Rebellions
146 theses under this subject heading
Büyük güçlerin kıskacındaki "küçük müttefik": Birinci Dünya Savaşı'nda ve sonrasında Nasturiler
Bu tezin amacı, Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma sürecinde Büyük Güçlerin vaatleri çerçevesinde isyan eden Nasturilerin, neler yaşadıklarını ve isyanlar sonunda neler elde ettiklerini ayrıntılı bir şekilde incelemektir. Bu tez, Nasturilerin savaş sırasında yaptıklarının karşılığı olarak, savaş sonunda kendileri için bir Nasturi devletinin kurulmasının gerekliliğine ilişkin olarak savundukları iddialara odaklanmaktadır. Tezde öncelikle Nasturilerin kim olduğu ortaya konulmaya çalışılmış, daha sonra millet sistemi içerisindeki Nasturilerin konumu ele alınmıştır. Misyonerlik faaliyetlerinin Nasturilere olan etkisi incelendikten sonra, Birinci Dünya Savaşı sürecinde Nasturilerin faaliyetleri irdelenmiştir. Son olarak, Türk İstiklâl Savaşı sürecinde Nasturilerin nasıl hareket ettikleri tespit edilmiştir. Bu tezde, birincil ve ikincil kaynaklara müracaat edilmiştir. Birincil kaynak olarak ATASE ve Milletler Cemiyeti'nin arşiv belgeleri kullanılmıştır. Yaşanan olaylar kronolojik bir sıra takip edilerek incelendiğinden dolayı olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkisi net bir şekilde ortaya konmuştur. Konuya belgeler ışığında bakıldığında, Büyük güçlerin bölgedeki siyasi emelleri doğrultusunda Nasturilerden istifade ettikleri tespit edilmiş ve bununla birlikte Nasturilerin talepleri karşılanmayınca savaş sonunda yaşadıkları bölgelerden göç etmek durumunda kaldıklarını gözlemlemek mümkün olmuştur. Anahtar Kelimeler: Nasturiler, İsyan, Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı, Büyük Güçler
Siyaset bilimi açısından bir değerlendirme Şeyh Bedreddin İsyanı; Sufi ve siyaset
Bu tez çalışması, 1416 tarihinde Batı Anadolu ve Güney Balkanlar'da patlak veren bir dizi isyanı devlet, din ve toplum ilişkilerinin karmaşık sarmalına odaklanarak ele almaktadır. Bu yönüyle Şeyh Bedreddin İsyanı din, kültür ve devlet ilişkilerini anlamak bakımından oldukça verimli bir çerçeve sunmaktadır. Elbette burada bahsedilen anlama iddiası, bahsi geçen hadisenin öncelikle çok yönlü bir değerlendirme gerektirdiğini içermelidir. Henüz tam anlamıyla kurumsallaşamamış bir devlet düzeni ve adeta kimlikler mozaiğini anımsatan bir toplumsal yapı üzerinde gerçekleşen 1416 İsyanları, klasik Osmanlı tarih kaynaklarının sürekli olarak vurguladığı bireysel temelli yargılayıcı bakışın ve Cumhuriyet döneminde Nazım Hikmet ile başlayan ideolojik ve romantik Bedreddin okumalarının çok ötesinde çıkarımlar yapmayı gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla bu çalışma ilk elden, metodolojik bir tutum benimseyerek sosyal hadiselerin zeminine inmeyi teklif edecektir. Zira ana metinde görüleceği üzere dini olanla siyasi olanın, tesadüfi hadiseler yığınıyla bilinçli toplumsal karşı çıkışların arasında net bir ayrım yapmak hiçte kolay değildir. Bazı durumlarda ise, aşılması gerektiği düşünülen bu tür iç içe geçişler, sosyal olayları açıklayabilmenin esasını teşkil edebilmektedir. Bununla birlikte uygun karşılaştırma örnekleri üzerinden, bahsi geçen hadiseyi bir tarihsel süreklilik hattına oturtarak okumayı teklif ediyorum. Babai İsyanı ya da Safevi Devleti'nin kökenleri konusu bu bağlamda mihenk taşı niteliğinde sıkça anılacak örnekler durumunda olacaktır. Böylece sufi veya sufi-meşrep yapıların modern- öncesi dönem söz konusu olduğunda, aynı zamanda doğrudan politik organizasyonların bir parçası haline geldiğini daha kolay görebileceğiz.
Endülüs Emevi Devletinde convivencia (bir arada yaşama) deneyimi: Madalyonun iki yüzü: Altın çağ ve kaos (711-1031)
İslam, Hıristiyan ve Yahudi dünyası için son derece önemli olan Endülüs tarihi, Americo Castro'nun 1948 yılında bir arada yaşamak anlamında ortaya koymuş olduğu "convivencia" terimi ile, Avrupa'da önemli bir noktaya ulaşmıştır. Ancak terimin ortaya çıkması ile, yapılmış olan pek çok çalışmada bir altın çağ ya da tam tersi bir arada yaşama ortamının yanlışlandığı mitolojik bir çağ perspektifleri çoğunlukla hâkim olmaya başlamıştır. Son yıllarda farklı kaynaklarda bahsettiğimiz perspektiflerin ötesine geçmek üzere çalışmalar yapılmış olsada, fark ettiğimiz, tek boyutlu bir bakış açısı ile ilerlenmiş olduğudur. Bu noktada ilk olarak tezimizde Endülüs'ün Emevi hanedanının sonuna kadar olan siyasi süreç ele alınarak konunun daha iyi anlaşılması amaçlanmıştır. Ardından convivencia kavramı ve Endülüs'teki kaos olayları çok boyutlu bir şekilde analiz edilerek mevzubahis çalışmalara katkı sağlamak amaçlanmıştır. Çalışmamız neticesinde Endülüs Emevi Devletinin bir arada yaşama kavramını pragmatik bir şekilde toplumu kontrol altında tutarak devletin çıkarına kullandığı, altın çağ mı mitoloji mi tartışmasında ne efsanevi bir dönem olduğu ne de sekiz yüz yıllık sorunsuz bir altın çağ olduğu vurgulanmaktadır. Altın çağ kavramının Endülüs'teki tüm toplumlar açısından bakıldığında özünde güçlü birkaç yönetici döneminde ortaya çıktığı ve Yahudiler ile sınırlı kaldığı görülmüştür. Son olarak da kaos olaylarının bir arada yaşama kavramını etkilediği ve bu olaylara sebep unsurun ise Arap asabiyeti ve ülkede tetiklediği zincirleme reaksiyonlar olduğu sonucuna varılmıştır.
