Psikolojik istismar
66 theses under this subject heading
Aile içi duygusal / psikolojik şiddeti önlemede öfke kontrolü ve dinin rolü
Her gün gerek basından gerekse bizzat şahit olduğumuz aile içi şiddet dozunu öylesine artırdı ki, tüm dünyada devletler yasalarına, özellikle bu konuda dezavantajlı durumda olan kadın ve çocuklara yönelik pozitif ayrımcılık içeren maddeler eklemek durumunda kaldılar. Şiddeti, güçlü olanın kendinden daha zayıf olanlara karşı uyguladığı zorbalık ve sindirme hareketi olarak düşünürsek, ilk aklımıza gelen fiziksel, cinsel, ekonomik şiddet veya çocuklara yönelik istismar olacaktır. Ancak, görevim icabı bana gelen soru ve şikâyetlerden anladığım kadarıyla - bir çoğu bunu bir şiddet unsuru olarak kabullenmese de – kadınlar ve çocuklar için en yaralayıcı, unutma ya da kabullenme konusunda en çok zorlandıkları husus duygusal /psikolojik (manevi) şiddettir. Bu nedenle araştırmamızın konusunu, hakaret etme, küçük düşürme, tehdit etme, aşırı kıskançlık vb. her türlü ruh sağlığını bozucu davranışlar şeklinde tezahür eden duygusal/psikolojik şiddet, bunu önlemeye yönelik öfke kontrolü ve İslam dininin öfke kontrolüyle ilgili tavsiyeleri oluşturmaktadır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar: Saldırganlığı ister doğuştan getirdiğimiz içsel bir dürtü, isterse sonradan dış etkileşimler sonucu elde edilen bir davranış olarak kabul edelim aile içi şiddetin ortaya çıkmasında bireylerin saldırganlık düzeyleri ve öfkelerini ifade etme yöntemleri büyük rol oynamaktadır. Aile içi duygusal/psikolojik şiddet kişilerin kolaylıkla ifade edemediği hatta çoğu zaman farkına bile varmadıkları bir şiddet çeşidi olmasına rağmen sonuçları bakımından en yıpratıcı olanıdır. Öfke kontrolü, saldırganlık düzeyini aşağı çekmede dolayısıyla ortaya çıkabilecek şiddeti önlemede önemli bir rol oynamaktadır. Din algısı ve dinin kişiler üzerinde bir yaptırım mekanizması oluşturduğu düşünülürse İslam Dini'ni doğru anlama ve algılamanın öfke kontrolü dolayısıyla da aile içi şiddeti önlemede ne kadar etkili olduğu ortaya çıkacaktır. Anahtar Kavramlar: Öfke, Öfke kontrolü, Aile İçi şiddet, Din.
İşyerlerinde mobbing ile örgütsel vatandaşlık davranışı arasındaki ilişkinin incelenmesine yönelik bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, uygulama kapsamına alınmış olan sektördeki mobbing uygulamaları ile örgütsel vatandaşlık davranışı gösterme eğilimi arasında nasıl bir ilişkinin var olduğunun tespit edilmesidir.Tez toplamda üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; mobbing kavramı, evreleri ve oluşumu, ortaya çıkma nedenleri, mobbingin sonuçları ve başa çıkma yolları üzerinde durulmaktadır. İkinci bölümde; örgütsel vatandaşlık davranışının tanımı, örgütsel vatandaşlık davranışı ile ilgili teoriler ve benzer nitelikte olan davranışlar, boyutları, oluşmasını etkileyen faktörler, sonuçları ve mobbing ile örgütsel vatandaşlık davranışı arasındaki ilişki üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise mobbing ve örgütsel vatandaşlık davranışı arasında ki ilişkilere yönelik çalışma yer almaktadır.Çalışmanın amacına uygun olarak mobbinge uğrama düzeyi ile örgütsel vatandaşlık davranışı gösterme eğilimi arasındaki ilişkiyi ölçmek için anket yöntemine başvurulmuştur. Bu çalışma için kullanılacak veriler, Kütahya ili merkezinde bulunan 16 özel bankanın rastgele seçilmiş 119 çalışanına 60 sorudan oluşan bir anket uygulamak suretiyle elde edilmiştir. Araştırma sonuçları değişkenlerin tipine göre SPSS 15 programı kullanılarak ve frekans dağılımları, ki kare analizleri ve korelasyon analizi kullanılarak tespit edilmiştir.Araştırma sonucunda mobbinge uğrama düzeyi ile örgütsel vatandaşlık davranışı arasında ters yönlü anlamlı bir ilişkinin var olduğu ortaya çıkmaktadır. Yani çalışanların mobbing uygulamalarına maruz kalma sıklığı arttıkça örgütsel vatandaşlık davranışı gösterme eğilimlerinde azalma olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Mobbing, Psikolojik Şiddet, Psikolojik Taciz, Örgütsel Vatandaşlık Davranışı, İnsan Kaynakları Yönetimi
Kadın okul yöneticilerinin yıldırma (Mobbing) kavramına ilişkin görüşlerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı yıldırma davranışlarına, taraflarına ve süreçlerine ilişkin detaylı bir inceleme yapmak ve bu konuda bir anlayış geliştirmek üzere eğitim örgütlerinde yönetici olarak görev yapan kadın okul yöneticilerinin yıldırma (mobbing) olgusuna ilişkin görüşlerini tespit etmektir. Nitel araştırma yöntemlerinden olgubilim (fenomenoloji) yaklaşımı ile desenlenen araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme protokolü kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları 2016-2017 eğitim öğretim yılında Gaziantep ili Şahinbey ve İslâhiye ilçelerinde görev yapmakta olan 20 kadın okul yöneticisidir. Yüz yüze görüşmelerden elde edilen veriler içerik analizi yöntemine tabi tutulmuştur. Araştırma sonuçlarına göre; yıldırmayı çalışma hayatının bir bileşeni olarak gören kadın okul yöneticileri bu yöndeki tecrübelerini önemli ölçüde cinsiyet temelli olarak anlamlandırılmaktadırlar. Daha çok amir konumundaki karşıt cinslerden yıldırmaya maruz kalan katılımcılar bu kimselere ilişkin çeşitli özelliklere, bağlamsal koşullara ve kültürel normlara dikkat çekmişlerdir. Ayrıca formal veya informal yollarla mücadele etme ve sosyal destek almanın yıldırma ile başa çıkma sürecinde öne çıkan faktörler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcılar yıldırmanın önlenmesi için bireyin psikolojik olarak desteklenmesine, önlemsel düzenlemelere ve gelişimsel uygulamalara işaret etmişlerdir. Araştırma sonuçlarının tartışılmasının akabininde bazı önerilere yer verilmiştir.
