Civil servants
87 theses under this subject heading
657 Sayılı Yasaya tabi devlet memurların emekliliği üzerine yardım sandıklarının etkisi: "İLKSAN örneği
Türkiye'de 30 milyona yakın çalışan olduğu bilinmektedir. Bu çalışan kesim; sektörel, unvan, kıdem ve kademede birçok faktörün belirlediği bir sistem kapsamında çalışma hayatında yer almaktadır. İş hayatı zaman açısından, insan ömrünün önemli bir kısmını işgal etmektedir. Bu emeğin bir karşılığı olarak aynı kazanç ve haklara sahip olma beklentisi içerisinde bir emekli hayatı düşlemektedir. Bu çalışmada iş hayatı boyunca kazanılan gelirler ve bununla birlikte özlük haklarının, emeklilik döneminde nasıl aynı şekilde devam edebileceği sorusuna cevap verebilme gayesi güdülmüştür. Bu cihetle, tabi olunan sosyal güvenlik sistemleri kapsamında ülke genelinde sayıca çoğunluğu oluşturan ücretli çalışanlar ile kamu kesimi çalışanlarının emeklilik dönemlerine geçişte hangi sisteme dâhil edildikleri mali oluşumlar içinde incelenmiştir. Bu çalışan kesimin sahip olduğu sosyal haklar yönüyle hukuki ilişkisi ele alınmıştır. Ayrıca Türkiye'de mevcut emeklilik sistemlerinin tarihi gelişimleri araştırılarak, ayrıntılı bir şekilde yer verilmiştir. Ücretli olarak veya kamu kesiminden memurların çalışma hayatında emeklilik dönemine ilişkin elde edilen sosyal hak ve yardımlar ile aynı kanunlara tabii olup; diğer özel ve tüzel kurum ve kuruluşlar bünyesinde oluşturulan vakıf sandıklarına mensup çalışanların emeklilik dönemlerine ait sosyal hak ve yardımlar karşılaştırmalı olarak sunulmuştur. Özellikle vakıf sandıklarının emeklilik ve diğer sosyal yardımlardaki vermiş olduğu katkının, vurgusu yapılan diğer kesim çalışanlarına uyumu için ortak bir vakıf sandığı sistemine dâhil edilmesi gerektiği önerisinde bulunulmuştur.
Yozlaşmanın ekonomik analizi ve yozlaşmanın belirleyicilerine ilişkin amprik analiz
Kamu görevlisinin, özel çıkarları için görevini kötüye kullanması olarak tanımlanan yozlaşma, tarih boyunca hemen hemen her toplumda etkisini göstermiştir. Rüşvet, adam kayırma gibi değişik eylemleri kapsayan yozlaşma, toplumlar açısından önemli bir ekonomik sorundur ve literatürde, bu sorunun belirleyicilerini saptamayı amaçlayan araştırmalar mevcuttur. Bu tez çalışmasının ilk amacı, literatürde yer alan akademik çalışmaları veri alarak, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal faktörlerin yozlaşma düzeyini hangi yönde ve büyüklükte etkilediğini incelemektir. Araştırmacılar tarafından yoğun olarak kullanılan kişi başına milli gelir, ekonomik özgürlük, insani gelişmişlik, Protestanlık ve demokrasi değişkenleri bu amaç doğrultusunda modellendirilmiştir. Çalışmanın bir diğer amacı ise, yozlaşma düzeyi üzerindeki etkisi daha önce incelenmemiş olan baskı gruplarının, yozlaşma düzeyi üzerindeki etkisinin hangi yönde ve büyüklükte olacağını incelemektir. Bu nedenle baskı gruplarının sayısı da yürütülen analizlere dahil edilmiştir. 2000-2008 dönemi için yürütülen analizler, yıllık ve kesit veriler kullanılarak En Küçük Kareler (EKK) yöntemiyle tahminlenmiştir. Analiz sonuçlarına göre insani gelişmişlik, ekonomik özgürlük ve kişi başına milli gelir ile yozlaşma düzeyi arasında negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. Buna göre, ekonomik özgürlük düzeyinin yükselmesi, kişi başına milli gelirin artması ve insani gelişmişlik yozlaşma düzeyinin azalmasına neden olmaktadır. Baskı gruplarının yozlaşma düzeyi üzerindeki etkisi ise pozitiftir. 2007 ve 2008 yılları için yürütülen analiz sonuçlarına göre, baskı grupları yozlaşma düzeyi üzerinde pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahiptir. Buna göre, baskı gruplarının sayısının artması yozlaşma düzeyini arttırmaktadır.