Rumeli'de âyânlar ve dağlı eşkıyası. Deli Kadri İsyanı
XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde imzalanan Pasarofça Anlaşması ile beraber Osmanlı merkez teşkilatında başlayan batılılaşma; devleti geleneksel anlayış ve yenilikçi anlayış arasında bir çatışmaya sürüklemiştir. Bu çatışma devletin bünyesinde rahatsızlık meydana getirmiş ve bu rahatsızlığın semptomları zaman içinde taşra teşkilatlarında belirmiştir. Bu semptomlardan biri de Rumeli'deki "Dağlı Eşkıyaları" meselesidir. Bu mesele ile ilgilenmek iki hususu aydınlatmada faydalı olacaktır. Birincisi yukarıda sözünü ettiğimiz bozulmanın Dağlı Eşkıyalığı meselesinden yola çıkarak mahiyetinin anlaşılması ve teşhisini mümkün kılmasıdır. İkinci olarak ise Dağlı Eşkıyalığı meselesinin münhasıran Rumeli'de yaşanmış olması sebebiyle bu meseleyi irdelemek; Rumeli bölgesinin etnik, topografik, siyasi ve askeri özellikleri arasındaki etkileşimi görmemizi sağlayacaktır. Dağlı Eşkıyalığı meselesi yaklaşık yirmi yıl boyunca Osmanlı Devleti'ni meşgul etmiştir. Konu hakkında yapılmış akademik çalışmalar mevcuttur fakat henüz mütekâmil bir resim ortaya konulmuş değildir. Çünkü Osmanlı arşivlerinde ya da muhtelif kaynaklarda adı geçen Dağlı Eşkıyaları hakkında aynı derecede bilgilenmiş değiliz. Bu çalışmanın konusu olan "Dağlı Eşkıyası Deli Kadri" tarafımızca; bahsedilen resmin tamamlayıcı parçalarından biri olarak görülmüştür. Böylece Dağlı Eşkıyalığı meselesi üzerine eğilen akademik çalışmalara bir katkı sunmak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bergos, Dağlı Eşkıyası, Deli Kadri, Rumeli
Irak'ta İngiliz sömürgeciliği ve anti-kolonyal milliyetçilik, 1918-1920
Bu tez, 1918-1920 yılları arasında İngilizlerin Irak'ta sömürge idaresi tesisi sürecini Avrupa-merkezcilik, modern Batı sömürgeciliği ve anti-kolonyal milliyetçi direniş kavram ve olguları ekseninde incelemektedir. Milliyetçilik teorilerinin Avrupa-merkezciliğini de eleştirel odağına alan tezin dayandığı birincil kaynaklar ise İngiliz arşivlerinden 1918-1920 yılları arasında Irak'a dair yayımlanmış belgelerdir. Yayımlanmış İngiliz arşiv belgelerinin söylem analizi yoluyla bu tezde Irak'taki sömürge-karşıtı milliyetçi direniş ve 1920 Irak İsyanı'nın İngiliz sömürge siyasetini nasıl şekillendirdiğine ışık tutulmaktadır. Irak'ta İngiliz sömürgeci idaresinin tesis edildiği süreçteki İngiliz sömürgeci söylemini analiz etmede elzem görünen kavramsal ve teorik çerçeve iki özellikle öne çıkmaktadır. Tezin ikinci bölümünde gösterileceği gibi, sömürgeciliğin meşrulaştırılmasının bir aracı olarak kullanılıp günümüzde egemen tarih anlatısını ve coğrafya tasavvurunu belirleyen perspektif Avrupa-merkezciliktir. Tezin üçüncü bölümünde milliyetçilik teorilerindeki Avrupa-merkezcilik eleştirilerek, Irak'taki İngiliz karşıtı direnişin de anti-kolonyal milliyetçilik çerçevesinde yorumlanmasının isabetli olduğu iddia edilmektedir. Tezin dördüncü ve son bölümünde ise İngiliz sömürgeci söylemi ve Irak anti-kolonyal milliyetçi direnişinin yayımlanmış İngiliz arşiv belgeleri aracılığıyla izleri sürülmektedir. Anahtar Sözcükler: Avrupa-merkezcilik, İngiliz sömürgeciliği, Irak, anti-kolonyal milliyetçilik, 1920 İsyanı.
Kırım Savaşı'nın kökenleri (1848-1853)
Bu çalışma, 1848 yılında başlayan isyanlarla Britanya, Fransa ve Rusya arasındaki 1815 yılında geliştirilen koalisyonun (Viyana Sistemi) çözülmesini ve gelişen olaylarla Osmanlı Devleti'ne karşı Rusya'nın başlattığı Kırım Savaşı'nın kökenlerini ele almaktadır. Birinci bölümde, 1815'de gelişen Viyana Sistemi'nin neden çalışamaz hale geldiği ve bunun sonucunda Rusya ve Britanya'nın rekabetinin tetiklendiği değerlendirilmektedir. İkinci bölümde ise bunun sonucu olarak 1848'de Avrupa'da başlayan isyanlardan ve nihayetinde Osmanlı İmparatorluğu'na etkilerinden bahsedilmektedir. Üçüncü bölümde İngiltere, Fransa, Rusya ve Osmanlı devletlerinin siyasi çekişmeler ve Kutsal Yerler Meselesi konusundaki anlaşmazlıklar ele alınmaktadır. Dördüncü bölümde ise Karadağ sorunu ve Prens Menşikov'un misyonu ile savaşın nihai sebepleri ortaya konmaya çalışılmaktadır.