The study of the mobbing behaviours and the level of burnout that psychological counselors perceive and their self-efficacy in psychological consultancy
This study through which the mobbing behaviours and the level of burnout that psychological counselors perceive and their self-efficacy in psychological consultancy have been examined with regard to some parameters is a descriptive research figured in terms of the relational screening model. Psychological counselors who worked in (primary, secondary, high schools and counseling and research center) in Gaziantep city center during 2015-2016 School Year consisted of the population of the study. In the study, the sample was formed by working with 286 psychological counselors. In order to gather data in the study, "Mobbing Scale for Teachers" which is developed by Tanhan and Çam (2009), "Maslach Burnout Inventory" which is developed by Maslach and Jackson (1986) and which is a form adapted to Turkish by having Girgin (1995) reliability and validity for the first time, "Psychological Consultancy Self-Efficacy Scale" which is developed by Lent et al. (2003) and which is a form adapted to Turkish, "Demographic Information Form" which is developed by the researcher were used. The data gathered in the study were processed to SPSS 21 program and the range normalcy was tested and some statistical processes were conducted such as t test, the variance analysis, correlation and regression analysis. As a result of data analysis; it has been observed that there is a significant relationship between the scores with regard to the mobbing behaviours and the level of burnout that psychological counselors perceive and their self-efficacy in psychological consultancy, the total number of multiple regression analysis related to the fact that psychological counselors predict the level of self-efficacy in psychological consultancy accounts for 22 per cent of the total variation but these scores do not significantly differ in terms of the variables of gender and undergraduate program which was graduated from. The findings obtained have been discussed in the considerate of related literature and recommendations have been offered. Keywords: Psychological counselor, mobbing, burnout, self-efficacy
Mobbinge maruz kalmanın demografik faktörlere göre farklılaşması: Kilis ili kamu ve özel eğitim kurumlarında bir alan araştırması
Çıkış tarihi 1960'lı yıllara dayanan mobbing olgusu son zamanlarda çok sıkça bahsedilen bir kavram haline gelmiş ve insanların hayatının herhangi bir evresinde karşılaşabilecekleri, insanlar üzerinde yıkıcı ve yıpratıcı etkiler yaratabilen bir olgu olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada; kamu ve özel eğitim kurumlarında çalışanlardan toplanan verilerle yapılan karşılaştırma sonucunda çalışanların demografik özelliklerine göre hangisinin daha çok mobbinge maruz kaldığı araştırılmak istenmiştir. Kilis ilinde bulunan özel eğitim kurumu ve rastgele seçilen kamu eğitim kurumlarının 170 çalışanından anket tekniği ile veri toplanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, mobbingin alt boyutu olan sosyal ilişkilere saldırı algısı cinsiyete, eşin çalışma durumu ve kurum türüne göre farklılık gösterdiği sonucu çıkmıştır. Mobbingin alt boyutu olan kedini göstermeyi ve iletişim oluşumunu etkilemek algısı medeni duruma, eşin çalışma durumuna ve iş tecrübesine göre farklılık gösterdiği sonucu çıkmıştır. Mobbingin alt boyutu olan kişinin yaşam kalitesi ve mesleki durumuna saldırı algısı çocuk sayısına göre farklılık gösterdiği sonucu çıkmıştır. Mobbingin alt boyutu olan kişinin sağlığına doğrudan saldırı algısı yaş gruplarına göre farklılık gösterdiği sonucu çıkmıştır. Yine çıkan sonuçlara göre genel mobbing algısı sahip olunan çocuk sayısı, aylık gelir seviyesi, eşin çalışma durumuna göre faklılık gösterdiği sonucu çıktığı yapılan analizler sonucunda görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Mobbing, Psikolojik Şiddet, Duygusal Taciz, Zorbalık
Çalışma yaşamında yıldırma (mobbing) ve boyutları; Manisa kamu kurumları üzerinde bir araştırma
İş yaşamında bireye, sistemli olarak bir ya da daha fazla çalışan tarafından en az altı ay süreyle rahatsızlık verilmesi ve etikten yoksun davranışlar sergilenmesi yıldırma olarak tanımlanmaktadır. Çalışma barışını ve verimliliği olumsuz etkileyen yıldırma olgusu, başta İskandinav ülkeleri olmak üzere Avrupa Birliği ülkelerinde son 20 yıldan bu yana pek çok araştırmaya konu olmuştur. Ülkemizde ise yıldırmaya ilişkin çalışmaların, birkaç yıldır arttığını görmekteyiz. Bireye, örgüte ve topluma her bakımdan zararı olan yıldırmanın varlığının araştırılması, kaynağının tespiti ve engellenmesine ilişkin çalışmalara fayda sağlayacaktır.Araştırmanın genel amacı, Manisa kamu kurumlarında çalışan personelin yıldırma ve boyutlarını yaşayıp yaşamadıklarını tespit etmektir. Cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, medeni durum ve görev yeri değişkenlerinin çalışanların yıldırma sürecindeki etkisi de incelenmiştir.Araştırmanın örneklemini Manisa il merkezindeki 10 kamu kurumunda çalışan rasgele seçilmiş 678 kamu personeli oluşturur. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket kullanılmıştır. Leymann'ın ?Mobbing Tipolojisinden? yararlanarak hazırlanmış 56 sorudan oluşan yıldırma ölçeğiyle çalışanlar, yıldırmaya dair düşüncelerini açıklamışlardır. Ölçekteki ilk 51 madde, yıldırmanın boyutlarını tespite yöneliktir. Yıldırmanın boyutları; kendini gösterme ve iletişim oluşumuna etkisi, sosyal ilişkilere saldırı, itibara saldırı, yaşam kalitesi ve mesleki duruma saldırı, sağlığa saldırı ve yıldırmanın sonuçları olarak ele alınmıştır. Ölçekte yer alan son beş soru ise demografik değişkenleri içerir.Araştırmanın sonucunda, genel olarak kamu çalışanlarının yoğun bir yıldırma yaşamadıkları belirlenmiştir. Ancak kamu çalışanlarında yaş değişkeninin: yıldırmanın kendini gösterme boyutu üzerinde, eğitim düzeyinin: yıldırmanın sonuçları üzerinde, medeni durum değişkeninin: itibara saldırı ve sağlığa saldırı üzerinde, görev yeri değişkeninin: kendini gösterme boyutu ve sağlığa saldırı üzerindeki etkisi anlamlı bulunmuştur. Kamu çalışanları en çok, işyerlerinde çalışmalarının görmezden gelindiği ve başarısızlıklarının abartıldığı, bilgi ve becerilerini gösterme olanaklarının kısıtlandığını ifade etmişlerdir. Yıldırma eylemleriyle karşılaşma bakımından ?30 yaş altı genç, bekâr, kadın, lise ve üniversite mezunu? çalışanlar, diğer çalışanlara göre daha yüksek puan ortalamalarına sahiptir.
Rehber öğretmenlerin algıladığı yıldırma davranışlarının incelenmesi (Gaziantep ili örneği)
Bu araştırmanın amacı rehber öğretmenlerin algıladıkları yıldırma ( mobbing) davranışlarının bazı değişkenler açısından incelenmesidir. Araştırmada betimsel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışmanın evrenini Gaziantep ilinde görev yapan rehber öğretmenler oluşturmaktadır. Çalışmada evrenin bütününe ulaşılmak istendiğinden örneklem seçme yoluna gidilmemiştir. Çalışmanın örneklemini 2009- 2010 eğitim- öğretim yılında Gaziantep ilinin 7 farklı ilçesinde görev yapan 219 rehber öğretmen oluşturmuştur. Araştırmaya katılanların kişisel bilgilerinin betimlenmesini sağlamak amacıyla `Kişisel Bilgi Formu', mesleki doyumlarını ölçmek amacıyla Kuzgun, Sevim ve Hamamcı (1999) tarafından geliştirilen ?Mesleki Doyum Ölçeği? ve algılanan yıldırma davranışlarını ölçmek amacıyla Leymann'ın (1984) belirlemiş olduğu mobbing tipoloji envanterinin 35 maddesini içeren, Bulut'un (2007) oluşturduğu ?Mobbing Belirleme Ölçeği? kullanılmıştır. Veri toplama araçları bir yönerge ile okullara ulaştırılmış ve kapalı zarflar içinde geri toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 13.0 programıyla analiz edilmiştir. Analizlerde mesleki doyum ve kişisel değişkenlerin algılanan yıldırma yordayıp yordanmadığını belirlemek amacıyla regresyon analizi kullanılmıştır. Medeni hal, eğitim düzeyi, mesleki kıdem, mesleki doyum, okul türü değişkenleri rehber öğretmenlerin algıladıkları yıldırma davranışlarının anlamlı bir yordayıcısı olarak bulunmuştur. Ayrıca yıldırma davranışlarının alt boyutları anlamlı bir şekilde yordayan değişkenler belirlenmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda öneriler geliştirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Yıldırma, Mobbing, Rehberlik ve Psikolojik Danışma, Rehber Öğretmen, Mesleki doyum.
