Çene
66 theses under this subject heading
Alt tam dişsiz çenede farklı yöntemler ile üretilmiş implant destekli hibrit protezlerin kemik üzerinde oluşturduğu gerilme miktarlarının karşılaştırılması
Bu tez çalışmasında amacımız; interforaminal bölge içerisinde mezialde 2 adet dik, distalde 2 adet uzun ve 30˚ distale eğik implantlar uygulandığında, implant destekli hibrit protez metal altyapısı üretiminde; klasik kayıp mum tekniği, klasik kayıp mum tekniği kullanılarak hazırlanmış metal altyapının kesilip model üzerinde tekrar lehimlenmesi, CAD/CAM freze, yarı sinterlenmiş bloktan CAD/CAM freze veya lazer sinter, teknikleri kullanıldığında oluşan pasif uyumun (misfit) ve gerilme dağılımlarının karşılaştırılmasıdır. Yöntem ve Gereç: Çalışmamızda, tam dişsiz mandibula modeli kullanılmıştır. Bu model epoksi rezinden elde edilmiştir. Modelde, interforaminal bölgede mezialde iki tane (4,6x10 mm çapxboy) okluzyon düzlemine dik, distalde ise distale eğik (30°) ve uzun iki tane (4,6x15 mm çapxboy) kemik seviyesinde implant yerleştirilmiştir. Bu model üzerinde, Co-Cr alaşımından beş farklı üretim yöntemiyle hibrit protez altyapıları elde edilmiştir. Bunlar; 1-geleneksel döküm (P-1), 2-geleneksel döküm tekniğiyle hazırlanmış metal altyapının kesilip lehimlemesi (P-2), 3-CAD/CAM freze (P-3), 4-yarı sinterlenmiş bloktan CAD/CAM freze (P-4), 5-lazer sinterleme (SLS) (P-5) yöntemleridir. Altyapılar üzerine standardizasyonun sağlanması için aynı tasarımda akrilik üst yapılar elde edilmiştir. Misfit ölçümü; 'tek-vida testi' uygulanarak dijital kamera ile alınmış görüntüler üzerinden bilgisayar programı yardımıyla yapılmıştır. Protezlerin model üzerine torklanması sonrası oluşan gerilme ve farklı bölgelerden dikey kuvvet (105 N) uygulanması sırasında oluşan gerilme miktarları strain gauge gerilme analizi yöntemi ile hesaplanmıştır. Elde edilen değerler, gruplar içinde ve gruplar arasında tekrarlayan ölçümlerde iki yönlü ANOVA ve Tukey's HSD testleri ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: En küçük misfit miktarı P-3'te görülürken (99,11 µm), bunu sırayla, P-4 (120,12 µm), P-2 (122,19 µm), P-5 (139,07 µm) ve P-1 (151,63 µm) yöntemi ile üretilen restorasyonlar göstermektedir. Misfit ve gerilme miktarları arasında anlamlı bir ilişki vardır (p<0,05). En düşük misfit değerleri gösteren P-3'te, torklama sonrasında protezde (81.10 MPa) ve modelde (374.80 MPa) en düşük gerilme değeri ortalaması tespit edilmiştir. Bunu sırayla, protezde görülen gerilme miktarları olarak; P-2 (133,25 MPa), P-4 (235,13 MPa) ve P-5 (378,41 MPa) veP-1 (542,75 MPa) yöntemleri izlerken, modelde görülen gerilme değerleri olarak; P-2 (496 MPa), P-5 (547,9 MPa) ve P-4 (636,75 MPa),P-1 (754,14 MPa)yöntemleri izlemektedir. Yüklemeler sırasında protezlerde görülen gerilme değerleri küçükten büyüğe sıralandığında; P-4(20,79 MPa), P-5(23,17 MPa), P-2(24,81 MPa), P-3 (33,57 MPa), P-1(40,48 MPa) yöntemleriyle üretilmiş protezler şeklindedir. Modeldeki implantlar çevresinde oluşan gerilmeler değerlendirildiğinde implantlar, yükleme yerleri ve bu iki değişkenin ilişkisi arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark görülürken (p<0,05), protezler arasında ve protezlerin dahil olduğu değişkenlerin ilişkileri arasında anlamlı farklar tespit edilememiştir (p>0,05). Sonuçlar:Altyapı elde edilme yöntemi pasif uyumu anlamlı bir şekilde etkilemiştir. Misfit miktarı/dağılımı ve gerilme miktarı/dağılımı arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Yükleme sırasında, istatistiksel olarak gerilme miktarı ile misfit değerleri arasında anlamlı bir korelasyon tespit edilememiştir. Aynı şekilde, hibrit protezlerin model üzerinde torklanması sonrasında protezler üzerinde ve modelde oluşan gerilme değerleri ile yükleme sırasında protezler üzerinde ve modelde oluşan gerilme değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon tespit edilememiştir. İmplant çevresindeki kemik dokusunun tolere edebildiği protetik misfit miktarı hala tam olarak bilinmemekle birlikte, misfit miktarını mümkün olduğu kadar küçük tutmanın faydalı olduğu bilinmektedir.
Hızlı maksiller ekspansiyon protokolünde farklı cerrahi tekniklerin kraniofasial yapılar üzerine etkilerinin sonlu elemanlar analizi ile karşılaştırılması
Üst çene darlığı oldukça sık gözlenen malokluzyonlardan biridir. Üst çene darlığının tedavisinde kullanılan bir çok farklı genişletme metodu bulunmaktadır. Üst çene genişletilmesi amacıyla sadece dişlerden destek alan yada hem diş hem de kemikten destek alan aygıtlar kullanılabilmektedir. Ayrıca genişletme ihtiyacı fazla olan yetişkin hastalarda cerrahi destekli üst çene genişletmesi ve daha az invaziv olan kortikomi uygulamaları yapılabilir. Sonlu Elemanlar Analizi kullanılarak, transversal olarak üst çene yetmezliği olan hastalarda uygulanan genişletme protokolü ile dişler, periodontal ligament, kemik, suturlar ve çevre dokular üzerinde oluşturacağı olası stres dağılımı ve dislokasyon durumu tespit edilip klinik uygulama için bir öngörü oluşturulabilmektedir. Bu çalışmanın amacı kemik destekli, diş destekli ve hem kemik hem de diş destekli apareyden oluşacak 15 farklı grubun üst çene genişletmesi sonucunda kraniofasial yapılara olan etkisinin karşılaştırmaktır. Bu çalışma ile bilgisayar ortamında elde edilen üç boyutlu modelin Sonlu Elemanlar Methodu ile simülasyonu gerçekleştirilerek klinisyenlere bir öngörü sağlanması hedeflenmektedir
Üst çenede saat yönünün tersine rotasyon hareketi yapılan ortognatik cerrahilerde farklı kondil boynu açılarının temporomandibular eklemde oluşan stresler üzerine etkisinin sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; okluzal düzlem açısının fazla olduğu sınıf 2 iskeletsel deformitelerin, maksilomandibuler kompleksin saat yönünün tersine döndürüldüğü bimaksiller cerrahileriler ile tedavisinde, kondil boynu morfolojilerindeki farklılıkların temporomandibular eklemde oluşan stresler üzerine etkilerinin değerlendirilmesidir. Çalışmamızda üç farklı gömme miktarı (2 mm, 4 mm, 6 mm) ve 3 farklı kondil morfolojisi tipi (anteriora açılı, dik, posteriora açılı) değerlendirilmesi amacıyla toplamda 9 adet model elde edilmiştir. Farklı gömme miktarlarının simüle edilmesi amacıyla sınıf 2 oklüzal düzlem açısı fazla olan bir hastanın tomografisi DICOM verisi ile sanal planlama yazılımında çene modelleri oluşturulup standart Le fort I ve BSSO osteotomileri simüle edilen hastanın maksillasına sırasıyla 2 mm, 4 mm ve 6 mm gömme hareketleri simüle edilmiştir. Sonrasında mandibulaları hedef oklüzyona alınan bu modellerde kondiler segmentlerde mandibula alt sınırı eşitlenecek şekilde rotasyon yapılarak, gömme işlemine bağlı oluşacak rotasyonlar mandibula modellerine aktarılmıştır. Posterior bölgeden ıssırma kuvvetleri simüle edildikten sonra kondil, disk ve glenoid fossada oluşan stres değerleri tespit edilmiştir. Ortalama von mises stres değerleri posterior açılı kondil ve 6 mm maksiller gömme simüle edilen modelde diger modellere göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. En düşük von misses stres değerleri ise dik acili kondil ve 2 mm maksiller gömme simüle edilen modellerde oluşmuştur. Saatin tersi yönünde rotasyon uygulanan ortognatik cerrahi prosedürlerinde maksiller gömme miktari arttikca kondilin üzerine gelen stres miktarını arttırmaktadır. Posteriora açılı olan kondil modellerinde tüm Von Mises stres değerleri anteriora ve dik açılı olan kondil modellerine göre daha yüksek bulunmuştur. Oklüzal düzlem açısı yüksek Sınıf 2 hastalarda artan saat yönü tersine rotasyon miktarı ve posteriora açılı kondil morfolojisi ile ilişkili olarak eklem ve çevre dokularında oluşan streslerin ve kondiler rezorpsiyon gibi ilişkili komplikasyonların daha sık karşılaşılabileceği akılda tutulmalıdır. Bu tip olguların tedavisinde kondil rotasyonunu en aza indirecek alternatif tedavi seçenekleri dikkate alınmasında yarar vardır.
