Commercial law
86 theses under this subject heading
Limited şirketlerde ortaklıktan çıkma ve çıkarılma
Ülkemizde kuruluşunun kolaylığı, diğer bazı şirketlere nazaran kuruluşunun daha masrafsız oluşu, sınırlı sorumluluk ilkesi gereğince limited şirketin borçlarından ortakların sınırlı olarak sorumlu olması gibi sebeplerden ötürü limited şirketler, diğer şirketlerle kıyaslandığında daha çok tercih edilmektedir. Limited şirketler, her ne kadar 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 124/2. maddesinde sermaye şirketi olarak sayılsa da tipik bir sermaye şirketi niteliği taşımamaktadır. Limited şirket, bir sermaye şirketi olan anonim şirketlerden farklı olarak, şirket ortaklarının şahsi özelliklerinin öne çıktığı bir sermaye şirketidir. Limited şirkette, şahıs şirketine yaklaşan bir özellik olarak ortaklar arasındaki bağ daha sıkıdır ve güven unsuru önem arz etmektedir. Şirket ilişkisi şirket ve ortaklar arasında bir hukuki bağ teşkil etmekle birlikte şirketin menfaati bakımından önem arz eden durumlarda bazen ortakla şirket arasındaki ilişki sonlandırılabilmektedir. Bu nedenle ortağın şirketten ayrılması ile sorunun çözülebileceği hâllerde ortağın şirketten ayrılmasıyla şirketin iktisadi hayatta devamlılığı ve şirketin ayakta tutulması sağlanır. Şirketler hukukunda "ayrılma", şirketin feshine veya infisahına neden olmaksızın ortağın şirketle bağının kesildiği ve ortağın ortaklığa ilişkin hak ve yükümlülüklerinin sona erdiği bütün halleri kapsayan bir üst kavram niteliğindedir. Dolayısıyla ayrılma; çıkma ve çıkarılmayı da kapsar. Çalışmamızın konusunu oluşturan çıkma ve çıkarılma halleri ayrılmanın birer türü olarak düşünülebilir. Çalışmamızda Türk Ticaret Kanunu'nda sona erme ve ayrılma bölümü altında düzenlenen ortaklıktan çıkma ve çıkarılma hakkı, çıkma ve çıkarılma halleri, çıkmaya katılma hakkı ile çıkma ve çıkarılmanın sonuçlarıyla birlikte ayrılma akçesi incelenecektir.
Kişisel Verilerin Korunması Hukukunda ticari elektronik ileti
Ticari elektronik iletiler, istenmeyen iletilerin en yaygın türlerinden biridir. Elektronik ticaretin büyümesi, iletileri daha da yaygınlaştırmıştır. Elektronik ticaret hukuku, ticari elektronik ileti gönderimini ve içeriğini belirli kurallara bağlamıştır. Ticari elektronik ileti gönderimi aynı zamanda kişisel veri işleme faaliyeti teşkil eder. Dolayısıyla ileti gönderiminde kişisel verilerin korunması hukukunun normları da dikkate alınmalıdır. Fakat her iki hukuk dalının faaliyet için olumlu irade beyanı araması ve konunun disiplinler arası niteliği karışıklığa sebep olmaktadır. Bu nedenle, bu çalışmada ticari elektronik ileti gönderimi kişisel verilerin korunması hukukunun bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Söz konusu sorunun çözümü için öncelikle kişisel verilerin korunması hukuku incelenmiştir. İkinci olarak ticari elektronik ileti ile ilgili kavram ve müesseselerin kişisel verilerin korunması hukuku bakımından ne anlam ifade ettiği belirlenmiştir. Daha sonra iki hukuk dalına ait normların ticari elektronik ileti gönderimine nasıl uygulanacağı tespit edilmiştir. Böylece ticari elektronik ileti gönderiminin kişisel verilerin korunması hukuku bakımından nasıl incelenmesi gerektiği ortaya konulmuştur. Bu bağlamda elektronik ticaret hukukunun ticari elektronik ileti göndermeye cevaz veren kurumları kişisel verilerin korunması hukukundaki veri işleme şartlarını sağladığı saptanmıştır. Bu sayede kişisel verilerin korunması hukukunun veri işleme şartı dışındaki gerekliliklerine alanın ruhuna daha uygun meşru bir zemin bulunmuştur. Aynı zamanda tek bir faaliyet için iki ayrı olumlu irade beyanına gerek olmadığı tespit edilmiştir.
