Temperature
146 theses under this subject heading
Radyasyon ısı transferinin bir gaz türbini yanma odası duvar sıcaklığı üstündeki etkisinin hesaplamalı akışkanlar dinamiği-eşlenik ısı transferi yöntemleriyle incelenmesi
Bir gaz türbini yanma odası içerisinde yanma tepkimeleri sonucunda yüksek sıcaklıkta yanma ürünleri (karbon dioksit, su buharı vb.) oluşmaktadır. Bu nedenle yanma odası (YO) duvarına önemli ölçüde ısı transfer edilmektedir. YO duvarının sıcaklığının hesaplanması, duvar ömrünün doğru tahmin edilebilmesi ve duvar soğutma teknolojisinin güvenilirliğinin incelenmesi açılarından önem taşımaktadır. YO duvarı yanma gazları tarafından taşınım ve ışıma ile ısınmakta, dış kanaldaki soğuk hava tarafından soğutulmaktadır. Işıma (radyasyon) ile ısı transferi iki şekilde gerçekleşmektedir. Bunlar; YO birincil bölgedeki zengin karışım sonucu oluşan is (soot) kaynaklı ısı transferi (luminous radiation) ve YO içinde oluşan sıcak gazların ısı transferidir (non-luminous radiation). YO duvar sıcaklığının daha doğru hesaplanabilmesi için radyasyon ısı transferinin de hesaba katılması gerekmektedir. Radyasyon ısı transferinin hesaba katılarak duvar sıcaklığı hesaplamanın en sıcak noktada duvar sıcaklığını azalttığı bilinmektedir. Yüksek basınç ve yüksek sıcaklık koşullarında deney yapmanın maliyeti ve zorluklarından dolayı Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği (HAD) ve Eşlenik Isı Transferi (Conjugate Heat Transfer, CHT) duvar sıcaklığı hesaplamada önemli bir araç haline gelmiştir. CHT yöntemi YO akışkan hacmini (alev tüpü, dış kanal) ve katı kısmını (YO duvarı) birlikte modelleme imkanı sunmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında sıcak yanma gazlarının radyasyon ile ısı transferi modellenmiş ve radyasyon ısı transferinin YO duvar sıcaklığına etkisi gözlenmiştir. Bunun için küçük bir turbojet motoru yanma odası HAD ve CHT yöntemleri kullanılarak modellenmiş ve duvar sıcaklıkları hesaplanmıştır. Yapılan çalışma sonucunda radyasyon ısı transferinin duvar sıcaklıklarını düşürme eğiliminde olduğu gözlemlenmiştir. Duvarın en sıcak noktasında radyasyon hesaba katılmadığı durumda sıcaklık 1310 K iken radyasyonun hesaba katıldığı durumda sıcaklık 1140 K olarak hesaplanmıştır. Aynı koşullarda yapılan test sonuçları ile karşılaştırıldığında ise elde edilen sonuçlara göre radyasyon ısı transferinin de hesaba katılması halinde test sonuçlarına daha yakın sonuçlar elde edildiği görülmüştür. Tez çalışması kapsamında üç farklı çözüm ağı sayısı (900 bin, 3.4 milyon ve 9.7 milyon) kullanılmış ve 3.4 milyon ve 9.7 milyonluk çözüm ağlarının yakın sonuçlar verdiği görülmüş ve sonraki çalışmalar için 3.4 milyonluk çözüm ağı kullanılmıştır. Bu çözüm ağı kullanılarak farklı türbülans modelleri, yanma modelleri için analizler yapılmış ve YO duvar sıcaklıklarına etkisi incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre Relizable k-ε turbulence modeli ve Hybrid Eddy Break-up yanma modeli en uygun modeller olarak görülmüştür. Ayrıca duvar ve dış kabuk yayma oranı (emissivity) ve türbülanslı Schmidt ve Prandtl sayısının duvar sıcaklıklarına etkisi de incelenmiştir. Ayrıca türbülansın modellenmesinde kullanılan iki yaklaşım Large Eddy Simulation (LES) ve Reynolds Averaged Navier Sokes (RANS) ile yanma odası içinde ve astarda elde edilen sıcaklık dağılımları karşılaştırılmıştır.
Multi-sensör tabanlı laboratuvar tipi silolama sisteminde iki farklı teknik (vakum-sıkıştırma) ile silolanan mısır silajlarında ortam sıcaklıklarının O2, CO2, sıcaklık, basınç ve pH üzerine etkisi
Çalışma laboratuvar koşulları için geliştirilen multi-sensörlü silaj yapım ve veri toplama sistemi kullanılarak yürütülmüştür. Sistemde iki farklı silolama tekniği (Vakumlama-Sıkıştırma) kullanılarak sıkıştırma yapılmıştır. Çalışmalar II. ürün mısır materyali ile yapılmıştır. Çalışmanın temel amacı her iki teknik ile yapılan silaj örneklerinde ortam sıcaklıklarının etkisini incelemek ve silolama amaçlı kullanılan yöntemlerin silaj örnekleri üzerinde etkilerini incelemektir. Bu amaçla iki farklı yöntem ile yapılan silajlar farklı ortam sıcaklığında (Sıcak iklim koşulu-Normal koşullar) depolanmıştır. Silaj örneklerinde sistem üzerinde mevcut oksijen, karbondioksit, sıcaklık, basınç ve pH sensörleri ile veri kaydı yapılarak ortalama veriler değerlendirilmiştir. Çalışma sonuçlarında ortam sıcaklıklarının hem vakumlama (Y1) hem de sıkıştırma (Y2) yöntemi ile elde edilen silajlar üzerinde etkisi olduğu belirlenmiştir. Ayrıca ortam sıcaklığının silaj kalitesini belirleyen parametreler (sıcaklık, pH, basınç, oksijen ve karbondioksit) üzerinde de etkisi olduğu belirlenmiştir. Y1 yöntemi ile elde edilen silajların sıcaklıklarının Y2 yönteminde silolanan örneklere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Y2 yöntemi ile elde edilen silajların basınç değerlerinin Y1 yöntemi ile elde edilen silaj örneklerinden daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Yöntemler arası karbondioksit değerleri karşılaştırıldığında en yüksek değerler Y2 yönteminde elde edilmiştir. Oksijen değerleri ise Y1 yönteminde elde edilen silaj örneklerinde daha yüksek bulunmuştur. En yüksek pH değerleri ise Y1 yönteminde elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Silaj, Ortam Sıcaklığı, Vakum Tekniği, Sıkıştırma Tekniği, Sensör
Kriyojenik basınçlı kaplarda basınç ve sıcaklığa göre malzeme seçimi ve EN-13458'e göre bilgisayar destekli tasarımı
Bu tez çalışmasında AD MERKBLATT CODE 2000, EN 13458 ve ASME Sec VIII Div1 standardına bağlı kalınarak argon depolayan bir kriyojenik basınçlı depolama tankı tasarlanmıştır. Hesaplarda çalışma basıncı ve dizayn sıcaklıkları parametreleri belirlenerek olması gereken sac kalınlıkları ve gövde boyu tasarlanmıştır. Bilgisayar destekli analiz programları SOLİDWORKS kullanılarak sonlu elemanların seçimi ve yük dağılımı yapılmıştır. Apple Macıntosh tabanında Mıcrosoft Excel tablolama programı kullanılarak EN13458 standardına uygun hesaplamalar yapılmış ve tanka minumum 2 bar maximum 37 bar aralığında farklı basınç değerleri verilerek malzemedeki değişkenlikler tespit edilmiştir. Yanlış malzeme kullanımı ve tasarımı hatalı yapılan imalatlardan kaynaklı kazan ve basınçlı kap patlamaları, zaman zaman insanların yaralanmasına ve hatta ölümüne neden olduğundan yetkili otoriteler tarafından bu konuya ait standartlar geliştirilmiştir. Bu standartlarda basınçlı kapların ve kazanların tasarım kuralları, imalat ve malzeme bilgileri, test ve muayene bilgileri gibi içerikler tanımlanmıştır. Bu nedenle de çıkardığımız teorik sonuca da uygun olarak doğru malzeme seçimleriyle iş kazalarının önüne geçerek hem işletmelere ekonomik katkı sağlayacağı, hem de bu alanda çalışan araştırmacılara ve mühendislere yardımcı olacağı sonucu çıkarılmıştır. Bu tez çalışmasında malzeme seçiminin kapsamı kriyojenik basınçlı kaplar ile sınırlandırılmıştır. Bu tezde tasarlanan kriyojenik tankın tüm aksesuarları incelenmiştir.