Yeni bir poliüretan elastomer materyalinin mekanik özelliklerinin ve çene yüz protezlerinde kullanılan silikon elastomere adezyonunun değerlendirilmesi
Çene yüz protezlerinin yapımında kullanılan materyaller, yırtılma ve çekme dayanımlarının yüksek olması ve sertlik açısından yerine geçtiği dokuya benzer olması gibi mekanik ve fiziksel birçok özelliklere sahip olmalıdırlar. Çene yüz protezinin mekanik ve fiziksel özelliklerini iyileştirmek amacıyla, protezin dokuyla temas eden yüzeyi poliüretan astar ile kaplanmaktadır. Ancak poliüretan ve silikon elastomer arasında uzun dönem güçlü bir adezyon sağlamak oldukça zordur. Çalışmanın amacı, yeni poliüretan elastomer yüzeyine primer uygulanmadan silikon ile arasındaki bağlanma dayanımının T-soyma dayanımı testi ile değerlendirilmesi ve ayrıca çekme ve yırtılma dayanımı testleri ile yeni poliüretan elastomerin mekanik özelliklerinin incelenmesidir. Yeni poliüretan elastomerin, silikon ile bağlanma dayanımını değerlendirmek amacıyla, farklı silikon (A-2000, A-2186, MDX4-4210/Silastik Tip A), primer (A-335, A-330 G, A-304), ve astar (poliüretan, yeni poliüretan elastomer) materyalleri kullanılarak, 240 adet test örneği (7.5 x 0.5 x 0.6 cm3) T-soyma dayanımı testi için hazırlanmıştır. Verilerin analizi için üç yönlü varyans analizi ve akabinde Tukey çoklu karşılaştırma testi uygulanmıştır (? = 0.05). Yeni poliüretan elastomer materyalinin mekanik özelliklerini değerlendirmek amacıyla yeni poliüretan elastomer ve poliüretan astar materyalinden 30 adet test örneği yırtılma dayanımı testi için (n:15) ve 30 adet test örneği çekme dayanımı testi için (n:15) hazırlanmıştır. Verilerin analizi için T-Test analizi kullanılmıştır (? = 0.05). Üç yönlü varyans analizi sonuçlarına göre, farklı silikon, primer ve de astar grupları arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark vardır (p < 0.0001). Yeni poliüretan elastomer primer uygulanmadan da silikon ile bağlanırken, poliüretan primer uygulanmadan silikon ile bağlanmamıştır. T-test analiz sonuçlarına göre yeni poliüretan elastomer ve poliüretan grupları arasında yırtılma enerjisi, yırtılma ve çekme dayanımları açısından fark yokken, uzama yüzdesi ve plastik deformasyon yüzdesi açısından iki grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark vardır (p < 0.0001). Sonuç olarak; yeni poliüretan elastomer alternatif bir astar malzemesi olarak çene yüz protezlerinde tercih edilebilir.
Alt çeneyi önde konumlandıran ağız içi fonksiyonel aparey ile birlikte düşük doz lazer tedavisinin diyabetik ratların alt çene kondilinde oluşturduğu etkilerin incelenmesi
Mandibular retruzyona bağlı Sınıf II malokluzyonlar, mandibulanın öne büyümesini hızlandıran ve kondiler büyümeyi uyaran fonksiyonel apareylerin kullanımıyla tedavi edilebilir. Bu süreç, kemik ve mineral metabolizmasında değişikliklere neden olan Tip 1 Diabetes Mellitus tarafından bozulabilir. Bu çalışmanın amacı, düşük doz lazer terapisiyle birlikte fonksiyonel apareylerin tedavi sırasında kullanımının, Tip 1 Diabetes Mellitus vakalarında kondiller cevaba etkilerinin değerlendirilmesidir. Ağırlıkları 210 ile 250 gr arasında olan 65 rat, rastgele 7 gruba ayrıldı. Grup 1 (n=5) kontrol grubu, Grup 2, 4, 5, 6 ve 7 ise fonksiyonel aparey uygulanan gruplardır. Grup 3, 4, 5, 6 ve 7 de Strepdozocin(STZ) uygulanmasıyla diyabet oluşturuldu. Grup 5 ve 7, insulin ile kontrol altına alındı. Grup 6 ve 7'ye ise 8 J/cm2 düşük doz lazer uygulandı. 4 hafta sonra, mandibular kondilde yeni kemik yapımı ve kondiller kıkırdak kalınlığını incelemek için histomorfometrik analizler yapıldı. Diyabetik grup ile tedavi grupları arasında önemli farklar varken, kontrol grubu ve diyabetik gruplar (Grup 3 hariç) arasında önemli fark bulunamadı. Sağlıklı ve insülinle tedavi edilen gruplarda aparey kullanımının, tüm kıkırdak tabaka kalınlığı ve yeni kemik oluşumu parametreleri üzerine etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Lazer uygulamasının, yalnız insülinle tedavi edilen grupta istatistiksel olarak anlamlı değişikliğe sebep olduğu görüldü. Sonuç olarak; fonksiyonel apareylerin sağlıklı ve insülin tedavisiyle kontrol altına alınmış olan Diabetes Mellitus vakalarında daha etkili olduğu ve lazer terapisinin tedavi altındaki Diabetes Mellitus'ta remodelling sürecinin stimulasyonu için fayda sağlayabileceği tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Fonksiyonel apareyler, Lazer terapisi, Mandibular ilerletme, Mandibular kondil, Tip 1 diabetes mellitus.
Mandibular retrognatiye bağlı sınıf 2 hastalarda fonksiyonel ortopedik tedavilerin masseter kasına etkisinin ultrasonik olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, fonksiyonel ortopedik tedaviler sırasında masseter kasında meydana gelebilecek değişikliklerin incelenmesidir. 40 hastanın masseter kası ultrasonla 6 ay süreyle incelendi. Alt çene hareketlerindeki değişimler ile çiğneme kasları ve temporomandibular eklemde ağrı ve/veya spazm olup olmadığı da klinik olarak gözlemlendi. Sabit fonksiyonel ortopedik tedavi gören hastalardan 15, hareketli fonksiyonel ortopedik tedavi gören hastalardan da 15 olmak üzere toplam 30 hasta tedavi grubu olarak seçildi. Kontrol grubu için de klinik arşivinde bulunan ve aynı endikasyona sahip 10 hasta seçildi. Hastalara 6 aylık takip yapıldı. Tedavin başlangıcında (T0), üçüncü ayında (T1) ve sonunda (T2) olmak üzere 3'er defa kayıtlar alındı. Hastaların çiğneme kasları ve temporomandibular eklem muayenesi yapılarak alt çenenin hareket miktarları ölçüldü. Eş zamanlı olarak hastaların masseter kası ultrason görüntüsü alınarak kalınlık ve uzunlukları hesaplandı. Fonksiyonel ortopetik tedavi gören hastalarda masseter kasının kalınlığı T0 ile T1 arası anlamlı düzeyde azalırken, T1 ile T2 arası tekrar arttığı ancak başlangıç değerine ulaşamadığı gözlemlendi. Masseter kasının uzunluğunun ise T0 ile T1 arası anlamlı bir şekilde arttığı, T1 ile T2 arası değişmeyip başlangıç durumuna göre daha yüksek değerde olduğu görüldü. Tedavi sonunda çiğneme kaslarında anlamlı düzeyde bir kas hassasiyeti gözlemlenmedi. Hareketli fonksiyonel apereylerin, sabit olanlara oranla alt çenenin lateral hareketini daha çok kısıtladığı tespit edildi. Fonksiyonel tedavilerin mandibuladaki interinsizal mesafeyi anlamlı düzeyde arttırdığı, protruziv hareketi ise azalttığı gözlemlendi. Sonuç olarak hem hareketli hem de sabit fonksiyonel ortopedik tedavilerin, masseter kası ile çene hareketlerini etkileyen tedaviler olduğu düşünülmektedir.
