Knee prosthesis
89 theses under this subject heading
Diz protezi ameliyatı öncesi hastalara verilen eğitimin derin ven trombozu gelişimine yönelik etkisi
Hasta eğitimi, hastaların sağlık durumları ve tedavi süreçleri hakkında bilgi edinebildikleri temel yaklaşımdır. Bu çalışmada ortopedi servisinde diz protezi ameliyatı geçirecek olan hastalara ameliyat öncesi dönemde verilen hasta eğitiminin, ameliyat sonrası dönemde DVT gelişimine etkisinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmaya diz protezi ameliyatı olacak olan 60 hasta dahil edildi. Hastalar kontrol ve deney gruplarına ayrıldı. Deney grubundaki hastalara ameliyattan 24 saat önce eğitim kitapçığı ile hasta eğitimi verildi. Kontrol grubundaki hastalara ise sadece klinik uygulamadaki bakım verildi. Sosyo-Demografik Özellikler Veri Toplama Formu ve Derin Ven Trombozunu Önlemeye Yönelik Bilgi ve Davranış formu aracılığı ile alındı. Bu iki form araştırmacılar tarafından ilgili literatürler incelenerek hazırlandı. Deney grubunun ameliyat sonrası bilgi düzey değerlerinin kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlendi (p<0.05). Total diz protezi ameliyatı olan hastaların cinsiyetlerine göre %85'i kadın, %15'i erkekti. Deney grubunda ' Bu ameliyat toplar damarlarınızda pıhtı ( tıkanıklık) yapar mı? ' sorusuna %93.3 kişi 'Evet' yanıtını verdi. Kontrol grubunda bu doğru yanıtı veren %70 kişiydi. Aralarındaki fark istatiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). İki grup arasında bacaklarında 'kızarıklık, ısı artışı, şişlik bir arada olduğunda yürür müsünüz' sorusuna verilen yanıtlarda iki grup arasında istatistiksel bir fark olmadığı tespit edildi (p>0.05). Tüm grupta ' DVT çorabınızı sabah kalkar kalkmaz yürümeden giyermisiniz ? 'sorusuna 'Evet giyeriz' ifadesini kullananlar %100 deney grubunda, %70 kontrol grubundadır. Aralarındaki fark istatiksel olarak anlamlıydı (p<0.05) Sonuç olarak, ''DVT hasta eğitim rehberi'' ile verilen planlanmış bir sağlık eğitiminin ameliyat sonrası iyileşme sürecine olumlu katkı sağladığı, ameliyattan bir gün önce eğitim verilen deney grubu hastalarının DVT'ye yönelik bilgi ve davranış durumları kontrol grubuna göre taburculuk öncesi daha iyi ve istatiksel olarak da anlamlıydı. Eğitim materyali uygulanan ve yüz yüze eğitim alan deney grubu hastalarının bilgi ve davranış düzeyleri, sadece klinik rutin uygulama verilen hastalardan daha iyi ve istatiksel olarak anlamlıydı. Anahtar kelimeler: Derin Ven Trombozu; Eğitim
Diz artroplastisinde Suprainguinal Fasya İliaka Bloğu (SFİB) uygulamasında adjuvan olarak eklenen deksametazonun postoperatif ağrı, analjezik tüketimi ve blok özellikleri üzerine etkisi
Amaç: Total diz artroplastisi (TDA), sıklıkla uygulanan ortopedik cerrahi prosedürlerden biridir ve genellikle yoğun postoperatif ağrıya neden olur. Bu nedenle, intravenöz, nöroaksiyel ve infiltratif tekniklerin yanı sıra, ultrasonografi eşliğinde rejyonel anestezi teknikleri de ağrı tedavisinde vazgeçilmez olmuştur. Kliniğimizde, TDA cerrahilerinde postoperatif ağrı tedavisinde suprainguinal fasya iliaka bloğu (SFİB) uygulanmaktadır. Rejyonel anestezi tekniklerinin etkinliğini artırmak ya da sürelerini uzatmak amacıyla adjuvanlar kullanılmaktadır ve deksametazon da bu adjuvanlardan biridir. Bu çalışmada, spinal anestezi altında TDA yapılan hastalarda, 50 ml lokal anestezik ile uygulanan SFİB ile lokal anestezik karışımına adjuvan olarak deksametazon eklenen hastaların postoperatif analjezik gereksinimlerini karşılaştırmayı amaçladık. Ayrıca, bu iki grupta ağrı skorları, blok süreleri, motor ve duyusal bloğun özellikleri ile derlenme kalitesine dair ölçümler yapmayı ve karşılaştırmayı hedefledik. Yöntem: Bu çalışma, üçüncü basamak bir üniversite hastanesinde yapılan prospektif, randomize kontrollü ve çift kör olarak yürütülen bir çalışmadır. TDA için planlanmış 18-75 yaş arası Amerikan Anesteziyoloji Derneği (ASA) sınıfı I-III olan hastalar çalışmaya dahil edildi. Her iki grupta da bloklar cerrahinin sonunda uygulandı. Hastalar, kullanılan lokal anesteziğe göre Grup I (%0,25'lik bupivakain, 50 ml) ve Grup II (%0,25'lik bupivakain + 8 mg deksametazon, 50 ml) olarak iki gruba ayrıldı. Çalışmada hasta kontrollü analjezide opioid (morfin) gereksinimi takipler süresince kaydedildi ve hastaların ağrı şiddeti sayısal değerlendirme ölçeği (NRS) kullanılarak ölçüldü. Değerlendirilen primer sonuç, 24 saatlik kümülatif opioid tüketimiydi. Sekonder sonuçlar ise grupların postoperatif 24 saatlik takiplerinde NRS skorları, ilk opioid ihtiyacına kadar geçen süre ve kuadriseps kası motor bloğunun varlığı olarak belirlendi; ayrıca, bulantı, kusma varlığı, derlenme kalitesi skoru (QoR-15) ve TUG (3 metre yürüme) testi de belirlendi. Bulgular: Çalışmaya 59'u kadın, 21'i erkek olmak üzere toplam 80 hasta alındı (Grup I:40, Grup II:40). Gruplar arasında demografik özellikler açısından yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi ve ASA sınıflandırması verileri benzerdi. (p>0,05). Her iki grup arasında postoperatif istirahat ve hareket sırasında NRS değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,01). Ancak, Grup II'de ilk analjezik ihtiyacının zamanının uzadığı ve 24 saatlik kümülatif opioid tüketiminin daha az olduğu belirlendi (p<0,05). Kuadriseps kas güçsüzlüğü, çalışmaya katılan tüm hastalarda 24. saat sonunda negatif olarak belirlenmiş olup, her iki grupta da ilk 24 saatlik takipleri boyunca benzer seviyelerde seyretti (p>0,05). Bulantı ve kusma gibi yan etkiler her iki grupta benzer bulundu (p>0,05). 24. saat sonunda yapılan 3 metre yürüme testi süresi Grup I'de daha kısa bulundu (p<0,05). Her iki grupta da postoperatif 24. saatte yapılan QoR-15 anketinde sonuçlar benzer bulundu ve sonuçlar hastalar tarafından iyi olarak bildirildi (p>0,05). Sonuç: Bu prospektif, randomize çalışmamızda, spinal anestezi altında TDA cerrahisi uygulanan hastalarda postoperatif SFİB uygulamasına eklenen deksametazonun, adjuvan eklenmeyen gruba göre opioid gereksinimini azalttığı ve ilk analjezik tüketim zamanını geciktirdiğini belirledik. Ancak diğer postoperatif parametreler iki grup arasında benzerdi. SFİB'in TDA'da kullanımında volüm, konsantrasyon ve kombine rejyonal teknikler gibi açılardan değerlendirileceği homojenize gruplarda yürütülmüş çalışmalara ihtiyaç vardır.