Okuldaki şiddet olayları ile aile içi şiddet ilişkisi
Bu araştırmanın amacı; okullarda son yıllarda etkisini daha da çok göstermeye başlayan şiddet olayları ile aile içi şiddet ilişkisini; cinsiyet, sınıf, anne ve baba öğrenim durumu, aile gelir durumu, aile tipi gibi sosyo-demografik faktörler yönünden incelemektir. Bu araştırmada ?Tarama Modeli? kullanılmıştır. Örneklem İstanbul ili Çekmeköy ilçesi 2011-2012 eğitim öğretim yılında Ali Kuşçu İlköğretim Okulunun 6., 7. ve 8. sınıflarında öğrenim gören 307 öğrenciden oluşmaktadır. Veri toplamak için ?Zorba-Kurban Ölçeği? ve ?Aile İçi Şiddet Anketi? kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin çeşitli sosyo-demografik özelliklerini saptamak için araştırmacı tarafından hazırlanan ?Kişisel Bilgi Formu? kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde Mann Whitney ? U Testi, Kruskall Wallis H ? Testi, Spearman Korelasyon ve Regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular, ilköğretim öğrencilerinin, baba kaynaklı fiziksel ve sözel şiddet, anne kaynaklı sözel ve psikolojik şiddet, baba kaynaklı sözel ve psikolojik şiddet, anne ve baba kaynaklı ekonomik şiddet, ve anne ve baba kaynaklı bireysel hakları kısıtlayıcı ve duygusal şiddete maruz kaldığını göstermektedir. Şiddet faktörlerinin cinsiyet değişkenine göre fark gösterdiği, erkek öğrencilerin aile içi şiddete kız öğrencilerden daha fazla maruz kaldığı belirlenmiştir. 7. sınıfta öğrenim gören öğrencilerin baba kaynaklı fiziksel ve sözel şiddet, anne kaynaklı sözel ve psikolojik şiddet ve anne ve baba kaynaklı bireysel hakları kısıtlayıcı psikolojik şiddete, 6. sınıfta öğrenim gören öğrencilere göre daha fazla maruz kaldığı görülmüştür. 8. sınıfta öğrenim gören öğrencilerin baba kaynaklı sözel ve psikolojik şiddet ile anne ve baba kaynaklı bireysel İİİhakları kısıtlayıcı psikolojik şiddete, 6. sınıfta öğrenim gören öğrencilere göre daha fazla maruz kaldığı görülmüştür. 8. sınıfta öğrenim gören öğrencilerin de, anne kaynaklı sözel ve psikolojik şiddete 7. sınıfta öğrenim gören öğrencilere göre daha fazla maruz kaldığı görülmüştür. Araştırmaya katılan ilköğretim öğrencilerinin zorba ? kurban düzeyleri incelendiğinde zorbalık düzeyi ortalaması 4.919; kavga düzeyi ortalaması 8.264; kurban olma düzeyi ortalaması 7.091 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin zorba ? kurban olma durumları cinsiyet ve sınıf değişkenine göre istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. 8. sınıfa devam eden erkek öğrenciler 8. sınıfa devam eden kız öğrencilere ve 6. ve 7. sınıfa devam eden öğrencilere göre okuldaki şiddet olaylarında daha fazla zorbalık yapmakta ve kurban olmaktadır. İlköğretim öğrencilerinin zorba ? kurban olma düzeyleri ve aile içinde gördüğü şiddet faktörleri arasındaki ilişkinin incelendiği araştırmada, şiddet faktörleri arttıkça öğrencilerin zorba ve kurban olma düzeyleri ?çok zayıf? da olsa artış göstermektedir. Baba kaynaklı fiziksel ve sözel şiddetin 1 birim artması zorbalığı 0,83 birim, kavgayı 3.677 birim, kurban olma durumunu ise 1,36 birim arttırırken, anne ve baba kaynaklı bireysel hakları kısıtlayıcı psikolojik şiddetin 1 birim artması durumunda kurban olma durumunun 0.464 birim arttığı tespit edilmiştir. Aile içinde görülen şiddet faktörlerinden yalnızca baba kaynaklı fiziksel ve sözel şiddete maruz kalma durumunun zorbalık durumunu, kurban olma durumunu ise baba kaynaklı fiziksel ve sözel şiddet ile anne ve baba kaynaklı bireysel hakları kısıtlayıcı şiddete maruz kalma durumunun etkilediği görülmektedir. Araştırmanın sonucunda okuldaki şiddet olayları ile aile içi şiddet ilişkisinin ?zayıf? şekilde gerçekleşebildiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Aile içi şiddet, okulda şiddet, zorbalık, kurban.
İş yaşamında mobbing; Fırat Üniversitesi akademik ve idari çalışanlarına yönelik bir alan araştırması
Psikolojik olarak taciz, şiddet ya da rahatsız etme anlamına gelen mobbing kavramını, özellikle işyerlerinde gerçekleşen ve çoğunlukla belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan; mağdur ya da mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine veya sağlıklarına zarar veren; kötü niyetli, kasıtlı, olumsuz tutum ve davranışlar bütünü olarak ifade etmek mümkündür. Bu tanım ışığında bu araştırmada mobbing kavramının kuramsal çerçevesi incelenmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde ise Mobbing ölçeği geliştirilerek bu ölçeğin psikometrik özellikleri incelenmiştir. Mobbing ölçeğinin geliştirilmesi aşamasında açımlayıcı faktör analizi yapılmıştır. Açımlayıcı faktör analizi sonucunda 22 maddeden oluşan ölçeğin üç faktörlü yapısının uygun olduğu, bu üç faktörlü yapının toplam varyansın %56,790'ını açıkladığı tespit edilmiştir. Ölçeği oluşturan madde yüklerinin ise ,519 ile ,829 arasında değiştiği görülmüştür.
