Childhood

145 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı obezitesinde yeni nesil kardiyovasküler risk belirteçlerinin değerlendirilmesi

Vücutta aşırı yağ birikimi olarak tanımlanabilen obezite küresel bir sağlık sorunudur. Gıdaya erişimin kolaylaşması ve fiziksel aktivitenin azalması gibi etkenler sebebiyle obezite ve komplikasyonlarının insidansı artmaya devam etmektedir. Hipertansiyon, koroner arter hastalığı, aritmiler ve ani kardiyak ölüm gibi kardiyovasküler hastalıklar obeziteye bağlı morbidite ve mortalitenin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Obezitenin kardiyovasküler sistem üzerine etkilerinin klinik bulgu vermeden çocukluktan itibaren başladığının gösterilmesiyle, çocukluk çağı obezitesiyle ilişkili kardiyovasküler değişiliklerin mekanizmasının aydınlatılması daha da önem kazanmıştır. Bu çalışmada kardiyovasküler hastalıkların obeziteyle ilişkili patolojik süreçlerine dahil olabileceği düşünülen bazı biyokimyasal parametreleri araştırmayı amaçladık. 177 çocuk çalışmaya dahil edildi ve vücut kitle indeksi persentilleri ve metabolik sendrom kriterlerine göre 4 gruba ayrıldılar: normal vücut kitle indeksli çocuklar, obez çocuklar, morbid obez çocuklar ve metabolik sendromlu çocuklar. Çocukların serum örneklerinden yüksek duyarlıklı kardiyak troponin T, kardiyak miyozin bağlayıcı protein C, trimetilamin N oksit, çözünebilir tümör nekroz faktörü benzeri zayıf apoptoz indükleyici, kromogranin A, multimerin-2 düzeyleri ve diğer biyokimyasal parametreler bakıldı. Çocukların antropometrik ölçümleri ve klinik bulguları kaydedildi. Normal vücut kitle indeksi olan çocuklar obez, morbid obez ve metabolik sendromlu çocuklara göre anlamlı düzeyde daha yüksek kromogranin A düzeyine sahipti (p<0.05). Metabolik sendromlu çocukların kardiyak miyozin bağlayıcı protein C düzeyleri normal vücut kitle indeksli ve obez çocuklara göre anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0.05). Grupların yüksek duyarlıklı kardiyak troponin T, trimetilamin N oksit, çözünebilir tümör nekroz faktörü benzeri zayıf apoptoz indükleyici, multimerin-2 düzeyleri arasında anlamlı farklılık yoktu (p>0.05). Bu sonuçlar kardiyak miyozin bağlayıcı protein C ve kromogranin A moleküllerinin obeziteyle ilişkili kardiyovasküler hastalıkların patogenezinde rol aldığı düşüncesini güçlendirmektedir.

BiyobelirteçlerKardiyovasküler hastalıklarKardiyovasküler sistem+5
Şule Güler Kaçmaz
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı obezitesi gelişiminde lipoprotein A RS10455872 gen polimorfizminin rolünün araştırılması

Çocukluk çağı obezitesi, günümüzde giderek artan ciddi bir sağlık problemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle, obez çocuklarda, diyabet, kanser ve kardiyovasküler hastalıklara daha fazla oranlarda rastlanılmaktadır. Vücut ağırlığı üzerinde genetik, davranışsal, metabolik ve hormonal etkiler rol oynamaktadır. Günümüzde yapılan çalışmalarda genetik faktörlerin ve polimorfizmlerin rolü artmış olup, birçok hastalığın risk faktörleri açısından değerlendirilmekte ve ileriye yönelik tedavi yaklaşımları geliştirilmektedir. Obezite çocukluk yaş grubunda polikliniklere başvurulan sık nedenlerden biri olmasına rağmen etiyolojisi henüz tam olarak bilinmemektedir. Genetik polimorfizmlerin obeziteye yatkınlıkta rol oynayabileceği güncel tartışma konusudur. Bu bağlamda, çocuklarda obezitenin erken tanı ve önlenmesi açısından genetik faktörlerin ve polimorfizmlerin etkisinin değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Bu çalışmada amacımız obezite gelişiminde rolünün olabileceği düşünülen Lipoprotein (a) lokusundaki rs10455872 gen polimorfizmi ile çocukluk çağı obezitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya, herhangi bir akut veya kronik hastalığı olmayan 6-18 yaş arası 103 gönüllü obez ve 77 gönüllü sağlıklı çocuk dahil edildi. Prospektif olarak yapılan çalışma, gönüllülük esasına göre gerçekleştirildi. Çalışma esnasında, detaylı anamnez alınmasını takiben ayrıntılı fizik muayane yapıldı. Geleneksel ve yeni yöntemler kullanılarak katılımcıların antropometrik ölçümleri gerçekleştirildi. Hastaların, antropometrik ölçümleri, laboratuvar tetkikleri ve TANİTA ölçümleri kaydedildi. Obez hastalar ve sağlıklı kontrol grubu olmak üzere 2 ayrı grup oluşturuldu. Lipoprotein (a) rs10455872 gen polimorfizmi dağılımı obez ve sağlıklı çocuklarda benzer bulunmuştur (p=0,563). Çalışmamızda obez grupta AG genotipine sahip çocukların, VKİ, bel/kalça çevresi, DONMA I, DONMA II, HOMA, vücut yağ oranı, BMR, açlık kan şekeri, insulin, HbA1c, total kolesterol, CRP, serum demir bağlama kapasitesi ve metabolik sendrom indeks değerleri normal genotipe sahip çocuklara göre daha düşük saptandı. Obez grupta AG genotipine sahip bireylerin, baş/boyun çevresi, serum demir, ferritin, D vitamini, folat, vitamin B12, eritrosit sayısı, hemoglobin, hematokrit, MCV, MCH ve MCHC değerleri normal genotipe sahip çocuklara göre daha yüksek saptandı. Kontrol grupta AG genotipine sahip çocukların VKİ, DONMA II, SII indeks, vücut yağ oranı, HbA1c, total kolesterol, trigliserid, LDL, AST, ALT, CRP ve metabolik sendrom indeks değerleri normal genotipe sahip çocuklara göre daha düşük bulundu. Kontrol grupta AG genotipe sahip bireylerin HDL düzeyleri normal genotipe sahip çocuklara göre daha yüksek bulundu. Metabolik sendrom indeksi ile vücut yağ oranı arasında normal homozigot genotipe sahip olan obez çocuklar arasında anlamlı fark bulundu. Normal homozigot genotipe sahip obez çocuklarda vücut yağ oranı arttıkça metabolik sendrom indeksinin arttığı saptandı. Metabolik sendrom indeksi ile vücut yağ oranı arasında heterozigot AG genotipe sahip olan obez çocuklar arasında anlamlı bir farklılık bulunmadı. Bu çalışma, AG genotipinin çocuklarda obezite açısından iyi risk faktörü olarak rol aldığı düşüncesini güçlendirmektedir. Detaylı ve geniş literatür taraması sonucunda, çocukluk çağı obezitesi etiyolojisine yönelik lipoprotein (a) rs10455872 gen polimorfiziminin daha önce çalışılmadığı tespit edilmiştir. Araştırmamız, AG genotipine sahip polimorfizmi bulunan olguların obezitede iyi risk faktörü olarak değerlendirilebileceği ve normal homozigot obez çocuklarda metabolik sendrom indeksinin vücut yağ oranı arttıkça yükseldiği, ancak heterozigot AG obez çocuklarda metabolik sendrom indeksi ile vücut yağ oranı arasındaki aynı ilişkinin gözlenmediği, sonuçlarını bildiren ilk özgün çalışmadır. Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı, Obezite, Lipoprotein A, Polimorfizm

LipoproteinlerObezitePolimorfizm-genetik+2
Ayşen Haksayar
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağında pnömotoraks