Ophisops elegans menetries, 1832 (Squamata:Lacertidae)'de sıcaklık düzenlemesi
Karasal ektoterm canlılar vücut sıcaklıklarını çeşitli davranışlarla düzenlerler. Davranışsal sıcaklık düzenlemesi olarak adlandırılan bu düzenleme, sıcaklık düzenleme etkinliği hesaplanarak gösterilebilmektedir. Bu çalışmada Ophisops elegans bireylerinin arazi şartlarında faaliyet gösterdikleri dönem içerisinde vücut sıcaklıklarının ve morfolojik parametrelerinin ölçümleri yapılmış ve buna ek olarak faaliyet gösterdikleri mikro-habitatlarda ortam sıcaklığı, yüzey sıcaklığı, güneş ışınımı gibi çevresel parametreler kaydedilmiştir. Ayrıca alandaki mikro-iklim verileri hem veri kaydediciler ile hem de çevrimiçi destekli mikroiklim yazılım programları ile elde edilmiştir. Sonrasında O. elegans türünün sıcaklık tercihi laboratuvar ortamında ölçülerek, daha önce ölçülen değerler ile birlikte değerlendirilip sıcaklık düzenleme davranışının etkinliği hesaplanmıştır. Düzenleme davranışları gözlemlenmiş, morfolojik karakterler ile olan ilişkisi incelenmiştir. Ek olarak araştırma yapmayı kolaylaştırabilecek termal görüntüleme yolu ile sıcaklık ölçüm yöntemleri de sınanmıştır. Sonuç olarak O. elegans'ın vücut sıcaklığı üzerinde en etkili parametrelerin çevre ve yüzey sıcaklığı olduğu görülmüştür. Yapılan çalışmalar sonucunda 1'e yaklaştıkça belirgin olduğu anlamına gelen sıcaklık düzenleme etkinliğinin O. elegans türü için yaklaşık 0,82 gibi oldukça yüksek bir değere sahip olduğu görülmüştür. Bu durum O. elegans'ın faaliyet zamanı içerisinde oldukça yüksek bir etkinlikle davranışsal sıcaklık düzenlemesi yaptığını göstermektedir. Termal kamera ile ölçüm sonuçları da vücut sıcaklığına en yakın ve güvenli ölçüm noktasının burun (snout) olduğunu göstermiştir.
İzmir-Bozdağ'da farklı yükseklik katlarında yer alan Akdeniz bitkilerinin çimlenmesi üzerine iklim değişikliğinin olası etkileri
Sıcaklık ve kuraklık, çimlenmeyi kontrol eden temel çevresel faktörlerden ikisidir. İklim değişikliği, tohumların maruz kaldığı sıcaklık ve nem koşullarını değiştirerek çimlenme süreçlerini etkilemektedir. Bu çalışma ile, İzmir il sınırları içerisinde yer alan Bozdağ yöresinde farklı takımlarda doğal olarak yetişen ve farklı vejetasyon tipleri için karakteristik bitki taksonlarının çimlenmesi üzerine iklim değişikliğinin olası etkilerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bunun için bölgede iki farklı yükselti grubuna ait 6 farklı nokta seçilmiştir. Birinci grup düşük rakımlı 3 farklı noktayı, ikinci grup ise yüksek rakımlı 3 farklı noktayı içermiştir. Arazi çalışmaları 2022 yılı vejetasyon döneminde gerçekleştirilmiş ve toplamda 33 bitki taksonuna ait 47 popülasyon örneklenmiştir. Toplanan tohumlar farklı sıcaklık dereceleri ile farklı kuraklık şiddetlerine tabii tutulmuş ve tohumların bu şartlarda çimlenme tepkileri incelenmiştir. Sıcaklık deneyinde 4 farklı sabit sıcaklık (15, 20, 25, 30°C) uygulamasıyla üç farklı degişken sıcaklık (20/10, 25/15, 20/30°C) uygulaması gerçekleştirilmiştir. Kuraklık deneyi için PEG 6000 çözeltisi kullanılarak 5 farklı değerde bir kuraklık şiddeti aralığı (-0.0625, -0.125, -0.25, -0.5, -0.75 MPa) oluşturulmuş ve tohumların çimlenme tepkileri incelenmiştir. Çalışma alanına ait iklimsel veriler, CHELSA küresel iklim veri tabanında bulunan UKESM1-0-LL modeli üzerinden, SSP5 senaryosu seçilerek elde edilmiştir. Bu veriler kullanılarak alanlara ait geçmiş, günümüz ve gelecekteki olası iklim değişikliği senaryoları ortaya konulmuştur (1981-2010, 2011-2040, 2041-2070 ve 2071-2100). Elde edilen verilerin Excel ve R programları kullanılarak istatistiksel analizleri gerçekleştirilmiştir. Oluşturulan iklim değişikliği senaryolarına göre 1981-2100 yılları arasındaki toplam 119 yıllık süre sonunda alçak ve yüksek rakımlı alanlarda yıllık toplam yağış miktarının sırasıyla yaklaşık 40.6 mm ve 46.1 mm azalacağı varsayılırken, yıllık ortalama sıcaklık miktarının ise her iki rakım grubunda yaklaşık 7 °C artacağı varsayılmıştır. Yine ayni senaryoya göre 119 yıllık süre sonunda kuraklık döneminde, alçak rakımlı alanlarda yaklaşık 6 haftalık bir uzama var sayılırken yüksek rakımlı alanlarda bu sürenin yaklaşık 5 hafta uzayacağı varsayılmıştır. Çalışmanın sonucunda elde edilen çıkarımlar su şekilde sıralanmıştır: a) çok sayıda takson içeren familyalarda sıcaklık ve kuraklığa çimlenme yanıtları daha fazla değişkenlik sergilemiştir. Bu durum, sıcaklık ve kuraklığa çimlenme yanıtlarının türe özgü olabileceği ve familya gibi üst taksonomik birimlerden bağımsız olabileceğini göstermektedir, b) yükseklik farkının popülasyon düzeyinde çimlenme üzerine etkilerinin de türe özgü olarak farklılık gösterebileceği bulunmuştur, c) en karamsar iklim değişikliği senaryosunda (SSP585) İzmir Bozdağ'da yüksek sıcaklık ve kuraklık koşullarında Poaceae ve Fabaceae familyalarına ait çalışılan taksonların iklim değişikliğine karşı soyunu devam ettirme şansı olası iken, Papaver sp. ve Allium proponticum gibi sıcaklık toleransı düşük taksonların soylarını devam ettirme şansları olmayabilir.
