and Data System Versiyon 2 (PIRADS v2) klavuzuna göre değerlendirilerek skorlandırıldı. Biyopsisi yapılan 62 hastanın PIRADS skorları ile histopatoloji sonuçları arasındaki korelasyon analiz edildi. Bulgular: Çalışma dâhilindeki hastaların yaş ortalaması 65,6 (46-86), PSA değeri ortalaması 70,81 (3,11-1170) ng/ml, prostat hacim ortalaması 52,22 (7,9-161,7) ml'dir. T2 ağırlıklı (T2A), Difüzyon Ağırlıklı Görüntüleme (DAG), Dinamik Kontrastlı Görüntüleme (DkMRG) ve Multiparametrik Manyetik Rezonans Görüntüleme (MpMRG)'nin PIRADS v2 skorları ile histopatoloji sonuçları karşılaştırıldığında aradaki fark istatistiksel olarak anlamı bulundu (p<0,05). T2A için duyarlılık % 83,87, özgüllük % 61,29 (kestirim skoru> PIRADS 3 için eğri altında kalan alan 0,73), DAG için duyarlılık % 93,55, özgüllük % 80,65 (kestirim skoru>PIRADS 3 için eğri altında kalan alan 0,87), DkMRG için duyarlılık % 93,55, özgüllük %67,74 (kestirim skoru pozitif kontrastlanma için eğri altında kalan alan 0,81), MpMRG için duyarlılık %96,77, özgüllük %74,19 (kestirim skoru>3 için eğri altında kalan alan 0,85) saptanmıştır. ADC için kestirim değeri 0,7 x 10−3 mm2/sn bulunmuş olup bu kestirim değerine göre ADC değerinin duyarlılığı %93,5, özgüllüğü %83,9, eğri altında kalan alan 0,94 saptanmıştır. Sonuç: MpMRG'nin prostat kanseri şüphesi olan hastalarda lezyonu saptama, lokalize etme, karakterize etme, risk düzeyini saptama ve risk düzeyine göre biyopsi için hasta seçimi ve gözlem stratejileri belirlemede oldukça umut verici olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Prostat Kanseri, Multiparametrik Manyetik Rezonans Görüntüleme (MpMRG), TRUS Biyopsi, Klinik Olarak Anlamlı Prostat Kanseri

BiyopsiBiyopsi-iğneHistopatoloji+7
Halime Çomruk
Gaziantep University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Transüretral prostat rezeksiyonu ameliyatı olan geriatrik hastalarda farklı anestezi tekniklerinin postoperatif yoğun bakıma giriş, mortalite ve maliyet ilişkisi

