Environmental policies
86 theses under this subject heading
Yerel yönetimlerde çevre yönetimi politikalarının, Türkiye, Amerika birleşik devletleri ve Avrupa Birliği'nde karşılaştırmalı değerlendirilmesi
Dünya'da canlı ve cansız varlıklarıyla çevrenin korunması ve çevreyi korumaya yönelik politikaların geliştirilmesi, günümüzde birçok ülkenin çözüm bekleyen ortak sorunu haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, çevrenin tanımı, çevrenin önemi, çevre sorunları sonucunda meydana gelen kirlenmeler, çevre yönetimleri, çevre politikaları ve yerel yönetimlerin açıklayıcı tanımları ışığında; Avrupa Birliği, ABD ve Türkiye'de yerel yönetimlerin çevre yönetimi, politikaları ve çevrenin korunması için örgütlenmenin gelişimi üzerinde durulmuştur. Çevre politikaları belirlenerek, yerel yönetimlerin hizmetleri, örgüt yapıları açısından karşılaştırılmaları ve örnek uygulamaları incelenerek, Türkiye için çevre yönetimi ve politikalarının uygulayıcı açıklamaları yapılmıştır. Türkiye'de çevre politikası, çevre yönetimi, planlaması ve uygulanmasında ortaya çıkan sorunların giderilmesinde ekonomik, hukuksal, kurumsal, idari eksikliklerin giderilmesi, uygun politikaların geliştirilmesi ve yeni düzenlemelerin yapılması ile mümkün olacaktır. ABD, AB ve Türkiye'de farklılık gösteren ülke yönetim şekilleri yerel yönetimlerin yapılarında ve işleyişlerinde de farklılıklar oluşmasına neden olmaktadır. Yerel yönetimleri sınıflandırırken, AB ve Amerikan sistemi ile Türk sistemi arasında tam bir karşılaştırma yapmak ve yerel yönetim birimlerini birbirleri ile eşleştirmek mümkün olmamaktadır. ABD Federal yapısı ile Almanya Federal yapıları arasında da birçok farklılıklar bulunurken, Federal yapı sistemindeki yerel yönetimler ile Türkiye'deki yerel yönetimler arasında tam bir benzerlik göstermemektedir. Anahtar kelimeler: Çevre, çevrenin önemi ve sorunları, çevre yönetimi, çevre politikaları, yerel yönetimler.
Avrupa Birliği çevre politikaları ekseninde İstanbul
1982 Anayasası ile küçük yerleşim yerleri birleştirilerek Büyükşehirler kuruldu. 1984'te Büyükşehir Belediye Kanunu kabul edildi. Aynı yılın Mart ayın da Büyükşehir Belediyesi Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname yayımlandı. Türkiye büyük şehirleri olan İstanbul, Ankara, İzmir'de Büyükşehir Belediye Yönetimleri kuruldu. Bu tarihten itibaren planlı kentleşme sürecinin başlayacağını düşünen İstanbullular, çok geçmeden hızlı kentleşmenin çarpıklığıyla karşı, karşıya kaldılar. Aslında İstanbul'un keşmekeş nüfusu yıllar öncesine, 1948 yılında Marshall planıyla ülkemize giren 24 bin kadar traktörün tarım sektöründe başlayan iç ve dış göçlerin başlamasına dayanmaktadır. Bu göçler kırsal alanda topraksız ve maraba konumunda bulunan milyonlarca tarım işçisinin kentlere akışlarına yol açmıştır. Bu göç dalgaları sonucu oluşan kent-kırsal alan karşılaşması, aynı zamanda üniversitelerde ve sivil sektörlerde siyasal ideolojilerin kutuplaşması sürecini de başlatmış oldu. Hızla artan İstanbul nüfusu, barınma ihtiyacını karşılamak, daha sonra artan trafik sorununu düzeltmek için sorunun kaynağına inmek yerinen kısa süreli bir rahatlama sağlamak adına doğaya, doğasına hunharca zarar vermiştir. Yapılan üçüncü köprüye bu görüşün teminatı durumundadır. Lakin bununda geçici bir çözüm olduğu ileride olması muhtemel dördüncü-beşinci köprü çalışmalarıyla anlaşılacaktır. Yapılan her köprü nüfusu azaltmamış aksine, artırdığını yapılan nüfus sayımları ile de görmekteyiz. O halde hala nedir bu doğayı tahrip etme histerisi? Hâlbuki tarihe baktığımızda, Paleolitik Çağ'da anaerkil bir toplum, bu toplumun kutsalının da kadın olduğunu görüyoruz. Kadınların kutsal olmasının nedeni ise Tabiat ana gibi üretiyor olması (doğuruyor), görüldüğü üzere tabiatın üretkenliği kadına aktarılmış ve kadın yaşadığı toplumun Ana Tanrıçasını durumuna yükseltilmiş. Eskiden kutsal sayılan tabiat günümüzde nasıl oluyor da bu kadar kolay tahrip ediliyor. Yoksa anaerkil toplumun ataerkil topluma dönüşümü gibi; doğanın yaşamı var etme durumu da el değiştirip insanoğluna mı geçiyor; yoksa paranın yeşili ağacın yeşiline baskın mı geliyor? Bu sorunun cevabını sanırım yine bize zaman gösterecek doğal felaketler karşısında çaresiz kalan insanoğlu tahrip ettiği doğayı düzeltmek için çok geç kalmış olacak. Kendi otobiyografimizi oluştururken çağdaş, aydın, bilim insanı gibi sıfatlar kullanırken, bizden yıllar önce yaşadığımız, bu topraklara ayak izlerini bırakmış insanlara çağdışı, ilkel unvanlarını kullanıyoruz; hâlbuki onların ilkelliği bilinçlerinde değil şartlarında, bizim ilkelliğimiz ise bilinçlerimizde. Bundan tam 160 yıl önce doğanın diyalektiğini yapmış olan büyük şef Seattle, günümüzde ne kadar yanılmış olabilir ki? Doğa'nın kudretini, şifasını bilebilmek için onunla iç içe geçmek mi gerekir; yoksa ona muhtaç mı kalmalıyız?160 yıl önce böylesi önemli bir mektup kaleme alan "vahşi" adam acaba toprağı anlamak için ona muhtaç mı kaldı yoksa o, toprağın anlamını tek başına mı buldu? (1854 yılında yazılan Şef Seattle'ın mektubu) Anahtar Kelimeler : Büyükşehir, Hızlı Kentleşme, Sürdürülebilir Kalkınma, Çevre
Çevre sorunlarının çözümünde yerel yönetimler açısından çevre politikalarının değerlendirilmesi: Uşak Belediyesi örneği
Günümüzde çevre sorunları en önemli konular arasında yerini almıştır. Sanayileşme, nüfus artışı, plansız kentleşme, enerji ihtiyacının artması ve teknolojik gelişmelere paralel çevre sorunları her geçen gün artmaya devam ederek, dünyanın yaşanılabilirlik düzeyini etkilemektedir. Ortaya çıkan çevre sorunlarına karşı uluslararası boyutta birçok yasal düzenlemeler yapılmış ve çevre sorunlarına karşı bir takım politikalar oluşturulmuştur. Türkiye'de ise 1970'li yıllardan itibaren çevre ile ilgili olarak Anayasada, kanunlarda, kalkınma planlarında ve diğer yasal düzenlemelerde çevre adına önemli adımlar atılmaya başlanmıştır. Türk çevre politikasını oluşturan bu yasal düzenlemelerde yerel yönetimlere önemli görev, yetki ve sorumluluklar verilmiştir. Çevre sorunlarının en temel özelliği merkez kaynaklı olmalarından ziyade yerel kaynaklı ortaya çıkmalarıdır. Bu açıdan çevre sorunlarının çözümüne yerel boyutta başlamak, sorunun büyük boyutlara dönüşmeden çözülmesi için elzemdir. Bu sebeple çevre sorunlarının çözümünde yerel yönetimlerin, özellikle belediyelerin görev ve sorumluluğu önem arz etmektedir. Çalışmanın sonunda çevre sorunlarının çözümünde yerel yönetimlerin çevre politikası uygulamaları, Uşak Belediyesi örneği çerçevesinde ele alınmıştır. Uşak ilindeki öncelikli çevre sorunları açıklanarak, Uşak Belediyesi tarafından çevre sorunlarına yönelik yürütülen faaliyetler ve çevreyi korumaya yönelik politikalar değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler; Çevre, Çevre Sorunları, Çevre Politikası, Yerel Yönetimler, Belediyeler
Sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde Türkiye'de çevre politikaları
Dünyada üretim faaliyetlerinin artması, çevreye duyarsızca yaklaşılması sonucunda doğanın dengesi bozulmaya başlamıştır. Bu bozulmanın gelecek nesillere kadar uzanan ağır sonuçları olmaktadır. . Küresel ısınma, biyoçeşitliliğin azalması, çevre kirliliği gibi problemler, insan kaynaklı çevre sorunları olarak günümüz toplumlarını iktisadi ve toplumsal pek çok sorunla karşılaşmasına neden olmaktadır. Zorunda bırakmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma bütünsel olarak küresel sorunların çözümü ile ilgili insanı ve onun refahını gaye edinen bir yaklaşımdır. Küresel sorunlara ekonomik, sosyal ve çevresel boyutları ile yaklaşan ve çözüm getirmeyi amaçlayan bir olgudur. Bu çalışmada, sürdürülebilir kalkınmanın çevresel boyutu ele alınmakta, Türkiye'nin çevre politikalarını ve küresel çevresel sorunlar çerçevesinde sürdürülebilir kalkınma yaklaşımının çevresel boyutu, çevre koruma- sürdürülebilir kalkınma perspektifinden incelenmektedir.
A comparison of Green 10 and the European Union's environmental policies
Environmental problems, especially climate change, are one of the biggest concerns that humanity has to deal with in the 21st century. In addition to the international negotiations, the regional and local efforts play a key role to implement the environmental objectives on the field. In that term, the European Union is an important actor because of its long-lasting and leading policy developments in environmental issues. The multi-level governance of the EU creates opportunities for individual citizens as well as NGOs to be involved in the policy-making process. Because of all, Europe is the focus of leading environmental NGOs (ENGOs). This study aims to analyse and compare the EU environmental policies and recommendations of Green 10 which is the coalition of ten leading ENGOs across Europe. The study asks two main questions which are 'what was the political and social context to push ten leading ENGOs to act collectively?' and 'what are the similarities and differences between Green 10's views and the EU's environmental policies?'. In order to give answers to these questions, it firstly develops the conceptual perspective to define the Green 10 as an advocacy network and to illustrate the structure of EU multi-level governance. Then, it investigates the historical background and political development of the environmental policies in Europe. The study compares the documents for each environmental policy subject from climate change to environmental liability to reveal the Green 10's and its member ENGOs' political impact over the EU environmental policies. It also analyses the causes to act in a coalition, degree of criticism over the EU environmental policies and the future of Green 10. In that term, the study evaluates that Green 10 is an influential actor on the EU environmental policies with its dedication to act collectively and the great efforts of its member ENGOs.
Çevresel güvenlik ve iklim değişikliği çerçevesinde devletlerin arktik bölgesindeki iddialarının analizi
Bu tezin amacı çevresel güvenlik ve iklim değişikliği çerçevesinde devletlerin Arktik bölgesindeki iddialarını analiz etmektir. Çalışmada elde edilen ilgi ve verilere göre devletlerin Kuzey Kutbu'ndaki fosil enerji kaynaklarına sahip olmak için hak iddia etmelerinin yanında bölge kaynaklarının paylaşımında uzlaşmaya varma durumlarında bile bu fosil enerji kaynaklarının kullanılmasıyla mevcut durumda yüksek olan salınımı daha da fazla arttıracaktır. Dolayısıyla devletlerin hak iddiaları çerçevesinde bir silahlı çatışmaya sürüklenmesi engellense bile, küresel ısınmanın dünya için yıkıcı etkilerinden kurtulmak mümkün olmayacaktır. Çalışmanın ilk bölümünde çevresel güvenlik, Arktik bölge özelinde çevresel güvenlik adına atılan adımlardan biri olan Arktik Konseyi, küresel ısınma ve sera etkisi, buzulların erimesi, küresel ısınma ile ilgili 19.yüzyıldan itibaren yapılmış olan tahminler, bilimsel araştırmalar ve son olarak Arktik bölgesinin ekonomik ve stratejik önemine dair genel çerçeveyi çizen bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde küresel ısınmanın uluslararası bir boyut kazanmasıyla birlikte Birleşmiş Milletler öncülüğünde yapılan Hükümetler Arası İklim Paneli (IPCC) ve ortaya koyduğu raporlar, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi resmi belgelerle incelenmiş, devletlerin bu girişimlere karşı tutumu analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde ise Arktik'teki buzulların erimesiyle ekonomik ve ulusal güvelik kaygıları artan beş Arktik ülkesinin (Rusya, ABD, Kanada, Norveç ve Danimarka) bölgedeki hâkimiyet iddiaları yine devletlerin resmi raporları ve basına verdikleri demeçler aracılığıyla Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde incelenmiştir. Küresel ısınma Arktik bölgesi başta olmak üzere tüm dünya üzerindeki tüm canlı yaşamını tehdit eden önemli bir sorundur. Ancak bu çalışmada da görüleceği gibi bölge ülkeleri ekonomik çıkarları ve ulusal güvenlik kaygıları adına bu faktörü görmezden gelmektedir. Birleşmiş Milletler'in küresel ısınmayı yavaşlatmak için yaptığı çalışmalar ülkelerin bu isteksiz tutumundan dolayı beklenen etkiyi sağlamakta yetersiz kalmaktadır. Bu çalışmada elde edilen bilgi ve verilere göre devletlerin iddia ettikleri bölgeleri ele geçirmeleri ve buradaki fosil kaynakları kullanmaları durumunda küresel ısınmanın daha hızlı bir şekilde artacağı, ekonomik ve siyasi tehditlerin yerini çevresel tehditlerin alacağı ortaya konulmuştur.