Türkiye'de Kürt kimliğinin kültürel bağlamda incelenmesi ve siyasallaşma süreci
1800'lü yıllarda özellikle batılı misyonerlerin faaliyetleri sonucu Anadolu'da Kürt isyanları ortaya çıkmaya başlamıştır. Kürtçülük üzerine birbiri ardına çalışmalar yapılmaya başlanmış ve halk arasında isyanlar teşvik edilir olmuştur. Bazı kaynaklara göre, bu dönemde ortaya çıkan ve günümüze kadar gelen ayaklanmaların temelinin II. Abdülhamit döneminde kurulan Hamidiye Alayları olduğu da söylenmektedir. İngiliz, Fransız ve Rus araştırmacıların Kürtlerle ilgili sayısız çalışmaları vardır. Kürtlerin kültürel yapısının, tarihsel geçmişinin ve dil özellikleri ile Türklerden farklılaştırılarak ayrılması çabaları 1600'lü yıllara kadar dayanmaktadır. Tarih boyunca çıkartılan Kürt ayaklanmalarına bakıldığında hiç şüphesiz en uzun süreli olan ayaklanmanın PKK terör örgütü üzerinden uygulanan terör hareketi olduğu görülmektedir. 1974 yılında "Apocular" adıyla kurulan ve sonrasında kısa adı PKK yani Partiya Karkarên Kurdistan (Kürdistan İşçi Partisi) olarak dünya terör örgütü listelerindeki yerini alan hareket ile birlikte ülkemizdeki Kürtler artık Türk siyasal yaşamında önemli bir politik malzeme haline getirilmiştir. Bu çalışmada, Kürt kültürü, etnik kökeni ve Kürtçe dil yapısı üzerinde durularak, PKK terör örgütünün günümüzde legal-siyasal yapı haline dönüşüm sürecine değinilecektir. Kürtler üzerinden oluşturulan iç politikaların medya ile olan bağlantısı, Adalet ve Kalkınma Partisinin Demokratik Çözüm Süreci kapsamında uyguladığı Akil İnsanlar girişiminin gazetelerdeki yansımaları üzerinden değerlendirilecektir. Bu bağlamda Ak Parti hükümetinin "Demokratik Açılım" sürecinde uyguladığı "Akil İnsanlar" heyetinin çalışmaları ve bu çalışmaların başladığı tarihler arasındaki tiraj sayılarına göre en çok satan ilk beş gazetenin ilk sayfalarına yansıyan süreç ile ilgili haberler değerlendirilmiştir.
1853-1856 Kırım Savaşı ve 1876 Bulgar krizi ışığında Şark meselesinin İngiliz kamuoyuna yansıması
Bu tezin ana konusu, İngiliz kamuoyunun Şark Meselesi'nde oynadığı rolün ortaya konmasıdır. Bu doğrultuda 1853-1856 Kırım Savaşı ve 1876 Bulgar Krizi hadiseleri incelemeye tabi tutulmuştur. 19. yüzyılın ilk yarısında sanayileşme ve yoğun şehirleşmeyle ortaya çıkan yeni toplumsal sınıfların siyasi tartışmalarda yer almaya başlaması neticesinde modern kamusal alanın oluşumuyla birlikte kamuoyu müessesesinin siyasette kayıtsız kalınamayan bir güç haline gelmesiyle İngiltere'nin özellikle Şark Meselesi karşısındaki tutumu kamuoyunun görüşlerine göre belirlenmeye başlamıştır. Bu nedenle Şark Meselesi aslında İngiltere'nin bir iç siyaset meselesi haline gelmiştir. Bu yeni süreçte İngiliz siyasetçileri de kamuoyunun yükselişi karşısında kamuoyunu dikkate almak zorunda kalmışlardır. İşbu tezde, Şark Meselesi'nin 1853-1856 Kırım ve 1876 Bulgar krizleri ışığında İngiliz kamuoyunun yapısının ne olduğu, İngiliz kamuoyunda neden 1853'teki Rus, 1876'daki Türk algısının olumsuz olduğu ve her iki hadise sırasında İngiliz hükümetlerinin niçin kamuoyu baskısına boyun eğdikleri sorularının cevapları aranmıştır.
Ankara vilâyetine yapılan sürgünler (1895-1912)
Bu tez, Ankara Vilâyeti'ne 1895-1912 yılları arasında sürgün edilmiş olan bireyleri ve Dürzi topluluğunu incelemektedir. Sürgünlerin Ankara'ya geldikleri tarihten itibaren şehirle nasıl bir etkileşim içindeki oldukları ve kentin sorumlu memurlarının sürgün sürecini nasıl idare ettikleri sorgulanmaktadır. Osmanlı şehirleri üzerine yapılan monografik çalışmalar son zamanlarda artmasına rağmen, insanları veya grupları merkeze alarak şehri irdeleyen araştırmaların sayısı son derecede sınırlı kalmıştır. Özellikle XIX. yüzyılın sonu ile XX. yüzyılın başına odaklanmış incelemelerde bu durum iyice belirgindir. Bundan dolayı Osmanlı vilâyetlerindeki sürgünleri şehir üzerinden anlamak amacıyla, Ankara'ya sürülme vakaları üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde, Ankara nasıl bir mekândı sorusunu yanıtlamak için, vilâyetin fiziki ve beşerî özellikleri açıklanmıştır. İkinci bölümde, sürgün cezasının tanımı, kanun metinlerinde ve hatıratlarda nasıl yer aldığından bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde, Ankara'daki bireysel sürgün vakalarından olan Kudüslü Hüseyni ailesinden eski müftü Mehmed Hanefi, Ahmed Arif ve Abdülhay, imam Mehmed Vehbi, muhalif gazeteciler İsmail Faik ile Hamid Subhi ve talebe Naciye örnekleri irdelenmiştir. Dördüncü bölümün ilk kısmında, Suriye'deki Havran İsyanı'nın zanlıları olmalarından dolayı 1896-1900 aralığında Ankara'da ikamet etmiş Dürziler incelenmiş ve ikinci kısımda ise, 1910 yılında Havran'daki Dürzi ayaklanmasına sebebiyet verdikleri için, 1911-1913 zaman aralığında Ankara'da sürgünde bulunmuş kişiler tetkik edilmiştir.