Alt çene gelişim geriliği olan hastalarda uygulanan forsus FRD EZ2 ve biobite corrector sabit fonksiyonel apareylerinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, alt çene gelişim geriliği olan hastalarda uygulanan Forsus FRD EZ2 (Forsus) ve Biobite Corrector MS (BBC) sabit fonksiyonel apareylerinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırılmasıdır. Gaziantep Üniversitesi Ortodonti Bölümü arşivinde bulunan ve ortodontisti tarafından mandibular retrognati endikasyonu konulmuş, sabit fonksiyonel tedavi uygulanmış, apareyi ağızdan uzaklaştırılmış, ara kayıtları alınmış hastaların apareylerin uygulandığı ve çıkarıldığı seanslarda alınmış sefalometrik radyografileri analiz edilmiştir. Forsus grubu 21 (15,57±1,66 yıl), BBC grubu ise 20 (15,79±1,68 yıl) olmak üzere toplam 41 hasta sefalometrik radyografilerinden oluşmaktadır. Her iki sabit fonksiyonel aparey, molar ilişkisi sınıf I olana kadar yaklaşık Forsus grubunda 6,3±1, BBC grubunda 6,5±1 ay ağızda tutulmuştur. Toplamda 41 hastanın 82 adet lateral sefalometrik radyografilerinde açısal ve lineer ölçümler yapılmıştır. Normal dağılıma sahip değişkenlerin iki bağımsız grupta karşılaştırılmasında Student t testi, 2 bağımlı grupta karşılaştırılmasında ise Eşleştirilmiş t testi kullanılmıştır. Ölçümlerin güvenirliğinin saptanması için ICC ve %95 güven aralıkları hesaplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre Forsus ve BBC apareylerinin alt çene gelişim geriliğine sahip hastalardaki overjet, overbite ve molar ilişki düzeltiminde etkili oldukları ve elde edilen etkinin daha çok dentoalveoler olduğu, iskeletsel etkinin ise minimal olduğu belirlenmiştir. Tedavi sonunda, üst kesici dişlerde retrüzyon ve alt kesici dişlerde protrüzyon gözlenmiştir. BBC apareyinin, Forsus apareyine göre IMPA değerindeki daha az artışa neden olduğu tespit edilmiştir. Forsus ve BBC sabit fonksiyonel apareylerinin her ikisi de alt çene gelişim geriliğine sahip geç adölesan dönemdeki bireylerde, diş çekimi ya da ortognatik cerrahi endikasyonu konulabilecek sınır vakalarda alternatif tedavi yöntemi olarak kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: Biobite Corrector, Forsus FRD EZ2, Sabit fonksiyonel aparey, Sefalometrik karşılaştırma, Sınıf II maloklüzyon
II. sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerde alt çenenin öne gelişimi ile ilişkili olası biyolojik göstergelerin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın iki temel amacı bulunmaktadır. 1. I. ve II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerde, tedavi sonu değerlerin tedavi başındaki sefalometrik değerler ile olan ilişkisini araştırarak alt çenenin öne gelişimi ile ilgili olası biyolojik göstergeleri tespit etmek. 2. Büyüme gelişim döneminde, II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerde çekimli ve çekimsiz mekaniklerin alt çenenin öne gelişimi üzerindeki etkilerini karşılaştırmak. Geriye dönük planlanan bu çalışma için Ç. Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Ab. Dalı arşivi kullanılmıştır. Çalışmaya I. Sınıf ve II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip, çekimsiz veya çekimli tedavisini tamamlamış olan, tedavi başında büyüme gelişim dönemindeki (SVM II, SVM III) toplam 276 bireyin lateral sefalometrik radyografileri dahil edilmiştir. II. Sınıf çekimsiz tedavi olan bireylerde II. Sınıf elastik veya sabit fonksiyonel mekanik uygulanmıştır. Çalışmaya dört premolar çekimli bireyler dahil edilmiştir. I. Sınıf bireyler de çekimsiz veya dört premolar çekimli tedavi görmüştür. Çalışmamıza dahil edilen tüm bireylerin tedavi başlangıç (t0) ve tedavi bitim (t1) dönemindeki sefalometrileri çizilmiştir. 1. Çalışmamızda SN-Pog açısındaki 1.3° artış alt çenenin öne gelişiminde belirleyici olarak kullanılmıştır. Bireyler SN-Pog değerinde oluşan 1.3°'lik değişikliğe göre Grup I (SN-Pog fark ≤1.3°) ve Grup II (SN-Pog fark >1.3°) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. ROC analizi tedavi başındaki FMA, Y, Artiküler, Gonial açıları, Jarabak oranı ve Gonial oran değerleri ile alt çenenin öne hareketi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için kullanılmıştır. 2. Çalışmamızda II. Sınıf çekimsiz mekanik uyguladığımız bireyler II. Sınıf çekimli mekanik uyguladığımız bireylerle SN-Pog değişimine bakılmaksızın karşılaştırılmıştır. I. Sınıf bireylerde alt çenenin öne gelişimi (SN-Pog açısı) benzer olduğu için I. Sınıf bireyler tek grup halinde toplanmış ve kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Çalışmamızın bulgularına göre; incelenen tedavi başı sefalometrik değerlerden hiçbirisinin alt çenenin öne gelişiminin tahmininde kullanılacak anlamlı bir biyolojik gösterge olmadığı belirlenmiştir. Araştırma hipotezimiz doğrulanmamıştır. Çalışma sonuçlarımız II. Sınıf mekaniklerin alt çene boyutsal artışı ve çene ucunun öne hareketi üzerinde iskeletsel etki yaratmadığını, düzeltimin dişsel düzeyde olduğunu desteklemektedir. Ayrıca çekimli mekaniklerin daha çok dik yön gelişimi artmış bireylerde uygulandığı ve çekimli II. Sınıf hasta grubunda alt çene ucunun büyüme gelişimle öne hareket etmediği tespit edilmiştir.