Elektronik ticarette hakim durumun kötüye kullanılması
Alım ve satıma yönelik ticari faaliyetlerin çevrimiçi ağlar üzerinden gerçekleşmesi olarak tanımlanan elektronik ticaret, genel ticaret hacmindeki payını günden güne arttırmaktadır. İnternet, zaman ve mekân algısını ortadan kaldırarak, tüketici ve satıcıyı her daim elektronik ortamda buluşturabilen elektronik pazaryerlerinin doğmasına sebep olmuştur. Elektronik pazaryerlerinin kendine özgü yapısı, bu pazarların geleneksel pazarlara alternatif bir satış kanalı olarak mı ayrı bir pazar olarak mı tanımlanacağı, pazarın coğrafi sınırlarının nasıl çizileceği, bu pazarlarda hakim durum tespitinin nasıl yapılacağı sorularına cevap aranması gerekliliğini doğurmuştur. Ticaretin yeni gelişmeye başladığı dönemlerden beri kartelleşmeyi yasaklayarak iktisadi refahı ön planla tutan rekabet hukuku kapsamında günden güne işlem hacmi ve pazar payını artıran büyük teknoloji şirketleri bakımından yeni rekabetçi endişeler doğmuştur. Atlantik'in her iki yakasındaki rekabet otoriteleri, büyük pazar payına sahip olan bu şirketlerin davranışlarını mercek altına almıştır. Bu kapsamda, son yıllarda Google, Microsoft, Amazon, Facebook, Apple, Booking, Yemeksepeti, Sahibinden.com gibi faaliyet gösterdikleri elektronik pazaryerlerinde hakim durumdaki teşebbüslerin eylemleri kötüye kullanma bakımından incelemeye tabi tutulmuştur. Elektronik ticarette hakim durumun kötüye kullanılması davranışlarına odaklanan çalışmamızda birinci bölümde elektronik ticaret kavramı, ikinci bölümde hakim durumun kötüye kullanılması kavramı genel hatlarıyla ve son olarak üçüncü bölümde, elektronik ticarette hakim durumun kötüye kullanılması ele alınmıştır. Bu kapsamdaki uyuşmazlıklara, ulusal rekabet otoriteleri, Avrupa Birliği Komisyonu, Avrupa Birliği Adalet Divanı kararları temelinde getirilen çözümler ile ABD'de mevcut yaklaşımlar birlikte değerlendirilmiştir. Sonuç itibarıyla, ticaretin elektronik ortama taşınması arama ve zaman maliyetlerinin düşmesine yol açmış, üretici ile tüketici doğrudan buluşabilme imkânına sahip olmuştur. Bu durum ekonomik anlamda etkinlik ve verimlilik artışına ortam hazırlamıştır. Elektronik ticaretin olumlu katkılarının sağlamış olduğu fayda ise, rekabet otoriteleri ve yargı organlarının önlerine gelen uyuşmazlıklarda, elektronik ticaretin kendi dinamikleriyle uyumlu, ihtiyaçlara hızla cevap veren ve sektördeki inovasyon hızını kesmeyecek hassas bir yaklaşım sergilemesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Anahtar Sözcükler Elektronik ticaret, hakim durumun kötüye kullanılması, elektronik ticarette hakim durumun kötüye kullanılması.
Ahmed Reşid Paşa'nın Hukûk-ı Ticaret [ikinci kitap-ticareti bahriye kısmı] adlı eserinin transkripsiyon ve değerlendirmesi
19. Yüzyıl Osmanlı Devleti açısından büyük değişim ve dönüşümün yaşandığı bir dönemdir. Osmanlı Devleti bütün kurumları ile bir yenileşmeye gitmiş ve çağa ayak uydurmakta zorlanan, zamana yenik düşen kurumları yenileri ile değiştirmiştir. Bu dönemde değişiklik yaşanan alanlardan bir tanesi de hukuk alanıdır. Tanzimat Döneminden önce 19. Yüzyılın başlarında başlayan bu süreç Tanzimat Dönemi ile birlikte Osmanlı Hukuku da büyük bir değişim ve dönüşüme sahne olmuştur. 1850'de yeni bir Ticaret Kânûnu oluşturulmuştur. Bu tarihten itibaren Ticaret Hukukunda yaşanan gelişmeler Ahmed Reşid tarafından 1895 yılında Hukuk-u Ticaret adı ile neşredilmiştir. Aslen Safranbolulu olan Ahmed Reşid Paşa 10 Nisan 1858'te İstanbul'da dünyaya gelmiştir. Hukuk Mektebi'ni bitirdikten sonra Şura-yı Devletin farklı kalemlerinde çalışmış daha sonrada Mülkiyede valiliğe kadar yükselmiştir. Devlet adamlığının yanında almış olduğu hukuk eğitimine binaen hukukçu kimliği ile Hukuk-u Ticaret adı ile müstakil bir eser kaleme almıştır. Osmanlı Devleti'ndeki hukuki gelişmeler açısından ana kaynaklardan biri olan adı geçen eser günümüze kadar transkripsiyon edilmemiştir. Bu derece kıymetli bir eserin bugüne kadar günümüz harflerine aktarılmamış olması bu eserin sınırlı sayıda araştırmacı tarafından kullanılmasına sebep olmuştur. Bu çalışma Hukuk-u Ticaret'in deniz ticaretine dair olan ikinci kitabını transkripsiyon ederek bu alandaki büyük bir eksikliği giderecek ve daha fazla araştırmacının bu eserden istifade etmesine imkân sunacaktır.
Marka hakkına tecavüz suçları
Standartlaştırılmış öznelerden oluşan ve tüketim toplumu tarafından oluşturulan piyasa, bu standartlaştırılmış özneleri sembolize ettiği kabul edilen marka işaretlerinin tanınması ve bu markaların ulusal ve uluslararası düzenlemelerle korunması temelinde teşekkül etmiştir. Günümüz piyasasında, markalar, temsil ettikleri ürünlerin önüne geçerek ayrıca metalaştırılmış ve hatta markanın üründen daha değerli olduğu bir sistem ortaya çıkmıştır. Doktrinde, iktisadi rekabetin entelektüel emekle ilgili yasal kurallara yol açan ekonomik ve sosyal sebep ve koşullardan biri olduğuna dair bir kabul görülmektedir. Serbest piyasa ekonomisi her dönemde kendi hukukunu yaratmakta olup bugün kabul edilen ekonomik sistem ve kamu düzeni anlayışı bağlamında, devletin görevlerinden biri de ekonomik düzeni, tehdit ve ihlallerden korumaktır. Ancak (özel) idari kolluk müdahaleleri düzeni korumak için yeterli değildir; medeni ve ceza hukuku kurallarına da ihtiyaç vardır. Marka ve patent, entelektüel sermaye ve bilgi ekonomisinin önemli bir göstergesi haline geldiğinde, marka değeri, şirketlerin değerini belirlemede ana etkenlerden biri haline gelmiş, değerleme etkisi sadece şirket üzerinde değil piyasada da kendini göstermektedir. Ticari markanın gücü daha önemli hale geldiğinde, yatırım ilişkileri üzerinde doğrudan bir etki ortaya çıkmaya başlamış; uluslararası düzeyde sistemi kontrol altında tutmak için, sözleşmeler süreci yürürlüğe girmiş; ulusal sınırlar dahilinde ise bilhassa ceza hukukuyla korunma yolları geliştirilmiştir. Öte yandan, bu fiillerin cezalandırılması tüketicilerin korunması, halk sağlığı ve vergi kayıplarının önlenmesi gibi başka nedenleri içermektedir. Ancak, bu v nedenler asıl hedefin sermaye ve piyasanın ceza hukuku ile korunması olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Türk hukukunda 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun yürürlüğe girmesi ile birlikte, fikri mülkiyet alanında uzun yıllar süren kanun hükmünde kararnameler dönemi sona ermiş, ceza hukuku düzenlemeleri de en nihayetinde kanunilik ilkesine uygun surette bir temele kavuşmuştur. Tez çalışmasında, mezkûr Kanun'da marka hakkına ilişkin suç ve ceza hükümleri suçun unsurları ve yargılama usulü açısından incelenmiş, öncesinde ise marka hukuku ile ilgili temel kavramlara, ekonomik yönüyle ilgili açıklamalara ve yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler Marka, iktibas, iltibas, tasarruf, marka işaretini kaldırma, tecavüz, devir, lisans, rehin, sözleşme, cezai koruma.