Total diz artroplastili bireylerde iki farklı telerehabilitasyon uygulamasının etkinliğinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, total diz artroplastisi uygulanan primer diz osteoartritli bireylerde standart telerehabilitasyon (STR) ve dijital içerikli telerehabilitasyonun (DİTR) ağrı, eklem hareket açıklığı (EHA), eklem pozisyon hissi (EPH), Kuadriseps kas kuvveti, diz fonksiyonu ve fonksiyonel performans, yapay eklemi unutma becerisi, kinezyofobi ve egzersiz uyumuna etkisinin karşılaştırılmasıydı. Bununla birlikte DİTR grubundaki bireylerin telerehabilitasyon memnuniyetlerinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışmaya yaş ortalamaları 68,94±8,66 yıl olan 36 birey dahil edildi. Bireyler basit rastgele randomizasyon yöntemiyle DİTR grubu (n=18, ortalama yaş: 67,33±9,62 yıl) ve STR grubu (n=18, ortalama yaş: 70,56±7,52 yıl) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Her iki gruptaki bireylere 8 haftalık standart ev egzersizlerini günde 3 defa 10 tekrarlı olacak şekilde yapmaları önerildi. STR grubundaki bireyler egzersizlerini kâğıt broşürler aracılığıyla aldı ve haftada 3 defa sesli arama ile takip edildi. DİTR grubundaki bireyler ise egzersizlerini dijital broşürler ve asenkron videolar aracılığıyla aldı ve haftada 3 defa sesli arama, mesajlaşma ve görüntülü görüşmeler ile takip edildi. İstirahat, aktivite ve gece ağrısı Görsel Analog Skalası (GAS) ile; EHA ve EPH dijital gonyometre ile; kas kuvveti el dinamometresi ile; diz fonksiyonu Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) ve Diz İncinme ve Osteoartrit Sonuç Skoru Fiziksel Fonksiyon Kısa Formu (Knee Injury and Osteoarthritis Outcome Score, KOOS-PS) ile; fonksiyonel performans 5 Tekrarlı Otur Kalk Testi (5TOTK) ile; yapay eklemi unutma becerisi Unutulan Eklem Skoru-12 (UES-12) ile; kinezyofobi Kısa Kinezyofobi Ölçeği (KKÖ) ile; egzersiz uyumu "Egzersize Uyum Derecelendirme Ölçeği" (EUDÖ) ile; telerehabilitasyon memnuniyetleri Teletıp Memnuniyet ve Yararlılık Anketi (TMYA) ile değerlendirildi. Taburculuk gününde bireylerin ağrıları, EHA ve EPH, diz fonksiyonu ve fonksiyonel performansları ve kinezyofobileri değerlendirilirken; 4. hafta ve 8. haftada tüm değerlendirmelere ek olarak EUDÖ, UES-12 ve kas kuvveti değerlendirildi. Dördüncü haftanın sonunda ağrı (p<0,005), opere taraf EHA (p<0,05), 5TOTK (p=0,029), diz fonksiyonu (p<0,001), Kuadriseps kas kuvveti (p=0,006), KKÖ (p<0,001), UES-12 (p<0,001) ve EUDÖ (p<0,005) açısından iki grup arasında anlamlı fark bulunurken; EPH açısından gruplar benzerdi (p>0,05). Sekizinci hafta sonunda ağrı (p<0,001), opere taraf EHA (p<0,05), Kuadriseps kas kuvveti (p<0,001), diz fonksiyonu (p<0,05), 5TOTK (p<0,05), UES-12 (p<0,001) ve EUDÖ (p<0,005) açısından DİTR grubunun lehine anlamlı fark bulunurken; EPH, gruplar arasında benzerdi (p>0,05). DİTR grubundaki TMYA skorları hem 4.haftada (min-maks 101,00-105,00) hem de 8.haftada (min-maks 103,50-105,00) yüksekti. Sonuç olarak, total diz artroplastili bireylerde standart ev egzersizlerine ek olarak verilen telerehabilitasyon uygulamalarının kullanımı, hem 4. haftada hem de 8. haftada ağrı, EHA, kas kuvveti, diz fonksiyonu ve fonksiyonel performans, yapay eklemi unutma becerisi, kinezyofobi ve egzersiz uyumu açısından standart ev egzersizlerinden daha iyi bulunduğundan klinikte uygulanması önerilir.
Total diz protezi yapılacak hastalarda preoperatif egzersiz eğitiminin postoperatif klinik ve fonksiyonel sonuçlarına etkisi
Amaç: Bu çalışmada gonartrozlu dizlerde Preoperatif Egzersiz Eğitiminin total diz protezi ameliyatı yapılacak hastalarda prospektif olarak incelenerek erken dönem klinik, fonksiyonel ve radyolojik sonuçlarının ortaya konulmasıdır. Materyal ve Metod: Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde mayıs 2022 ve temmuz 2023 tarihleri arasında primer osteoartritli 68 hastanın 50 dizi çalışmaya dâhil edildi. 50 yaş ve üzeri, primer osteoartritli, varus gonartrozlu hastalar çalışmaya dâhil edilirken, 50 yaşından genç hastalar, romatoit artrit, posttravmatik artrit veya septik artrite sekonder osteoartrit gibi sekonder osteoartritli, valgus gonartrozlu ve aynı seans bilateral diz protezi yapılan hastalar çalışmaya dâhil edilmedi. Hastalara arka çapraz bağ koruyan çimentolu total diz protezi uygulandı. Eğitim grubundaki hastalardan, ameliyattan 12 hafta önce kendilerine verilen egzersiz eğitimininden sonra Amerikan Kalça ve Diz Cerrahları Derneği tarafından pre-operatif dönemde uygulanması tavsiye edilen egzersizleri uygulamaları istendi. Hastalara çalışma başlangıcında ve operasyondan iki hafta sonra klinik ve radyolojik değerlendirme yapıldı. Amerikan Diz Cemiyeti skoru ve WOMAC skoru, TAMPA kinezyofobi değerlendirilerek ameliyat öncesi ile karşılaştırıldı. Hastaların radyolojik değerlendirilmesi ise Total Diz Protezi Radyolojik Değerlendirme Kriterlerine göre yapıldı. Elde edilen sonuçlar preoperatif eğitim verilen kontrol grubu ve eğitim verilmeyen grupla karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 50 hastanın 7'si (%13,7) erkek ve 43'ı (%84,3) kadındı. Hastaların yaş ortalaması 64,90±7,29 idi. Hastaların vas ağrı skorlamasında ameliyat öncesi egzersiz grubunda ort 8,16 kontrol grubunda 7,96 iken ameliyat sonrası egzersiz grubunda 3,4 kontrol grubunda 4,2'e düştüğü görüldü görüldü. her iki grupta da ağrı ile ilişkili skorların iyileştiği ve bu gelişmelerin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu saptandı. Hastaların fleksiyon ve ekstansiyon sonuçlarına ait grup içi veriler analiz edildiğinde her iki grupta da eklem hareket açıklığı ile ilişkili skorların iyileştiği ve bu gelişmelerin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu saptandı. Hastalarda ameliyat öncesi egzersiz grubunda ortalama 11,52±4,65 varus, kontrol grubunda ise 13±4,5 varus varken ameliyat sonrası bu değerler egzersiz grubunda ortalama 2,62±1,82 valgus kontrol grubunda 2,61±2,08 valgus olarak tespit edildi. Hastaların TAMPA kinezyofobi incelenmesinde ameliyat öncesi egzersiz grubunda ortalama 40,16±3,44 kontrol grubunda 39,12±3,01 iken ameliyat sonrası bu değerler egzersiz grubunda 30,96±4,14 kontrol grubunda ise 33,08±2,94 tespit edildi. Hastaların radyolojik incelemesinde hiçbir hastada osteoliz bulgusuna rastlanmadı. Hastaların takibleri süresince hiçbir hastada derin protez enfeksiyonu görülmedi ve revizyon uygulaması hiçbir hastaya uygulanmadı. Sonuç: TDA sonrası hastaların fonksiyonel kapasitelerinin ve günlük yaşamda bağımsızlıklarının artması için rehabilitasyon süreci vazgeçilmezdir. Osteoartrit hastalarda dejenere ve afonksiyonel olduğu düşünülerek planlanan total diz protezi ameliyatında, ameliyat öncesi verilen egzersiz eğitim programının ameliyat sonrası hastalarda iyileştirici güç olduğu düşünülmektedir. Preoperatif başlanan rehabilitasyon, hastaların kas gücü rezervinin artmasını ve kişilerin postop yaklaşımlar için bilinç kazanmasını sağlamaktadır. Anahtar kelime: Osteoartrit, gonartroz, artroplasti, ameliyat öncesi egzersiz eğitimi
Manyetoreolojik (MR) sönümlendiricili diz eklemi tasarımı ve analizi
Bu tez kapsamında, diz üstünden bacağını kaybetmiş kişilere doğal hareket kabiliyetlerini geri kazandırmak amacıyla çevresel koşullara ve kullanıcının isteklerine uyum gösterebilecek elektronik denetimli, yarı etkin, diz üstü protez tasarımı gerçekleştirilmiştir. Tasarımı gerçekleştirilen protez, içerisinde eyleyici olarak manyetoreolojik sönümlendirici içermektedir. Akım ile denetlenebilen bu sönümlendirici, kısa tepki süresi sayesinde sürekli zamanlı denetime uygunluk sağlamaktadır. Kullanıcının kalçasından yürüyüş süresince üretilen torkun uygun değerlere sönümlendirilmesi doğal diz hareketine yakın bir hareketin elde edilmesine imkân vermektedir. Denetimin gerçekleştirilebilmesi için ilk şart yürüyüşün ve sönümlendiricinin davranışının kuramsal modelinin elde edilmesidir. Sonraki aşamada ise elde edilen modeller ve denetim bloğu benzetim ortamına taşınarak, başarım ölçüm çalışmaları yürütülmektedir. Kuramsal model oluşturulurken kinematik davranış ve kinetik davranış ayrı ayrı incelenmektedir. Yürüyüşün tam kinematik analizi yapılırken bacak ve ayak, üç eklemli ve üç bağlantılı bir yapı olarak alınmış, ileri kinematik, ters kinematik, hız kinematiği ve yörünge üretimi konuları ele alınmıştır. Kinetik davranış ise yürüyüş süresince bacağın ve ayağın yer düzlemi ile olan ilişkisinden türetilen dinamik denklemlerin çözümlenmesi ile belirlenmektedir. Elde edilen diferansiyel denklemler sayesinde hareketin kinematik değişkenleri (yer değiştirme, hız ve ivme) ile dinamik (kuvvetler ve torklar) değişkenleri arasında bağ kurulmaktadır. Hem kinetik hem kinematik davranışlar incelenirken elde edilen analitik modellerin başarımları benzetim ortamında gerçek yürüyüşten elde edilen kinetik ve kinematik ölçümler ile belirlenmiştir. Sonraki aşamada ise elde edilen kuramsal model benzetim ortamına taşınmıştır ve girdi-çıktı ilişkileri kurularak istenilen hareket türlerinin denetimi model üzerinden gerçekleştirilmiştir. Gerçek yürüyüş verileri kullanılarak doğrulanmış kuramsal modeller, kapalı döngü denetleme yapısında ele alınmıştır ve sonuçları irdelenmiştir. Bulunan diferansiyel eşitliklerin protezli yürüyüşü ne ölçüde ifade edebileceği ve denetlenebilirliği bu bölümde yapılan çözümlemeler sonucu türetilmiştir. Bulunan sonuçlar özellikle sarkaç modeli ile ortaya çıkan duruş fazı hatalarının ters sarkaç modeli ile düzeltilebileceğini göstermektedir. Yürüyüşün salınım ve duruş evresinde ikili sarkaç modelinin ortak olarak kullanılmasıyla ortaya çıkan ve raporlanan denetim problemlerine duruş evresinde ters sarkaç yönteminin önerilmesi ile önemli bir iyileştirme gerçekleştirilmiştir. Gömülü sistem üzerinde yapılan denetimde ise benzetim ortamından elde edilen denetim parametreleri ile mikrodenetleyici üzerinde koşulan bir sürekli zamanlı denetim algoritması, sönümlendiriciyi süren akım sürücü devreyi yönlendirmekte, ölçülen ve kestirilen hedef harekete göre eklemde değişken bir tork üretilmektedir. Ölçülen diz açısı ile referans diz açısı arasındaki farka göre denetleyici, sönümlendiricinin sertlik seviyesini gerçek zamanlı olarak ayarlamaktadır. Bu uygulamanın en önemli beklentilerinden biri referans diz açısının sisteme uygun bir biçimde verilebilmesidir. Bu amaçla protezde mevcut olan atalet sensörleri üzerinden diz açısı kestirimi yapılmıştır. Yapılan deneyler ve çözümlemeler ışığında, manyetoreolojik sönümlendiricinin sürekli zamanlı denetime uygunluğu tespit edilmiş ve sonuçlar raporlanmıştır.