Posterior rezorbe üst çenede, farklı tasarımlarda ve boyutlarda dental implant uygulaması ile kemik üzerinde oluşan stresin üç boyutlu sonlu elemanlar stres analizi yöntemi ile karşılaştırılması
Branemark tarafından osseointegrasyon teriminin tanımlanmasından günümüze, dental implantların kullanımı her geçen gün hız kazanmaktadır. Eksik dişlerin yerine konmasında klasik protetik tedavilerin yanında, implant uygulaması da tercih edilir konuma gelmiştir.Osseointegre dental implantlar, parsiyel protez ve total protez kullanan ve kullanım zorluğu yaşayan hastalar için de başarılı bir tedavi seçeneği haline gelmiştir. Ancak implant uygulamalarında üst çene anatomisindeki varyasyonlar, özellikle premolar ve molar diş bölgelerine komşu maksiller sinüsler, bu bölgede implant uygulamasını bazen kısıtlamaktadır. Maksiller sinüslerin kret tepesine doğru fazlaca sarkmış olması nedeniyle bu bölgede implant uygulaması için dikey yönde yeterli kemik varlığı her zaman mümkün olmayabilir. İmplant uygulaması için yeterli kemik elde etmek amacıyla literatürde birçok teknik tanımlanmıştır. Bu teknikler sayesinde maksiller sinüs tabanı ile alveoler kret tepesi arası 3-4 mm'lik kemik kemik yüksekliği implant uygulaması için yeterli olabilmektedir.Bu çalışmanın amacı 3 boyutlu sonlu elemanlar stres analizi yöntemini kullanarak, posterior maksiller bölgede sinüs lifting yapılmış, greft uygulanmış ve greft uygulanmamış olan örneklerde farklı implant tasarımlarını çiğneme kuvvetleri altında karşılaştırmaktır. Bu amaçla, 2 farklı implant tasarımı, maksiller sinüs elimine edilmiş, sinüs lifting yapılıp greft uygulanmış ve greft uygulanmamış örneklerde karşılaştırılmıştır. Bu amaçla atrofik posterior maksillanın bir modeli gerçek bir hastanın arşivdeki Bilgisayarlı tomografi görüntüleri, Marc 2005 programı kullanılarak modele edilmiştir. Aynı program ile farklı tasarımda implant modelleri, greft uygulanan maksiller sinüs, yükleme koşulları modele edilmiş ve teknik olanakların elverdiği ölçüde gerçek yaşamdaki çiğneme kuvvetlerine yakın kuvvetler altında stres analizi yapılmıştır. Greft uygulanan modellerde uygulanmayan modellere göre daha düşük stres değerleri ölçülmüştür.Anahtar Kelimeler: implant, maksiller sinüs, sonlu elemanlar stres analizi, sinüs yükseltme işlemi, kemik greftleri
Üst çene tam dişsizlik olgularında uygulanan farklı sayı ve çaptaki implantların kemik üzerinde oluşturdukları streslerin üç boyutlu sonlu elemanlar stres analizi yöntemi ile karşılaştırılması
Osseointegre implantlar 1960'ların sonunda, parsiyel ya da tam dişsiz hastaların rehabilitasyonu için kullanılmaya başlanmış, ardından bu alandaki farkındalık artarak sürmüş ve tedaviye talep artmıştır. Son yıllarda dental implantolojideki gelişmeler ile birlikte, implant destekli sabit protezler, geleneksel hareketli protezlere bir alternatif olarak kabul edilmiştir. Buna rağmen bazı klinik çalışmalarda değişen oranlarda başarısızlık bildirilmiştir. Kötü oral hijyen, kötü kemik niteliği/niceliği , hastanın sistemik durumu ve kullanılan materyalin cinsi implant başarısızlığının sebepleri olarak gösterilmiştir. İmplantta mikrohareketlilik ve implant kemik birleşim yerinde aşırı stres oluşumu, implant çevresi kemik kaybı ve başarısızlığın olası nedenleridir. Kemiğin mekanik yüklemeye verdiği biyolojik yanıt ve implantın konumu başarıyı etkilemektedir. Kuvvet kemiğe implant aracılığıyla iletildiği için dikkatli planlama ve planlamaya uygun şekilde implantın yerleştirilmesi, kemikte uygun stres dağılımının sağlanabilmesi için önemli faktörlerdir. Bu nedenle kemik-implant-protez arası fonksiyonel kuvvet transferi ve buna eşlik eden stres dağılımı her bir komponentin fiziksel özellikleri ve uzaysal yapılanma modeline bağlıdır. Bir çok çalışma, maksillada mandibulaya oranla daha yüksek oranda implant kaybı bildirmiştir. Maksiller kemiğin nitelik ve niceliğinin implant kaybında önemli etken olduğu düşünülmektedir. Maksilla tam dişsizlik olgularında, hastanın rehabilitasyonu implant destekli hareketli tam protez veya implant destekli sabit protez ile sağlanabilmektedir. Tedavi planlanırken maliyet, estetik, implant üzerine gelen yük miktarı gibi birçok faktör göz önünde bulundurulmalıdır. Bu çalışmanın amacı 3 boyutlu sonlu elemanlar stres analizi yöntemi kullanılarak, tam dişsiz üst çene olgularında, implant destekli hareketli protez planlanan hastalarda farklı sayıda ve çapta implant tasarımlarının meydana getirdiği kuvvet dağılımlarının karşılaştırılmasıdır. Bu amaçla dişsiz maksillanın bir modeli gerçek bir hastanın arşivdeki bilgisayarlı tomografi görüntüleri, Marc 2005 programı kullanılarak modele edilmiştir. Aynı program ile implant modelleri, implant üstü ball ataçman ve yükleme koşulları modele edilerek teknik olanakların elverdiği ölçüde gerçek yaşamdaki çiğneme kuvvetlerine yakın kuvvetler altında stres analizi yapılmıştır. Çalışmada farklı sayıda ve çapta implant uygulanan 6 grup oluşturulmuş ve stres değerleri gruplar arası karşılaştırılmıştır. Dört implant uygulanan modeller 2 implant uygulanan modeller ile karşılaştırıldığında 4 implant uygulanmış gruplarda kortikal kemik, spongioz kemik ve implant üzerinde daha düşük stres değerleri ölçülmüştür. Anahtar kelimeler: Dental implant, dişsiz maksilla, sonlu elemanlar stres analizi, implant destekli hareketli protez
Anterior mandibuladaki nörovasküler yapıların konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi
Sağ ve sol mental foramenler arasında yer alan, interforaminal bölge olarak da adlandırılan mandibulanın anterior bölgesi önemli anatomik yapıları ve varyasyonlarını içermektedir. Anterior mandibulada; mental sinir, insisiv kanal, lingual foramen ve vasküler kanalları, lingual arter, submental arter, mylohyoid arter gibi komplikasyonlara açık önemli anatomik yapılar bulunmaktadır. Bu anatomik yapıların doğru teşhisi; bölgenin lokal anatomisinin radyolojik olarak değerlendirilmesinde, cerrahi işlemler sırasında ve sonrasında nörovasküler komplikasyonların engellenmesi açısından klinik olarak önemlidir. Bu çalışmanın amacı; Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı arşivinde yer alan 200 olgunun anterior mandibula bölgesinde yer alan; mental foramen, aksesuar mental foramen, alveolar loop, mandibular insisiv kanal ve mandibular lingual foramenlerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile retrospektif olarak incelenip, bu anatomik yapılar ve çevre dokulara ait morfometrik bulguların literatüre kazandırılmasıdır. Aksiyal, sagital, koronal, seri kesitsel ve üç boyutlu reformat görüntüler kullanılarak bu anatomik yapıların boyutları, civar dokulara mesafesi, prevalans değerleri ve varyasyonları değerlendirilmiştir. Ölçümler diş durumuna ve cinsiyete göre karşılaştırılmıştır. Mental foramenin dişlere göre lokalizasyonunda cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. İncelenen olguların %4.5'unda aksesuar mental foramen tespit edilmiştir. 200 KIBT görüntüsünün 35 (%17.5)'inde alveolar loop gözlenmiştir. Çalışmamızda mandibular insisiv kanal ortalama %82 oranında bulunmuş olup, ortalama uzunluğu; sağ mandibular yarım çenede 7.47±4.56 mm, sol mandibular yarım çenede 7.22±4.45 mm olarak hesaplanmıştır. Mandibular lingual foramen ve vasküler kanallarının izlenme oranı %95.5 olarak rapor edilmiştir. Bu bulgular ışığında, anterior mandibulada uygulanacak implant uygulamaları gibi cerrahi işlemler öncesinde komplikasyonların önüne geçmek için interforaminal bölgede yer alan anatomik yapıların ve olası varyasyonlarının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi sistemleri ile görüntülenmesi önerilmektedir.