Pirina ile ağır ham petrolün eş-pirolizi
Bu çalışmada, İskenderun ilçesinde faaliyet gösteren zeytinyağı üretim tesislerinden temin edilen pirina ile Batı Raman kökenli ağır ham petrol numunesi sabit yataklı reaktörde bireysel ve eş piroliz çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Sıcaklığa bağlı olarak ürünlerin verim değerlerinin değişim eğilimlerini belirlemek ve ayrıca amaç kapsamında uygulanan şartlarda en yüksek verimli sıvı ürün eldesine yönelik optimal piroliz sıcaklık değerini belirlemek amacıyla 10 o C/dakika ısıtma hızı şartları altında ve 400-500 o C arasında 5 farklı sıcaklık değerinde ve aynı şartlar altında 3 tekrarlı bir dizi piroliz işlemi gerçekleştirilmiş elde edilen ürünlere ilişkin ortalama verim değerleri hesaplanması sonucu en yüksek sıvı ürün verim değerlerine 500 o C piroliz sıcaklığında ulaşılmış ve ayrıca bu sıcaklık değeri TG analiz sonuçları ile uyumluluk göstermiştir. Bunun akabinde hem bireysel hem de ağır ham petrol numunesi ile pirinanın eş pirolizi sırasında sinerjik etkinin gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemek amacıyla 500 o C optimal piroliz sıcaklığı ve 10 o C/dak ısıtma hızı şartlarında 0.1, 0.2, 0.3, 0.4, 0.5, 0.6, 0.7, 0.8, 0.9 ve 1 (ağır ham petrol/ pirina, kütlece) karışım oranlarında (ɸ) piroliz işlemi gerçekleştirilmiştir. Yapılan bu çalışmalar neticesinde ürünlere ilişkin olarak yüzde verim (%, kütlece) değerleri ile birlikte ayrıca her bir ürün için belirlenen teorik verim ve deneysel verim farkı hesaplanmıştır. Bu sonuçlar ɸ = 0,7 karışım oran değerinden daha yüksek karışım oran değerlerinde sıvı ürün verimi azalma olurken genel olarak gaz ve katı ürün verimlerinde artış meydana gelmiş ve sıvı ürün verim farkı bakımından en güçlü sinerjik etkinin ɸ = 0,7 karışım oran değerinde gerçekleşmiş olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çalışmada ana amaç olan sinerjik etkisinin ürün yapısı ve kalitesi üzerine etkisini değerlendirmek için optimal karışım oranı (ɸ = 0,70) şartlarında elde edilen sıvı ürün ile aynı piroliz şartlarında bireysel piroliz sıvıları üzerinde karakterizasyon çalışmaları (Fizikokimyasal, FT-IR ve GS-MS) yapılmıştır. Fizikokimyasal analiz sonuçları eş piroliz sıvı ürününün, kuru pirinanın bireysel piroliz sıvısına kıyasla daha yüksek malten ve daha düşük asfalten içerikli olduğunu göstermektedir. Ayrıca yapılan hesaplamalar neticesinde eş piroliz sıvı ürünün deneysel olarak elde edilen yüzde malten içerik değeri (%93,68) ile hesaplanan (teorik) malten içerik değeri (%82,55) arasında %11,13'lük bir farkın oluşması eş piroliz işlemi sırasında malten verimi üzerinde pozitif bir sinerjik etkinin oluştuğunu göstermektedir. FT-IR analizi ile eş piroliz esnasında sıvı ürünlerin kimyasal içerik tür dağılımı üzerinde de sinerjik etkinin oluştuğu anlaşılmakla birlikte sıvı ürünlerin, organik bileşik tür ve çeşidi bakımından zengin içerikli oldukları tespit edilmiştir. GS-MS sonucu olarak eş piroliz sıvı ürününün, düşük oksijenat ve yüksek hidrokarbon (alkanlar, alkenler ve benzen türevleri) 5 içerik dağılımına sahip olduğu görülmekte ve ayrıca eş piroliz malteninde polisiklik aromatik bileşik konsantrasyonu (%5,52), ağır ham petrolün pirolitik malten fraksiyonuna kıyasla daha yüksek olarak gerçekleşmiştir. Analiz sonuçlarının birbiriyle uyumlu olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, eş piroliz teknolojisi ile elde edilen sıvı ürün, yüksek katma değerli hidrokarbonlarca yüksek fakat istenmeyen unsurlar olan oksijen ve azot içeriği bakımından da düşük içerik dağılımına sahip olmuştur. Bu hususlar, eş piroliz sıvı ürünün bireysel piroliz sıvı ürününe göre daha üstün vasıfsal özellikte olduğunu ortaya koymaktadır. Bu olumlu özellikli eş piroliz sıvı ürün; zengin değerli organik bileşik içeriğinden dolayı çeşitli petrokimyasalların ve kısmen pahalı olan petrol bazlı fenolün hammadde olarak kullanılmasıyla üretilen fenol-formaldehit ya da fenolik reçineler gibi endüstriyel ürünlerin üretimi için maliyet etkili alternatif hammadde yüklemesi olarak değerlendirilebildiği kanaatine varılmıştır.
Farklı renkteki gölgeleme filelerin örtüaltı yapısının iç iklim etmenleri ile marul bitkisinin (Lactuca sativa L.) verim ve kalite parametrelerine etkisinin belirlenmesi
Bu tez çalışması, Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, Tarımsal Araştırma ve Uygulama Merkezi deneme alanında kurulmuş 4 adet, genişliği 3 m, uzunluğu 4 m ve çatı mahya yüksekliği 2 m olan yay çatılı plastik örtülü yüksek tünellerde yürütülmüştür. Çalışmada marul (Lactuca sativa L.) bitkisi materyal olarak kullanılmıştır. Çalışma, Nisan-Haziran 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, marul bitkisinin örtüaltında yetiştirilmesinde, %55 gölgeleme oranına sahip renkli gölgeleme filesi kullanımının bitki gelişim parametreleri ile hasat değerleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Bunun için gölgeleme filesi kullanılmayan kontrol (K), kırmızı fileli (KF), mavi fileli (MF) ve yeşil fileli (YF) yüksek tüneller kullanılmıştır. Sıcaklık, nem ve ışınım enerjisi değerleri saatlik ölçülmüştür. Saatlik ortalama ışınım enerjisi değerleri incelendiğinde, büyükten küçüğe doğru sırasıyla K>KF>MF>YF olduğu belirlenmiştir. En yüksek ışınım enerji değerleri K yüksek tünelde 708 W.m-2, KF yüksek tünelde 578 W.m-2, MF yüksek tünelde 491 W.m-2 ve YF yüksek tünelde 337 W.m-2 olarak ölçülmüştür. En yüksek sıcaklık değerlerinin ise K yüksek tünelde 38.8°C olduğu anda KF yüksek tünelde 37.7°C, MF yüksek tünelde 36.5°C ve YF yüksek tünelde 35°C ölçülmüştür. En düşük bağıl nem değeri K yüksek tünelde %20.7 olduğu anda KF yüksek tünelde %22.7, YF yüksek tünelde %29.1 ve MF yüksek tünelde %32 ölçülmüştür. Bitki verim, baş çapı, boy, gövde uzunluğu ve yaprak sayısı MF yüksek tünelde en yüksek değerde ölçülmüştür. Bitki gövde kalınlığı değeri ise en yüksek K yüksek tünelde ölçülmüştür. Bitki verim değerleri, MF yüksek tünelde 4.363 ton.da-1, YF yüksek tünelde 4.203 ton.da-1, KF yüksek tünelde 3.703 ton.da-1, K yüksek tünelde 3.303 ton.da-1 olarak ölçülmüştür. Sonuç olarak, araştırma konularına göre değerlendirildiğinde mavi renkli gölgeleme filesi kullanımının marul bitkisinin verim ve kalite parametrelerine önemli bir etkisi olduğuna sonucuna ulaşılmıştır.
Elma ve gül budama atıklarından farklı sıcaklıklarda üretilen biyokömürün toprak kalitesine etkisinin solucan kaçınma testi ile belirlenmesi
Atmosferdeki karbondioksitin uzun süreli toprakta bağlanması amacıyla uygulanan biyokömürün toprağın biyolojik özelliklerini etkisini, solucan kaçınma testi ile belirlemek amacıyla İnkübasyon denemesi yürütülmüştür. Çalışmada yüksek sıcaklık ve dozların etkisini belirlemek amacıyla 300, 450, 600, 750 ve 900 °C sıcaklıkta elma veya gül budama atıklarından/artıklarından elde edilmiş biyokömürün %1 ve %2 dozları toprağa karıştırılmış ve solucan kaçınma testi yapılmıştır. Daha sonra örnekler inkübe edilerek test tekrarlanmış, inkübasyon sonunda ayrıca toprağın CO2 üretimi değerleri analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlar biyokömür uygulaması yapıldıktan hemen sonra yapılan solucan kaçınma testinde, solucanların biyokömür uygulanmayan referans toprağını tercih ettikleri, inkübasyon sonrasında ise biyokömür uygulanan alana yöneldiklerini göstermiştir. Araştırmadan genel olarak kullanılan hammaddenin, uygulama dozunun ve biyokömür üretim sıcaklığının solucan kaçınma davranışı üzerinde etkili olduğunu göstermiştir.
Bor mineralleri içeren harçların sıcaklık etkileri altındaki mühendislik özelliklerinin araştırılması
Çimento bazlı kompozitler, sahip oldukları avantajlar nedeniyle geçmişten günümüze en yaygın kullanılan yapı malzemeleri arasında yer almaktadır. Bu malzemelerin performansını iyileştirmek amacıyla karışımlara çeşitli katkı maddelerinin ilavesiyle mühendislik özelliklerinde meydana gelen değişimlerin incelenmesi önem arz etmektedir. Bu doğrultuda, geniş endüstriyel kullanım potansiyeline sahip bor minerallerinin yapı malzemelerinde değerlendirilme olanakları araştırılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada, doğal bor mineralleri (kolemanit, üleksit ve tinkal) kullanılarak çimento bazlı kompozit harç numuneler üretilmiş ve bu katkıların performansa etkileri incelenmiştir. Numunelerde bor mineralleri agrega ile hacimce %0, %1.5, %3 ve %4.5 oranlarında yer değiştirecek şekilde karışıma katılmıştır. Su/çimento oranı 0.50 sabit tutulmuş, karışımlar prizmatik kalıplara dökülerek şekillendirilmiştir. Numuneler 28 günlük kür süreci tamamlandıktan sonra -22 °C, 22 °C, 250 °C, 500 °C ve 750 °C sıcaklık seviyelerine maruz bırakılarak sıcaklık etkileri değerlendirilmiştir. Tüm numunelerin yoğunlukları belirlenmiş, sıcaklık artışına bağlı kütle kayıpları hesaplanmıştır. Ayrıca, bor minerallerinin mühendislik özelliklerine etkisini belirlemek amacıyla eğilme ve basınç dayanımı testleri ile ultrasonik ses geçiş hızı ölçümleri yapılmıştır. Sonuçlara göre en yüksek eğilme dayanımı -22 °C'de %1.5 tinkal katkılı numunede, en yüksek basınç dayanımı %3 kolemanit katkılı numunede, en yüksek ses geçiş hızı ise %4.5 kolemanit katkılı numunede elde edilmiştir. Genel olarak en uygun sonuçların kolemanit katkısıyla sağlandığı belirlenmiştir.
