Çene

Bu konu başlığı altında 76 tez

Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

İnfrazigomatik krest kalınlığının değerlendirilmesi

Giriş: Bu çalışmanın amacı, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüleri kullanılarak sağ ve sol üst birinci molar dişlerin meziobukkal ve distobukkal kökleri hizasındaki infrazigomatik krest (IZC) kalınlığının; yaş, cinsiyet, varsayımsal minivida giriş açısı, vertikal yüz boyutu, maksiller sinüs hacmi ve kök ucu-maksiler sinüs tabanı mesafesi ile olan ilişkisini değerlendirmektir. Bireyler ve Yöntem: Bu çalışmaya, Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı arşivinden, tanı ve tedavi amaçlı alınmış, 149 bireyin KIBT görüntüsü dahil edilmiştir. Ortalama yaşı 20,7 ± 6,9 olan bireyler; yaş (64 birey ≤18yaş, 85 birey ≥19yaş), cinsiyet (79 kadın, 70 erkek) ve vertikal yüz boyutlarına (41 birey brakifasiyal, 69 birey mezofasiyal, 39 birey doligofasiyal) göre gruplandırılmıştır. Dolphin 3D (Dolphin Imaging & Management Solutions, Chatsworth, California, ABD) programı kullanılarak bireylerin GoGnSN açıları, maksiller sağ ve sol birinci molar dişlerin meziobukkal ve distobukkal köklerinde; farklı varsayımsal minivida giriş açılarındaki (50⁰, 60⁰, 70⁰) IZC kalınlıkları ve kök ucu-maksiller sinüs tabanı mesafeleri ve sağ ve sol maksiller sinüs hacimleri ölçümleri yapılmıştır. Bulgular: Varsayımsal minivida giriş açısı arttıkça ortalama IZC kalınlığının da arttığı saptanmıştır. 18 yaş ve altı bireylerdeki ortalama IZC kalınlığı, 19 yaş ve üstü bireylere göre daha fazla bulunmuştur. IZC kalınlığı ile maksiller sinüs hacmi değerleri arasında zayıf ve orta düzeyde negatif yönlü korelasyon ve IZC kalınlığı ile kök ucu-maksiller sinüs tabanı mesafesi değerleri arasında zayıf düzeyde pozitif yönlü korelasyon saptanmıştır. Sonuçlar: Bu çalışma; IZC kalınlığının, ortodontik tedavide IZC minividası planlaması öncesinde dikkatle değerlendirilmesi gereken bireysel parametrelerle ilişkili olduğunu göstermiştir. Çalışmamızın sonucunda IZC kalınlığının yaş ve minivida giriş açısına göre anlamlı seviyede farklılık gösterdiği gözlenmiştir. Çalışmamız, KIBT'nin minivida yerleştirme lokalizasyonunu belirlemek için uygun bir yöntem olduğunu önermektedir. Anahtar kelimeler: İnfrazigomatik Krest, Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi, Maksiller Sinüs

Alveolar kemikKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiKortikal kemik+4
İzel Gizem Adıgüzel Aras
Hacettepe University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortognatik cerrahi sonrası seslerin akustik ve nazalans değişiminin incelenmesi

Çene kemiğindeki çift taraflı kemik ameliyatı (bsso) alt çene kemiğindeki şekil bozukluğunda kullanılan bir alt ve üst çeneyi kapsayan ameliyat türüdür. Eski incelemelere bakıldığında çene cerrahisindeki konuşma olaylarına bakıldığında konuşmaya olan etkileri üzerine çeşitliçalışmalar arasında farklılık bulunmaktadır. Bu araştırmada amacımız çene cerrahisinden önce ve sonra hastalarda ses ve konuşma kalitesinin nasıl etkilenip etkilenmeyeceğini görmektir. Sesteki değişiklik ve burun yapısı üzerindeki farklılıkları incelemektedir. Bu araştırmada çalışmamıza katılan hastalar 26 ve 40 yaşları arasında seçilmiştir. Hastalar 12 kişi kadın 11 kişi erkektir. Bu hastaların hepsine sırasıyla sesli harfler söyletilmiştir. Bu garfler sırasıyla a, e, i harfleridir. Elektroglottografi cihazı ile hasta kayıtları incelendikten sonra tekrar çağırılıp 7-8 hafta içinde tekrar aynı test yapılmıştır Vokal shimmer ve vokal jitter yüzdeliklerinin yanı sıra temel frekans (F0) ve harmonikler, Multi Dimensional Voice Programı (MDVP) kullanılarak gerçekleştirilen ses analiziyle değerlendirilmiştir. MDVP, ses özelliklerini objektif bir şekilde değerlendirmek için kullanılan bir yöntemdir. Bu analiz, sesin titreşim özelliklerini, titreme (shimmer) ve düzensizlik (jitter) yüzdelikleri üzerinden değerlendirirken, aynı zamanda sesin temel frekansını (F0) ve harmonik yapısını da incelemektedir. Ameliyattan hem önce hem sonra yapılan çalışmalarda edinilen çalışmalara bakıldığında çelişkili çalışmalar birbiriyle çelişmektedir. Ve anlamlı derecede bir fark bulunmamaktadır. Çalışmamamızdaki hastalarda yalnızca 5 kişide rezonans açısından farklar gözlemlenmiştir. Başka bir hastaya bakıldığında ise rezonans görülmesiyle birlikte kısa bir süre sonra tekrar ameliyattan önceki haline dönüşüm sağlanmıştır. Çene cerrahisinde konuşma bozukluğu özelllikle sesli harflerdeki değişimin oluşması %100 başarılı olmamaktadır. Yapılan incelemelere bakıldığında ses kalitesinde ufak değişmeler gözlemlense de ameliyattan sonra düzelip tekrar eski haline dönüşebilir.

Akustik özelliklerCerrahiOdyoloji+5
Berfin Zeynep Yıldız
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Ekstraoral implantlarda yeni anti-manyetik dayanak tasarımının tutuculuğa etkisinin in-vitro incelenmesi

Mıknatıs ataçmanlar, maksillofasiyal protezlerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Mıknatıs tutucuların pek çok avantajının yanı sıra, manyetik dayanakların, manyetik rezonans görüntülemede (MRG) çıkarılmasının gerekliliği ve hücreler üzerindeki olumsuz etkileri gibi dezavantajları da vardır. Bu in-vitro çalışmanın amacı, rutinde kullanılan manyetik dayanaklara alternatif olarak geliştirilmiş yeni tip anti-manyetik dayanak tasarımların tutuculuğunu değerlendirmektir. Bu amaçla Ti6Al4V alaşımından üretilen yeni tip anti-manyetik dayanakların, güncel kullanımda olan ekstraoral implantlara göre, tutuculukları karşılaştırılmıştır. Çalışmada 4 grup belirlenmiştir ve her gruptan 10'ar örnek hazırlanmıştır. 1. grup geleneksel manyetik sistem (GMS-kontrol grubu), 2. grup bu geleneksel manyetik sistemin 100°C'de ısıtılmış hali (IGMS), 3. grup anti-manyetik dayanak tip 1 sistemi (AMS1) ve 4. grup da tip 2 sistemidir (AMS2). Örnekler, test sistemi hazırlandıktan sonra sırasıyla test sistemine yerleştirilmiştir. 0, 120, 360, 720, 1440. döngülerdeki tutuculuk kuvvetleri ölçülmüştür. Tutuculuk değerleri 1440 döngü sonucunda sırası ile GMS: 3,39 N, IGMS: 3,38 N, AMS1: 8,83 N, AMS2: 8,75 N olarak ölçülmüştür. Sonuçların değerlendirilmesi ve farklı dayanak-ataçman sistemlerinin çıkarma kuvvetlerinin karşılaştırılmasında Two way ANOVA repeated measures kullanılmıştır. AMS grupları kendi içinde ve GMS grupları kendi içinde benzer sonuçlar göstermiştir (p>0,05). GMS ve AMS1, GMS ve AMS2 arasında ise istatistikler olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, yeni tip anti-manyetik dayanakların tutuculuk kuvvetlerinin daha yüksek değerlerde olduğu ve manyetik dayanaklara bir alternatif olabileceği görülmüştür.

