Electromagnetic fields
82 theses under this subject heading
Prenatal dönemde 900 mhz'lik elektromanyetik alana maruz bırakılmış ratlarda koruyucu kumaşın böbrek morfolojisine etkileri
Elektromanyetik alanın uzun süreli maruzyeti, anne karnından itibaren başlamaktadır. Bu çalışmada en fazla kullanılan cep telefonu frekansı olan 900 MHz tercih edilerek prenatal dönemdeki maruziyetin, yenidoğan yavruların böbrekleri üzerindeki etkisine bakılması ve bu maruziyete karşı tedbir olarak koruyucu kumaş kullanımının etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Yapılan çalışmada 3 gebe sıçandan oluşan 5 grup bulunmaktadır. Bu gruplardan elektromanyetik alan (EMA), EMA+Koruyucu kumaş (EMA+K) grupları gebeliklerinin ilk günlerinden itibaren 900 MHz'lik elektromanyetik alana maruz bırakıldılar. Kontrol, SK(sadece kumaş),Sham grupları ise elektromanyetik alandan uzak tutuldular ve sadece Kontrol grubu sıçan tutuculara yerleştirilmedi. Doğumdan hemen sonra, infantlar sakrifiye edildi ve sağ ve sol böbrek dokuları ayrı ayrı alındı. Yapılan histolojik işlemlerden sonra böbrekte Bowman kapsülü ve glomerül çapı, proksimal tübül iç çapı, korteks ve medulla kalınlığı ile bazal membran devamlılığı Hematoksilen-eozin, Periyodik Asit-Shiff ve Masson's Trikrom boyaları uygulanarak histometrik yöntemlerle belirlendi. Bu çalışmanın sonucunda, EMA grubunda Bowman kapsülü bazal membran devamlılığı EMA+K, Sham, Kontrol ve SK gruplarına göre daha düşük oranda gözlendi. Glomerül çapı, tüm gruplarda benzer oranda bulunurken, EMA grubuna ait böbrek dokularının Bowman kapsülü çapı, diğer deney gruplarının Bowman kapsülü çaplarından daha geniş olduğu bilgisayar ortamında ölçülerek belirlendi.. Bu çalışmanın sonucunda EMA'ya prenatal dönemde maruz kalmış sıçanların böbrek morfolojisinde önemli değişiklikler meydana geldiği belirlenmiştir. Deneyde kullanılan koruyucu kumaşın, elektromanyetik alanın meydana getirdiği hasarı düşürdüğü tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Elektromanyetik alan, böbrek, koruyucu kumaş, histometrik ölçüm
Diz osteoartritinde yüksek yoğunluklu lazer ve pulse elektromanyetik alan tedavisinin klinik ve sonografik parametreler üzerine etkinliklerinin karşılaştırılması
Bu çalışmayı diz osteoartritinde yüksek yoğunluklu lazer (HILT) ve pulse elektromanyetik alan (PEMA) tedavisinin klinik ve sonografik parametreler üzerine etkinliğini belirlemek ve karşılaştırmak amacıyla yaptık. Çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniklerine başvuran bilateral primer diz osteoartriti tanısı konulmuş 40-75 yaş arası 88 hasta alındı. Birinci grup 30 hastaya 2 hafta boyunca haftada 5 gün toplam 10 seans HILT, ikinci grup 30 hastaya yine 2 hafta boyunca haftada 5 gün olmak üzere toplam 10 seans PEMA tedavisi uygulandı. 28 hasta kontrol grubu olarak değerlendirildi. Her 3 gruba da 20 dakika hotpack ve diz eklem hareket açıklığı, germe, güçlendirme egzersizlerini içeren ev egzersiz programı verildi. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ayda VAS (Vizüel Analog Skala), WOMAC (Western Ontario and McMaster Universities Arthritis Index), Lequesne algofonksiyonel diz indeksi ve ultrasonografi ile diz femoral kıkırdak kalınlığı (medial, lateral ve interkondiler) ölçülerek değerlendirildi. Gruplar arasında demografik veriler açısından istatistiksel anlamlı fark yoktu. Tüm gruplarda tedavi öncesine göre tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ayda VAS skoru, WOMAC ağrı ve WOMAC toplam puanlarında istatistiksel olarak anlamlı düşüşler ve her iki dizde kıkırdak kalınlığı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı artışlar saptadık. WOMAC sertlik puanlarında hiçbir grupta istatistiksel olarak anlamlı düşüş olmadı. Grup zaman interaksiyon değerlerine bakıldığında WOMAC fiziksel fonksiyon puanı, Lequesne algofonksiyonel diz indeksi skoru ve sol diz medial femoral kondil değerlerinde HILT ve PEMA grubunda kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptadık. Ancak HILT ve PEMA grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuçta HILT ve PEMA tedavisinin diz osteoartritinde ağrıyı azalttığı, fiziksel fonksiyonu iyileştirdiği ve kıkırdak rejenerasyonunu artırdığı fakat birbirlerine üstünlükleri olmadığını tespit ettik. Çalışmamızın sonuçları diz osteoartriti tedavisinde yol gösterici olabilir ancak bu konuda daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğu düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: Diz Osteoartriti, Lazer, Manyetik Alan, Femoral Kıkırdak Kalınlığı
Computation of electromagnetic fields scattered by cylindrical targets buried in a medium with a periodic surface
Electromagnetic scattering from a two dimensional, cylindrical, and dielectric object of arbitrary cross-section buried in a lossy dielectric half-space having a periodically rough surface is investigated by a new numerical method. The method is outlined for TMz (horizontally) polarized incident wave.The basis of the new solution technique is that if a target is close to the surface, the electromagnetic fields will be nearly identical to that without the target, except within the region of finite extent near the target. Thus, the current on the surface will be affected only in a finite portion of the surface near the target. The electric field integral equations (EFIEs) for the equivalent currents on the target and the perturbation equivalent currents (the difference currents with target present and with target absent) on the surface are obtained by using this approach and solved by the Method of Moment (MoM) in frequency domain. Then, inverse Fourier transform is utilized to get the time domain signals. The short-pulse scattering results is used to investigate the effects of multipath.
Boş uzaydaki homojen olmayan insansı bünyeye sahip dielektrik cisimden elektromanyetik saçılma
Günümüzde elektromanyetik saçılma problemleri savunma sanayii, tıp ve daha birçok alanda geniş yer bulmaktadır. Saçılma problemlerini temel alan genel mühendislik konuları kullanılmak üzere olan alanlardaki ihtiyaçlara göre geliştirilmiştir. Bu konuların çözümleri analitik ve sayısal yöntemler kullanılarak elde edilmektedir. Pratik problemlerin tam çözümü analitik yöntemler ile çoğu zaman elde edilememektedir. Bu yüzden bilgisayarların varlığının oluşturduğu kolaylık ile sayısal yöntemler değer kazanmıştır. Bu tez çalışmasında, düzlemsel dalgalar ile aydınlatılan boş uzayda yer alan bir homojen dielektrik cisimden saçılan elektrik alan değerlerinin hesaplanması amaçlanmıştır. Ancak uygulanılan yöntem kolaylıkla homojen olmayan cisimlerden saçılma problemlerine genişletilebilir. Maxwell denklemlerinden Lorentz koşulu altında dyadik Green fonksiyonları yardımıyla elektrik alan integral denklemi (EAİD) elde edilmiştir. Elde edilen elektrik alan integral denkleminde gözlem noktası kaynak noktası ile aynı olduğu durumda üçüncü derece tekillikler (hesaplanması zor noktalar) söz konusudur. Bu çalışmada Green fonksiyonlarından kaynaklanan tekilliklerin çözümü asal değer integralleri kullanılarak yapılmıştır. Asal değer integrali tanımının temel; kaynak noktasının bulunduğu alanın çok küçük hacim olarak ifade edilmesi ve integral sınırlarının bu hacme göre ifade edilmesi ile başlar. Çok küçük hacmin integral sınırları ile çözümlenmesi sonucunda asal değer integralinin çözümüne ulaşılır. Bu çözüm sonucunda ilgili hacmin ortaya çıkarttığı katkı ile oluşan yapının çözümü moment yöntemi (MoM) ile elde edilmiştir. Moment yöntemi ile ayrıklaştırılmış problem sayısal olarak çözüme uygun hale gelmiştir. Modellenen problem bir denklem sistemi oluşturur. Bu denklem sistemi MATLABTM ile kodlanarak çözülmüştür. Bu sayede insan hatalarından kaçınılmış ve sonuca en yaklaşık değerler elde edilmiştir. Çözüm için fiziksel problem küplere modellenmiş ve her küpün içindeki elektrik alanın sabit olduğu kabul edilmiştir. Saçıcı cisim olarak iki model oluşturulmuştur. Bu modeller insansı bir bünyeye benzetilmek üzere seçilmiş geometrik yapılardan ibarettir. İlk örnekte silindir bir blok üzerine yarıçapı silindirden daha küçük olacak şekilde küre, ikinci örnekte ise dikdörtgenler prizmasının üzerine teğet olacak şekilde ve prizmanın kısa kenarına eşit çapa sahip bir küre model olarak seçilmiştir. Her iki modelinde eşit cisim eksen boylarına sahip iken 100,300,500,700 MHz frekanslarda dalga iletilmiştir. İletilen bu dalgaların dielektrik cisimler üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bir diğer uygulamada ise farklı cisim eksen boylarında sahip (35,44,50, 55 ve 100 santimetre) ve aynı dielektrik sabitinde modeller oluşturulmuştur. Bu modellerde ise aynı frekans değerlerine sahip dalgalar iletilmiştir. Bu uygulamada ise örneklenen dielektrik cismin farklı hacim/eksen boyu değerlerine sahip iken oluşacak elektrik alan değerleri arasındaki ilişki gözlemlenmiştir. Son olarak yapılan uygulamada ise aynı geometriye sahip ancak farklı dielektrik sabitine sahip cisimlere aynı frekans değerlerindeki dalgalar iletilmiş ancak farklı dielektrik sabiti değerleri uygulanmıştır. Bu son uygulamada ise dielektrik sabiti ve elektrik alan arasındaki oran gözlemlenmiştir. Elde edilen bu sonuçlar neticesinde; elektrik alan-frekans, elektrik alan-dielektrik cisim hacmi ve elektrik alan-dielektrik sabiti arasındaki ilişki incelenmiştir.