Havalı soğutmada geometrinin PV panel verimine etkisinin deneysel ve nümerik olarak araştırılması
Yenilenebilir enerji kaynaklarından olan güneş enerjisinin en çok kullanıldığı teknolojilerden biri fotovoltaik sistemlerdir. Fotovoltaik paneller, güneş ışınımını direkt olarak elektrik enerjisine dönüştüren elemanlardır. Fotovoltaik panellerin verimlerine etki eden çevre koşulları, yüzeye gelen güneş ışınımı ve panel çeşidi gibi birçok parametre bulunmaktadır. Panel verimini etkileyen faktörlerden biri de yüksek panel yüzey sıcaklığıdır. Yüksek panel yüzey sıcaklığı, fotovoltaik panellerin verimini düşürmektedir. Panel yüzey sıcaklığını uygun değerlerde tutabilmek için farklı aktif ve pasif soğutma yöntemleri geliştirilmiştir. Bu tez çalışmasında, toprak hava ısı değiştiricisi (THID) kullanılarak elde edilen soğutulmuş hava ve doğrudan çevre havası kullanılarak PV panelde aktif soğutma yöntemi deneysel ve nümerik olarak incelenmiştir. Nümerik analizde, Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği (HAD) programı olarak, Autodesk CFD kullanılmıştır. Çalışmada PV panel arka yüzeyine yerleştirilen üç farklı geometride tasarlanan soğutucu davlumbaz (Tasarım1, Tasarım2 ve Tasarım3) kullanılmıştır. Nümerik ve deneysel çalışmalar ile elde edilen veriler sonucunda, yüzey sıcaklık ortalaması ve basınç kaybı açısından en verimli sonucu Tasarım1 olarak belirlen 6 kanatlı ve dikdörtgen prizmatik hacme sahip soğutucu davlumbaz vermiştir. THID sistemi ile yapılan soğutma çalışmalarının, çevre havası ile yapılan soğutma çalışmalarından daha etkili sonuçlar verdiği tespit edilmiştir. Tasarım1 ile yapılan soğutma çalışma sonucunda %18.42'lik bir verim artışı sağlanmıştır. Düşük güneş ışınım şartları altında (500 W/m2 ve aşağısı) yapılan soğutma çalışmalarının, üretilen elektrik enerjisi ve yüzey sıcaklığı açısından büyük farklılıklar oluşturmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Gerçekleştirilen deneyler neticesinde, bifacial PV panelin beyaz bir zemin üzerinde kullanılmasının toprak zemin üzerinde kullanılmasına kıyasen daha fazla enerji ürettiği tespit edilmiştir. Bifacial PV panellerde arka yüzeyinin soğutulması yerine çift yüzlü kullanımının daha verimli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Düşük sıcaklıkların Aedes (Stegomyia) aegypti (Linneus,1762) (Diptera: Culicidae) türü hayat döngüsüne etkilerinin belirlenmesi
Sivrisinekler, insan ve hayvan sağlığını tehdit eden birçok önemli hastalığın vektörlüğünü yapmaktadır. İstilacı sivrisinek Aedes aegypti, bunlardan dang, sarı humma, chikungunya, ZIKA gibi hastalıkları bulaştırabilmektedir. Tropikal ve sub tropikal kuşaklarda geniş yayılım gösteren Aedes aegypti'nin Batı Palearktik Bölgesi'nde Madera Adası/Portekiz, Güney Rusya Federasyonu, Gürcistan'da yerleşik popülasyonları bulunmaktadır ve 2015 yılında ülkemizde Doğu Karadeniz Bölgesi'nde tespit edilmiştir. Bu çalışmada, beş farklı sabit sıcaklık koşulunun (5°C, 10°C, 15°C, 20°C ve 26°C) ve üç farklı sabit düşük sıcaklık koşulunda (-5°C, 0°C ve 5°C) soğuk şoklamasının Ae. aegypti hayat döngüsüne etkileri ve yaşam evrelerinin verdikleri tepkiler araştırılmıştır. Laboratuvar koşullarında, standart iklim odasında (26°C, %60 bağıl nem, 12:12 Aydınlık:Karanlık) yetiştirilen Ae. aegypti yumurtaları 5°C, 10°C, 15°C, 20°C ve 26°C sabit sıcaklık koşullarında açılmaya bırakılmış ve evreler itibarıyla yaşam döngüsü takip edilmiştir. Bu sıcaklıklarda iki farklı besin kaynağının (Balık yemi (BY) / Nütrient Broth ve Bira Mayası (NB)) etkileri belirlenmiştir. Tüm sıcaklık koşullarında yumurtalar açılmıştır. Buna göre, sıcaklık ile yumurta açılma oranları arasında doğru orantılı şekilde, sıcaklık düştükçe açılma oranında azalma görülmüştür. Bu çalışmada, gelişim 15°C sıcaklık koşulunda L4 larva evresine kadar başarılı bir şekilde tamamlanmıştır. Yalnız 20°C ve 26°C sabit sıcaklık koşullarında ergin çıkışı gözlemlenmiştir. Ergin ömür uzunluğu, 20°C sabit sıcaklık koşulunda dişiler için 26,06±13,4 gün, erkekler için 24,83±15,52 gün, 26°C sabit sıcaklık koşulunda dişiler için 28,83±16,36 gün, erkek için 16,03±5,8 gün olarak belirlenmiştir. Ergin çıkışlarının gözlemlendiği sıcaklıklarda yaşa bağlı hayat tablosu parametrelerinin hesaplanması için 30 dişi / 30 erkek (F0) bireyden oluşan takımlar 20°C ve 26°C sabit sıcaklık koşullarına konulmuş, yalnız 26°C'de ergin hayat tablosu oluşturulmuştur. Hayat tablosu parametreleri, 26°C'de doğal artış kapasitesi (rm)=0,24, jenerasyon süresi (Tc)=21,46 ve net üreme oranı (R0)=186,50 olarak belirlenmiştir. Hayat tablosu deneylerinde, 20°C'de takımlardan elde edilen bir sonraki nesle ait yumurtaların (F1) açılmaması nedeniyle bu koşulda hayat tablosu parametreleri hesaplanamamıştır. Bu çalışmada, Ae. aegypti'nin tüm yaşam evrelerine uygulanan soğuk şoku deneylerinde düşük sıcaklık koşullarından -5°C, 0°C ve 5°C'nin yaşam evrelerinin gelişimine etkileri gözlemlenmiştir. Şoklamaya sokulan tüm evrelerde -5°C 24 saatte ölümcül etki göstermiştir. Bir gün boyunca 0°C'ye maruz kalan yumurtalar %79,5±8,1 (76-94,5) oranında hayatta kalmıştır. Larva, pupa ve ergin evreleri bir gün boyunca 0°C soğuk şokunda hayatta kalamazken, bir gün boyunca 5°C sabit sıcaklık koşulunda yumurtalar %87,33±8,1 (76-94,5), larvalar %93±1,24 (92-95), pupalar %70±11,7 (58-86) ve erginler %94±0,94 (93-95) oranında hayatta kalmıştır. Bu iki deney seti ile düşük sıcaklıkların Ae. aegypti'nin yaşam döngüsü üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Bu tez çalışması, istilacı vektör Ae. aegypti türünün, özellikle düşük sıcaklığa sahip yeni habitatlarda yerleşik populasyon oluşturma kapasitelerinin ve adaptasyon derecelerinin belirlenebilmesi amacına yönelik araştırmaların başlangıcı niteliğindedir. Çalışmada elde edilen veriler, Ae. aegypti türü ve yakın türler için ileride geliştirilecek modelleme çalışmalarına katkı sağlayacaktır.