İnsansız hava aracı işletilmesinden doğan sorumluluk ve sorumluluğun sigortalanması
İnsansız hava araçlarının sayısındaki ve çeşitliliğindeki artışa paralel olarak insanlarla olan etkileşimin artması; hukuki açıdan, insansız hava araçları kaynaklı sorumluluk esaslarının belirlenmesini gerektirmektedir. Türk hukukunda insansız hava araçları, devlet insansız hava araçları ve Türk sivil insansız hava araçları olarak ikiye ayrılmaktadır. Çalışmamızda Türk sivil insansız hava araçları ele alınmıştır. Türk sivil insansız hava araçları ile gerçekleştirilen faaliyetler nedeniyle üçüncü kişilerin zarara uğraması, sorumluluk hukukunda, birçok sorumluluk türünün doğmasına neden olabilir. Çalışmamızda 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu madde 134 ve devamı hükümlerinde düzenlenen sivil hava aracı işletenin sorumluluğu incelenmiştir. İnsansız hava aracı işleteni, Türk Sivil Havacılık Kanunu madde 138, Sivil Hava Araçları Üçüncü Şahıs Mali Sorumluluk Sigortası Hakkında Yönetmelik madde 6 ve İnsansız Hava Aracı Sistemleri Talimatı (SHT-İHA) madde 10/2 uyarınca, insansız hava aracının işletilmesinden doğan sorumluluğunu sigortalatmak zorundadır. Çalışmamızda, insansız hava aracı işleteninin yaptırmak zorunda olduğu sigorta, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Sivil Hava Araçları Üçüncü Şahıs Mali Sorumluluk Sigortası Hakkında Yönetmelik hükümleri kapsamında açıklanmaya çalışılmıştır.
19. yüzyıl Osmanlısında ticaret hukukundaki dönüşümün iktisadi ilişkilere yansımaları: Kurumsal bir analiz
19. yüzyıl Osmanlı tarihinde özellikle Tanzimat'ın ilanından itibaren her alanda köklü değişim ve dönüşümlerin yaşandığı bir dönemdir. Tanzimat ismi "nizam" kökünden gelmektedir. Yabancı literatürde ise Tanzimat, legislation olarak da tabir edilmektedir. Bu dönem bu isimlere uygun bir şekilde kanunlaştırma faaliyetlerinin başladığı bir dönem olmuştur. Kanunlaştırmalar ilk olarak Ticaret Hukuku alanında başlamıştır. Osmanlı'nın ilk Ticaret Kanunu 1850 yılında Fransız Ticaret Kanunu'ndan çeviri yoluyla yürürlüğe girmiştir. Yaklaşık 20 yıl sonra Medeni Hukuk ve Borçlar Hukuku alanlarında bu defa İslam hukukunun kodifikasyonu yoluyla Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye ilan edilmiştir. Bu dönemde ayrıca kanunlaştırmalar yanında adli teşkilatta da değişiklikler yapılmış ve Osmanlı'nın mevcut yargı kurumlarının yanına ticaret mahkemeleri ve nizamiye mahkemeleri teşkil edilmiştir. Böylece yeni kanunların uygulanacağı yargı kurumları oluşturulmuştur. Bu süreçte bir taraftan birbirlerine zıt kökenlere sahip olan bu kanunlar beraber yürürlükte oldukları dönemde birbirlerinin boşluklarını doldurmuştur. Diğer taraftan faaliyet alanları birbirinden farklı olarak kurgulanan ve bu konuda gerekli düzenlemeler yapılan bu mahkemeler zaman zaman birbirlerini ikame etmiştir. Dolayısıyla Osmanlı hukuk tarihi açısından bu dönem bir yandan "hukukta ikilik" görünümündeyken, aynı zamanda mahkemeleri kullanacak ve kanunlardan yararlanacak kesimler için "hukuki çoğulculuk" ortamı izlenimi vermiştir. Çalışmada bu dönemde çeşitli ihtilaflar nedeniyle söz konusu mahkemelere başvuran taraflar arasında görülen davalardan iktisadi ve ticari olanlar seçilerek ilişki türleri ve tarafları gibi çeşitli açılardan değerlendirilmiştir. Ayrıca dava süreçleri ve sonucu, iktisadi gelişmeyi pek çok boyutu ile ele alan ve özellikle ticaret kanunlarındaki gelişim düzeyine bağlı olarak açıklayan kurumsal iktisadın kavramsal araçlarıyla analiz edilmiştir.