Total diz artroplastisinde sabit insert ve hareketli insert dizaynlarının uzun dönem sonuçlarının değerlendirilmesi
Total diz artroplastisi (TDA), diz osteoartritinde yüksek başarı gösteren bir prosedür olarak tüm dünyada ve ülkemizde giderek artan oranda uygulanmaktadır. Diz artroplastisi uygulanan bireylerin ortalama yaşlarındaki düşüşle birlikte, protezin uzun süre sağkalımı ve cerrahinin klinik sonuçları hakkındaki hasta beklentileri son zamanlarda artmıştır. Çalışmamızda uzun dönem takip süresi sonunda, Posterior stabilize total diz protezi sisteminin sağkalım oranını, klinik ve radyolojik sonuçlarını değerlendirmeyi planladık. Haziran 2002-Ocak 2010 tarihleri arasında Anabilim Dalımızda Nexgen LPS-Flex (posterior stabilized- Posterior stabilize) diz sistemi ile total diz artoplastisi uygulanan ve en az 10 senelik takip süresi olan 248 hastanın 328 dizi incelenmiştir. Ortalama takip süresi 13.2± 2.1 yıl olan hastaların %16.9'u erkek iken ortalama yaş 67.2yıl (25-81) idi. 69 dizde hareketli insert tercih edilirken 259 dizde ise sabit insert tercih edilmişti. Amerikan Diz Cemiyeti'nin değerlendirme sistemi ve Unutulmuş Eklem Skoru'nun Türkçe Adaptasyonu kullanılarak ameliyat öncesi ve son takip dönemindeki klinik ve fonksiyonel değerlendirmeler yapıldı. Amerikan Diz Cemiyeti'nin Diz ve Fonksiyon Skorları yanı sıra, eklem hareket açıklığı ve tibiofemoral dizilim açısından en son takipte ameliyat öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı bir gelişme vardı (p<0.05). Sabit ve hareketli insert grupları arasında diğer klinik parametreler açısından anlamlı fark olmasa da son takip döneminde uygulanmış olan Unutulmuş Eklem Skoru açısından anlamlı fark vardı (p:0.026). 17 hastada revizyon cerrahisi gerekti ve tüm hastalarda ele alındığında son takip döneminde implant sağkalım oranı %94.8 idi. Sonuç: NexGen LPS-Flex diz sistemi ortalama 13.2 yılda % 94.8 implant sağkalım oranı ile tatmin edici klinik ve radyolojik sonuçlar göstermektedir. Uzun takip süresi sonunda sabit ve hareketli insert grubu kıyaslandığında Unutulmuş eklem skoru açısından sabit insert grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır.
Total kalça ve diz protezi yapılan osteoartritli yaşlı kadınlarda ağrı, fonksiyonel durum ve günlük yaşam aktivitelerinin belirlenmesi
Çalışma total kalça ve diz protezi yapılan osteoartritli yaşlı kadınlarda ağrı, fonksiyonel durum ve günlük yaşam aktivitelerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı şekilde yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Ankara Üniversitesi İbni Sina Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Polikliniğine Ağustos 2017- Kasım 2018 tarihleri arasında başvuran total kalça ve diz protezi ameliyatı olan 290 osteoartritli yaşlı kadın hasta oluşturmuştur. Çalışmanın verileri Tanıtıcı Bilgi Formu, Görsel Analog Skala (VAS), Fonksiyonel Değerlendirme Formu ve Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma, ortanca, minimum, maksimum) ve Wilcoxon testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda total kalça ve diz protezi yapılan hastalarda artroplasti sonrası 6. haftada tüm hastaların hafif düzeyde devam eden ağrısı olduğu; ağrı, enfeksiyon, dislokasyon korkusu, artrodez, düşme korkusu gibi nedenlerden dolayı mobilizasyon kısıtlılığı olduğu belirlenmiştir. Ayrıca hastaların fonksiyonel düzeylerinin artroplasti öncesine göre daha iyi hale geldiği, buna bağlı olarak Fonksiyonel Değerlendirme puan ortancası ve Barthel İndeksi puan ortancasının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı görülmüştür. Çalışma sonuçlarına göre hastalar artroplasti öncesine göre daha az olmakla birlikte ağrı ve fonksiyonel kısıtlama yaşamaktadırlar. Bu nedenle işlem sonrası akut dönemde hemşirelik bakımında semptom yönetimine önem verilmesini önermekteyiz. Anahtar Kelimeler: Fonksiyonel durum, hemşirelik, mobilite, osteoartrit, total kalça ve diz artroplastisi
Total diz artroplastili bireylerde aktivite öz algısının Kinezyofobi ve fonksiyonel iyileşmeye etkisi
Bu çalışma total diz artroplastisi geçirmiş bireylerin aktiviteler hakkındaki algısının erken dönemde fonksiyonel iyileşme sürecine ve kinezyofobiye etkisi araştırmak için planlandı. Çalışmaya 45-80 yaşları arasında en az bir dizinden artroplasti geçirmiş 40 birey katıldı. Çalışmada pre-operatif dönemde, post operatif dönem üçüncü ve altıncı haftalarda birer kez olmak üzere toplamda üç kez değerlendirme uygulandı. Bireylerin aktivite algısını değerlendirmek için Aktivite Öz Değerlendirme Ölçeği (OSA), fonksiyonel sonuçları değerlendirmek için Diz İncinme ve Osteoartrit Sonuç Skoru (KOOS), kinezyofobiyi değerlendirmek için TAMPA Kinezyofobi Ölçeği ve problem yaşanan aktiviteleri değerlendirmek için Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ) kullanıldı. Kinezyofobisi olan ve olmayan bireylerin aktivite algı düzeyleri arasındaki farka Mann Whitney U testi ile bakıldı. Aktivite öz algısı kinezyofobisi olan ve olmayan iki grup için karşılaştırıldı. Kinezyofobisi olmayan bireylerin aktivite algı düzeylerinin istatistiksel açıdan daha yüksek olduğu bulundu (p<0,05). Bireylerin aktivite öz algılarının fonksiyonel iyileşme üzerindeki etkisini belirlemek için, OSA testinin üç alt parametresine ait önem ve performans puanları için ayrı ayrı sınır değerler hesaplandı. Bireyler düşük ve yüksek algıya sahip olanlar olarak gruplandırıldı. Bireylerin OSA verileri ve KOOS testinin beş alt parametresi arasında tekrarlı ölçümlerde çift yönlü varyans analizi testi uygulandı. Aktivite algısının semptomlardaki değişimlere ve günlük yaşam aktivitelerindeki iyileşmeye pozitif etkisi bulunurken (p<0,05); bireylerin yaşam kalitesi, ağrı ve spor ve serbest zaman aktivitelerine etkisi olmadığı tespit edildi (p>0,05). Bireylerin aktivite yeterlilikleri hakkındaki öz algıları bireylerin kinezyofobi varlığını ve şiddetini etkilemektedir. Aktivite öz algısının geliştirilmesi kinezyofobiyi azaltabilir. Cerrahi öncesinde aktivite algısına yönelik konuların incelenmesi erken dönem sonuçları etkileyebilir.