Giriş: Yaşlanan küresel nüfus ile birlikte üriner sistem hastalıkları olan yaşlı insanların sayısı giderek artmaktadır. Yaşlı popülasyona yönelik demografik kayma nedeni ile Benign Prostat Hiperplazisine (BPH) bağlı alt üriner sistem semptomlarından kaynaklanan maliyetin büyük ölçüde artacağı öngörülmektedir. Transüretral Prostat Rezeksiyonu (TUR-P) küçük ve orta boyutlu BPH'de önemli bir tedavi şekli olarak kabul edilmiştir. TUR-P ciddi morbidite ve hatta mortalite ile ilişkili olabilmektedir. Anestezik yöntem olarak, genellikle rejyonel ve genel anestezi tercih edilmektedir. Amaç: TUR-P uygulanan geriatrik hastalarda farklı anestezi tekniklerinin yoğun bakıma giriş oranı, mortalite oranları ve maliyet üzerine etkisini değerlendirmeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Kliniğinde 2012-2017 yılları arasında TUR-P yapılan ve nöroaksiyel, sedoaneljezi ya da genel anestezi uygulanmış 60 yaş ve üzeri 234 hastanın kayıtları ve anestezi yoğun bakım ünitesi dosyaları retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Genel anestezi ile TUR-P olan 76 hastanın preoperatif olarak 30 tanesinde yoğun bakım ünitesi ihtiyacı öngörülmüştür, ancak 2 (% 6) hasta yoğun bakım ünitesine alınmıştır. Nöroaksiyel anestezi alan 151 hastanın 44'üne yoğun bakım ünitesi ihtiyacı öngörülmüş, ancak 3 (%6,8) tanesi yoğun bakım ünitesine yatış gerçekleştirmiştir. Sedoanaljezi alan 7 hastanında 4'üne preoperatif olarak yoğun bakım ünitesine yatış öngörülmüş ve hiçbiri yoğun bakım ünitesine yatışı olmamıştır. Anestezi şeklinin cerrahi süreyi, yoğun bakım ünitesine gidiş sayısını, yoğun bakımda kalış süresini, hastanede kalış süresini, mortalite ve maliyeti etkilemediği görülmüştür. Charlson Komorbidite İndeksinin (CCI) yüksek olduğu hastalarda hastanede ve yoğun bakımda kalış süresinin arttığı, bu nedenle maliyetinde yükseldiği görülmüştür. ASA skorlamasının CCI kadar anlamlı olmadığı saptanmıştır. Ek hastalık sayısının fazla olması, CCI'nin yüksek olmasının maliyeti arttırdığı tespit edilmiştir. Sonuç: Geriatrik hastalarda TUR-P cerrahisinde uygulanan 3 anestezi yönteminin mortalite, maliyet ve yoğun bakım ünitesine gidiş oranını etkilemediği, ancak son yıllarda nöroaksiyel anestezinin daha çok tercih edildiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Geriatrik, TUR-P, Mortalite, Anestezi teknikleri, Maliyet

AnesteziCerrahi-ürolojikGeriatri+7
Özge Gözcü
Gaziantep University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prostat biyopsisi yapılacak hastalarda prostat sağlık indeksinin araştırılması ve önemi

Prostat Biyopsisi Yapılacak Hastalarda Prostat Sağlık İndeksinin Araştırılması Ve Önemi Amaç : Çalışmamızda, PSA yüksekliği nedeniyle trans rektal ultrasonografi eşliğinde ince iğne prostat biyopsisi (TRUS-Bx) yapılacak hastalarda eş zamanlı prostat sağlık indeksi (PHİ) hesaplanarak PHİ'nin prostat kanseri tanısı konulmasındaki etkinliğin araştırıdı. Materyal ve Metod : Kliniğimizde, Ağustos 2014 ve Mart 2016 tarihleri arasında PSA yüksekliği nedeniyle TRUS-Bx yapılan 258 ardışık hasta çalışmamıza dahil edildi. Parmakla rektal muayenede prostat kanseri şüphesi olan ve/veya serum PSA yüksekliği saptanan olgulardan işlem öncesi PSA, sPSA ve proPSA bakılıp TRUS-Bx uygulandı. Bulgular : Ortalama yaşları 63,5 ± 8 (36-91) yıl olan 258 hastanın ortalama PSA değeri 40,1 ± 194,2 (0,12 – 2170) ng/ml, ortalama PHİ değeri 118 ± 164,5 (0,41 – 1308) ng/ml idi. 96'sının TRUS-Bx patolojisi Adeno kanser, 140'ı BPH, 10'u ASAP, 1'i HGPİN, 10'u kronik prostatit ve 1'i skuamöz hücreli karsinom olarak raporlanmıştır. TRUS-Bx patolojisi Adeno kanser olan hastaların PSA ortalaması 93,9 ± 311,8 (2,2 – 2170) ng/ml, BPH olanların PSA ortalaması 7,5 ± 6,7 (0,3 – 71,1) ng/ml ve diğer hastaların PSA ortalaması 12,7 ± 14,5 (0,12 – 60,4) ng/ml idi. PSA değeri 4'ün altı düşük, 4 ve üstü yüksek olarak kabul edildiğinde, PSA düşük olan grupta 10 (% 31,2) hasta Adeno kanser 22 (% 68,8) hasta BPH, PSA yüksek olan grupta ise 86 (% 42,2) hasta Adeno kanser, 118 (% 57,8) hasta BPH olarak raporlandı. PSA değeri 4'ün altı düşük, 4 ve üstü yüksek olarak kabul edildiğinde, PSA'nın prostat Adeno kanseri yakalamadaki duyarlılığı % 89,6 özgüllüğü % 15,7 olarak hesaplandı. PHİ'nin değeri 55'in altı düşük, 55 ve üstü yüksek olarak kabul edildiğinde , PHİ'nin prostat Adeno kanseri yakalamadaki duyarlılığı % 71,9 özgüllüğü % 67,9 olarak hesaplandı. Tartışma : Bu bulgular, PHİ'nin prostat kanseri yakalamadaki özgüllüğünün PSA'ya göre daha yüksek olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, prostat iğne biyopsisi, PSA, proPSA, prostat sağlık indeksi