Dental bondingDental desteklerDental implantasyon+6
İrem Sözen Yanık
Hacettepe University
2021
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

İlaçlarla ilişkili çene osteonekrozu hastalarındaki radyografik bulguların cerrahi işlem kararı ve tedavi sürecine etkisi

İlaçlarla ilişkili çene Osteonekrozu (MRONJ) insidansı tanımlandığı 2003 yılından bugüne oldukça artmıştır. Ancak MRONJ'un etyolojisi, ideal tedavi yöntemleri, tedavi yöntemlerinin başarısı ve evrelendirilmesi ile ilişkili halen ortak bir görüşe varılamamıştır. Amerikan Oral ve Maksillofasiyal Cerrahlar Derneği (AAOMS) tarafından sunulan evrelendirme sistemi sadece klinik ve sınırlı radyolojik bulguya dayandırılması nedeniyle tartışılmaktadır. Bu evrelendirme sistemine göre düzenlenen evre bağımlı tedavi stratejilerinde de yalnızca evre 3 hastalar için cerrahi tedavi önerilmesi tartışmalı bir diğer noktadır. AAOMS tedavi önerilerine göre evre 2 hastalar için önerilen cerrahi müdahaleler yüzeyel debridman ile sınırlı tutulmaktadır. Ancak bazı çalışmalar AAOMS önerilerinin aksine erken cerrahi tedavinin daha başarılı sonuçlar verebileceğini savunmaktadır. Ayrıca literatürde cerrahi tedavinin başarısını etkileyen radyolojik ve klinik bulguları birlikte değerlendirilerek yapılan bir evrelendirme sisteminin eksikliği göze çarpmaktadır. Çalışmamızın amacı cerrahi tedavi kararı verirken etkili olan klinik ve radyolojik bulgular ile bu bulguların tedavi başarısıyla olan ilişkisini incelemektir. Bu çalışmaya 28 hastada 34 lezyon ve bu lezyonların klinik formlar ile konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntü takipleri dahil edilmiştir. 28 hastanın 16'sında cerrahi tedavi tercih edilmiştir. Hastaların klinik durumları tanımlanırken K0-K6 arasında yedi sınıf kullanılmıştır. Bu yedi sınıf enfeksiyon bulguları ve cerrahi olması durumunda primer kapatma için dişeti yeterliliğine göre 4 alt gruba ayrılmıştır. Hastaların radyolojik olarak değerlendirilmesinde kompozit radyografik indeks 0-3 arasında kullanılmış ve skleroz, periosteal reaksiyon, litik değişiklikler ile sekester varlığı değerlendirilmiştir. Çalışmamızın sonuçlarına göre litik değişiklikler ve sekester varlığının birlikte görüldüğü hastalarda klinik durumun daha kötü olduğu izlenmiştir. Sonuç olarak bu çalışmada elde edilen verilere ve literatüre dayanarak 7 alt evreden oluşan, klinik ve radyolojik bulguları içeren bir evrelendirme sistemi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: MRONJ, evrelendirme sistemi, litik değişiklik, sekester

CerrahiCerrahi-diş hekimliğiEtyoloji+4
Şeydanur Urhan
Hacettepe University
2019
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Rezorbe maksilla modeline uygulanan implantların uygulama bölgelerindeki değişikliklerin kemik ve implant üzerindeki etkisinin sonlu eleman analizi ile incelenmesi

Dental implantlar, modern diş hekimliğinde diş eksikliklerinin giderilmesi amacıyla en çok kullanılan tedavi yöntemidir. Tek bir diş eksikliğinden, çoklu diş eksikliklerine ve tam dişsizliklere kadar uzanan tüm durumlarda hastaların fonksiyonel, estetik, fonetik ve psikolojik durumlarının iyileştirilmesinde dental implant tedavileri ile doğal dişlere en yakın sonuçlar elde edilmektedir. Tam dişsizlik durumuyla birlikte ileri derecede atrofi görülen çenelerde, çene ilişkilerinin değişmesi, implant yerleştirilecek bölgelerde kemik dokunun yetersiz oluşu ve dental arklar arasındaki mesafelerin artışı; ideal protetik tedavi planlamalarını zorlu hale getirmektedir. Bu problemleri çözebilmek adına kemik ogmentasyon yöntemleri ve farklı implant tedavisi planlamaları geliştirilmiştir. Ogmentasyon yöntemleri sayesinde atrofik bölgelerin rekonstrüksiyonu ile dental implantların yerleşimi için yeterli kemik dokusunu sağlamak mümkün iken; tedavi sürelerinin ve geçirilen cerrahi operasyon sayısının artması, post-operatif dönemde oluşabilecek komplikasyonlar gibi etkenler hastaların ek cerrahi prosedürlere olan toleransını azaltabilmektedir. Bu çalışmanın amacı; premaksillada atrofinin belirgin şekilde görüldüğü kombinasyon sendromu gibi durumlarda, 2 farklı tedavi yaklaşımı (ogmentasyon ve implantların pozisyonel değişimi) uygulandığında, fonksiyonel kuvvetler altında implant ve protetik parçalar üzerinde, implantı çevreleyen kortikal ve kansellöz kemik dokusunda oluşan streslerin şiddetlerini ve bölgesel dağılımlarını karşılaştırmaktır. Çalışmamızda bu amaç doğrultusunda üç boyutlu sonlu elemanlar analizi yöntemi kullanılmıştır Bu çalışmanın sonuçlarına göre, mandibula ramustan elde edilen blok kemik grefti kullanılarak ogmente edilmiş premaksilla bölgesine yerleştirilen implantlar ve premaksilla ogmentasyonu yapılmaksızın sadece premolar-molar bölgeye yerleştirilen implantlar ile protetik rehabilitasyonu tamamlanan modellerde; implant, implant komponentleri ve çevre dokularda oluşan stres değerleri karşılaştırıldığında benzer sonuçlar elde edildiği gözlenmiştir.

AtrofiDental implantasyonDental implantlar+4
Ümit Özgür
Hacettepe University
2019
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Çene kemiklerinde rastlanılan patolojik oluşumların dental volumetrik tomografi ile düşünülen teşhislerinin histopatolojik tetkikler ile doğrulanması

Amaç: Bu çalışmanın amacı; çene kemiklerinde rastlanılan patolojik lezyonların dental volumetrik tomografi (DVT) bulgularını değerlendirmek, bu bulgular ışığında konulan ön tanıları, histopatolojik değerlendirme sonuçları ile karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Ağustos 2017 – Şubat 2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Ağız Diş Çene Cerrahisi AD'na başvuran hastalar arasında maksilla veya mandibulalarında santral yerleşimli 50 patolojik lezyon izlenmiş olan 50 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Çene kemiklerinde rezorpsiyona sebep olan, radyolüsent, radyoopak ya da radyolüsent-radyoopak görünümlü mikst litik lezyonlara sahip olan hastalarda, panoramik radyografi ve dental volumetrik tomografi ile minor cerrahi işlemin uygulanacağı patolojik lezyona sahip bölge değerlendirilmiştir. Dental volumetrik tomografi yardımı ile ön tanı not edildikten sonra, yapılan minör cerrahi girişimde elde edilen spesimen histopatolojik incelemeye tabi tutulmuştur. Histopatolojik tanı ile daha önce not edilmiş olan ön tanılar karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 50 lezyonun 41'i kist, 9'u tümör ve benzeri oluşumlar ve kemik ile ilgili patolojilerden oluşmaktadır. En sık izlenen lezyon radiküler kist olmuştur. Çalışmamızdaki 50 olgudan 14'ünde (%28); ön tanılar ile histopatolojik tanılar farklı olmuştur. Yapılan istatistiksel analizlerde, kist ile tümör ve benzeri lezyonların lokalizasyonları (mandibula/maksilla–anterior/posterior) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>.05). Sonuç: DVT, çenelerde görülen patolojik lezyonların tanı, tedavi ve kontrollerinde giderek daha sık başvurulan bir araç olmuştur. Patolojik oluşumun 3 boyutlu değerlendirilmesinde ve operasyonun planlanmasında son derece faydalı olmasına karşın, kesin tanı çin histopatolojik değerlendirmenin gerekliliği göz ardı edilmemelidir. Anahtar Kelimeler: dental volumetrik tomografi; çene kemiklerinde patolojik lezyonlar; kist