Total diz protezi uygulanan hastalarda öğrenim gereksinimlerinin belirlenmesi
Bu araştırmanın amacı, ilk kez total diz protezi ameliyatı olan hastaların, öğrenim gereksinimlerinin belirlenmesidir. Tanımlayıcı türde olan bu araştırma, 01 Eylül 2018 – 28 Şubat 2019 tarihleri arasında Manisa'nın Turgutlu ilçesinde yer alan Turgutlu Devlet Hastanesi ortopedi kliniğinde yürütüldü. Araştırma örneklemini, ilk kez total diz protezi ameliyatı olan 104 hasta oluşturdu. Veriler Sosyodemografik Veri Toplama Formu ve Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği (HÖGÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin istatistik analizlerinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler kullanıldı. Araştırmaya katılan hastaların %87.5'inin kadın, %53.8'inin 65 yaşın üstünde, %87.5'inin evli, %56.7'sinin ilkokul mezunu, %72.1'inin çalışmadığı, %66.3'ünün kronik hastalığının olduğu ve sürekli ilaç kullandığı ve daha önce hastaneye yatanların %44.2'sinin cerrahi nedenlerle yattığı saptanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların %92.3'ü taburculuk eğitimi aldığı, taburculuk eğitimi alan hastaların ise %40.4'ünün taburculuk eğitimini fizyoterapistten aldığı belirlenmiştir. Araştırma kapsamına alınan 104 hastanın öğrenim gereksinimleri toplam puan ortalaması 191.18±25.19, önem düzeyi 3.59 olarak bulundu. HÖGÖ toplam ve alt ölçekler incelendiğinde; hastalar için en önemli öğrenim gereksiniminin cilt bakımı alanında çok önemli düzeyde (ortalama=20.75±2.57, önem düzeyi=4.15), en az önemli öğrenim gereksiniminin ise duruma ilişkin duygular (ortalama=16.17±4.50, önem düzeyi=3.23) düşük düzeyde olduğu görüldü. HÖGÖ' den aldıkları puanları ile yaş grupları karşılaştırıldığında 66 yaş ve üstü olan grubundaki hastaların öğrenim gereksinimleri puan ortalamaları, 65 yaş ve altındaki gruba göre daha yüksek bulunmuş, alt gruplardan duruma ilişkin duygular ve toplam puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Hastanede yatış süresine göre HÖGÖ toplam ve ölçek alt boyut puan ortalamaları karşılaştırıldığında yaşam aktiviteleri puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Araştırmaya katılan hastaların en önemli öğrenim gereksiniminin ameliyat yarasının bakımını nasıl yapması gerektiği olarak belirlendi. Bu araştırmanın sonucunda, total diz protezi ameliyatı geçiren hastaların taburculuk öncesi öğrenim gereksinimlerinin önemli düzeyde olduğu, taburculuk öncesi bilgilendirmenin öğrenim gereksinimlerini azalttığı saptanmıştır. Hastaların bireysel özelliklerine ve öğrenim gereksinimlerine uygun planlı taburculuk eğitiminin yapılması önerilebilir. Anahtar Sözcükler: total diz protezi; öğrenim gereksinimleri; taburculuk; hemşirelik
CAD/CAM ve konvansiyonel döküm yöntemleriyle üretilen kobalt-krom ve titanyum metal alt yapılı seramik kronların marjinal ve internal uyumlarının in vitro karşılaştırılmalı olarak araştırılması
Metal-seramik restorasyonlar, klinik kullanımı en yaygın olan sabit protez çeşididir. Kıymetli metal alaşımlarının çok pahalı olması, titanyumun baz metal alaşımlarına göre yüksek biyolojik uyumu, korozyona karşı direnci, düşük ısı iletkenliği ve düşük yoğunlukta oluşu son yıllarda titanyum alaşımlarının popüleritesini ve diş hekimliğinde kullanım alanlarını arttırmıştır. Gelişen eksiltme ve ekleme gibi bilgisayar teknolojilerinin diş hekimliği alanlarında kullanılmaya başlanması, döküm yöntemleriyle hazırlanan metal alt yapılı restorasyonların üretim tekniğini de değişime uğratmıştır. Farklı üretim yöntemleriyle üretilen metal alt yapılar, restorasyonların marjinal ve internal uyumunu etkilemektedir. Bu çalışmadaki amaç; CAD/CAM ve konvansiyonel yöntemle üretilen kobalt krom ve titanyum alt yapılı seramik kronların marjinal ve internal uyumlarının değerlendirilmesidir. İn vitro gerçekleştirilen çalışmada deneysel olarak hazırlanan tek kronların dişe uyumu silikon replika yöntemi ile mikro-BT cihazında incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, CoCr döküm, CoCr milling, Ti döküm, Ti milling gruplarının marjinal aralık değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. İnternal aralıktaki aksiyal duvar bölgesinde CoCr döküm ile CoCr milling grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken, Ti döküm ile Ti milling grupları arasında ki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. İnternal aralıktaki aksiyo-okluzal köşe bölgesinde en yüksek değer CoCr milling grubunda daha sonra sırasıyla Ti milling, Ti döküm ve CoCr döküm gruplarında gözlenmiştir. Gruplar arasındaki bu farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. İnternal aralıktaki okluzal alan bölgesinde en yüksek değer CoCr milling grubunda daha sonra sırasıyla Ti döküm, CoCr döküm ve Ti milling gruplarında gözlenmiştir. Gruplar arasındaki bu farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. İnternal aralık hacim değerleri arasında en düşük değer Ti milling grubunda daha sonra sırasıyla CoCr döküm, CoCr milling ve Ti döküm gruplarında gözlenmiştir. Gruplar arasındaki bu farklılıklar CoCr döküm grubu hariç istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Titanyum milling; CoCr milling; CoCr döküm; Titanyum döküm; marjinal ve internal uyum; internal hacim değerleri
Diz protezi uygulanan kırılgan yaşlılarda bakım ve rehabilitasyon algısı ile iyileşme kalitesi arasındaki ilişki
Bu araştırma; diz protez cerrahisi uygulanan kırılgan hastaların ameliyat sonrası bakım ve rehabilitasyon algıları ile iyileşme kaliteleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte olan araştırmanın örneklemini; diz protez cerrahisi uygulanan 136 hasta oluşturdu. Verilerin toplanmasında; "Hasta Tanıtıcı Özellikler Formu", Edmonton Kırılganlık Ölçeği (EKÖ); "Hasta Bakım ve Rehabilitasyon Algısı Ölçeği (HBRAÖ)" ve "İyileşme Kalitesi 40 Anketi (İKA-40) kullanıldı. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Ayrıca ölçekler arası ilişki Pearson korelasyon analizi, ölçeklerin birbiri üzerinde etkisi ise doğrusal regresyon analizi ile değerlendirildi. Çoğunluğu (%93.4) kadın olan hastaların yaş ortalamaları 70.07±4.250 olarak belirlendi. Hafif kırılgan (8.56±1.332) olarak belirlenen hastaların HBRAÖ ve İKA-40 puanları sırasıyla; 65.59±9.573 ve 159.38+16.168 olarak saptandı. Diz protez cerrahisi uygulanan hastaların EKÖ ile HBRAÖ, İKA-40 toplam ve alt boyut puan ortalamaları arasında negatif yönlü; HBRAÖ, İKA-40 toplam ve alt boyut puan ortalamaları arasında ise istatistiksel açıdan pozitif yönlü ilişki olduğu tespit edildi (p<0.05). Hastaların İKA-40 toplam ve alt boyut puan ortalamaları üzerinde EKÖ'nün negatif; HBRAÖ ve tüm alt boyut puan ortalamalarının ise pozitif yordayıcılar arasında olduğu belirlendi. Sonuç olarak diz protez cerrahisi uygulanan yaşlı hastaların iyileşme kalitesi üzerinde kırılganlık ile birlikte hasta bakım ve rehabilitasyon algılarının etkili faktörler olabileceği saptandı (p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda, hasta merkezli bakımda kırılganlık patofizyolojisine yönelik hemşirelik girişimlerinin planlanması ve kırılgan yaşlıların bakım-rehabilitasyon algılarını iyileştirici uygulamaların, hemşirelik bakım sürecinde göz ardı edilmemesi önerilir. Anahtar kelimeler: Diz protezi, Yaşlı, Kırılganlık, Bakım algısı, Rehabilitasyon, İyileşme kalitesi Tez Danışman: Doç. Dr. Gülden KÜÇÜKAKÇA ÇELİK Sayfa Sayısı:61
Medial kompartman gonartrozunda oxford faz 3 unikompartmantal protezin orta dönem klinik ve radyolojik sonuçları
İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde Eylül 2005-Mart 2011 tarihleri arasında ameliyat edilip en az 6 aylık takipleri tamamlanan 54 hastanın 72 dizine Faz 3 Oxford Unikompartmantal Diz Protezi (Oxford Partial Knee, Biomet Orthopedics, Bridgend, UK) uygulandı. Hastaların 47'si(%87) kadın, 7'si(%13) erkek idi. Hastaların ortalama yaşı 53,4 (47-79) idi. Hastaların ortalama vücut kitle indeksi 27,62(23,53-30,87) olarak bulunmuştur.Hastaların 15'inin sol dizine, 21'inin sağ dizine, 18'inin her iki dizine unikompartmantal diz protezi ameliyatı uygulandı. Hastaların ortalama takip süresi 39,8 ay (8-72 ay) idi.Hastaların orta dönem klinik ve radyolojik sonuçları değerlendirildi.Oxford Diz Skoru'na göre yapılan değerlendirmede diz skoru, ameliyat öncesi dönemde ortalama 14.18(5-22) idi. Ameliyat sonrası dönemde ise ortalama 43.64(38-48) olarak bulundu.Hospital for Special Surgery Skoru'na göre yapılan değerlendirmede diz skoru, ameliyat öncesi dönemde ortalama 53.21 (38-69) idi. Ameliyat sonrası dönemde ise ortalama 95.74(86-100) olarak bulundu. Hastaların 39'unda (%72.22) mükemmel, 15'inde(%27.78) ise iyi sonuç elde edildi.Diz Cemiyeti Skorlamasına göre yapılan değerlendirmede hastaların ameliyat öncesi ortalama diz skoru 55.11 (43-68) idi. Ameliyat sonrası dönemde ise ortalama 96.71 (88-100) olarak bulundu. Hastaların 51'sinde(%94.44) mükemmel, 3'sinde(%5.56) iyi sonuç elde edildi.Hastaların Diz Cemiyeti Skorlaması fonksiyonel skoru, ameliyat öncesi dönemde ortalama 52.76 (41-67) idi. Ameliyat sonrası dönemde ise ortalama 89.62 (81-99) olarak bulundu.Radyolojik değerlendirmede Oxford değerlendirme kriterleri kullanılmıştır. Radyolojik değerlendirmede en sık yapılan hatanın femoral komponentin sagittal plandaki yerleştirilmesi olduğu saptandı. Hiçbir hastada radyolojik olarak gevşeme bulgusuna rastlanmadı. Radyolojik ölçüm sonuçları ile hastaların klinik sonuçları arasında korrelasyon saptanmadı.Eklem hareket açıklığı ameliyat öncesi dönemde ortalama 120,38 (105-130) idi. Ameliyat sonrası dönemde ise ortalama 129,02 (115-140) olarak bulundu.Sonuç olarak, unikompartmantal diz protezi medial kompartman gonartrozunda düşük morbidite, minimal kemik ve yumuşak doku rezeksiyonu, yüksek hasta memnuniyeti ve en azından mevcut hareket açıklığını koruyabilmesi gibi önemli avantajlara sahiptir. Fakat cerrahi teknik hassasiyetleri nedeniyle, öğrenme eğrisi döneminde komplikasyonlarla göreceli olarak sık karşılaşılabilmektedir. Tecrübe arttıkça bu tip komplikasyonlar da en aza inmekte ve daha iyi klinik sonuçlar elde edilmektedir.