Elektromanyetik alanların insan sağlığı üzerindeki zararlı etkileri
Çalışmanın temel amacı uzun süreli elektromagnetik alanlara maruz kalan kişilerin sağlıkla ilgili problemlerini saptamaktır. Bu amaçla iki farklı grup üzerinde anket çalışması yapıldı. Birinci gurupta yüksek gerilim hatlarına (trafo) yakın ve uzak yerlerde oturan 1128 kişi ile, ikinci grupta ise mesleklerinden dolayı 380 kV ve daha az gerilime maruz kalan 196 kişi ile anket yapılmıştır. Uygulanan ankete verilen yanıtlar, bir ?tablolama? programı olan (MS Excell) ile analiz edilmiş ve sonuçlar tablolar halinde sunulmuştur.
Uzun süreli cep telefonu kullanımının testis histopatolojisi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada cep telefonunun yaydığı düşük yoğunluklu elektromanyetik dalgaların sıçan testisleri üzerinde histopatolojik ve ultrastrüktürel anlamda değişikliklere yol açıp açmadığını araştırmayı amaçladık.Yöntem ve Gereçler: Deneylerde Wistar Kyoto cinsi (200-300 g) erkek sıçan kullanıldı. Sıçanlar kontrol ve elektromanyetik alana maruz bırakılan grup olmak üzere iki gruba ayrıldı. Kontrol grubunda yer alan 15 adet sıçanın bulunduğu kafeslere SAR değeri 1,58 olan 2 adet, deney grubunda yer alan 30 sıçanın bulunduğu kafeslere SAR değeri 1,58 olan 4 adet cep telefonu yerleştirildi. Kontrol grubundaki sıçanların kafesindeki cep telefonları kapalı halde tutuldu. Çalışma grubundaki sıçanların kafeslerine yerleştirilen cep telefonları ise haftanın yedi günü aktif halde tutuldu. Üçüncü ayın sonunda sıçanlar isofloran anestezisi altında sakrifiye edilerek testisleri alındı. Hem kontrol hem de deney grubunda çıkarılan testis ağırlıkları hassas terazi ile tartıldı. Her sıçanın testisinin bir yarısı histopatolojik inceleme için diğer yarısı ise elektron mikroskopik incelemesi için ayrıldı. Histopatolojik inceleme amacıyla oluşturulan her bir kesitte 50 adet seminifer tübül Johnsen skorlama sistemine göre randomize skorlandı. Yine her kesitte 10 adet seminifer tübül çapı randomize olarak ölçüldü. Seminifer tübül çapları ve testis ağırlıkları parametrik olmayan Mann Whitney U testi ile karşılaştırıldı. Johnsen skorlarının kontrol ve çalışma gruplarında benzer şekilde dağılıp-dağılmadığını test etmede Ki kare testi kullanıldı.Bulgular: Elektromanyetik alana maruz bırakılan ve bırakılmayan gruplarda testis ağırlıkları, seminifer tübül çapları ve Johnsen skorlarının histopatolojik incelemesinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Ancak yapılan elektron mikroskopi incelemede çalışma grubundaki testislerdeki membrana propria kalınlığında ve kollajen lif miktarında artış, kapiller damarlarda genişleme gözlendi. Sertoli hücrelerinin sitoplazması içerisinde yaygın vakuolizasyon, elektron dens yapılarda artış ve iri lipit damlacıklarının varlığı dikkat çekici bulgulardandı.Sonuç: Uzun süreli elektromanyetik alana maruz bırakılan sıçanların histopatolojik incelemesinde testis ağırlıkları, seminifer tübül çapları ve Johnsen skorlarında anlamlı bir değişiklik görülmemiş olup, yapılan ultrastrüktürel incelemede testislerdeki membrana propria kalınlığında ve kollajen lif miktarında artış, kapiller damarlarda genişleme ve Sertoli hücre sitoplazmasında yaygın vakuolizasyon saptanmıştır. Ultrastrüktürel incelemede meydana gelen değişikliklerin kliniğe yansıyacak etkilerinin anlaşılabilmesi için daha uzun süreli çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Sözcükler: Cep telefonu, sıçan testisi, elektromanyetik alan
900-1800 MHz radyofrekans elektromanyetik alanın (RF-EMA) insan fetal hücre kültürlerinde kromozomlar üzerine etkileri
Günümüzde, cep telefonu kullanımındaki artış ve bununla ilişkili olarak yaygınlaşan baz istasyonları, radyofrekans elektromanyetik alan (RF-EMA) kaynaklarını oluşturmaktadır. Bununla birlikte, hızla gelişen teknolojik araçlar da insanların, RF kaynaklarına maruziyetini de artırmıştır. Kamuoyunda, cep telefonu kaynaklı RF-EMA'nın insan sağlığı üzerine muhtemel zararlı etkileri hakkında endişeye neden olmuştur. Bu nedenle çalışmamızda; amniyotik hücreler, invitro kültür ortamında RF-EMA'nın etkisine maruz bırakılarak kromozomlardaki değişimleri araştırıldı. Bunun için; fetal hücreler 900 ve 1800 MHz RF-EMA'ya 3, 6 ve 12 saatlik sürelerle maruz bırakıldı. Kültür süreci sonunda elde edilen hücrelerdeki kromozomlar analiz edildi. Çalışmamızın sonucunda; hücrelerde RF-EMA'nın ısı etkisi dışındaki etkilerin, kromozomların kondensasyonunda gecikmelere, bozulmalara ve kromozom kırılganlığına yol açaçak yapısal hasarlara neden olduğu bulundu. 1800 MHz frekansın, 900 MHz'a oranla 6 saatlik gruplar arasında anlamlı bir farkın olduğu (p=0.0001), diğer gruplar arasında ise anlamlı bir farkın olmadığı bulundu. Sonuç olarak çalışmamızda; RF-EMA'nın, bölünen hücrelerde kromozomların normal oluşumunda gecikmeye ve yapısal hasara neden olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, cep telefonlarının kromozomlar üzerinde zararlı etkiye sahip olma potansiyeli taşıdığını ve bu zararlı etkinin maruz kalma süresi ile arttığını söyleyebiliriz.
Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi'nin elekromanyetik alan haritasının çıkarılması ve sağlık çalışanlarında olası sağlık etkilerinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Dünyamızda giderek artan teknoloji kullanımı gündelik yaşamı ve çalışma yaşamını kolaylaştırmakla birlikte, teknolojinin ortaya çıkarabileceği sağlık sorunları çok açık değildir. Bilimsel ve teknolojik devrimin bir sonucu olarak ve sağladıkları yaşam kolaylıkları nedeniyle yaşantımızda kalıcı yer edinen elektrikli cihazlar ve haberleşme araçları faydaları yanında zararlı etkilere de sahiptir. Bu araştırma ile Balcalı Hastanesinin elektromanyetik alan yükünün ölçülmesi ve sağlık çalışanlarının elektronik tıbbi cihaz kullanımı nedenli hastalık ve yakınma durumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma; Balcalı Hastanesi çalışanlarının elektromanyetik alanlara maruziyet sonucunda sağlık durumlarını belirlemek amacıyla yapılan tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırmaya 259 çalışan katıldı. Araştırmada veri toplama aracı olarak çalışanların sosyodemografik özellikleri, tanısı konmuş hastalıkları ve yakınmaları sorgulandı. Hastanenin elektromanyetik alan değerleri F.W. Bell 5080 Gauss/Tesla metre kullanılarak ölçüldü. İstatistiksel değerlendirmeler için SPSS 20 for Windows paket programı, istatistiksel analiz olarak ki-kare testi, t testi, ANOVA testi, Mann-Whitney U test kullanıldı ve p değerinin <0,05 olması anlamlı olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışanlarelektromanyetik alanlara maruz kalan grup ve kontrol grubu olarak ayrıldığında aralarında hastalık ve yakınma durumu açısından fark yoktur. Ancak toplam çalışma süreleri de dahil edilerek hesaplanan Total Risk Skoru arttıkça çalışanlarda hipertansiyon, allerjik hastalık ve akciğer hastalığı ile halsizlik, sinirlilik, yorgunluk, unutkanlık, kulak rahatsızlığı, işitme bozukluğu, mide rahatsızlığı, çarpıntı ve nefes darlığı yakınmaları artmaktadır. Sonuç: Araştırmanın sonuçları genel olarak literatürde yer alan elektromanyetik alan ölçüm değerleri ve sağlık etkileri ile benzerdir. Hastane yönetimine, araştırmanın sonuçları bildirilerek, gerekli koruyucu ve önleyici önlemlerin alınması konusunda tavsiyelerde bulunulmuş, ayrıca hastalık ve yakınması olan bireylerin ve çalışma koşullarının daha ayrıntılı değerlendirilmesi ile gerekirse yeni düzenlemeler yapılmasının uygun olacağı bildirilmiştir.
Fetal dönemde düşük frekanslı (50 HZ) elektromanyetik alan maruziyetinin yetişkin dönemdeki anksiyete davranışı ve anksiyete ilişkili genler üzerine olan etkisinin incelenmesi
Çalışmada amacımız gebelik döneminde maruz kalınan pulslu elektromanyetik alanın, yavruların adolesan dönemlerindeki davranışlarına ve hipokampüs dokusunda anksiyete ilişkili genlere olan etkilerini moleküler açıdan değerlendirmektir. Deneyimiz gebe sıçanlardan ve gebe sıçanlardan doğan yavru gruplardan oluşturulmuştur. Gebe gruplar; birinci, ikinci ve üçüncü gebelik haftası boyunca pulslu elektromanyetik alana maruz kalan gruplar ve her üç grup için kontrol gebe gruplarından oluşturulmuştur. Gebe sıçanlardan doğan yavrulardan oluşturulan gruplar ise gebelik süresi boyunca pulslu elektromanyetik alana maruz kalan gebelerden doğan yavru dişi ve erkek gruplar ve aynı grupların hiçbir maruziyeti olmayan kontrol gruplarını içermektedir. Yavruların anksiyete benzeri davranılarının değerlendirilmesi için yükseltilmiş artı labirent testi uygulanmıştır. Sonrasında tüm grupların hipokampüs dokularından RNA izolasyonları gerçekleştirilip, gen ekspresyonları değerlendirilmiştir. Gen ifadesinde anlamlı bir artış saptanan BDNF geninin ise western blot yöntemi ile protein ifadesi de değerlendirilmiştir. BDNF gen ifadesi için her iki grupta da gen ekspresyonuna paralel şekilde protein ifadesinde de artış gözlenmiştir. Pulslu elektromanyetik alana maruz bırakılan gebelerden doğan erkek grupta, yükseltilmiş artı labirent testinde anksiyete benzeri davranışlar gözlemlenmiştir. Moleküler düzeyde ise aynı grupta; 5-HT1A, fos, Dopamin D1 reseptörü, Grin1, Grin2a, Grin2d, Adora1 ve Adora2a genlerinin ifadelerinde baskılanma, yalnızca BDNF gen ifadesinde artış gözlenmiştir. Çalışmamızın sonuçları; elektromanyetik alan maruziyetinin gebelikte dikkat edilmesi gereken bir unsur olduğunu, elektromanyetik alana maruz kalan annelerin çocuklarının anksiyeteye daha duyarlı olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: BDNF, pulslu elektromanyetik alan, western blot, yükseltilmiş artı labirent
Pulslu elektromanyetik alanın sıçan kas dokusu iskemi reperfüzyon hasarına etkisi
Giriş ve Amaç: iskemi, bir dokuya gelen kan akıĢının azalması veya durması olarak tariflenir. Reperfüzyon ise dokuya tekrar kan akıĢı sağlanmasına verilen isimdir. Dokulara gelen kan akımındaki bu değiĢiklikler, dokuda bir hasar bırakır. Bu hasar; oluĢan iskeminin nedenine, süresine ve Ģiddetine, ayrıca reperfüzyona bağlı olarak geliĢmektedir. OluĢan bu hasara iskemi reperfüzyon(Ġ-R) hasarı adı verilir. Ġ-R hasarı birçok mekanizmanın eĢlik ettiği kompleks bir patofizyolojik süreci barındırmakla birlikte, bu mekanizmaların aydınlatılması, hasarın önüne geçebilecek çözümler için bir arayıĢ doğurmuĢtur. Cerrahi ve farmakolojik olarak çok sayıda çalıĢma yapılmasına rağmen, Ġ-R hasarını geri döndürebilecek güvenli bir tedavi günümüzde halen bulunamamıĢtır. Pulslu elektromanyetik alan (PEMA) tedavisi, uzun yıllardır kullanılan, baĢta kemik iyileĢmesi olmak üzere yara iyileĢmesi, doku rejenerasyonu ve antiinflamatuar özellikleri kanıtlanmıĢ bir tedavi modalitesidir. ÇalıĢmamız, sıçan alt ekstremitesinde oluĢturulan Ġ-R hasarı sonrası PEMA uygulamasının iskelet kasındaki hasara olan etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: YaĢları 4-6 ay arasında olan, baĢlangıç ağırlıkları 250-350 g arasında değiĢen 40 adet Wistar-Albino türü erkek sıçan, 4 farklı gruba ayrıldı. Grup 1, kontrol grubu olup hiçbir uygulama yapılmamıĢtır (n=10). Grup 2, 3 ve 4'teki sıçanların alt ekstremitelerinde hindlimb iskemi yöntemine uygun olarak femoral arter-ven sistemindeki kan akıĢı mikroklipsler ile durdurularak 4 saat iskemi oluĢturulmuĢtur. 4 saat sonra reperfüzyon sağlanmıĢtır. Grup 2'ye herhangi bir tedavi uygulanmamıĢtır (n=10). Grup 3'te Ġ-R hasarı oluĢturulduktan sonra 30 gün boyunca günde 1 saat PEMA tedavisi uygulanmıĢtır (n=10). Grup 4'te Ġ-R hasarı oluĢturulduktan sonra 30 gün boyunca günde 2 saat PEMA tedavisi uygulanmıĢtır (n=10). 30 gün sonra sıçanların alt ekstremiteleri makroskopik olarak Ġskemi Skoru ile değerlendirilmiĢtir. Kuyruk veninden indosiyanin yeĢili (ICG) uygulaması sonrası SPY cihazı ile alt ekstremite perfüzyonu görüntülenmiĢ ve haritalanmıĢtır. Değerlendirme sonrası sıçanlar sakrifiye edilerek gastroknemius kaslarından örnekler alınmıĢtır. Alınan örnekler ıĢık mikroskobu ve elektron mikroskobunda incelenmiĢtir. Ayrıca kas fonksiyonlarını biyofiziksel olarak incelemek için izole organ banyosuna alınarak kasların izometrik kasılma güçleri değerlendirilmiĢtir. Bulgular: Ġskemi Skoru'na göre yapılan makroskopik değerlendirme sonucu tüm gruplar Normal olarak değerlendirilmiĢtir. SPY cihazında yapılan görüntülemelerde yüzdesel olarak haritalandırma yapıldığında Grup 3 ve Grup 4'teki perfüzyonun Grup 2'den daha iyi olduğu, Grup 1'e benzediği izlendi. IĢık mikroskobunda lökosit yoğunluğunun, Grup 3 ve Grup 4'te azaldığı, bu gruplar arasındaki karĢılaĢtırmada Grup 3'teki azalmanın daha çok olduğu izlendi. Lenfosit yoğunluğunun Ġ-R oluĢturulan tüm gruplarda arttığı izlendi. Neovaskülarizasyon kapiller yoğunluğu ile değerlendirilmiĢ olup, PEMA uygulanan Grup 3 ve Grup 4'te anlamlı derecede arttığı gözlenmiĢtir. Elektron mikroskobunda yapılan incelemede Grup 3 ve Grup 4'teki kas dejenerasyonlarında geri dönüĢ olduğu gözlenmiĢ olup, Grup 4'teki morfolojinin Grup 1 ile benzer olduğu izlenmiĢtir. Ġzometrik kas kasılması değerlendirmesinde kasılma XI kuvvetleri karĢılaĢtırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark izlendi (p<0.01). Grup 1 ve Grup 4 benzer kuvvetlere sahip olarak izlendi. Kasılma süreleri karĢılaĢtırıldığında gruplar arasında anlamlı farklılık izlendi (p<0.024). GevĢeme süreleri arasında ise istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmedi. Sonuçlar: Literatürde PEMA uygulamasının etkileri üzerine birçok çalıĢma mevcut olup, baĢta kemik olmak üzere dokuların iyileĢmesi ve antiinflamatuar etkileri gösterilmiĢtir. Fakat Ġ-R hasarı üzerine yapılmıĢ az sayıda çalıĢma olması ve bu çalıĢmalarda Ġ-R hasarı sonrasındaki fonksiyon kaybının değerlendirilmemesi, bizim çalıĢmamızı farklı kılmaktadır. PEMA uygulaması, Ġ-R hasarı mekanizmasında yer alan birçok yolak üzerinde etkisi olması, hasar oluĢtuktan sonraki iyileĢme sürecinde hızlandırıcı etkileri olması ve sistemik yan etkilerinin olmaması nedeniyle tedavi seçeneği olarak değerlendirilebilir. Ayrıca Ġ-R hasarı sonrası iskelet kasında geliĢen güç kaybının restore edilmesinde etkili olması, PEMA tedavisini diğer tüm tedavi modalitelerinden farklı bir yere taĢımaktadır.