BiyopsiBiyopsi-iğneProstat+5
Nebil Akdoğan
Çukurova University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prostat kanseri hücre hatlarında (PC-3-DU-145) dosetaksel ve acorus calamus ekstraktı uygulamasının sitotoksik ve apoptotik etkileri

Amaç: Prostat kanseri hücre hatlarında (PC-3, DU-145) dosetaksel ve Acorus calamus bitki ekstraktı kombinasyonunun sitotoksik ve apoptotik etkilerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Dosetaksel 0.5, 1, 5, 10, 20, 40, 80 µg/l' lık konsantrasyonları ve Acorus calamus bitki ekstraktı 100, 250, 500, 750, 1000, 1250 µg/l' lık konsantrasyonları 24, 48 ve 72. saatlerde sitotoksisitesinin spektrofotometrik yöntemle belirlenebilmesi için altı ayrı deney oluşturacak şekilde deney planlaması yapıldı. XTT ile yapılan sitotoksisite deneyleri ile Acorus calamus bitki ekstraktı ve dosetakselin sinerjik sitotoksisitesinin gösterilmesinden sonra tek başlarına ve kombinasyonların prostat kanser hücreleri üzerindeki apoptoz indükleyici etkilerinin araştırılması amacıyla Cell Death Detection ELISA yöntemiyle apoptoz deneyi yapıldı. Acorus calamus bitki ekstraktı ve dosetaksel tekli ve kombinasyonlarının PC-3, DU-145 hücre hatlarında apoptotik etkilerini araştırmak için 72. saatte DNA fragmantasyon yüzdeleri ölçüldü. Bulgular: Çalışmamızda prostat kanseri hücre hatlarındaki Acorus calamus bitki ekstraktı ve dosetakselin tekli ve kombine uygulamalarında 72.saat DNA fragmantasyon yüzde oranlarına baktığımızda PC-3 ve DU-145 hücre hattında tüm dozlarda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde apoptotik etkiyi artırdığı saptandı. Sonuçlar: Acorus calamus bitki ekstraktı ve dosetaksel kombinasyonun invitro olarak PC-3, DU-145 prostat kanseri hücre hatlarında antitümöral etkinliğinin apoptozise bağlı olduğu gösterildi. Olası apoptozis mekanizmalarının araştırılarak çalışmanın genişletilmesi önerilir. Anahtar Kelimeler: Acorus calamus, dosetaksel, sitotoksisite, apoptoz

Acorus calamusApoptozisDosetaksel+6
Hamza Çatuk
Manisa Celal Bayar University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prostat kanserinde sistemik tedavi yanıtının değerlendirilmesinde [68Ga]Ga-PSMA-11 PET/BT'nin rolü