Telerehabilitasyon ile takip edilen total diz protezli hastalarda standart egzersiz programına eklenen core stabilizasyon egzersizlerinin hasta bildirimli ve performansa dayalı sonuçlar üzerine etkisinin incelenmesi
Çalışmamızın amacı; ameliyat sonrası telerehabilitasyon (TR) yöntemi ile takip edilen total diz protezli (TDP) hastalarda, standart egzersiz programına eklenen core stabilizasyon egzersizlerinin hasta bildirimli ve performansa dayalı sonuçlar üzerine etkilerini araştırmaktır. TDP ameliyatı yapılacak olan 42 hasta randomize olarak 2 gruba ayrıldı [Grup 1: Standart Egzersiz Programı Grubu (n= 21), Grup 2: Standart Egzersiz Programı + Core Stabilizasyon Egzersiz Programı Grubu (n= 21)]. Hastalara taburcu olana kadar (1 gün) standart bir fizyoterapi ve rehabilitasyon (FTR) programı uygulandı ve ev egzersiz programı verildi. Taburculuk sonrası her iki gruba; ilk 8 hafta bir fizyoterapist gözetiminde haftada 2 defa 45'er dakikalık video konferans temelli TR ile FTR programı, son 4 hafta ise telefon temelli TR ile günlük olarak takip edilen yürüme programı uygulandı. Grup 1'e standart egzersiz programındaki egzersiz ve müdahaleler, Grup 2'ye ise; Grup 1'e ek olarak core stabilizasyon egzersiz programındaki egzersizler de verildi. Değerlendirmeler; ameliyat öncesi, ameliyat sonrası birinci, ikinci ve üçüncü aylarda TR ile yapıldı. Fonksiyonel düzey Western Ontario McMaster Üniversitesi Osteoartrit İndeksi (WOMAC) ile, ağrı şiddeti WOMAC'ın ağrı alt kategorisi ve Görsel Analog Skalası (GAS) ile, etkilenen diz eklem hareket açıklığı (EHA) Kopenhag Diz Eklem Hareket Açıklığı Skalası (KDES) ile, sağlık ile ilgili yaşam kalitesi Kısa Form-12 (KF-12) ile, genel yaşam kalitesi ise Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Form (WHOQOL-BREF) ile, alt ekstremite kas kuvveti 30 Saniye Sandalyeye Otur-Kalk Testi ile ve lokomotor performans Merdiven Çıkma-İnme Testi ile değerlendirildi. Tedavi sonrası istatistiksel olarak anlamlı şekilde her iki gruptaki hastaların fonksiyonel düzeylerinde (WOMAC) iyileşme; ağrı şiddetlerinde (GAS ve WOMAC-Ağrı) azalma; etkilenen diz fleksiyon ve ekstansiyon EHA'da (KDES), sağlık ile ilgili ve genel yaşam kalitelerinde (sırasıyla KF-12 ve WHOQOL-BREF), alt ekstremite kas kuvvetlerinde (30 Saniye Sandalyeye Otur-Kalk Testi) ve lokomotor performanslarında (Merdiven Çıkmaİnme Testi) artış saptandı (p<0,05). Standart egzersiz programına eklenen core stabilizasyon egzersizlerinin istatistiksel olarak; fonksiyonel düzeyi, etkilenen diz ekstansiyon eklem hareket açıklığını, genel yaşam kalitesini, alt ekstremite kas kuvvetini ve lokomotor performansı geliştirmek için ek faydalar sağladığı (p<0,05) ancak etkilenen diz fleksiyon EHA'yı artırmak ve ağrı şiddetini azaltmak için ek fayda sağlamadığı (p>0,05) bulundu. TR ile uygulanan FTR programlarının ameliyat sonrası TDP hastalarında hasta bildirimli ve performansa dayalı sonuçları iyileştirmek için etkili olduğu kanaatindeyiz. Ayrıca standart egzersiz programına eklenen core stabilizasyon egzersizlerinin fonksiyonel düzeyi, etkilenen diz ekstansiyon eklem hareket açıklığını, genel yaşam kalitesini, alt ekstremite kas kuvvetini ve lokomotor performansı geliştirmek için ek faydalar sağladığını ancak etkilenen diz fleksiyon eklem hareket açıklığını artırmak ve ağrı şiddetini azaltmak için ek fayda sağlamadığını düşünmekteyiz.
Periprostetik eklem enfeksiyonlarında maliyet
Amaç: Hastanemizde primer veya aseptik revizyon artoplasti uygulanmış, takibinde PEE gelişen ve gelişmeyen hastaların maliyetlerini birbiri ile karşılaştırmalı olarak değerlendirmek, yapılan harcamaları kategorize ederek iki grup arasındaki maliyet farklılıklarını analiz etmektir. Gereç ve Yöntemler: Ankara Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi'nde, Ocak 2014- Ocak 2018 tarihleri arasında, kalça veya diz eklemine primer artroplasti veya aseptik revizyon artroplasti uygulanan ve Ocak 2014- Haziran 2018 tarihleri arasında PEE tanısı ile hospitalize edilen, Ocak 2019 tarihine kadar PEE tedavi süreci tamamlanmış olan hastalar PEE çalışma koluna dahil edildi. Kontrol grubu ise 1:2 oranında belirlenerek çalışmaya dahil edildi. Tüm süreçler boyunca hastalar için yapılan harcamalar tespit edildi ve her bir harcama, harcamanın yapıldığı yılın ortalama döviz kuruna göre dolar ($) cinsine çevrildi. Bulgular: Diz ve kalça artroplastisi uygulanan toplam 4321 hastanın 87'sinde PEE tespit edildi, kontrol grubuna 174 hasta dahil edildi. PEE grubundaki hastaların yaşlarının ortancası 70 (38-87) olarak bulundu ve hastaların 27'si (%31) erkek, 60'ı (%69) da kadındı. Kontrol grubunda da hastaların yaşlarının median değeri 67 (30-94), 60'ı (%34,5) erkek, 114'ü (%65,5) kadın olarak tespit edildi. PEE ve kontrol grubunda sırasıyla 32-58 (%36,8- %33,3) hastaya kalça, 55-116 (%63,2- %66,7) hastaya diz artoplastisi yapıldığı belirlendi. İki grupta komorbid durumlar açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmedi. Hastanede yatış süresince yapılan harcamalar değerlendirildiğinde; PEE grubunda kişi başı 1.677 $ (554,4$- 13.605,2$), kontrol grubunda 494 $ (269,3$- 3.790,9$) olduğu tespit edildi (p<0,001). PEE grubunda, kontrol grubuna göre hastanede yatış, YBÜ yatış, kan merkezi, laboratuvar, mikrobiyoloji, radyoloji, konsültasyon, antibiyotik harcamalarında istatistiksel olarak anlamlı artış izlendi (p<0,001). Primer operasyon harcamaları ve primer protez maliyeti iki grupta benzer bulundu, revizyon operasyon harcamaları ve revizyon protez/spacer maliyeti ise kontrol grubunda olmadığı için istatistiksel değerlendirme yapılamadı. PEE grubundaki kişi başı harcamanın, kontrol grubundan 3,4 kat fazla olduğu görüldü. Tartışma ve Sonuç: PEE gelişimi, eklem artroplastisi sonrası istenmeyen bir komplikasyon olup, maliyette belirgin artışı da beraberinde getirmektedir. Bu artış ciddi bir ekonomik yük oluşturmaktadır. Bu nedenle PEE gelişimi durumunda oluşan harcamalar ayrı ayrı analiz edilmeli, bunları etkileyen faktörler belirlenmeli ve harcamaların en fazla olduğu gruptan başlayarak, oluşan maliyetin azaltılması için neler yapılabileceği değerlendirilmelidir. Ama daha öncelikli olarak PEE'nin azaltılması amaçlanmalı, zemin hazırlayan faktörler iyi analiz edilmeli ve önlem alınmalıdır. Mevcut çerçevede, PEE gelişimini etkileyen ve PEE maliyetine etki eden faktörlerin analiz edildiği ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Protez eklem enfeksiyonu, artroplasti, maliyet, harcama