Kamu kuruluşlarında muhasebe çalışanlarının iş tatminine etki eden faktörler: Kumluca örneği
Bu çalışma; kamu kuruluşlarının muhasebe bölümlerinde görevli personelin iş tatmin düzeylerine etki eden faktörleri ortaya koymak ve elde edilen faktörler ile çalışanların iş tatmin düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amacıyla hazırlanmıştır. Bu amaçla bir anket formu hazırlanmış ve çalışmada kullanılmıştır.Bu araştırmanın evreni ve örneklemi Kumluca ilçesindeki kamu kuruluşlarıdır. Çalışmamızda anket, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununda belirtilen, Genel ve Özel Bütçeli Kurumlarda çalışan 142 muhasebe görevlisine uygulanmıştır. Anket, geri dönüş oranı %100'dür.Anket sonuçları bilgisayar ortamında SPSS.13 paket programıyla analiz edilmiştir.Yapılan araştırmada elde edilen veriler ışığında; çalışanların cinsiyetine, yaş gruplarına, medeni durumuna, eğitim durumuna ve mesleki deneyimine göre toplam iş tatmini değişmemektedir. Çalışanların unvana göre iş tatmini, mali hizmetler uzman yardımcısında daha yüksek çıkmıştır. Araştırmaya göre, muhasebe eğitimi almamış personellerin iş tatminlerinin düşük olduğu görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Muhasebe, Muhasebe Mesleği, İş Tatmini
Sicill-i Ahval Defterlerine göre Kerküklü devlet adamları
Osmanlı devleti batının üstünlüğünü kabul ettiği 18. Yüzyıldan itibaren hemen hemen her alanda reform hareketlerinde bulunmuştur. Bu reform çalışmalarının temel sebebi devletin kötü gidişatını engellemektir. Süreçte yönetim kadrolarında da yeniliklere gidilmiş, bürokrasi eskiye göre daha modernize edilmiştir. II. Abdülhamid döneminde kadrolaşmanın da etkisiyle memur sayısı 30.000'lere kadar ulaşmıştır. II. Abdülhamid döneminde Avrupa'nın da desteğini almak için devlet kadrolarına yalnızca Müslümanlar değil aynı zamanda gayrimüslim vatandaşlarda yerleştirilmiştir. Bununla birlikte artan memur sayısını kontrol altında tutabilmek için kayıtlar tutulmaya başlanmıştır. Sicill-i Ahval Komisyonu tarafından Sicill-i Ahval Defteri'nde bu kayıtlar mevcuttur. Bu defterler günümüz biyografilerinin temelini oluşturmuştur. Bu defterlerde istihdam edilen memurların doğum yerlerini ve yıllarını, hangi milletten olduklarını, babalarının isimlerini, eğitim durumlarını, bildikleri dilleri, aldıkları maaşları, görev yerlerini ve sürelerini kayıt altında tutmuştur. Bu defterlerden Kerküklü devlet adamlarının da kayıtlarına ulaşılmış, dönemin istihdam alanları, eğitim seviyesi, ekonomik durumu gibi bilgiler elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kerkük, Sicill-i Ahval Komisyonu, Devlet Memurları.
Sicill-i ahvâl kayıtlarına göre Taşköprülü memurlar
Osmanlı bürokrasisinde gerek II. Mahmud döneminde gerekse de Tanzimat döneminde önemli değişim ve gelişimler meydana gelmiştir. Bürokraside meydana gelen bu değişikliklerin bir sonucu olarak devletin memur sayısında artış olmuştur. Memur sayısının artması ise denetimde birtakım zorlukların yaşanmasına yol açmıştır. Bu durumun ortadan kaldırılması için öncelikle II. Abdülhamid döneminde Sicill-i Ahvâl Komisyonu kurulmuş ve bu komisyon bünyesinde Sicill-i Ahvâl Defterleri tutulmaya başlanmıştır. Sicill-i Ahvâl Defterleri aracılığıyla memurların isimlerini, lakaplarını, babalarının isimlerini ve mesleklerini, hangi sülaleye mensup olduklarını, eğitimlerini, bildikleri yabancı dilleri, memuriyete başlama tarihlerini, bulundukları görevleri, maaş miktarlarını, aldıkları madalyaları veya cezaları öğrenebilmek mümkündür. Bu çalışmada Osmanlı bürokrasisinde görev almış olan Taşköprülü memurlar tanıtılmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Osmanlı Devleti, Bürokrasi, Sicill-i Ahvâl, Tercüme-i Hâl, Taşköprü.
Sicil-i Ahval Defterlerine göre Osmanlı Devletinde görev yapan hicazlı devlet memurları
Osmanlı bürokrasisinde devlet memurlarının biyografi kayıtlarının tutulması geleneği Sultan II. Abdülhamid döneminde başladı. Bu bağlamda ilk olarak Sicill-i Ahvâl Komisyonu oluşturuldu ve memurların özgeçmişleri Sicill-i Ahvâl Defterlerine kaydedildi. 1879-1909 yılları arasını kapsayan söz konusu kayıtlar, Osmanlı sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapısına dair önemli ipuçları sunabilmektedir. Bu çalışmada, Osmanlı Arşivinde yer alan Sicill-i Ahvâl Defterlerinde kayıtlı Hicaz doğumlu 196 memurun biyografileri incelenerek bazı değerlendirmeler yapıldı. Bu çerçevede Hicaz doğumlu memurların adı, baba adı, lakabı , bulundukları görevler aldıkları ödül ve cezalar, maaş miktarları, eğitim gördükleri okullar ve eğitim durumları, lisan bilgileri, göreve başlama yaşları, görev yaptıkları yerlere dair tespitler yapıldı. Memurlar, meslekleri açısından eğitim, sağlık ve yönetim gibi farklı istihdam sahalarına ayrılarak değerlendirildi. Başarılarından ötürü verilen nişan ve madalyalar ele alındığı gibi, işlenen suçlardan dolayı verilen cezalar konusuna da değinildi. Bu yönüyle Osmanlı memur istihdam politikasına dair yaklaşımlara yer verildi. 2021- Sayfa: 321+ XVII Anahtar kelimeler: Sicill-i Ahval, II. Abdülhamid, Biyografi, Hicz.