Üst çene üç implant üstü beş üye restorasyonlarda; farklı implant materyali, lokalizasyonu ve abutment yüksekliklerinin; implant, abutment, restorasyonlar ve çevre dokular üzerindeki stres dağılımının sonlu elemanlar stres analizi ile değerlendirilmesi
Günümüzde, tek diş eksikliğinden total diş eksikliğine kadar olan durumların tedavilerinde implant destekli sabit veya hareketli protezler sıklıkla tercih edilmektedir. İmplant üstü sabit protezlerde, gelen kuvvetler direkt olarak protetik restorasyonlara ve restorasyonlar aracılığıyla da implantlar arasında paylaşılır daha sonra çene kemiğine iletilir. Restorasyona, implant ve kemiğe ne kadar stres iletildiği; destek implantların sayısına, materyallerine, lokalizasyonlarına, abutmentlere ve restoratif üst yapı özelliklerine bağlıdır. Kısmi dişsiz bir vakada; implant materyalinin, implant lokalizasyonunun ve abutment yüksekliklerinin değişmesiyle; materyallerde ve çevre dokularda oluşan etkilerin gözlenmesi klinik uygulamalarda önemli bir rehber olacağı düşünülmektedir. Bu nedenle çalışmamızda; üst çene arka bölgede beş diş eksikliği ile dişsiz sonlanan modelleme oluşturarak üç implant üstü beş üye restorasyonlarda; farklı implant materyali, farklı implant lokalizasyonu ve abutment yüksekliklerinin; implant, abutment, restorasyonlar ve çevre dokular üzerindeki stres dağılımının sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir. Çalışmamızda, 18 farklı model elde edilmiştir. İmplant lokalizasyonlarımız; 13-14-17, 13-15-17 ve 13-16-17 olarak üç farklı lokalizasyonda oluşturulmuştur. İmplant materyali olarak; titanyum, zirkonya ve Cfr-PEEK olmak üzere üç farklı materyal seçilmiştir. Abutment gruplarımız 4 mm ve 5.5 mm vertikal yüksekliğe sahip olmak üzere iki gruba ayrılmıştır ayrıca titanyum implant üzerine titanyum abutment, zirkonya ve Cfr-PEEK implant üzerine zirkonya abutment seçilmiştir. Oluşturduğumuz köprü protezleri ise titanyum implantta metal alt yapılı porselen, zirkonya ve Cfr-PEEK implantta zirkonya alt yapılı porselen olarak belirlenmiştir. Çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlara göre; implant materyallerinin değişmesi ile kemikte ve implant üzerinde oluşan streslerde farklılık belirlenmiştir. İmplant lokalizasyonunun değişmesi sonucunda; kemikte, implantta, abutmentte ve köprü protezinin alt yapısında oluşan streslerde farklılık belirlenmiştir. Abutment materyalinin yüksekliğinin değişmesi, kemik dokusu ve materyaller üzerinde oluşan streslerde belirgin farklılık oluşturmamıştır. Anahtar Kelimeler: Elastik modülü, sonlu elemanlar stres analiz yöntemi, abutment, titanyum, zirkonya, Cfr-PEEK
Alt çene tam dişsizlik vakalarında titanyum ve peek implant destekli farklı tutucu ataşmanlara sahip overdenture protezlerin protetik yapılar, implantlar ve çevre dokularında oluşturduğu stres dağılımının sonlu elemanlar stres analizi yöntemiyle değerlendirilmesi
İmplant tutuculu overdenture protezlerde estetik, çiğneme etkinliği, protez stabilitesi ve retansiyonun konvansiyonel tam protezlere kıyasla daha tatmin edici olduğu ve buna bağlı olarak hasta memnuniyetinin de arttığı görülmektedir. İmplant tutuculu overdenture protezlerde kullanılan çeşitli ataşman sistemleri mevcuttur ve ataşman seçimi protezlerin retansiyonunda çok önemli bir faktördür. Çalışmamızda tam dişsiz alt çeneye 2 adet dik ve açılı yerleştirilen implant üzerine; locator tutuculu overdenture protez, novaloc tutuculu overdenture protez, bar tutuculu overdenture protez ve ball tutuculu overdenture protez yapılmıştır. Oluşturulan her modele 1. Molar dişin merkezinden 100 N vertikal ve 100 N oblik olmak üzere iki ayrı kuvvet uygulanmıştır. Bilgisayar ortamında oluşturulan modellerde farklı yönlerden uygulanan kuvvetler sonucu oluşan değerler karşılaştırılmıştır. İmplant destekli overdenture protezlerde kullanılan retantif elemanlar şekil, boyut, dizayn ve materyal içeriği bakımından çeşitlilik göstermektedir. Çalışmamızda Locator tutucu, Novaloc tutucu, Ball tutucu ve Hader bar tutucu kullanılmıştır. Araştırma üç boyutlu sonlu elemanlar stres analizi yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Uygulanan dik ve oblik kuvvetlerin sonucunda bu modellerde; implantta ve kemikte oluşan stres değerleri, yoğunlaşma ve dağılım bölgeleri incelendi. Analiz sonucunda, oluşturulan her senaryodaki implant, implant çevresi kortikal kemikte ve spongioz kemikteki Von Misses stres, Maksimum asal stres ve Minimum asal stres değerleri ve stres dağılımları incelenmiştir. Oblik yüklerde, dik yüklemelere oranla daha fazla gerilme miktarları oluşmuştur. İmplant çevresindeki kemikteki gerilme, yükleme koşullarından, yönünden ve implant açısından etkilendiği için uygulanan yüklerin implantın uzun aksına uygun gelmesi gerektiğinin önemli olduğu saptanmıştır. Bu materyalin dental implant materyali olarak rutin kullanılması için; hayvan ve uzun dönem klinik çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Elastik modülü, sonlu elemanlar stres analiz yöntemi, abutment, titanyum, Cfr-Peek
Alt çene tam dişsiz vakalarda farklı implant üstü protetik tasarımların implant altyapılara kuvvet iletimi açısından sonlu elemanlar stres analizi yöntemiyle incelenmesi
Bu çalışmada tam dişsiz alt çenelere yerleştirilen 4 adet implant üzerinde 4 farklı protetik tasarıma gelen kuvvetlerin, implantlarda ve kemikte oluşturdukları streslerin miktarı ve alanları 3 boyutlu sonlu elemanlar analizi ile incelendi.Çalışmamızda tam dişsiz alt çeneye 4 adet implant üzerine, implant üstü sabit proteze iki farklı hassas tutucuyla bağlanan posterior hereketli bölümlü protez, topuz tutuculu overdenture protez ve bar tutuculu overdenture protez yapılmıştır. Her bir modele 1. Molar dişin merkezinden 100 N vertikal ve 100 N oblik olmak üzere iki kuvvet uygulanmıştır. Oluşan stresler algor fempro programıyla incelenmiştir.Çalışmamızın sınırları dahilinde stres değerleri karşılaştırıldığında, en yüksek stres değeri topuz tutuculu overdenture tasarımında posterior implantlarda ve çevresindeki kemikte görülmüştür. En düşük stres değeri ise bar tutuculu overdenture tasarımında ki implantlarda görülmüştür. İmplant üstü sabit proteze hassas tutucuyla bağlanan posterior hareketli bölümlü protezler karşılaştırıldığında ise ceka tutuculu tasarımda bredent tutuculu tasarıma göre daha yüksek stres değerleri görülmüştür. Stresler kortikal kemik seviyesinde yoğunlaşmıştır.
8-18 yaş arası bireylerin fasiyal vertikal dikey boyut farklılıklarının angular bölgede kandida kolonizasyonuna etkisinin araştırılması
8-18 yaş arasındaki bireylerin farklı fasiyal dikey boyutları ile angular bölgelerinde olası candida kolonizasyonu arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılan bu çalışmada norm angle, low angle ve high angle çene yapısına sahip 50'şer birey incelendi. Her bireyin lateral sefalometrik görüntüsü üzerinde yüzün dik yön morfolojisini belirlemek için GoGn/SN açısı hesaplandı. Bireylerden alınan anamnez ile ağız solunumu ve dudak yalama alışkanlığının varlığı sorgulandı. Ayrıca hastaların ağız içi pH'sı ve ağız köşesi ıslaklık miktarı ölçüldü. Sonrasında ağız köşelerinden alınan ve Sabouraud Dextroz Agar (SDA) besiyerine ekilen sürüntü örnekleri üzerinde üreyen koloniler mikroskobik olarak değerlendirildi. Maya görünümüne sahip kolonilere germ tüp testi uygulanarak, koloniler candida albicans (c. albicans) ve c. albicans dışındaki diğer candida türleri olarak tanımlandı. Ağız köşesinde candida varlığının, bireylerin fasiyal dikey boyutları ile olan ilişkisinin istatistiksel analizi Kruskal-Wallis testi kullanılarak yapıldı ve istatistiksel olarak anlamlılık düzeyi p≤0.05 olarak kabul edildi. Elde edilen sonuçlara göre adölesan bireylerin ağız köşelerinde bulunan candida kolonizasyonu ile bu bireylerin fasiyal dikey boyutları arasında ilişki saptanamamıştır. Ancak ağız solunumunun, high angle grubu bireylerde hem low angle ve hem de norm angle bireylere göre anlamlı biçimde farklı olduğu görülmüştür. Dudak yalama alışkanlığının ise low angle ve high angle grubu bireylerde birbirine benzer olduğu; buna karşın gerek norm angle ve high angle grubu bireylerin ve gerekse de low angle ve norm angle grubu bireylerin dudak yalama alışkanlıklarının birbirlerinden önemli ölçüde farklı olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar sözcükler: candida, cheilitis, çene, vertikal boyut
Ön açık kapanış vakalarında ortopedik amaçla kullanılan vertikal çeneliğin alt çene üzerindeki biyomekanik etkilerinin üç boyutlu sonlu elemanlar metodu ile incelenmesi
Sonlu elemanlar stres analizi araştırmasının amacı iki farklı üç boyutlu geometrik modelde ortopedik kuvvetler uygulayan vertikal çenelik apareyinin dentofasiyal yapılar boyunca oluşturduğu stres modellerinin incelenmesidir.Gerçek kemik reaksiyonlarının simulasyonu için dentofasiyal yapıların üç boyutlu sonlu elemanlar modelinin oluşturulmasında konik ışınlı bilgisayarlı tomografi tekniği kullanılmıştır. Birçok kemik ve dişten oluşan Model I 617586 tetrahedral eleman, 130420 düğümden, Model II 578410 tetrahedral eleman, 120673 düğümden oluşmaktadır. 5 N'luk ortopedik kuvvet uygulamasının dentofasiyal yapılarda neden olduğu gerilmelerin hesaplanmasında ABAQUS (ABAQUS Version 6.8.1, Hibbitt, Karlsson & Sorensen Ins.-HKS) programı kullanıldı.Model I ve Model II de oluşan stres dağılımlarının birlikte değerlendirildiği bu araştırmada; alt çene kemiğinde, üst çene kemiğinde, alt-üst çene kemiğine ait daimi dişlerde ve üst çene kemiğinin kafa kaidesine bağlantısını sağlayan suturlarda stres oluşumları izlenmiştir.Çene kemiklerine iletilen stres yön ve miktarlarının, bireyin iskelet yapısı yanında dişsel özelliklerinden de etkilendiği gösterilmiştir.Bu araştırmada derin ve yüzeyel kemik tabakalarında elde edilen farklı stres düzeyleri ilgili bulgular, ortopedik mekanik kuvvet uygulamalarında kemik düzeyinde elde edilen yanıtın tipinin değerlendirilmesinde katkı sağlayacaktır.Stres miktarı ve dağılımındaki değişimlerin sefalometrik referans noktalarında neden olabilecekleri yerdeğiştirmelerin tespiti ile çene kemikleri ve dişlerle ilgili anatomik yapılarda ortodontik tedavi sonuçlarının daha detaylı olarak değerlendirilebilmesi mümkün olabilecektir.
Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde tedavi gören sendromsuz ortodonti hastalarında dental anomalilerin kraniofasiyal yapılara göre prevelansı
Amaç: Bu çalışmanın amacı, dijital panoramik radyografilerin retrospektif olarak değerlendirilmesi ile dental anomalilerin iskeletsel yapılara, cinsiyete ve çenelere göre sıklıklarının ve dağılımlarının incelenmesidir. Gereç ve Yöntemler: Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı Kliniği'ne 2010-2022 yılları arasında ortodontik tedavi için başvuran, 8-18 yaş aralığında toplam 906 (306 Sınıf I, 300 Sınıf II, 300 Sınıf III) hastanın dijital panoramik radyografileri, fotoğrafları ve vaka sunumları çalışmamızda retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Tüm dental anomaliler (hipodonti, hiperdonti, gömülü dişler, transpozisyon) hastanın cinsiyetine, iskeletsel anomalisine ve çene lokasyonuna göre gruplandırılarak kaydedilmiştir. Üçüncü molar dişler çalışmaya dahil edilmemiştir. Veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Bulgular: 740 hastada (%81,7) herhangi bir dental anomali saptanmazken, 166 hastada (%18,3) bir veya daha fazla sayıda dental anomali tespit edilmiştir. Dental anomali frekansı değerlendirildiğine hipodonti frekansı %10,6, hiperdonti frekansı %3,97, gömülü diş frekansı %13,36, transpozisyon frekansı %0,55 olarak bulunmuştur. Dental anomali prevelansı değerlendirildiğinde hipodonti prevelansı %5,63, hiperdonti prevelansı %2,76, gömülü diş prevelansı %10,6, transpozisyon prevelansı %0,55 olarak bulunmuştur. Dental anomaliler ile cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Sayı anomalilerinin iskeletsel gruplara göre dağılımında ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). İskeletsel gruplara göre bakıldığında dental anomaliler en fazla Sınıf I grubunda, en az Sınıf II grubunda görülmüştür. Dental anomaliler maksillada mandibulaya göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla görülmüştür (p<0,05). Gömülü diş ve hipodonti anomalileri ile çeneler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki görülmüştür (p<0,05). Hipodontiden en sık etkilenen dişler sırasıyla maksiller lateral ve mandibular ikinci premolar dişlerdir. Hiperdontiden en çok etkilenen dişler maksiller lateral dişler ve maksiller meziodenslerdir. En sık gömülü kalan dişler maksiller kanin ve maksiller santral dişlerdir. En sık transpoze olan dişler de maksiller kanin ve maksiller birinci premolar dişlerdir. Sonuç: Dental anomaliler, hastalar için büyük önem taşımaktadır. Ağız sağlığını bozabilecek fonksiyonel, oklüzal ve estetik problemlere neden olurlar. Bu durumların önlenmesi için dental anomalilerin toplumda görülme sıklıklarının, iskeletsel yapılarla ilişkilerinin ve ortaya çıkış biçimlerinin bilinmesi önemlidir. Anahtar Kelimeler: Dental anomali, hipodonti, hiperdonti, gömülü diş, transpozisyon, cinsiyet, iskeletsel grup, çene
Dişeti çekilmeleri ve biyotipi ile alveoler kemik morfolojisi arasındaki ilişkinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı, dişeti biyotipi ile altındaki alveoler kemik kalınlığı arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Ayrıca hastalarda yaygın görülen ve rahatsızlık oluşturan bir durum olan dişeti çekilmesi ile kemik kalınlığı arasındaki ilişki de araştırılmıştır. Kemik kalınlığının, dişeti biyotipi ve dişeti çekilmesi ile muhtemel ilişkisinin kanıtlanması, mukogingival cerrahi, implant cerrahisi gibi periodontal işlemler öncesinde tedavi planlaması konusunda hekime yol gösterecektir. Bu çalışmada üst ve alt kesici ve kanin dişlerde son 3 ayda çekilen konik ışınlı bilgisayarlı tomografide (KIBT) gerçekleştirilen radyolojik ölçümler ile klinik periodontal parametreler ve dişeti biyotiplerinin birbirleriyle olası ilişkileri incelendi. Dişeti biyotipi yeni geliştirilmiş biyotip sondu ile "ince" / "orta" / "kalın" olarak belirlendi. Bukkal kemik kalınlıkları krestal 1, 2 ve 4 mm seviyesinden olmak üzere üç noktadan ölçüldü. Ayrıca dişlerde mevcut olan açılanma ve rotasyon değerleri de ölçüldü. Klinik periodontal parametrelerde ise keratinize doku genişliği (KDG), dişeti çekilme derinliği (ÇD), sondlama derinliği, plak indeksi, gingival indeks ve sondlamada kanama değerleri kaydedildi. Periodontal cep derinliği ≥5 mm olan dişler çalışma dışı bırakıldı. Gruplar arası karşılaştırma sonuçlarına göre, ince biyotipte KDG ve üç seviyedeki kemik kalınlıkları kalın biyotipe göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az bulundu (p<0.016). Orta biyotipte ise krestal 2 ve 4 mm'de kemik kalınlığı kalın biyotipe göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az bulundu (p<0.016). Dişeti çekilmesi ile dişeti biyotipi arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Ancak, dişeti çekilmesi ile krestal 2 ve 4 mm seviyelerindeki kemik kalınlıkları arasında negatif korelasyon görüldü (p<0.05). Dişlerde bukkal alveol kemik kalınlığı azaldıkça daha fazla dişeti çekilmesi görüldüğü sonucuna varıldı. Bu çalışmanın sonucunda, dişeti biyotipi ile bukkal alveoler kemik kalınlığı arasında anlamlı pozitif korelasyon olduğu ve kemik kalınlığı miktarının dişeti çekilmesi üzerinde etkili olabileceği söylenebilir. Anahtar kelimeler: Alveoler kemik kalınlığı, dişeti, dişeti biyotipi, dişeti çekilmesi
İki taraflı üst birinci küçük azı diş çekiminin üst çene büyüme ve gelişimi üzerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, üst birinci küçükazı dişle rinin çekiminin, üst çenenin büyüme ve gelişimine sagi- tal ve vertikal yönde etkisinin sefalometrik olarak in celenmesi amaçlanmıştır. Maksimum pubertal atılım döne minde olup, sadece üst diş kavsinde yer sorunu ve bi rinci küçükazı dişlerinin çekim endikasyonu olan, Angle Klas II kapanışına sahip 1 5 * i çekim, 1 5 ' i kontrol grubu olarak ayrılan toplam 30 birey araştırma kapsamına a- 1 ınmı şt ı r. Çekim grubundaki bireylerin üst birinci kü çükazı dişleri çekilip, hiçbir ortodontik tedavi uygu lanmaksızın kontrol grubundaki bireylerde ise diş çeki mi ve herhangi bir uygulama yapılmaksızın pubertal atı lım dönemi sonuna kadar olmak üzere 10 ile 21 ay ara sında değişen sürelerde izlenmiştir. Araştırma materya lini; çekim ve kontrol grubunu oluşturan bireylerden a- raştırma başı ve sonunda olmak üzere alınan 60 adet el- bilek ve 60 adet lateral sefalometrik filmler oluştur muştur. 12 13 Björk ve Skieller ' 'in total ve üst çene-98- lokal çakıştırmaları yapılarak çekim ve kontrol grupla rında açısal ve boyutsal toplam 32 parametrenin deği şimleri ölçülerek, grup içi ve gruplar arası farkların önem kontrolü "eşleştirilmiş t" ve "student t" testleri i le yapı İmi şt ı r. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, üst birinci küçükazı çekiminin üst çenenin büyüme ve geli şimi sırasındaki gerçek rotasyon yönünün posteriora de ğişimine, üst anterior dentoalveoler kompanzasyonunun i nhibi syonuna ve ayrıca ark boyu kısalmasına neden ol duğu bulunmuştur.