Milletlerarası Özel Hukukta kambiyo senetleri
Milletlerarası Özel Hukukta Kambiyo Senetleri başlığını taşıyan çalışmamız, üç bölümden oluşmaktadır. Bu konuyu seçmemizin başlıca nedeni, kambiyo senetleri alanında yapılan (veya yapılacak olan) yeknesaklaştırma çalışmalarının milletlerarası özel hukuk alanına etkilerini ortaya çıkarmaktır.Tezimizin Birinci Bölümünde, kambiyo senetleri (ticarî senetler) başlığı altında, öncelikle kanunlar ihtilâfı hukuku açısından önem arz eden kıymetli evrak ve kambiyo senetlerinin bazı konuları üzerinde genel hatlarıyla durulmuştur. Daha sonra, yabancılık unsuru, vasıflandırma, atıf, bağlama noktaları gibi kambiyo senetlerine ilişkin olarak ortaya çıkan kanunlar ihtilâfı hukukunun genel problemleri incelenmiştir. Son olarak, kambiyo senetlerine uygulanacak hukuka ilişkin olarak Cenevre Konvansiyonları sistemi ile Anglo-sakson hukuk sistemi genel olarak incelenmiştir.Tezimizin İkinci Bölümünde, milletlerarası özel hukuk düzenlemelerinde kambiyo senetleri başlığı altında, öncelikle kambiyo senetlerine ilişkin uyuşmazlıklarda milletlerarası yetki üzerinde durulmuştur. Bu konuya ilişkin olarak, Brüksel Konvansiyonu, Brüksel I Tüzüğü ve La Haye Konvansiyon taslağı gibi milletlerarası sözleşmeler incelenmiştir. Sonra, uygulanacak hukukun tespitinde faydalanılan taahhütlerin birliği ve taahhütlerin bağımsızlığı esasları ele alınmıştır. Anglo-sakson hukuk sisteminde kambiyo senetlerine ilişkin düzenlemeler incelendikten sonra, diğer sistem içinde kalan Cenevre konvansiyonları üzerinde durulmuştur.Tezimizin Üçüncü Bölümünde, Türk milletlerarası özel hukukunda kambiyo senetleri başlığı altında, yine öncelikle milletlerarası yetki konusu ele alınmıştır. Uygulanacak hukuk kısmında vasıflandırma üzerinde durulduktan sonra, önce poliçe ve bonolara uygulanacak hukuk, daha sonra çeke uygulanacak hukuk inceleme konusu yapılmıştır. Uygulanacak hukuka ilişkin incelemelerimizde önce ehliyet, şekil gibi kambiyo senedinin geçerlik şartlarına ilişkin konuları, sonra sırasıyla kambiyo taahhüdünün hükümlerine ve kambiyo taahhüdünün icrasına uygulanacak hukuk ile ilgili konular ele alınmıştır.
Yeni düzenlemeler ışığında karşılaştırmalı reklam yolu ile haksız rekabet
Bu çalışmanın amacı, karşılaştırmalı reklamın üreticiler ve tüketiciler açısından pazarlama alanında tercih edilen bir yöntem olması sebebiyle hukuka uygun kullanılmasının sağlanmasıdır. Bu amaçla çalışmamızın ilk bölümde haksız rekabet hallerinin reklam yoluyla yapılması incelenmiş, TTK'da haksız rekabetin hukuka uygunluk şartlarına değinilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde çalışmanın içerisinde sıkça kullanılan reklam, karşılaştırmalı reklam gibi terimlerin mevzuat ve doktrinde nasıl tanımlandığına değinilmiş ve şartları açıklanmıştır. Çalışmamızın son bölümünde ise Türk mevzuatında ve AB yönergelerinde karşılaştırmalı reklamla ilgili düzenlemeler üzerinde durulmuştur. Anahtar sözcükler: Karşılaştırmalı Reklamlar, Açık Karşılaştırma Yasağı, Ticari Reklamlar, Haksız Rekabet, Türk Ticaret Kanunu, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği, AB Yönergelerinde Karşılaştırmalı Reklam.
Anonim ve limited şirketlerde pay, kȃr payı ve yedek akçelerinedinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında tasfiyesi
743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi'nde eşler arasında aksi kararlaştırılmadığı sürece yasal mal rejimi olarak "mal ayrılığı rejimi" kabul edilmiş, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Yeni Yasa'da ise yasal mal rejimi "edinilmiş mallara katılma rejimi" olarak değiştirilmiştir. Bu rejim değişikliği taraflar arasındaki mal rejiminin tasfiyesinde köklü değişiklik ve sonuçları da beraberinde getirmiştir. Bu esaslı değişiklik, eşlerin sahip oldukları şirket pay ve gelirlerine ilişkin olarak da önemli etkiler doğurmuştur. Çalışmamız, edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi kapsamında Anonim ve Limited Şirketler bakımından şirket pay ve gelirlerinin tasfiyesine ilişkin değerlendirmelerle sınırlandırılmıştır. Çalışmamızın ilk bölümünde ticaret hukuku kapsamında şirket sermaye, pay, kâr payı ve yedek akçe kavramlarına ilişkin değerlendirmelere yer verilmiş, ikinci bölümde ise medeni hukuk kapsamında edinilmiş mallara katılma rejimine ilişkin düzenlemeler, kişisel mal niteliğindeki şirket pay ya da gelirleri, edinilmiş mal niteliğindeki sermaye, pay, kar payı ve yedek akçeler, sermaye artırımı halinde edinilen şirket payları, şirketlerde edinilmiş mal niteliğindeki mal varlığının tasfiyesi, ticaret hukuku ve işletme bölümü kapsamında şirket değerlemeleri ile gerek doktrin gerekse Yargıtay içtihatları nazara alınarak konu incelenmeye çalışılmıştır.