Amaç: EAU ve EANM tarafından 2020 yılında yayınlanan PSMA temelli PET/BT'de yanıt değerlendirme kriterlerinin serum PSA değerlerindeki değişimle karşılaştırılarak incelenmesi ve yanıt değerlendirmesini etkileyen faktörlerin belirlenmesi. Gereç ve Yöntem: Prostat adenokarsinomu tanısı ile sistemik antiandrojenik, kemoterapötik ya da radyonüklid tedavi alan, Ekim 2018-Mart 2021 arasında Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Nükleer Tıp Kliniği'nde [68Ga]Ga-PSMA-11 PET/BT çekilen ardışık 50 hastanın tedavi öncesi ve sonrası çekilen 100 görüntüsü yayınlanan yanıt kriterlerine göre retrospektif ve karşılaştırmalı olarak incelendi. Bulgular ile PET/BT görüntülemeleri sırasında ölçülen serum PSA değerleri karşılaştırıldı. Serum PSA değerinin % 25 ve üzeri artışı biyokimyasal progresyon, % 50 ve daha fazla azalışı ya da <2 ng/ml oluşu biyokimyasal regresyon, bunların dışındaki değerler için biyokimyasal stabil hastalık olarak kabul edildi. Serum PSA değerleri ve PET/BT sonuçları arasındaki uyum istatistiksel olarak Gamma katsayısı ile incelendi. Alınan tedaviler ve kastrasyon direnç durumu uyumlu ve uyumsuz grup arasında istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Ayrıca lezyon bölgelerinin SUV değerleri ve serum PSA değişim düzeyleri arasındaki korelasyon da istatistiksel olarak incelendi. Bulgular: Yanıt değerlendirmede serum PSA değerleri ile [68Ga]Ga-PSMA-11 PET/BT bulguları arasında yüksek uyum saptanmış olup Gamma katsayısı 0,84 bulunmuştur. Alınan tedaviler ve kastrasyon direnci varlığı açısından uyumlu ve uyumsuz gruplarda istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Serum PSA değerleri ile prostat bezi SUV değerlerinde düşük düzeyde, serum PSA ile metastatik lenf nodu ve kemik SUVmax değerleri arasında orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon bulunmuştur. Sonuç: Yayınlanan kriterlere göre yapılan PSMA PET/BT değerlendirmesi, alınan tedaviler ve kastrasyon direnç durumundan etkilenmeden serum PSA düzeyleri ile yüksek düzeyde uyum göstermektedir. Literatürdeki mevcut verilere ve bulgularımıza göre bu kriterler prostat kanserinde tedavi yanıtının değerlendirilmesinde serum PSA düzeyleri ile desteklenerek kullanılabilir.

NeoplazmlarPozitron emisyon tomografiProstat+5
Kadir Alper Küçüker
Çukurova University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prostat kanserinde teşhis ve takipte üriner obstrüksiyona yaklaşım