KistlerMaksillaMandibula+5
Emre Çengelli
Ege University
2019
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Ön açık kapanış olgularının tedavisinde üst çene posterior dişlerin zigomatik ankraj ile intrüzyonuna kortikotominin etkisinin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Posterior vertikal dentoalveolar gelişimi artmış, ön açık kapanışa sahip hastaların zigomatik miniplak ankrajı ile tedavisinde kortikotomi uygulaması yapılmasının üst çene posterior dişlerin intrüzyon ve kök rezorpsiyonu miktarına olan etkilerininin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: 2014-2017 yılları arasında Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti AD'na başvurmuş ön açık kapanışa sahip ve zigomatik ankraj ile posterior dişlerin intrüze edildiği hastaların dosyaları taranarak kriterlere uygun 9'u kadın 7'si erkek olmak üzere toplam 16 hastanın verileri kullanılmıştır. Hastaların ortalama yaşı 19,2 yıldır. Üst çene posterior bölgede büyük azı ve küçük azı dişlerin intrüzyonu amacıyla vestibülden ankraj sağlamak için zigomatik plaklar ve palatinalden ankraj sağlamak için ikinci küçük azı ve birinci küçük azı dişler arasına 1,6 mm çapında 8 mm uzunluğunda titanyum mini-vidalar yerleştirilmiştir. Zigomatik plaklar yerleştirilirken aynı seansta tek tarafa diş kökleri aralarına vertikal ve apekslerin en az 2 mm üstünden geçecek şekilde horizontal kortikotomi uygulaması yapılmıştır. Operasyondan 1 hafta sonra kapalı NiTi yaylar aracılığıyla her bir segmente 400 g kuvvet 6 ay boyunca uygulanmıştır. Tedavi öncesi ve intrüzyon sonrası alınan KIBT görüntüleri dişlerin segmentasyonu, 3 boyutlu yeniden yapılandırılması, hacimsel ve lineer ölçümlerin yapılabilmesi için Mimics Innovation Suite programına aktarılmıştır. Parametrelerin normal dağılıma uygunluğu ShapiroWilk testleri ile değerlendirilmiş ve bütün parametrelerin normal dağılıma uygun olduğu tespit edilmiştir. Sağ ve sol taraf ölçüm farklılıkları, T0 ve T1 ölçümleri arasındaki farklılıklar, iki faktörlü tekrarlı ölçümlerde varyans analizi (Repated Measure ANOVA) yapılarak değerlendirilmiştir. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Sağ ve sol taraf karşılaştırıldığında, kortikotomi uygulanan sağ tarafta intrüzyon miktarı, sol tarafa göre 1. molar dişin distobukkal kökünün apeksi hariç tüm parametrelerde daha fazla olsa da 1. premolar dişin bukkal kökünün apeksinde referans düzleme olan uzaklık ve 1. molar dişin meziyobukkal kökünün apeksinden referans düzleme olan uzaklık hariç istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Benzer şekilde volümetrik hacim kayıplarında, sağ ve sol arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark çıkmamıştır (p>0,05). Gruplar kendi içinde karşılaştırıldığında intrüzyon miktarları ve hacim kayıplarında T0 ve T1 dönemlerinde her iki tarafta da istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmaktadır (p<0,05). Sonuç: Kortikotomi işlemi minimal invaziv bir işlem olmakla birlikte yumuşak doku flebinin daha geniş kaldırılması ve kemik üzerinde oluşturduğu travma yüzeyiyle hasta konforunu olumsuz etkilemektedir. Ek olarak kortikotomi uygulanan segment ile uygulanmayan segment karşılaştırıldığında hem intrüzyon miktarlarında hem de kök rezorpsiyon miktarlarında anlamlı fark bulunmamaktadır. Bu nedenle, çalışma doğrultusunda ön açık kapanış tedavisinde kortikotomi uygulanmadan sadece zigomatik plak uygulamasının yeterli olabileceği düşünülmektedir.

AnkrajlarAçık kapanışDiş hareketleri+4
Abdülkadir Işık
Ege University
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

İnsan çene kası sinaptik bağlantılarının araştırılması

İnsan Çene Kası Sinaptik Bağlantılarının Araştırılması Elektromiyografi insan sinir sistemi ve bağlantılarının araştırılmasında kullanılan elektrofizyolojik bir ölçüm yöntemidir. Bu araştırmada farklı seviyelerde mekanik ve transkraniyal manyetik uyarılar uygulanması ile masseter kasından elektromiyografi ölçümü yapılarak korteks, masseter kası ve reseptörler arasındaki sinaptik bağlantıların ve farklı kasılma durumlarında bu bağlantılardaki olası değişimlerin ortaya çıkarılması amaçlandı. Araştırmaya herhangi bir dental, nörolojik, psikiyatrik, alerjik ya da kas hastalığı ve gebelik durumu olmayan 22–39 yaşları arasında 20 sağlıklı yetişkin gönüllü katıldı. Mekanik uyarılar mekanik uyarı probu ile ön sağ kesici dişe ve transkraniyal manyetik uyarılar sekiz şeklinde bobin ile korteks çiğneme bölgesine verildi. Kayıtlar sağ masseter kasından, tek kullanımlık Ag-AgCl elektrodlar vasıtasıyla yüzeyel elektromiyografi yöntemiyle alındı. Elde edilen verilerden refleks parametreleri, inhibisyon-eksitasyon seviyeleri ve motor uyartılmış potansiyeller incelendi. Bu araştırma sonucuna göre, çiğneme sırasında oluşan refleks yanıtların çenenin sabit kasılması sırasında oluşan yanıtlardan farklı olduğu ortaya çıkarıldı. Mekanik ve transkraniyal manyetik uyarı sonucunda uyarı şiddeti arttırıldıkça refleks parametrelerinden genlik arttı (p<0,05). Perioral bölgeye lokal anestezi uygulanarak dişe verilen mekanik uyarılar ile periodontal mekanoreseptörler ve kas iğciklerinin çiğneme fonksiyonları sırasındaki refleks bağlantıları gösterildi. Farklı şiddetlerdeki transkraniyal manyetik uyarılar sonucunda korteksin çiğneme sırasında çene kaslarına olan katkısı bulundu. Elde edilen sonuçlar, farklı çiğneme durumlarında farklı seviyelerdeki transkraniyal manyetik ve mekanik uyarıların masseter kası sinirsel bağlantılarını göstermede etkili bir yöntem olduğunu gösterdi. Anahtar Kelimeler: Mekanik uyarı, transkraniyal manyetik uyarı, elektromiyografi, masseter kası, periodontal mekanoreseptörler, kas iğcikleri, motor korteks.

BiyofizikElektrofizyolojiElektromiyografi+6
Elif Sibel Atış Tekeli
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

3 boyutlu radyoeşlenik çene modeli kullanılarak dişlerdeki eksternal kök rezorpsiyonlarının yapay zeka ile tespiti

Amaç: Kimyasal yollarla oluşturulan eksternal kök rezorpsiyonlu çekilmiş insan dişlerinin, radyografik olarak çene kemikleri densisitesi ile uyumlu 3 boyutlu yazıcı ile elde edilen mandibular kemik modeline yerleştirilmesi ve daha sonra bu modelden elde edilen radyografilerin yapay zeka programına tanıtılarak otomatik EKR tespit algoritmalarının geliştirilmesidir. Materyal ve Metot: 110 adet çekilmiş dişe; 8 saat boyunca %40 nitrik asit solüsyonu, 10 dakika boyunca %8 sodyum hipoklorit ve daha sonra distile su ile yıkama prosedürü uygulanarak demineralize edilmiştir. Dişlerin yerleştirileceği radyoeşlenik fantom modellinin hazırlanmasında, kalsiyum sülfat dihidrat, baryum sülfat ve hidroksiapatit materyallerinin kullanımı karşılaştırılarak gri skala değerleri hesaplanmıştır. Çalışmada kullanılan dişlerden elde edilen veri seti toplamda 584 periapikal radyografiden oluşmaktadır. Rezorpsiyon alanları CranioCatch etiketleme yazılımı (CranioCatch, Eskişehir, Türkiye) kullanılarak poligonal çizim yöntemiyle oluşturulmuştur. Bulgular: Kalsiyum sülfat dihidrat, baryum sülfat, hidroksiapatit kütle-gri skala değerleri karşılaştırıldığında; baryum sülfatın ortalama gri değeri 255 bulunmuş olup bu değer diğer 2 materyale oranla çok yüksek radyopasiteye sahip olduğunu göstermektedir. Kalsiyum sülfat dihidratın gri skala değerleri yaklaşık 122 ile 241 arasındadır. Bu değerler baryum sülfatın radyopasitesi ile kıyaslandığında daha kabul edilebilir olsa da R2 değerinin 0,96 olması hidroksiapatite kıyasla daha az doğrusallık sergilediği anlamına gelmektedir. Hidroksiapatitin kalibrasyon bloklarına çok yakın değer göstermesi ayrıca minimum gri değerinin diğer 2 materyalden çok daha düşük olması nedeniyle çalışmamızda radyopasite arttırıcı materyal olarak hidroksiapatit kullanımı tercih edilmiştir. YOLOv5x-cls modelinin EKR tespiti için duyarlılık, kesinlik ve F1 skoru değerleri incelendiğinde skorların 1.0 olarak bulunması test aşamasında modelin yüksek bir başarı oranına sahip olduğunu göstermektedir. YOLOv5x-seg modelinin de ise F1 skoru değerleri incelendiğinde F1 skorunun 0.8593 olarak bulunması test aşamasında modelin etkin bir şekilde çalıştığının göstergesi olmakla birlikte klasifikasyonun segmentasyon modelinden çok daha fazla başarılı olduğu görülmektedir. Sonuç: Bu çalışma sonucunda, çene kemiği radyopasitesi ile uyumlu fantom model geliştirilerek kimyasal eksternal kök rezorpsiyonlu dişlerin radyolojik değerlendirmesinde kullanılmıştır. Alınan radyografiler gözlenen eksternal kök rezorpsiyonlarının yapay zeka ile tespitinde yüksek başarı oranları elde edilmiştir.