Adana ili Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde çalışan sekreterlerde dijital göz yorgunluğunun prevelansı ve elektromanyetik alan ile ilişkisi
Giriş ve Amaç: Tüm dünyada her yaş grubundan insan elektronik dijital cihazları hem mesleki hem de eğlence amaçlı kullanmaktadır. Hayatımızı kolaylaştıran bu cihazlar yanlış kullanıldığında insan sağlığına zarar verebilmektedir. Bu nedenle, küresel dijitalleşme radyasyonun sağlık üzerine etkilerini yeniden gündeme getirmiş ve bu konuda birçok araştırma yapılmıştır. Evde ve işte kullandığımız birçok cihaz non-iyonize radyasyon olan 'Düşük frekanslı ve yüksek frekanslı elektromanyetik alanlardan oluşmaktadır. Düşük frekanslı elektromanyetik alana maruziyet sonrası baş ağrısı, bulantı, kaslarda kasılma, gözlerde ışıksız ortamda ışık görme (retinal fosfen) başta olmak üzere görme ile ilgili birçok hassasiyetler ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle elektromanyetik alana maruziyet sonrası oluşabilecek sağlık etkilerinden korunmak için ülkeler kendi ulusal standartlarını belirlemişlerdir. Dijital göz yorgunluğu sendromu (CVS) da gözlerde sulanma, yanma, batma, kuruluk hissi, ışık çakması ve baş ağrısı gibi benzer semptomları tanımlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, Adana ili Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinin farklı anabilim dallarında çalışan sekreterlerde dijital göz yorgunluğu sendromunun prevalansını belirlemek ve elektromanyetik alan (EMA) ile ilişkisini saptamaktır. Materyal ve Metod: Bu çalışma kesitsel niteliktedir, hastanenin farklı departmanlarında çalışan 143 sekretere ulaşılmıştır. Bireylere Computer vision syndrome questionnaire (CVS-Q) ölçeği, Oculer Surface Disease İndex (OSDI) ölçeği, Cornell Kas İskelet Sistemi Anketi de uygulandı. Sekreterlerin çalışma ortamlarında maruz kaldıkları Düşük frekanslı manyetik alan ölçümleri 6010 Gauss/Teslametre cihazla, yüksek frekanslı manyetik alan ölçümleri Narda NBM-520 cihazla ölçüldü. Ortamın ışık şiddeti de LX-1102 Cihazla ölçüldü ve sonra göz muayeneleri yapıldı. Her sekreter dijital göz yorgunluğu sendromu açısından göz doktorları tarafından değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 143 kişinin yaş ortalaması 39.61 yıldır. Katılımcıların %25,2'si erkek, %74,8'i kadındır. Katılımcıların CVS-Q ölçeği sonucuna göre %83.9'unda dijital göz yorgunluğu sendromu olduğu gözlendi. CVS gelişimi açısından cinsiyet ve yaş yönünden anlamlı fark bulunamamıştır. CVS-Q ile EMA arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki olduğu bulundu. EMA ölçümleri ile her iki göz schirmer ölçümleri arasında negatif yönde orta güçte bir ilişki bulundu. CVS olan kişilerin çalışma ortamı EMA değerleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). CVS riskini artıran faktörler; çalışma ortam EMA'sının yüksek olması (>1725 µT, OR=3.27) işte çalışma süresinin artması (OR=1.09), ekran üzerine güneşten ya da iç ortam kaynaklı lamba yansımalarına/parlamalarının olması (OR=4.15), bilinen göz hastalığı olması ve gözlük-lens kullanımı olarak bulunmuştur. Lineer regresyon analizinde ise ortamın düşük frekanslı EMA'sında bir birimlik artış CVS-Q skorunda 0.004 birimlik artışa neden olmaktadır. Sonuç: Çalışmanın sonucunda düşük frekanslı elektromanyetik alan ile dijital göz yorgunluğu sendromu ile EMA'ların arasında orta düzeyde bir ilişki olduğu bulundu. Bu nedenle kişilerin çalışma ortamlarında maruz kaldıkları EMA'ların düzenli olarak ölçülmesi, riskli bölgelerde çalışanlara yönelik koruyucu davranışların geliştirilmesi (mola aralıkları, 20-20-20 kuralları vb.) ve non-iyonize radyasyondan korunmak için gerekli eğitimlerin verilmesini tavsiye ediyoruz. Anahtar Kelimeler: Dijital Göz Yorgunluğu Sendromu; Göz Kuruluğu; Elektromanyetik Alan
Yüksek gerilim hattında çalışan ve yakınında yaşayan bireylerin eritrosit membran proteinlerinin SDS poliakrilamid jel disk elektroforezi yöntemi ile araştırılması
ÖZET Yüksek Lisans Tezi YÜKSEK GERİLİM HATTINDA ÇALIŞAN VE YAKININDA YAŞAYAN BİREYLERİN ERİTROSİT MEMBRAN PROTEİNLERİNİN SDS POLİAKRİLAMİD JEL DİSK ELEKTROFOREZ YÖNTEMİ İLE ARAŞTIRILMASI Can PAKSU Gaziantep Üniversitesi-Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Biyofizik Anabilim Dalı Danışman: Yrd. Doç. Dr. Nurten ERDAL Haziran 1997-60 Sayfa Yüksek gerilim hattında çalışan ve yakınında yaşayan bireylerde, sürekli maruz kaldıkları elektromagnetik alanın eritrosit membran proteinlerine etkilerini araştırmak amacı ile; Gaziantep ve Erzin bölgesi 380 kV'luk şant sahasında çalışan 30 erkek, bu şant sahasının içindeki lojmanlarda yaşayan 30 kadın ve herhangi bir sağlık problemi olmayan 30 kadın ile 30 erkek bireyden alınan heparinli kanlar kullanıldı. Bu kanlardan elde edilen eritrosit membran proteinleri "SDS Poliakrilamid Jel Disk Elektroforezi" kullanılarak sağlıklı bireylerin eritrosit membran proteinleriyle karşılaştırıldı. Erkek bireylerin eritrosit membran proteinlerinden Spektirin l-ll, Protein Band 3, Protein Band 4.2, Protein Band 7, Protein Band 6, yüzdelerinde anlamlı bir artış, Ankrin, Protein Band 4.1, ve Hemoglobin bantları yüzdelerinde anlamlı bir azalış bulundu. Protein Band 4.9 ve Aktin bant yüzdelerinde ise anlamlı bir fark bulunamadı. Kadın bireylerde; Protein Band 4.2, Aktin ve Protein Band 6 ve yüzdelerinde anlamlı bir artış, Hemoglobin bantları yüzdelerinde anlamlı bir azalış bulundu. Spektirin l-ll, Ankrin, Protein Band 3, Protein Band 4.1, Protein Band 4.9, ve Protein Band 7, yüzdelerinde ise anlamlı bir fark bulunamadı. Anahtar Kelimeler: Elektromagnetik Alan, Elektroforez, Eritrosit Membran Proteinleri
Kablosuz internet sistemlerinin kanser hücre hatlarına olan etkisinin araştırılması
Bilgisayarları birbirine bağlayan internet, dünyanın en büyük bilgi, bilgisayar ve teknoloji ağı olarak tanımlanabilir. Modern insan her yerde, evde, işte hatta hastanede internet bağlantısına ihtiyaç duyuyor. Kablosuz internet sistemleri(WLAN veya WIFI) internet bağlantısını sağlamanın en kolay yoludur. WLAN aygıtları PC'leri, yazıcıları ve kameraları birbirine bağlarken elektromanyetik alan (EMA) oluştururlar. Sadece WLAN sistemleri değil radyo ve televizyon vericileri, radarlar, mikrodalga fırınlar, bazı medikal cihazlar, cep telefonları gibi cihazlarda EMA oluşturur. EMA'ların canlı organizmalar üzerinde zararlı etkileri olabileceğine dair bazı hipotezler vardır.Bu tezin amacı; WLAN sistemlerinin yaydığı 2.4 Ghz frekanslı EMA'nın kanserli hücre hatları üzerine apoptotik etkileri hakkında bilgi sağlamaktır.Bu çalışmada, kolon kanseri (HCT 116), prostat kanseri (LNCaP) ve meme kanseri (MCF-7) hücre hatlarına günde 3, 6, 12 saat olmak üzere iki gün kablosuz modemlerin yaydığı 2.4 Ghz frekanslı EMA'ya maruz bırakıldı. Maruziyet sonrasında hücrelere 3-(4,5-dimethylthiazol-2-yl)-2,5-diphenyltetrazolium bromide (MTT) assay uygulanarak hücre canlılıkları, apoptozis incelendi.Deney sonuçlarımız WLAN sistemlerinin yaydığı 2.4 Ghz frekanslı EMA'nın rastgele apoptotik etkileri olduğunu gösterdi. EMA kolon kanseri (HCT 116) hücre hattında hücre bölünmesini artıran, meme kanseri (MCF-7) ve prostat kanseri (LNCaP) hattında apoptozisi artıran veya hücre bölünmesini yavaşlatan bir etki göstermektedir.