Çalışmada ileri evre prostat kanserli hastalarda gelişen obstrüktif üropati (OÜ) ile bu hastaların yaşı, renal fonksiyonları, üriner enfeksiyon oranları, prostat spesifik antijen (PSA) değerleri, evreleri, kanser tedavilerine yanıtları ve dirençleri, yeni tedavilere duyulan ihtiyaç oranları arasındaki ilişki ve OÜ tedavileri araştırılmıştır. Çalışma Manisa Celal Bayar Üniversite Üroloji kliniğine 2017 Ocak – 2021 Mart ayları arasında başvuran, yeni teşhis konan metastatik prostat kanseri hastaları ile yapılmıştır. Bu hastalardan güncel kılavuz önerileri doğrultusunda hormonoterapi ile dosetaksel kemoterapisini beraber almaya uygun 48'inin tümü çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalar tedavi süresince takip edilmiş ve çalışma ile ilgili verileri toplanmıştır. 48 hastadan hidronefroz saptanan 19 hastanın 11'i tanı anında teşhis edilen, 8'i ise takipte gelişen hidronefroza sahiptir. Çalışmamıza göre hastada hidronefroz varlığı tanı prostat kanseri tanı anında hasta kreatinin yüksekliği, takipte kreatinin artışı olması, tanı anında ve takipte hastada kültür antibiyogram ile kanıtlanmış idrar yolu enfeksiyonu olması, tedavi takibinde kastrasyon direnci gelişmesi ve tanı anı PSA yüksekliği (tanıda Hidronefroz) ile istatiksel anlamlı ilişki içerisindedir. Hastaların çoğunluğun (%78) nefrostomi ve anterograd stent ya da retrograd stent ile tedavi edildiği görülmüştür. Sonuç olarak OÜ gelişen ya da gelişme riski olan hastalarda böbrek fonksiyonları çok dikkatli gözlenmeli, daha çok minimal invaziv olan girişimler tercih edilmeli ve zamanlaması doğru yapılmalı, üriner enfeksiyonlara karşı çok dikkatli olunmalıdır. Yüksek PSA değerleri ve/veya kastrasyon direnci gelişimine hem hastanın prognozu açısından dikkatli yaklaşılmalı hem de OÜ ile anlamlı ilişkilerinin gösterildiği unutulmamalıdır. Hidronefroz ve kastrasyon direncinin gelişme süreleri göz önüne alındığında ve kreatinin artış gösterdiği zaman aralıkları değerlendirildiğinde ise, medikal tedavi alan ileri evre prostat kanserli hasta grubunda, tedavi ve takibin ikinci yılının ortası ve sonlarının, hastayı tekrar değerlendirmek, yeni tedavi seçeneklerini ortaya koymak ve oluşabilecek komplikasyonlar için dikkatli olunması açısından en kritik zaman aralığı olduğu söylenebilir.

NeoplazmlarProstatProstat hastalıkları+4
Oğuzcan Erbatu
Manisa Celal Bayar University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radikal prostatektomi materyallerinde prostat adenokarsinomunun prognoza yönelik güncel bilgiler eşliğinde değerlendirilmesi

Amaç: Son 10 yılda prostat adenokarsinomunda, radikal prostatektomi materyallerinde sınıflama ve derecelendirme konusunda uluslararası konferanslardaki kararlar ve etkili yayınlar sonucunda önemli güncellemeler yapılmıştır. Bu değişiklikler hastanın prognozu ile yakından ilişkilidir. Bu çalışma ile bahsedilen değişikliklerin görülme oranları ve hasta prognozu üzerindeki etkisini karşılaştırmalı olarak ortaya koymak, hastaları multidisipliner tedavi planlaması için klinik olarak anlamlı gruplara ayırmak amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: 2010–2021 yılları arasında tanı alan ve Manisa CBÜ Tıp Fakültesi'nde radikal prostatektomi ameliyatı olan olgular değerlendirildi. Hematoksilen eozin ve varsa immunohistokimyasal boya preparatlarına arşivden ulaşılabilen 182 prostat adenokarsinomu olgusu çalışmaya alındı. Elde edilen histopatolojik verilerin birbirleriyle ve klinik verilerle ilişkisi araştırıldı. Bulgular: Prostat adenokarsinomlarında nükssüz sağkalımın önemli belirleyicileri sayılan DG, LVİ, İDK, PCS ve EPY varlığı, SVİ, pT evresinin kötü prognostik etkileri çalışmamızda da kanıtlanmıştır. Sonuçlar: Prostat adenokarsinomlarında prognozu en iyi şekilde öngörebilmek için önerilen histopatolojik parametrelerle ilgili yaptığımız bu çalışmada bulgularımızın çoğu literatür bilgisiyle uyumlu olmakla birlikte kribriformite, PCS-GS ve komedo nekrozun prognoza etkisi gösterilememiştir. Bu konularla ilgili farklı sonuçlara ulaşan yayınlar olduğundan geniş ve çok değişkenli analizlerle uzun izlemli hasta gruplarında yeni çalışmalara gereksinim vardır. Anahtar Sözcükler: Prostat adenokarsinomu, Komedo nekroz, pozitif cerrahi sınır, Biyokimyasal nüks

AdenokarsinomNekrozNüks+4
Ergün Tercan
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ağrılı kemik metastazlı prostat kanserli olgularda SM-153 lexidronam tedavisinin etkinliği