Çağdaş bir tarihçi Diyarbekrî'nin gözünden Ahmed Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği ve isyanı (1523-24)
Ahmed Paşa 16. yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlı Devleti'nde Müslüman bir ailenin oğlu olarak doğmuş, erken yaşlarda Osmanlı hizmetine girmiş bir devlet adamıdır. I. Selim döneminde Rumeli beylerbeyliğine yükselmiş, Sultan Süleyman tahta çıktığında divanında bulunmuştur. Sultan Süleyman'ın ilk çıktığı sefer olan Belgrad Seferinde önemli başarılara imza atmış ve sonrasında vezirliğe yükselmiştir. İkinci büyük seferi olan Rodos seferinde ise serdar olarak görevlendirilmiş ve seferin gidişatını etkileyen en önemli isimlerden biri olmuştur. Sultanın divanında Piri Paşa gibi deneyimli bir veziriazamın karşısında duran hizbin başını çekmiş, Piri Paşa'nın en büyük rakiplerinden biri haline gelmiştir. Kendisi Piri Paşa'dan sonra veziriazamlığa en uygun aday olarak görülmüş fakat onun yerine İbrahim Paşa tayin edilmiştir. Daha sonra ise Mısır beylerbeyi olarak görevlendirerek İstanbul'dan ayrılmış ve bir daha da merkeze dönmemiştir. Mısır beylerbeyliği Memlükler'den Osmanlılar'a geçiş sürecinin önemli bir parçasını teşkil etmektedir. Bu tezde Abdussamed Diyarbekrî'nin Tercüme en-nüzhe es-seniyye fi zikr el-hulefa ve'l-müluk el-mısriyye adlı eseri ışığında bu geçiş sürecinde Ahmed Paşa'nın Mısır'daki ajandasının ortaya koyulması amaçlanmaktadır. Bunun yanında devlete en üst makamlarda hizmet etmiş bir paşanın Mısır'a tayin olduktan yaklaşık beş ay sonra burada isyan etmesinin ve bağımsız bir idare kurma teşebbüsünün arkasında yatan sebeplerin incelenmesi hedeflenmektedir. Mısır'da Ahmed Paşa'yı isyana götüren olaylar, isyanına hangi grupların katıldığı, yerel güçler ile kurduğu ilişki ağları araştırmamızın odak noktalarından birkaçıdır. İsyan sonrasında Osmanlı kaynaklarında paşaya dair oluşturulan olumsuz imaja karşı alternatif bir anlatı sunmayı hedefleyen bu çalışma aynı zamanda Osmanlı tarih yazımına katkıda bulunuyor.
The Arab Spring :On mass protests and political openings
During the past decade, public resistance increased against authoritarian regimes throughout the world from the Middle East to Europe and the United States. These large-scale protests have shown that popular uprisings can overthrow autocratic leaders. The aim of this thesis is explaining how leaders react when they face a popular uprising (mass protest). In case of a demonstration, do leaders respond with democratic opening or repression? This thesis analyzes the reason why authoritarian leaders of Tunisia, Egypt, Libya and Syria reacted differently to similar uprisings and experienced different transitional outcomes on the way to democracy following the Arab uprisings in 2011. More specifically, this thesis analyzes how leaders responded to the uprisings in the Arab countries through the Arab Spring with the goal of contributing to general theories that aim to predict leader behavior (such as embracing a democratic speech vs. using police pressure and the approach of military) in response to mass protests. The thesis argues that leaders' initial speeches can predict post-movement political environment. When leaders adopt a moderate speech and police violence against protestors is low, then there is more chance for peaceful change through a democratic election.
Kadın başkaldırısı bağlamında Meryl Streep'in canlandırdığı rollerin incelenmesi
Bu tez çalışmasında, ABD'li sinema oyuncusu Meryl Streep'in hayatı, çalışmaları ve oyunculuk yaklaşımı, kadın başkaldırısı bağlamında inceleme konusu yapılmıştır. Başkaldırı olgusunun incelenmesi adına, cinsiyet eşitsizliğinin kökeni, toplumsal cinsiyet kavramı ve bu eşitsizliğe karşı yirminci yüzyılda ortaya çıkan feminist hareket üzerine araştırma yapılmış ve bilgiler verilmiştir. İkinci Bölüm'de cinsiyet eşitsizliği olgusu, tarihsel ve mitolojik düzlemde araştırılmış, ardından toplumsal cinsiyet kavramının oluşumu, kapsamı, ataerkil iktidar ve eril bakış ile ilişkisi incelenmiştir. Varolan toplumsal cinsiyet normları ve değer dizgesine karşı oluşan ve 1900lerin başında ortaya çıkıp 1960larda ikinci dalga olarak yükselen feminist hareket, bu feminist hareketin düşünce ve sanat alanlarındaki yansıması incelenmiş, tiyatro ve sinema sanatlarındaki kadın hareketi ve özelikle sinema sanatındaki kadın algısı ve varlığı üzerine araştırma yapılmıştır. Tezin inceleme yöntemi olarak benimsenen feminist film eleştirisi ele alınmıştır. Tezin Üçüncü Bölümünde, inceleme konusu yapılan Meryl Streep'in yaşam öyküsü kapsamında, çocukluk ve gençlik yılları, üniversite ve oyunculuk eğitimi, tiyatro ve sinema kariyeri ile üzerine ayrıntılı bilgilere yer verilmiş, filmografisindeki tüm filmler sıralanmıştır. Dördüncü Bölüm'de, tezin kapsamına katkı sağlaması adına, Meryl Streep'in dünya görüşü kapsamında, kadın varoluşu ve başkaldırısı üzerine fikirlerine, ayrıca 42 yıldır devam etmekte olan sinema kariyerinde 3 Oscar, 9 Altın Küre kazanmış bir oyuncu olarak, oyunculuğa ve role yaklaşımına dair bilgilere yer verilmiştir. Ardından tezin konusu doğrultusunda, incelemek üzere seçilen 1979 tarihli Kramer Kramer'e Karşı, 1983 tarihli Silkwood ve 1995 tarihli Yasak İlişki filmlerinin prodüksiyonuna ve olay örgüsüne dair bilgilerle birlikte, Streep'in bu filmlerdeki süreçlerine, oynadığı karaktereve role yaklaşımına dair, kadın başkaldırısı olgusu ve feminist eleştiri üzerinden inceleme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Başkaldırı, Toplumsal Cinsiyet, Feminizm, Meryl Streep, Oyunculuk.