Sicill-i Ahvâl defterlerine göre İstanbul doğumlu Ermeni devlet adamları
Klasik Osmanlı döneminde bürokraside görev yapan devlet memurlarının sicilleri düzenli olarak tutulmamıştır. 1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı ile her alanda olduğu gibi bürokrasi alanında da reformlar yapılmıştır. Böylece devletin idari organlarında ihtisaslaşma başlamıştır. Özellikle II. Abdülhamit döneminde gelişen bürokrasi neticesinde memur istihdamı için bir takım düzenlemelere gidilmiştir. 1879 yılında Sicill-i Ahvâl Komisyonu'nun kurulmasıyla, memurların sicil kayıtları tutulmaya başlamıştır. Bu komisyon tarafından tutulan defterlere de Sicill-i Ahvâl Defterleri denilmiştir. Yapılan bu çalışmayla yakın dönem Osmanlı memurlarının biyografilerinin tutulduğu Sicill-i Ahvâl Defterleri esas alınmış ve İstanbul doğumlu Ermeni Memurların özgeçmişleri incelenmiştir. Memurların İdari, hukuki, sağlık, eğitim alanlarındaki durumlarından başka tayin, atama, maaş, alınan cezalar ve memurların aldıkları nişan ve rütbeler belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Bürokrasi, II. Abdülhamit, Memur, Sicill-i Ahvâl
Sicill-i Ahvâl defterlerine göre Osmanlı bürokrasisinde Dağıstanlılar
Dağıstan kökenli devlet adamları, Osmanlı bürokrasi düzeni içerisinde gerek aldıkları madalya ve nişanlarla, gerekse görev yaptıkları memuriyetlerin sayı ve niteliğiyle önemli bir yere sahiptirler. Bu öneme binaen yapmış olduğumuz çalışmamızda, T.C. Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde (BOA) bulunan Sicill-i Ahvâl Defterleri içerisindeki biyografilerin incelenmesiyle birlikte Dağıstanlı bürokratların Devlet-i Aliye'ye katkıları ele alınmıştır. Sicill-i Ahvâl Defterlerinde zeyillerle birlikte toplam 107 adet Dağıstanlı memur ile ilgili belge tespit edilmiştir. Tercüme-i hâl adı da verilen bu biyografilerde; memurların isimleri, ailelerin lakapları, baba adları, mensup oldukları tarikatlar, doğum tarihleri, memuriyete başlama yaşları, eğitim durumları, aldıkları maaş miktarı, çalıştıkları bölge ve yerler, bildikleri veya öğrendikleri diller, taltîf edildikleri rütbe, nişân ve madalyalar, tablolar ve grafikler şeklinde gösterilmiştir. Ayrıca, bürokrasinin gelişimi, devlete yansımaları, kurulan Sicill-i Ahvâl Komisyonu'nun amacı, bünyesinde bulunan kalemler ve görevleri, tutulan defterlerin ışığında incelenmiştir. Dağıstan'ın genel durum değerlendirmesi altında; tarihi, coğrafyası, sosyal ve ekonomik yapısı, Osmanlı Devleti ile bağlantısı gibi alanlarda çok değerli kitap, dergi, makale vb. eserlerin istatistiklerinden, olgularından ve nesnel durumlarından yararlanılarak incelenmiştir.
4483 sayılı memur ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması hakkında kanun kapsamındaki görevlilerin yargılama usulü
Memur ve kamu görevlilerinin görev gereklerine aykırı olan her fiillerinde disiplin suçu ve bazı fiillerinde Türk Ceza Kanunu veya özel kanunlar kapsamında bir suçun faili olabilirler. Bu kişiler için evleviyetle disiplin soruşturması başlatılır ise de gözler önüne serilen fiil aynı zamanda onların adli boyutta bir suçun faili olmalarını da gerektirdiği hallerde her suçta doğrudan soruşturma başlatılmamaktadır. Zira hukukumuzda memur ve diğer kamu görevlilerinin soruşturma süreci yetkili idari merciler ile yargı mercilerince beraber yürütülen ve özel niteliği haiz bir ön çalışmayı gerektirmektedir. Eldeki çalışma ile birinci bölümde genel anlamda memur ve diğer kamu görevlisinin kim olduğu, bunların özel bir soruşturma usulüne tabi tutulmasının sebepleri ve bu konu hakkında doktrindeki görüşlerin ne yönde olduğu ve yargılama usulündeki tahkik, muhakkik ve izin sisteminin ne şekilde işlediği incelenmiştir. İkinci bölümde ise 4483 sayılı Kanun'un amacı, kapsamı, Kanun kapsamındaki memur ve diğer kamu görevlilerinin işledikleri görev suçu sebebiyle soruşturma usulü hakkında suçun yetkili idari merciye bildirilmesi, bu bildirimden sonra idare tarafından yapılacak olan ön inceleme aşaması, ön incelemecinin 4883 sayılı Kanun'dan ve ceza hukukundan doğan yetkileri, hazırlanan ön inceleme raporu doğrultusunda yetkili idari mercinin izin hakkındaki kararı ve bu karara karşı öngörülen itiraz yolu ve soruşturma evresi doktrin ve yargı kararları ışığında irdelenmiş ve kanaatlerimize de yer verilmiştir.