Üç farklı maksiller genişletme apareyinin kök rezorpsiyonuna etkisi
Bu çalışmanın amacı hızlı üst çene genişletmesi (HÜÇG), yarı hızlı üst çene genişletmesi (YHÜÇG) ve yavaş üst çene genişletmesi (YÜÇG) sonunda meydana gelen iskeletsel, dentoalveolar etkilerini incelemekle birlikte tedavi sırasında destek üst birinci küçük azı dişlerinde meydana gelen kök rezorpsiyonlarının Mikro-BT tarama yöntemi kullanarak incelemek ve karşılaştırmaktır. Üst çene genişletmesi ve üst birinci küçük azı dişin çekimi gerekli olduğu 30 birey, hızlı, yarı hızlı ve yavaş genişletme olmak üzere 10' ar bireyden oluşan üç gruba bölünmüştür. Lateral ve PA radyografiler tedavi başında (T1), genişletme sonunda (T2) ve pekiştirme sonunda (T3) alınmıştır. HÜÇG grubunda hyrax vidalı birinci küçük azı ve birinci büyük azı dişleri bantlı genişletme apareyi günde iki kere ¼ tur aktive edilmiştir. YHÜÇG grubunda akrilik bonded hyrax apareyi sutur açılana kadar sabah ve akşam ¼ tur, sutur açılması ile birlikte yeterli maksiller genişletme yapılana kadar her iki günde bir ¼ tur aktive edilmiştir. YÜÇG grubunda ise quad helix apareyi uygulanmış ve bireyler kliniğe gelerek aparey 20 günde bir aktiflenmiştir. 12 hafta süren pekiştirme periyodu sonunda üst birinci küçük azı dişleri çekilmiştir. Örnek dişler Mikro-BT (SkyScan 1172, Kontich, Belgium) ile taranıp ve görüntülerin analizi için yüksek kapasiteli bir çalışma istasyonu (Dell Precision T5500) rezorpsiyon krater hacimleri belirlemek için kullanılmıştır. HÜÇG grubunda ortalama aktivasyon 20±5 gün sürmüştür. YHÜÇG grubunda ortalama aktivasyon süreleri 43±7 sürmüştür. YÜÇG grubunda bireylerin ortalama aktivasyon süreleri 87±4 günlük bir periyot sonunda tamamlanmıştır. Kök yüzeyi total hacim olarak 8 grupta, bölgesel hacim olarak 12 grupta incelenmiştir. Bütün örneklerde diş köklerinin bukkal yüzeylerinde rezorpsiyon kraterlerinin yoğunlaştığı bulunmuştur. Total rezorpsiyon hacminde en fazla rezorpsiyon krater hacmi HÜÇG grubunda, devamında YHÜÇG grubunda ve en az resorpsiyon krater hacmi YÜÇG grubunda izlendi. Sefolometrik incelemede 21 parametreye bakılmış ve sagital değişikliklerde üç grup arasında önemli farklılıklar izlenmemiştir. PA grafi incelemede 8 parametreye bakılmış ve transversal yönde her üç grupta genişleme meydana geldiği ve gruplar arasında anlamlı farklılıklar izlenmiştir. Destek dişlerin kök yüzeylerinde daha fazla kuvvete maruz kaldığından HÜÇG grubunda en fazla rezorpsiyon görülmüştür. Bunu sırasıyla YHÜÇG ve YÜÇG grupları takip etmiştir. Rezorpsiyonun en fazla görüldüğü yerler kök yüzeylerinin sırasıyla bukkal, palatinal, distal ve meziyal olarak izlenmiştir.
Kronik zoledronat kullanımının çene kemikleri ve uzun kemikler üzerinde TNF-a, IL-6, IL-8, RANKL ve osteoprotegerin oranları yönünden hayvan modeliyle incelenmesi
Giriş: Bifosfonatlar kemik rezorpsiyonu inhibisyonunda etkili bir ilaç grubudur. Bifosfonatlarla ilgili çene osteonekrozları ya da osteomyelitleri ilk olarak 2003 yılında Marx ve Stern tarafından açıklanmıştır. Bu durum, bifosfonatlara bağlı olası ve önemli bir geç ters etkidir ve de patogenezi halen netleşmemiştir.Bu çalışma ratlarda kronik bifosfonat uygulamasınından sonra TNF- ? , IL-6, IL-8, RANKL ve OPG seviyelerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır.Materyal ve Metod: Çalışmada 30 adet dişi Spraque-Dawley rat kullanıldı. Ratlar rastgele 3 gruba bölündüler. Z1; zoledronat grubu, 10 hafta boyunca zoledronat enjekte edilen grup. S1; kontrol grubu, 10 hafta boyunca tuz solusyonu enjekte edilen grup ve K1; herhangibir enjeksiyon yapılmayan kontrol grubtu. Z1 grubuna zoledronat enjeksiyonu 0,1mg/kg dozunda haftada 3 kez yapıldı. 10 hafta sonunda herhangi bir dental girişim yapılmadan ratlar sakrifiye edildi. 1. ve 2. molarları içeren mandibula posterior bölge ve tibianın 1/3 üst bölgesi subperiosteal olarak diseke edildi. Dokuların ELISA testine hazırlamak amacıyla homojenizasyonu yapıldı. TNF- ? , IL-6, IL-8, RANKL ve osteoprotegerin değerleri ELISA kitleri kullanılarak elde edildi.Sonuçlar: Tibia OPG oranlarındaki artış istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). İstatistiksel olarak anlamlı düzeye ulaşmasa da mandibula OPG oranlarındaki artış osteoklastogenezis inhibisyonunu olarak yorumlandı. Tibia RANKL değerlerinde artış olmasına rağmen mandibula RANKL değerlerinde düşüş kaydedildi.TNF- ? ve IL-6 tibia değerleri hem Z1 hem de S1 grubunda; ilaca bağlı olduğu düşünülmeyen artış meydana getirdi. Mandibula TNF- ? ve IL-6 değerlerinde gruplar arası bir fark gözlenmedi. IL-8 oranları hem mandibula hem de tibiada çalışılan gruplar arasında bir farklılık oluşturmadı.Çalışmamızda elde edilen bulgulara göre BRONJ'un sadece çenelerde oluşması; azalmış RANKL oranlarına bağlı olarak gerçekleşen osteoklastik aktivasyondaki azalma nedeniyle ilişkili olabilir. Klinik uygulamalar öncesi uzun dönem çalışmalara ihtiyaç vardır.