Cep telefonu radyasyonunda melatonin kullanılmasının testis dokusuna olası koruyucu etki
Bulunduğumuz ortamda çevre, gürültü ve elektromanyetik kirlilik gibi sorunlar yaşamı olumsuz etkilemektedir. Son yıllarda cep telefonu kullanımındaki artış beraberinde, yeni baz istasyonlarının kurulmasını gündeme getirmiştir. Yaşadığımız alanda elektrik akımı taşıyan kablolar, radyo ve televizyon vericileri, cep telefonları ve baz istasyonları, yüksek gerilim hatları, trafolar, mikrodalga yayan ev aletlerinin yarattığı elektromanyetik alan, elektromanyetik kirliliği oluşturmaktadır. EMA kaynakları arasında, özellikle cep telefonları vebaz istasyonları bulunmaktadır. 21. yüzyılın başlarında ise günümüzde yaygın olarak kullanılan üçüncü nesil telefonlar üretilmeye başlanmıştır. Yoğun bir şekilde etkin kalınan bu elektromanyetik dalgalar ve bununla ilgili olarak cep telefonlarının biyolojik etkileri son zamanlarda bilimsel çalışmalara konu olmaya başlamıştır. Biyolojik sistemlerde prooksidan/antioksidan dengenin bozulmasıyla oluşan oksidatif stres, birçok patolojik durumla ilişkilendirilmektedir. Epifiz bezinin esas salgısı olan melatoninin antioksidanlar içerisinde en güçlü radikal tutucu olduğu öne sürüldüğünden, MEL?e olan ilgi artmakta ve antioksidan özelliği gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, elektromanyetik alana kronik etkin kalmanın testis dokusunda oluşturabileceği yapısal değişimler ve bunlara melatoninin koruyucu etkisinin incelenmesini sağlamaktır. Çalışmamızda 24 Wistar albino cinsi erkek sıçan 4 eşit gruba ayrıldı. 90 günlük deney süresince; kontrol grubuna hiçbir uygulama yapılmaz iken, 2.gruba her gün deri altımelatoninuygulaması, 3.gruba her gün30 dakika 2100 MHz radyasyonuygulaması, 4.gruba ise radyasyon uygulamasından 40dk önce deri altı melatonin ve 30 dakika radyasyon uygulaması yapıldı. Çalışma süresince deneklerin vücut ağırlıkları her gün ölçülerek kaydedildi. Deney bitiminde yüksek doz anestezi altında feda edilen deneklerden testis dokusu alındı, ağırlıkları ölçüldü ve histolojik izleme yöntemlerinden geçirildi. Değerlendirme için alınan kesitlere Hematoksilen-Eozin, Masson trikrom ve PAS boyaları uygulandı ve ışık mikroskobunda resimleri çekildi. Yapılan değerlendirmede; Hematoksilen ? Eozin ile yapılan boyama sonucunda, kontrol grubuna ait testis dokusunda normal testis dokusu yapısı gözlenirken, melatonin uygulanan grupta kontrol grubuyla benzer yapıların yanında, spermiyogenez aşamasını geçiren spermatidlerin lümene doğru yayıldığı, bunların yuvarlak ve uzamış şekilli oldukları ilgiyi çekti. Radyasyon uygulanan grupta ise seminifer tübüllerde düzenli yapının bozulduğu yer yer ödemsi görünüm ve ayrışmalar dikkati çekti. Belirgin ödeme karşı spermatogenik epitel boyunun oldukça kısa olduğu da ayırtedildi. Lümende olgun spermiyumlar son derece azdı. Radyasyon+melatonin uygulaması yapılan grupta seminifer tübül yapısının radyasyon grubuna karşı korunduğu; epitel boyunun kontrole benzer görünümde olduğu görüldü. Masson trikrom boyası bulgularında ise; kontrol ve melatonin grubundaki bulgular Hematoksilen-Eozin boyamasındaki testis dokusu örneklerine eşteşti. Radyasyon uygulanan grupta seminifer tübülleri oluşturan hücrelerdeki tüm yapısal değişimler ve epitel boyunun kısalması belirgindi. Radyasyon +melatonin uygulanan grupta da tüplerdeki dejenerasyonun azaldığı dikkat çekti.İstatistiksel olarak da; radyasyon uygulanan grupta seminifer tübül çapının genişlediği ve epitel boyunun azaldığı belirlendi. PAS boyaması bulguları değerlendirildiğinde; kontrol ve melatonin grubunda bazal membran belirgin olarak ayırt ediliyordu. Radyasyon uygulanan grupta seminifer tüplerin şekillerinin bozulmasına koşut olarak bazal membranın kıvrıntılı seyir gösterdiği yer yer kalınlaştığı dikkati çekti. Radyasyon+ melatonin uygulanan grupta ise bazal membranın yer yer kalınlığını koruduğu izlenirken yapının oldukça normal olduğu ayırt ediliyordu. İstatistiksel olarak da, radyasyon ve radyasyon+ melatonin gruplarında bazal lamina kalınlığının arttığı belirlendi. Işık mikroskobik ve istatistiksel bulgular birbirlerini destekliyordu. Sonuç olarak yüksek doz cep telefonu radyasyonunun testis histolojik yapısına, özellikle spermatogenezis ve spermiyogenezis düzeyinde etkili olduğu belirlenirken, melatoninin koruyucu özellik gösterdiği kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler : Cep telefonu, Radyasyon, Melatonin, Testis
1800 ve 2100 mhz elektromanyetik alanın sıçanlarda açlık-tokluk hormonları, yeme davranışı ve obezite üzerine etkisi
Toplumlar hızla şişmanlamaktadır. TURDEP-II çalışması göstermiştir ki 12 yıllık kısa bir sürede bile genel olarak Türkiye ortalaması 6-8 kg artmıştır. Bunun sonucunda obezite sıklığı da %44 artmıştır.Obezite artışı, artan teknoloji ile beraber kolaylaşan yaşam biçimine bağlı fiziksel aktivitede azalma ve modern yaşamdaki beslenme alışkanlığındaki değişime bağlanmaktadır. Obezite üzerinde etkili olabilecek diğer çevresel faktörlerin de belirlenip ortaya konmalıdır. Yoğun elektromanyetik alan oluşturan cep telefonları ve bunların kullanımının hızlıca artması ile beyin parankimi, dolayısıyla iştahın düzenlendiği hipotalamus, çok fazla elektromanyetik alana maruz kalıyor olabilir.Bu çalışmada elektromanyetik alana maruz kalan deney hayvanlarının; (a) açlık-tokluk hormonlarında ortaya çıkan değişiklikleri ve kilolarında gelişebilecek değişimi, (b) kilo almayı açıklayabilecek davranış değişikliklerini saptamayı amaçladık.Çalışma 42 Spragu Dawley sıçanla yapıldı. Çalışmanın sonucunda; 1800 MHz veya 2100MHz EMA uygulaması vücut ağırlığı üzerinde anlamlı bir değişikliğe sebep olmadı. EMA uygulamasının MSH dışındaki açlık-tokluk hormonlarından CART, AgRP ve Nöropeptid Y üzerine anlamlı bir etkisinin olmadığı görüldü. EMA'ya bağlı ağrı eşikleri anlamlı oranda azaldı (ağrıya duyarlılık arttı). EMA öncesi ve sonrası yükseltilmiş artı testi ölçümlerinde anlamlı fark saptanmadı. 1800 Mhz ve 2100 Mhz EMA alan gruplarda şahlanma davranışı anlamlı olarak arttı.Çalışmamızda 1800 Mhz ve 2100 Mhz gibi doku penetransının az olduğu yüksek frekans uygulanmış olması kilo artışının olmamasının bir sebebi olabilir. Kilo aldıracak derecede bir termal etkisinin olmayışının yanı sıra EMA, iştah merkezi olan hipotalamustaki açlık-tokluk hormon dengesini de etkilememiştir.Sonuçta; EMA ile MSH hormon düzeyindeki azalma, şahlanmadaki artış Non-iyonizan ışınların canlılar üzerinde etkilerinin olabileceğinin delili olarak yorumlanabilir ve bu alanının çok iyi kurgulanmış yeni araştırmalara ihtiyacı olduğunun ifadesi olabilir.