Arap Baharı'nın ardından Libya'da yaşanan vekalet savaşları
Bu çalışma, Arap Baharı'ndan bu yana Libya'da ortaya çıkan vekâlet savaşlarının dinamiklerini analiz etmekte ve bu çatışmalarda merkezi bir figür olan General Halife Hafter'in rolüne odaklanmaktadır. 2011 yılında Muammer Kaddafi'nin devrilmesinin ardından oluşan otorite boşluğu, yerel gruplar arasında sert bir mücadeleye ve aynı zamanda bölgesel ve küresel aktörlerin müdahalelerine zemin hazırlamıştır. Bu süreçte Hafter, doğu Libya'da askeri ve siyasi liderliğiyle öne çıkan önemli bir aktör hâline gelmiştir. Araştırma, Hafter'in ülke içindeki güç dengesi üzerindeki etkilerini inceleyerek vekâlet savaşının yerel ve uluslararası boyutlarını değerlendirmektedir. Ayrıca Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Fransa, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi dış aktörlerin Libya'daki müdahaleleri de ele alınmaktadır. Çalışmada, vekâlet savaşlarının Libya'da kalıcı bir siyasi çözümün önündeki başlıca engellerden biri olduğu ve Halife Hafter'in, bu çok aktörlü mücadelede kritik bir rol oynadığı öne sürülmektedir. Sonuç olarak bu çalışma, Libya krizinin neden kronikleştiğine ve olası çözüm yollarına dair özgün bir bakış açısı sunmayı amaçlamaktadır.
Börklüce karyesi (Dikey boyutta bir yerel tarih araştırması)
Börklüce karyesi Osmanlı döneminden kalma bir köy olup günümüzde hala varlığını devam ettirmektedir. Börklüce geçmişte Demirci kazasına bağlı iken günümüzde ise Manisa'nın Kula ilçesine bağlı bulunmaktadır. Bu yerel tarih çalışması; Osmanlı arşiv kaynaklarından Temettuat, Nüfus, Tahrir ve Avarız defterleri ile Berat ve Sicil kayıtları, Salnameler ve günümüze kadar gelebilen mezar taşları ve ayrıca köy halkından derlenen sözlü bilgiler kullanılarak hazırlanan mikro ölçekli bir yerel tarih araştırmasıdır. Köyün önemini artıran husus, Osmanlı devletinin kuruluş sürecinde patlak veren şeyh Bedreddin isyanında yer alan Börklüce Mustafa ile bağı olması ihtimalidir. Bu bağın temelinde iki unsur yer almaktadır. Bunlardan ilki, Börklüce köyü ahalisi ile Börklüce Mustafa'nın aynı aşirete mensup olmaları, diğeri ise belki de bu köyü kuranların, isyan sonucu dağıtılan aşiret mensupları olması ihtimalidir. Bu sebepten dolayı bu yerleşim biriminin sosyal, ekonomik ve nüfus yapısı ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu şekilde Osmanlı devletinin en alt idari yapısı olan köy olgusu üzerinden Osmanlının belirli dönemlerde yaşadığı buhranları da görebilme imkânı ortaya çıkmış olacaktır. Anahtar Kelimeler: Börklüce, Temettuat, Nüfus, Avarız, Börklüce Mustafa
Batılı seyyahların gözüyle 19. yüzyılda Şırnak ve çevresi
Mezopotamya, insanlığın varoluşundan beri farklı kültür ve milletlere ev sahipliği yapmış kadim bir coğrafyadır. Kuzey Mezopotamya'da yer alan Şırnak ili ve çevresinin, kuzey-güney ve doğu-batı yollarının kesiştiği stratejik bir konumda yer alması, bu coğrafyayı, transit geçişlerde ziyaret edilen yerlerden biri haline getirmiştir. Şırnak ili ve çevresi tarihi süreçte Babil, Asur, Med, Pers, Part, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi güçlü devlet/medeniyetlerin hâkimiyeti altında kalmıştır. Batıdan doğuya doğru yapılan seyahatlerin uğrak noktalarından biri olan Şırnak ili ve çevresi hakkında bazı Batılı seyyahlar dikkate değer izlenimlerini seyahatnamelerine not ederek kayıt altına almışlardır. 1810-1910 yılları arasındaki bir asırlık süreçte bazı Batılı seyyahlar farklı amaçlar doğrultusunda, yaptıkları gezilerinde özellikle Cûdî dağı ve çevresinde bazı bilgi ve belgelere ulaşmışlardır. Seyyahlar, Cûdî dağında yer alan Şah ve Hassana köylerinde Asur kaya rölyeflerini keşfetmişlerdir. Ayrıca, Kasrik ve Finik bölgelerinde Part dönemine ait kaya rölyeflerine, Cizre'nin güneybatısında yer alan Babil köyünde ise Asur stellerine seyyahlarca ulaşılarak eldeki bilgiler dünya kamuoyuna duyurulmuştur. Seyyahlar, 19. yüzyıl içerisinde bölgenin etnik ve dini yapısı, siyasi ve iktisadi durumu, tarihi ve coğrafyası hakkında izlenimlerini aktarmışlardır. Bu bağlamda 1810-1910 tarih aralığında bazı Batılı seyyahların eserleri temel alınarak Şırnak ili ve çevresinin genel bir durum tablosu ortaya konmaya çalışılmıştır.