Uluslararası Ticaret Hukukunda vesaik mukabili ödeme
Uluslararası ticaretle ilgili alım satım sözleşmelerinde temel olan edimlerden birisi de ?ödeme? dir. Türk hukuk sisteminde kullanıldığı şekli ile ?Vesaik mukabili ödeme? uluslararası ticaretin önemli ödeme araçlarından birisidir.Uluslararası ticaret hukukunda bu konu hakkında tüm ülkeler açısından geçerli olan bir yasal düzenleme yoktur. Bu yüzden bazı örgütler, bu boşluğu doldurmayı amaçlamışlardır. Bu örgütlerden biri ?Uluslararası Ticaret Odası? dır. Uluslararası Ticaret Odası, uluslar arası ticaretin yeknesak kurallara bağlanmasını amaç edinmiştir. Bunun için bazı broşürler yayınlamaktadır. Vesaik Mukabili Ödeme' ye ilişkin olarak, URC 522 kısaltmasıyla anılan, ?Tahsiller İçin Yeknesak Kurallar? broşürünü yayınlamıştır. En son gözden geçirme çalışmaları 1995 yılında yapılmıştır. Bu yayının amacı, ortak dil ve anlayış birliğini sağlamak ve uluslar arası ticaretin daha hızlı, basit ve güvenli şekilde yürütülmesini gerçekleştirmektir.Türk hukuk sisteminde bu konuyu özel olarak düzenleyen bir yasa mevcut değildir. O yüzden uluslar arası ticaretle uğraşan kişilerin, vesaik mukabili ödeme yöntemini kullanarak ithalat-ihracat yapmak istediklerinde başvurabilecekleri kurallar URC 522 yayınıdır.Uluslararası ticarette taraflar URC 522 adıyla anılan yeknesak kuralların, kendi sözleşmelerine uygulanmasını sağlayabileceklerdir. Aksi durumda, yeknesak kurallar uygulanamayacaktır. Bu durumda, devletler özel hukuku kurallarına göre, söz konusu sözleşmeye uygulanacak hukukun tespiti gereklidir. Bu durumda ülkelerin milli hukuklarının, uluslar arası ticarete etkileri söz konusu olmaktadır. Yeknesak kuralların, kendiliğinden uygulanması söz konusu değildir.Uluslararası ticarette yeknesak kuralların varlığı olası problemleri en aza indirgemek açısından önemli ve gereklidir.
Bankalarda birleşme ve devralmalar
Bankalar, ekonominin vazgeçilmez kurumlarıdır. Dünyada ekonomik krizlerin yaşandığı bu son yıllarda, bankacılık ve finans sektörü güçlü olan ülkeler, diğer ülkelere göre bu krizi daha hafif atlatmaktadırlar. Banka birleşme ve devralmaları ise, bankaların güçlenmesine yol açmakta ve bu sayede mevduat sahipleri ve yatırımcılara güven vermektedir.Tezimizde, ihtiyari banka birleşme ve devralmaları incelenmiştir. Bu tür birleşme ve devralmalarda, devlet otoritesinin tarafların iradesine bir müdahalesi olmamaktadır fakat devlet otoritesinin izni ve onayı ile gerçekleşmektedir. Dolayısıyla, banka birleşme ve devralmaları sıkı bir denetim altındadır. Bu bağlamda, tezimizde, özellikle banka birleşme ve devralmalarının temel kavram ve ilkeleri, nedenleri, türleri, yasal kaynakları, usul işlemleri ile sonuç ve hükümsüzlüğü konuları, tüm hukuki boyutuyla incelenmeye çalışılmıştır. Belirtmek gerekir ki, incelememiz sırasında gerek yürürlükten kalkan gerekse de yürürlüğe giren yasalar beraber incelenmiş, aralarındaki farklara mümkün olduğunca değinilmeye çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Banka, Birleşme ve Devralmalar, Mevduat, BDDK.
Anonim şirketlerde özel denetim isteme hakkı
6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda tek madde olarak düzenlenen özel denetim isteme hakkı, uygulamada yaşanılan aksaklıklar ve doktrindeki tartışmalar sonucu 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir. Yürürlükten kaldırılan Kanun döneminde 348. Maddede düzenlenen özel denetim isteme hakkı, TTK'nın 438 ila 444. maddeler arasında düzenlenmiştir. Yeni Kanun ile bu hakkı kimlerin kullanabileceği, hakkın kullanımının sonuçları, özel denetçinin kimin tarafından seçileceği, özel denetim talebinin genel kurulda reddi halinde başvurulacak kanun yolları, özel denetim süreci, özel denetim raporu ve özel denetim masraflarının kim tarafından karşılanacağı ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Bu tez çalışması ile özel denetim isteme hakkının amacı, bu hakkın pay sahipleri açısından önemi, özel denetimin işlevi, özel denetçinin hak ve yükümlülükleri açıklanacaktır. Anonim şirketlerde özel denetim isteme hakkı, genel kurulun bu istemi kabulü ve reddi halinde ayrı ayrı incelenmiştir. Bu açıklamalara ek olarak uygulamadaki aksaklıklar ve yeni Kanun ile bu aksaklıklara bulunan çözümlere değinilmiştir. Anonim Şirketler, Azınlık Hakları, Denetim, Denetçiler, Özel Denetçi
Limited şirkette esas sermaye payının devri
Limited şirket bir sermaye şirketidir. Ancak kanun koyucu limited şirkete şahıs şirketlerinin özelliklerini de vermiştir. Bu nedenle limited şirket esas sermaye pay devri, sermaye şirketleri ile şahıs şirketleri arasında bir yerde bulunmaktadır. Limited şirket kurulduktan sonra aynı ortaklar ile uzun bir zaman devam edebileceği gibi bunlardan bir kısmı esas sermaye paylarını devretmek isteyebilirler. Limited şirket pay devri TTK m. 595 ile düzenlenmiştir. Çalışmada da bu hüküm esas alınmıştır. 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanun'nun 520 maddesi ile düzenlenen limited şirket pay devri uygulamada yaşanılan sorunlar, piyasanın ihtiyaçları, Yargıtay kararları ve doktrindeki görüşler çerçevesinde 6102 Sayılı TTK m. 595 ile kapsamlı bir şekilde yeniden düzenlenmiştir. Esas sermaye pay devri için taraflar arasında yazılı bir sözleşmenin yapılması, tarafların imzalarının noter tarafından onanması ve genel kurulun onayı gerekir. Devir de bu onayla geçerli olur. Ancak şirket sözleşmesi ile genel kurulun onayı kaldırılabilir. Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş ise genel kurul sebep göstermeksizin onayı reddedebilir. Şirket sözleşmesi ile esas sermaye pay devri tamamen yasaklanabilir. Genel kurulun esas sermaye pay devrini onaylamaması ya da şirket sözleşmesi ile esas sermaye pay devrinin yasaklanması halinde ortağın şirketten haklı sebeple çıkma hakkı söz konusu olabilir. Yeni düzenleme ile limited ortaklıkta pay devri eTTK'ya oranla önemli ölçüde kolaylaştırılmıştır.