Sicill-i Ahval Defterlerine göre Osmanlı bürokrasisinde Bosna doğumlu memurlar
Bu çalışmada, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde yer alan ve devlet memurlarının biyografilerini içeren Sicill-i Ahval Defterleri esas alınarak Bosna doğumlu memurlar incelenmiştir. Buna göre Sicill-i Ahval Defterlerinde toplam 161 tane Bosna doğumlu memur tespit edilmiştir. Bu memurların doğum tarihleri, baba adları, memuriyete başlayış yaşları, eğitim durumları, maaş miktarları, istihdâm alanları, bildikleri diller, aldıkları rütbe, nişan ve madalyalar tablo halinde gösterilmiştir. Ayrıca çalışmada, Sicill-i Ahval Komisyonu' nun kuruluş amacı, Sicill-i Ahval Komisyonu kalemleri ve görevleri, Sicill-i Ahval Defterleri ile Bosna'nın siyasi, idari, eğitim yapısı incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Sicill-i Ahval, Bosna, memur
Sicill-i Ahvâl kayıtlarına Göre Erzincanlı memurlar
Yapmış olduğumuz bu çalışma ile Yakınçağ döneminde Osmanlı memurlarına ait sicil kayıtlarının tutulmasında önemli bir yeri olan Sicill-i Ahvâl defterleri esas alınarak Erzincan doğumlu memurlar tanıtılmaya çalışılmıştır.Sicil defterlerinin tutulması eski dönemlere dayanmaktadır. Roma, Sasani ve Selçuklu Devleti dönemlerinden gelen sicil defteri tutma geleneğine Osmanlı döneminde de devam edilmiştir. Genellikle bunlar padişahlara, hanedan üyelerine ve üst düzey bürokratlara aittir. Ancak II. Abdülhamid döneminde artan memur sayısı ile birlikte sicil defteri tutulması bütün memurları içine alacak şekilde genelleştirilmiştir. Bunlarda memurların atamaları, maaşları nakil işlemleri gibi birçok bilginin yer aldığı görülmektedir.
Devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı uyuşmazlıkların yargısal denetimi
Devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı uyuşmazlıkların çözümünde idari yargı yerleri hukuka aykırı işlemin, yetki, şekil, konu, sebep ve amaç unsurları açısından hukuka uygunluğunu denetlemektedir. Atama ve görevde yükselmeye ilişkin idari işlemlerin söz konusu unsurlar yönünden hukuka uygunluğunun tespiti açısından idari yargı yerleri belli ölçütlere göre hareket etmektedir. Bir idari işlemin hukuka uygun olması için kamu yararının ve hizmetin gereklerinin gözetilmesi gerektiği gibi, liyakat ve eşitlik ilkeleri ile de bağdaşması şarttır. Bu çerçevede çalışmanın başlıca amacı, devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı uyuşmazlıkların tespit edilip, bu uyuşmazlıkların yargısal denetim sonucunda ortaya çıkan içtihatlar ışığında yorumlanmasıdır. Çalışmanın bir ve ikinci bölümlerinde, memurun hukuki niteliği ve diğer kamu görevlileri ile arasındaki fark ortaya konup, memurların hak ve sorumlulukları ile atama ve görevde yükselmelerine ilişkin esaslar ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise yargısal denetimin amaç ve gerekliliği üzerinde durularak, idari yargılamanın özellikleri üzerinde durulmuştur. Son olarak devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı en çok uyuşmazlığın yaşandığı hususlar idari yargı içtihatları ve bilimsel görüşler çerçevesinde incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Devlet Memuru, Atama, Görevde Yükselme, Liyakat İlkesi, İdari İşlem, Takdir Yetkisi, Yargısal Denetim.
Türk hukukunda kamu görevlilerinin sendikal hakları
Sendikaların amacı ortak ekonomik, sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek, toplumsal ve kültürel konular bakımından çıkarlarını korumaktır. Bu amaca ulaşılabilmesi için çalışanların ve işverenlerin sendika kurması gerekmektedir. Ancak çalışanlar olarak kamu görevlilerinde sendika kurma ve sendikalaşmanın getirdiği haklar farklılaşmaktadır. Kamu görevlilerin durumlarından, yaptıkları görev ve hizmetlerinde dolayı kaynaklanan bu farklılaşmalar uluslararası belgede ve ulusal kaynaklarda dikkat çekmektedir. Gelişmiş ülkelerde bu farklılaşma en az düzeye indirilmek istense de diğer çalışan gruplarına sağlanan sendika hakları kadar özgürlükçü olamamıştır. Ülkemizde de bu konuda ciddi farklılaşma görülüp, konunun detaylandırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışmamızda öncelikle kamu görevlisi ulusal mevzuat kapsamında değerlendirilmiş ve sendika kavramı uluslararası belgelerle ve tarihsel verilerle belirtilmiştir. Bunun yanında sendikaların; temel faaliyet oluşum unsurları ve türleri geniş bir şekilde incelenip sonrasında gelişmiş ülkelerle ve ülkemiz dahilinde tarihi süreç içerisinde kamu görevlileri sendikacılığı anlatılmıştır. Daha sonrasında ise ulusal mevzuatımızdaki kamu görevlilerinin sendika kurma, üye olma, toplu sözleşme yapma ve uyuşmazlık durumlarında neler yapıldığı gibi konular kanunlarla anlatılıp, olağanüstü hâl dönemde çıkarılan kararnamelerle kamu görevlileri sendikalarında yapılan değişiklikler belirtilmiştir.