Bosna Gazetesi'ne göre 1875 Hersek isyanı
XIX. yüzyılda kullanılan kitle iletişim araçlarının temelini gazeteler oluşturur. Osmanlı Devleti de halkı ile arasındaki bağı kurmak ve merkez ile taşra arasındaki iletişimi güçlü tutmak adına gazeteleri kullanmıştır. Bu çalışmada, XIX. yüzyılın ikinci yarısında meydana gelen Osmanlı Devleti'ni her açıdan yıpratan 1875 Hersek İsyanı, Bosna Gazetesi üzerinden incelenmiştir. Saraybosna'da bulunan Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi üzerinden online bir erişim sağlanarak Bosna Gazetesi sayıları incelenmiştir. Tarihi olayların tespit edilmesinde birincil kaynaklar arasında basın-yayın organları da bulunmaktadır. Bu sebeple Bosna Gazetesi birincil kaynak olarak ele alınmıştır. Bu tez, Doğu Meselesi'nin temel unsurunu oluşturan 1875 Hersek İsyanı alanında yapılan çalışmalara basın tarihi kapsamında bir katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Anahtar Sözcükler Bosna Gazetesi, Hersek İsyanı, Basın Tarihi.
İsyan ikliminde bir asi ve devlet adamı: Katırcıoğlu Mehmed Paşa
XVI. yüzyılda ortaya çıkıp, XVII. yüzyılda karakter değiştirerek idareye karşı bir hareket halini alan Celali isyanları, Osmanlı Devleti'ni siyasî, sosyal ve ekonomik açıdan önemli derecede etkilemiştir. XVI. yüzyılda yaşanan nüfus artışı, uzun süreli savaşların yarattığı mali sıkıntılar, Amerikan gümüşünün sebep olduğu enflasyon ve devalüasyon, Avrupa'daki "Askeri Devrim", ücretli asker sayısının arttırılması, Osmanlı idaresindeki sarsıntılar vb. gibi bazı olaylar, isyanları büyük bir sorun haline getiren temel dinamiklerdir. 1596'da büyük bir krize dönüşerek etkisini arttıran Celali karışıklıkları, 1603'te "Büyük Kaçgun" dönemi ile yeni bir boyut kazanmıştır. Asi sayılarındaki artışın yanı sıra hükümetin Celali liderlerine görev verme siyaseti olayları daha da karışık hale getirmiştir. Fakat Osmanlı Devleti'nin bu siyaseti, eşkıyaların bölgesel bir güç elde etmesini önleme amacı taşımıştır. Bu amacın yanı sıra devletin, göreve getirdiği bazı eşkıyaların yeteneklerinden yararlandığı da görülmektedir. Osmanlı Devleti'nin bu amaçla 1649 yılında affederek devlet görevine getirdiği Katırcıoğlu Mehmed Paşa, bir eşkıya iken devlet adamı olan asilerden biridir. Katırcıoğlu Mehmed, eşkıya iken önce Haydaroğlu Mehmed ile beraber çeşitli eşkıyalık faaliyetlerinde bulunmuş ve daha sonra Gürcü Abdünnebi isyanına dâhil olmuşsa da devlet adamlığı sürecinde önemli hizmetlerde bulunmuştur. Bir dönem Abaza Hasan isyanı üzerine ordu kumandanı olarak görevlendirilen Katırcıoğlu Mehmed Paşa, 19 yıllık devlet hizmetinin çoğunu Girit mücadelelerinde geçirmiştir. 17 Aralık 1668'de Kandiye muhasarası esnasında Anadolu Beylerbeyi iken vefat eden Katırcıoğlu Mehmed Paşa'nın Venediklilerle olan mücadelelerdeki başarıları dönem kaynaklarına yansımıştır. Katırcıoğlu Mehmed Paşa'nın soyuna ilişkin çeşitli iddialar bulunmaktadır. Araştırmamızın amacı, Katırcıoğlu Mehmed Paşa'nın hayatı çerçevesinde hem dönemin sosyo-ekonomik, idari ve siyasî yapısını incelemek hem de eşkıyanın devlete, devletin de eşkıyaya bakışına bir örnek sunmaktır.