Cooperation and policy interventions: Field experiments with small-scale fishing communities in Turkey
The aim of this dissertation is to contribute to the vast literature on environmental policy instruments and resource use dilemmas via an experimental approach. Based on framed field experiments conducted with members of small-scale fishing communities in Turkey, the study focused on the effects of different policy interventions on cooperation, and demonstrated that analyzing the behavioral impact of environmental policy instruments is crucial to ensure effectiveness. The framed field experiments were used to evaluate the effects of an external fine, a market-like incentive, and a communication condition in a resource use dilemma. The experiments involved twelve sessions for each treatment (baseline, fine, market and communication treatments), with five participants per session. Both communication and a symbolic (low) fine were found to be effective in reducing extraction. The findings further imply that there is a framing effect between the fine and market conditions. When the economic incentive was framed as a fine as opposed to a market-like mechanism, it reduced extraction more. This implies that institutional context matters to individual behavior, and that the same level of economic incentive may perform differently if the institutional context is changed. This finding also supports the hypothesis that market reasoning may lead to unintended outcomes in resource use dilemmas. If this is not taken into account, environmental policies may backfire.
Plural values and perceptions for an invasive alien species: The case of rose-ringed parakeets (Psittacula krameri) in Türkiye
Rose-ringed parakeets (Psittacula krameri) – RRP – are considered one of the most invasive species at a global scale, but despite their negative impacts over native ecosystems, efforts to control their populations are regularly met with strong public backlash across many countries. In 2022, preliminary attempts to regulate RRP populations in Türkiye was met with a similar resistance. The present study attempted to illuminate the underlying causes of these clashes. 160 face-to-face surveys were conducted with park visitors in select urban green spaces in İstanbul and Ankara to (1) determine prominence of different environmental values (intrinsic, instrumental, relational and ecological values), (2) examine the level of awareness, as well as the perceptions and attitudes towards RRP, and (3) offer insight on how these are shaped by socioeconomic factors and ecological knowledge. The findings showed that relational value – which highlights emotional, cultural, and inter-generational components in human-nature relations – dominantly informs the participants' perceptions and attitudes towards nature. Findings also revealed that the park visitors in İstanbul and Ankara have overwhelmingly positive perceptions and attitudes towards RRP and are mostly against any interventions to the species' continued existence. Our findings confirm existing studies on charismatic invasive alien species, where attitudes remain positive as long as there is no perceived trade-off for humans (such as noise pollution). We also found some tentative evidence that higher ecological awareness and knowledge reduces support towards the species, which signals that successful awareness raising campaigns may lead to behavioural change, but further research is needed to confirm this.
Balıkesir Büyükşehir Belediyesi çevre politikaları
Bu çalışmada Balıkesir Büyükşehir Belediyesi çevre politikaları incelenmiştir. Literatür taraması yapılarak tez çalışması ile ilgili kavramlar hakkında bilgilere yer verilmiştir. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi'nin çevre sorunlarına ilişkin faaliyetleri ise Balıkesir Büyükşehir Belediyesi 2020-2024 Stratejik Planı, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi 2022-2024 Revize Stratejik Planı, 2021 ve 2022 Faaliyet Raporları üzerinden incelenmiş ve yapılan çalışmalar değerlendirerek yorumlanmıştır. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi'nin çevre politikalarına yönelik faaliyetleri, çevre koruma ve iklim değişikliği ile sıfır atık ve atık yönetimi şeklinde ayrım yapılarak incelenmiştir. Büyükşehir Belediyesi'nin bu konularda çok sayıda uygulama ve stratejisinin bulunduğu görülmüştür. Çalışmanın sonucunda çevre koruma ve iklim değişikliğine ilişkin kent genelindeki faaliyetlerin hava, su ve gürültü kirliliği, iklim değişikliği, güneş enerjisi santrali kurulması, sıkıştırılmış doğalgazlı toplu ulaşım araçlarının kullanımı, jeotermal kurutma projesi, hava kalite ve sahil gözlem istasyonu gibi uygulamalar ve projeler üzerinden yürütüldüğü belirlenmiştir. Büyükşehir Belediyesi'nin sıfır atık ve atık yönetimi kapsamında yürüttüğü faaliyetlerin evsel katı atıklar, tıbbi atıklar gibi atıkların toplanması ve bertaraf edilmesi üzerine yürütüldüğü görülmektedir. Ayrıca atıkların kaynağında ayrıştırılması, atıkların geri dönüşümü ve ileri dönüşüm işlemleri faaliyetleri ile kamuoyunda atık bilincinin oluştuğu, kentte çevre dostu politikaların uygulandığı saptanmıştır. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi'nin uygulamaları ile kentteki çevre ile ilgili verilerin açıkça vatandaşlarla paylaşılmasını sağlayan platformların kullanılması ise çevre politikalarının uygulanma sürecinin şeffaflıkla yürütüldüğünü göstermektedir. Ayrıca Balıkesir Büyükşehir Belediyesi'nin çevre ve çevre sorunlarına ilişkin stratejik amaç ve hedeflerine uygun şekilde faaliyetlerini yürüttüğü görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Çevre, Çevre Politikası, Yerel Yönetimler.