Oda termostatları için sıcaklık ölçüm kararlılığını artıran bir algoritma geliştirilmesi
HVAC&R sistemleri kapalı ortam sıcaklığını ve hava kalitesini en düşük enerji tüketimi ile konfor şartlarında tutmayı amaçlamaktadır. HVAC&R sistemlerinde oda termostatları kullanıcı arayüzü olarak kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında bir oda termostatının üzerinde bulundurduğu sensör aracılığı ile yaptığı ortam sıcaklığı ölçümünü etkileyen faktörler incelenecektir. Tez sonucunda oda termostatlarının sıcaklık ölçümünde, oluşan sapmaları en aza indirgeyerek, kararlılığı artıracak bir algoritma geliştirilmeye çalışılacaktır. Çalışma boyunca optimal kullanım şartlarına uygun olarak montajlanmış ve konumlandırılmış oda termostatları ve referans sensörler üzerinden sıcaklık ölçümleri yapılarak ve elde edilen veriler doğrultusunda sapmalar incelenmiştir. Tespit edilen sapmalar doğrultusunda algoritma geliştirilerek en optimal sonuç elde edilene kadar testler tekrarlanmıştır. Yapılan testler sonucunda oda termostatının yapısı gereği dahili sıcaklık sensörünün elektronik komponent ısınmalarından etkileniyor olduğu tespit edilmiştir. Bu kapsamda yük altında çalışan bir termostatın incelemeler ile sıcaklık ölçümünde oluşan sapmanın termostat çalışma süresine bağlı değişimi hesaplanmaya çalışılmıştır. Elde edilen verilen doğrultusunda oluşturulan denklem algoritmaya dahil edilerek zamana bağlı olarak ölçümlerde hata payı düzeltmesi yapılmıştır. Böylelikle termostatın elektronik olarak ısınma ve soğuma süreçleri algoritma üzerinde öngörülerek sıcaklık ölçümünde oluşan sapma en optimal şekilde ortadan kaldırılmıştır.
Gingival porselenlerin renk değişiminin ve yüzey özelliklerinin in vitro olarak değerlendirilmesi
Bu in vitro çalışmanın amacı iki farklı gingival porselen maddelerinin ısıl döngü işlemi öncesi ve sonrasında ölçülen pürüzlülük, translusensi ve renkteki değişiminin değerlendirilmesi ve ısıl döngünün bunların üzerinde olan etkisini incelemektir. IPS e.max Ceram Gingiva (Ceram) ve IPS InLine Gingiva (InLine) diş eti porselenlerinin G1, G3, G5 renklerindeki porselen tozları kullanılmıştır. Toplamda 66 adet 2×10 mm boyutlarında disk şekilli örnek (n=11) hazırlanmıştır ve glaze edilmiştir. Örnekler porselen markasına göre 2 gruba ve renklerine göre 3 alt gruba ayrılmıştır. Isıl döngü tahmini ağız ortamında 5 seneye karşılık gelen 6000 döngü uygulanmıştır. Örneklerin renk ve yüzey pürüzlülüğü ölçümleri ısıl döngü öncesinde ve sonrasında gerçekleştirilmiştir. Renk ölçümleri spektrofotometre cihazı (Konica Minolta CM 3600A, Osaka, Japonya) ile yapılmıştır ve TEM ile incelenmiştir. Ardından renk değişimi ve translusensi parametreleri (TP) hesaplanmıştır. Yüzey pürüzlülüğü (ortalama yüzey pürüzlülük [Ra; μm]) kontakt profilometere (Perthometer, M1 Mahr, Göttingen, Almanya) ile ölçülmüştür. Renk farkı, ısıl döngü öncesi pürüzlülük ve translusensi parametresi (TP) verileri Kruskal Wallis testi ile değerlendirilmiş, grupların farklılık gösterdiği durumda Dunn Bonferonni ikili karşılaştırma testi kullanılmıştır. Pürüzlülük ve translusensi parametresi (TP) verilerinin ısıl döngüye bağlı olarak değişimi gruplar arasında değerlendirilmesinde tekrarlı ölçümlerde iki yönlü varyans analizi ve Bonferroni düzeltmesi ile ikili karşılaştırma testi uygulanmıştır. p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Renk değişimi tüm gruplarda klinik olarak kabul edilebilir renk değişikliği eşiği (∆E00=2,9) ve klinik olarak algılanabilir renk değişikliği eşiği (∆E00=2,1) değerlerinin altındadır. Isıl döngüden sonra bütün gruplarda pürüzlülük artışı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. En fazla pürüzlülük artışı IPS e.max Ceram grubunda tespit edilmiştir. Örneklerin ısıl döngü öncesi ve sonrasında translusensi parametrelerindeki değişim istatistiksel olarak anlamlı olmamıştır ve tüm gruplarda çok az artış gözlenmiştir. En yüksek translusensi değerleri G1 ve sırasıyla G3 ve G5 renklerindedir. Isıl döngü gingival porselen maddelerin pürüzlülük değerlerinde (Ra) istatistiksel olarak anlamlı artışa, translusensilerinde ise minimal artışa sebep olmuştur. Bütün grupların ısıl döngüden sonra renk değişimi klinik olarak algılanabilir eşik değerinden daha az gözlenmiştir.
İnmeli bireylerde konnektif doku masajının otonomik fonksiyon bozukluklarına etkisi
Bu çalışmada, otonomik fonksiyon bozukluğu olan inmeli bireylerde, konnektif doku masajının (KDM) el ısısına ve otonomik fonksiyon bozukluklarına olan etkisi araştırıldı. Araştırmaya 40 inmeli, 40 sağlıklı toplam 80 birey dahil edildi. İnmeli bireyler KDM ve kontrol grubu olarak ikiye ayrıldı. KDM, 10 gün boyunca, hergün, günde 1 seans, yaklaşık 15-20 dakika sürecek şekilde uygulandı. Kalp hızı, kan basıncı (sistolik ve diastolik), solunum hızı, galvanik deri rezistansı (GDR) (bilateral), el ısısı (bilateral) ölçümleri, KDM grubunda tedavi öncesi, tedaviden hemen sonra, tedavi sonrası 15. dk. ve 30. dk. olmak üzere dört defa yapıldı. Kümülatif etkiye bakmak için ise KDM ve kontrol grubunda bu ölçümler 1. gün ve 11. gün yapılarak kaydedildi. KDM'nin otonomik fonksiyonlara olan etkisini sorgulamak için otonomik disfonksiyon anketi ve R-R interval varyasyon (RRİV) ölçümü 1. ve 11. gün yapılarak kaydedildi. Çalışma sonunda, KDM grubunda ilk seansta tedaviden hemen sonra yapılan ölçümde sistolik kan basıncında azalma görülürken, diastolik kan basıncı ve solunum hızında anlamlı bir değişiklik görülmedi. Bununla birlikte bilateral el ısısında KDM sonrası yapılan ilk ölçümde anlamlı ölçüde artma görülürken 15. dk, 30. dk ölçümlerinde ve kümülatif olarak anlamlı bir değişiklik görülmedi. Ayrıca kalp hızı, GDR, RRİV değerlerinde de anlamlı bir sonuç elde edilemedi. Otonomik disfonksiyon anketinde sorgulanan termal disfonksiyon, sfinkter disfonksiyonu ve gastroparezis semptomlarında kontrol grubuna kıyasla anlamlı ölçüde iyileşme görüldü, bununla birlikte ortostatik semptomlar ve deri etkilenimi semptomlarında anlamlı bir fark elde edilemedi. Ayrıca sağlıklı bireylerin bilateral el GDR değerleri ölçüldü ve galvanik deri rezistansına norm değer belirlemek amacıyla kullanıldı. Bu sonuçlar göz önüne alındığında, KDM'nın inmeli bireylerin yaşadığı bazı otonomik fonksiyon bozukluklarını azaltmada etkili olduğu ve hastaların fizyoterapi ve rehabilitasyon programları içerisinde yer alması gerektiği görüşüne varıldı. Anahtar Kelimeler: İnme, konnektif doku masajı, otonomik fonksiyon, el ısısı, fizyoterapi
İzmir Körfezi'nden alınan bazı diatom türlerinin büyümesi üzerine nütrient, ışık, sıcaklık ve tuzluluğun etkileri
Cylindrotheca closterium İzmir Körfezi'nde özellikle ilkbahar, yaz ve sonbahar mevsimlerinde baskın olabilen diatom türlerinden biridir. Bu tezde Cylindrotheca closterium türünün farklı sıcaklık, ışık şiddeti, nütrient konsantrasyonları ve tuzluluklar altındaki büyüme kinetikleri üzerine çalışılmıştır. Ayrıca türün gelecekte İzmir Körfezi'ndeki durumu küresel iklim değişikliğinin olası etkileri göz önünde bulundurularak tahmin edilmiştir. Işık ve sıcaklık deneyi eş zamanlı olarak yapılmıştır. 18 0C'de maksimum spesifik büyüme hızı µmax= 1,974276±0,167668 gün-1 ve yarı doygunluk sabiti KI=0,047799± 0,027594 olarak elde edilmiştir. Optimum olarak belirlenen %015 tuzlulukta spesifik büyüme hızı 2,012 gün-1 olarak hesaplanmıştır. Farklı amonyum, nitrat, reaktif fosfat ve reaktif silis konsantrasyonlarında elde edilen maksimum spesifik büyüme hızları sırasıyla 2,48144±0,612617 gün-1, 1,92402 ±0,314997 gün-1, 2,082751± 0,051604 gün-1 ve 1,970746± 0,190054 gün-1'dir. Bu nütrientler için bulunan yarı doygunluk sabitleri ise sırasıyla 17,83828±14,40044 μg at-NH4+-N, 27,31992± 19,040738 μg at-NO3--N, 0,252677±0,038891 μM PO4-P ve 0,332320±0,236107 μM Si'dir.