Giriş: Ağrılı kemik metastazları prostat kanserinin ileri evrelerinde yaygın olarak görülmektedir. Kemik metastazlarında osteoblastik aktivitenin arttığı alanlarda konsantre olan, beta partikül saçılımı yapan Sm-153 tedavisi sonrası klinik etkinliğini araştırmayı planladık. Materyal-Method: Hormonal tedaviye dirençli, ağrılı kemik metastazı olan prostat kanserli 9 hastaya (ortalama yaş=69±6.26 yıl) tek doz bolus infüzyon şeklinde Sm-153 tedavisi uygulandı (37MBq/kg). Tüm hastaların bir ve/veya birden fazla anatomik lokalizasyonda narkotik analjeziklere dirençli ağrılı kemik metastazları vardı. Tedavi öncesinde metastatik alanlar Tc-99m MDP kemik sintigrafisi ile görüntülendi. Olgular tedaviye uygunluk açısından kemoterapi, radyoterapi öyküleri ve hematolojik toksisite açısından kan sayımları ile değerlendirildi. Çalışmamızda olguların tedavi öncesi ve sonrası ağrı skorları, kemik alkalen fosfataz (ALP), prostat spesifik antijen (PSA) ve hemogram düzeyleri ve tedavi sonrası ortalama yaşam süreleri takip edildi. Bulgular: Hastaların %56'sı (5 hasta) ortalama 30 haftalık gözlem sürecinde terminal dönem hastalık nedeniyle ex oldu. Tüm hastaların tedavi öncesinde Grade 0-1 anemisi, Grade 0 lökositi ve Grade 0 trombositi bulunmaktaydı. Tedavi sonrasında 6. haftada ortalama Grade 1 anemi ile Grade 0, 1 lökosit ve Grade 0 trombosit sonuçları görüldü. Tedavi sonrası 2 hastanın PSA değeri %82 ve %200 oranında azalırken, diğer 7 hastada PSA değerinin %11.2 oranında arttığı görüldü. Hastaların 5' inde değerlendirilen kemik ALP sonuçlarında tedavi öncesi ve sonrası anlamlı değişiklik izlenmedi. Ortalama 31 haftalık (8-56 hafta) gözlem sürecinde olan 4 hastadan 1 hasta ağrısız ve yaşam kalitesi artmış olarak takip edilmeye devam edilirken, diğer üçü terminal dönem hastalık nedeniyle palyatif kemoterapi tedavisi gördü. Tedavi öncesi en çok ağrı hissedilen anatomik lokalizasyonda ağrının şiddeti ortalama %79 ve tedavi sonrası ağrı şiddeti %15 olarak değerlendirildi. Sonuç : Klinik deneyimimize göre ağrılı kemik metastazı olan prostat kanserli hastalarda hematolojik toksisite sınırlarında Sm-153 tedavisi, hastaların ağrı kesiciye olan ihtiyacını azaltmakta ve yoğun ağrı nedeniyle azalan yaşam kalitesini belirgin oranda artırmaktadır.

Antineoplastik ajanlarAğrıKemik neoplazmları+4
Neslihan İncili
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Bor türevlerinin benign prostat hiperplazisi (bph) üzerine etkilerinin araştırılması