Pnömotoraks, alveol hasarına bağlı olarak plevral boşlukta hava bulunması durumudur. Çocukluk çağında pnömotoraks, nadir görülmekle birlikte hastaların genellikle altta yatan bir hastalığının da olması etkisiyle erişkinde olduğu kadar çocukluk çağında da önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir. Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesinde 1 Ocak 2010 ile 9 Şubat 2021 tarihleri arasında pnömotoraks nedeniyle takip ve tedavi edilen olguların kayıtları retrospektif olarak incelenmiştir. Çalışmaya toplamda 117 hasta dahil edilmiştir. Hastaların ortanca yaşı 5,33 yıl (0,04-16) olarak bulunmuştur. Yaş dağılımı %27,4 0-28 gün, %26,5 28 gün-10 yaş, %46,2 10-18 yaş olarak saptanmıştır. Hastaların %74,4'ünün erkek, %25,6'sının kız cinsiyette olduğu görülmüştür. Pnömotoraks hastalarının etiyolojilerine göre dağılımı yapıldığında vaka serimizdeki 117 hastanın %28,2'sinin iyatrojenik pnömotoraks (İP), %25,6'sının sekonder spontan pnömotoraks (SSP), %19,7'sinin primer spontan pnömotoraks (PSP), %13,7'sinin travmatik pnömotoraks (TP), %12,8'inin neonatal pnömotoraks (NP) olduğu görülmüştür. Çalışmamızdaki hastaların %50,4'ü ayaktan başvuru ile, %49,6'sı ise hastanede pnömotoraks dışında bir sebeple yatarak tedavi almaktayken tanı almıştır. PSP'lerin tamamının, SSP'lerin de çoğunluğunun (%76,7) ayaktan başvurarak tanı aldığı, NP'lerin tamamının, İP'lerin neredeyse tamamının (%97) hastanede izlemi sırasında pnömotoraks olduğu görülmüştür. Çalışmamızdaki hastaların %35,9'unun pnömotoraksı büyük olarak saptanmıştır. Çalışmamızdaki hastaların pnömotorakslarının %25,6'sının tekrarladığı, tekrarlayan pnömotoraksların %43,3'ünün SSP, %30'unun PSP, %23,3'ünün İP, %3,3'ünün NP olduğu saptanmıştır. Tekrarlayanların içerisinde SSP ve PSP görülme oranı, tekrarlamayanlara göre anlamlı olarak daha yüksek saptanması nedeni ile etiyoloji ile tekrarlama arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p=0,001). Tekrarlayanların yaş ortancası 14,85 yıl (9,16-16,58) tekrar görülmeyenlerin yaş ortancasına göre 2,04 yıl (0,03-15) anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p=0,017). Tekrarlayan pnömotoraksların %40'ının astenik yapılı olduğu tespit edilmiş ve astenik yapı ile tekrarlama arasında ilişki olduğu görülmüştür (p=0,038). Tekrarlayan pnömotoraksların soygeçmişleri sorgulandığında %10'unun ailelerinde de pnömotoraks olduğu öğrenilmiş ve aile öyküsü ile tekrarlama arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0,017). Tekrarlayanların %28'inde bül, bleb veya hava kisti tespit edilmiş ve tekrarlama ile aralarında anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0,012). Erkek cinsiyet, düşük vücut kitle indeksi (VKİ), sigara içme pnömotoraks için risk faktörü olarak gösterilse de çalışmamızda tekrarlama üzerine etkisi saptanmamıştır. Pnömotoraks boyutunun büyük olmasının ve pnömotoraksın yerinin de tekrarlama üzerine etkisi bulunmamıştır. Çalışmamızdaki hastaların %31,6'sı eksitus olmuştur. Eksitus olan hastaların %56,8'inde altta yatan hastalıkları, %37,8'inde prematüre komplikasyonları, %5,4'ünde yüksekten düşme sebep olarak gösterilmiştir. Eksitus olan hastaların % 51,4'ünün İP, %24,3'ünün SSP, %18,9'unun NP, %5,4'ünün TP olduğu görülmüştür. Mortalite görülenlerin içerisinde İP görülme oranı anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). PSP'ler içinde eksitus olan hasta olmamıştır. Yaşın mortalite üzerinde anlamlı etkisi olan bir faktör olduğu, bir yaş azalmasının mortalite riskini 1,16 kat arttırmakta olduğu tespit edilmiştir (p<0,001).

PlevraPlevra hastalıklarıPnömotoraks+2
Merve Aka
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kemoterapi alan kanser tanılı çocuklarda, tedavi sonrası aşı serolojik yanıtlarının ve aşılama programının değerlendirilmesi

Amaç: Çocuklarda kanser tanısı çocukluk çağı aşı programının tamamlanamamasına ve immünsüpresif tedavilere bağlı aşı ile kazanılmış bağışıklığın zayıflaması/kaybına neden olmaktadır. Bu durum, kanser tedavisi tamamlanan çocukları aşı ile önlenebilen hastalıklara karşı savunmasız hale getirmektedir. Kanser tedavisi alan çocukların tedavi sonrası aşı yanıtlarının da değişkenlik gösterdiği bilinmektedir. Kanser tedavisi sonrası çocuklarda aşı uygulaması ile ilgili uluslararası ortak rehber bulunmamaktadır. Bu çalışmada kanser tedavisi sonrası serum antikor durumları, uygulanan aşılar ve aşı yanıtlarının incelenmesi planlandı. Hastalar ve yöntem: Çalışmaya Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Sosyal Pediatri Polikliniğine 1 Ocak 2015-31 Aralık 2020 yılları arasında başvurmuş, lenfoma ve solid organ tümörleri tanısı ile kemoterapi almış, hastalıkları remisyonda olan, aşılama planı ve takibi için başvuran çocuk ve ergenler değerlendirildi. Kanser tedavi tamamlandıktan sonra uygulanan aşılar ve hepatit A (HAV), hepatit B (HBV), varisella zoster (VZV), kızamık-kızamıkçık-kabakulak (KKK) serum antikor düzeyleri ve aşı yanıtları retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 533 hastanın, 304'ü (%57) erkek, 229'u (%43) kız (E/K: 1,3), tanı yaşı ortalaması (±SD) 5 yıl 10 ay (±57 ay) idi. En sık saptanan tanılar Non-Hodgkin lenfoma (NHL) (%15,4), santral sinir sistemi (SSS) tümörleri (%13,1) ve Hodgkin lenfoma (HL) (%12) idi. Tedavi sonrası en az bir doz aşı uygulanan hasta sayısı 508 (%95,3) idi. Hastaların %52,9'unun tanı yaşı 0-59 ay olup çocukluk çağı aşıları eksik, %26,8'inin tanı yaşı 0-24 ay olup süt çocukluğu aşıları eksikti. Tedavi sonrası yapılan aşılar en çok konjuge pnömokok aşısı (KPA) (%85,4), KKK (%80,7) ve HBV (%66,8) idi. Tedavi sonrası hastaların HAV, HBV, VZV, kızamık-kızamıkçık-kabakulak seronegatifliği sırası ile; %64, %48,5, %43,3, %83,5, %28 ve %60,1'inde olduğu saptandı. Tedavi öncesi ve sonrası antikor düzeyi bilinen hastaların, HAV, HBV, VZV, kızamık- kızamıkçık-kabakulak antikor kaybı sırası ile; %31,9, %31,4, %21,7, %47,1, %11,4 ve %28,6'sında olduğu saptandı. Hastaların bir doz HAV, HBV, VZV, kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısına sırası ile %83,6, %81,4 %63,5, %33,3 %82,9 ve %45,4'ü serokonversiyon geliştirdiği saptandı. Hastaların iki doz HAV, HBV, VZV, kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısına sırası ile %98,8, %80 %84,6, %32,2, %80 ve %36,2'sinin serokonversiyon geliştirdiği saptandı. Sonuç: Aşı ile bağışıklama, enfeksiyon hastalıklarına karşı geliştirilmiş en etkili yöntemdir. Çocukluk çağı kanserleri ve immünsüpresif tedaviler aşı ile korunabilen hastalıklara karşı antikor kaybına neden olmaktadır. Kemoterapinin bağışıklık sistemi üzerine uzun süren yan etkileri, hastaların tedavi sonrası aşı yanıtlarının değişkenlik göstermesine neden olmaktadır. Anahtar kelimeler: Çocukluk çağı kanserleri, kemoterapi, aşılama, antikor yanıtı

AntikorlarAşılamaAşılar+5
Sebiha Şükran Gündeşli
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı kanserlerinde egzersiz müdahalelerinin bileşenleri ve ilkeleri: Delphi anketi

Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağı kanserlerinde egzersiz müdahalelerinin planlanması ve yönetilmesine ilişkin bir rehber oluşturmaktır. Çalışmaya Türkiye Fizyoterapistler Derneği Onkolojik Rehabilitasyon ve Palyatif Bakım çalışma grubunda bulunan bu alanda en az 5 yıl deneyime sahip uzmanlar dahil edildi. Çalışmaya 14 uzman davet edildi ve 10 uzman çalışmaya katılmayı kabul etti. Üçüncü tur ise 9 uzman ile tamamlandı. Çalışmaya katılan uzmanların alanda çalışma süreleri ortalama değeri 9,2  2,61 yıldı. Katılımcıların %80'i kadın cinsiyette ve akademisyendi. Sorun çözümü için uzman kişilerin birbirinden etkilenmeden fikir birliğine varmasını sağlayan Delphi yöntemi kullanıldı. Bu yöntem, çalışmamızda 3 tur halinde uygulandı. Delphi tekniğinin ilk turunda fikir birliğine varılmamış konular tespit edilerek oluşturulmuş 6 açık uçlu soru uzmanlara çevrimiçi form aracılığıyla gönderildi. Alınan cevaplar doğrultusunda 7 başlık altında 101 soru oluşturulup katılımcılara yedili likert ölçeği kullanarak ikinci ve üçüncü turlarda yeniden soruldu. Araştırmanın ikinci turunda 101 maddenin 88'inde ortalama değer 5 ve üzerindeydi. 3.turda anket maddeleri medyan değerleri eklenerek katılımcıların maddeleri tekrar değerlendirmesi istendi. Üçüncü turun sonunda 82 maddenin ortalama değeri 5 ve üzerinde olarak kaydedildi. Bu doğrultuda üçüncü tur sonucunda 101 maddenin tamamının rehberde bulunması yönünde fikir birliğine varıldı. Çalışmanın sonucunda, çocukluk çağı kanserlerinde egzersiz müdahalelerinin içeriği, amaçları, ilkeleri, çocuğun hastanede kalış süreci ve taburculuk sürecinin tedaviye etkileri konularından oluşan bir rehber geliştirildi. Fizyoterapistlerin bu alanda daha çok çalışma yaparak fizyoterapi açısından bu çalışma ile elde edilen içeriği karşılayacak şekilde geniş çaplı ölçekler ile tedavi protokollerini geliştirmelerine ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Anket, çocuk, egzersiz, neoplazma