Rapid maksiller ekspansiyon yapılmış hastalarda solunum yolu değişikliklerinin bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, rapid maksiller ekspansiyon yapılan hastalarda meydana gelen solunum yolu değişikliklerinin bilgisayarlı tomografi (BT) ile üç boyutlu olarak değerlendirilmesidir.Bu çalışmanın materyali, Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na ortodontik tedavi amacı ile başvuran, maksiller darlığa bağlı çift taraflı posterior çapraz kapanışa sahip hastalardan oluşturuldu. Hastalar ekspansiyon (RME) ve kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Ekspansiyon grubunda Bonded ve Banded Tip apareylerle maksiller genişletme hedeflendi. Ekspansiyon grubundaki hastalardan RME öncesi (T1), RME sonrası (T2) ve 6 aylık pekiştirme dönemi sonunda (T3) bilgisayarlı tomografi görüntüleri alındı.Bonded tip aparey uygulanan grupta, yaş ortalaması 12.84 olan 8 kız 7 erkek toplam 15 hasta, Banded aparey uygulanan grupta ise yaş ortalaması 13.32 olan 12 kız 3 erkek toplam 15 hasta tedavi edildi. Ekspansiyon grubundaki hastaların verileri, maksiller darlığı olmayan, dişsel ve iskeletsel Sınıf I oklüzyona sahip, herhangi bir ortodontik tedavi uygulanmamış, yaş ortalaması 12.48 olan 15 hastadan oluşan bir kontrol grubu ile karşılaştırmalı olarak incelendi.Ekspansiyon grubundaki bireylerde T1, T2 ve T3 dönemlerinde, BT görüntülerinden elde edilen posteroanterior grafiler üzerinde transversal ölçümler ve hava yolu ölçümleri yapıldı.Ekspansiyon grubunun grup içi ve gruplar arası kıyaslamasında sırasıyla Eşleştirilmiş Student's t testi ve Student's t testi kullanıldı. Kontrol grubunun grup içi değerlendirmesinde Wilcoxon testi ve Eşleştirilmiş t testi uygulandı. Çalışma grubundaki bağımsız grupların birbirleriyle karşılaştırılmasında Student's t testi uygulandı. Kontrol grubunun çalışma grupları ile karşılaştırılmasında Dunnett testi uygulandı.Bu çalışmanın sonucunda, Banded ve Bonded RME uygulanan her iki grupta sutural açılma ve maksiller ekspansiyon elde edildi. Her iki grupta da iskeletsel ve dişsel transversal boyutların tümünde ve nazal kavite hacminde, orofarengeal ve nazofarengeal havayolu hacimlerinde anlamlı artışlar tespit edildi.Sonuç olarak RME apareyleri nazal kavite hacmi, nazofarengeal ve orofarengeal alanın genişletilmesi gereken maksiler darlık hastalarında kullanılabilir.Anahtar Kelimeler: Rapid Maksiller Ekspansiyon, Bonded RME, Banded RME, Havayolu, Bilgisayarlı Tomografi.
Bifosfonatların indüklediği çene osteonekrozlarında paratiroid hormon etkinliğinin deneysel hayvan modeliyle değerlendirilmesi
Bifosfonat kullanımı ile ilişkili olarak çene kemiklerinde görülen osteonekroz (BRONJ), günümüzde oral ve maksillofasiyal cerrahide yoğun bir çalışma alanı bulan ve tedavisi oldukça zor ve karmaşık patolojilerden biridir. Son dönemlerde yapılan çalışmalarda BRONJ tedavisi ile ilgili birçok yöntem denenmiş ancak tamamen güvenli bir protokol oluşturulamamıştır.Bu çalışmada bifosfonat uygulamasını takiben gerçekleştirilen diş çekimi işlemi sonrasında adjuvan olarak uygulanan paratiroid hormonun BRONJ tedavisi üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.Araştırmada deney hayvanı olarak Spraque-Dawley türü 36 adet dişi sıçan kullanılmıştır. Deney hayvanları 4 gruba ayrılarak 1. gruba 0.1mg/kg serum fizyolojik (SF) ve 2. gruba 0.1mg/kg zoledronat (ZA) 8 hafta boyunca haftada 3 kez intraperitonel (i.p.) olarak uygulanmış ve bu sürenin sonunda hayvanlar sakrifiye edilmiştir. 3. grupta 0.1mg/kg ZA 8 hafta boyunca haftada 3 kez i.p. yolla uygulandıktan sona mandibula sağ birinci molar diş çekimi gerçekleştirilmiş ve hayvanlar 8 hafta daha yaşatılarak bu sürenin sonunda sakrifiye edilmiştir. 4. grupta ise 0.1mg/kg ZA 8 hafta boyunca haftada 3 kez i.p yolla uygulandıktan sonra mandibula sağ birinci molar dişlerin çekimi gerçekleştirilmiştir. Diş çekimini takip eden 8 hafta boyunca ratlara paratiroid hormon (PTH) analogu 30µg/kg/gün subkütan olarak enjekte edilmiş ve bu sürenin sonunda hayvanlar sakrifiye edilmiştir.Elde edilen hemimandibulalar histolojik ve histomorfometrik olarak incelenmiştir. Buna göre diş çekimi yapılan gruplarda BRONJ oranı çekim yapılmayan gruplara oranla daha yüksek olarak tespit edilmiştir (p<0.01). Ayrıca PTH uygulanan gruptaki enflamasyon sıklığı ve şiddeti ile BRONJ oranı PTH uygulanmayan gruba oranla daha düşük olarak tespit edilmiş, ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır.Sonuç olarak kronik bifosfonat uygulamasını takiben gerçekleştirilen diş çekimi işleminin BRONJ gelişimini tetiklediği, adjuvan olarak uygulanan PTH'nın oluşan bu lezyonların tedavisinde olumlu etkiler gösterdiği tespit edilmiştir. Öte yandan bu tedavinin klinik uygulamalar öncesinde daha geniş deney grupları içeren hayvan ve klinik çalışmalar ile doz ve süre açısından değerlendirilmesi gerekli görülmüştür.Anahtar sözcükler: Bifosfonata bağlı çene kemiği nekrozu, enflamasyon, kemik turnoveri, Paratiroid hormon, travma
Three dimensional evaluatr of dental and skeletal asymmetry of patient with Class I, Class II and Class III malocclusion
The aim of this study is to three dimensional evaluate of dental and skeletal asymmetry of patients with Class I, Class II and Class III malocclusion. The material of this study is consisted of CBCT (Cone beam computer tomography) images of 20 Class I (mean age: 24,9 ± 3,5), 20 Class II (mean age: 20,9 ± 3,7) and 20 Class III (mean age: 21,2 ± 2,3) patients. The data obtained from the CBCT images were transferred to the Dolphin 3D software. A total of 97 parameters (89 linear and 8 angular) were studied. SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 15.0 software were used for statistical analysis. One-way ANOVA test was used to evaluate the between group differences. When any significant differences were observed between groups, Tukey HSD test was used to identify the group which is the cause of the differences. Paired-t test was used to compare the right and left parameters within groups. According to the statistically data obtained from the study, not significant asymmetry were observed between the right and left dental parameters. According to the intergroup evaluation of the right anterior-posterior molar difference and overjet parameters, differences which correspond with the characteristic features of groups were observed (p?0.01). Significant asymmetry was observed between the right and left ramus, corpus length and mandibular plane angle parameters of Class I and Class III groups (p?0.01). Significant differences were observed between right and left mandibular, ramus length and gonial angle parameters of Class II group (p?0.01). Significant differences were observed from the comparison of most of the maxillary and the mandibular asymmetry related parameters among Class I, II and III groups (p?0.01). According to the condyler asymmetry evaluation, significant differences were observed between the right and left 3D anteroposterior length of the condyler head in Class I group and 3D upper condyler space in Class II group. However, no significant asymmetry was observed in Class III group. 3D anteroposterior length of the condyler head in the right and left side of Class I group was found significantly larger than Class II and III groups. Angle between the plane intersection by the right and the left mediolateral points and coronal plane was found smaller in Class II group than Class III group. The distance of the right and left medial, lateral and posterior point of the condyler head to the sagittal plane was found greater in Class I group than the other groups. According to the evaluation of orthogonal asymmetry to the coronal plane, no significant differences were found between the right and left parameters in Class I, II and III groups. Orthogonal asymmetry to the coronal plane to the right and left by the comparison between the groups in the distance of the lowest point of the articular eminence, the back, front and the top point of the condyle head to the coronal plane class I and class III were found to be more than class III group. The distance from the coronal plane to the pogonion point, class III group was found to be longer than class I and class II group. According to the evaluation of orthogonal asymmetry to the axial plane, class I-II and III groups were symmetrical in terms of left and right parameters. The distance of the right and left the front, the back point of the condyle head and the bottom point of the articular eminence, of the axial plane between the groups is determined as not symmetrical. As a result, in group dental asymmetry was not observed in all three groups. With skeletal, condylar evaloation, orthogonal asymmetry to the coronal plane, and less commonly orthogonal asymmetry to the axial plane, there were determined some differences. Comparasions between groups, differences were found due to its own characteristic feature. Key Words: Computed tomography, 3D cephalometry, asymmetry, ClassI, ClassII, Class III malocclusion.