Türkiye'nin dış iklim koşullarınınyaz ve kış konfor şartlarına uygunluğununbelirlenmesi
ÖZET TÜRKİYE'NİN DIŞ İKLİM KOŞULLARININ YAZ VE KIŞ KONFOR ŞARTLARINA UYGUNLUĞUNUN BELİRLENMESİ Hasan SUN Yüksek Lisans, Makine Mühendisliği Ana Bilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Şaban ÜNAL Ağustos 2022, 58 sayfa İnsanların bulundukları ortamda kendilerini ısıl yönden rahat hissetmeleri için belirli bir ısıl konfor düzeyinin sağlanması gerekir. Isıl konfor düzeyi sıcaklık, nem, hava hızı, ışınım, giysi türü ve aktivite durumu gibi değişkenlere bağlıdır. Bu çalışmada Türkiye'nin dış iklim koşullarının yaz ve kış ısıl konfor şartlarına uygunluğu saatlik bazda incelenmiştir. Dış iklim koşullarının yaz ve kış ısıl konfor şartlarına uygunluğu ise ASHRAE standartlarına göre belirlenmiştir. Çalışmada, Türkiye'deki 81 il için Meteoroloji Genel Müdürlüğünden alınan 5 yıllık sıcaklık ve bağıl nem değerleri kullanılmıştır. Sıcaklık ve bağıl nem değerlerinin aylık bazda ortalaması alınarak, bunların gün içerisinde 24 saat boyunca değişimi elde edilmiştir. Türkiye'deki iller coğrafi bölgelere göre ayrılmış ve konfor şartları bu coğrafi bölgelerin ortalamasına göre değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, İç Anadolu, Doğu Anadolu, Güney Doğu Anadolu bölgeleri için yaz ve kış aylarında konfor düzeyinin oldukça düşük, Karadeniz bölgesi için kış aylarında çok soğuk, yaz aylarında ise belirli saatlerde normal olduğu belirlenmiştir. Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleri için yaz aylarında genellikle öğle saatlerinde, dış ortam havasının konfor şartlarından uzak olduğunu söylemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Termal Konfor, Sıcaklık, Bağıl Nem, Dış ortam, Türkiye, Coğrafi bölgeler.
Osmaniye ili dış iklim koşullarına göre hissedilen sıcaklık değerinin saatlik değişiminin incelenmesi
Hissedilen sıcaklık, termometre ile ölçülen sıcaklıktan farklı olarak insan vücudunun algıladığı veya hissettiği bir sıcaklık göstergesidir. Sıcaklık, nem, rüzgâr hızı, güneş ışınımı, atmosfer basıncı gibi fiziksel çevre koşulları yanında; insanların cinsiyet, giyim, çalışma ve psikolojik durumları da hissedilen sıcaklık parametresi üzerine etki edebilir. Hissedilen sıcaklığın insandan insana değişiyor olmasına rağmen; doğrudan ölçülebilen meteorolojik veriler yanında, dolaylı yöntemlerle ölçülebilen diğer parametreler için ortalama değerlere göre yapılan kabuller dikkate alınarak bir hesaplama yapılabilir. Bu çalışmada, Osmaniye ili dış iklim koşullarına göre hissedilen sıcaklık değerlerinin saatlik incelemesi yapılmıştır. Ayrıca dış iklim koşullarının hissedilen sıcaklık üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Meteoroloji genel müdürlüğünden alınan meteorolojik veriler kullanılarak Osmaniye'ye ait hissedilen sıcaklık değerleri hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Kasım ve Aralık aylarında ortalama hissedilen sıcaklık ortalama ölçülen sıcaklıktan daha düşük; Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında ise daha yüksektir. Mayıs ve Ekim aylarında ise ortalama hissedilen sıcaklık ile ortalama ölçülen sıcaklık değerleri birbirine çok yakındır.
Myzus persicae Sulzer (Hemiptera: Aphididae) üzerinde yetiştirilen Adalia decempunctata L. (Coleoptera: Coccinellidae)'nın gelişme ve beslenme kapasitesine sıcaklığın etkisi
Amaç: Araştırmada, Myzus persicae Sulzer' nin (Hem.: Aphididae) üçüncü ve dördüncü dönem nimfleri ile beslenen Adalia decempunctata (L.)' nın (Col.: Coccinellidae) larva ve pupa gelişme süreleri, ölüm ve av tüketim oranlarına sıcaklığın etkisi incelenmiştir. Materyal ve Yöntem: Denemeler iklim odasında, 16/8 saat aydınlık/karanlık, 20, 25, 30, 35±1°C sıcaklık ve %60±5 orantılı nem koşullarında yürütülmüştür. Avcının her bir larva dönemine sabit sayılarda üçüncü ve dördüncü dönem M. persicae nimfleri av olarak verilmiştir. Denemeler, larvalar için 30-72 tekerrürlü, ergin erkek ve dişiler için 15 tekerrürlü kurulmuştur. Bulgular: Gelişme süreleri sıcaklık artışıyla kısalmış, A. decempunctata'nın yumurta süresi dışındaki toplam gelişme süresi 20, 25 ve 30°C sıcaklıklarda sırasıyla 14,76; 13,72 ve 12,17 gün olmuştur. En yüksek ölüm 35°C' de (%100) elde edilmiş, onu sırasıyla 20°C (%61,82), 30°C (%23,33) ve 25°C (%15,28) izlemiştir. Ayrıca, predasyon oranı (Cxj) 25°C ve 30°C' de benzer olmuş, net predasyon oranı en yüksek 25°C görülmüştür (C0 506,81). Dördüncü larva döneminde predasyon oranı diğer larva dönemlerinden yüksek bulunmuştur. Sonuç: Çalışma sonucunda A. decempunctata' nın 25°C sıcaklıkta başarılı bir şekilde yetiştirilebileceği ve ortalama sıcaklıkların 25-30°C arasında olduğu alanlarda ve mevsimlerde daha etkili olacağı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Myzus persicae, Adalia decempunctata, Biyolojik Mücadele, Predasyon, Sıcaklık Etkisi
Çözündürme sıcaklıklarının swim-up ve percol gradient sonrası sperm plazma membran fonksiyonel bütünlüğü ve sperm morfolojisi üzerine etkileri