Total diz protezinde medial parapatellar insizyon ile subvastus insizyonun sonuçlarının karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Total diz protezi ortopedik cerrahide en sık uygulanan ameliyatlardan biridir. Ameliyat sonrası komplikasyonları en aza indirmek ve hasta memnuniyetini arttırmak temel hedeflerden biri olmalıdır. Amacımız diz protezinde sıklıkla kullanılan iki insizyon olan medial parapatellar insizyon ile subvastus insizyonun patellofemoral komplikasyonlarla ilişkisini araştırmak ve hasta memnuyetini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada hastanemize 2010 - 2020 yılları arasında başvuran, osteoartrit tanısı konulmuş ve total diz protezi yapılmış olan ve takiplerine devam edilmiş olan 488 hastayı değerlendirdik. Bunlardan 242 tanesine medial parapatellar(%49.6), 246 tanesine ise subvastus insizyon (%50.4) kullanılarak total diz protezi yapılmıştı. Bu iki hasta gurubunu anterior diz ağrısı, patellar tilt, lateral retinakular gevşetme ihtiyacı, insall salvati indeksi ve womac skoru açısından karşılaştırdık. Bulgular: MPP veya SV insizyon ile total diz protezi uygulanan hastalar demografik özellikleri açısından karşılaştırıldığında iki gurup arasında yaş(p:0,186), cinsiyet(p:0,769), sigara kullanımı(p:0,607), BMI(p:0,051), eşlik eden hastalıklar (p:0,509) bakımından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Subvastus insizyonda lateral retinakular gevşetme ihtiyacının (p:0,001), insall salvati indeksinin (p:0,001) ve patellar tiltin (p:0,001) MPP insizyona göre belirgin olarak daha az olduğu saptandı. İki gurup arasında anterior diz ağrısı (p:0,087) ve WOMAC skorları(0,052) açısından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Sonuç: Subvastus insizyon patellofemoral komplikasyonlar bakımından medial parapatellar insizyona göre avantajlıdır. Fakat bu avantajlara rağmen hastaların womac skorlarında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Dolayısıyla subvastus insizyon patellofemoral komplikasyonları azaltsada total diz protezinin başka komplikasyonlarını arttırmış olabilir. Bunun için iki insizyonu farklı komplikasyonlar açısından karşılaştıran çalışmalar da yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Total diz protezi, medial parapatellar insizyon, subvastus insziyon
Unilateral total diz protezi ile aynı seansta karşı dize proksimal fibular osteotomi ve medial gevşetme yapılan bilateral gonartrozlu hastaların klinik ve radyolojik sonuçlarının değerlendirilmesi
Osteoartrit (OA), ağrı ve eklem deformitesine neden olan ilerleyici kıkırdak kaybına yol açan sinovyal eklemlerin kronik, progresif, dejeneratif hastalığıdır. 60 yaşından sonra % 30 sıklıkta görülen diz OA sı dünyadaki en yaygın kas-iskelet sistemi şikayetidir. Semptomatik diz OA medial kompartımanda daha sık görülmekte ve varus deformitesiyle sonuçlanmaktadır. Bu çalışmada bilateral gonartrozu olan tek seansta bir dizine TDP, diğer dizine PFO ve perkütan medial gevşetme yapılan hastaların erken dönem dönem klinik ve radyolojik sonuçları açısından retrospektif olarak değerlendirilip literatür ile kıyaslanmıştır. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Ocak 2017-Mart 2018 arasında 55 hastaya aynı seansta TDP ve PFO uygulanmıştır. Bu hastalardan 43 ü çalışma kriterlerini sağladığı için çalışmaya dahil edilmiştir. Dahil edilen hastaların yaş ortalaması 65,6 ± 6,55 (57-79) olarak hesaplandı. Ortalama takip süresi 8,5 (6-12) aydır. Hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 1., 3., 6. ve 12. aylarda takipleri yapılıp, VAS, WOMAC skorları ile FTA ve lateral yükseklik değerleri hesaplanarak kaydedilmiştir. Ameliyat öncesi 51,95 olan ortalama WOMAC skor ortalaması ameliyat sonrası 12.ayda 29,93'e düştüğü görülmüştür. VAS skor ortalamalarıda ameliyat öncesi 7,16 iken, ameliyat sonrası 12.ayda 3,5' e gerilemiştir. Hastaların radyolojik takiplerinde varus deformitelerinde düzelmeler kaydedilmiştir. Klinik ve radyolojik değişimlerin istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür. PFO ve medial gevşetme uygulanan dizde hastaların postoperatif 1.günde semtomatik olarak rahatladığı kaydedilmiştir. Bunun erken dönemde hasta mobilizasyonunu kolaylaştırdığı görülmüştür. Çalışma sonuçlarımıza göre hastanın ameliyat esnasındaki VKİ'sinin sonuçlara etkisi olmadığı görülmüştür. Grade 3 hastaların ağrı skorları ile radyolojik ölçüm sonuçlarının 12.aya gelindiğinde grade 4 hastalardan daha iyi olduğu görülmüştür. PFO basit bir cerrahi girişim gibi görünsede kendi içinde riskleri vardır. Bunlardan en önemlisi peroneal sinirle ilgili komplikasyonlardır. Cerrah bu konuda dikkatli ve bölge anatomisine hakim olmalıdır. PFO ek implantların takılmasını gerektirmeyen basit, güvenli, hızlı ve uygun fiyatlı bir ameliyattır. TDP yapılamayan komorbit hastalar için de alternatif cerrahi bir seçenek olabilir. Çalışmamızın kısıtlamaları hasta sayısının az ve takip süresinin kısa olmasıdır. Yeni bir cerrahi prosedür olan PFO nun etkinliği ve endikasyonlarını belirlemek için çok hasta sayılı uzun dönem çalışmalara ihtiyaç vardır.
Roy adaptasyon modelinin fizyolojik alanı doğrultusunda verilen eğitimin, kalça veya diz artroplastisi olanların erken dönem fiziksel uyumuna ve hareketliliğine etkisi
Giriş: Özellikle yaşlı nüfusta görülen ve çoğunlukla osteoartritin neden olduğu kalça veya diz ekleminde meydana gelen bozukluklarda uygulanan artroplasti bireyler için geri dönüşü olmayan zor bir süreçtir. Artroplasti ameliyatı bireylerin hayatına yeni bir boyut kazandırarak, bireyin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durumda hemşirenin temel amacı, eğitici rolünü yerine getirerek bireyin sağlığına kavuşması için gerekli olan doğru bilgiyi vermek ve fiziksel uyumunu arttırmaya yönelik girişimleri planlamaktır. Amaç: Bu çalışmanın amacı, Roy Adaptasyon Modeli'nin Fizyolojik Alanı doğrultusunda ameliyat öncesi dönemde verilen uygulamalı (demonstratif) eğitimin, kalça veya diz artroplastisi olan hastaların ameliyat sonrası erken dönem fiziksel uyumuna ve hareketliliğine etkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, İstanbul'da özel bir vakıf üniversitesi hastanesinin Ortopedi ve Travmatoloji Cerrahi Servisi'nde 01.11.2017 – 01.04.2018 tarihleri arasında kalça veya diz artroplastisi ameliyatı olan hastalar ile gerçekleştirilmiştir. Örneklemi, randomize kontrollü yöntem kullanılarak seçilen 41'i eğitim, 37'si kontrol grubu olmak üzere toplam 78 hasta oluşturmuştur. Hastaların fiziksel uyumu ve hareketliliği, Gözlemci Hareketlilik Ölçeği, Hasta Hareketlilik Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Fiziksel Uyum Değerlendirme Formu ile değerlendirilmiştir. Tanımlayıcı istatistiksel analizler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum-maksimum değer), Ki-kare, Fisher's Exact, Wilcoxon, Mann-Whitney U kullanılarak, %95'lik güven aralığında ve p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmada eğitim grubundaki hastaların yaş ortalamasının 70±9.1 olduğu ve kadınların (%75.6), evli olanların (%63.4) ve lise mezunu olanların (%39) daha fazla oranda olduğu; kontrol grubundaki hastaların yaş ortalamasının 72.4±9.5 olduğu; kadınların (%81.1), evli olanların (%56.8) ve lise mezunu olanların (%54.1) daha fazla orana sahip olduğu belirlendi. Gruplar arasında yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, beden kitle indeksi, dışkılama sıklığı, kronik hastalık bulunma durumu, şikayet süresinin varlığı gibi birçok değişken açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Her iki grubun verileri Gözlemci Hareketlilik Ölçeği ve Hasta Hareketlilik Ölçeği doğrultusunda ve Fiziksel Uyum Değerlendirme Formu puanları yönünden karşılaştırıldığında, istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç ve Öneriler: Sonuçlar ameliyat öncesi Roy Adaptasyon Modeli'nin Fizyolojik Alanı doğrultusunda kalça veya diz artroplastisi ameliyatı olacak hastalara uygulamalı eğitim verilmesi, hastaların fiziksel uyumunu ve hareketliliğini arttırdığınnı göstermektedir. Kalça veya diz artroplastisi ameliyatı olan hastaların fiziksel uyumunu ve hareketliliğini inceleyen çalışmaların daha geniş örneklemler ile yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Roy Adaptasyon Modeli, kalça artroplastisi, diz artroplastisi, fiziksel uyum, ameliyat öncesi hasta eğitimi.