The research of the mobbi̇ng status of teachers accordi̇ng to di̇fferent vari̇ables
Mobbing status the most significant problem that effects not only people who are exposed to it and people who perform it but also every individual of the society directly or indirectly in the world and our country. This problem changes the perception of all people working in the same workplace regarding to workplace bullying and increases tendency to mobbing. In this increase, the increase in the competitive environment in today's workplace and business life, jealously among employees, violence, gossip, business union avoidance, fraud, not acting to employees equally by directors in workplace and many other factors have been effective. That violence and problems related to mobbing are increasing and within that consist of employees and administrators working in organization reveals the obligatory of taking precautions immediately by organization and every individual in the society. Mobbing with its increasing effect is becoming a research subject of social sciences researcher. Although various researchers have done in the world, the workplace bullying, mobbing, is a complex problem to find a concrete solutions. This survey analyzes the level of the acts of mobbing suffered by the teachers and managers working for primary and middle school in rural areas as well as their characteristics and perpetrators. This survey was conducted by interviewing a total of 530 teachers by primary schools in center, districts and villages of Elazığ. Research consists of two parts, including quantitative and qualitative. In the quantitative part, Data about acts of mobbing experienced by those primary and middle school teachers was gathered by using a questionnaire developed by the researcher using five-point likert scale. Those data was processed in SPSS data analysis program and t-tests and variance analysis were conducted in order to determine frequencies and percentages in identify details of the teachers interviewed as well as differences in opinions expressed by the group. They were tested at .05 significance level. As a result of the survey, gender, seniority and age were identified as the variables, where the largest difference was observed between the groups in terms of acts of mobbing suffered by primary school teachers. The results obtained from those variables showed that more male teachers than female teachers, youngest or oldest teacher than the other teachers, more 1-5. seniority teachers than other teachers were confirmed to be exposed to acts of mobbing. In the qualitative part, Data about acts of mobbing experienced by those primary and middle school teachers was gathered by using an open ended question. Those data was processed in NVivo data analysis program. The results obtained from those variables showed that many of teachers stated that they suffered mobbing. Mostly, the audit and ignored were stated that the reason for mobbing. The person who showed response mobbing that use legal rights and ignored and the others use to be silent and ignored
İşyerinde mobbing (psikolojik taciz) ve çalışan motivasyonu üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın temel amacı, işyerinde yaşanan mobbing ve varsa çalışan motivasyonu arasındaki ilişkinin tespit edilmesidir.Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm mobbing, ikinci bölüm ise motivasyon kavramlarının açıklandığı literatür kısmından oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü bölümde mobbingin çalışan motivasyonu üzerindeki etkilerini belirlemeye yönelik bir araştırma yer almaktadır.Araştırmanın amacı doğrultusunda, üç ana bölümden oluşan bir anket formu hazırlanmıştır. Anketin birinci bölümünde, katılımcıların demografik özelliklerini belirlemeye yönelik sorular bulunmaktadır. İkinci bölümde katılımcıların mobbinge ne sıklıkta maruz kaldıklarını belirlemeye yönelik 22 önermeden oluşan ?Olumsuz Davranış Ölçeği? ve yine mobbingle ilgili çeşiti durumları değerlendirmek için sorulan 30 soru yer almaktadır. Son olarak araştırmanın üçüncü bölümünü, katılımcıların motivasyon düzeylerini belirlemeye yönelik 30 önermeden oluşan Mc Clelland'ın Güdülenme Testi oluşturmaktadır.Araştırmaya, Ankara'da bulunan bankaların merkez ve şube çalışanlarından 209 kişi katılmıştır. Uygulanmış olan anket yoluyla elde edilen veriler kodlanarak SPSS 16.0 programında oluşturulan veri tabanına aktarılmıştır. Bu veriler veri tabanına girildikten sonra frekans analizleri yapılarak, mobbing ve motivasyon düzeylerine ilişkin gerekli bulgulara ulaşılmıştır. Mobbing ve motivasyon ile demografik faktörler arasındaki ilişkileri değerlendirmek için iki gruplu karşılaştırmalarda Independent Sample T testi ve Mann-Whitney U testi, ikiden fazla gruplu karşılaştırmalarda ise Kruskall-Wallis H testi ve One Way Anova testi kullanılmıştır.Daha sonra mobbing ve Mc Clelland'ın motivasyon testinde yer alan başarı, ilişki ve güç ihtiyaç düzeyleri arasındaki ilişkiyi test etmek için korelasyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, katılımcıların mobbinge maruz kalma sıklığı ile motivasyonlarını etkileyen başarı, ilişki ve güç ihtiyacı düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı yönündedir.Ancak mobbingin alt boyutlarına bakıldığında kişiye yönelik mobbing davranışlarına maruz kalma ile ilişki ve güç ihtiyacı düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki çıkmıştır.
Lise öğrencilerinin çocukluk çağı örselenme yaşantıları ile bilişsel çarpıtma ve yalnızlık eğilimleri arasındaki ilişkiler
İstismar çocuğun gelişimini fiziksel, psikososyal ve duygusal açıdan olumsuz yönde etkileyen davranış biçimi olarak değerlendirebilir. Çocukluk dönemi istismar yaşantıları ve sebep olduğu travmatik sonuçlar bireyin yaşamını büyük ölçüde etkileyen bir niteliğe sahiptir. Bu nedenle, ihmal ve istismar konusunda toplum bilincinin artması, istismarın önlenmesine yönelik çalışmaların planlanması ve gelecek nesiller için koruyucu ve önleyici tedbirler alınması önem taşımaktadır. Bu araştırmada amaç, lise öğrencilerinin çocukluk çağı örselenme yaşantıları ile bilişsel çarpıtma durumları ve yalnızlık eğilimleri arasındaki ilişkileri incelemektir. Bu genel amacın yanında çalışmada, çocukluk çağı örselenme yaşantılarının cinsiyet, algılanan gelir durumu, anne-baba eğitim durumu değişkenlerine göre farklılık gösterip göstermediği de araştırılmıştır. Araştırma gurubunu, Türkiye'nin kuzeydoğu bölgesinde yer alan Gümüşhane İlinde farklı okul türlerinde öğrenim gören 382 kız ve 321 erkek olmak üzere toplam 703 lise öğrencisi oluşturmaktadır. Katılımcılara, ''Kişisel Bilgi Formu'', ''Çocukluk Örselenme Yaşantıları Ölçeği'', ''İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği'' ve ''UCLA Yalnızlık Ölçeği'' uygulanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 22.0 programı kullanılmış olup, Sperman Brown sıra farkları korelasyon katsayısı tekniği, Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis testinden yararlanılmıştır. Analiz sonucunda elde edilen bulgulara göre çocukluk çağı örselenme yaşantılarından fiziksel kötüye kullanım ile bilişsel çarpıtmalar alt boyutlarından yakınlıktan kaçınma ile pozitif yönde; zihin okuma boyutu arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Çocukluk çağı örselenme yaşantılarının diğer bir alt boyutu olan cinsel kötüye kullanım ile bilişsel çarpıtmalar alt boyutlarından yakınlıktan kaçınma arasında pozitif düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Yine duygusal kötüye kullanım ile bilişsel çarpıtmalar alt boyutlarından yakınlıktan kaçma arasında pozitif yönde; gerçekçi olmayan ilişki beklentisi ve zihin okuma arasında negatif düzeyde anlamlı ilişki bulgulanmıştır. Ayrıca çocukluk çağı örselenme yaşantıları alt boyutlarından cinsel kötüye kullanım boyutunun bilişsel çarpıtmaları yordadığı bulgusuna ulaşılmıştır. Bunun yanı sıra, çocukluk çağı örselenme yaşantılarının tüm boyutlarının yalnızlık eğilimi ile pozitif yönlü anlamlı bir ilişki içerisinde olduğu ayrıca fiziksel, duygusal ve cinsel kötüye kullanılmanın yalnızlığı yordadığı saptanmıştır. Sonuçlar kuramsal çerçevede yapılan çalışmalar göz önünde bulundurularak tartışılmıştır ve araştırmacılara ve uygulayıcılara yönelik bir takım önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye ve Azerbaycan'daki ilköğretim okullarında görev yapan öğretmenlerin yaşadıkları yıldırma (mobbing) davranışlarının karşılaştırılması
Bu araştırmada, Azerbaycan ve Türkiye'de Milli Eğitim Bakanlıklarına bağlı ilköğretim okullarında görev yapan öğretmenlerin, okulda maruz kaldıkları yıldırma (mobbing) eylemlerinin düzeyi, özellikleri ve bu eylemlerin kimler tarafından uygulandığı incelenmiştir.Araştırmanın örneklemi, Türkiye ve Azerbaycan'ın başkentleri, Ankara ve Bakü'deki Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilköğretim okullarında görev yapan toplam 300 öğretmenden oluşmuştur. Veriler, SPSS veri analiz programında işlenerek ankete katılan öğretmenlerin kimlik bilgilerinde frekans ve yüzde, gruplar arasındaki görüş farklılıklarını saptamada t-testi, varyans analizi yapılmış ve 0,05 anlamlılık düzeyinde test edilmiştir.Türkiye ve Azerbaycan'da ilköğretim okullarında görev yapan öğretmenlerin çoğunluğunun kadınlardan oluştuğu gözlemlenmiş ve bunun yanı sıra, Azerbaycan'da öğretmenlerin yaş ortalamasının kırk yaş ve üzeri olduğu, Türkiye'de öğretmenlerin mesleki kıdem süresi genellikle 1-20 yıl arasıyken, Azerbaycan'da 21 yıl ve üzeri olduğu, Türkiye'de Öğretmenlerin çalıştığı okullardaki görev süreleri 1-10 yıl arasıyken, Azerbaycan'da bu durum 11-20, 21 yıl ve üzeri olarak görülmektedir.Türkiye'deki öğretmenlere olumsuz davranış sergileyen kişilerin okul müdürleri, müdür yardımcıları tarafından yapıldığı görülürken, Azerbaycan'da bunlarla birlikte velilerin de olumsuz davranış sergilediği görülmektedir.İlköğretim okullarında yıldırma davranışlarının erkek ve daha kıdemli öğretmenler tarafından, daha çok Yabancı Dil, Sosyal Bilimler, Beden Eğitimi ve Güzel Sanatlar öğretmenlerine yönelik olduğu saptanmıştır. Her iki ülkede de olumsuz davranış sergileyenlerin içerisinde erkeklerin oranı kadınlara göre oldukça fazladır.