AnketlerEgzersizNeoplazmlar+2
Sena Bilazer
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Orta çocuklukta bilinçli farkındalık gelişiminin bilinçli farkında ebeveynlik ve çocuğun sosyo-duygusal ve sosyo-bilişsel becerileri bağlamında incelenmesi

Çalışmanın amacı, orta çocukluk döneminde bilinçli farkındalık becerisinin gelişimini etkileyen sosyo-bilişsel, sosyo-duygusal ve çevresel faktörleri incelemektir. Bu bağlamda annenin bilinçli farkında ebeveynliği ile çocuğun bilinçli farkındalık becerisi arasındaki ilişki ele alınmıştır. Buna ek olarak annenin bilinçli farkında ebeveynliği ile çocuğun bilinçli farkındalık becerisi arasında kurulması beklenen ilişkiye çocuğun duygu bilgisi (duygu tanıma, anlama ve ifade etme), duygusal kontrol-ketleme (duygu düzenleme ve duygusal ketleme) ve zihin kuramı becerilerinin aracı rolü incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi, 8-11 yaş aralığında toplam 78 çocuk (nkız = 39, nerkek = 39) ve annelerinden oluşmaktadır. Çalışmanın veri toplama sürecinde annelere, ailenin temel bilgilerini içeren Demografik Bilgi Formu, annenin bilinçli farkında ebeveynlik düzeyini tespit etmek üzere Kişilerarası Bilinçli Farkındalık-Ebeveynlik Ölçeği ve çocuğun duygu düzenleme becerisini değerlendirmek üzere Duygusal Becerilerin Değerlendirilmesi Testi uygulanmıştır. Bunun yanı sıra çocukların bilinçli farkındalık becerilerini ölçmek için Çocuklar İçin Bilinçli Farkındalık Ölçeği, duygu tanıma becerilerini değerlendirmek için Kusche Duygu Envanteri ve Duygusal Becerilerin Değerlendirilmesi Testi, duygusal ketleme becerisini incelemek için Emosyonel Stroop Testi ve son olarak zihin kuramı becerisini değerlendirmek için "Çikolata" zihin kuramı hikayesi kullanılmıştır. Çalışmanın veri toplama süreci pandemi koşulları sebebiyle çevrimiçi ortamda gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın korelasyon analizi sonuçlarına göre çocukta bilinçli farkındalık becerisi, Duyguların Değerlendirilmesi Testi duygu anlama alt boyutu ve duygusal ketleme becerisi ile pozitif yönde ilişki göstermiştir. Bununla beraber annenin bilinçli farkında ebeveynliği, çocuğun Kusche Duygu Envanteri ile değerlendirilen duygu tanıma, duygu düzenleme ve zihin kuramı becerileri ile pozitif yönde ilişkiye sahiptir. Bu ilişkiler bağlamında gerçekleştirilen Hiyerarşik Regresyon Analizi sonuçlarına göre çocuğun Duyguların Değerlendirilmesi Testi duygu anlama alt boyutu sonuçları ve duygusal ketleme becerisi, çocuğun bilinçli farkındalık becerisini yordamaktadır. Son olarak annenin eğitim düzeyinin çocuğun Kursche Duygu Envanteri ile değerlendirilen duygu tanıma ve duygu düzenleme becerilerini yordadığı görülmüştür. Bilinçli farkında ebeveynlik yalnızca çocuğun duygu düzenleme becerisini yordamaktadır.

Bilinçli farkındalıkBilişsel becerilerEbeveyn davranışı+7
Eda Karadoğan
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı travmatik yaşantıları: Bir ölçek geliştirme çalışması

Bu araştırma, yetişkinlerin çocukluk çağında yaşamış oldukları travmatik yaşantıların niteliksel olarak değerlendirilmesini sağlayacak geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı geliştirmeyi amaçlar. Geliştirilen ölçüm aracı Prof. Dr. Medaim Yanık'ın "Çocuk Yetiştirirken Travmatik Yanlışlar - Geliştiren Doğrular" kitabı çerçevesinde hazırlanmıştır. İlk olarak çeşitli travmatik yaşantıları içeren bir madde havuzu oluşturulup uzman bir ekibin değerlendirilmesine sunularak maddelerin kapsam geçerliği sağlanmıştır. Kapsam geçerliği almış 39 madde ile ölçek oluşturulup Çocukluk Çağı Travmatik Yaşantılar Ölçeği (ÇÇTYÖ) olarak adlandırılmıştır. Bu ölçek kişilerin travmatik yaşantılara maruz kalma durumu, kaç yaşında maruz kaldığı ve ne düzeyde etkilendiği bilgilerini toplar. Araştırma sorularının test edilmesi için, ÇÇTYÖ, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (CTQ), Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği (WEMİOÖ) ve Oxford Mutluluk Ölçeği-Kısa Formu (OMÖ-KF), Türkiye sınırları içinde çeşitli illerden 18 yaş üstü yetişkin kadın ve erkek 448 katılımcıya uygulanmıştır. Toplanan veriler SPSS 22 ve Mplus programları ile analiz edilmiştir. Madde toplam korelasyon analizi yapılan ölçeğin, yapı geçerliği, eş zamanlı geçerliği ve ayırt edici geçerliği test edilmiştir. Daha sonra, güvenirlik analizi için iç tutarlık katsayısına bakılmıştır. Yapılan analizler sonucunda Çocukluk Çağı Travmatik Yaşantılar Ölçeği'nin geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu görülmüştür. Geçerliği ve güvenirliği kanıtlanan ölçeğin kesim noktasının tespit edilebilmesi için ROC analizi (Receiver Operating Characteristic Curve) yapılmış ve kesme puanının 8,5 olduğu görülmüştür. Çocukluk çağı travmatik yaşantılarının demografik değişkenler (cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, tıbbi ve ruhsal hastalık geçmişi) açısından anlamlı farklılaşma göstermediği tespit edilmiştir. Son olarak travmatik yaşantıya maruz kalma yaşının ve travmanın üzerinden geçen zamanın travmadan etkilenme düzeyine negatif etkisi olduğu görülmüştür.

Güvenilirlik ve geçerlilikTravmaÇocukluk dönemi+4
Ayşe Nur Doğan
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Erken çocukluk dönemi yaşantıları ve bağlanma stillerinin borderline (sınırda) kişilik örgütlenmesi arasındaki ilişkide zihin kuramı becerilerinin aracı rolü

Çocukluk çağı travmaları ve bağlanma stilleri borderline kişilik örgütlenmesini etkileyen değişkenlerdir. Fakat erken çocukluk yaşantıları ve borderline kişilik örgütlenmesi arasındaki ilişkinin doğası aydınlatılamamıştır. Erken çocukluk yaşantıları ve borderline kişilik örgütlenmesi ilişkisinde zihin kuramı becerisi aracı etkisinin araştırılmasında literatür kısıtlı kalmaktadır. Bu çalışmanın amacı, 18-30 yaş örneklemindeki bireylerin erken çocukluk çağındaki yaşantıları ile bağlanma stillerinin borderline (sınırda) kişilik örgütlenmesi ile ilişkisini incelemek ve bu ilişkide zihin kuramı becerilerinin aracı rolünü test etmektir. Yaşları 18-30 arasında olan 179 katılımcı (87 Kadın - 92 Erkek) araştırmaya katılmıştır. Veriler, Demografik Bilgi Formu, Borderline Kişilik Envanteri, Pot Kırmayı Tanıma Testi-Kısa Versiyon, Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-33) ile toplanmıştır. Analizler sonucunda, çocukluk çağı travmalarının sınırda kişilik örgütlenmesini pozitif yönde yordadığı, güvensiz bağlanma stillerinin de sınırda kişilik örgütlenmesini pozitif yönde yordadığı bulunmuştur. Buna ek olarak, zihin kuramı becerisinin sınırda kişilik örgütlenmesini negatif yönlü ve anlamlı bir biçimde yordadığı saptanmıştır. Diğer yandan, güvensiz bağlanma stillerinden kaçınan bağlanma stilinin zihin kuramı becerisini negatif yönlü anlamlı bir biçimde yordadığı fakat kaygılı kararsız bağlanma stilinin zihin kuramı becerisiyle anlamlı bir ilişkisi olmadığı bulunmuştur. Son olarak, çocukluk çağı travmalarının ve güvensiz bağlanma stillerinin sınırda kişilik örgütlenmesiyle ilişkisinde zihin kuramının aracı etkisi incelendiğinde sonuçlar zihin kuramının bu ilişkide aracı etkisi olmadığını göstermiştir. Bulgular, olumsuz erken dönem yaşantılarının borderline kişilik örgütlenmesi ile bağlantılı olabileceğini fakat bu ilişkide zihin kuramı becerilerinin aracılık rolü oynamayabileceğine işaret etmektedir. Tartışma kısmında araştırma bulguları literatür ile desteklenmiş ve aracı değişken olan zihin kuramı becerisinin erken çocukluk yaşantıları ve borderline kişilik örgütlenmesi arasındaki ilişkide anlamsız çıkmasının ölçek ve örneklem yapısı açısından tartışılmıştır. Gelecekte yapılacak çalışmalar için çeşitli öneriler sunulmuştur.