900 megahertz elektromanyetik alanın adolesan erkek sıçanların hipokampus morfolojisi ve öğrenme davranışı üzerine etkisi
Çalışmanın amacı, 900 megahertz elektromanyetik alana (EMA) maruz kalan adolesan erkek sıçanların hipokampus morfolojisi ve öğrenme davranışında meydana gelen değişikliklerin araştırılmasıdır. Çalışmada 3 haftalık, 24 adet Spraque Dawley tipi erkek sıçanlar, her grupta eşit sayıda olmak üzere kontrol, sham ve EMA gruplarına ayrıldılar. EMA grubu sıçanlar, EMA kafesi içerisinde 900 megahertz EMA'a maruz bırakılırken, sham grubu sıçanlar aynı kafes içerisine herhangi bir etkiye maruz bırakılmadan tutuldular. Kontrol grubuna ise herhangi bir uygulama yapılmadı. 25 günlük EMA uygulamasının bitiminde, sıçanların öğrenme ve hafıza performanslarını tespit etmek için pasif sakınma, sekiz kollu ışınsal labirent ve Y-labirent testleri yapıldı. Lokomotor aktiviteyi değerlendirmek için açık alan ve rotarod testleri uygulandı. Testler bittiğinde hayvanlar sakrifiye edilerek beyinleri çıkartıldı. Histolojik doku takibinden sonra, dokulardan kesitler alındı ve toluidine bule ile boyandı. Stereolojik yöntemlerden optik disektör yöntemiyle hipokampusun CA1, CA2, CA3 ve hilus bölgelerinde piramidal, dentat girus bölgesinde ise granüler hücre sayılarına bakıldı. Aynı bölgelerde histopatolojik değerlendirme yapıldı. Biyokimyasal olarak dokuda oksidatif stres parametrelerinden malondialdehit, süperoksit dismutaz, glutatyon ve katalaz değerlerine bakıldı. Histopatolojik değerlendirmede EMA grubunun hipokampus bölgesinde vakuolizasyon, piramidal ve granüler hücre yapısında bozulmalar izlendi. Stereolojik analizlerde EMA grubunun granüler ve piramidal hücre sayılarının anlamlı derecede arttığı tespit edildi. Biyokimyasal analizlerde EMA grubu'nun süperoksit dismutaz aktivitesinin anlamlı derecede arttığı gözlendi. Tüm gruplarda öğrenme, hafıza ve lokomotor davranış testlerinde anlamlı bir değişiklik olmadığı tespit edildi. Sonuç olarak, adolesan dönemde uygulanan 900 megahertz EMA'nın, erkek sıçanların hipokampus bölgesinde nöron artışına neden olduğu, morfolojik yapıda değişiklikler meydana getirdiği, öğrenme, hafıza ve lokomotor davranışlarında değişikliklere neden olmadığı söylenebilir.
900 megahertz elektromanyetik alanın orta ve geç adolesan dönemdeki sıçanların ovaryumu üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı orta ve geç adolesan dönemlerinde 900 MHz elektromanyetik alan (EMA) etkisine maruz kalan sıçanların ovaryumlarında meydana gelen değişikliklerin histolojik ve biyokimyasal yöntemler kullanarak araştırılmasıdır. Çalışmada 34 günlük 24 adet Spraque Dawley tipi dişi sıçan kullanıldı. Sıçanlar her grupta eşit sayıda olmak üzere kontrol, sham ve EMA gruplarına ayrıldılar. EMA grubu sıçanlar, postnatal 35-59. günleri arasında, her gün aynı saatte, bir saat süreyle EMA kafesi içerisinde 900 megahertz EMA etkisine maruz bırakıldılar. Sham grubu sıçanlar ise postnatal 35-59. günler arasında EMA grubu ile aynı süre ve zamanda, herhangi bir etkiye maruz bırakılmadan EMA kafesi içerisine tutuldular. Kontrol grubuna ise herhangi bir işlem yapılmadı. Çalışmanın bitiminde (postnatal 60 gün) sıçanların anestezi altında ovaryumları çıkarıldı, kan örnekleri alınarak sakrifiye edildi. Sağ ovaryum dokuları rutin doku takip işlemlerinden geçirildikten sonra, kesildi ve hematoksilen eozin, peryodik asit shift ve masson trikrom ile boyanarak ışık mikroskobunda histopatolojik değerlendirmeleri ve skorlamaları yapıldı. Hematoksilen eozin boyalı ovaryum kesitlerinde follikül sayımı yapıldı. Apopitozisi değerlendirmek için TUNEL yöntemi kullanıldı. Sol ovaryum dokusunda ve kan örneklerinde ise biyokimyasal olarak malondialdehit (MSH), glutatyon (GSH), katalaz (CAT), süperoksid dismutaz (SOD), 8-Hidroksi-Deoksiguanozin (8-OHdG), 3-nitrotirozin (3-NT) ve anti müllerian hormon (AMH) değerlerine bakıldı. Serumda toplam antioksidan (TAS) ve oksidan (TOS) durumlarına bakıldı, oksidatif stres indeks (OSİ) hesaplaması yapıldı. Yapılan histopatolojik değerlendirmelerde, EMA grubunun ovaryum dokusunun zona granuloza ve teka tabakalarında incelme, granuloza hücrelerinde küçülme, hiperkromazi, mitotik aktivitede azalma, folliküllerde ve stromada lökosit infiltrasyonu izlendi. EMA grubunda sekonder follikül sayısının diğer gruplara göre anlamlı derecede azaldığı gözlendi. Biyokimyasal olarak EMA ve sham grubunun doku SOD, CAT ve AMH, EMA grubunun 3-NT değerlerinin kontrol grubuna göre anlamlı derecede arttıkları saptandı. EMA ve Sham grubunun serum CAT ve 8-OHdG değerlerinin kontrol grubuna göre, EMA grubunun TOS ve OSI değerlerinin kontrol ve sham gruplarına göre anlamlı derecede arttığı saptandı. Sonuç olarak orta ve geç adelosan dönemde uygulanan 900 megahertz EMA'nın sıçan ovaryumunun morfolojisinde ve biyokimyasında değişikliklere neden olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Elektromanyetik alan, orta ve geç adolesan dönem, ovaryum, sıçan
900 megahertz elektromanyetik alanın adölosan dönemde sıçanların büyüme plağı üzerine etkisi
ÖZET Amaç : Bu çalışmada EMA'nın adölesan iskelet gelişimi üzerindeki etkilerinin tespit edilmesi için; EMA'nın adölesan dönemde epifizyel büyüme plağı üzerine olabilecek muhtemel etkilerini araştırmayı amaçladık Materyal metod: Sıçanlar rastgele 3 eşit gruba ayrıldılar. Kontrol grubuna (K) ilave herhangi bir uygulama yapılmadı. EMA etkisine maruz bırakılan gruptaki (E) sıçanlar her gün 1 saat süreyle kesintisiz 900 MHz EMA etkisine maruz bırakıldı. Sham grubuna (S) her gün bir saat EMA uygulanmaksızın pleksiglass fanus içinde tutuldu. Deney bitiminde sakrifiye edilen sıçanların bacakları diz ekleminden ampute edildi. Preperatta ratgele seçilen 3 farklı bölgeden epifizin total uzunluğu ve her bir zonun ( dinlenme, proliferasyon, hipertrofi) uzunlukları ölçüldü. Ayrıca her bir preperatta rastgele seçilen 3 farklı alanda; epifizyal plağın kahverengi nukleuslu TUNEL (+) kıkırdak hücreleri apopitotik olarak kabul edilerek apopitotik hücrelerin sayısı yüzde olarak ifade edildi. Bulgular : Apopitozun fizis katmanlarından en fazla hipertrofi katmanında gözükmesine rağmen elektromanyetik alana maruz kalan farelerin kontrol gruplarıyla