İşyerinde psikolojik taciz ve yıldırmanın işten ayrılmalar üzerine etkisi: Bankacılık sektöründe bir inceleme
Çalışma hayatında mobbing, bir kişiye veya bir gruba yönelik düşmanca tutumları ve davranışları içeren, her türlü yıldırma, sindirme, bastırma ve dışlama süreci şeklinde ele alınmaktadır. Çalışma hayatının aktif çalışanlarını, pasif çalışanlara dönüştürmeyi veya onları yok etmeyi amaçlayan genellikle soyut fakat bazen somut bir saldırı biçimidir. Duygusal saldırı olarak da nitelendirilebilen mobbing, saldırıya hedef olan kişi üzerinde psikolojik bir baskı yaratarak, onun çalışan kimliğini düzenli, sürekli ve ısrarcı saldırılarla ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır.Çalışma 2012 yılında Adana ili Çukurova ilçesinde faaliyet gösteren özel bankalarda çalışanlar üzerine uygulanmıştır. Çalışmada bankacılık sektöründe çalışanların mobbing karşısında tutumları ve mobbinge maruz kalan çalışanların işten ayrılmalarına neden olup olmadığını öğrenilmeye çalışılmıştır.Çalışma da anket uygulaması yapılmıştır. Veri elde edebilme adına ilk aşamada belirlenen 167 kişiye anket dağıtılmıştır. Geri dönen anket sayısı 123 olmasına rağmen, anketi geçerli sayılan 100 kişi üzerine analiz uygulanmıştır. Örneklem seçilirken rastgele düşünülmüş ve herhangi bir departman ya da grup seçilmemiştir. Bu bakımdan analizin geçerlilik ve güvenirliği vardır. Çalışmada yöntem olarak faktör analizi, ki kare testi ya da fisher testi ile Kruscall Wallis testleri ve Hamilton anksiyete ölçeği yöntemleri kullanılmıştır.Çalışmanın sonucunda mobbing kavramının cinsiyet dağılımına ait bulgularına göre; çalışanların mobbinge uğradığı ve ayrıca cinsiyete bağlı olarak mobbing türünün; asılsız dedikodular üretilmesi, cinsel imalarda bulunulması ve cinsel tacize maruz kalabilme düşüncesinin hakim olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p < 0,05).Çalışanların işi seçme nedenine göre Likert karşılaştırmasında ise başka iş olmadığı için bu sektörde çalışanların diğerlerine göre daha çok mobbinge maruz kaldıkları saptanmıştır (p < 0,05). Diğer değişkenlerde ise istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmamıştır (p > 0,05).Hamilton anksiyete ölçeği sonuçlarına bakıldığında 27,2±8,1 ile başka bir iş bulamadıkları sebebiyle çalışma hayatlarını sürdürdükleri tespit edilmiştir. Ayrıca Hamilton anksiyete ölçeği genel olarak incelendiğinde, başka iş bulamadıkları için bu sektörde çalışanların en yüksek anksiyeteye sahipken, bu işi severek yapanların en düşük anksiyeteye sahip oldukları sonucuna varılmıştır (p<0,05).Anahtar kelimeler: Mobbing, yıldırma, işten ayrılma, taciz, örgüt
Mobbingin iş doyumuna etkisi: Mersin ili Tarsus ilçesinde görev yapan öğretmenler üzerine bir araştırma
Bu çalışmanın amacı mobbingin iş doyumu üzerindeki etkisinin belirlenmesidir. Mobbing ölçeği maddeleri dört faktöre, iş doyum ölçeği maddeleri ise iki faktöre ayrılarak, birbirleri arasındaki ilişkiler analiz edilmiştir. Ayrıca katılımcılardan elde edilen veriler doğrultusunda, mobbinge uğrama düzeyleri üç gruba ayrılarak, diğer faktörlerle olan ilişkileri analiz edilmiştir.Çalışmada Mersin Tarsus İlçesi merkezinde faaliyet gösteren devlet okulları öğretmen ve idarecileri ele alınmıştır. Hazırlanan demografik soru formu, iş doyum ölçeği ve mobbing ölçekleri, 328 öğretmen ve idareci tarafından doldurularak elde edilen veriler analizlerde kullanılmıştır.Çalışma sonucunda, kolerasyon analizleri doğrultusunda, mobbing ile iş doyum faktörleri arasında bazı faktörler için negatif yönlü ve yüksek korelasyonlar bulunmuştur.Ayrıca çalışmada mobbing ve iş doyum faktörlerinin demografik değişkenler açısından anlamlı olarak farklılaşıp farklılaşmadığını anlamak için de analizler yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda anlamlı olarak farklılaşmaya rastlanmamıştır. Ancak maddeler ayrı ayrı değerlendirildiğinde demografik değişkenler açısından anlamlı farklar bulunmuştur.