Sürdürülebilir tarımsal kalkınma uygulamaları ve çevre: Kabalı köyü örneği
Sürdürülebilir kalkınma kavramının ortaya çıkışı toplumsal ve çevresel kaygıların belirmesi ile ekonomik büyümeyi dengeleme ihtiyacına yanıt anlamı taşımaktadır. Tarım ise basit gıdaların üretiminin ötesinde dünyanın en büyük üretim sektörlerinin başında gelmektedir. Bu nedenle sürdürülebilir kalkınma ve tarım arasındaki ilişki önemlilik arz etmektedir. Hem küresel ölçekte hem de ulusal boyutta sosyoekonomik anlamda yani çevresel boyut, sosyal boyut ve ekonomik boyut arasındaki ilişkinin öncelikle belirlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle 1970'lerden itibaren uluslararası arenada sürdürülebilirlik, sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilir kalkınma ve tarım alanlarında, bu alanların çevresel yaşam ile ilişkilerinin nasıl şekilleneceği bağlamında çeşitli konferanslar ve toplantılar düzenlemektedir. Ulusal boyutta da devletler sürdürülebilir kalkınma alanında yaptıkları kalkınma planları çerçevesinde tarım sektörünü önemli görmektelerdir. Türkiye'de uygulanan beş yıllık kalkınma planları göz önünde bulundurulduğunda, uluslararası konferansların sonuç raporlarında ortaya konan sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin tarım-çevre ilişkisini ilkesel olarak belirlediği ifade edilebilir. Ancak konunun pratikte bulduğu karşılığın incelenmesi elzem görünmektedir. Araştırmamıza konu olan Yozgat İline bağlı Kabalı Köyü'ndeki Deveci Havzası Meyvecilik Entegrasyon Projesi bu açıdan gerçekleştirilmiş bir proje olup, hem nicel hem nitel veriler ile bu projenin bölgesel kalkınmaya olumlu-olumsuz yönlerini incelemekteyiz. Öncelikle Kabalı Projesi'ni ele alırken araştırmamızın teorik ve kavramsal çerçevesini sunmaktayız. Ekonomik kalkınma ile çevre arasındaki ilişki sürdürülebilirlik düşüncesinden hareketle tartışılmakta ve sürdürülebilir kalkınmanın boyutları analiz edilmektedir. Bu teorik arka plandan hareketle, Türkiye'nin kalkınma paradigması beş yıllık dönemlerde analiz edilmekte ve tarım uygulamaları özelinde sürdürülebilir kalkınma düşüncesinin politik bağlamda bulduğu karşılık incelenmektedir. Bu noktada Türkiye'de tatbik edilen sürdürülebilir tarım uygulamalarının, gelişmişlik düzeyi düşük bölgelerdeki nüfusun yaşam standartlarını geliştirmeye yönelik bir katkısı olduğu görülmektedir. Buna ek olarak uygulama çıktılarının tarımsal üretimde sağladığı verimliliği analiz edebilmek için somut örneklere yönelmenin önemi ortaya çıkmaktadır. Bu teorik arka planı vermemizin amacı Yozgat İline bağlı Kabalı Köyü'ndeki Deveci Havzası Meyvecilik Entegrasyon Projesi'nin, Türkiye'deki sürdürülebilir tarım uygulamalarına bir model olup olamayacağı konusu, araştırmanın problemi olarak kabul edilmiştir. Çalışmanın nihai amacı ise proje aşamasından uygulama safhasına geçen Deveci Havzası Meyvecilik Entegrasyon Projesi'nin sosyal, ekonomik ve çevresel sonuçlarını sürdürülebilir tarım ilkeleri çerçevesinde ortaya koymaktır. Bu amacı gerçekleştirmek için Proje'nin sonuçları sürdürülebilir tarımsal kalkınma ve çevresel etki, sürdürülebilir tarımsal kalkınma ve sosyal etki ile sürdürülebilir tarımsal kalkınma ve ekonomik etki bağlamlarında araştırılmıştır. Sonuç olarak vaka araştırma metodolojisinin kullanıldığı bu çalışmada, ilgili projenin 10 yıllık süre zarfında Türkiye'deki sürdürülebilir tarımsal kalkınma uygulamaları içerisinde ilkesel olarak olumlu bir karşılık bulduğu görülmektedir. Anahtar Kavramlar: Sürdürülebilir Kalkınma, Sürdürülebilir Tarım, Çevre, Çevre Politikaları, Deveci Havzası Meyvecilik Entegrasyon Projesi.
Avrupa Birliği'nde aşırı sağ partilerin iklim değişikliğine bakışları
İklim değişikliği giderek etkilerini daha çok hissettirmekte ve buna bağlı olarak uluslararası kamuoyunda daha fazla konuşulmaktadır. Antroposen çağı olarak isimlendirilen ve insanın doğayı etkileme gücünün muazzam boyutlara ulaştığı bu dönemde bireylerin ve devletlerin bu konudaki tutumları ve eylemleri giderek önem kazanmıştır. Bu doğrultuda Avrupa Birliği'nde giderek etkilerini arttıran kimi yerlerde iktidar oluşumunda yer alan ve çoğunlukla iklim değişikliğinin gerçekliğine ve uygulanan politikalara negatif yaklaştığı düşünülen aşırı sağ partilerin bu konu hakkındaki tutumları da önem kazanmıştır. Bu kapsamda bu çalışma Avrupa Birliği içerisinde 2019 yılındaki Avrupa Parlamentosu seçimleri sonucunda Kimlik ve Demokrasi Grubunu oluşturan 10 partinin iklim değişikliğine yönelik tutumlarını incelemektedir. Hem iklim değişikliğinin hem popülist aşırı sağ fenomeninin ilerleyen süreçte giderek önem kazanacağı düşünüldüğünde ileride ne gibi çıktılar ile karşılaşılabileceği ve nasıl dönüşümler yaşanacağı noktasında düşünmemiz gerekmektedir. Bu doğrultuda bu tezde partilerin programları ve açıklamaları ile iklim değişikliği politikaları incelenmiş ve aralarındaki benzerlik ve farklılıklar ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.
The effect of US states' environmental policies on their own carbon emissions
Reducing carbon emissions has been a longstanding goal of policy makers, who have implemented a variety of taxes, incentives, and mandates to achieve emissions reductions in line with their own goals as well as international climate agreements. In the United States, both command-and-control policies and market-based policies have been implemented in different combinations and with different design choices under different circumstances. Understanding the effect of these policies individually as well as the benefits of each approach generally is critical for states to design and implement effective climate policies. This thesis studies the effect of three of these policies; carbon markets, environmental review, and renewable portfolio standards together in order to both compare the effects of each policy as well as to better separate the effects of each policy from the total effect of all policies in the context of the United States. We find that carbon market schemes in the US are effective in accelerating the transition to a low carbon economy, while renewable portfolio standards and environmental review policies are not effective or may even be impairing the transition to a low carbon economy.