DişlerKök rezorpsiyonuYapay zeka+4
Seyide Tuğçe Gökdeniz
Ankara University
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hızlı ve yavaş üst çene genişletme tedavilerinin palatal ruga morfolojisindeki değişimlere etkisinin adli kimliklendirmedeki önemi

Bu çalışmada hızlı ve yavaş üst çene genişletme tedavisi uygulanmış hastaların palatal ruga morfolojisinde oluşan değişimlerin üç boyutlu olarak belirlenmesi ve adli kimlik tespitinde palatal ruga bölgesinin doğru kullanımının tespiti amaçlanmıştır. Sekiz ilâ 28 yaş arası daha önce ortodontik tedavi görmemiş olan, posterior çapraz kapanışı olan, dil itimi veya parmak emme gibi alışkanlıkları olmayan, palatinal ruga bölgesinde herhangi bir patolojisi bulunmayan, tedavi öncesi ve sonrası alçı modelleri iyi kalitede olan, çekimli ve/veya çekimsiz tedavi edilmiş kız ve erkek bireyler çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dâhil etme şartlarını sağlayan hastalardan, hızlı üst çene genişletme tedavisi görmüş (1.grup), yavaş üst çene genişletme tedavisi görmüş (2.grup) ve sabit ortodontik tedavi görmüş (3.grup) olmak üzere üç grup oluşturulmuştur. Hızlı ve yavaş ortodontik genişletme tedavisi deney grubunu, sabit ortodontik tedavi kontrol grubunu temsil etmektedir. Hızlı üst çene genişletme (RPE) tedavisi görmüş 24 hasta, yavaş üst çene genişletme (SME) tedavisi görmüş 22 hasta ve sabit ortodontik tedavi görmüş 18 hasta çalışma içerisine dâhil edilmiştir. Hızlı ve yavaş üst çene genişletme tedavisi ve sabit ortodontik tedavi görmüş hastaların alçı modelleri ağızdışı model tarayıcısı (Sirona inEos X5, Dentsply Sirona, Bensheim, Germany) ile tarandı ve STL (stereolitografi) dosyaları şeklinde kaydedildi. Üretilen STL dosyaları Mimics (Materialise Mimics Innovation Suite 23, 3-matic Version Medical 17, Materialise) yazılımına aktarıldı. Lysell'in palatal ruga sınıflandırma yöntemine göre sınıflandırılan rugalar; en öndeki birinci ruga, ikinci ruga ve en arkadaki üçüncü ruga olacak şekilde isimlendirildi. Üst çene palatal ruga antero-posterior (ön-arka) noktalar, transverse noktalar, angular açı ölçüm noktaları, palatal alan ve hacim noktaları işaretlendi. Tedavi başlangıcında alınan alçı modeller (pre-ekspansiyon) T1 olarak, tedavi sonunda alınan alçı modeller (post-ekspansiyon) T2 olarak kaydedildi. Anteroposterior yönde genişletme tedavileri gören hastalarda anteriorda ve mezialde bulunan rugalarının stabil olmadığı tespit edildi. Sabit ortodontik tedavi gören hastalarda ise 2.-3. Ruga bölgesi ve genel olarak distal sonlanım noktalarının stabilite açısından güvenli olmadığı ortaya konuldu. RPE ve SME grubunda transverse-1 ve transverse-2 ölçümlerinde en fazla değişim 1. Rugada ölçülmüştür. Sabit ortodontik tedavi gören kontrol grubunun anteroposterior-1, anteroposterior-2 ve transverse-1 yönlerde mezial sonlanım noktalarının stabilitesinin daha güvenli olduğu sonucuna varılmıştır. Kontrol grubunda transverse-1 ve transverse-2 ölçümlerinde en fazla değişim 3. Rugada ölçülmüştür. Çalışmada elde ettiğimiz sonuçlara göre anteroposterior ve transverse düzlemlerde kontrol grubunda 1. Ruga daha stabil bulunmuştur. Bu tez çalışmasının sonucu olarak elde ettiğimiz bulguların toplumumuzda yapılan palatal tedavilerle palatal ruga bölgesinde görülebilecek değişiminlerde yol gösterici olacağı sonucuna varılmıştır. Buna göre üst çene genişletme tedavileri ve sabit ortodontik tedavinin palatal ruga bölgesinde değişime sebep olacağı ve kimlik tespitinde güvenilir olmayacağı düşünülmektedir.

Adli diş hekimliğiAdli tıpAlveolar kenar artırılması+7
Ersungül Er
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimEN

Evaluation of jaw cyst shrinkage in the posterior mandible after decompression therapy with cone beam computed tomography: 3D volumetric analysis evaluation of jaw cyst shrinkage in the posterior mandible after decompression therapy with cone beam computed tomography: 3D volumetric analysis

SAYDAM B. 2024. Evaluation of Jaw Cyst Shrinkage in the Posterior Mandible after Decompression Therapy with Cone Beam Computed Tomography: 3D Volumetric Analysis. Yeditepe University Institute of Health Sciences, Department of Oral and Maxillofacial Surgery, Doctorate Thesis, Istanbul. The aim of this study was to evaluate volume reduction after decompression therapy in cyst patients and assess the correlation between several parameters with volume reduction and bone healing and formation using Cone-Beam Computed Tomography (CBCT). For the sampling, the CBCT images of the patients with the diagnosis 'cyst' between the years 2011 and 2023 were retrieved from the archives of the Department of Dentomaxillofacial Radiology at Yeditepe University, the Faculty of Dentistry. Three hundred and sixty-five scans were reviewed initially. All scans were taken using the same imaging device (i-CAT Imaging Science International, Inc. Hatfield, PA, USA). Based on inclusion and exclusion criteria and G power analysis carried out based on the published study of U. Consolo et al., 12 patients were considered eligible for the study. The software Mimics 20.0 (Materialize Medical, Leuven, Belgium) was used to measure the volume of the cystic lesion. The CT digital imaging and communication in medicine (DICOM) datasets were imported into the program and sliced in the axial, coronal, and sagittal planes. The cross-section of the lesion was delineated on CT images, and the delineated images were then integrated to reconstruct three-dimensional structures prior to volumetric analysis. Then the program automatically calculated the cyst volumes. Among 12 patients (8 keratocyts and 4 dentigerous cysts), it was determined that all patients had a decrease in cyst volumes after treatment (p<0,05). Patients were classified according to gender, age, initial volume of the lesion, duration, presence of involved teeth, cortical bone expansion, cortical bone perforation, smoking, drain localization, drain type, extraction and pathological diagnosis. Considering all these parameters, it was found that there was no correlation or statistically significant difference between these parameters and volume reduction of cystic lesions (p>0,05). In conclusion, CBCT plays an important role in detecting and evaluating cystic lesion shrinkage after decompression therapy and to determine the right time for enucleation. In addition, the results obtained in the study revealed that decompression treatment was effective in causing changes in the procedures and behaviors of the cyst and reducing the complications that may arise during and after the treatment. Keywords: Cyst, Odontogenic Cyst, Decompression, CBCT

DecompressionCystsMandible+5
Mehmet Burak Saydam
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Diş ve diş-kemik destekli hızlı üst çene genişletmesinin üst havayollarına etkilerinin üç boyutlu olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, diş destekli genişletme aygıtı (Hyrax) ile diş-kemik destekli genişletme aygıtının (Hibrit Hyrax) üst havayolları üzerindeki etkilerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Çalışmamıza Hyrax ve Hibrit Hyrax apareyleri ile hızlı üst çene genişletmesi yapılmış olan 33 bireyden alınan veriler dahil edil edilmiştir. Hyrax grubu yaş ortalaması 14 ± 2.2 yıl olan 17 bireyden (10 kız, 7 erkek), Hibrit Hyrax grubu ise yaş ortalaması 13,7 ± 2.3 olan 16 bireyden (8 kız, 8 erkek) oluşmuştur. Genişletme öncesi ve genişletmeden 3 ay sonra alınan KIBT görüntüleri üzerinde üst havayolu ölçümleri ve maksiller iskeletsel ölçümler yapılmıştır. Veriler istatiksel olarak değerlendirilimiştir. Genişletme sonrasında, Hyrax ve Hibrit Hyrax gruplarında maksiller transversal iskeletsel ölçümlerde anlamlı artışlar meydana gelirken (p<0.001), gruplar arasında fark gözlenmemiştir (p>0.05). Her iki grupta da nazal genişlikler, nazal kavite ve nazofarinks hacmi artmakla beraber, Hibrit Hyrax grubundaki hacim ve 1.premolar seviyesindeki nazal genişlik artışları daha fazla bulunmuştur (p<0.05). Benzer şekilde genişletme sonrasında oluşan maksiller sinüs hacim artışları da Hibrit Hyrax grubunda Hyrax grubuna göre daha fazla artış göstermiştir (p<0.05). Orofarinksteki hacimsel artışlar açısından gruplar arasında fark bulunmamıştır (p>0.05). Diş ve diş-kemik destekli maksiller genişletme sırasında üst havayolu boyutlarında belirgin artış meydana gelmektedir. Bununla birlikte, Hibrit Hyrax aygıtı nazal kavite hacmini ve anterior nazal kavite genişliğini arttırmakta daha etkilidir. Anahtar Kelimeler: Hızlı üst çene genişletmesi, Hyrax genişletme apareyi, Hibrit hyrax genişletme apareyi, Üst havayolu, Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT)