İşçinin haklı fesih sebebi olarak mobbing üzerine bir değerlendirme
Bu çalışmanın amacı, mobbing (psikolojik şiddet)'in hukuki olarak değerlendirilmesi ile; işyerinde mobbing (psikolojik şiddet)'e maruz kalan işçilerin hangi hukuki yollara başvuracakları tespiti ve işçinin haklı fesih sebebi olarak mobbing olgusunun değerlendirilmesidir. Çalışmada mobbing kavramı hukuki olarak değerlendirilecek; işyerinde mobbingin etkileri, mobbinge neden olan etkenler ve mobbing ile başa çıkma yöntemleri ve işyerinde mobbinge maruz kalan işçinin iş akdini haklı sebeple derhal fesih hakkı değerlendirilecek, konu ile ilgili bilgi ve önerilerde bulunulacaktır. Çalışmanın birinci bölümünde; mobbing kavramının tanımı yapılarak kavramın tarihsel gelişimi hakkında bilgiler verilmiş; mobbinge ilişkin olarak çeşitli ülkelerdeki düzenlemeler hakkında açıklamalar yapılmıştır. Devamında, mobbing kavramı ile benzer kavramlar arasındaki ilişki tanımlanarak, mobbing süreci aşamaları ile birlikte ele alınmıştır. Ayrıca, mobbing sürecinde ortam ve roller tanımlanarak, mobbing davranışları kategorik olarak sınıflandırılmış; mobbingin etkileri ve mobbing ile mücadele yolları ele alınmıştır. İkinci bölümde hukuksal durum ve başvuru yolları, mobbinge uğrayan işçinin yasal hakları, işçinin kişilik hakları bağlamında işverenin işçiyi gözetme borcu kapsamında mobbingin değerlendirilmesi yapılmış; üçüncü bölümde ise işçinin haklı sebeple derhal fesih sebebi olarak mobbing olgusu değerlendirilerek genel itibariyle iş akdinin feshi, haklı nedenle fesih hakkının kullanılması ve süreçle ilgili bilgiler verilerek; haklı nedenle feshin hukuki sonuçları ele alınmıştır. Ayrıca mobbing ile ilgili örnek Yargıtay Kararları incelenmiştir.
Hukuki boyutuyla işyerinde psikolojik taciz
Çalışma hayatında, farklı karakterde insanların bir arada bulunmaları zorunluluğundan dolayı işçi ile işveren arasında ya da işçiler arasında sürekli çatışmalar meydana gelmektedir. Bu çatışmalara, çok eskilerden bu yana her işyerinde rastlanabilmektedir. Günümüzde bir sosyal risk haline gelen işyerinde psikolojik taciz de bu çatışmaların ortaya çıkardığı bir olgudur. Çalışma hayatının kendisi kadar eski olan işyerinde psikolojik taciz (mobbing) kavramı ancak son yıllarda kapsamlı bir tanımlamaya kavuşmuş ve çok tartışılan hukuki kurumlardan biri haline gelmiştir. İşyerinde psikolojik taciz, çalışana uygulanan psikolojik veya fiziksel şiddetli bir baskı olup mağdur çalışanda boyutu önceden kestirilemeyecek olumsuz ve kalıcı etkilere yol açan sistematik bir süreçtir. Bununla elde edilmek istenen, çalışanı bezdirerek işine kendi isteği ile son vermesidir. Doğaldır ki bu durum işçiyi etkilediği kadar işyerini ve toplumu da etkilemektedir. Bu çalışma ile işyerinde psikolojik tacizin unsurları ele alınarak kavramın açıklanması hedeflenmekte ve Türk Hukuku'ndaki yeri, başvurulabilecek yasal yollarla birlikte içtihat ve mevzuat ışığında ayrıntılı bir biçimde incelenmektedir. Bunun yanında, bu çalışmada işyerinde psikolojik tacizin farklı yaklaşımlar çerçevesinde mukayeseli hukuktaki yeri üzerinde de durulmaktadır.
İşyerinde psikolojik tacize maruz kalan işçilerin İş Hukuku kapsamında kullanabilecekleri haklar
Psikolojik taciz kavramı gelişmekte olan bir hukuk terimi olup psikolojik taciz ile ilgili uygulamada sorunlar olduğu bilinmektedir. Bu nedenle psikolojik taciz eylemleri yargıya taşınmaktadır. Açılan davalar incelendiğinde farklı mahkemelerden farklı kararların çıktığı Yargıtay'ın da istikrar kazanmış içtihatlarının olmadığı görülür. Bu durumun temel sebebi mevzuatımızda boşluk olması nedeniyle psikolojik tacizin sınırının net bir şekilde ortaya konmamış olmasıdır. Doktrinde bir işyerinde işçilere amirleri, aynı seviyedeki ya da alt seviyedeki işçiler tarafından sürekli şekilde yapılan kasıtlı kötü muameleler psikolojik taciz olarak tanımlanır. Psikolojik tacize genellikle iş yerleri, okul, hastane vb. topluluklar içinde sık sık rastlanılır. Psikolojik tacizle fail işyerlerinde belirlenen bir işçiyi kurban seçip, işçilerin işyeri huzurunu bilinçli bir şekilde ortadan kaldırır. Psikolojik taciz işçinin iç dünyasını karartan, işçileri bezdiren, aşağılayan, değersiz olmasını hissettiren davranışlardır. Psikolojik tacize uğrayan mağdur yargı yolunu tercih ederek psikolojik tacizin durdurulması, önlenmesi ve tespiti davaları ile hukuki korunma sağlayabilir. Mağdur işçi zararlarının giderilmesi için maddi, manevi tazminat davalarını açabilir. Ayrıca mağdur işçi psikolojik taciz fiili nedeniyle ayrımcılık tazminatı talep edebilir. Sözleşmeyi haklı nedenle fesheden işçi ihbar tazminatı, kötü niyet tazminatı, kıdem tazminatı isteyebilir ve şartları oluşmuşsa işe iade davası açabilir. Mağdur işçiye uygulanan psikolojik taciz süreklilik arz eden sistematik davranışlardır. Bu nedenle işyerinde görülen her kaba veya kötü davranış psikolojik taciz olarak adlandırılamaz. İşte bu noktada psikolojik taciz eyleminin ispatlanması sorunu ile karşılaşmaktayız. Genel olarak somut olay içerisinde gerçekleşen bir eylemin psikolojik taciz olup olmadığını ispatlamak tam olarak mümkün değildir. Dolayısıyla psikolojik taciz iddialarında işçinin ispat yükünü kolaylaştıran araçlardan faydalanılması gerekir. İspat kolaylığı açısından tam ispat yerine hayatın akışı, tecrübe kurallarına uyan tutarlı, illiyet bağı olan eylemler dikkate alınarak emare ispatı kabul edilerek işçi lehine yorum ilkesi yapılması gereklidir. Somut bir olayda mağdur işçi güçlü bir şekilde delil arz ederse ispat yükünü yerine getirdiği varsayılmalıdır. Psikolojik tacizle ilgili mevzuatımızdaki eksiklik olması ve uygulamada psikolojik tacize sık sık rastlanılması nedeniyle psikolojik taciz çalışmamızda ele alınmıştır. Bu çalışma ile hâkimlerin, halkın aydınlatılması ve Türk İş Hukukuna katkı sağlanması hedeflenmiştir. Psikolojik tacizde ispat konusunda eksiklik olması ve bu eksikliğin giderilmesi bu eserin ele alınmasındaki amaçlardan bir diğeridir. Bu eserle psikolojik tacizin usul ve esaslarının tespiti yapılacak olup teori ve pratik açısından hukuk camiasına katkı sağlanacaktır.