Kamu hizmetine girme hakkı bakımından görevin gerektirdiği nitelikler
Kamu hizmetlerine girişte kanun ve ikincil mevzuatın adaylarda aradığı nitelikler, kamu hizmetine girme hakkının düzenlendiği Anayasa'nın 70. maddesinde görevin gerektirdiği nitelikler olarak isimlendirilmiştir. Söz konusu hükümde, kamu hizmetlerine girişte vatandaşlar arasında görevin gerektirdiği nitelikler dışında herhangi bir ayrım yapılmaması kuralı benimsenmiştir. Kamu hizmetine girme hakkı bakımından görevin gerektirdiği nitelikler, kendisine kamu görevinin verilmesi uygun ya da yaraşır olan kişilerin kamu görevlerine seçilmesi işlevi görmektedir. Görevin gerektirdiği nitelikler, memurlar bakımından 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda, diğer kamu görevlileri bakımından ise özel kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve ikincil mevzuat ile düzenlenmiştir. Anayasa görevin gerektirdiği niteliklerin düzenlenmesi bakımından kanunilik ilkesini kabul etmektedir. Bununla birlikte temel esaslar ile çerçevenin kanunda belirlenmiş olması kaydıyla idarenin düzenleyici işlemleri ile de görevin gerektirdiği nitelikler düzenlenebilecektir. Cumhurbaşkanlığı kararnameleri bakımından kural olarak görevin gerektirdiği nitelikler konusunda düzenleme yapılamaz. Ancak Anayasa'nın özel olarak Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenmesini öngördüğü konularda, ilgili Anayasa hükmünün açıkça görevin gerektirdiği nitelikler konusunda düzenleme yapılmasına izin vermesi halinde Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleme yapılabilecektir.
Post-Fordist kamu yönetiminde kadın memurlar: Türkiye ve Moğolistan karşılaştırması
1980'li yıllarda bütün dünyaya yayılmaya başlayan Post-Fordist birikim rejimi ve düzenleme biçimiyle birlikte yönetim anlayışı değişmiş, esneklik temelli yeni uygulamalarla kadınlar işgücünün vazgeçilmez birer parçası haline gelmiştir. Ancak bu gelişme kadınların sermaye ve ataerkil kapitalist sistem tarafından ikili sömürüye maruz kalmasına yol açmıştır. Kadınların esnek çalışma uygulamaları ile sermaye tarafından ucuz işgücü kaynağı olarak kullanılması, kadın emeğinin iş yerindeki sömürüsüne sebep olmuştur. Kadınların esnek çalışma uygulamalarından kalan vakitlerini yeniden üretime ayırması ise kadın emeğinin kapitalist ataerki tarafından sömürülmesine yol açmıştır. Post-Fordist dönemde görülen bu gelişme, kamu yönetimi için de geçerli olmuş, devletler istihdam ve çalışma saatlerinde esnekliğe giderek, küresel sermayeyi kendi sınırlarına çekmenin arayışı içerisine girmiştir. Bu çalışmanın amacı, Post-Fordist dönemde Türkiye ve Moğolistan kamu yönetiminde bulunan toplumsal cinsiyet ilişkilerinin ve iki ülkenin karşılaştırılmasının yapılmasıdır. Bu amaca ulaşmak adına, Türkiye ve Moğolistan'dan seçilen toplam beş kamu kurumundan 42 kamu personeliyle yüz yüze derinlemesine mülakat yapılmış ve aynı kurumlardan toplam 178 kişiyle anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla araştırmada hem nicel hem de nitel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı karma yöntem tercih edilmiştir. Nitel ve nicel araştırma yöntemine ait veriler ayrı bölümlerde analiz edilerek değerlendirilmiştir. Nicel veriler için cinsiyet ve ülke değişkenleri kullanılarak iki farklı Mann-Whitney U Testi yapılmıştır. Sonuç bölümünde her iki yönteme ait bulgular birleştirilerek yorumlanmıştır. Araştırmanın saha çalışması için etik kurul onayı alınmıştır (Karar No: 69672). Yapılan araştırmalar sonucunda, Türkiye ve Moğolistan kamu yönetiminin toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine sebebiyet veren, ataerkil bir yapıya sahip olduğu anlaşılmıştır. Özellikle yükselme, hiyerarşik düzen ve kurumsal yapı içerisinde bulunan kimi uygulamalar ile hem kadın hem de erkek kamu personelinin, cinsel ayrımcılığa maruz kaldığı anlaşılmıştır. Post-Fordist döneme özgü esnek çalışma uygulamaları ve performans değerlendirmesi gibi uygulamalar da araştırma kapsamında ele alınmıştır. Buna göre, iki ülkede de esnek çalışma saatleri ve performans değerlendirme uygulamalarının hayata geçirilemediği, uygulandığındaysa cinsiyet eşitsizliklerine yol açtığı sonucuna ulaşılmıştır.