Benign prostat hiperplazisi (BPH) erkeklerde en sık görülen benign adenom olup mesane çıkımında tıkanıklığa neden olmaktadır. BPH, prostat büyümesi ve kronik enflamasyon ile ilişkili önemli klinik semptomlara yol açan kompleks bir sendromdur. Erkeklerin yaklaşık % 40'ı hayatları boyunca bu hastalığa yakalanma riski taşımaktadırlar. BPH histolojik olarak prostat epitel ve stromal hücrelerin aşırı derecede çoğalması ile tanımlanmaktadır ve proliferasyonda, farklılaşmada, apoptoz ve senesensteki değişiklikleri içeren kompleks hücresel değişimler sonucu meydana gelmektedir. Bor ve türevlerinin anti-enflamatuvar ve immün yanıt düzenleyici özellikleri nedeniyle, kronik enflamasyon ve hücre proliferasyonu ile karakterize edilen BPH gibi hastalıkların tedavisinde potansiyel olarak kullanılabileceği öngörülebilir. Bununla birlikte gerek epidemiyolojik gerekse hayvan ve laboratuvar çalışmalarından borun anti-proliferatif etkilerine ek olarak anti-kanserojen bir özelliğe de sahip olduğu görülmektedir. Bu bağlamda çalışmanın en önemli çıkarımlarından birisi BPH–Bor maruziyeti ilişkisinin daha ileri boyutta irdelenmesi gerekliliğidir. Bor ve türevlerinin hücre sinyalizasyon sistemini etkilemesi ya da birçok biyokimyasal süreçte rol oynayan bir olayın oluşumunu ve/veya aktivitesini etkilemesi, BPH hücrelerinin büyümesini ve enflamasyonu engelleyecek bir hedef molekül olma olasılığını artırmaktadır. Dolayısıyla epidemiyolojik çalışmaların yanısıra, ilginin bor bileşiklerinin BPH hücrelerinin çoğalmasını engelleyecek, anti-proliferatif etkisini gösterecek hücresel ve moleküler çalışmalara çevrilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda çalışmamızda BPH-1 hücre hattında bor türevlerinin apoptoz ve DNA hasarı üzerine etkilerinin moleküler açıdan değerlendirilmesi amaçlanmıştır. İlk olarak BPH-1 hücre hattının üreme kinetiğine bakıldı ve BO (Bor Oksit), BA (Borik Asit) ve DPB (Disodyum Pentaborat Dekahidrat) maddelerinin sitotoksisite denemeleri yapıldı. DPB etkin sonuç verdiği için bu kimyasalla diğer denemelere devam edildi. En iyi sonucu DPB verdiği için bu kimyasalla devam edildi. Daha sonra DPB'ın DNA hasarı üzerine etkisi, Western Blot yöntemi ile pH2AX, pATM ve ATM antikorları aracılığıyla değerlendirildi. Aynı zamanda immunofloresan yöntemiyle de pH2AX ve pATM odak sayıları ile DNA hasarı miktarları ölçüldü. Bor ve türevlerinin BPH-1 hücre hattinda apoptoz üzerine etkileri ise, yine Western Blotlama yöntemiyle, p53, p-P53, PARP, kaspaz-3, kaspaz-9 antikorlarının düzeylerine bakıldı. Bu tez çalışmamız çerçevesinde ilk kez DPB uygulamasıyla BPH-1 hücre hattında apoptotik hücrelerin ve DNA hasarına uğramış hücrelerin zamana ve doza bağımlı olarak arttığı belirlenmiştir.

ApoptozisBorBor bileşikleri+5
Elif Soya
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prostat kanser dokusunda eser miktarda bulunan metal konsantrasyonlarının önemi: Histopatolojik evre, PSA, klinik seyir ilişkisi