Ergenlerde algılanan psikolojik / duygusal istismarın duygu düzenleme ile ilişkisi
Bu çalışmada, ergenlerde algılanan psikolojik/duygusal istismarın, duygu düzenleme ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma grubunu 02.07.2021-11.08.2021 tarihleri arasında Adana Ekrem Tok Ruh Hastalıkları Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Polikliniği'ne herhangi bir nedenle başvuran, araştırma için gönüllü olan 12-18 yaş aralığında yer alan 299 ergen oluşturmuştur. Veriler "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Psikolojik İstismar Ölçeği" ve "Ergenler İçin Duygu Düzenleme Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde IBM SPSS 25.0 Windows paket programı kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; cinsiyetler arasında toplam psikolojik istismar puanı açısından farklılık saptanmamıştır. Onaltı-onsekiz yaş grubunda, sigara kullananlarda, aile ortamında fiziksel şiddet ve ebeveynler arasında fiziksel şiddet bildiren olgularda algılanan psikolojik istismarın daha fazla olduğu bulunmuştur (p<.05). İçsel işlevsel olmayan duygu düzenleme yöntemlerinin; kız cinsiyette yer alan, lisede öğrenim görmekte olan, bedensel hastalığı olduğunu bildiren olgularda; dışsal işlevsel olmayan duygu düzenleme yöntemlerinin ise sigara, alkol kullanan, çekirdek aile yapısına sahip olmayan, baba eğitim düzeyi lise altı olan olgularda daha sık kullanıldığı bulunmuştur (p<.05). Ebeveynlerinde ruhsal hastalık bildiren, aile ortamında ve ebeveynler arasında fiziksel şiddet bildiren olgularda hem içsel hem de dışsal işlevsel olmayan duygu düzenleme yöntemlerinin daha sık kullanıldığı bulunmuştur (p<.05). Yıldırma/aşağılama, suça yöneltme ve reddetme/ izolasyon türünde algılanan psikolojik istismarın, işlevsel (içsel ve dışsal) duygu düzenleme yöntemlerini kullanma ile negatif, işlevsel olmayan (içsel ve dışsal) duygu düzenleme yöntemlerini kullanma ile pozitif ilişkili olduğu gösterilmiştir (p<.05). Duygusal tepkiyi vermeyi reddetme türünde algılanan psikolojik istismarın, işlevsel (içsel ve dışsal) duygu düzenleme yöntemlerini kullanma ile pozitif, işlevsel olmayan (içsel ve dışsal) duygu düzenleme yöntemlerini kullanma ile negatif ilişkili olduğu gösterilmiştir (p<.05). Anahtar kelimeler: Psikolojik istismar, duygusal istismar, duygu düzenleme.
Okul psikolojik danışmanlarının romantik ilişkilerindeki duygusal istismar düzeyleri ile benlik saygıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Romantik ilişkilerde yaşanan istismar en genel anlamda duygusal beraberliği olan çiftlerin birbirlerine karşı fiziksel, psikolojik ve cinsel anlamda baskı yoluyla güç ve kontrol sağlamasıdır. Romantik ilişkilerde yaşanan çeşitli problemler bireylerin benlik saygısı düzeylerini etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı, okul psikolojik danışmanlarının romantik ilişkilerindeki duygusal istismar düzeyleri ile benlik saygıları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmada okul psikolojik danışmanlarının romantik ilişkilerindeki duygusal istismar düzeyleri ile benlik saygıları arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla, ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma nicel araştırma deseninde hazırlanmıştır. Çalışma grubunu Adana İlinde görev yapmakta olan yaşları 25-55 (ortalama: 35,9± 6,9), arasında değişen 121 kadın ve 83 erkek olmak üzere toplam 204 okul psikolojik danışmanı oluşturmaktadır. Araştırmanın verilerini toplamada, araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Duygusal İstismar Ölçeği ve İki Boyutlu Benlik Saygısı Ölçeği kullanılmıştır. Veriler, ilgili çevrimiçi kaynaklar aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler SPSS 22.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Duygusal İstismar ölçeği alt ölçekleri ile kendini sevme değişkeni arasında orta düzeyde istatistiksel ilişki bulunmuştur. Duygusal istismar alt ölçekleri ve psikolojik yardım değişkenleri ile özyeterlik puanları arasında orta düzeyde istatistiksel ilişki bulunmuştur. Duygusal istismar alt ölçekleri ve psikiyatrik tanıya sahip olma değişkenleri ile özyeterlik puanları arasında orta düzeyde istatistiksel ilişki bulunmuştur. Çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre duygusal istismara maruz kalma ve uygulamanın kendini sevme üzerinde anlamlı birer yordayıcı olduğu saptanmıştır. Duygusal istismara maruz kalma ve uygulama, psikolojik yardım alma durumu değişkenlerinin özyeterlik üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu saptanmıştır. Uygulama aşağılama maruz kalma aşağılama değişkenlerinin benlik saygısı üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu saptanmıştır.
Ergenlerin anne babadan algılanan psikolojik istismar ve öz yeterlik düzeylerinin çeşitli değişkenlere göre incelenmesi
Ergenlik dönemi sorunları yıllardır var olan bir problem olmasına rağmen bu döneme araştırmacıların, öğretmenlerin ve anne babanın ilgisi son yıllarda artmıştır. Bütün yaşam dönemlerinde görülebildiği gibi ergenlik döneminde de bireyler istismara maruz kalabilir. En yaygın ve en az bildirilen istismar türü olan psikolojik istismara ergenler anne babaları tarafından maruz kalabilirler. Sosyal öğrenme kuramından temel alan öz yeterlik bireylerin yaşamlarını ve hayat kalitelerini olumlu olarak etkileyen ancak oluşum aşamasında pek çok farklı faktörden etkilenen bir kavramdır. Bu araştırmanın amacı ergenlik dönemindeki bireylerin çeşitli değişkenlere göre anne babadan algılanan psikolojik istismar ve öz yeterlik düzeylerinin farklılaşıp, farklılaşmadığını incelemektir. Araştırma Konya ilinde yer alan Bosna Hersek Anadolu İmam Hatip Lisesi, Buhari Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi, Selçuklu Cumhuriyet Anadolu Lisesi, Selçuklu Öztekinler Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi okullarında öğrenci olan veli izinleri alınmış araştırmaya gönüllü katılımcılar ile yürütülmüştür. Araştırma örneklemini kolayda örneklem yoluyla seçilmiş 245 kadın, 163 erkek olmak üzere toplam 408 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Telef ve Karaca (2012) tarafından geliştirilen Çocuklar İçin Öz Yeterlik Ölçeği ve Arslan (2015a) tarafından geliştirilen Algılanan Psikolojik İstismar Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada ergenlerin öz yeterlik ve anne babadan algılanan psikolojik istismar düzeylerinin cinsiyete göre farklılaşma gösterip göstermediğini incelemek için T-testi' den; öz yeterlik ve anne babadan algılanan psikolojik istismar düzeylerinin okul türü, yaş grubu ve gelir grubuna göre farklılaşma gösterip göstermediğini incelemek için ANOVA' dan yararlanılmıştır. Ergenlerin öz yeterlik ve anne babadan algılanan psikolojik istismar düzeyleri arasındaki ilişki Pearson Korelasyon Analizi kullanılarak hesaplanmıştır. Veri analizinde SPSS 20 paket program kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; ergenlerin anne babadan algılanan psikolojik istismar ve öz yeterlik düzeyleri arasında anlamlı ve negatif yönde ilişki bulunmuştur. Ayrıca anne babadan algılanan psikolojik istismar ve akademik öz yeterlik, sosyal öz yeterlik ve duygusal öz yeterlik arasında da negatif yönlü anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Araştırmanın sonucuna göre ergenlik dönemindeki bireylerin anne babalarından algıladıkları psikolojik istismar düzeyi arttıkça genel öz yeterlik, akademik öz yeterlik, sosyal öz yeterlik ve duygusal öz yeterlik düzeylerinin düştüğü tespit edilmiştir. Araştırma bulgularına göre erkek katılımcıların genel öz yeterlik ve duygusal öz yeterlik düzeyleri kadınlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu; akademik öz yeterlik, duygusal öz yeterlik ve yıldırma/ aşağılama alt boyut puanlarının okul türüne göre farklılık gösterdiği; 18 yaş ve üzeri gruptaki öğrencilerin akademik öz yeterlik alt boyutu puan ortalamalarının 14-15 yaş grubundaki öğrencilerinden yüksek olduğu bulunmuştur. Araştırma bulguları göz önüne alınarak ergenlerin öz yeterlik düzeylerini artırıp psikolojik istismara yönelik koruyucu faktör oluşturmak için okul rehberlik servisi tarafından atılganlık eğitimi verilebilir; ergenlerin sosyal ve duygusal öz yeterliklerini geliştirici faaliyetler okul içerisinde yaygınlaştırılabilir, okullarda ergenlerin yetenek ve becerilerini fark etmelerini sağlayacak faaliyetler yapılabilir.