Bağlanma stilleriSınır kişilik örgütlenmesiZihin kuramı+4
Cihan Yılmaz
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Orta çocukluk dönemi çocukların bağlanma stilleri ile bilgisayar oyun bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada 3, 4, 5 ve 6. sınıf öğrencilerinin bilgisayar oyun bağımlılığı ile çocukların bağlanma stilleri arasındaki ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla 2020-2021 eğitim öğretim yılında İstanbul ili Kadıköy ilçesinde bulunan Özel Atacan Eğitim Kurumları'nda öğrenim gören 150 öğrenciyeölçekler uygulanmıştır. Araştırmada Sosyodemografik Veri Formu, Kerns Güvenli Bağlanma Ölçeği, Yakın İlişkilerde Yaşantılar II Envanteri ve Çocuklar için Bilgisayar Oyun Bağımlılığı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan veriler bilgisayar ortamına aktarılarak IBM SPSS 25.0 yardımıyla çözümlenmiştir. Orta çocukluk dönemi çocukların bağlanma stilleri ile bilgisayar oyun bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesinde Pearsonkorelasyon testi ile araştırılmıştır. Araştırmanın sonucunda, çocukların bağlanma stilleri ile bilgisayar oyun bağımlılığı arasında anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Bulgulara göre, çocuklar için bilgisayar oyun bağımlılığı ölçeğinin dört alt boyutu olan bilgisayarda oyun oynamaktan vazgeçememe ve engellendiğinde rahatsız olma, bilgisayar oyununu hayalinde yaşatma ve gerçek hayatıyla ilişkilendirme, bilgisayar oyunu oynamaktan dolayı görevlerini aksatma, bilgisayar oyunu oynamayı başka etkinliklere tercih etme kerns bağlanma ölçeği ile negatif yönlü ve orta derece bir korelasyon ilişkisi içinde olduğu yani güvenli bağlanmada azalma olduğu ortaya çıkmıştır. Diğer yandan kaygı ve kaçınma alt boyutlarıyla da pozitif yönlü bir ilişki olduğu, kaçınma düzeylerinde artış olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: bilgisayar oyun bağımlılığı, bağlanma stilleri, orta çocukluk dönemi, güvenli bağlanma, kaygılı bağlanma, kaçıngan bağlanma.

BağlanmaBağlanma kaygısıBağlanma stilleri+7
Ece Gülbeyaz
Haliç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşamış erişkin bireylerin benlik saygısı, kişiler arası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinin incelenmesi

Araştırmanın amacı, çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşamış 20-35 yaş arası erişkin bireylerin benlik saygısı, kişiler arası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinde yaşayan 0-11 yaş arasında baba kaybı yaşayan ve yaşamayanlar olarak iki grup oluşturmaktadır. Katılımcılara İstanbul ilinde faaliyet gösteren özel bir danışmanlık merkezinde görev alan, çocukluk döneminde baba kaybı yaşamış bir psikolog ile başlanmış, ardından iletişime geçilen bu kişi aracılığıyla ikinci kişilere, onların da yardımıyla üçüncü kişilere ulaşılmış ve böylelikle zincirleme bir biçimde sürdürülmüş olan araştırma sonucunda veri doygunluğuna ulaşıldığı anda (baba kaybı yaşamış 40 kişiden oluşan ve araştırma grubunu oluşturan yetişkin bireyler ve baba kaybı yaşamamış 40 kişiden oluşan kontrol grubu ile birlikte 20-35 yaş arası toplam 80 kişi) veri toplama aşaması tamamlanmıştır. Her bir katılımcıya Demografik Bilgi Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Kişilerarası İlişki Tarzları Ölçeği, Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Araştırma verileri, çalışma grubu ve kontrol grubu olmak üzere 2 grup halinde toplanmış olup SPSS-22 paket programı ile analiz edilmiştir. Analizlerden önce Kolmogorov-Smirnov testi kullanılarak araştırma verilerinin normal dağılım gösterdiği belirlenmiştir. Bu sebeple araştırma verileri parametrik testler kapsamında analiz edilmiştir. Çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşayan erişkin bireylerin doyurucu ilişki tarzları, eğitim durumu kapsamında kıyaslandığında lise mezunu bireylerden daha yüksek puan alan üniversite ve üzerinde öğrenim kurumlarından mezun bireyler lehine anlamlı düzeyde bir farklılaşma belirlenmiştir. Çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşayan erişkin bireylerin baş etme becerileri, cinsiyet kapsamında kıyaslandığında erkek bireylerden daha yüksek puan alan kadın bireyler lehine anlamlı düzeyde bir farklılaşma belirlenmiştir. Araştırmaya katılan erişkinlerin benlik saygısı düzeyleri, çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşama durumuna dayalı kıyaslandığında babasını kaybetmeyen bireyler lehine anlamlı düzeyde farklılaşma belirlenmiştir. Ek olarak, araştırmaya katılan erişkinlerin doyurucu ilişki tarzları, çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşama durumuna dayalı kıyaslandığında babasını kaybetmeyen bireyler lehine anlamlı düzeyde farklılaşma belirlenmiştir. araştırmaya katılan erişkinlerin baş etme becerileri, çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşama durumuna dayalı kıyaslandığında gruplar arasında anlamlı düzeyde bir farklılaşma tespit edilememiştir.

Baş etme stratejileriBaşa çıkmaBenlik saygısı+5
Hande Kutlu
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anıları ile psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırma, genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anıları ile psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek, genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anıları ve psikolojik iyi oluş düzeylerini tespit etmek ve değişkenlerin, belirlenen sosyo-demografik özelliklere göre anlamlı fark gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evreni ve örneklemini İstanbul ili Beykoz ilçesindeki 18-25 yaşında 377 genç yetişkin birey oluşturmaktadır. Veri toplamada; bireylerin yaş, cinsiyet, eğitim durumu, gelir durumu, annenin eğitim durumu, babanın eğitimi durumu, ebeveynin evlilik durumu, ebeveynin tutumu gibi değişkenlerin etkisini incelemek üzere araştırmacı tarafından hazırlanan "Sosyo-demografik Bilgi Formu", genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anılarını belirlemek amacıyla, Akın ve ark. (2013) tarafından geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılarak Türkçe' ye uyarlanan "Çocukluk Dönemi Mutluluk/ Huzur Anıları Ölçeği" ve psikolojik iyi oluş düzeylerini ölçmek amacıyla, Telef (2011) tarafından geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılan "Psikolojik İyi Oluş Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde, araştırmanın alt problemlerine uygun olarak, betimsel istatistiklerde; yüzde, ortalama, standart sapma değerleri kullanılmıştır. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemede; Skewness, Kurtosis değerleri, ortalama, standart sapma, histogram grafikleri, Kolmogorov-Smirnov normallik testi kullanılmıştır. Değişkenler arası anlamlı fark için; hipotez testlerinden T-Testi ve Varyans Anlizi (ANOVA); veriler parametrik teknikleri kullanmakta elverişli olmadığında testlerin non-parametrik karşılıkları Mann Whitney U- Testi ve Kruskal Wallis H- Testi; değişkenler arası ilişkinin test edilmesinde Spearman Korelasyon tekniği kullanılarak IBM SPSS Statistics 23 paket programıyla analiz edilmiştir. Çalışmada, genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anılarının, babanın eğitim düzeyine göre farklılaştığı bulunmuştur. Genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anılarının; yaş, cinsiyet, eğitim durumu, gelir durumu, annenin eğitim durumu, ebeveynin evlilik durumu, ebeveynin tutumuna göre anlamlı farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Genç yetişkinlerin psikolojik iyi oluş düzeyleri, yaş, cinsiyet, eğitim durumu, gelir durumu, annenin eğitim durumu, babanın eğitim durumu, ebeveynin evlilik durumu, ebeveynin tutumuna göre farklılık göstermemektedir. Genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anıları ile psikolojik iyi oluş düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır.