Son yıllarda üreme biyoteknolojilerinden in vitro embriyo üretimi sığırlarda yaygın olarak kullanılmakta ve her geçen günde artarak devam etmektedir. Bu kapsamda in vitro fertilizasyon aşamasında kullanılan sperma kalitesinin önemi de artmaktadır. Sunulan çalışmanın amacı 37oC/30 sn, 50oC/15 sn ve 70oC/5 sn su banyosunda çözündürülen Brown Swiss ırkına ait dondurulmuş spermaların Percoll ve Swim up ayrıştırma yöntemleriyle ayrıştırılmış deneme grupları ve herhangi bir ayrıştırma işlemi yapılmamış kontrol grubuyla karşılaştırarak Percoll ve Swim up yöntemlerinin spermanın motilitesi, ölü ve canlı oranları, akrozomal yapısı ve plazma membran bütünlüğü üzerindeki etkilerini incelemektir. 37oC/30 sn, 50oC/15 sn ve 70oC/5 sn sürede çözündürme koşullarında FITC-PSA ortalama değerleri sırasıyla Percoll grubunda %32,35, %41,35 ve %56,30; Swim-up grubunda %25,25, %32,45 ve %63,90; Kontrol grubunda %17,90, %18,35 ve %17,45'tır. Aynı sıcaklıklarda ölü hücre oranları sırasıyla Percoll grubunda %31,38, %14,95 ve %30,65; Swim up grubunda %15,85, %13,60 ve %13,50; Kontrol grubunda %35,58, %46,18 ve %35,82'tir. Aynı sıcaklıklarda canlı hücre oranları sırasıyla Percoll grubunda %68,63, %85,05 ve %69,35; Swim up grubunda %69,15, %86,40 ve %86,50; Kontrol grubunda %68,43, %53,83 ve %64,18'tir. Aynı sıcaklıklar için motilite oranları sırasıyla Percoll grubunda %55,75, %58,50 ve %48,25; Swim up grubunda %59,75, %55,75 ve %54,75; Kontrol grubunda %49,25, %45,75 ve %48,75'tir. Aynı sıcaklıklarda HOST sonuçları sırasıyla Percoll grubunda %73,95, %69,50 ve %42,20; Swim up grubunda %77,55, %72,00 ve %50,15; Kontrol grubunda %62,65, %70,50 ve %50,60'tır. Sonuç olarak, yardımcı üreme teknikleri uygulanırken sperma ayrıştırma yöntemlerinden yararlanılması ve çözündürme işleminin pratik olması ve çözündürme sürecinin uzamasından kaynaklanacak olumsuz etkiden korunmak maksadıyla 37°C'nin kullanılmasının uygun olacağı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Boğa, Sperma, Percoll, Swim-up, Sıcaklık
Borabey göletinin termal katmanlaşma yapısının ve çözünmüş oksijen profilinin incelenmesi ve CE-QUAL-W2 ile modellenmesi
Termal katmanlaşma konusu su kütlelerinde önemli etkilerinden dolayı üzerinde bir çok araştırmanın yapıldığı konulardan biridir. Özellikle, sucul canlıların yaşam kaynağı olan çözünmüş oksijen başta olmak üzere, birçok su kalitesi parametresi termal katmanlaşma sonucunda olumsuz etkilenmektedir. Bu çalışma kapsamında 2013-2014 yılları boyunca Borabey göletinin termal katmanlaşma yapısı ve çözünmüş oksijen profilleri incelenmiş, RTRM indeksi kullanılarak termal katmanlaşma sonucu oluşan bölgelerin hacimleri belirlenmiş, bununla birlikte CE-QUAL-W2 modeli kullanılarak 2013-2014 yılları için sıcaklık ve çözünmüş oksijen modellemesi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca oluşturulan çeşitli senaryolar sonucunda göletteki su miktarının 2020 yılına kadar nasıl değişim göstereceği araştırılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda Borabey göletinde meydana gelen termal katmanlaşmanın Nisan ayının sonunda oluşmaya başladığı ve Ağustos ayının sonlarına kadar devam ettiği ve göletin monomiktik bir göl olduğu gözlemlenmiştir. Katmanlaşma sonucu oluşan bölgelerin ise, gölün toplam hacmine oranla, yaklaşık %20'lik bir kısmının hipolimniyon, %20'lik bir kısmının metalimniyon ve %60'lık kısmının ise epilimniyon bölgesi olarak nitelendirilebileceği gözlemlenmiştir. Ayrıca CE-QUAL-W2 modeli kullanılarak gerçekleştirilen modelleme çalışmasıyla hesaplanan sıcaklık ve çözünmüş oksijen verilerinin gözlem verileriyle karşılaştırılması sonucu 2013-2014 yılları için hesaplanan ortalama mutlak hata miktarları sırasıyla 0,77°C ve 1,09 mg O2/L olarak belirlenmiştir.
Turgut Özal Tıp Merkezi çalışanlarında hasta bina sendromu görülme sıklığı ve etkileyen faktörler
Amaç: Bu çalışma, Turgut Özal Tıp Merkezi binasında çalışanlarda HBS semptomlarının, görülme sıklığının ve ilgili olabilecek bazı faktörlerin belirlenmesi amacı ile yapılmıştır.Materyal-Metod: TÖTM'nin tüm birimlerinde çalışan 2500 kişiden gönüllü olarak 951 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Kişilerin sosyodemografik verilerini ve HBS ile ilgili semptomları ve bazı özellikleri saptamaya yönelik anket uygulandı ve katılımcıların saturasyon ölçümü yapıldı. İkinci aşamada iç hava kalitesini değerlendirmeye yönelik ısı, CO, CO2 ve bağıl nem düzeyleri değerlendirildi.Bulgular: Katılımcıların %62.1'inde HBS tespit edilmiştir. Stres değerlendirmesi ile HBS ilişkisi, sürekli bir ilaç kullanma ve çalışılan ortamın sıklıkla çok sıcak olarak değerlendirilmesi ile HBS bulunma durumu ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Çalışmaya alınanların HBS olup olmadıkları, lojistik regresyon analizi kullanılarak değerlendirildiğinde; kronik hastalık varlığı, ortamın sıklıkla çok sıcak veya ara sıra çok aydınlık olarak değerlendirilmesi, semptomlar nedeniyle doktora başvurup tanı almalarının etkileyici faktörler olduğu tespit edildi. Yapılan 36 ölçüm sonucunda CO2 çalışma ortamlarının % 69.4' ünde sınır değerin üzerinde çıkmıştır. Çalışma ortamlarının hiçbirinde CO miktarı sınır değer olan 9 ppm'in üzerinde çıkmamıştır. Yalnızca Klima Dairesi ve Mutfak Deposu 20 Cº'nin altında çalışma ortamları olup, çalışma ortamlarının % 72.2'sinde ortam sıcaklığı 24 Cº'nin üzerinde bulunmuştur. Çalışma ortamlarının %77.8'inde rölatif nem seviyesi sınır değer olan %30'un altındadır. Bu çalışmada, HBS semptomlarından en sık görülenler sırası ile yorgunluk ve bitkinlik (%67.1), başağrısı (%59.5), boğaz kuruluğu (%53.6), gözlerde yanma ve batmadır (%52.4).Sonuç: Günümüzün büyük kısmını geçirdiğimiz binaların sağlık etkilerini bilmek ve önlemlerimizi buna göre almak çalışanların iş performanslarını arttıracak, iş kalitesini iyileştirecek, nedeni belirlenemeyen sağlık sorunlarının ortaya konulmasını sağlayarak gereksiz iş kayıplarını ve sağlık harcamalarını önlemede etkili olacaktır.Anahtar Kelimeler: Hasta Bina Sendromu, İç ortam hava kalitesi, TÖTM, Hastane, ısı, nem, CO2.