1730-1731 isyanları hakkında bir dönem kaynağı: Relation des Deux Rebellions Arrivees a Constantinople en MDCCXXX. Et XXXI., dans la Deposition d'Achmet III. et l'Elevation au Trône de Mahomet V. (İnceleme ve izahlı tercüme)
Bu çalışma, 1730-1731 isyanları hakkındaki birincil bir kaynağı mercek altına almaktadır. Söz konusu kaynak, Relation des Deux Rebellions Arrivees a Constantinople en MDCCXXX. et XXXI., dans la Dépositon d'Achmet III. et l'Elevation au Trône de Mahomet V. başlığını taşıyan matbu bir eserdir. 1737 yılında Fransızca olarak yayınlanmış; aynı yıl İngilizce ve İtalyancaya, bir yıl sonra da Almanca ve Rusçaya tercüme edilmiştir. Kaynak eser, 1730 İsyanı ve onun rövanşist bir tekrarı mahiyetindeki 1731 yılında meydana gelen ikinci bir ayaklanmayı konu almaktadır. Uzun müddet anonim olarak değerlendirilen kaynağın Humbaracı Ahmed Paşa ismiyle maruf Claude Alexandre de Bonneval tarafından kaleme alındığı birkaç yıl önce iddia edilmiştir. Eser, 1730-1731 isyanlarına dair ikincil literatürde muteber bir kaynak addedilip sıkça istifade edilmekle birlikte müstakil bir çalışmaya konu olmamıştır. Keza, Osmanlı İmparatorluğu'nun 18. yüzyıldaki siyasî tarihine ait mühim bir hadiseyi nakletmesine rağmen Türkçe neşri de yapılmamıştır. Bu çalışma esasen, kaynak eseri spesifik bir incelemeye konu ederek Osmanlı tarihyazımında son yıllarda belirgin bir artışın gözlemlendiği 1730-1731 isyanlarına dair kaynak odaklı ilmî tetkiklere katkı sunmak gayesine matuftur. Ayrıca, kaynağın Fransızca ve İngilizce nüshalarının karşılaştırmalı ve izahlı bir tercümesine yer verilen çalışmada bu önemli eserin Türkçe çevirisinin bulunmayışı noktasındaki eksikliği gidermek de hedeflenmiştir.
Börklüce, Torlak, Bedreddin: Eşzamanlı ve eşgüdümlü bir isyan mı yoksa artzamanlı üç ayrı olay mı
Ankara Savaşı sonrasında yaşanan kaosta, şehzadeler arasında iç savaşın yaşandığı Osmanlı coğrafyasında Aydınili'nde Börklüce Mustafa, Saruhanili'nde Torlak Kemal ve Rumeli'de Şeyh Bedreddin önderliğinde yaşanan üç ayrı olay, hem Osmanlı tarih yazınında hem de buna dayalı olarak yazılan diğer tarih eserlerinde çok farklı şekillerde ele alınmıştır. Bazı Osmanlı tarihçileri bu üç olayı Şeyh Bedreddin'in önderliğinde ve koordinasyonunda aynı anda meydana gelen tek isyan olarak yansıtırken, diğer yazarlar bunları artzamanlı olarak meydana gelen üç ayrı olay olarak yansıtmaktadır. Olayların çağdaşı ya da yakın dönem kaynakları dikkatle incelendiğinde, birbirinden bağımsız gelişen, liderleri, toplumsal temelleri ve amaçları birbirinden farklı üç ayrı olaydan söz etmek de mümkün görünmektedir. Kaynakların çelişkili ifadeleri elbette başlı başına bir sorgulama konusudur, ancak daha da önemlisi, yukarıda da belirtildiği gibi, üç olayı Şeyh Bedreddin önderliğinde eş zamanlı ve koordineli bir olay olarak yansıtan bazı kaynaklar daha sonraki tarihçilerin yaklaşımlarını da belirlemiş, söz konusu anlayış veya tespit sorgulanmayarak Cumhuriyetin ilk yıllarında da devam etmiştir. Bu tutum, tarihi olayları kurgusal mitlere, liderlerini de mitik figürlere dönüştürme potansiyeline sahiptir. Bu çalışmada, kaynaklar titizlikle incelenecek, olaylar ve kahramanları masal unsurlarından arındırılarak, tarihte ne olduysa o ortaya konulmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Börklüce Mustafa, Torlak Kemal, Şeyh Bedreddin
Bizans Imparatorluğu'nda isyanlar ve iç savaşlar (976-1204)
Bizans İmparatorluğu'nda isyanları ve iç savaşları incelediğimiz tezimiz II. Basileios'un tahta çıkışı 976'dan başlayarak 1204 yılında Latinleri İstanbul'u işgaline kadar olan dönemi kapsamaktadır. Çalışmamız Bizans tahtındaki yaşanan değişiklikler ve başarısız olan darbe girişimlerini incelemektedir. Bunun yanında halkın da içinde bulunduğu iç savaşlara da yer verilmiştir. Dini ayaklanmalar teolojik araştırma gerektirdiğinden dolayı tezimizde yer almamıştır. Bizans İmparatorluğu'nda iktidara giden yolda ve iktidarda kalmak için gerekli olan unsurlar incelenmiştir. Bizans İmparatorluğu'nda iktidara için mücadele eden askeri ve memur aristokrat sınıfının ilişkileri üzerinde durulmuştur. Bu grupların tahta ulaşmak için kilise, halk ve ordu ile olan ilişkileri tezin konusunu oluşturmuştur.
From sufi movement to statehood: The mahdi uprising in the Ottoman Sudan, 1881-1885
This thesis examines the four year rebellion period of the Mahdi movement started by the Sudanese Sheikh Muhammad Ahmad bin Abdullah in 1881, and lasting until the state period, which began with his capturing Khartoum in 1885. The question of how this religious-based uprising, which occurred in the last quarter of the nineteenth century, was perceived in the Ottoman Empire is answered, and the transition of the Sufi movement to a military power, and then to state administration is narrated. In this thesis, the efforts of the Ottoman statesmen and intellectuals to convince the public about the necessity to obey the caliphate of Sultan Abdülhamid II and about the falsehood of Muhammad Ahmad's mahdiship are examined via the written risales on the one hand, and the arguments of the Sudanese Mahdi used to defend himself in his letters are studied on the other. One of the claims of this thesis is that the intellectual debates, which occurred within the context of caliphal authority and Mahdi salvation, denoted "the struggle for legitimacy" for both sides. This thesis examines both how the Ottoman state perceived a revolt carried out by a Muslim community living in a region distant from the capital, and what kinds of precautions were taken against the efforts of expansion of the Sudanese Mahdi, who targeted a wide area. It also aims to contribute to the literature on the Sudanese Mahdi by discussing the Ottoman perception on this issue.