Alveolar kenar artırılmasıDental aygıtlarDişler+5
Ünalp Can Muştu
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Zigomatik implant uygulanan atrofik maksillada zigomaya gelen travmatik kuvvetlerin üç boyutlu sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; farklı teknik ve apikal yerleşimli zigomatik implantların (Zİ), travma biyomekaniği üzerine olası etkilerinin 3 boyutlu (3B) sonlu elemanlar analizi (SEA) ile değerlendirilmesidir. Çalışma atrofik maksillalı bir hastanın bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri üzerinden yürütüldü. Mimics 12.1 yazılımıyla 3B görüntü oluşturularak, GEOMAGIC 3D yazılımı ile pürüzsüz bir yüzey halinde modelleme tamamlandı ve 3B CAD model elde edildi. Zİ yerleştirilmeyen kontrol grubu ve SOLIDWORKS yazılımı ile Zİ'ler CAD modele intrasinüs, ekstrasinüs, ekstramaksiller, çift ekstramaksiller teknik ile Zİ apeksi zigomanın lateral dış kortikal kemiğini perfore etmeyen ve 1 mm dışında sonlanacak şekilde yerleştirilen modeller ile toplam 9 model elde edildi. ANSYS yazılımı ile ağ yapısı oluşturulup, BoneMat© programı ile elastik modül atamasını takiben sınır koşullar belirlendi. Sabitlenen modellere zigomada 3247 N statik kuvvet sagital düzleme 45° açıyla horizontal olarak 40 mm2 alana 1 saniyede uygulandı. Kemik esneme kriteri 153 MPa olarak belirlendi ve oluşan eşdeğer gerilme kuvvetleri renk skalasıyla değerlendirildi. Maksimum eşdeğer gerilme kuvvetleri tüm modellerde Zİ apeksi zigomanın lateral dış kortikal kemiğinin 1 mm dışında sonlanan bölgede daha yüksek izlendi (9380 ± 3812 MPa). Zigomatik sütur bölgelerinde ise Zİ apeksinin 1 mm dışında sonlanan modellerde oluşan eşdeğer gerilme kuvvetleri, perfore edilmeyen modellere göre düşük seviyede izlendi. Eşdeğer gerilme kuvvetlerinin dağılımı; zigomatikofrontal, zigomatikotemporal, zigomatikomaksiller sütur bölgeleri ve maksiller sinüs lateral duvarında en fazla ekstramaksiller en az intrasinüs modelde izlenirken, çene kemiğinde ise en yüksek ekstrasinüs modelde izlendi. Zigoma bölgesindeki implant ile alınan bikortikal desteğin travmatik kuvvetlerin homojen dağılımını sağladığı, çene kemiğinden alınan bikortikal desteğin ise Zİ gövdesi çene kemiğinden uzaklaşırken bu desteğin kaybedilmesi nedeniyle zigomatik sütur bölgelerinde gerilmeyi arttırdığı ve dolayısıyla kırığa yol açabileceği sonucuna varıldı.

Dental implantasyonDental implantlarDental oklüzyon+7
Volkan Çağrı Dağaşan
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimEN

A cone beam computed tomography image analysis method to evaluate the inferior alveolar nerve canal with its associated anatomical structures and variations: A retrospective study

Objective: The aim of this study was to produce a systematic method of CBCT image analysis to investigate the Inferior Alveolar Nerve Canal (IANC) trajectory along with its associations and variations and to provide evidence that the visibility of the IANC and its prolongation on CBCT imaging can be detected as a one continuous component, starting from the Mandibular Foramen (MaF) through the Mental Foramen (MeF), and ending as the Mandibular Incisive Canal (MIC) at the midline region. Materials and Methods: This study was a retrospective, cross-sectional review of CBCT images from 200 patients were evaluated by two Dentomaxillofacial radiologists, identical method to investigate the following image parameters: Mandibular Foramen (MaF), types of Mandibular Canals (MaC), Mental Foramen (MeF), types of Mental Canals including: length, symmetry and angulations, visibility of Mandibular Incisive Canal(MIC), types of Lateral Lingual Vascular Canals(LLVCs); including length, height, orientation, location, and opening aspect, Nutrient Canals (NC) number and range between teeth, as well as types of Lingual Foramen (LF)and their associated canals(LC); according to number, orientation, location in relation to the genial tubercles and opening aspect. Results:The visibility of the MIC was detected in the 200 (100%) images.In regards to gender, andamongst all the measured image parameters,the right and left MeC length, the LLVCs range on the right side, and theLC location in relation to genial tuberclesare statistically significant; 0.000, 0.006, 0.002 and 0.020respectively.There was a strong positive correlation between the LLVCs' orientation and the LLVCs' heightat the measurement site.There was a moderate positive correlation between the MeC orientations on the right side with that on the left side, and between the MeC lengths on right and left sides.There was a weak positive correlation between the LLVCs number and length on the right sideand the LLVCs number and length on the left, between the right LLVCs' orientation and the left LLVCs' orientation when there was one canal, between the number of the MaCon the right and left sides, andbetween the number of the MaCon the left side and the number of MeFon the same side. Conclusion: To avoid the potential of any unexpected risks,prior to surgical insertion of dental implants in the vicinity of the IANC, and in consideration to the variable values, and anatomical variation and associations at that vicinity; the inclusion of a"systematic method of CBCT image analysis" evaluation in the "Radiology Report" is essential. Key words: CBCT, image analysis method, Inferior Alveolar Nerve Canal, Mandibular Canal, Retromolar Canal, Accessory Mental Foramina, Mental Canal, Anterior loop, Mandibular Incisive Canal, Lateral Lingual Vascular Canals, Nutrient Canals, Lingual Canals, Lingual Foramen.

AnatomyDental implantationImage analysis+7
Mervet El-zukı
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alt çene kanalını çevreleyen kemiğin kalınlığının ve yoğunluğunun bilgisayarlı dental volümetrik tomografi ile değerlendirilmesi

Oral implantoloji uygulamalarında frezlerle inferior alveolar sinir'e (İAS) zarar verilebilmektedir. Çalışmada, implant yuvası hazırlanması sırasında alt çene kanalını çevreleyen kemiğin direncinin frezlerin perforasyonuna engel olabilecek yoğunluğa ve kalınlığına sahip olup olmadığının saptanması amaçlanmıştır. Çalışmaya alt çene arka bölgeye implant uygulaması için başvurmuş, yaşları 20-79 arasında değişen 99 hastaya ait bilgisayarlı dental volümetrik tomografi görüntüsü dahil edilmiştir. Premolar bölgede kemik kalınlığı ortalaması 0.87±0.18 mm ve molar bölgede 0.85±0.17 mm, kemik yoğunluğu ortalaması premolar bölgede 649.18±241.42 HU ve molar bölgede 584.44±222.73 HU olarak tespit edilmiştir. Kemik kalınlığı ve yoğunluğunun premolar ve molar bölgedeki farklılığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.001Sonuç olarak altçene kanalını çevreleyen kemiğin ortalama olarak frezlere karşı direnç gösterecek yoğunluğa ve kalınlığa sahip olmadığı görülmüştür. Bu nedenle implant uygulaması öncesi kanal üzerindeki kemik miktarının doğru tespit edilmesinin, implant boyunun kanalın üzerinde güvenlik payı bırakacak şekilde tayin etmenin ve kanala yaklaştıkça aşırı kuvvetlerden kaçınmanın inferior alveolar sinir'e zarar verme riskini azaltacağı kanısındayız.