Ortopedik engelli memurların iş yaşamında karşılaştıkları sorunlar (Ankara ili örneği)
20. yüzyıl sonları itibariyle çalışma yaşamına dahil edilmeye başlanan ve sosyal haklar tanınan engelli bireylerin çalışma yaşamına girmesi, bu alandaki sosyal ve fiziki eksikliklerin gün yüzüne çıkmasına sebep olmuştur. Ortopedik engelli bireylerin çalışma hayatında karşılaştıkları sorunları tespit etmeyi amaçlayan bu çalışma, nitel bir araştırma olarak planlanmış ve 14 katılımcı ile derinlemesine görüşmeler yapılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada engelli memurların çalışma hayatına katılımını teşvik eden unsurların neler olduğu, Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavı ile ilgili görüşleri, çalışma koşullarının nasıl olduğu, sosyal ilişkileri bağlamında amir ve çalışma arkadaşlarının kendilerine karşı genel tutumları, çalışma ortamlarının fiziki ulaşılabilirliği ve erişilebilirliği, mesleki doyumları ve sorunlara karşı sundukları öneriler üzerinde durulmuştur. Araştırmada çalışma hayatına katılan ortopedik engelli bireylerin daha gelişmiş akülü sandalye gibi cihazlara ihtiyaç duydukları, bunun da engelli bireylere ekonomik anlamda ciddi bir yük getirdiği ve gelirlerinin yetmediği belirlenmiştir. Engelli bireylerin iş yaşamına katılım nedenleri; ailelerinin olmadığı zamanlarda kimseye muhtaç olmamak, ekonomik bağımsızlık kazanabilmek, üretmek ve sosyalleşmek olarak saptanmıştır. Ortopedik engelliler engelli kamu personeli seçme sınavında; sınav süresinin kısa olduğunu, atamalarda engellilik oranının dikkate alınmadığını ve eğitimlerine uygun işe yerleşemediklerini belirtmişlerdir. Engelli memurların günlük mesai saatlerinin uzun olmasına bağlı olarak uzun süre tekerlekli sandalyede oturmaları nedeniyle başta bası yarası olmak üzere bir takım sağlık sorunları yaşadıkları ortaya çıkmıştır. Engelli bireylerin işe başladıkları ilk zamanlarda amirler tarafından endişe ile karşılandığı ve kendilerine yönelik beklentinin düşük olduğu görülmüştür. İşe başladıkları zaman engelli bireylerin iş yapamayacağı, ya da normal insanlar kadar iş hayatında verimli olamayacağı düşüncesi nedeniyle amirleri ve iş arkadaşlarının olumsuz ön yargılı tutumlarıyla karşılaştıkları tespit edilmiş ve engelli memurların iş hayatında kendilerini ispatlayabilmek için büyük çaba harcadıkları da belirlenmiştir. Özellikle tekerlekli sandalyeye bağımlı bireylerin çalışma ortamındaki fiziksel düzenlemelerin uygun olmaması nedeniyle fiziksel ihtiyaçlarını karşılamada zorlandıkları, bina içindeki fiziksel engeller nedeniyle rahat hareket edemedikleri ve başkalarının yardımına ihtiyaç duydukları ortaya çıkmıştır. Ulaşım anlamında da toplu taşıma araçlarına ulaşmakta ve toplu taşımadan yararlanmakta sıkıntılar yaşadıkları ve bazı katılımcıların ulaşım anlamında başkalarına bağımlı oldukları saptanmıştır. Engelli bireyler çalışma hayatında sorunlarının çözümü için bireysel, çevresel, toplumsal ve hukuki anlamda bir takım düzenlemelere ihtiyaç olduğunu belirtmişlerdir.
Eskişehir ilinde çalışan memurların besin ve sıvı tüketim durumları ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bireylerin besin ve sıvı tüketim durumları yaşam kalitelerini etkileyebilir. Bu araştırma Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Tepebaşı ve Odunpazarı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde çalışan 20–65 yaş arası 94'ü kadın (%38.4) 151'i erkek (%61.6) toplam 245 memurun besin ve sıvı tüketim durumları ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bireylerin genel özellikleri, sağlık durumları, antropometrik ölçümleri, beslenme alışkanlıkları, sıvı tüketim bilgi düzeyleri, sıvı tüketim sıklıkları, yaşam kaliteleri (Kısa Form-36 ölçeği), beslenme durumları, besin tüketim kayıtları (3 gün 24 saatlik) değerlendirilmiştir. Türkiye Beslenme Rehberi'ne göre enerjinin karbonhidrattan gelen oranı (erkeklerde % 42.1±7.4 kadınlarda %39.0±6.7) önerilen düzeyin altında, proteinden gelen oranı (erkeklerde %15.7±2.6 kadınlarda %16.5±3.3) önerilen düzeylerde, yağdan gelen oranı (erkeklerde %41.8±7.1 kadınlarda %44.3±5.6) önerilenin üzerinde olduğu saptanmıştır. En çok tüketilen sıvılar sırasıyla su ve siyah çaydır. Yaşam kalitesi ölçeği alt boyutu olan fiziksel rol güçlüğü alt boyutu, alkol tüketimlerine göre istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Memurların yeterli ve dengeli beslenme, yeterli sıvı tüketimi ve fiziksel aktivite konusunda farkındalıkları artırılarak hem iş verimleri artırılabilir hem de kronik hastalıklardan korunmaları sağlanarak toplumsal sağlık masraflarının da azaltılmasına yardımcı olunabilir. Bu çalışmada memurların besin ve sıvı tüketim durumları ile yaşam kalitesi ölçeği alt boyutları arasındaki ilişkiler değerlendirilmiştir. Besin ve sıvı tüketim durumu ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi inceleyen daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.