AnılarGençlerMutluluk+4
İrem Pehlevan
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

19. yüzyıl Van Kalesi Höyüğü'nden çıkarılan bebek ve çocuk kemiklerinin harris çizgilerinin belirlenmesi

Harris çizgileri, fizyolojik strese ve çocukluk çağı hastalıklarına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çizgiler daha çok bebek ve çocuklarda gözlemlenir. Bu çalışmada bebek ve çocuklarda strese bağlı oluşan Harris çizgileri incelenmiştir. Harris çizgilerinin tespit edilmesinde kullanılan klasik yöntem, iskeletlerin röntgenlerine bakılarak bu oluşunun varlığının veya yokluğunun tespit edilmesi şeklindedir. Bu tez çalışmasında bu yönteme ek olarak örneklerin bilgisayarlı tomografi (CT) çekimleri yapılmış klasik yönteme ek olarak CT'lerden elde edilen görüntüler de kullanılarak hangi görüntü kaynağının bu tür çalışmalarda daha kesin sonuçlar verebileceği araştırılmıştır. Tez kapsamında Van Kalesi Höyüğü Eski Van Şehri kazı alanından değişik kazı sezonlarında elde edilen toplam 106 bebek ve çocuk iskeleti incelenmiştir. Bu örneklem grubu içinden veri elde edilebilecek korunma durumu iyi olan 40 tibia bu çalışmanın materyali olarak incelenmiştir. Bu çalışmada röntgen ve Bilgisaraylı Tomografi verilerinden yararlanılmıştır. İncelenen 40 bireye ait tibia'dan 24'ünde Harris çizgileri tespit edilmiştir. Bu bireylerin çoğunluğunda Harris çizgilerine rastlanması o dönemin savaş koşullarının yarattığı kıtlığa ve strese dayanmaktadır. Anahtar kelimeler : Harris çizgileri, Tibia, Büyüme ve gelişme, Fizyolojik stres, Van Kalesi.

19. yüzyılHarris çizgileriStres+4
Yasemin Bakıray
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Annelerin sağlık okuryazarlığı ve erken ebeveynlik uygulamalarının erken çocukluk gelişimi ile ilişkisi

Erken çocukluk gelişimi (EÇG), çocuk sağlığının kritik bir sürecidir ve annelerin gelişimin bu erken döneminde aktif bir rolü vardır. Çocuğun en yakın çevresi olan anneler, hem erken ebeveynlik uygulamaları hem de sağlık okuryazarlığı becerileri ile çocuğun gelişimini etkileyebilir. Bu çalışmanın amacı, EÇG ile annelerin sağlık okuryazarlığı ve erken ebeveynlik uygulamaları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Onbeş aile sağlığı merkezinde, 15.03.2020-20.08.2021 tarihleri arasında yürütülen bu kesitsel çalışma 36-59 aylık çocuğu olan anneler üzerinde yapıldı. Veriler sosyodemografik ve kişisel özellikler bilgi formu, Erken Çocukluk Gelişim İndeksi (EÇGİ) ve Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 (TSOY-32) ile elde edildi. Sosyodemografik ve kişisel özellikler bilgi formu ile anne-çocuk çiftlerinin sosyodemografik özellikleri, annelerin genel okuma alışkanlıkları ve annelerin ebeveynlik uygulamaları sorgulandı. Çocukların normal gelişim gösterme durumu EÇGİ ile değerlendirildi. EÇGİ'nin dört alanından en az üçünü geçen çocukların normal olarak geliştiği kabul edildi ve 'EÇGİ-geçer' olarak nitelendirildi. Annelerin sağlık okuryazarlığı düzeyleri TSOY-32 ölçeği ile belirlendi ve anneler yetersiz, sorunlu-sınırlı, yeterli ve mükemmel sağlık okuryazarı olarak sınıflandırıldı. Çalışmaya 503 anne-çocuk çifti dahil edildi. Yeterli veya mükemmel sağlık okuryazarlığı düzeyine sahip annelerin çocuklarının EÇGİ-geçer olma olasılığı daha fazla bulundu [Düzeltilmiş Odds Oranı [DOO] [%95 Güven Aralığı (GA)]: 2.52 (1.53-4.15)]. EÇG ve annelerin ebeveynlik uygulamaları arasındaki ilişki incelendiğinde, 12 ay ve daha uzun süre anne sütü ile beslenen çocuklar ve 2 saat veya daha az ekran süresi olan çocukların EÇGİ-geçer olma olasılığının daha fazla olduğu gösterildi [Sırasıyla; DOO (%95 GA):2.28 (1.41-3.70), 2.04 (1.18-3.50)]. Bu çalışma ile annelerin sağlık okuryazarlığı ve erken ebeveynlik uygulamalarının EÇG ile ilişkili olduğu gösterildi. Erken çocukluk gelişimine yönelik anne merkezli müdahalelerin başarısı için annelerin sağlık okuryazarlığı becerilerinin ve erken ebeveynlik uygulamalarının geliştirilmesi gerekmektedir.

Ana-babaAnnelerErken çocuk eğitimi+3
Ayşe Tolunay Oflu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ali Dayı Çocuk Kütüphanesi'nde yer alan erken çocukluk dönemine yönelik çocuk kitaplarının niteliklerinin incelenmesi

Bu çalışmada Türkiye'nin ilk örnek çocuk kütüphanesi olma özelliğini gösteren Ali Dayı Çocuk Kütüphanesi'ndeki en çok ödünç alınan erken çocukluk dönemine yönelik yazılmış çocuk kitaplarının nitelikli çocuk edebiyatı ve çocuk gelişimi özelliklerine uygunluğunun incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında, Ali Dayı Çocuk Kütüphanesi'nden 2019 yılında en çok ödünç alınan 25 kitap değerlendirilmiştir. Kitapları değerlendirmek için literatür bilgileri taranmış ve araştırmacı tarafından "Kitap Özellikler Formu" ve "3-6 Yaş Dönemi Çocuklarına Yönelik Çocuk Edebiyatı Yapıtlarının Çocukların Gelişimsel Özelliklerine Uygunluğunu İnceleme Soru Formu" oluşturulmuş, bu formlar veri toplama sürecinde kullanılmıştır. Kitapların içerik ve dış yapı özellikleri soru formları doğrultusunda psikomotor gelişim, erken okuryazarlık /dil gelişimi, bilişsel gelişim, kişilik gelişimi, sosyal duygusal gelişim, cinsel gelişim ve ahlak gelişimi başlıkları altında incelenerek doküman analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Çalışma kapsamında kütüphaneden ödünç alınan kitapların genel olarak çocuk gelişimi ve nitelikli çocuk edebiyatı özelliklerine uygun olduğu görülürken, bilişsel gelişim açısından erken çocukluk dönemindeki çocukların dikkat sürelerini aşacak uzunlukta olan kitapların da bulunduğu görülmüştür. Ayrıca cinsel gelişim alanına yönelik olarak kitaplarda toplumsal cinsiyet bağlamında çoğunlukla cinsiyet rollerine pek değinilmediği veya daha çok geleneksel cinsiyet rollerine yer verildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Erkek çocuklarÇocuk edebiyatıÇocuk gelişimi+2
Beyza Örs
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı kas biyopsilerinin retrospektif analizi ve tanıya katkısının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Kas biyopsisi nöromusküler hastalıkların tanısı için kullanılan önemli bir tanı aracıdır. Bu çalışmanın amacı büyük bir pediatrik seride kas biyopsisi yapılan hastaların klinik, laboratuvar ve kas biyopsisi bulgularını ortaya koymak, kas biyopsisinin kliniğe katkısını belirlemek, biyopsi bulgularını klinik ön tanı ve genetik inceleme sonuçlarıyla karşılaştırmaktır. Materyal ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Pediatrik ve Perinatal Patoloji Ünitesi'nde Ocak 2011 – Aralık 2020 tarihleri arasında rapor edilen kas biyopsileri retrospektif olarak incelenmiştir. Hastalara ait klinik, laboratuvar bulguları ve demografik bilgiler hastane otomasyon sistemi ve biyopsi raporlarından elde edilmiştir. Hastalar biyopsi tanılarına göre sınıflandırılmış, klinik ve laboratuvar bulgularına göre biyopsinin tanı değeri belirlenmiş, klinik ve genetik tanılarla histopatolojik tanıların uyumu değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmadaki toplam kas biyopsisi sayısı 2242, medyan biyopsi yaşı 4,0 yaştı. Hastaların %73,3'ünde şikayetler beş yaşın altında başlamıştı ve en sık başvuru şikayeti güçsüzlük/gevşeklik idi. Biyopsilerin %45,1'i tanı vermişti. Buna göre en sık saptanan tanı musküler distrofiler (%24,6) idi. Bunu miyopatik değişiklikler (%7), metabolik miyopatiler (%6,2), konjenital miyopatiler (%3,7), nörojenik değişiklikler (%2,3), inflamatuvar miyopatiler (%1,2) ve miyofibriler miyopati (%0,1) takip ediyordu. Biyopsilerin %25,8'inde spesifik olmayan değişiklikler görülmüş, %13,2'si patolojik bulgu göstermemişti. Ayrıca biyopsilerin %11,9'u kesin tanı vermemiş ancak bir tanıya yönlendirmiş, %4'ü tanı için temsili olmayan / yetersiz biyopsi olarak değerlendirilmişti. Hastaların %51,6'sında ön tanı ile biyopsi tanısı uyumluydu. Biyopsilerin %9,2'si ön tanıdan farklı bir tanı vermiş, %39,2'sinde ön tanıyı destekleyen biyopsi bulgusu görülmemişti. Sonuç: Kas biyopsisi nöromusküler hastalıklar için önemli bir tanı aracıdır. Biyopsi bulgularının hastanın klinik, laboratuvar ve genetik sonuçları ile birlikte yorumlanması tanı değerini artırır. Anahtar Kelimeler: nöromusküler hastalık, kas patolojisi, tanısal değer, pediatrik