Osteoartrit tanısı ile diz protezi operasyonu olması planlanan hastaların kişisel deneyimleri ışığında hastalık algılarının değerlendirilmesi
Problemin tanımı ve amacı: Osteoartrit (OA), bir kas-iskelet sistemi bozukluğudur ve yaşlanan nüfusla birlikte görülme sıklığı artan, yüksek morbidite ve mortalite riskine sahip kronik bir hastalıktır. Hastalık algısı, bireyin kendi hastalığı hakkındaki inanışlarıdır. Hastalığa hangi semptomların atfedildiğini, hastalık ile nasıl başa çıkıldığını ve hastalık hakkında neler öğrenildiğini bilmek sağlık davranışını ve sonucunu etkilemesi açsından önemlidir. Bu çalışma diz protezi operasyonu olması planlanan osteoartritli bireylerin hastalıkları ile ilgili yaşam deneyimlerinin ve hastalıklarını nasıl algıladıklarının değerlendirilmesi amacı ile yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma mix tip bir araştırmadır. Niteliksel ve tanımlayıcı tipte kesitsel olmak üzere iki tip araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, T.C. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Servisine osteoartrit tanısı ile diz protezi operasyonu olmak üzere yatışı yapılmış, araştırmaya alınma kriterlerine uyan, araştırmaya katılmayı yazılı ve sözlü olarak kabul eden hastalar arasından basit rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen 50 hasta oluşturmuştur. Bu 50 hastadan 10 hasta ise bireysel derinlemesine görüşme grubunu oluşturmaktadır. Niteliksel verilerin analizinde tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Tanımlayıcı verilerin analizinde yüzdelik ve ortalama analiz yöntemi kullanılmıştır. Hastalık Algısı Ölçeği'nin sosyodemografik değişkenlerle ilişkili verileri yüzdelik, ortalama±standart sapma, Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi (ikili karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi) kullanılarak analiz edilmiş; p<0,05 olan değerler anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Osteoartrit tanısı ile diz protezi operasyonu olması planlanan hastalar ile yapılan bireysel derinlemesine görüşmeler sonucunda "Hastalık algısı", "Hastalığın etkileri", "Tedavi" ve "Hastalığın doğası" olmak üzere dört tema ve bu temalara ait alt temalar belirlenmiştir. OA'li hastalarla yapılan bu çalışmada hastaların yaş ortalamasının 69,84±7,15 yıl ve %92'sinin kadın olduğu tespit edilmiştir. Çalışmamızın sonuçları, hastaların hastalıklarının başlangıcından beri en çok yaşadıkları belirtilerin sırasıyla; ağrı (%96), eklem sertliği (%96), yorgunluk (%94), güç kaybı (%86) ve uyku güçlükleri (%48) olduğunu göstermiştir. Cinsiyet, eğitim durumu, çalışma durumu ve yaşanılan yer gibi sosyodemografik değişkenlerin hastalık algısına etkisi olduğu tespit edilirken medeni durum, cerrahi deneyim ve kronik hastalık varlığı gibi değişkenler ile hastalık algısı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuç: Bireylere diz OA tanısı konulduğu andan itibaren hastalık algılarının değerlendirilmesi, gerekiyorsa multidisipliner yaklaşım ile planlı müdahaleler yapılarak destek sağlanması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Osteoartrit, hastalık algısı, kişisel deneyim, yaşam deneyimi, diz protezi, artroplasti.
Total diz artroplastisi uygulanan hastalarda pedobarografik değerlendirme
Giriş: Total diz artroplastisinin başarısı, komponentlerin doğru konumlandırılmasına,yumuşak doku dengesinin sağlanmasına ve alt eksteremite diziliminin düzeltilmesine bağlıdır.Literatürde diz artroplatisi sonrası kinetik ve kinematik analiz sonuçlarına dayanançalışmalar mevcutken pedobarografik çalışmalar oldukça sınırlıdır.Amaç: Total diz artroplastisi öncesi ve sonrasında hastalarda yürüme biyomekaniğindekideğişikliklerin ve artroplasti girişimi sonrası komponent dizilimlerinin pedobarografik olarakdeğerlendirilmesi amaçlandı.Gereç ve yöntem: Primer diz osteoartriti nedeniyle total diz artroplastisi planlanmış olan 32hastanın (29 kadın, 3 erkek; ortalama yaş 68,9 yıl) 47 dizi (7 sol, 10 sağ, 15 bilateral) ameliyatöncesinde ve sonrasında radyografik ve pedobarografik olarak değerlendirildi.Sonuçlar: Tüm uygulamalarda femoral komponentin frontal ve sagital planlarda, tibialkomponentin ise sagital plandaki yerleşimleri ideal sınırlarda idi. Ancak frontal plandadeğerlendirildiğinde tibial komponent farklı yerleşimlere (varus, nötral, valgus) sahipti. Tümuygulamalardan elde edilen pedobarografik veriler değerlendirildiğinde cerrahi sonrasındabasınç, kuvvet, temas alanı, kuvvet ? zaman ve basınç ? zaman integrali verilerinin özellikleayak önü ve ortasında azaldığı, komponent yerleşimine göre oluşturulan gruplar arasındakikarşılaştırmalarda ise ayak arkasında da değişiklikler olduğu saptandı. Tibial komponentinvarus pozisyonunda yerleştirilmesinin nötral ve valgus yerleşimlerine göre ayak önünde vearkasında patolojik yüklenmelere yol açtığı tespit edildi.Çıkarımlar: Pedobarografik inceleme diz artroplastisi sonrası hastaların objektif olarakdeğerlendirmesine olanak sağlar. Total diz artroplastisi sonrası pedobarografik verilerameliyat öncesine göre farklılık gösterir. Tibial komponentin varus pozisyonundakonumlandırılması ayak tabanında patolojik yüklenmelere yol açmaktadır.
Total diz artroplastisinde postoperatif iki farklı analjezik yöntemin karşılaştırılması
Amaç: Total diz protezi operasyonu çok fazla uygulanan bir ortopedik cerrahi olmakla beraber, postoperatif analjezi yönetimi de bu sıklıkla korele olarak oldukça önemlidir. Postoperatif analjezi için multimodal birçok yaklaşım mevcut olup, addüktör kanal bloğu da bu yaklaşımlar içerisinden oldukça sık kullanılan bir yöntemdir. Bu çalışmada addüktör kanal bloğuna ek olarak uygulanan selektif tibial bloğun kombine spinal ve epidural anestezi ile alınan TDP vakalarında postoperatif analjezik tüketimine ve vizüel analog skorlarına etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu randomize prospektif kontrollü çalışma, Ankara Şehir Hastanesi 1 Nolu Klinik Araştırmalar Etik Kurulu onayı alındıktan sonra Ankara Şehir Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği'nde Mayıs 2022-Aralık 2022 tarihleri arasında yapıldı. Çalışmaya kombine spinal ve epidural anestezi altında primer unilateral TDP planlanan 18-80 yaş arası, ASA I-II-III 76 hasta alındı. Hastalar kapalı zarf usülü ile randomize Grup A (addüktör kanal bloğu) ve Grup AT (addüktör kanal bloğu+selektif tibial sinir bloğu) olarak iki gruba ayrıldı. Grup A'ya USG rehberliğinde %0,25'lik 20 ml Bupivakain ile addüktör kanal bloğu uygulandı. Grup AT'ye USG rehberliğinde %0,25'lik 20 ml Bupivakain ile addüktör kanal bloğu ve %0,25'lik 20 ml Bupivakain ile selektif tibial sinir bloğu uygulandı. Tüm hastalara postoperatif dönemde hasta kontrollü analjezi cihazı epidural kateter aracılığıyla bolus moduna ayarlanarak uygulandı. Tüm hastaların postoperatif 0.-1.-2.-8.-12.-24.saat VAS skorları kaydedildi. 24 saatlik PCA aracılı epidural analjezik tüketim miktarı, ek analjeziğin ilk tüketimi olup olmadığı ve zamanı not edildi. Hasta memnuniyeti ve yan etkiler kaydedildi. Bulgular: Grup A 38 ve Grup AT 38 hasta olmak üzere 76 hasta değerlendirmeye alındı. Gruplar arasında yapılan karşılaştırmalarda; demografik açıdan, postoperatif 0. 1. 2. 8. 12. ve 24. saatlerdeki VAS değerleri, postoperatif dönemde ilk ek analjezik yapılma zamanı, yan etki profili ve hasta memnuniyeti yönünden gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı (p>0,05) bulunmuştur. Gruplar arasında yapılan karşılaştırmalarda; postoperatif 24 saatlik HKA cihazı aracılı epidural analjezik ilaç tüketim miktarının Grup AT'de daha düşük olduğu (p<0,05) bulunmuştur. Sonuç: TDP cerrahisinde postoperatif multimodal analjezi metodu olarak USG eşliğinde yapılan selektif tibial sinir bloğu addüktör kanal bloğuna eklendiğinde tek başına addüktör kanal bloğuna göre analjezi karakterleri açısından daha efektiftir.