kıyaslandığında hipertrofi katmanlarında apopitoz açısından anlamlı bir ilişki olmadığı görülmekte fakat proliferatif ve dinlenme katmanlarında anlamlı değişiklikler olduğu saptanmıştır. Fizis katmanları arasındaki uzunluklar karşılaştırıldığında toplam fizis katmanlarının uzunluğunun elekromanyetik alana maruz kalmayla değişmediği bunun yanında dinlenme katmanında elektromanyetik alana maruziyet ile anlamlı değişiklikler olduğu gözlemlenmiştir. Elektromanyetik alana maruziyet sonucunda fizisteki apoptoz ve katmanların tümünün uzunlukları arasındaki ilişkiye baktığımızda fizis katmanlarının toplam uzunluğu ile apopitoz arasında anlamlı bir ilişki olmadığı bunun yanında dinlenme katmanında EMA'a maruziyet ile apopitoz ve katman yükseklikleri arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç : Sonuç olarak EMA, hem apopitozis hem de uzunluk anlamında fizisin bazı katmanlarında anlamlı değişikliklere neden olduğu gözlemlenmiştir. EMA 'nın fizisin normal yapısında değişikliklere neden olduğu açıkça belli olmasına rağmen bunun olumlu ya da olumsuz mu olduğu karmaşık olup bu konudaki çalışmaların daha ileri düzeyde yapılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler : Elektromanyetik alan , Büyüme plağı , Apopitozis, Adölosan Rat
Postnatal 21 – 49. günler arasında uygulanan 900 mhz elektromanyetik alanın farklı gelişim dönemlerindeki erkek sıçanların hipokampus morfolojisine etkisi
Çalışmanın amacı, 900 megahertz (MHz) elektromanyetik alan (EMA) etkisine maruz kalan erkek sıçanların, farklı gelişim dönemlerinde hipokampus morfolojisinde meydana gelebilecek olan değişikliklerin araştırılmasıdır. Çalışmada 21 günlük, 36 adet Spraque Dawley cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar her bir grupta eşit sayıda olacak şekilde (n = 6), Kontrol 1, Kontrol 2, Sham 1, Sham 2, EMA 1 ve EMA 2 olarak gruplarına ayrıldılar. EMA gruplarına ait sıçanlara, EMA uygulama kafesi içerisinde 21. günden itibaren 29 gün boyunca günde 1 saat süre ile kesintisiz 900 MHz EMA uygulandı. Sham gruplarına ait sıçanlar 29 gün boyunca günde 1 saat süre ile EMA uygulaması yapılmaksızın EMA kafesinde tutuldular. Kontrol gruplarına ait sıçanlara ise herhangi bir uygulama yapılmadı. Kontrol 1, Sham 1, EMA 1 grupları 50. günde; Kontrol 2, Sham 2 ve EMA 2 grupları ise 79. günde sakrifiye edildiler. 2. grup sıçanlara 50-79. günler arasında herhangi bir uygulama yapılmadı. Sakrifiye edilen sıçanların beyinleri çıkarıldı, rutin histolojik aşamalardan geçirilerek bloklandı ve mikrotom yardımıyla kesildi. Elde edilen kesitler; cresyl fast violet, hematoksilen eozin (H&E) ve TUNEL ile boyandı. Cresyl fast violet ile boyalı kesitlerde stereolojik yöntemler kullanılarak hipokampusun cornu ammonis bölgesinde piramidal nöron sayımı yapıldı. Ayrıca H&E ve cresyl fast violet ile boyanmış kesitlerde histopatolojik, TUNEL metodu ile boyalı kesitlerde apoptotik indeks değerlendirmeleri yapıldı. Histopatolojik değerlendirmelerde EMA gruplarının kesitlerinde hipokampus bölgesinde vakuolizasyon, koyu sitoplazmalı piramidal hücreler, hücre diziliminde düzensizlikler ve hilus bölgesinde kısmi açılmalar tespit edildi. EMA gruplarının apoptotik indeks değerleri diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. Stereolojik analizlerde EMA gruplarının piramidal hücre sayısının diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı ancak EMA grupları arasında anlamlı bir farkın olmadığı tespit edildi. Sonuç olarak çalışma bulgularımızdan yola çıkarak postnatal 21 – 49. günlerde uygulanan 900 MHz EMA'nın erkek sıçanların hipokampus bölgesinde histopatolojik değişikliklere ve piramidal hücre sayısında azalmaya neden olduğunu, EMA maruziyetinin olmadığı 50- 79. günler arasında da EMA etkisinin devam ettiğini söyleyebiliriz.
Afşin-Elbistan santralleri bölgesinde EM alan haritası çıkarılması ve çevrede yaşayanlarda sağlık durumunun değerlendirilmesi
Günümüzde enerjiye olan ihtiyaç hızla artmakta ve buna bağlı olarak başta kömüre dayalı termik santraller olmak üzere birçok enerji üreten tesisler inşa edilerek devreye alınmaktadır. Bu santraller ile bağlı maden sahalarında yer alan şalt sahaları ve üretilen enerjinin iletildiği Yüksek Gerilim Hatları (YGH), hem bu işyerlerinde çalışanları hem de Şalt sahaları ve YGH'lara yakın oturan halkı etkilemektedir. Bu tür sanayileşmenin beraberinde bazı sorunları da getirmesi doğaldır. Bunlardan bir tanesi de Termik santraller ve maden sahalarında kurulu olan şalt sahaları ile YGH'lardan ortaya çıkan Elektro Manyetik (EM) alanlardır. EM alanların hem çalışanların sağlığı üzerindeki etkilerini hem de bu kaynaklara yakın oturan halk üzerindeki etkilerini ortaya çıkarmak, ilgili kişileri ve kurumları konudan haberdar etmek gerekmektedir. Bu araştırmanın amacı bir termik santral bölgesine komşu olan Çoğulhan Beldesi'nde elektromanyetik alan ölçümleri yaparak, yerleşik halkın maruz kaldığı EM alanın yerleşik halk üzerindeki olası etkisini belirlemektir.2009 yılında Kahramanmaraş ili Afşin İlçesi Çoğulhan Beldesi'nde geçekleştirilen çalışma tanımlayıcı tiptedir. Araştırmada EM alan haritası çıkarabilmek için Çoğulhan Beldesi'nde toplam 713 noktada EM alan ölçümü yapılmıştır. Çoğulhan Beldesi'nde EM alan düzeyi 1.38±0.03 ile 27.02±0.47 mG arasında değişmekte olup, en düşük ölçüm değerleri termik santral şalt sahalarına ve YGH'lara uzak noktalarda kaydedilirken en yüksek düzey 380 kV YGH'ın altında saptanmıştır. Çoğulhan Beldesi EM alan ölçüm sonuçlarının aritmetik ortalaması 2.86±3.60 olarak gerçekleşmiştir. Bu değerler, şehir ortalamasının 2 mG manyetik alan değerinden yüksek olduğunu göstermektedir.Araştırma sonucunda kadınların EM alanlara daha hassas olduğu tespit edilmiştir. Cinsiyet farklılığına göre tanısı konmuş hastalıklar arasındaki fark (p=0.005), kadınlarda alerjik hastalıklar (p=0.0015) ve kadınlarda migrenin görülme sıklığı (p=0.006) istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ayrıca, beldede anket uygulanan kadınlar arasında istemsiz düşük sıklığı, beldede oturma süresine göre istatiksel olarak anlamlıdır (p=0.005).Araştırmanın sonuçları genel olarak literatürde yer alan EM alan ölçüm değerleri ve sağlık etkileri ile benzerdir.