Kemik dansitesiKemik ve kemiklerMandibular kanal+3
Onur Başa
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Alt tam dişsiz çenede farklı yöntemler ile üretilmiş implant destekli hibrit protezlerin kemik üzerinde oluşturduğu gerilme miktarlarının karşılaştırılması

Bu tez çalışmasında amacımız; interforaminal bölge içerisinde mezialde 2 adet dik, distalde 2 adet uzun ve 30˚ distale eğik implantlar uygulandığında, implant destekli hibrit protez metal altyapısı üretiminde; klasik kayıp mum tekniği, klasik kayıp mum tekniği kullanılarak hazırlanmış metal altyapının kesilip model üzerinde tekrar lehimlenmesi, CAD/CAM freze, yarı sinterlenmiş bloktan CAD/CAM freze veya lazer sinter, teknikleri kullanıldığında oluşan pasif uyumun (misfit) ve gerilme dağılımlarının karşılaştırılmasıdır. Yöntem ve Gereç: Çalışmamızda, tam dişsiz mandibula modeli kullanılmıştır. Bu model epoksi rezinden elde edilmiştir. Modelde, interforaminal bölgede mezialde iki tane (4,6x10 mm çapxboy) okluzyon düzlemine dik, distalde ise distale eğik (30°) ve uzun iki tane (4,6x15 mm çapxboy) kemik seviyesinde implant yerleştirilmiştir. Bu model üzerinde, Co-Cr alaşımından beş farklı üretim yöntemiyle hibrit protez altyapıları elde edilmiştir. Bunlar; 1-geleneksel döküm (P-1), 2-geleneksel döküm tekniğiyle hazırlanmış metal altyapının kesilip lehimlemesi (P-2), 3-CAD/CAM freze (P-3), 4-yarı sinterlenmiş bloktan CAD/CAM freze (P-4), 5-lazer sinterleme (SLS) (P-5) yöntemleridir. Altyapılar üzerine standardizasyonun sağlanması için aynı tasarımda akrilik üst yapılar elde edilmiştir. Misfit ölçümü; 'tek-vida testi' uygulanarak dijital kamera ile alınmış görüntüler üzerinden bilgisayar programı yardımıyla yapılmıştır. Protezlerin model üzerine torklanması sonrası oluşan gerilme ve farklı bölgelerden dikey kuvvet (105 N) uygulanması sırasında oluşan gerilme miktarları strain gauge gerilme analizi yöntemi ile hesaplanmıştır. Elde edilen değerler, gruplar içinde ve gruplar arasında tekrarlayan ölçümlerde iki yönlü ANOVA ve Tukey's HSD testleri ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: En küçük misfit miktarı P-3'te görülürken (99,11 µm), bunu sırayla, P-4 (120,12 µm), P-2 (122,19 µm), P-5 (139,07 µm) ve P-1 (151,63 µm) yöntemi ile üretilen restorasyonlar göstermektedir. Misfit ve gerilme miktarları arasında anlamlı bir ilişki vardır (p<0,05). En düşük misfit değerleri gösteren P-3'te, torklama sonrasında protezde (81.10 MPa) ve modelde (374.80 MPa) en düşük gerilme değeri ortalaması tespit edilmiştir. Bunu sırayla, protezde görülen gerilme miktarları olarak; P-2 (133,25 MPa), P-4 (235,13 MPa) ve P-5 (378,41 MPa) veP-1 (542,75 MPa) yöntemleri izlerken, modelde görülen gerilme değerleri olarak; P-2 (496 MPa), P-5 (547,9 MPa) ve P-4 (636,75 MPa),P-1 (754,14 MPa)yöntemleri izlemektedir. Yüklemeler sırasında protezlerde görülen gerilme değerleri küçükten büyüğe sıralandığında; P-4(20,79 MPa), P-5(23,17 MPa), P-2(24,81 MPa), P-3 (33,57 MPa), P-1(40,48 MPa) yöntemleriyle üretilmiş protezler şeklindedir. Modeldeki implantlar çevresinde oluşan gerilmeler değerlendirildiğinde implantlar, yükleme yerleri ve bu iki değişkenin ilişkisi arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark görülürken (p<0,05), protezler arasında ve protezlerin dahil olduğu değişkenlerin ilişkileri arasında anlamlı farklar tespit edilememiştir (p>0,05). Sonuçlar:Altyapı elde edilme yöntemi pasif uyumu anlamlı bir şekilde etkilemiştir. Misfit miktarı/dağılımı ve gerilme miktarı/dağılımı arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Yükleme sırasında, istatistiksel olarak gerilme miktarı ile misfit değerleri arasında anlamlı bir korelasyon tespit edilememiştir. Aynı şekilde, hibrit protezlerin model üzerinde torklanması sonrasında protezler üzerinde ve modelde oluşan gerilme değerleri ile yükleme sırasında protezler üzerinde ve modelde oluşan gerilme değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon tespit edilememiştir. İmplant çevresindeki kemik dokusunun tolere edebildiği protetik misfit miktarı hala tam olarak bilinmemekle birlikte, misfit miktarını mümkün olduğu kadar küçük tutmanın faydalı olduğu bilinmektedir.

Dental implantasyonDental implantlarDental stres analizi+3
Simge Taşın
Bezmialem Vakıf University
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hızlı maksiller ekspansiyon protokolünde farklı cerrahi tekniklerin kraniofasial yapılar üzerine etkilerinin sonlu elemanlar analizi ile karşılaştırılması

Üst çene darlığı oldukça sık gözlenen malokluzyonlardan biridir. Üst çene darlığının tedavisinde kullanılan bir çok farklı genişletme metodu bulunmaktadır. Üst çene genişletilmesi amacıyla sadece dişlerden destek alan yada hem diş hem de kemikten destek alan aygıtlar kullanılabilmektedir. Ayrıca genişletme ihtiyacı fazla olan yetişkin hastalarda cerrahi destekli üst çene genişletmesi ve daha az invaziv olan kortikomi uygulamaları yapılabilir. Sonlu Elemanlar Analizi kullanılarak, transversal olarak üst çene yetmezliği olan hastalarda uygulanan genişletme protokolü ile dişler, periodontal ligament, kemik, suturlar ve çevre dokular üzerinde oluşturacağı olası stres dağılımı ve dislokasyon durumu tespit edilip klinik uygulama için bir öngörü oluşturulabilmektedir. Bu çalışmanın amacı kemik destekli, diş destekli ve hem kemik hem de diş destekli apareyden oluşacak 15 farklı grubun üst çene genişletmesi sonucunda kraniofasial yapılara olan etkisinin karşılaştırmaktır. Bu çalışma ile bilgisayar ortamında elde edilen üç boyutlu modelin Sonlu Elemanlar Methodu ile simülasyonu gerçekleştirilerek klinisyenlere bir öngörü sağlanması hedeflenmektedir

Alveolar kenar artırılmasıCerrahi-diş hekimliğiDental stres analizi+6
Nihal Kaya
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Üst çenede saat yönünün tersine rotasyon hareketi yapılan ortognatik cerrahilerde farklı kondil boynu açılarının temporomandibular eklemde oluşan stresler üzerine etkisinin sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; okluzal düzlem açısının fazla olduğu sınıf 2 iskeletsel deformitelerin, maksilomandibuler kompleksin saat yönünün tersine döndürüldüğü bimaksiller cerrahileriler ile tedavisinde, kondil boynu morfolojilerindeki farklılıkların temporomandibular eklemde oluşan stresler üzerine etkilerinin değerlendirilmesidir. Çalışmamızda üç farklı gömme miktarı (2 mm, 4 mm, 6 mm) ve 3 farklı kondil morfolojisi tipi (anteriora açılı, dik, posteriora açılı) değerlendirilmesi amacıyla toplamda 9 adet model elde edilmiştir. Farklı gömme miktarlarının simüle edilmesi amacıyla sınıf 2 oklüzal düzlem açısı fazla olan bir hastanın tomografisi DICOM verisi ile sanal planlama yazılımında çene modelleri oluşturulup standart Le fort I ve BSSO osteotomileri simüle edilen hastanın maksillasına sırasıyla 2 mm, 4 mm ve 6 mm gömme hareketleri simüle edilmiştir. Sonrasında mandibulaları hedef oklüzyona alınan bu modellerde kondiler segmentlerde mandibula alt sınırı eşitlenecek şekilde rotasyon yapılarak, gömme işlemine bağlı oluşacak rotasyonlar mandibula modellerine aktarılmıştır. Posterior bölgeden ıssırma kuvvetleri simüle edildikten sonra kondil, disk ve glenoid fossada oluşan stres değerleri tespit edilmiştir. Ortalama von mises stres değerleri posterior açılı kondil ve 6 mm maksiller gömme simüle edilen modelde diger modellere göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. En düşük von misses stres değerleri ise dik acili kondil ve 2 mm maksiller gömme simüle edilen modellerde oluşmuştur. Saatin tersi yönünde rotasyon uygulanan ortognatik cerrahi prosedürlerinde maksiller gömme miktari arttikca kondilin üzerine gelen stres miktarını arttırmaktadır. Posteriora açılı olan kondil modellerinde tüm Von Mises stres değerleri anteriora ve dik açılı olan kondil modellerine göre daha yüksek bulunmuştur. Oklüzal düzlem açısı yüksek Sınıf 2 hastalarda artan saat yönü tersine rotasyon miktarı ve posteriora açılı kondil morfolojisi ile ilişkili olarak eklem ve çevre dokularında oluşan streslerin ve kondiler rezorpsiyon gibi ilişkili komplikasyonların daha sık karşılaşılabileceği akılda tutulmalıdır. Bu tip olguların tedavisinde kondil rotasyonunu en aza indirecek alternatif tedavi seçenekleri dikkate alınmasında yarar vardır.