The effect of annotations on CO2 accumulation understanding and attitudes toward climate change policies
One critical yet cognitively challenging component that is not well understood by people is that the effect of anthropogenic factors on atmospheric CO2 cycle. Rapidly increase in concentrations of CO2 are accelerating the alarming impacts of climate change in our lives. Numerous studies have indicated that greater awareness of the gravity of climate change could lead to more proactive steps being taken to mitigate the effect of climate change. This study aimed to enhance understanding of the relationship between CO2 emissions/absorptions (flows), and CO2 levels in the atmosphere (stock). The study assessed participants' stock and flow (SF) comprehension using the Climate Stabilization Task (CST), in which participants were asked what levels of CO2 emissions are needed to be in the future to realize the goal of stabilizing CO2 level in the atmosphere. Focusing on past data, I provided annotations to highlight the link between particular patterns of emissions (flow) and overall CO2 levels (stock) and consequently I aimed to improve participants' SF reasoning. Participants in annotation and annotation with feedback conditions viewed the annotated graphs while the participants in the active control group answered some graph reading questions. Nevertheless, annotation intervention was not strong enough to eliminate the robust SF reasoning error and did not improve performance beyond an active control condition. Further studies should investigate the effect of annotations on the performance of CST by using the trajectories including various schematic patterns so the link between flows and stock patterns can be presented more clearly.
Effects of supranationalism on environmental policy resilience: An analysis of the EU emissions trading system
This research examines the effects of supranationalism on the viability and resilience of environmental policies through an analysis of the EU Emissions Trading System (ETS). It hypothesizes that the increased level of supranationalism has a positive effect on the viability and resilience of environmental policies. This thesis examines the internal debates in the EU, ETS- related reports, and policy design choices to uncover patterns that can increase viability and resilience. The main argument is that the increased level of supranationalism caused the ETS to be more centralized and made non-compliance harder for the EU Member States as well as several Member State-internal stakeholders. This thesis also argues that the information channels between the Commission and the stakeholders increased the resilience of ETS by allowing the Commission the tailor it according to business stakeholder needs. This research focuses on the puzzle of how the EU, a multinational structure with many actors, was able to build and sustain its ETS.
Gümrük Birliği çerçevesinde Avrupa Birliği çevre politikalarının Türkiye için ekonomik açıdan değerlendirilmesi
ÖZET Çevre sorunları, 17. yüzyıldan sonra hızlı sanayileşme, nüfus artışı, düzensiz şehirleşme ile belirgin olarak ortaya çıkmıştır. Ülkeler bu sorunlar karşısında çeşitli önlemlere başvurmuşlar, uluslararası kurum, kuruluşlar ve konferanslar çerçevesinde kararlar almışlar ve ekonomik ve politik kararlarını uygulamaya koymuşlardır. Günümüzde ülkelerin, uluslararası kararlar ya da kendi politikaları çerçevesinde yoğun düzenleme ve uygulamalara gittikleri görülmektedir. İleri düzeyde bir uluslararası kuruluş olan Avrupa Birliği'de, Eylem planlan çerçevesinde çevre ile ilgili direktifler ve yönergeler oluşturmuş, önemli kararlar almıştır. Türkiye'de çevre politikaları konusunda, gerek kalkınma planlarında gerekse ulusal mevzuatında önemli düzenlemelere gitmiştir. Türkiye, gümrük birliğine üye olması ile birlikte AB ortak politikalarına dolayısıyla çevre politikalarına uyum sağlamayı kabul etmiştir. Türkiye uzun vade de AB 'ne tam üyeliği hedeflediğinden, diğer ortak politikalar yanında çevre politikaları konusunda AB'nin direktif, yönergelerine ve standartlarına uymak zorundadır. Bunun yanında AB'nin çevre sorunlarının önlenmesi ve çevrenin korunması amacıyla uygulamaya koyduğu ekonomik araçların benimsenmesi ve uygulanması gerekmektedir.
Sürdürülebilir kalkınmada Japon örneği ve Türkiye açısından bir değerlendirme
YÜKSEK LİSANS TEZ ÖZÜ SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMADA JAPON ÖRNEĞİ VE TÜRKİYE AÇISINDAN BİR DEĞERLENDİRME B. Tuğberk Tosunoğlu İktisat Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ekim 1998 Danışman: Prof. Dr. Ergül Han Çevre sorunları çağımızın en önemli sorunlarından birisidir. Bu sorun da temel olarak ekonomik faaliyetlerden kaynaklanmaktadır. Doğal kaynakların sınırsız olduğu görüşü bu kaynakların hızla tüketilmelerine neden olmuştur. Çevre ve kalkınma ilişkisinde çevrenin bozulması kalkınmayı tehlikeye düşürmüştür. Bu nedenle kalkınma ve çevre konularının birlikte düşünülmesi zorunluluğu doğmuştur. Sürdürülebilir kalkınma çevre koruması ve kalkınmayı birleştiren bir anlayıştır. Sürdürülebilir kalkınmanın amacı kalkınmayı şimdiki nesiller ve gelecek nesiller için mümkün hale getirmektedir. Bu çalışmada, çevre korunması ve kalkınma amaçlarının, sürdürülebilir kalkınma anlayışıyla nasıl birleştirileceği incelenmiştir. Ayrıca basan örneği olarak Japonya incelenmiş ve sürdürülebilir kalkınma modelinin Türkiye açısından bir değerlendirmesi yapılmıştır.