Ödeme aracı olarak çek, çekte ''karşılıksızdır'' işlemine sebebiyet verme suçu ve sonuçları
Çek, düzenleyeni tarafından, muhatabı olan bankaya hamili lehine belirli bir tutarın ödenmesi emrini içeren bir tür havaledir. Ticari hayatta nakit yerine kullanımıyla büyük kolaylıklar sağlayan çek, kamu otoritesi tarafından da ticaretin kayıt altına alınması yönüyle teşvik edilmektedir. Çek, ticari hayatta kullanılan en önemli ödeme araçlarından biridir. Türkiye'de çekin ödeme aracı olarak kullanılmasından çok, sağlama aracı olarak kullanılması hususu yoğun olarak tartışılmaktadır. Yasa koyucu bunu açıkça ifade etmese de, uygulamada çekin kredi aracı olma özelliğiyle ilgili sorunlar bir türlü giderilememiştir. Bu konudaki yasal düzenlemeler oldukça yetersiz kalmaktadır. Tez içeriğinde öncelikle çek ile ilgili kavramsal çerçevede tanımlamalar yapılmış, kredi vasıtası olarak kullanımıyla ilgili ortaya çıkan "karşılıksız çek" konusu ve hukuki sonuçları Türk mevzuatında ilgili düzenlemeler çerçevesinde incelenmiştir. Özellikle bu konuda çekin karşılıksız kalmasına sebebiyet veren "karşılıksızdır işlemine sebebiyet verme suçu" hukuki ve cezai yönlerden değerlendirilmiştir. "Karşılıksızdır" işlemine sebebiyet verme suçunun cezalandırılması ve konkordato sürecindeki durumu ve sonuçları da tezde ele alınan diğer konulardır.
Muhasebe denetiminin Türk hukuk sistemindeki yerinin incelenmesi (İcra İflas Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, Vergi Usul Kanunu açısından)
Muhasebe denetimi işletmelerin, mali tablolarının, mali durumuyla ilgili verilerin ve faaliyet sonuçlarının yasal düzenlemelere uygunluğunun denetlenmesidir. Bu kapsamda incelendiğinde muhasebe denetimi ve hukuk multidisipliner alanlardır. Bu alanların başlı başına birer çalışma alanı olduğu ve farklı anabilim dallarında çalışılması muhasebe denetimi ve hukuk disiplininin birbirinden nispeten soyutlanmasına neden olmuştur. Bu soyutlama neticesinde ortaya çıkan en büyük problem iyi bir hukukçunun mali denetim bilgisinin nispeten zayıf kalmasına, iyi bir mali denetimcinin ise hukuk bilgisinin nispeten zayıf kalmasına neden olmuştur. Doktora tezi kapsamında yapılan bu çalışmada muhasebe denetimi ve muhasebe denetiminin hukuki boyutu birlikte ele alınarak derinlemesine incelenmiştir. Çalışma neticesinde; Türk Ticaret Kanunu'na göre gerçekleştirilen muhasebe denetimi sürecinde denetlenen finansal tabloların Vergi Usul Kanunu'na göre işletme tarafından düzenlenen finansal tablolar olmadığı, bu tabloların yerine Kamu Gözetim Kurumu tarafından yayımlanmış olan muhasebe ve denetim standartları çerçevesinde hazırlanan finansal tabloların muhasebe denetiminde denetlenen tablolar olduğu, muhasebe ve finansal raporlama standartlarına göre hazırlanan finansal tablolar ticari kar (ticari bilanço) esasını benimserken Vergi Usul Kanunu'na göre hazırlanan tablolar ise mali kar (mali bilanço) esasını benimsediği, Türk Ticaret Kanunu'na göre gerçekleştirilmek istenen muhasebe denetimi Vergi Usul Kanunu kapsamında hazırlanan finansal tablolar üzerinden yapılamadığı için kanun koyucular tarafından işletmelerdeki finansal tabloların, defterlerin Türk Ticaret Kanunu ve Vergi Usul Kanunu açısından uyumluluğun sağlanacağı çalışmaların yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Marka Hukukunda rüçhan hakkı
Rüçhan hakkı Paris AntlaĢması‟nda düzenlenmiĢtir. Paris AntlaĢması‟nın 4‟üncü maddesi ile marka sahiplerine ilk baĢvuru ile bir baĢka ülkede yapacakları ikinci baĢvuru arasında geçen süre içerisindeki hak kayıplarını önlemek amacıyla rüçhan hakkı kullanma imkânı getirilmiĢtir. Ülkemizde iĢ rüçhan hakkı 556 sayılı MarkKHK‟de düzenlenmiĢtir. Rüçhan hakkı, baĢvuru rüçhanı ve sergi rüçhanı olarak iki türe ayrılmaktadır. Bu haklardan baĢvuru rüçhanı marka hakkının coğrafî alan, sergi rüçhanı ise zaman bakımından geniĢletmektedir. Bu çalıĢmanın amacı, marka hukuku bakımından rüçhan hakkının açıklığa kavuĢturulması, rüçhan hakkına neden gereksinim duyulduğu, rüçhan hakkı baĢvurusunun nasıl gerçekleĢtirildiği ve hükümlerinin neler olduğunun ortaya konulmasıdır. Anahtar Kelimeler: Marka, Marka Hukuku, Rüçhan Hakkı, BaĢvuru Rüçhanı, Sergi Rüçhanı
Lisanslı depoculuk ve ürün senetleri