Cerrahi-diş hekimliğiKemik rezorpsiyonuMandibular kondil+6
Samıra Alızada
Bezmialem Vakıf University
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yeni bir poliüretan elastomer materyalinin mekanik özelliklerinin ve çene yüz protezlerinde kullanılan silikon elastomere adezyonunun değerlendirilmesi

Çene yüz protezlerinin yapımında kullanılan materyaller, yırtılma ve çekme dayanımlarının yüksek olması ve sertlik açısından yerine geçtiği dokuya benzer olması gibi mekanik ve fiziksel birçok özelliklere sahip olmalıdırlar. Çene yüz protezinin mekanik ve fiziksel özelliklerini iyileştirmek amacıyla, protezin dokuyla temas eden yüzeyi poliüretan astar ile kaplanmaktadır. Ancak poliüretan ve silikon elastomer arasında uzun dönem güçlü bir adezyon sağlamak oldukça zordur. Çalışmanın amacı, yeni poliüretan elastomer yüzeyine primer uygulanmadan silikon ile arasındaki bağlanma dayanımının T-soyma dayanımı testi ile değerlendirilmesi ve ayrıca çekme ve yırtılma dayanımı testleri ile yeni poliüretan elastomerin mekanik özelliklerinin incelenmesidir. Yeni poliüretan elastomerin, silikon ile bağlanma dayanımını değerlendirmek amacıyla, farklı silikon (A-2000, A-2186, MDX4-4210/Silastik Tip A), primer (A-335, A-330 G, A-304), ve astar (poliüretan, yeni poliüretan elastomer) materyalleri kullanılarak, 240 adet test örneği (7.5 x 0.5 x 0.6 cm3) T-soyma dayanımı testi için hazırlanmıştır. Verilerin analizi için üç yönlü varyans analizi ve akabinde Tukey çoklu karşılaştırma testi uygulanmıştır (? = 0.05). Yeni poliüretan elastomer materyalinin mekanik özelliklerini değerlendirmek amacıyla yeni poliüretan elastomer ve poliüretan astar materyalinden 30 adet test örneği yırtılma dayanımı testi için (n:15) ve 30 adet test örneği çekme dayanımı testi için (n:15) hazırlanmıştır. Verilerin analizi için T-Test analizi kullanılmıştır (? = 0.05). Üç yönlü varyans analizi sonuçlarına göre, farklı silikon, primer ve de astar grupları arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark vardır (p < 0.0001). Yeni poliüretan elastomer primer uygulanmadan da silikon ile bağlanırken, poliüretan primer uygulanmadan silikon ile bağlanmamıştır. T-test analiz sonuçlarına göre yeni poliüretan elastomer ve poliüretan grupları arasında yırtılma enerjisi, yırtılma ve çekme dayanımları açısından fark yokken, uzama yüzdesi ve plastik deformasyon yüzdesi açısından iki grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark vardır (p < 0.0001). Sonuç olarak; yeni poliüretan elastomer alternatif bir astar malzemesi olarak çene yüz protezlerinde tercih edilebilir.

ElastomerlerMekanik özelliklerPoliüretan+4
Aslıhan Köroğlu
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Alt çeneyi önde konumlandıran ağız içi fonksiyonel aparey ile birlikte düşük doz lazer tedavisinin diyabetik ratların alt çene kondilinde oluşturduğu etkilerin incelenmesi

Mandibular retruzyona bağlı Sınıf II malokluzyonlar, mandibulanın öne büyümesini hızlandıran ve kondiler büyümeyi uyaran fonksiyonel apareylerin kullanımıyla tedavi edilebilir. Bu süreç, kemik ve mineral metabolizmasında değişikliklere neden olan Tip 1 Diabetes Mellitus tarafından bozulabilir. Bu çalışmanın amacı, düşük doz lazer terapisiyle birlikte fonksiyonel apareylerin tedavi sırasında kullanımının, Tip 1 Diabetes Mellitus vakalarında kondiller cevaba etkilerinin değerlendirilmesidir. Ağırlıkları 210 ile 250 gr arasında olan 65 rat, rastgele 7 gruba ayrıldı. Grup 1 (n=5) kontrol grubu, Grup 2, 4, 5, 6 ve 7 ise fonksiyonel aparey uygulanan gruplardır. Grup 3, 4, 5, 6 ve 7 de Strepdozocin(STZ) uygulanmasıyla diyabet oluşturuldu. Grup 5 ve 7, insulin ile kontrol altına alındı. Grup 6 ve 7'ye ise 8 J/cm2 düşük doz lazer uygulandı. 4 hafta sonra, mandibular kondilde yeni kemik yapımı ve kondiller kıkırdak kalınlığını incelemek için histomorfometrik analizler yapıldı. Diyabetik grup ile tedavi grupları arasında önemli farklar varken, kontrol grubu ve diyabetik gruplar (Grup 3 hariç) arasında önemli fark bulunamadı. Sağlıklı ve insülinle tedavi edilen gruplarda aparey kullanımının, tüm kıkırdak tabaka kalınlığı ve yeni kemik oluşumu parametreleri üzerine etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Lazer uygulamasının, yalnız insülinle tedavi edilen grupta istatistiksel olarak anlamlı değişikliğe sebep olduğu görüldü. Sonuç olarak; fonksiyonel apareylerin sağlıklı ve insülin tedavisiyle kontrol altına alınmış olan Diabetes Mellitus vakalarında daha etkili olduğu ve lazer terapisinin tedavi altındaki Diabetes Mellitus'ta remodelling sürecinin stimulasyonu için fayda sağlayabileceği tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Fonksiyonel apareyler, Lazer terapisi, Mandibular ilerletme, Mandibular kondil, Tip 1 diabetes mellitus.

Diabetes mellitus-tip 1Lazer tedavisiMandibula+6
Zryan Jaza Hama Salıh
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Mandibular retrognatiye bağlı sınıf 2 hastalarda fonksiyonel ortopedik tedavilerin masseter kasına etkisinin ultrasonik olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, fonksiyonel ortopedik tedaviler sırasında masseter kasında meydana gelebilecek değişikliklerin incelenmesidir. 40 hastanın masseter kası ultrasonla 6 ay süreyle incelendi. Alt çene hareketlerindeki değişimler ile çiğneme kasları ve temporomandibular eklemde ağrı ve/veya spazm olup olmadığı da klinik olarak gözlemlendi. Sabit fonksiyonel ortopedik tedavi gören hastalardan 15, hareketli fonksiyonel ortopedik tedavi gören hastalardan da 15 olmak üzere toplam 30 hasta tedavi grubu olarak seçildi. Kontrol grubu için de klinik arşivinde bulunan ve aynı endikasyona sahip 10 hasta seçildi. Hastalara 6 aylık takip yapıldı. Tedavin başlangıcında (T0), üçüncü ayında (T1) ve sonunda (T2) olmak üzere 3'er defa kayıtlar alındı. Hastaların çiğneme kasları ve temporomandibular eklem muayenesi yapılarak alt çenenin hareket miktarları ölçüldü. Eş zamanlı olarak hastaların masseter kası ultrason görüntüsü alınarak kalınlık ve uzunlukları hesaplandı. Fonksiyonel ortopetik tedavi gören hastalarda masseter kasının kalınlığı T0 ile T1 arası anlamlı düzeyde azalırken, T1 ile T2 arası tekrar arttığı ancak başlangıç değerine ulaşamadığı gözlemlendi. Masseter kasının uzunluğunun ise T0 ile T1 arası anlamlı bir şekilde arttığı, T1 ile T2 arası değişmeyip başlangıç durumuna göre daha yüksek değerde olduğu görüldü. Tedavi sonunda çiğneme kaslarında anlamlı düzeyde bir kas hassasiyeti gözlemlenmedi. Hareketli fonksiyonel apereylerin, sabit olanlara oranla alt çenenin lateral hareketini daha çok kısıtladığı tespit edildi. Fonksiyonel tedavilerin mandibuladaki interinsizal mesafeyi anlamlı düzeyde arttırdığı, protruziv hareketi ise azalttığı gözlemlendi. Sonuç olarak hem hareketli hem de sabit fonksiyonel ortopedik tedavilerin, masseter kası ile çene hareketlerini etkileyen tedaviler olduğu düşünülmektedir.