Bu çalışmanın amacı eser elementlerin prostat kanserindeki olası rollerine ışık tutmaktır. Bu amaçla 1996-2010 yılları arasında kliniğimizde daha önce histopatolojik olarak ?Prostat Adenokarsinomu? tanısı almış ve serum PSA değeri 2,5 ng/ml' nin altında olup histopatolojik olarak ?Benign Prostat Hiperplazisi? tanısı almış olan hastaların patoloji preperatları ICP-OES ve ICP-MS cihazlarında analiz edilerek eser element derişimleri ve bu derişimlerin PSA, histopatolojik evre ve klinik seyirle olan ilişkisi değerlendirildi.Malign prostat dokusunda Cd, Ni ve Ca ortalama derişimleri sırasıyla 55.64 µg/kg (SH:35.12, p=0.033), 784.02 µg/kg (SH:828.24, p<0.001), 656.94 mg/kg (SH:852.39, p<0.001) olmak üzere daha düşük; Fe ortalama derişimi ise 56.52 mg/kg (SH: 33.10, p=0,039) daha yüksek bulunmuştur. Eser element miktarları ile histopatolojik olarak nörovasküler invazyon mevcudiyeti arasındaki ilişki değerlendirildiğinde nörovasküler invazyon olan hastalarda Ca, Mg ve B seviye ortalamaları anlamlı olarak daha düşük miktarda (p=0.043, p=0.016 ve p=0.033) bulundu. Ekstrakapsüler yayılım ve eser element düzeyleri arasındaki ilişki değerlendirildiğinde düşük Zn miktarı ile ekstrakapsüler yayılım arasında anlamlı ilişki saptandı (p=0.016). Hastaların total gleason skorları ile eser element miktarları arasındaki ilişki değerlendirildiğinde B ile negatif, Se derişimleriyle ise istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon (p=0.003 ve p=0.002) saptandı. Preoperatif PSA düzeyleri ile eser element düzeyleri karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmamasına rağmen Fe, Mg, Cu, Se ile preoperatif PSA değerleri arasında pozitif , Cd ve B ile ise negatif korelasyon saptandı. PSA nüksü ile eser element derişimleri arasında bağımsız prognostik ilişki saptanmadı. Eser elementlerin kanser gelişimine nasıl yol açtığı veya olası koruyucu etkilerinin daha iyi anlaşılmasına moleküler düzeyde yapılacak araştırmalar ışık tutacaktır.

Eser elementlerHistopatolojiNeoplazm evreleri+4
İlker Çelen
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Transrektal ultrason eşliğinde prostat biopsisi yapılan hastalarda anksiyetenin ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkileri

Bu çalışmanın amacı, transrektal ultrasonografi eşliğinde prostat biyopsisi yapılan hastalarda anksiyetenin ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini değerlendirmektir. Böylece günümüzde oldukça sık uygulanan bu yöntemden önce anksiyeteyi azaltmaya yönelik herhangi bir tedavi gerekliliği belirlenebilecektir.GEREÇ- YÖNTEM:Prostat biyopsi endikasyonu konulan 50 hastaya işlemden hemen önce HAD (Hospital anxiety of depression) ölçeği ve Kısa Form-36 dolduruldu. Ardından biyopsi işlemi gerçekleştirildi. Daha sonra biyopsideki ağrı seviyesi vizüel analog scale (VAS) ile değerlendirildi.BULGULAR:Hastaların ağrı skorları ile anksiyete arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Anksiyete ile yaşam kalitesi arasında ters yönlü anlamlı ilişki saptandı. Yaş ile ağrı algısı, anksiyete ve yaşam kalitesi arasında ilişki saptanmadı. Prostat boyutu, alınan örnek sayısı ve anormal parmakla rektal inceleme bulgusu ile ağrı algısı arasında anlamlı ilişki saptanmadı.SONUÇ:Bu çalışmada transrektal ultrasonografi eşliğinde yapılan prostat biyopsisinde anksiyetenin işleme bağlı ağrı algısı üzerine etkili bir faktör olmadığı saptandı. Bu nedenle biyopsi öncesi anksiyeteye yönelik profilaktik tedaviye gerek olmadığı kanaatindeyiz. Hastaların anksiyetesi ile yaşam kaliteleri arasında ters yönlü anlamlı bir ilişki gözlendi. Ancak anksiyetesi olan hastaların yapılan invaziv işleme mi yoksa kanser korkusuna mı bağlı olduğu araştırılmadı. Bu nedenle daha geniş hacimli ve anksiyeteyi anlık değerlendirebilen ölçeklerin kullanıldığı prospektif çalışmalarla bu konuya daha iyi kanıt elde edilebileceği kanaatindeyiz.

AnksiyeteAğrıBiyopsi+3
Mehmet Uyanık
Manisa Celal Bayar University
2012
00

Related subjects