"Lisanslı Depoculuk ve Ürün Senetleri" başlıklı tez çalışmamızın ilk bölümünde, lisanslı depoculuk sisteminin temelini oluşturan umumi mağazacılık faaliyetlerinin ülkemizdeki gelişimi ile iki sistemin birbirine benzer ve farklı yönlerine ilişkin olarak genel bilgiler verildikten sonra lisanslı depoculuk sisteminin ülkemizdeki mevcut durumu, bu faaliyet ile iştigal edebilecek şirketlerin anonim şirket statüsünde kurulma zorunluluğu, şirket kurucularının haiz olması gereken özel şartlar, şirketin sahip olması gereken asgari sermaye miktarı, esas sözleşmesine dair esaslar ile şirketlerin kuruluş ve faaliyet izni alması için gereken şartlardan bahsedilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise, ürün senetleri matlabı altında, bu senetlerin dayanağı olan mudi ve lisanslı depo işletmecisi arasında intikal eden saklama ilişkisinin hukuk sistemimizde yer alan saklama sözleşmeleri içindeki yeri ve taraflar arasındaki ilişkiyi tevşik amacıyla lisanslı depo işletmecisi tarafından düzenlenen kıymetli evrak vasfını haiz bu senetlerin temsil ettikleri hakkın türü tespit edilmeye çalışılmıştır. Aynı bölümde saklanacak ürünün lisanslı depocuya tesellüme sunabilecek kişilerin malik, mümessili veya emin sıfatıyla zilyed olmaması ihtimalleri ayrı ayrı değerlendirilmiş; daha sonra lisanslı depocunun ürünü tesellüm edilmiş sayılmasının şartı olan zilyetliğin kazanım yolları örneklendirilerek incelenmiştir. Lisanslı depo işletmecisinin zilyetliğine geçen ürünün tartım ve ölçüm işleminden sonra tanzim ettiği ürün senedinin şekil şartları, türleri ve bu senedin temsil fonksiyona ilişkin olarak açıklamalar yapılmış ve son olarak ise, lisanslı depocunun hakları ile borç ve yükümlülüklerinden bahsedilmiştir.
Taşıyıcının ve taşıma işleri komisyoncusunun hapis hakkı
Karayoluyla eşya taşımalarında taşıyıcı ve taşıma işleri komisyoncusuna, gönderenle âkdettikleri sözleşmelerden doğan bütün alacakları için taşımaya konu yük üzerinde ayni teminat sağlayacak şekilde hapis hakkı tanınmıştır. Taşıyıcının ve taşıma işleri komisyoncusunun hapis hakları genel manada TMK m. 950-953 hükümlerine yapılan atıfla düzenlenmiştir. Yapılan bu atıf, taşıma hukukun kendine has nitelikleri dolayısıyla taşıyıcının ve taşıma işleri komisyoncusunun hapis haklarına birebir ve doğrudan uygulanamaz. Bu durum özellikle; taşıyıcı bakımından, gönderilenin, gönderenden farklı olduğu durumlarda onun teslim talebinde bulunması halinde, komisyoncu bakımından ise taşıma işleri komisyonculuğu sözleşmesinin ifa şekline göre çeşitli ihtimallerin ortaya çıkması nedeni ile dikkatle ele alınmalıdır. Kanun Koyucu, taşıyıcı ve taşıma işleri komisyoncusunun yük üzerindeki hapis haklarını düzenlerken sadece TMK'ya yapılan atıfla yetinmemiş, TTK'da bunlarla ilgili ayrıca kanun hükümleri de sevk etmiştir. Bu hükümlerin bazıları, taşıyıcının ve taşıma işleri komisyoncusunun hapis haklarının uygulanmasında önemi haiz olmakla birlikte bazıları gereksiz tekrar ya da uygulamada yanlış anlaşılmalara yol açabilecek niteliktedir. TTK'da sevk edilen hükümlerle mehaz Alman Ticaret Kanununda sevk edilmiş hükümler karşılaştırıldıklarında ise önemli farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Taşıyıcı bakımından ve taşıyıcının hak ve yükümlülüklerine sahip olduğu durumlarda taşıma işleri komisyoncusu bakımından ticari hapis hakkının söz konusu olması ya da teslimden sonra gerekli şartların varlığında üç gün süresince hapis hakkının devam etmesi yönündeki mehaz hükümlerin TTK'ya alınmamış olması gibi nedenlerle ortaya çıkan bu farklılıklar, ayni teminat olarak taşımayı üstlenen kişilere bahşedilen hapis hakkının etkisini azaltmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hapis hakkı, taşıyıcı, taşıma işleri komisyoncusu, Eşya taşıma sözleşmesi, taşıma işleri komisyonculuğu sözleşmesi.
Uluslararası inşaat sözleşmelerinde joint venture ve konsorsiyum
Son yıllarda inşaat sektöründe meydana gelen gelişmeler sonucu ülkemizde ve dünyada, inşaat firmaları yatırımlarını birbirleri ile işbirliği yaparak gerçekleştirmeye başlamışlardır. Dolayısıyla, joint venture ve konsorsiyum başta olmak üzere, bir çok ortaklık modeli, özellikle büyük yatırımları gerektiren ve yüksek risk barındıran inşaat sektöründe sıklıkla tercih edilmektedir. Bu sayede inşaat firmaları aynı zamanda kendi ülkelerinin dışında faaliyette bulunabilme ve farklı pazarları tanıyıp, buralarda iş yapabilme imkanına da sahip olmaktadır. Yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinde, projelerin finansmanı, uluslararası ihale prosedürleri, yabancı inşaat pazarlarına giriş engellerinin kaldırılması gibi hususlar bu modeller ile aşılabilmektedir. Türkiye'de ve dünyada, gerek inşaat alanında gerekse diğer ticari işlerde, joint venture ve konsorsiyumun bu kadar çok tercih edilmelerinin nedeni kolay kurulabilmeleri ve esnek bir hukuki yapıya sahip olmalarıdır. Değişik hukuk sistemlerine kolayca uyarlanabilen bu modeller, Türk hukuku bakımından Türk Borçlar Kanunu kapsamında adi şirket olarak değerlendirilmektedir.