BiyopsiKaslarNöromusküler hastalıklar+4
Bekir Karakaya
Hacettepe University
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Examining the reflections of childhood exposure to political violence on adulthood psychological health in terms of social-ecological variables

The present study investigated the relationship between childhood political violence and current psychological health based on social-ecological theory. For this purpose, two parallel mediation models were tested in the study. In the first model, it was expected that family protective factors and immediate social support in childhood would mediate the relationship between childhood exposure to political violence and the current psychological health. Similarly, in the second model, it was expected that social trust and trust in institutions would mediate the relationship between childhood exposure to political violence and the current psychological health after controlling for family protective factors and immediate social support in childhood. The study sample consisted of 406 adults between the ages of 18-65. Data collection was carried out online, and the convenient sampling method was used to recruit participants. Participants completed the Political Violence Exposure Checklist, Brief Symptom Inventory, Family Protective Factors Inventory, Social Support Appraisals Scale for Children, Social Safeness and Pleasure Scale, and Trust in Institutions Scale during the study. As a result of parallel mediation analyses using SPSS PROCESS macro, all hypotheses put forward in the study were confirmed with the available data. In other words, the study provided an explanation for the influence mechanisms on the relationship between childhood political violence and current psychological health, both at the microsystem level and the more distal ecological levels. Lastly, theoretical and clinical implications were presented in relation to the study's findings employing Bronfenbrenner's social ecology theory.

Psychological healthPolitical violenceSocial safeness+3
Melis Çevik
TED University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2000-2020 yılları arasında biyopsi tanısı olan tüberküloz vakalarının incelenmesi

2000-2020 yılları arasında biyopsisi olan %47,8'i kız, %52,2'si erkek olmak üzere 46 çocukluk çağı akciğer dışı tüberküloz hastası incelendi. Hastaların yaşları 5 ay ile 18 yaş arasında değişiyordu. Tüberkülozlu (TB) bir hasta ile temas oranı %20 idi. Hastaların %15'inde eşlik eden bir diğer hastalık, %10'unda ise immün baskılanma mevcuttu. Bacillus Calmette-Guérin (BCG) aşısı oranı %89,7 olarak bulundu. En sık saptanan 3 semptom %43,5 ateş, %26,1 kilo kaybı ve %23,9 boyunda şişlikti. Lenfadenopati en sık gözlenen fizik muayene bulgusuydu (%27,9). Tüberkülin deri testi (TDT) hastaların %71,4'ünde pozitifti. BCG aşısı olan hastalar arasında TDT pozitifliği %69,7'ydi. İnterferon gama salınım testi negatif olan hastaların yarısında TDT pozitif olarak bulundu. Başvuruda çekilen akciğer grafilerinin %80,4'ünde patolojik bulguya rastlanmadı. Biyopsilerin en büyük kısmı %43 oranında lenf nodlarından oluşuyordu. Biyopsilerin tamamında granülomatöz iltihap vardı, %74'üne nekroz eşlik ediyordu. Ziehl-Neelsen boyananların %31,1'i ARB pozitifti. Pozitif örneklerin %64'ünde, negatif örneklerin %40'ında kültürde üreme vardı. Hastalardan alınan herhangi bir örnekte çalışılan polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) hastaların %50'sinde pozitif sonuçlandı. Kültüründe üreme olan hastalarda PCR pozitifliği %72,7 olarak bulundu. En sık tutulan organ %41,9 ile lenf nodlarıydı. Araştırmamızda en sık akciğer dışı tüberküloz tanısı %30,4 ile tüberküloz lenfadenitti. İkinci sırada %17,4 ile miliyer TB, üçüncü sırada ise %15,2 oranla TB osteomiyelit geliyordu. Semptom başlangıcı ile tanı konulması arasındaki süre ortalama 3,5 aydı. Ortalama tedavi süresi 9,8 ay olarak bulundu. En az bir ilaca dirençli hastaların oranı %23,5'ti. Başarılı tedavi oranı %80,4 olarak bulundu.

BiyopsiEnflasyonGranülomatöz hastalık-kronik+4
Rıdvan Ocak
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağında ganglionöromlar

Ganglionöromlar (GN) periferik nöroblastik tümörlerin (PNT) nadir ve benign bir alt grubudur. Temel tedavisi cerrahi olmakla birlikte cerrahisi riskli bazı olguların rezidü ile izlenmesi benimsenmiş bir yaklaşımdır. Literatürde ganglionöromların klinik ve patolojik özellikleri ile ilgili çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışmada 26 yıllık sürede merkezimize başvuran ganglionörom olgularının klinik ve patolojik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi (H.Ü.T.F.) Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Pediatrik Onkoloji Bilim Dalı'nda 1995 ile 2021 yılları arasında ganglionörom tanısı ile takip edilen 18 yaş altı 70 hastanın klinik özellikleri, radyolojik bulguları, tümör yerleşim yerleri, histopatolojik tanıları, cerrahi yaklaşımları ve tedavi sonuçları hastane kayıtlarından retrospektif olarak incelendi. Hacettepe Ü.T.F. Pediatrik Onkoloji Bilim Dalı'nda belirtilen tarihler arasında periferik nöroblastik tümör tanısı konulan toplam 668 hastanın 70'inde (%10,4) patoloji tanısı ganglionöromdu. Hastaların ortanca yaşı 7,4 yıldı (2,6-15,7 yıl; erkek/kız 29/41). En sık primer tümör yerleşim yeri abdomen (n=41, %58,6); ikinci olarak toraks (n=25, %35,7) idi. Hastalar en sık karın ağrısı ve öksürük yakınmaları ile başvurmuştu; olguların %38,5'inde (n=27) tümörler tesadüfi olarak saptanmıştı. Primer tümörler en sık abdomen (%58,6, n=41), ikinci sıklıkta toraks yerleşimliydi (%35,7, n=25). İdrarda homovanilik asit (HVA) ve vanilmandelik asit (VMA) düzeyleri 63 olgunun sekizinde (%12,7) yüksek saptandı. Tanı anında ortanca tümör boyutu 6,5 cm idi (ÇAA: 4,2-9 cm). Yirmi yedi olguda (%28,6) tümör boyutu ≤5 cm ve 15 olguda (21,7%) ≥10 cm idi. Görüntü ilişkili risk faktörü (GİRF) bulunmayan 50 olguda (71,4) tümörler INRG sistemine göre evre L1 olarak değerlendirildi. Yirmi olguda (%28,6) bir veya birden fazla GİRF saptandığından tümörler evre L2 olarak değerlendirildi. Olguların %82,8'inde (n=58) cerrahi ile tam rezeksiyon yapıldı; %8,6'sında ise (n=6) yalnızca parsiyel rezeksiyon yapılabildi. Cerrahi komplikasyon oranı %17,2 idi (n=11/64). En sık görülen komplikasyon üç olguda Horner sendromu (%27,2) iken iki olguda renal atrofi (%18,1), iki olguda tek taraflı alt ekstremitede hipoestezi (%18,1), bir olguda pnömotoraks (%9), bir olguda üreter yaralanması (%9), bir olguda tek taraflı alt ekstremitede motor ve duyu defisiti (%9) ve bir olguda T1-T2 dermatomunda hipoestezi (%9) görüldü. Ortanca izlem süresi dokuz yıl idi (ÇAA: 4,7-13,8 yıl). On iki olgu "gros" tümör rezidüsü ile takip edildi. Bu olgulardan birinde parsiyel rezeksiyondan 13 yıl sonra tümör progresyonu şüphesi oldu ve ardından yapılan tam rezeksiyon sonrası beş yıllık izlemde sorunsuz izlendi. Geriye kalan 11 olguda takipte herhangi bir tümör progresyonu saptanmadı. Ganglionöromlar periferik nöroblastik tümörlerin yaklaşık %10'unu oluşturan benign tümörlerdir ve çoğunluğunda GİRF bulunmamaktadır. İnkomplet veya parsiyel rezeksiyon ile dahi uzun dönemli sonuçlar çok iyidir. Multidisipliner bir yaklaşım ile tümör rezeksiyonu derecesine olgu bazında ve dikkatli karar verilmesi gerekmektedir.