Farklı marka implant abutmentlarının preparasyonu sırasında oluşan sıcaklığın değerlendirilmesi
İmplant tedavisi, gelişen teknoloji sayesinde tek diş eksikliklerinde, parsiyel ve total dişsizlik vakalarında sıklıkla kullanılan başarılı bir tedavi seçeneğidir. İmplant abutmentlarının, üzerine yapılacak proteze yer hazırlamak amacıyla oklüzal yüksekliklerinin ayarlanması, marjinlerinin düzenlenmesi veya retansiyonu arttırmak için yüzeylerine retansiyon oluklarının açılması için prepare edilmeleri gerekmektedir. Preparasyonlar sırasında sürtünmeye bağlı oluşacak ısının implant yüzeyine geçerek, alveol kemiğinde sıcaklık artışına neden olması osseointegrasyonu olumsuz etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı farklı markalara ait değişik geometrilerdeki abutmentların preparasyonu sırasında implant yüzeyinde oluşacak sıcaklık artışının karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir. Toplamda 40 adet yeni implant (Straumann Bone Level, Straumann Standart Plus, Astra, Zimmer) bir yüzeyleri açıkta kalacak şekilde, yer düzlemine paralel olarak akrilik rezin içine gömüldü. Abutmentlar firmaların önerdiği kuvvetlerde torklandıktan sonra her bir marka kuru ve sulu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Kuru grubundaki abutmentlar elmas frez ile oklüzal yüzeylerinden 30 saniye süreyle 1,5 mm indirgenirken, sulu grubundaki abutmentlara aynı işlem su soğutması altında yapıldı. Deney düzeneğinin karşı tarafına yerleştirilen termal kamera (FLIR T640) ile oklüzal indirgenme işlemi sırasında implant yüzeyinde oluşan sıcaklık değişim değerleri kaydedildi. Her bir implantın koronal, orta ve apikal 1/3 bölgelerinde 0., 5., 15. ve 30. saniyelerinde oluşan sıcaklık değişim değerleri ölçüldü. Elde edilen tüm veriler Kruskal Wallis, Mann Whitney U ve Ki-Kare testleri kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirildi (p<0.05). Oklüzal indirgenme işlemi sonunda su soğutması kullanılan gruplarda koronal, orta ve apikal bölgelerde en yüksek sıcaklık değişim değerleri Straumann Standart Plus implantlarında ölçülmüştür (2,6±1,8 C⁰, 2,5±1,4 C⁰ ve 2,1±1,1 C⁰ sırasıyla), kuru kesim gruplarında ise en düşük sıcaklık değişim değerleri Zimmer implantlarında ölçülmüştür (8,7±1,4 C⁰, 7,2±1 C⁰ ve 4,8±0,8 C⁰ sırasıyla). Sonuç olarak kuru kesim gruplarında su soğutması kullanılanlara kıyasla daha yüksek sıcaklık değerleri kaydedilmiştir. Bütün implantlarda en yüksek sıcaklık değişim değerleri koronal 1/3 bölgesinde kaydedilmiş ve bu değerlerin apikale gittikçe azaldığı görülmüştür. Farklı markalara ait abumentların, farklı materyallerden üretilmesi ve değişik geometrilere sahip olmasının, preparasyon sırasında oluşan sıcaklık artışına etkisi olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Abutment, Preparasyon, Oklüzal İndirgeme, Sıcaklık Oluşumu
Farklı kalınlıktaki süt dişi dentin dokusuna uygulanan değişik parametrelerdeki Er:YAG lazer uygulamasının pulpa odasında oluşturacağı sıcaklık artışı etkisinin incelenmesi
Diş sert doku hastalıklarının tedavisinde öncelikle olarak diş çürüğüne bağlı olarak değişime uğramış dokuların ortadan kaldırılması yer almaktadır. Diş çürüğünün ortadan kaldırılmasında kullanılan yöntemler, yıllar içerisinde birçok gelişme göstermiştir. Diş hekimleri tarafından en sık kabul gören ve geleneksel hale gelmiş bir yöntem olan yüksek hızda döner alet yönteminin, kolayca ve hızlıca çürük diş dokularını ortadan kaldırmasının yanı sıra, ses, basınç, titreşim, hassasiyet ve ısı artışı gibi birçok olumsuz özelliğe sahip olmaktadır. Bu olumsuz özellikler ise çürüğün temizlenmesinde alternatif tedavi yöntemlerinin arayışına neden olmuştur. Lazer ışığı, sağlık alanında 1960'lardan günümüze kadar, tanı, tedavi ve koruyucu hekimlik bölümlerinde uygulanmakta olup, çeşitli parametrelerinin değişimi ile başarılı şekilde kullanılmaktadır. Lazer, diş hekimliği alanında ise, gerek yumuşak gerekse sert doku uygulamalarında geleneksel yöntemlere alternatif oluşturarak, başarılı şekilde uygulanmaktadır. 1997 yılında FDA (Food and Drug Administration) tarafından, diş çürüğü temizleme yöntemi olarak kullanılması için onaylanan sert doku lazerlerinden Erbiyum: Yittriyum Alüminyum Garnet (Er:YAG) lazerler, Pedodonti alanında da diş sert doku uygulamalarında sıklıkla kullanılmaktadır. Er:YAG lazerlerin, pedodontistlere ağrısız ve temassız bir tedavi sunması ve çocuk hastalarda tedavi konforunu artırmasının yanı sıra, diş çürüğünü ortadan kaldırmasındaki etkinliği ve adeziv sistemlerin diş sert dokularına bağlanabilmesi için uygun diş yüzeyi oluşturduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu özelliklerinin yanı sıra süt dişi pulpa dokusuna olan histopatolojik etkilerinin incelendiği birçok araştırma bulunmaktadır.Bugüne kadar geliştirilen lazer kullanımıyla, sürekli dişlerde yüksek enerji düzeylerinde uygulanması sırasında karşılaşılan en büyük sorunun, diş sert ve yumuşak dokularında ısı oluşumu olduğu bildirilmiştir. Er:YAG lazerlerin, sürekli dişlerin pulpa odasında oluşturdukları ısı değişikliğini araştıran birçok in-vivo ve in-vitro çalışma bulunmaktadır. Fakat süt dişi pulpa dokusunda ısı değişikliğinin incelendiği çok az sayıda çalışma bulunmaktadır.Bu çalışmada, süt dişlerine, farklı parametrelerde uygulanan Er:YAG lazerler ve yüksek hızlı döner aletlerin, pulpa odasında oluşturdukları ısı değişikliklerinin değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amaçlandı.Çalışmaya 60 adet süt ikinci azı dişi dahil edildi. Pulpa odasındaki sıcaklık ölçümlerinin yapılabilmesi için dişlerin kökler bölgesi, bukko-lingual yönde kesildi. Ölçümlerin yapılacağı dişlerin pulpa odaları çıkarıldı. Dişlerin bukkal yüzeyindeki mine dokusu kaldırıldıktan sonra sağlıklı dentin yüzeyinde, 5 W, 3,75 W, 2,25 W, 1,5 W çalışma parametrelerinde Er:YAG lazerle ve yüksek hızlı döner alet ile su soğutması altında hazırlanan sınıf 5 kavite preparasyonları gerçekleştirildi. Çalışmada pulpa odasında oluşabilecek ısı değişikliklerinin saptanması için pulpa odasının içine yerleştirilen, dijital termometreye bağlı termoçiftler kullanıldı. Kavite hazırlığının başlangıcı ile bitimi arasındaki pulpa odasının içerisinde ulaşılan sıcaklık değerleri arasındaki fark ve ulaşılan en yüksek sıcaklık değeri her bir örnek için kaydedildi.Çalışma sonucunda, 5 W ile çalışılan Er:YAG lazer grubunda, diğer çalışma gruplarından istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek pulpa sıcaklığı artışı gösterdiği saptandı. 1,5 W Er:YAG lazer grubu ise istatistiksel olarak anlamlı derecede en düşük sıcaklık artışı gösterdiği saptandı. Tüm çalışma gruplarında kavite hazırlığı derinliği arttıkça, pulpa odasındaki sıcaklık değerlerinin artış gösterdiği saptandı.Bu çalışmanın sonuçlarına göre, kavite hazırlığı sırasında kullanılan Er:YAG lazer ve döner alet uygulamasına ait pulpa odasındaki sıcaklık artışı değerlerinin, geri dönüşümsüz patolojik olaylara neden olabilecek kritik sıcaklık artış değeri olan 5,5 ºC'yi geçmediği görüldü. Bunun nedeninin ise tüm gruplarda su spreyi soğutmasının etkin bir şekilde kullanılması olduğu düşünüldü. Bu tez çalışması sonucunda, süt dişi dentin dokusundaki kavite hazırlığı için kullanılan Er:YAG lazer çalışma parametrelerinin, süt dişi pulpa dokusunu olumsuz etkileyecek bir sıcaklık artışına neden olmayacak şekilde güvenli olduğu ileri sürülebilir.
Dört farklı yönde kurulu aynı özellikteki güneş enerjisi santrallerinin parametrelerinin karşılaştırılması
Bu tez çalışmasında Samsun ilinde kurulmuş dört farklı yönde yerleştirilmiş dört adet birer MW'lik Güneş Enerjisi Santrali (GES)'nin elektriksel hesaplamalarının analizleri yapılarak çeşitli parametreler yönünden kıyaslanması gerçekleştirilmiştir. Santrallerin 2021 ve 2022 yılları için elde edilen günlük üretim verileri tezde kullanılmıştır. Bu sayede 4 farklı yön için geniş kapsamlı bir veri kaynağı elde edilmiştir. Santrallerden alınan sıcaklık, bağıl nem, rüzgâr hızı, panel yönü, panel açısı ve kirlilik gibi değerler günlük ve aylık periyotlarda alınan değerlerdir. Işınım değerlerinin düştüğü ayları incelediğimiz üretim değerlerini etkileyen etkenlerin iklimsel etkiler olduğu görülmüştür. Ana etkenin ışınım eksikliği olduğu durumlarda güneşin dünyaya geliş açısı 23 Eylül tarihlerinde düşmeye başlamış ve 21 Mart tarihinde ise yükselmeye başlamıştır. Bu tarihler arasında kaydedilen durum, Batı ve Doğu arasındaki üretim farklarının bir değişkenlik göstermeyişidir. Üretim farkları Kuzey ve Güney yönleri arasında % 30-55 arasında değişiklik göstermiştir. Farkın en belirgin ayları, güneş ışınlarının Kuzey yarım küreye en eğik geldiği Aralık ve Ocak aylarıdır. GES'lerin farklı çatı yönlerine göre Karadeniz iklimi için kurulumunun fizibilite çalışması da ileriye dönük yapılarak, yaşanabilecek doğa olaylarına verilen tepkiler tavsiye olarak raporlanmıştır.