Konaklama işletmelerinin çevre imajı ve çevre uygulamaları ile turistlerin çevre bilincinin fazla ücret ödeme eğilimine etkisi: X, Y, Z kuşaklarına göre değişikliklerin incelenmesi
Bu çalışma ile konaklama işletmelerinin çevre imajı ve çevre uygulamaları ile turistlerin çevre bilincinin fazla ücret ödeme eğilimine etkisi: X, Y, Z kuşaklarına göre değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Muğla'da faaliyet gösteren ve çevreye duyarlı tesis (yeşil yıldızlı) belgesine sahip otellerde konaklayan 370 yerli ve yabancı turistten 2021 yılının Temmuz ve Ağustos aylarında veri toplanmıştır ve 10 konaklama işletmesi yöneticisi ile görüşme yapılarak otellerin çevre dostu uygulamalarının neler olduğu ve otelde konaklayan müşterilerin çevre dostu uygulamalara geri bildirimlerinin nasıl olduğu hakkında bilgi elde edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda katılımcıların büyük çoğunluğunun (%72,2) kaldıkları konaklama işletmesinin çevreye duyarlı tesis olduğunu bilmedikleri tespit edilmiştir. Ölçeklere yapılan betimsel analiz sonuçlarına göre genel olarak değerlendirildiğinde katılımcıların çevre bilincinin yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Fakat otelin çevre imajı ve çevre uygulamaları kısmındaki ifadelere katılımcıların cevaplarının ağırlıklı olarak "ne katılıyorum ne katılmıyorum" yönünde olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca fazla ücret ödeme eğilimi ile ilgili kısımdaki ifadelere ise katılımcıların çoğunluğunun "katılıyorum" şeklinde olumlu cevap verdiği tespit edilmiştir. Çevre bilinci, otelin çevre imajı, otelin çevre uygulamaları ve fazla ücret ödeme eğiliminin kuşaklararasında anlamlı bir farklılık olup olmadığının belirlenmesi için yapılan ANOVA testi sonucunda da kuşaklararası anlamlı bir farklılığın olmadığı tespit edilmiştir. Konaklama işletmelerinin çevre imajı ve çevre uygulamaları ile turistlerin çevre bilincinin fazla ücret ödeme eğilimine etkisinin X, Y, Z kuşaklarına göre değişikliklerin incelenmesi amacıyla yapılan çoklu doğrusal regresyon analizi sonucunda turistlerin çevre bilincinin, otelin çevre imajı ve çevre uygulamalarının turistlerin fazla ücret ödeme eğilimi üzerindeki etkisini açıklamada X ve Y kuşağının anlamlı katkısının olduğu fakat Z kuşağının anlamlı katkısının olmadığı belirlenmiştir. Çevre bilincinin fazla ücret ödeme eğilimi üzerindeki etkisinin X kuşağının Y kuşağına nazaran X kuşağında daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır. Konaklama işletmelerinin çevre imajı ve çevre uygulamalarının fazla ücret ödeme eğilimi üzerindeki etkisi X kuşağına, Y kuşağına ve Z kuşağına göre değişkenlik göstermemekte olduğu ortaya çıkmıştır. Otel işletmeleri ile yapılan görüşmelerin sonucunda da ağırlıklı olarak güneş enerjisinden yararlandıkları, bahçe sulamada damlama sistemini kullandıkları, nevresimlerin 3 günde bir değiştirildiği, kimyasal ve atık yönetimine, geri dönüşüme ve çevre ile ilgili eğitimlere önem verdikleri, çevre ve sahil temizliği ile ilgili faaliyetlerinin olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca otel işletmelerindeki çevre dostu uygulamalara otel müşterilerinin olumlu geri bildirimde bulunduğu belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda çevreye duyarlı tesis (yeşil yıldız) sertifikasına sahip otel işletmecilerine, yöneticilerine ve pazarlamacılarına ve gelecekte bu konuyla ilgili yapılacak olan bilimsel araştırmalar içinde akademisyenlere öneriler sunulmuştur.
Kentlerin sürdürülebilirliği için birleşmiş milletler odaklı gelişme modeli önerisi
Aldo Leopold'ün 1949'da hazırladığı "A Sand County" isimli almanak, insanoğlunun doğaya etkisi konusundaki ikazlar üzerinden, insan ve çevre arasındaki etkileşimi inceleyen ilk örneklerdendir. Gelişirken çevresini ne ölçüde etkilediğini tartışan "The Limits of Growth" 1968 senesinde yayınlanır ve yaklaşan çevresel tehlikeleri haber verme çabasında görünür. Teknolojinin, kitlelere daha rahat erişimi sağlayan ilerlemesi, insanoğlunun medeniyet taşlarını bu dönemde örerken bir yandan da yıktığı çevre düzeni hakkında küresel bir farkındalık yaratmaya başlamıştır. Ekoloji biliminin ön planda olduğu ilk yüksek katılımcılı küresel konferans, 1972'de yeni kurulan Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın düzenlediği Stockholm'deki İnsan Çevresi Konferansı olmuştur. Bu organizasyon ile devam eden bir çok fikir alışverişi, çeşitli kurumlar ve düzenledikleri organizasyonlarla devam etmiştir. 1987'de Brundtland Raporu'nda ilk defa geçen "sürdürülebilir gelişme" kavramı ile artık insanlık varoluşunu ancak gelecek kuşaklara bırakabileceği sağlıklı bir çevre ile devam ettirebileceğini ortaya koymuştur. Sürdürülebilir gelişmeyi anlamak ve çevresel sorunlarla baş edebilmek adına her sene sayısız organizasyon düzenleniyor olsa da en geniş katılımı ve küresel bakış açısı ile Birleşmiş Milletler Dünya ve Çevre Zirveleri bir üst akıl oluşturmayı başarmıştır. Araştırma evrenine de konu olan 1972, 1992, 2002 ve 2012'de düzenlenen konferanslar ile dünyadaki çevre gündemini belirlenmiş ve hem resmi hem de sivil birçok kurum ve kuruluşu küresel bazda hareket etmeye davet edilmiştir. Çevre bakanlıkları gibi resmi kurumları, bağımsız enstitü ve kuruluşlar ile birçok sivil toplum örgütünü, binlerce çevreci ve aktivist ile bir araya getiren bu organizasyonlar sürdürülebilir gelişme için fikirler ve politikalar üretmiş, eylem planları geliştirmiştir. Bu tez çalışması, 2022 yılında 50. yılına girmiş olacak ve küresel çapta uluslararası katılım ile sürdürülebilir gelişme hakkında ortaya konan politika ve uygulamaların değerlendirildiği Dünya Zirveleri'nin, 1972'den beri kentlerin sürdürülebilirliği hakkında görünenin ötesindeki alt metinlerinde neleri gerçekten önerdiğini sayısal veri analizi ile araştırıp sonuçları bir model olarak sunmaktadır. Araştırma, seçilen dört ana konferansı, düzenleyici kurumun resmi otoriteler tarafından kabul görmesi, katılımcı