GanglionöromNeoplazm evreleriNeoplazmlar+4
Elif Tuğçe Göker
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağında psikiyatrik belirtiler ve baş ağrısı ilişkisi

Bu çalışma çocuk ve ergen ruh sağlığı polikliniğine başvuran 8- 16 yaş aralığındaki çocuk ve ergenlerin, yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş kendi sosyal çevrelerindeki psikiyatrik yakınması olmayan akranlarıyla baş ağrısı ve psikiyatrik belirtiler açısından karşılaştırıldığı kesitsel bir vaka kontrol çalışmasıdır. Araştırma grubuna 8-16 yaş arasında, ilk kez polikliniğe başvuran, daha önce baş ağrısı şikayeti ile tıbbi yardım arayışı olmamış ve son 3 aydır psikotrop ilaç kullanmamış 102 çocuk ve ergen (31 (%30.4) kız) alınmıştır. Kontrol grubuna ise araştırma grubuna alınan çocuk ve ergenlerin yakın çevresinde benzer yaş ve cinsiyette olan, daha önce psikiyatrik ve baş ağrısı yakınması olmamış 100 çocuk ve ergen (37 (%46.5) kız) alınmıştır. Çocuk ve ergenlerden Baş Ağrısı Nedeniyle Ergenlerin Yaşadığı Sıkıntılar (HARDSHIP) Anketi, Çocuklar için Depresyon Ölçeği (ÇDÖ), Çocuklar için Durumluk ve Kaygı Envanteri (ÇDKE-ÇSKE), Çocuklar İçin Uyku Kalitesi Ölçeği ve Uyku Değişkenleri Anketi(ÇUK-UD) ölçeklerini doldurmaları istenmiştir. Ebeveynlerden sosyodemografik bilgi formu, Yenilenmiş Conners Anababa Derecelendirme Ölçeği KısaTürkçe Formu (Y-CAD-K), Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA) veÇocuklar İçinUyku Bozuklukları Ölçeği'ni (ÇUBÖ) doldurmaları istenmiştir. Araştırma grubunda hem tek ebeveyn hem de geniş aile yapısı, anne ve babalarda kronik hastalık tanısı, babalarda baş ağrısı bozukluğu tanısı ve olumsuz yaşam olayı daha fazla saptanmıştır. Araştırma grubunun HARDSHIP'de'geçen yıl içerisinde baş ağrısı olma durumunu' daha fazla bildirdikleri ve yaşam kalitesine dair soruları daha fazla olumsuz yanıtladıkları gözlenmiştir. Ayrıca araştırma grubunda ÇDÖ, ÇDKE, ÇSKE, Y-CAD-K, GGA, ÇUBÖ, ÇUK-UD puanlarının kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır. Araştırma grubu içerisinde geçen yıl baş ağrısı olanların olmayanlara göre daha yüksek ÇDÖ, ÇDKE ve ÇSKE puanlarına sahip olduğu gözlenmişken; GGA, Y-CAD-K, ÇUBÖ ve ÇUK UD puanları açısından gruplar arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Örneklemde son 1 hafta içinde baş ağrısı olan gün sayısı ile ÇDÖ, ÇDKE, ÇSKE, GGA – Aşırı hareketlilik, Duygusal sorunlar, Akran sorunları, Toplam puan, ÇUBÖ - uykuyu başlatma ve sürdürme sorunları, uykuda solunum sorunları aşırı uykululuk sorunları ve ÇUK-UD - uyku kalitesi puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmışken Y-CAD-K puanları arasında bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç olarak psikiyatrik yakınması ve baş ağrısı yakınması olan çocuk ve ergenlerde daha yüksek oranlarda depresyon, durumluk ve sürekli kaygı belirtileri olduğu saptanmıştır. Psikiyatrik yakınması olan çocuk ve ergenlerde son bir haftada baş ağrısı olan gün sayısı arttıkça hem depresyon ve kaygı belirtileri hem de uyku sorunları artmıştır. Psikiyatrik yakınması olan çocuk ve ergenlerde baş ağrısı içe yönelim belirtileri ile ilişkili bulunurken dışa yönelim belirtileri ile ilişkili bulunmamıştır. Gelecekte yapılacak çalışmalarda baş ağrılarının tipi ile psikiyatrik belirtilerin tanısal olarak belirlenmesi tekrarlanması daha genellenebilir ve tutarlı sonuçlar elde edilmesini sağlayacaktır.

AğrıBaş ağrısıBaş ağrısı bozuklukları+5
Arzu Yavuz
Hacettepe University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Erken çocukluk dönemi, işitme engelli çocuklar ile normal işiten çocukların fonolojik farkındalık becerilerinin karşılaştırılması

İşitme kaybının varlığı, çocuklarda birçok gelişim alanını olumsuz etkilemektedir. Fonolojik farkındalık, sözcüklerin faklı ses birimlerinden meydana geldiğini kavrama becerisidir. İşitme kayıplı çocuklarda bu beceride eksiklikler gözlenmektedir. Bu çalışma; erken çocukluk dönemindeki işitme engelli ve normal işiten çocukların fonolojik farkındalık becerilerini karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışma kapsamında hedeflenen, normal işiten çocuklar ile işitme engelli çocukların fonolojik farkındalık becerileri arasında anlamlı farklar olup olmadığını belirlemektir. Araştırmanın çalışma grubunu, 60-72 ay arasında 20 işitme kayıplı çocuk ve 20 normal işiten çocuk oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla, ''Yangın Erdoğan ve Erdoğan Fonolojik Farkındalık Ölçeği'' kullanılmıştır. Sonuçlar, işitme engelli ve normal işiten bireylere uygulanan fonolojik farkındalık ölçeğindeki bireylerin verdiği yanıtlar doğrultusunda değerlendirilmiştir. İşitme engelli ve normal işiten bireylerin fonolojik farkındalık becerileri karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler sonucunda; işitme engelli ve normal işiten grupta fonolojik farkındalık ölçeği toplam puanının karşılaştırmasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. İşitme engelli grubun ortalaması, normal grubun ortalamasına göre anlamlı derecede düşük tespit edilmiştir. Bu çalışmanın sonuçları; işitme engelinin çocuklarda, fonolojik farkındalık becerilerini olumsuz yönde etkilediğini göstermiştir. İşitme kaybı olan çocuklarda fonolojik farkındalık becerilerini geliştirici eğitim desteğinin erken dönemde sağlanması, akranlarına sosyal ve akademik hayatta uyum sağlamalarına yardımcı olacaktır.

Fonolojik farkındalıkSes bilgisel farkındalıkSes bilgisi+5
Güleser Tahtalıoğlu
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi öğretmenlerinin çocuk sevme durumlarına etki eden değişkenlerin incelenmesi

Bu çalışmada okul öncesi öğretmenlerinin çocuk sevme durumlarına etki eden değişkenler incelenmiştir. Araştırmanın verileri, 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Tekirdağ İli, Çorlu İlçesinde Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı özel ve resmi anaokullarında görev yapan, 132 okul öncesi öğretmeninden elde edilmiştir. Okul öncesi öğretmenlerinin çocuk sevme durumlarının belirlenmesinde, Barnett ve Sinisi (1990) tarafından, insanların çocuklara yönelik tutumlarını ölçme amacıyla geliştirdikleri ve Türkiye için güvenirlik ve geçerlik çalışması, Duyan ve Gelbal (2008) tarafından yapılan Barnett Çocuk Sevme Ölçeği (BÇSÖ) kullanılmıştır. Araştırmada, öğretmenlerin özelliklerine ilişkin bilgiler, araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu ile elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde, verilerin özelliklerine uygun olarak parametrik testler kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, okul öncesi öğretmenlerinin medeni durum değişkeni, çocuk sahibi olma değişkeni, çocuk sayısı değişkeni ve mesleği isteyerek seçme değişkenine göre çocuk sevme puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu, görev aldıkları kurumları, çalışma süreleri ve haftalık çalışma süreleri ile çocuk sevme puanları ve yaşları arasında anlamlı bir farklılık olmadığı saptanmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, okul öncesi öğretmenlerinin çocuk sevme durumlarını medeni durum, çocuk sahibi olma ve mesleği isteyerek seçme durumlarının olumlu etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.

Okul öncesi dönemOkul öncesi çocuklarOkul öncesi öğretmenler+4
İdil Şengöz Tosun
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı kanseri olan bireylerde aktivite performansı ve katılımın incelenmesi

Bu çalışma, çocukluk çağı kanseri olan bireylerin aktivite performansı, aktivite memnuniyet düzeyi ve katılımın seviyelerini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya 5-12 yaşları arasında çocukluk çağı kanseri teşhisi almış 50 birey ve sağlıklı gelişim gösteren 50 birey olmak üzere toplamda 100 katılımcı dahil edildi. Katılımcıların aktivite performans ve memnuniyet düzeylerini değerlendirmek için Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ); katılım seviyelerini değerlendirmek için Çocuklara Yönelik Kısa Aktivite Performans Profili (ÇYKAPP) kullanıldı. Çocukluk çağı kanseri olan bireylerin aktivite performans ve aktivite memnuniyet düzeyi ile katılım seviyeleri sağlıklı çocuklara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük olduğu bulunmuştur (p<0,01). Katılım seviyeleri ile aktivite performans ve memnuniyet düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur (p<0,05). Çalışma sonucuna göre çocukluk çağı kanseri olan bireylerin aktivite performansı ve aktivite memnuniyet düzeylerinin düşük olması çocukların katılım seviyesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle kişilerin katılımını etkileyen irade, alışkanlıklar, iletişim ve etkileşim becerileri, işlemleme becerileri, motor beceriler gibi kişisel faktörler ve çevresel faktörler bütüncül bir şekilde ele alınmalıdır. Çocukluk çağı kanseri olan bireylerin aktivite performansı ve memnuniyet düzeyi ile katılım seviyelerininin geliştirilmesine yönelik ergoterapi uygulamalarının faydalı olacağı düşünülmektedir.