Varus gonartrozlarda total diz protezi sonrası orta dönemde ayak bileğinde klinik ve radyolojik değişiklikler
Amaç: Varus gonartroz hastalarında diz varusunu kompanse etmek için ayak ve ayak bileği ekleminde kompensatuvar değişiklikler meydana gelir. Çalışmanın amacı TDP ile diz dizilimi düzeltilen hastaların ayak bileğindeki değişimler ve bunların klinik yansımalarını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Ankara Şehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde retrospektif olarak yapılmıştır. 2019-2022 yılları arasında primer varus gonartroz nedeniyle primer, bağ kesen, çimentolu TDP yapılan 431 hastadan düzenli takipleri yapılan 179 hastanın 204 dizi bu çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların demografik verileri, vücut kitle indeksleri (VKİ), takip süreleri ve etkilenen tarafların grafileri incelendi. Hastaların preoperatif ve son kontrollerinde çekilen bacak uzunluk grafilerinde hastaların kalça, diz, ayak bileği açısı (HKA), talar tilt açısı (TT), diz eklem uyum açısı (JLCA), zemin talar kubbe açısı (GT), zemin tibia plafond açısı (GP) ölçüldü. Preoperatif ve son kontrollerinde doldurulan Amerikan Ortopedik Ayak-Ayak Bileği Derneği (AOFAS) skoru değerlendirildi. Bulgular: Ortalama takip süresi 30,50±6,68 ay olan 179 hasta 204 diz değerlendirildi. HKA'daki değişimin AOFAS skoruna pozitif yönde, TT, GT ve GP açılarına negatif yönde etkisi olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulundu. 82 hastada klinik skor iyileşirken 8 hastada klinik skorda kötüleşme bulundu. AOFAS skoru iyileşen ve kötüleşen grup arasında yaş farkı istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Cinsiyet ve VKİ'de her iki grup arasında anlamlı fark bulunmadı. AOFAS skoru iyileşen ve kötüleşen hastaların preoperatif TT değerleri arasında anlamlı farklılık bulundu. AOFAS skoru kötüleşen hastaların iyileşen hastalara göre TT ve GT açılarındaki değişimin daha az olduğu bulundu. Sonuç: Dizdeki varus dizilim bozukluğu düzeltildiğinde orta dönemde ayak ve ayak bileğinde de gelişen kompensatuvar valgusun düzeldiği gösterilmiştir ve hastaların ayak bileği klinik skorunda istatistiksel olarak anlamlı iyileşme gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Artroplasti, Ayak Bileği, Diz Osteoartriti, Genu Varum, Total Diz Protezi
Rotasyonel menteşeli protezlerde kollateral bağ varlığının sonuçlara etkisi
Rotasyonel menteşeli diz (RHK) artroplastisi, daha az kısıtlı implantlarla yeterli eklem stabilitesinin sağlanamadığı kompleks primer ve revizyon durumlarında bir kurtarma prosedürü olarak değerli bir tedavi seçeneğidir. Bu prosedürün fonksiyonel sonuçları ve implant sağkalımını bildiren mevcut çalışmalar belirgin farklılıklar göstermektedir. Bu çalışmanın amacı geçmişte kollateral bağ durumları tam olarak bilinmese de herhangi bir neden ile rotasyonel menteşeli artroplasti yapılan hastaların cerrahi sonrası kollateral bağ durumlarının tespit edilerek fonksiyonel sonuçlarının karşılaştırılmasıdır. Gereç ve yöntem Araştırmaya kliniğimizde 2011 – 2021 yılları arasında revizyon ve kompleks primer nedenlerle rotasyonel menteşeli diz artroplasti uygulanan ve dahil edilme kriterlerini sağlayan hastalar alındı. Hastalar takiplerinin en az birinci yılında çekilen metal artefakt önleyici Mavric MR görüntülemeleri incelenerek kollateral bağ durumlarına göre alanında uzman bir kas-iskelet sistemi radyoloğu tarafından incelenerek gruplara ayrıldı. Radyografik değerlendirme ön-arka (AP) ve lateral diz grafilerinde Diz Cemiyeti röntgenografik değerlendirme puanlama sistemi kullanılarak yapıldı. Bacak uzunluk grafileri ile alt ekstremite koronal plan anatomik aksları değerlendirildi. Gruplar son poliklinik kontrollerinde eklem hareket açıklıkları, Görsel Analog Skalası (VAS), Diz Cemiyeti Skorları (KSS), Diz Cemiyeti Fonksiyonel Skoru (KSS-F), ve Batı Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) ile değerlendirildi. Değerlendirme Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 66,2 ve ortalama takip süresi 54,6 ay olarak tespit edildi. Cerrahi etyolojileri aseptik gevşeme, septik gevşeme, instabilite, sebebi bilinmeyen ağrı ve post-travmatik artroz gibi kompleks primersebeplerdi. Mavric protokollü MR görüntülerinde 53 hastanın her iki kollateral ligamanı tespit edilebilirken, 14 hastanın izole MKL'ı tespit edilememiş, 12 hastanın ise her iki kollateral ligamanı tespit edilememiştir. Alt ekstremite dizilimi ortalaması 4,1° valgusda tespit edildi. 8 hastada radyolusen hatlar mevcuttu gevşeme lehine değerlendirildi, fakat hiçbiri semptomatik değildi. Kollateral bağ durumuna göre 3 alt gruba ayrılan hastalar arasında KSS, KSS-F, WOMAC, VAS skorları ve EHA açısından istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunumadı. Kompleks primer nedenlerle tedavi edilen hastaların KSS, KSS-F ve WOMAC skorları revizyon hastalarına göre anlamlı olarak daha yüksek tespit edildi. Sonuç Bu çalışmanın en önemli bulgusu, rotasyonel menteşeli diz artroplastisi yapılan hastaların kollateral bağ durumlarına göre oluşturulan alt gruplarının arasında klinik, fonksiyonel ve radyolojik sonuçlar açısından istatiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlemlenmemiştir. RHK artroplastisi uygun endikasyon ile primer olarak uygulandığında sonuçlar revizyon olgulara göre daha yüz güldürücüdür. Kollateral bağların varlığının rotasonel menteşeli artroplastilerdeki uzun vadeli etkilerini ortaya koyabilmek için daha büyük çaplı randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Kollateral Ligamenler, MAVRIC-SL, Metal Artefakt, Rotasyonel Menteşeli Total Diz Artroplastisi, Total Diz Artroplastisi
Arka çapraz bağ kesen total diz artroplastisinde orta dönem sonuçlarımız
Bu çalışmada, arka çapraz bağ (AÇB) kesen (PCL- substituting) total diz artroplastisi uygulanan olgular retrospektif olarak incelenerek orta dönem sonuçlarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Kliniğimizde Temmuz 2006 - Haziran 2012 tarihleri arasında AÇB kesen TDP tatbik edilen ve yeterli takibi olan 61 hastanın 80 dizi bu çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalarımızın 52?si kadın, 9?u erkekti. Yaş ortalaması 65,4 (42-85), ortalama takip süresi 32,6 ay (12-72) olarak saptandı. Hastalar Amerikan Diz Cemiyeti kriterlerine göre; diz skoru ve diz fonksiyonel skoru bakımından değerlendirildi. Radyolojik değerlendirme ise, TDP Radyolojik Değerlendirme kriterlerine göre yapılmıştır. Diz skoru ameliyat öncesi 38-71 (ortalama 43,7) iken, ameliyat sonrası 78-100 (ortalama 95) olarak saptanmıştır. Diz skoru bakımından dizlerin 69?unda (%86,25) mükemmel, 11?inde (%13,75) iyi, Fonksiyonel skoru ameliyat öncesi 10-60 (ortalama 35,08) iken, ameliyat sonrası 60-100 (ortalama 82,2) olarak saptanmıştır. Diz fonksiyonel skoru baz alınarak yapılan değerlendirmede dizlerin 45?inde (%56,25) mükemmel, 29?unda (%36,25) iyi, 6?sında (%7,5) orta sonuç elde edilmiştir. Hastalarda ameliyat öncesi ortalama 9,7° varus (8°valgus-20°varus) tespit edilmiş olup, ameliyat sonrası ortalama 4,75° valgus (2°varus-10°valgus) dizilimi sağlanmıştır. 1 hastada geç derin enfeksiyon nedeniyle revizyon protezi tatbik edilmiştir. Bir hastada travma nedeniyle insert kırılması sonucu insert değişimi yapılmıştır. AÇB kesen total diz artroplasti uygulamalarımız sonucunda %86,25 mükemmel diz skoru, %56,25 mükemmel fonksiyonel skor elde edilmiştir. Bu değerler pek çok çalışmadaki sonuçlara yakın bulunmuştur. Uygun hasta seçimi, yeterli ameliyat öncesi hazırlık ve dikkatli cerrahi teknik kullanıldığında, AÇB kesen TDP yüz güldürücü bir ortopedik cerrahi girişimdir. Anahtar kelimeler: AÇB, TDP, gonartroz, hareket açıklığı, fonksiyonel sonuçlar.
Arka çapraz bağın korunarak uygulandığı total diz protezi operasyonlarının orta ve uzun dönem sonuçlarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada arka çapraz bağ korunarak uygulanan total diz protezi operasyonlarının retrospektif olarak incelenerek orta ve uzun dönem sonuçlarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Kliniğimizde Haziran 2006 ve Haziran 2014 tarihleri arasında arka çapraz bağı koruyarak uyguladığımız 54 total diz protezli hastamızın 59 dizi çalışmamıza dahil edilmiştir. Hastalarımızın 46'sı (%86) kadın, 8'i (%14) erkekti. Yaş ortalaması ise 67,4(54-82), takip süresi ise 35,7 ay (12-96) olarak saptandı. Hastalarımız tüm dünyada kabul gören Amerikan Diz Cemiyeti skorlama sistemine göre ameliyat öncesi ve sonrası değerlendirildiler. Radyolojik grafi değerlendirmesi ise Total Diz Protezi Radyolojik Değerlendirme Kriterlerine göre yapılmıştır. Diz skoru ameliyat öncesi 48,4 (36-72) iken ameliyat sonrası 93,3 (76-100) olarak hesaplanmıştır. Diz skoru bakımından dizlerin 55' inde(%93,2) mükemmel, 4'ünde (%6,8) iyi sonuç elde edilmiştir. Hastaların fonksiyonel skoru ameliyat öncesi 31,2 (15-60) iken ameliyat sonrası 84,8' e (60-100) yükselmiştir. Fonksiyonel skor baz alınarak yapılan değerlendirmede, dizlerin 34 'ünde (%58) mükemmel, 22'sinde (% 37) iyi ve 3'ünde (% 5) orta sonuç alınmıştır. Hastalarımızda ameliyat öncesi 8,9 º varus (5 º valgus- 20 º varus) varken ameliyat sonrası 4,3 º valgus (5 º varus-10 º valgus) açısı tespit edilmiştir.1 hastamızda 5 yıl sonra geç protez enfeksiyonu olduğundan revizyon total diz protezi operasyonu yapılmıştır. Arka çapraz bağ koruyarak uyguladığımız total diz protezlerinin ameliyat sonrası %93,2 mükemmel diz skoru ve % 58'inde mükemmel fonksiyonel skor elde edilmiştir. Bu sonuçlar literatürdeki başarı oranlarına yakın hatta diz skoru açısından daha başarılı bulunmuştur. Arka çapraz bağ koruyarak uygulanan total diz protezleri uygun hasta seçildiğinde, uygun ameliyathane koşulları sağlandığında, tecrübeli cerrahlar tarafından uygulanan, sonuçları yüz güldürücü cerrahi bir girişimdir. Anahtar Kelimeler: Arka Çapraz Bağ, Total Diz Protezi, Diz Skoru, Fonksiyon Skoru.