Tünellerde radyo dalgası yayılımı modellenmesi
Bu çalışmada temel amaç, tünel tipindeki yapılarda elektromanyetik yayılımın incelenmesidir. Duvarlar üzerinde oluşan yansıma, kırınım etkileri kullanılan yöntemlerle incelenmiştir. Bu çalışmada, uniform yüzey empedanslı bir köşenin kanoniksel problemine çözüm bulunmaya çalışılmıştır. Bir tünel duvar bileşenleri uniform yüzey empedansına sahip duvarlar olarak modellenmiştir. İki yüzeyi farklı empedans sınır şartlarına sahip dik açılı bir köşeden kırınım durumu incelenmiştir.
Radyo frekans radyasyonun; hamile ve hamile olmayan tavşanlarda dna ve oksidatif hasara etkilerinin hplc ve spektrofotometrik yöntemlerle incelenmesi
Çalışmada, GSM benzeri pulslu RF sinyallere vücutlarının tümü maruz bırakılan aynı yaş grubundaki hamile ve hamile olmayan Yeni Zelanda ırkı yetişkin tavşanlarla, anne karnında fetüs olarak bu alanlara maruz kalan yeni doğan yavruların karaciğer dokularındaki DNA ve lipid moleküllerinde meydana gelen oksidatif hasar biyokimyasal olarak incelendi. Toplam 36 adet hamile ve hamile olmayan Yeni Zelanda ırkı yetişkin tavşanlar; her biri 9 tavşandan oluşan dört gruba ayrıldı: i. Grup I (Hamile olmayan-Kontrol ), ii. Grup II (Hamile olmayan-RF maruziyeti), iii. Grup III (Hamile-Kontrol), iv. Grup IV (Hamile-RF maruziyeti). Hamile yetişkinlere ait yeni doğanlarda iki grupta incelendi: v. Grup V (Grup III' ün yeni doğanları ) ve vi. Grup VI (Grup IV' ün yeni doğanları). Hamile ve hamile olmayan yetişkin tavşanlar 1800 MHz RF radyasyona günde 15 dakika olmak üzere 1 hafta boyunca maruz bırakıldıKaraciğer DNA 8OHdG/dG miktarları, Andican ve ark. (2004) HPLC metodu ile karaciğer MDA seviyeleri ise Uchiyama ve Mihara (1978)' nın spektrofotometrik yöntemi kullanılarak analiz edildi. Yetişkin maruziyet gruplarının (Grup II ve Grup IV) karaciğer DNA 8OHdG/dG miktarlarında kontrol gruplarına (Grup I ve Grup III) göre bir farklılık olmadığı, ancak Grup II ve Grup IV' ün karaciğer MDA seviyelerinde, Grup I' e göre istatistiksel anlamlı bir artışın olduğu tespit edildi. Anne karnında RF alanlara maruz kalan yenidoğan yavruların hem karaciğer DNA 8OHdG/dG miktarlarında hemde MDA seviyelerinde, anne karnında bu alanlara maruz kalmayan yavruların karaciğer DNA 8OHdG/dG miktarlarına ve MDA seviyelerine göre bir farklılık göstermediği de saptandı. Ayrıca, maruziyet sonrası hamile yetişkin tavşanların (Grup IV) vücut ağırlıklarında ise hamile kontrol grubuna (Grup III) göre çok az da olsa bir azalmanın olduğu ancak bu azalmanın istatistiksel bir anlam taşımadığı tespit edildiÇalışmadan elde edilen veriler değerlendirildiğinde, 1800 MHz GSM benzeri RF alanlara tüm vücut maruziyetinin lipidlerde hasar meydana getirebileceği, bu hasarın dokuda meydana gelebilecek diğer oksijen toksisite olaylarının bir göstergesi olabileği ancak DNA' da hasar meydana getirebilecek düzeyde olmadığı sonucuna varılmıştırLiteratür araştırmalarından elde ettiğimiz veriler doğrultusunda, cep telefonundan kaynaklı RF radyasyonun karaciğer dokusunda DNA ve lipidlerde meydana getirebileceği oksidatif hasarı araştıran çalışmaların henüz mevcut olmadığını görmekteyiz. Bu nedenle, bu çalışma gelecek hamile çalışmaları için referans olma özelliği taşımaktadır. Ayrıca, hamile bireylerin RF maruziyeti üzerine yapılacak araştırmaların sayıca arttırılması; ulusal ve uluslararası standartların oluşturulması bakımından büyük önem taşımaktadır.
Pulslu manyetik alan uygulamasının sıçanlarda glikoz metabolizması üzerine etkilerinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada, pulslu manyetik alan uygulanan sıçanların glukoz metabolizması üzerine etkileri incelendi. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 23 adet Wistar Albino sıçan kullanıldı. Sıçanlar kontrol grubu (n=7), PEMA grubu (n=8) ve PEMA+Cvit. grubu (n=8) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Deneye başlamadan önce sıçanların ağırlık ölçümleri yapıldı. PEMA ve PEMA+Cvit. grupları 4 hafta boyunca 08.00 ile 12.00 saatleri arasında oluşturulan pulslu manyetik alana maruz bırakıldı. Kontrol grubu da manyetik alan oluşturulmadan aynı çevre şartlarına maruz bırakıldı. Manyetik alan uygulanmadan önce kontrol ve PEMA gruplarına gavaj yolu ile çeşme suyu verildi. PEMA+Cvit. grubuna da gavaj yolu ile C vitamini verildi. Dört haftalık deney periyodunun sonunda vücut ağırlıkları, serum, mide dokusu, karaciğer dokusu ve böbrek dokusu insülin, glukagon, GLP-1, SIRT1, TAS ve TOS düzeyleri belirlendi. Patolojik inceleme için beyin, pankreas ve karaciğer dokuları incelendi. Bulgular: Pulslu manyetik alan uygulamasının glukoz metabolizmasının düzenlenmesinde etki eden hormonları sentezleyen ve koordine eden beyin, pankreas ve karaciğer dokuları üzerinde patolojik bir hasar oluşturmadığı görüldü. Ayrıca mide dokusunda insülin, GLP-1, SIRT1 ve TAS değerlerinde artışın olduğu ve bu durumunda beslenme sonrası kan glukoz düzeyini etkileyen mide motilitesi üzerine olumlu etkilerinin olduğu belirlendi. Aynı zamanda böbrek dokusu insülin değerinde de artışa yol açtığı, bu artışlarında istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. Serum ve karaciğer dokularında bakılan değerlerde ise istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olmadığı tespit edildi. Sonuç: Pulslu manyetik alan uygulaması glukoz metabolizması üzerine olumlu yönden etkilemiştir. Anahtar sözcükler: Pulslu manyetik alan (PEMA), Glukoz metabolizması, Vitamin C, TAS, TOS, Glukagon like peptide-1 (GLP-1), SIRT1
Electromagnetic scattered field analysis of 2D wedge geometries with HFA techniques and FDTD method
In this thesis, electromagnetic scattered field analysis of two dimensional non-penetrable wedge geometry have been investigated with both high frequency asymptotic techniques (HFA) and finite difference time domain (FDTD) method.Among HFA techniques, Physical optics (PO), Physical theory of diffraction (PTD), Unified theory of diffraction (UTD), Parabolic equation (PE), Exact series and Exact integral methods are applied to inspect electromagnetic scattering behavior of two dimensional non-penetrable wedge geometry analytically.As a numerical technique, finite difference time domain (FDTD) method and the important aspects in its implementation are explained briefly. Also, absorbing boundary conditions and modeling issues are investigated. Meshing algorithm is developed to reduce staircase modeling errors which is formed by the application of standard Yee algorithm. In order to show the qualification of FDTD method, some examples are presented with HFA results.A novel Matlab based softwares WEDGE GUI and WEDGE FDTD GUI are also presented with thesis. The former was developed to analyze two dimensional perfect electric conductor (PEC) wedge geometries with various HFA methods. The latter was developed to analyze same geometry with finite difference time domain (FDTD) method. Source codes of these programs can be found in the CD given with this thesis.