İşletmelerde cinsel ve psikolojik taciz:Bir alan çalışması
Günümüz koşullarında iş yaşamında kişiler birçok olumsuz davranışla karşılaşmaktadır. Tacizler bu davranışlar arasında önemli bir yer tutmaktadır. Şu an bulunduğumuz ekonomik koşullar içerisinde çalışanların çoğu işini kaybetme korkusu gibi nedenlerle bu tacizleri sessiz karşılamaktadırlar. Tacizler karşısında sessiz kaldıkça çalışanın sağlığı bozulmakta, iş verimi düşmekte, sosyal itibarı zedelenmektedir.Araştırmanın temel amacı iş yaşamında çalışanların ne tür tacizlere maruz kaldıklarının ve bu tacizlerin çalışanlar üzerinde bıraktığı etkilerin neler olduğunun saptanmasıdır. Araştırmada veriler anket yöntemi kullanılarak elde edilmiştir.Araştırmanın evrenini, Ankara ili içerisinde faaliyet gösteren farklı hizmet sektörü ve farklı pozisyonlarda görev alan çalışanlar oluşturmaktadır. Araştırma turizm, sağlık, eğitim, tekstil ve gıda alanında çalışan 400 kişi üzerinde yapılmıştır.
İş yerinde yıldırma (mobbing) ve örnek bir çalışma
İş hayatında psikolojik yıldırma (mobbing), bir kişiye veya bir gruba yönelik düşmancatutumları ve davranışları içeren, her türlü yıldırma, sindirme, bastırma ve dışlama sürecişeklinde ele alınmaktadır. İş hayatının aktif çalışanlarını, pasif çalışanlara dönüştürmeyiveya onları yok etmeyi amaçlayan genellikle soyut fakat bazen somut bir saldırıbiçimidir. Duygusal saldırı olarak da nitelendirilebilen mobbing, saldırıya hedef olan kişiüzerinde psikolojik bir baskı yaratarak, onun çalışan kimliğini düzenli, sürekli ve ısrarcısaldırılarla ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır.Bu çalışmada öncelikle çalışmanın amacı ve kapsamı, çalışmanın yöntemi ve kısıtlarınayer verilmiştir.İkinci bölümde, psikolojık yıldırma kavramının tanımı yapılarak, mobbing terminolojıkolarak açıklanmıstır.Üçüncü bölümde, psikolojik yıldırma( mobbing) süreci ve etkileri incelenerek, psikolojikyıldırmanın(mobbing) aşamaları ve gelişimi anlatılmıştır.Dördüncü bölümde, psikolojık yıldırmanın ( mobbing) ailelere, örgüte, toplum ve ülkeekonomisine olan etkileri anlatılarak başa çıkma yolları incelenmiştir. Konu ile ilgiliTürkiye'de ve Avrupa'da alınmış mahkeme kararları incelenmiştir.Beşinci bölumde, iş yerinde psikolojik yıldırma( mobbing) üzerine bir araştırma yeralmaktadır. Araştırmanın amacı ve bulgulara yer verilmiştir. Ayrıca, mobbing ile ilgilibir kamu kuruluşundaki anket çalışması yer almaktadır. Yine, SPSS 16 programıkullanılarak konu analiz edilmiştir.
Çalışanların mobbing davranışına ilişkin farkındalıkları ve gösterdikleri tepkilerin incelenmesi: Bankacılık sektöründe bir uygulama
Bu araştırma ile Mobbing konusuna dikkat çekmek ve Mobbing'in doğru algılanmasına katkı sağlamak ayrıca konuya ilişkin olarak araştırmacıları, işletmeleri ve çalışanları bilgilendirici ve yönlendirici bulguların oluşmasına katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Bolu'da bankacılık sektöründe çalışan kadın ve erkek çalışanların Mobbing davranışlarına ilişkin farkındalıkları ve bu bağlamda gösterdikleri tepkileri incelenmiştir. Bu kapsamda Banka çalışanları tarafından hangi davranışların Mobbing davranışı olarak algılandığı kapsamında yapılan değerlendirmeler çalışmanın esas konusunu oluşturmaktadır. Kavramın doğru anlaşılması çözüm üretilebilmesi açısından önemli bir başlangıcı ifade eder. Bu nedenle bu çalışma, çalışanların hangi davranışları Mobbing olarak algıladığı ve bu algıların ne şekilde doğru olduğunun ve bu kapsamda doğru çözüm yollarının geliştirilebilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu bağlamda araştırmada hem nitel hem de nicel araştırma yöntem ve tekniklerinden yararlanılmıştır ve bu iki yöntem sonucu elde edilen bulgular değerlendirilmiştir. Bu araştırmada her iki yöntemin birlikte kullanılması ile konuya ilişkin olarak daha açıklayıcı bir bakış açısının oluşturulmasına katkı sağlanacağı düşünülmektedir. Nicel araştırma kapsamında katılımcılara yöneltilen anket soruları Olumsuz Davranışlar Ölçeği (Negative Acts Questionnaire (NAQ)) kullanılarak hazırlanmıştır. Nitel araştırma kapsamında derinlemesine görüşmelerden yararlanılmıştır. Bu kapsamda, çalışanların Mobbing algısına yönelik olarak araştırmacı tarafından oluşturulan, demografik sorularla birlikte toplam 22 sorudan oluşan yarı yapılandırılmış soru formu kullanılmıştır. Nicel bulgular kapsamında tüm faktörler itibariyle çalışanların cinsiyetlerinin ve yaşlarının Mobbing algılarını farklılaştırmadığı görülmüştür. Bunlardan farklı olarak medeni durum, çalışılan sektör, çalışma süresi ve işletmedeki görevi değişkenleri ve bazı faktörler arasında anlamlı bir farklılığa rastlanmıştır. Yeni başlayan çalışanlar mesleki itibara yönelik davranışlara daha sık maruz kalırken en sık Mobbing'e maruz kalanların 11 yıldan fazla çalışma süresine sahip çalışanlar oldukları dikkat çekmektedir. Derinlemesine görüşmeler kapsamında ise katılımcıların Mobbing algıları değerlendirilmiş bulunmakta ve Mobbing olarak algılanan davranışların tek bir kişiye yöneltilmediği ve banka çalışma düzeninden kaynaklı olarak verilen satış hedeflerinin beraberinde getirdiği hedef baskısından dolayı hedefine ulaşamayan tüm çalışanlara uygulanan davranışlar olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak nicel bulgular kapsamında Mobbing'e maruz kalma durumları düşük iken, nitel bulgular kapsamında hedef baskısı Mobbing olarak değerlendirilerek, katılımcılar tarafından çoğunluklu olarak Mobbing'e maruz kalındığı düşünülmektedir. Dolayısıyla bu araştırma ile çalışanların Mobbing tanımına ilişkin olarak yeterli bilgiye sahip olmadıkları başka bir ifadeyle hangi davranışların Mobbing olduğuna ilişkin algıları noktasında bir kavram çelişkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.