Dental aygıtlarMaloklüzyon-angle sınıf IIMandibula+4
Mehmet Nezir Karaca
Gaziantep University
2017
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Alt çene gelişim geriliği olan hastalarda uygulanan forsus FRD EZ2 ve biobite corrector sabit fonksiyonel apareylerinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, alt çene gelişim geriliği olan hastalarda uygulanan Forsus FRD EZ2 (Forsus) ve Biobite Corrector MS (BBC) sabit fonksiyonel apareylerinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırılmasıdır. Gaziantep Üniversitesi Ortodonti Bölümü arşivinde bulunan ve ortodontisti tarafından mandibular retrognati endikasyonu konulmuş, sabit fonksiyonel tedavi uygulanmış, apareyi ağızdan uzaklaştırılmış, ara kayıtları alınmış hastaların apareylerin uygulandığı ve çıkarıldığı seanslarda alınmış sefalometrik radyografileri analiz edilmiştir. Forsus grubu 21 (15,57±1,66 yıl), BBC grubu ise 20 (15,79±1,68 yıl) olmak üzere toplam 41 hasta sefalometrik radyografilerinden oluşmaktadır. Her iki sabit fonksiyonel aparey, molar ilişkisi sınıf I olana kadar yaklaşık Forsus grubunda 6,3±1, BBC grubunda 6,5±1 ay ağızda tutulmuştur. Toplamda 41 hastanın 82 adet lateral sefalometrik radyografilerinde açısal ve lineer ölçümler yapılmıştır. Normal dağılıma sahip değişkenlerin iki bağımsız grupta karşılaştırılmasında Student t testi, 2 bağımlı grupta karşılaştırılmasında ise Eşleştirilmiş t testi kullanılmıştır. Ölçümlerin güvenirliğinin saptanması için ICC ve %95 güven aralıkları hesaplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre Forsus ve BBC apareylerinin alt çene gelişim geriliğine sahip hastalardaki overjet, overbite ve molar ilişki düzeltiminde etkili oldukları ve elde edilen etkinin daha çok dentoalveoler olduğu, iskeletsel etkinin ise minimal olduğu belirlenmiştir. Tedavi sonunda, üst kesici dişlerde retrüzyon ve alt kesici dişlerde protrüzyon gözlenmiştir. BBC apareyinin, Forsus apareyine göre IMPA değerindeki daha az artışa neden olduğu tespit edilmiştir. Forsus ve BBC sabit fonksiyonel apareylerinin her ikisi de alt çene gelişim geriliğine sahip geç adölesan dönemdeki bireylerde, diş çekimi ya da ortognatik cerrahi endikasyonu konulabilecek sınır vakalarda alternatif tedavi yöntemi olarak kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: Biobite Corrector, Forsus FRD EZ2, Sabit fonksiyonel aparey, Sefalometrik karşılaştırma, Sınıf II maloklüzyon

MaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf IIMandibula+3
Fatih Mehmet Zopcuk
Gaziantep University
2018
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

II. sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerde alt çenenin öne gelişimi ile ilişkili olası biyolojik göstergelerin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın iki temel amacı bulunmaktadır. 1. I. ve II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerde, tedavi sonu değerlerin tedavi başındaki sefalometrik değerler ile olan ilişkisini araştırarak alt çenenin öne gelişimi ile ilgili olası biyolojik göstergeleri tespit etmek. 2. Büyüme gelişim döneminde, II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerde çekimli ve çekimsiz mekaniklerin alt çenenin öne gelişimi üzerindeki etkilerini karşılaştırmak. Geriye dönük planlanan bu çalışma için Ç. Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Ab. Dalı arşivi kullanılmıştır. Çalışmaya I. Sınıf ve II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip, çekimsiz veya çekimli tedavisini tamamlamış olan, tedavi başında büyüme gelişim dönemindeki (SVM II, SVM III) toplam 276 bireyin lateral sefalometrik radyografileri dahil edilmiştir. II. Sınıf çekimsiz tedavi olan bireylerde II. Sınıf elastik veya sabit fonksiyonel mekanik uygulanmıştır. Çalışmaya dört premolar çekimli bireyler dahil edilmiştir. I. Sınıf bireyler de çekimsiz veya dört premolar çekimli tedavi görmüştür. Çalışmamıza dahil edilen tüm bireylerin tedavi başlangıç (t0) ve tedavi bitim (t1) dönemindeki sefalometrileri çizilmiştir. 1. Çalışmamızda SN-Pog açısındaki 1.3° artış alt çenenin öne gelişiminde belirleyici olarak kullanılmıştır. Bireyler SN-Pog değerinde oluşan 1.3°'lik değişikliğe göre Grup I (SN-Pog fark ≤1.3°) ve Grup II (SN-Pog fark >1.3°) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. ROC analizi tedavi başındaki FMA, Y, Artiküler, Gonial açıları, Jarabak oranı ve Gonial oran değerleri ile alt çenenin öne hareketi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için kullanılmıştır. 2. Çalışmamızda II. Sınıf çekimsiz mekanik uyguladığımız bireyler II. Sınıf çekimli mekanik uyguladığımız bireylerle SN-Pog değişimine bakılmaksızın karşılaştırılmıştır. I. Sınıf bireylerde alt çenenin öne gelişimi (SN-Pog açısı) benzer olduğu için I. Sınıf bireyler tek grup halinde toplanmış ve kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Çalışmamızın bulgularına göre; incelenen tedavi başı sefalometrik değerlerden hiçbirisinin alt çenenin öne gelişiminin tahmininde kullanılacak anlamlı bir biyolojik gösterge olmadığı belirlenmiştir. Araştırma hipotezimiz doğrulanmamıştır. Çalışma sonuçlarımız II. Sınıf mekaniklerin alt çene boyutsal artışı ve çene ucunun öne hareketi üzerinde iskeletsel etki yaratmadığını, düzeltimin dişsel düzeyde olduğunu desteklemektedir. Ayrıca çekimli mekaniklerin daha çok dik yön gelişimi artmış bireylerde uygulandığı ve çekimli II. Sınıf hasta grubunda alt çene ucunun büyüme gelişimle öne hareket etmediği tespit edilmiştir.

Dental aygıtlarMaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf II+6
Basriye Çalışkan Çandar
Çukurova University
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Posterior rezorbe üst çenede, farklı tasarımlarda ve boyutlarda dental implant uygulaması ile kemik üzerinde oluşan stresin üç boyutlu sonlu elemanlar stres analizi yöntemi ile karşılaştırılması

Branemark tarafından osseointegrasyon teriminin tanımlanmasından günümüze, dental implantların kullanımı her geçen gün hız kazanmaktadır. Eksik dişlerin yerine konmasında klasik protetik tedavilerin yanında, implant uygulaması da tercih edilir konuma gelmiştir.Osseointegre dental implantlar, parsiyel protez ve total protez kullanan ve kullanım zorluğu yaşayan hastalar için de başarılı bir tedavi seçeneği haline gelmiştir. Ancak implant uygulamalarında üst çene anatomisindeki varyasyonlar, özellikle premolar ve molar diş bölgelerine komşu maksiller sinüsler, bu bölgede implant uygulamasını bazen kısıtlamaktadır. Maksiller sinüslerin kret tepesine doğru fazlaca sarkmış olması nedeniyle bu bölgede implant uygulaması için dikey yönde yeterli kemik varlığı her zaman mümkün olmayabilir. İmplant uygulaması için yeterli kemik elde etmek amacıyla literatürde birçok teknik tanımlanmıştır. Bu teknikler sayesinde maksiller sinüs tabanı ile alveoler kret tepesi arası 3-4 mm'lik kemik kemik yüksekliği implant uygulaması için yeterli olabilmektedir.Bu çalışmanın amacı 3 boyutlu sonlu elemanlar stres analizi yöntemini kullanarak, posterior maksiller bölgede sinüs lifting yapılmış, greft uygulanmış ve greft uygulanmamış olan örneklerde farklı implant tasarımlarını çiğneme kuvvetleri altında karşılaştırmaktır. Bu amaçla, 2 farklı implant tasarımı, maksiller sinüs elimine edilmiş, sinüs lifting yapılıp greft uygulanmış ve greft uygulanmamış örneklerde karşılaştırılmıştır. Bu amaçla atrofik posterior maksillanın bir modeli gerçek bir hastanın arşivdeki Bilgisayarlı tomografi görüntüleri, Marc 2005 programı kullanılarak modele edilmiştir. Aynı program ile farklı tasarımda implant modelleri, greft uygulanan maksiller sinüs, yükleme koşulları modele edilmiş ve teknik olanakların elverdiği ölçüde gerçek yaşamdaki çiğneme kuvvetlerine yakın kuvvetler altında stres analizi yapılmıştır. Greft uygulanan modellerde uygulanmayan modellere göre daha düşük stres değerleri ölçülmüştür.Anahtar Kelimeler: implant, maksiller sinüs, sonlu elemanlar stres analizi, sinüs yükseltme işlemi, kemik greftleri

Dental implantasyonDental implantlarDental restorasyon+6
Onur Ademhan
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00

İlgili konular