Aktivite analiziFiziksel aktiviteKanser hastaları+7
Kardelen Yıldırım
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankara merkez ilçelerde çalışmakta olan aile hekimlerinin çocukluk çağı rutin aşı uygulamaları ve aşı tereddütüne sahip ebeveyne yaklaşımlarının değerlendirilmesi

Giriş: Aşı, bulaşıcı hastalıklardan korunma açısından önemini hala korumaktadır. Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) göre her yıl 3 milyon kişi aşılanarak aşı ile önlenebilir hastalıklardan korunmaktadır. Buna rağmen, dünyada artan bir aşı tereddütü durumu söz konusudur. Aşı tereddütü, sürekli izleme gerektiren karmaşık bir küresel sorundur. Aşı yüzdeleri yüksek Amerika Birleşik Devletleri'nde bile sağlık çalışanlarının %85'inin her yıl en az bir ailede aşı tereddütü olma durumu ile karşılaştığı belirtilmektedir. Aşı tereddütünün çok faktörlü ve karmaşık nedenlerinin olması birey, aşı tedarikçisi, sağlık sistemi olmak üzere ulusal seviyelerde geniş bir yaklaşım yelpazesi gerektirmektedir. Ortaya çıkan tereddüt karşısında, sağlık çalışanları en güvenilir danışman olmakta ve ailenin çocuğunun aşılama kararlarında etkili olmaya devam etmektedir. Birinci basamak hizmetinde çocukluk çağı aşılanmasında en büyük sorumluluk aile hekimlerine düşmektedir. Sağlık çalışanlarının aile ile aşı hakkındaki iletişimi, aşılama yaklaşımı, aşı tereddütü varlığındaki yaklaşımları hakkında çalışma çok sınırlıdır. Bu nedenle, Ankara ili merkez ilçelerdeki aile hekimlerini temsil eden bir grupta, hekimlerin rutin çocuk aşıları uygulama yaklaşımları ve aşı tereddütü durumunda nasıl bir yol izlediklerini değerlendirmek amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Yöntem: Ankara ili merkez ilçelerinde çalışmakta olup araştırmaya dahil edilecek aile hekimleri tabakalı rastgele olarak belirlenmiştir. Araştırma kesitsel tipte bir çalışma olarak planlanmıştır. Araştırma sonunda 598 kişi çalışmaya katılmayı kabul etmiştir (örneklemin %90'ı). Araştırmada başlıca ilçe, aile hekimliği uzmanlığının olma durumu, aile hekimi olduğu süre, aile hekimine kayıtlı nüfus, kayıtlı 0-24 ay çocuk sayısı, aşı eğitimine katılma durumu, aşı tereddütü eğitimine katılma durumu, bilgi, tutum ve davranış puanının; aileye sorulabilecek soru tamamlama durumu, rutin aşı uygulamasında yapılabileceklerin tamamlanma durumu, aşı tereddütü ile karşılaşma durumunda yapılabilecekleri tamamlama durumu (5li likert olarak sorular sorulmuş olup tamamlama durumu için her zaman yapılması 5 puan, hiçbir zaman yapılması 1 puan olarak kodlanmıştır) üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Analizlerde ki-kare, student t testi, tek yönlü ANOVA, Pearson korelasyon testi ve bu analizlerde anlamlı gelen literatürle de uyumlu olan değişkenlerin aileye sorulabilecek soru tamamlama durumu, rutin aşı uygulamasında yapılabileceklerin tamamlanma durumu, aşı tereddütü ile karşılaşma durumunda yapılabilecekleri tamamlama durumu puanları üzerindeki etkisini değerlendirmek için çoklu lineer regresyon modeli kullanılmıştır. Sonuç: Aşı tereddütü ile karşılaşma her ilçede varken (%58) son yaşanan aşı tereddütünün olma durumu en fazla Pursaklar'da (%94,1), en az Çankaya'da (%42,9) olmuştur. Lineer regresyon modeline göre aileye sorulabilecek soru tamamlama durumu, rutin aşı uygulamasında yapılabileceklerin tamamlanma durumu, aşı tereddütü ile karşılaşma durumunda yapılabilecekleri tamamlama durumu puanları üzerinde cinsiyet, yaş, aile hekiminin uzman olma durumu, kayıtlı nüfus ve 0-24 ay çocuk sayısının etkisi bulunmamaktadır. Davranış puanı her üç puana da etki etmekte ve davranış puanı artamasıyla bakılan puanlar da artmaktadır (sırasıyla β=0,285;0,346;0,361). Yüksek eğitim seviyesine sahip ilçelerde (Çankaya, Etimesgut, Yenimahalle) çalışan aile hekimlerinin aileye sorulabilecek soru ve aşı tereddütü ile karşılaşmada yapılabileceklerin uygulanma sıklığından aldığı puanlar daha düşük olmakta ancak tereddütle kaşılaşmada alınan puana etki etme durumunda istatiksel anlamlılık bulunmamaktadır. Aile hekiminin bulunduğu ilçedeki ailelerin özellikleri ve aile hekiminin davranışı rutin aşı uygulama ve aşı tereddütü yaklaşımlarında etkili olabilir. Bu konuda ilçeye özgü müdahalelerin yapılması ve aile hekimine aşı yaklaşımı konusunda eğitim verilmesi uygun olabilir.

Aile hekimliğiAna-babaAnkara+7
Merve Özden
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı sistemik lupus eritematozus hastalarında tükenmiş T hücrelerin etkilerinin incelenmesi

Sistemik Lupus Eritematozus (SLE) çoklu organ tutulumu ile karakterize otoimmün bir hastalıktır. Hastalık patogenezi tüm yönleri ile açık olmamakla birlikte son yıllarda yapılan çalışmalar ile önemli gelişmeler bulunmaktadır. Hastalık patogenezinin aydınlatılması için yapılan çalışmalar büyük değer taşımaktadır. Bu sayede pediatrik hastalarda hedefe yönelik tedavi yöntemleri geliştirilebilecek ve immün sistemi baskılayan ilaçların hedefe yönelik kullanılması ile hastalık yükü ve tedavi yan etkileri azaltılabilecektir. Çalışmada SLE patogenezindeki yeri henüz tam belirlenememiş tükenmiş T hücre etkileri araştırılmıştır. Çalışmanın amacı, çocukluk çağında SLE' de ön planda olan organ tutulumları ile klinik kümeler oluşturularak, tükenmiş T hücrelerin buradaki etkilerini belirlemek ve tükenmiş T hücre ko-inhibitör reseptörlerinin hastalık aktivitesi ile ilişkisini incelemektir. Araştırma kapsamında çalışmaya 49 hasta dahil edildi. Hastaların 35'i kız (%71.4), 14'ü (%28.6) erkekti. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 17,7±2,6 yıl, ortalama hastalık süresi 5.7 yıldı (1-17 yıl, ortanca 5 yıl). Hastaların değerlendirilmesi sırasında alınan kan örneğinden plazma ayrıştırılarak sitometrik boncuk dizileme yöntemi ile kontrol noktası inhibitörleri (IL-2Rα, 4-1BB, CD86, TGF-β1, CTLA-4, PD-L1, PD-1, Tim-3, LAG-3, Galectin-9) çalışıldı. Hastaların organ tutulumlarına göre renal tutulum, cilt tutulumu ve hematolojik sistem tutulumu baskın olarak üç klinik küme oluşturuldu. Bu klinik kümeler arası ko-inhibitör reseptör düzeyleri arasında farklılık gösterildi ancak istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı. SLEDAI (SLE Disease Activity Index) hastalık aktivite skoru ile ko-inhibitör reseptörlerden IL-2Rα, PD-L1, Galectin-9 arasında anlamlı korelasyon saptandı (sırasıyla p değerleri p=0.02, p=0.01, p<0.0001). Aynı zamanda IFN imzasını yansıtan bir biyobelirteç olan Galectin- 9 ile ko-inhibitör reseptör düzeylerinin korelasyon analizi yapıldığında Tim-3 reseptörü ile aynı yönde (p<0.0001, r=0.52) ve LAG-3 (p=0.02, r=0.42), CD86 (p<0.0001, r=0.58) PD-L1 (p=0.002, r=0.42), IL-2Rα (p<0.0001, r=0.69) ile aynı yönde korelasyonu saptandı. Hastaların vizit sırasında değerlendirilen laboratuvar verilerinden lökosit sayısı ile CD86 arasında ters yönde korelasyon olduğu saptandı (p=0.02, r=0.31). CRP (C reaktif protein) düzeyi ile PD-1 arasında ters yönde korelasyon saptandı (p=0.02, r=0.34). Bu çalışma, çocukluk çağı SLE hastalarında tükenmiş T hücrelerin etkilerinin araştırılması açısından literatürde ilk olma özelliği taşımaktadır. Bu konu ile ilgili, daha fazla sayıda hasta ve hastalığın aktif döneminde değerlendirilen hastalar ile ileri çalışmalar yapılabilir. Çalışmamız hastalık patogenezindeki yeri ve önemi henüz yeni anlaşılmakta olan tükenmiş T hücreler ile ilgili yapılacak diğer çalışmalara yol gösterici olacaktır.

Lupus eritematozus-sistemikT lenfositleriÇocuklar+1
Kübra Yüksel
Hacettepe University
2020
00

Related subjects