Ticari işletmenin devri
Ticari işletme, ticaret hukukunun merkez kavramıdır. Ticaret hukuku bakımından bu denli önemi haiz olan ticari işletmenin sahipliğinin el değiştirmesi de, ticari hayatta oldukça önem arz etmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile birlikte ticari işletmenin devri kurumu farklı bir yapıya bürünmüştür. Bu çalışmada Türk hukukunda ticari işletmenin devri, ulusal ve uluslararası düzenlemeler ışığında, işlem sırasına riayet edilmek üzere, baştan sona etraflıca incelenmeye çalışılmıştır. Ayrıca çalışmada, ticari işletmenin devrinin özel hukukun diğer alanlarına etkisine de değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ticari işletme, ticari işletmenin devri, devir sözleşmesi, devreden, devralan.
Ticaret Sicili Müdürünü'nün inceleme görevi ve yetkisi"
Sürekli ve hızlı bir değişiklik içerisinde bulunan ticaret hayatının belirli bir düzen içerisine oturtulması, açık, şeffaf ve düzenli bir sistem içerisinde kaydedilerek kontrol edilmesi ile mümkün hale gelir. İşte bu noktada ticaret sicilinin önemi ortaya çıkmakta; ticaret ile iştigal eden kişilerin ticaret hayatını takip edebilmesi ile bu faaliyet alanında bulunan kişiler ile ilişki kuracak kişilerin sağlıklı ve güvenli bir şekilde hareket etmesi açısından sicilin önemi büyüktür. Dolayısıyla bu sistemde kayıt altına alınacak hususların hukuka ve gerçeğe uygun olması gerekmekte olup, aksi halde sicil kayıtlarından kaynaklı zararların ortaya çıkması kuvvetle muhtemel olacaktır. Bu anlamda hukuka aykırı ve zararın meydana gelmesine sebep olacak bu kayıtların önüne geçilebilmesi amacıyla, kanun koyucu tarafından ticaret sicili müdürüne, ticaret siciline kaydedilmek istenen hususları inceleme görev ve yetkisi tanınmıştır. Bu sayede hukuka, gerçeğe, kamu düzenine aykırılık teşkil eden ve üçüncü kişileri yanıltabilecek hususların sicile tescil edilmesinin önüne geçilecek ve meydana çıkması muhtemel zararlar önlenmiş olacaktır. Bu anlamda konumuzun daha iyi anlaşılabilmesi açısından çalışmamızın ilk bölümünde, genel olarak ticaret sicilini, tarihi gelişimini, sicilin özelliklerini ve benzer bazı sicillerle karşılaştırarak ortak ve farklı yönlerini ortaya koyduk. Tez konumuzun asıl kısmını da ihtiva eden ikinci bölümde ise, genel olarak ticaret sicili teşkilatını, ticaret sicili müdürünün konumunu, görev ile yetkilerini, yükümlülüklerini ve bunlara bağlanan hukukî sonuçları ayrıntılı bir şekilde irdeleyerek ortaya koymaya gayret gösterdik. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise, genel olarak ticaret sicili müdürünün sicilin tutulmasından kaynaklanan zararlardan sorumluluğu ile birlikte zararlardan doğrudan sorumlu tutulan Devlet ve ilgili odanın sorumluluğu konuları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ticaret Sicili, Sicil Müdürü, İnceleme Yetkisi, Tescil, Sorumluluk.
Ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk
İnsanlar arasındaki etkileşim ve iletişimin hızla artması sonucu uyuşmazlıklar da artmış ve bu uyuşmazlıkların çözümü giderek karmaşık bir hal almıştır. Artan uyuşmazlıklar mahkemelerin iş yükünü de arttırmış, bu sebeple yargı yolu ile uyuşmazlıkların çözümü yetersiz kalmış ve bu durum insanları başka çözüm yolları aramaya yönlendirmiştir. Geçmişten beri insanlar uyuşmazlık çözümünde bilge, güvenilir, objektif ve tarafsız üçüncü kişiler aracılığıyla uyuşmazlık çözümünü benimsemiş ancak bu durum kurumsallaşmamıştır. Nihayet günümüzde, zaten insanlık tarihi kadar eski olan alternatif uyuşmazlık çözüm yolları kurumsallaşmaya başlamıştır. Türk hukuk sistemimizde ilk kez 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile arabuluculuk, bir "alternatif uyuşmazlık çözüm" yolu olarak uygulanmaya başlanmıştır. Sonrasında bu kurum 12.10.2017 tarihinde kabul edilen ve 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile iş hukuku alanında "zorunlu" olarak uygulanmaya başlanmıştır. Alınan neticeler sonucu 7155 sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun'un 20. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na eklenen 5/A maddesi gereğince 01.01.2019 tarihi itibariyle çalışmamızın konusu olan "ticari uyuşmazlıklarda" zorunlu hale gelmiştir. Bu çalışmamızda ticari uyuşmazlıklar için zorunlu hale gelen arabuluculuk kurumuna ilişkin açıklamalara yer verilmiştir.
Ticari işletme kavramı ve korunması
Bu çalışmada öncelikle ticaret hukukunun Türk Hukuku'nda ve Karşılaştırmalı Hukuk'ta dayandığı temel esaslar incelenmiş (ticari iş, ticari hüküm, tacir esası), ardından ticari işletme örneklerine yer verilmiş, ticari işletmenin bütünlük ilkesine ticari işletmenin hukuki işlemlere konu olması bağlamında değinilmiş ve bu genel açıklamalardan sonra tezin ağırlık noktasını teşkil eden ticari işletmenin bir bütün olarak ve tekil unsurları yönünden (örneğin malvarlığı), yine kurumsal yönetim ilkeleri çerçevesinde muhasebe düzeninin denetlenmesi, rekabetin kötüye kullanılmasına mâni olunması, ticari sırların muhafazası ve iflasa sürüklenmesine karşı alınabilecek tedbirler marifetiyle korunması incelenmiştir.