sayısının yüksek olması ve periyodik olarak konunun on yılda bir ele alınması gibi parametrelerden dolayı örneklem evreni içerisine katarken, benzer kurumların daha yerel yahut tek bir kıtayı içine alan organizasyonlarını, bu çalışmanın altkümeleri konumunda kalacağından dolayı bilinçli olarak dışarıda bırakmıştır. Araştırma, yöntem olarak içerik analizi ile seçili veri grubunun hangi sıklıkta ne tip politik söylemler üretildiğini çözümlemiştir. Ele alınan kapsamlı çevre ve gelişme konferansları sonucunda ortaya çıkan söylemler sayısal olarak kod, kategori ve temalarına ayrıştırılmıştır. Küresel ölçekte Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın altmetninde nasıl bir sürdürülebilir gelişme modeli önerdiği bu yöntemle aranmıştır. Bu kırk yılı aşkın bilgi birikiminin ortak paydasından oluşturulan gelişme modeli, günümüz şehirlerinde ve sürdürülebilirlik çerçevesindeki yerel yönetimlerde bulduğu karşılık mevcut modellerle yapılan karşılaştırmalar ile irdelenmiştir. Araştırma sonucu önerilen gelişme modeli, tarihsel ve süreç odaklı olup karşılaştırıldığı mevcut sürdürülebilirlik modellerinden daha kapsayıcı olduğu ortaya çıkmıştır. Modelin çevresel ve toplumsal yanının ekonomik yanından daha çok söylem ürettiği ve uygulayıcı aktörlerin model için önemli bir bölüm olduğu görülmüştür. Model kentlerin sürdürülebilir olma eğilimlerinde kurulacak olan yönetimsel sistemlere bir altlık oluşturma noktasında yön gösterici olabilir. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir gelişme, sürdürülebilirlik politikaları, çevre konferansları, sürdürülebilir gelişme modelleri
Sürdürülebilir kalkınma yolunda yeşil ekonomi: Türkiye üzerine ampirik bir çalışma
İklim krizinin her geçen gün kendini daha fazla hissettirmesiyle çevre politikalarının önemi gitgide artmaktadır. İklim krizinin en önemli nedenleri arasında gösterilen sera gazı emisyonları büyük ölçüde ekonomik üretim süreçlerinden kaynaklandığı için buna bir tepki olarak yeşil ekonomi anlayışı ortaya atılmıştır. Çevreyi kirletmeden üretim ve tüketim yapılmasını ifade eden bu anlayış, dünyadaki pek çok ülke tarafından yeşil ekonomi politikaları adı altında uygulanmaktadır. Çalışmanın amacı Türkiye'deki yeşil ekonomi politikalarının çevre üzerindeki etkisini incelemektir. Bunun için Türkiye'nin uygulamış olduğu beş yeşil ekonomi politikası ele alınarak sera gazı emisyonunu düşürmedeki başarısı ARDL Sınır Testi yaklaşımıyla uzun dönem için test edilmiştir. 1994-2019 yıllık verilerinin kullanıldığı çalışmada, çevresel vergiler ile yenilenebilir enerji arzı politikalarının sera gazı emisyonunu düşürmede başarılı olduğu görülürken; işlenmiş belediye atıkları, çevreyle ilgili teknolojik gelişmeler ve ormanlık alan politikalarının ise sera gazı emisyonunu düşürmede başarısız olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca Hata Düzeltme Modeli'nin çalıştığı ve kısa dönemde oluşacak dengeden sapmaların uzun dönem dengesine hızlı bir şekilde yakınsayacağı görülmüştür. Sonuç ve öneriler kısmında her bir politika için öneri geliştirilerek Türkiye'nin sera gazı emisyonlarını azaltabilmesi için yeşil ekonomi politikalarını daha etkin bir şekilde kullanması ve politikalarını çeşitlendirmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
1960`dan günümüze Türkiye`de siyasal partilerin çevre sorunlarına yaklaşımları
Yeşil ürünler ile ekolojik sertifikasyonların çevresel sürdürülebilirlik açısından incelenmesi
Çevre sorunlarının giderek artması ve doğal kaynakların hızla tükenmesi, üretim süreçlerinde çevresel etkilerin azaltılmasını zorunlu kılmıştır. Özellikle sanayileşme ve hızlı tüketim alışkanlıkları, hava, su ve toprak kirliliği gibi pek çok çevre sorunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu olumsuz etkilerin önüne geçebilmek için, üretim ve tüketim modellerinde çevre dostu yaklaşımlar benimsenmektedir. Bu kapsamda, yeşil ürünler, çevresel etkileri en aza indiren, sürdürülebilir kaynak kullanımına dayanan ve üretim süreçlerinde enerji verimliliği ile atık yönetimi ilkelerini gözeten ürünler olarak tanımlanmaktadır. Yeşil ürünlerin üretiminde, doğal kaynakların etkin ve verimli kullanılması, enerji tasarrufu sağlanması, atıkların minimize edilmesi, geri dönüşümün teşvik edilmesi ve toksik kimyasalların kullanımının sınırlandırılması gibi kriterler esas alınmaktadır. Bu ürünler, yaşam döngüsü boyunca çevre üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmayı hedeflemekte, hem üretim aşamasında hem de kullanım ve imha süreçlerinde çevresel sorumluluk taşıyan bir anlayışla geliştirilmektedir. Yeşil ürünlerin çevresel performansını belgelemek ve tüketicilere güvenilir bilgi sağlamak amacıyla ekolojik sertifikasyon sistemleri kullanılmaktadır. Bu sertifikalar, ürünlerin belirlenen çevresel standartlara uygunluğunu belgeleyerek, hem üreticilerin çevresel yönetim uygulamalarını iyileştirmesine rehberlik etmekte hem de tüketicilerin bilinçli seçimler yapmasına olanak tanımaktadır. Böylece, ekolojik sertifikasyonlar, yeşil ürünlerin pazarda tanınmasını ve tercih edilmesini sağlayarak çevre dostu üretim ve tüketim alışkanlıklarının yaygınlaşmasına katkı sunmaktadır. Bu çalışma, literatür taraması yöntemiyle yeşil ürünlerin özellikleri ve üretim süreçlerindeki çevresel etkileri üzerinde durmaktadır. Ayrıca, ekolojik sertifikasyon sistemlerinin farklı türleri ve uygulama alanları ayrıntılı şekilde incelenmiştir. Sertifikasyonların, üreticilere çevresel yönetim süreçlerinde rehberlik ettiği ve tüketicilere ise bilinçli tercihler yapma imkânı sunduğu vurgulanmıştır. Araştırmada, Türkiye ve dünya genelinde yaygın olarak kullanılan ekolojik sertifikasyon örnekleri ele alınmış, sertifikaların çevresel farkındalığın artırılmasındaki işlevi tartışılmıştır. Yeşil ürünlerin üretiminde çevresel etkilerin azaltılması ve kaynak kullanımının optimize edilmesi sağlanırken, tüketicilerin de ekolojik sertifikalar aracılığıyla çevre dostu tercihler yaptığı belirtilmiştir.