Eğitim kurumları yöneticisi yetiştirme ve atamada meritokrasi
Meritokrasi, yönetim erkinin, erdem, liyakat ve bireylerin kendi kişisel üstünlüğüne dayandırdığı yönetim şeklidir. Tarih boyunca insanlar değişik yönetim şekilleri ile yönettiler, yönetildiler. İdeal olan hep araştırıldı.Amerika Birleşik Devletlerinde kayırmacılık (yağma) sisteminin olumsuzlukları sonucunda, uzun bir tarihi süreç ve mücadele ile ortaya çıkan merit (liyakat) sistemine geçilmiştir.Bu tez çalışmasında meritokrasi kavramı üzerinde durulmuştur. Meritokrasinin doğuşu ve meritokrasi ilkelerinden bahsedilmiştir. Eski Türk Devletlerinde meritokratik uygulamalar araştırılmış, bu yönetimlerin devamını sağlayamamasının sebepleri değerlendirmeye tabi tutulmuştur.Türk Milli Eğitim sisteminde eğitim kurumlarına yönetici yetiştirme ve atama politikası Milli Eğitim Şuralarında, yönetmeliklerde, Mehtap Projesinde ve alanyazında tespit edilmeye çalışılmıştır.Ülkemizde hala eğitim kurum yöneticiliğinde öğretmenlik mesleği yeterli görülmektedir. Bunu sonucunda yönetmeliklerde sunulan şartlar kayırmacılığa, ayrımcılığa ve kifayetsizlerin makamı işgaline sebep olmaktadır. Eflatun'un dediği gibi ?hayatta göreceğiniz iş ne olursa olsun, erdem olmayınca elde edeceğiniz her şeyin, yapacağınız her işin sonunda utanç ve kötülük vardır.?T.C Anayasasında, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda ve Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği'nde yerini bulan liyakat ilkesi personel rejiminin temel ilkeleri arasında yer almaktadır. Uygulamada (merit) liyakat ilkesiyle çelişen durumlara rastlanmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği'nde belirtilen liyakat ilkesi ve uygulamalarda çıkan sorunlar değerlendirilmiştir.Eğitim kurum yöneticisi yetiştirime ve atamada, günün şartlarına göre yönetici yeterliği belirlenmeli, yöneticideki yeterliliği belirleyen ölçütler liyakat ilkesi doğrultusunda sınavla değerlendirilmelidir.Yönetmelikler, siyasi baskıya maruz kalmayacak şekilde hazırlanmalıdır. Yönetmeliklerden kaynaklanan belirsizlik veya inisiyatif yönetici seçmede etkili olmamalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı, üniversiteleri, sendikaları katarak ortak bir akılla günün şartlarına uygun geleceği gören yönetmelik hazırlamalıdır.Sistem içerisindeki eğitim kurum yöneticileri ise ihtiyaç analizi yaparak bilgi, beceri, tutumlarını (yeterliklerini) geliştirecek sertifikalı hizmet içi eğitim almalıdır.
Adil yargılanma hakkı çerçevesinde memurların disiplin soruşturması
Disiplin hukuku ve adil yargılanma hakkı alanında hazırlanmış olan bu tezin amacı memur disiplin soruşturmalarının adil yargılanma hakkı çerçevesinde yürütülmesinin gerekliliğini ortaya koymaktır.Disiplin hukuku, memurların kamu hizmetini yerine getirirken uyması zorunlu bazı kuralların yerine getirilmemesi halinde kamu görevlisine çeşitli yaptırımların uygulanmasını sağlayan ve bu şekilde hizmette verimliliği, güvenilirliği ve devamlılığı sağlayan kurallar bütünüdür.Disiplin soruşturmaları ise bahsi geçen disiplin kurallarına uyulmaması halinde memurun gerçekten iddia olunan disiplin suçunu işleyip işlemediği, işlemiş ise hangi ceza ile cezalandırılması gerektiği, işlenen suçun niteliğine göre memurun görev yerinin değiştirilip değiştirilmemesi konusunda kanaat oluşturan veya memurun memurluk sıfatı devam etmekle birlikte başka bir kuruma geçmesinin daha uygun olup olmayacağı noktasında görüş belirten, kesin ve yürütülebilir bir işlem niteliğinde olmayan, disiplin cezasına ön hazırlık oluşturan incelemelerdir.Adil yargılanma hakkı daha çok ceza yargılaması ile ilişkili bir kavram olmasının yanında, sonucu cezalandırma olan disiplin soruşturmalarında da olmazsa olmaz bir kuraldır. Bu çalışmadan çıkan en önemli sonuç da özellikle partizan uygulamaların çok olduğu ülkemizde adaletin sağlanması açısından gerekliliğinin tartışmasız olmasıdır.Anahtar Sözcükler1.Disiplin2.Soruşturma3.Memurlar4.Rapor5.Adil Yargılanma
1982 Anayasası çerçevesinde devlet memurlarının naklen atanmasında idarenin takdir yetkisinin yargı yoluyla denetimi
Bu çalısmada, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na göre görev yapmaktaolan Devlet memurlarının naklen atanmaları konusunda idareye tanınmıs olan takdiryetkisinin yargı yoluyla denetimi incelenmektedir.Bu çerçevede, iki bölüm olarak düzenlenmis olan çalısmanın ilk bölümünde,kamu görevlisi ve memur kavramının 1982 Anayasası'nda düzenlenisi, devletmemurlarının naklen atanması ile idarenin takdir yetkisi ve yargısal denetimi konularıincelenmektedir.?kinci bölümde ise, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda düzenlenis seklinegöre nakil türleri ve nakil davalarında söz konusu olan iptal sebepleri görülen bazıözel durumlarla birlikte, 1982 Anayasası hükümleri çerçevesinde ve ağırlıklı olarak enson tarihli Danıstay kararlarına gerekçeleriyle birlikte yer verilmek suretiyleincelenmektedir.Sonuç olarak, Devlet memurlarının naklen atanmasına iliskin islemlerdeidareye çesitli sebeplerle takdir yetkisi tanınmıs bulunmaktadır. Fakat, bu husustaidarenin sahip olduğu takdir yetkisi, 1982 Anayasası'nın 125.maddesinin 1.fıkrasıhükmü uyarınca yargısal denetime tabidir. Söz konusu yargısal denetimde son sözüsöyleyen yargı yeri de Danıstay'dır.Danıstay tarafından uyusmazlık konusu somut olayın özelliğine göregelistirilen bir takım ölçütlerle, zaman zaman hukukilik denetiminin sınırları yerindelikdenetimi aleyhine asılmak suretiyle yargısal denetim yapılmakta olduğu savınaulasılmıstır.Anahtar Sözcükler1. 1982 Anayasası2. Devlet memuru3. Naklen atama4. Takdir yetkisi5. Yargısal denetim
657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'na göre disiplin cezaları ve yargısal denetimi
Bu çalışmamızda, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu (DMK) temel alınarak disiplin suç ve cezaları anlatılmış, konu kendisiyle ilintili diğer müesseseleri de içine alacak şekilde aktarılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, disiplin kavramının nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde durulmuş ve disiplin hukukunun genel ilkeleri açıklanmıştır. İkinci ve üçüncü bölümde ise sırasıyla 657 Sayılı Kanunda düzenlenmiş disiplin suç ve cezaları teker teker anlatılmış ve bu cezalara karşı itiraz ve yargısal korunma yollarının neler olduğu üzerinde durulmuştur.