The case of Egypt: An analysis of the process from January 25 Revolution to July 2013 Military Intervention
The fall of Mubarak as a result of mass demonstrations was a historic moment for Egypt and it meant "breaking the fear barrier" for the Egyptian people. After the transition period under the rule of the SCAF, the Supreme Council of the Armed Forces, Morsi came to power as the first democratically elected President of Egypt. The expectations were really high and there was a substantial amount of support for him in the society. However, in one-year period of his Presidency, an opposition against Morsi emerged and it grew through time. In the first anniversary of his Presidency, large protests were organized and the crisis ended in a military intervention in July 2013. This thesis aims to analyze the reasons why the process in Egypt evolved from "January 25 Revolution" to July 2013 military intervention. It mainly focuses on the reformulation of the alliances between different actors under the impact of the conjuncture and some crucial events. Moreover, it explains how and why different political groups that were so motivated initially for manifesting their political will through elections could support the Army against the first democratically elected President in such a short amount of time. Changes in the attitudes and policies of different actors take our attention to the events emerged in this short period, especially the ones happened in the Morsi period. It seems that some events negatively affected the views of different political groups towards the President Morsi and they led to recalculations of strategies of the actors and formation of new alliances to change the political context through new mechanisms. Morsi, as an unexperienced leader, made some controversial and untimely decisions and attempts which caused opposition among people so that his policies became one reason for the growing resentment in the society. Among these policies, the November 22 Declaration and the constitution-making process came into prominence. They were accepted as the signs of the tendency of the President Morsi towards authoritarianism. These two breaking points implied the loss of conditional support given by some groups in the second round of the Presidential elections. The Salafist Nour Party remained as the only ally for Morsi and the Muslim Brotherhood in that process. The following months witnessed the breaking of the alliance between the Salafists and the Muslim Brotherhood. In addition to the ideological differences between the two groups, some disagreements about the policies and the Saudi impact on the Salafists made the end of the alliance inevitable. The role of Salafists was significant because their participation in the opposition camp changed the dynamics in the country and increased the legitimacy of the protests against Morsi. After that, the military played the decisive role implying the end of the Morsi period. It strengthened the place of the military in the political affairs. It became the last ring of the chain of military interference with the political issues. Thus, the military and the Salafist Nour Party appeared as the most critical actors in the process. Apart from that, the thesis points out the impact of the historical prejudices towards the MB and the role of identity for determining the credibility of Morsi in Presidency. The historical prejudices and identity factors made his credibility limited so the opposition was activated in such a short amount of time. As a result, the reasons for the evolution of the process were a combination of different factors that needed a step-by-step analysis as we have done in this thesis.
The discourse of rebellion in Byzantium in the eleventh and twelfth centuries
This study focuses on the discourse of usurpatory rebellions in Byzantium in the eleventh and twelfth centuries through a detailed analysis of three primary sources from the period. Being historical narratives of one of the most turbulent periods in Byzantine history, these sources aimed at creating an apology for the protagonists of their (hi)stories, who were usurper-emperors who seized the imperial throne through violent rebellions. These texts can also be seen as an attempt of reconciliation between the ideology and reality of a society, in which rising up against the emperor was both an anomaly and common occurrence. Although it lacks comprehensiveness with regard to time and material, this study aims at fulfilling the need for an unprecedented reading and analysis of the literary strategies of Byzantine authors in dealing with the controversial concept of rebellion.
Medyada temsil ve gerçeklik: Ağrı İsyanı'nın Türk basınına yansıması (1929-1930)
Anaakım yaklaşımlara göre medya, toplumsal gerçekliği olduğu gibi yansıtma potansiyeline sahip olsa da eleştirel yaklaşımlar bu tezi çeşitli şekillerde çürütmüştür. Bu paradigmaya göre gerçeğin aynası olmak bir yana medya, gerçekliği inşa etme, kurgulama işlevine sahip bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Medya, toplumsal olgulara dair geliştirdiği söylem biçimleriyle gerçekliğe dair bir imge yaratmakta, bir inşa sürecine dahil olmaktadır. Dilin anlamlandırma pratiklerinden faydalanarak olgulara dair inşa ettiği gerçekliği mutlak bir hakikat olarak sunmaktadır. Bu çalışmada, yazılı basının 1926-1930 yılları arasında gerçekleşmiş olan Ağrı İsyanına dair nasıl bir gerçeklik inşa ettiğinin, nasıl bir söylem ürettiğinin ve nihayetinde Kürt sorununa dair nasıl bir algı oluşturduğunun açığa çıkarılması amaçlanmıştır. Çalışmada Cumhuriyet, Akşam, Vakit, Son Posta ve Milliyet gazetelerinin Haziran- Eylül 1930 tarih aralığında yayımlanmış haberleri incelenmiştir. Haber metinleri Teun A. van Dijk'ın eleştirel söylem analizi metodu kullanılarak analiz edilmiştir. Söz konusu dönemde yazılı basının isyanı ilk ve temel olarak hırsızlık vakaları olarak çerçevelediği görülmektedir. İsyancılar ise eşkıya, şaki, haydut gibi sıfatlarla anılmaktadır. Buna ek olarak isyanın dış güçler tarafından organize edildiği, irticai bir faaliyet olduğu ve nihayetinde bir Kürt isyanı olduğu ifade edilmektedir. Fakat bu temaların da eşkıyalık, haydutluk vurgusuyla verilmekte olduğu görülmüştür. İsyan ve isyancıların sürekli olarak olumsuz temsiliyle karşılaşılırken hükümet ve ordunun olumlu temsilleriyle karşılaşılmaktadır. Basın, Ağrı İsyanına dair inşa ettiği bu gerçekliği sürekli olarak yeniden üretmiş ve hegemonik bir söyleme dönüştürmüştür.