Çevreci sivil toplum örgütlerinin Türkiye'deki zincir otel işletmelerinin çevre politikalarına etkileri
Bu tez çalışmasında çevreci sivil toplum örgütlerinin Türkiye'deki zincir otel işletmelerinin çevre politikalarına etkileri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'de faaliyet gösteren ulusal ve yabancı 141 zincir işletmeye bağlı olarak faaliyet gösteren 692 otel işletmesi oluşturmuştur. Araştırmada anket tekniği ve görüşme tekniği ile veriler toplanmıştır. Araştırma kapsamında toplam 156 otel işletmesinden anket anket formu sağlanmış, 40 otelin üst düzey yöneticisiyle ise görüşme gerçekleştirilmiştir. Anketlerden elde edilen verilere sıralı (ordinal) lojistik regresyon modeli uygulanmıştır. Bulgulara göre, zincir otel işletmeleri çevre politikası oluşturma ve çevre yönetimi sırasında çevreci sivil toplum örgütlerinin eylem ve söylemlerinden etkilenmektedirler. Diğer taraftan, ISO 14001 belgesi veya çevre ödülü olan işletmelerin ISO 14001 belgesi veya çevre ödülü olmayan işletmelere göre çevre politikası oluşturma ve çevreci davranış ve tutum geliştirme olasılıkları daha yüksek bulunmuştur. Bunun yanı sıra, zincir otel işletmelerinin çevre politikası oluşturma sürecini etkileyen unsurlar arasında işletmenin türü yer alırken; zincirin ulusal ve yabancı zincir otel olması ise işletmenin çevreci davranış ve tutumlarını etkilemektedir. Ayrıca, zincir otel işletmelerinde oda sayısı, yatak sayısı ve personel sayısı arttıkça çevre politikası oluşturma ve çevreci tutum ve davranış sergileme olasılığı da artmaktadır. Ancak, zincir otel işletmelerinin mülkiyet durumu, çevre politikasının yazılı olup olmaması, zincire bağlı otel sayısı ve otelin faaliyet süresiyle çevre politikası oluşturma ve çevreci davranış ve tutum geliştirme arasında bir ilişki bulunmamıştır.
Çevre politikalarının yerel yönetimlerde uygulanabilirliği: Kütahya Belediyesi örneği
Çevre sorunlarının temelinde doğa ve insan ilişkisi yer almaktadır. Eski çağlardan günümüze insan-çevre arasındaki ilişkiye bakıldığında, çevrenin insana göre ön planda olduğu gözlemlenirken günümüze gelindiğinde ise bu durumun tam tersi olduğu görülmektedir. Çevre sorunları, insanların çeşitli faaliyetlerinin sonucu çevreyi oluşturan canlı ya da cansız varlıkların üzerinde, ekolojik ya da doğal nedenlerden kaynaklanan bozulmaların tümüdür. Çevre sorunları günümüzün en önemli sorunlarının başında yer almaktadır. Bu durumun daha ciddi bir hal alması 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren olsa da sorunun temeline bakıldığında insanlık tarihi kadar eskilere dayanmaktadır. Temel olarak çevre sorunlarının çözümünde en etkili ölçek yerel yönetimlerdir. Bu bağlamda çevre sorunları çözümünde yerel yönetim birimlerinin çevresel faaliyetleri ön planda olmak zorundadır. Çevre politikalarının yerel yönetimlerde uygulanabilirliğinin araştırıldığı bu çalışmada, genelde yerel yönetimler ve çevre politikaları ele alındıktan sonra özelde ise Kütahya Belediyesi'nin 2011-2016 yılları arasındaki meclis kararlarında çevresel kararların görüşülme sıklığı dolayısıyla bu yerel yönetim biriminin benimsediği hizmet anlayışı içerisinde çevre politikalarının yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çevre, Çevre Politikaları, Yerel Yönetimler, Kütahya Belediyesi
Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde çevre politikalarının dönüşümü ve Türk işletmelerine etkileri üzerine bir araştırma
Tarihin ilk dönemlerinden itibaren insanoğlu tarafından tahrip edilen çevrede meydana gelen bozulma, sanayi devrimine kadarki dönemde önemli boyutlarda olmamıştır. Ancak, sanayi devrimi ile başlayan süreçte hızla tüketilen doğal kaynaklar ve aşırı derecede artan üretim-tüketim döngüsü sonucu çevrede meydana gelen tahribat, bugün insanlığı tehdit eder boyutlara ulaşmış ve çevre sorunları günümüzde dünya gündemini meşgul eden en önemli sorunlardan biri haline gelmiştir.1970'li yılların başında, sınır tanımaz bir biçimde insanlığı tehdit eder boyutlara ulaşan çevre sorunları karşısında dünya ülkeleri, bu sorunun üstesinden tek başlarına gelemeyeceklerini anlamışlardır. Yaşanan gelişmeler, çevre sorunlarının çözümüne yönelik ortak girişimlerin de miladı olarak kabul edilen Stockholm Konferansı'nın düzenlenmesine zemin hazırlamış ve çevre politikalarının oluşturulmasında ilk ciddi adım atılmıştır.Çevre sorunlarının olumsuz etkilerinin Türkiye'de hissedilmeye başlaması da bu dönemlere rastlamaktadır. Ancak, çevre sorunlarının çözümüne yönelik politikaların oluşturulmaya başlandığı bu dönemi takip eden yıllarda Türkiye'nin sanayileşmekte olan bir ülke oluşu ve oluşturulan çevre politikalarının sadece bir düzenleme olmaktan ileri gitmeyişi gibi sebepler, Türkiye'yi çevre konusunda dünyada yaşanan gelişmelerin gerisinde bırakmıştır. Avrupa Birliği'ne uyum çalışmalarının hız kazandığı son dönemde Türkiye'de çevre politikalarının değişimi ve gelişimi konusunda büyük bir ivme yakalanmıştır.Türkiye'nin, AB'ye uyumu çalışmaları çerçevesinde yürütülen konu başlıklarından biri olan ?çevre? konusunda Avrupa Birliği'nin eksik gördüğü ya da önerdiği değişikliklerin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, gerekli düzenlemeler ilgili kurumlarca yapılırken bu düzenlemelerin hayata geçirilmesinde Türkiye'deki kamu ve özel sektör işletmelerine önemli görevler düşmektedir.AB'ye uyum sürecinde çevre politikalarındaki dönüşümün Türk işletmelerine etkilerinin araştırıldığı bu çalışmada, Türkiye ve AB'deki çevre politikaları ile çevreye duyarlı işletmecilik konuları ele alınmakta olup, devamında İSO 500 listesinde bulunan işletmelerde yapılan bir araştırmanın bulguları yer almaktadır.Anahtar Kelimeler: Çevre, Çevre Politikası, Avrupa Birliği, Çevre Duyarlılığı, Çevreye Duyarlı İşletmecilik