Rüşvet ve irtikap suçu
Toplumda devlet benzeri örgütlenmelerin oluştuğu günden bu güne kadar, devlete karşı suçlar, özellikle devletin güvenilirliği ve işleyişine karşı suçlar, tarihin her döneminde güncelliğini korumuş ve artarak devam etmiştir. Günümüzde rüşvet, irtikap, görevi kötüye kullanma vb. suçlar genel olarak yolsuzluk kapsamında değerlendirilmektedir. Sınır tanımaz bir şekilde hızla artan rüşvet ve yolsuzlukla mücadele için gerek iç hukukta ve gerekse uluslararası platformda uluslararası işbirliği zorunlu bir hal almıştır.Temel amacı bireyin bir hukuk toplumunda yaşama hakkının gereği olarak kamu düzeni ve güvenliğinin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi olan 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmiştir. Yeni Türk Ceza Kanunu ile uygulamada yaşanan pek çok sorunu giderecek mahiyette değişiklikler yapılmıştır. Çalışmada devletin güvenilirliği ve işleyişine karşı suçlar, kamu görevlisi kavramları ile irtikap ve rüşvet suçu yeni Türk Ceza Kanunu kapsamında incelenmiştir. Ayrıca çalışma kapsamında; bu suçların uluslararası sözleşmelerde ele alınışı özellikle, ülkemizin taraf olduğu sözleşmeler kapsamında uluslararası işbirliği ve mücadele konuları yalnız hukuki açıdan ele alınmıştır.Anahtar Sözcükler1.Rüşvet2.İrtikap3.Yolsuzluk4.Kamu görevlisi5.Uluslararası işbirliği
İş tatmininin örgütsel bağlılığa etkisinin bir kamu kurumunda araştırılması
Bu çalışmada iş tatmini ile örgütsel bağlılık arasındaki etkileşim incelenmiştir. Araştırma anket yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Çalışanların örgütsel bağlılık seviyelerini belirlemek amacıyla Meyer ve Allen'in üç boyutlu örgütsel bağlılık ölçeği kullanılmıştır. İş tatminini ölçmek için ise, Dawis ve arkadaşlarının "Minnesota İş Tatmin Ölçeği" kullanılmıştır. Uygulama Bilecik İl Özel İdaresi'nde görev yapmakta olan tüm memur personeli (73 kişi) içermektedir. Birinci bölümde iş tatmini kavramı, önemi ve ilişkili olduğu kavramlar, iş tatminini etkileyen unsurlar, iş tatminini sağlamaya yönelik uygulamalar, iş tatmininin ölçümünde kullanılan yöntemler, iş tatmin kuramları ve iş tatmininin sonuçları incelenmiştir. İkinci bölümde örgütsel bağlılık kavramı, önemi ve ilişkili olduğu kavramlar, örgütsel bağlılığı etkileyen unsurlar, örgütsel bağlılığın sınıflandırılması ve örgütsel bağlılığın sonuçları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise uygulama çalışmasına ve araştırmada elde edilen sonuçlara yer verilmiştir.
Türkiye`de kamu görevlilerinin sendikal haklarının gelişimi ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu`nun uluslararası belgeler açısından değerlendirilmesi
196 ÖZET Bu çalışmanın amacı, ülkemizde kamu görevlilerinin sendikal haklarının 4688 sayılı Kanun ve ulusal ve uluslararası hukuk kuralları ışığında gelişimini incelemektir. Çalışmada öncelikli amacımız; Batı demokrasilerine uygun bir yapının oluşmasında önemli ve belirleyici olması açısından, kamu görevlilerinin sendikal haklarının uluslararası normlara uygun biçimde tanınması gereğini vurgulamaktır. 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu'nun 2001 yılında kabulü ile doğru yönde bir adım atılmış olduğu öne sürülebilirse de, gerçek anlamda toplu pazarlık ve grev hakkına yer vermeyen yapısı ile genel olarak Kanunun ve çeşitli hükümlerinin uluslararası normlara, özellikle Türkiye'nin onayladığı 87 ve 98 sayılı ILO sözleşmelerine uygun olmadığı yolunda(bizim de paylaştığımız), yaygın bir kanaat vardır. Kanun, kamu görevlilerine örgütlenme ve toplu görüşme hakkı sağlamakta, buna karşın etkin ve anlamlı bir sendikal çalışma için gerekli düzenlemelere yer vermemektedir. Geleceğin yasama çalışmalarında hedef, özetle değinilen bu uyumsuzluk ve aykırılıkların giderilmesi olmalıdır.