Civilization
55 theses under this subject heading
Türk Düşüncesi Dergisi'nde medeniyet sorunsalı
Türk Düşüncesi Dergisi yayımlandığı dönemlerde Türk fikir hayatına yön veren pek çok yazarı ve onların görüşlerini ihtiva eden bir düşünce dergisidir. Medeniyet meselesi ve medeniyetin sahip olması gereken özellikler dergide farklı yazarlar tarafından irdelenmiş, açıklanmaya çalışılmıştır. Literatüre bakıldığında medeniyetin henüz üzerinde mutabakata varılmamış bir kavram olduğu anlaşılmaktadır. Bazı düşünürler medeniyeti bir teknolojik üstünlük, bazıları bilimde ileri olmak, bazıları ise estetiğin ve mimarinin ön plana çıktığı bir nizam olarak görmektedir. Buna ek olarak medeniyeti hukukta ve adalette ileri gitmek olarak algılayan düşünürler de mevcuttur. Türk Düşüncesi Dergisi medeniyet sorununa ilişkin eleştirel bir bakışla yapılmış tahliller içermektedir. Dergide medeniyet, medeniyet buhranı, batılılaşma, inkılap ve şahsiyet kavramları derinlemesine ele alınmış ve doğu-batı sentezi fikri üzerinde durulmuştur. İlk sayısı Aralık 1953'te çıkan Türk Düşüncesi Dergisi toplam 63 sayı basılmıştır. 1960 darbesi ile derginin yayım hayatına son verilmiştir. Derginin editörü ve sahibi Türk edebiyatının önde gelen romancılarından olan Peyami Safa'dır. Ancak Peyami Safa bu dergide hiçbir edebi yazı kaleme almayarak, düşünür kimliğiyle karşımıza çıkmaktadır. Safa Türk Düşüncesinde özellikle batılılaşma, medeniyet ve ahlak buhranı üzerine felsefi tahliller yapmıştır. Derginin fikir çerçevesini çizen diğer yazarlar İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Hilmi Ziya Ülken ve Mustafa Şekil Tunç'tur. Türk Düşüncesi Dergisinde enine boyuna masaya yatırılan medeniyet kavramı, her şeyden önce bir ahlak nizamıdır. Medeniyet bir birikimin neticesi olarak ortaya çıkar ve geçmişten alınan güçle ileriye doğru yapılan hamlelerdir. Türk Düşüncesi Dergisine göre bir medeniyetin kurulması ve ihya edilmesinde etkili olan bir takım unsurlar vardır. Bu unsurları dil, din, kültür, bilim, felsefe, sanat ve edebiyat başlıkları altında toplamak mümkündür. Bu unsurlar dergide tespit edilerek, ayrı başlıklar halinde incelenmiştir. Türk Düşüncesi Dergisinde yer alan temel iddialarından birine göre Batı medeniyeti bir buhran ve çöküntü içerisindedir. Özellikle Peyami Safa tarafından kaleme alınan yazılarda Batının teknolojide ileri olmasına rağmen, ahlaki olarak bir buhran yaşadığı ileri sürülmektedir. Dergiye göre medeniyet buhranı, çoğu zaman o medeniyeti oluşturan bireylerdeki ahlakın ve ardından şahsiyetin çöküşüyle birlikte gelir. Dergide medeniyet ile şahsiyet arasında benzetme yapılması dikkat çekicidir. Medeniyetlerin de bir şahsiyeti olduğu, bu şahsiyetin kendi kendini inşa ettiği üzerinde durulmaktadır. Dolayısıyla, şahsiyetin temelinde ahlak olduğu gibi, medeniyetin de temelinde ahlak olduğu belirtilmiştir. Bu çalışma Türk Düşüncesi Dergisinde ele alınan medeniyet buhranını felsefi bir bakışla tahlil emek amacı ile yapılmıştır. Bu düşünce etrafında batılılaşma, inkılap, doğu-batı sentezi ve şahsiyet meseleleri irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Türk Düşüncesi Dergisi, Medeniyet, Batılılaşma
İskilipli Mehmed Âtıf Efendi'nin fıkhî kişiliği (Makaleleri bağlamında)
Âtıf Efendi, Osmanlının en buhranlı dönemlerinde yaşamış bir âlimdir. Çalışmalarında devletin ve toplumun sorunlarına değinmiştir. Toplumu içinde bulunduğu durumdan kurtararak ileriye taşıyacak önerilerde bulunmuş, önerilerinde İslâmcı yaklaşımı savunmuştur. Âtıf Efendi, devletine sahip çıkmaları ve birlik olmaları hususunda halkı bilinçlendiren yazılar kaleme almıştır. Donanma cemiyeti yararına kaleme aldığı Nazar-ı Şerîatte Kuvve-i Berriyye ve Bahriyye'nin Ehemmiyet ve Vücûbu adlı eseri ile takdirname almıştır. Medreselerin ıslah çalışmalarında yer alan Âtıf Efendi, ilim dünyasındaki donukluğun nedenlerini açıklamış, çözüm önerilerinde bulunmuştur. İlme gereken değer verilmediği müddetçe toplumun ileriye gidemeyeceğini ve gerilemeye maruz kalacağını belirtmiştir. Âtıf Efendi, İslâm'ı medeniyetin önünde engel olarak gören yaklaşımlara karşı mücadele etmiş, gazetelerde ve dergilerde bu konuda ilmî yazılar kaleme almıştır. Âtıf Efendi'nin amacı, İslâm'ı doğru tanıtmak ve onun doğru anlaşılmasını sağlamaktır. Ona göre İslâm'a sarılmak yükselme ve ilerleme, İslâm'dan uzaklaşmak ise gerileme ve çöküş nedenidir. Âtıf Efendi'nin üzerinde hassasiyetle durduğu bazı hususlar şunlardır: İslâm, her dönemin ihtiyaçlarına cevap verebilecek nitelikte bir dindir. İçtihat, İslâm'ı evrensel ve dinamik kılan unsurlardan biridir. Bu nedenle içtihat kapısı açıktır ve hiçbir zaman kapanmayacaktır. İçtihat anlayışı dinamizme kavuşturulmalıdır. İçtihadın yeniden canlandırılması, toplumda yanlış İslâm algısının önüne geçecek ve İslâm'ın doğru anlaşılmasını sağlayacaktır. Âtıf Efendi, içtihat yeterliliğine sahip müçtehitler yetiştirilmesi gerektiğinin altını çizer. Ona göre Kur'an, her türlü düzenlemede ilim insanlarına yeterli veri sağlayacak nitelikte bir kaynaktır. Düzenlenecek anayasa çalışmalarında ve kanuni düzenlemelerde zamanın ihtiyaçları göz önünde bulundurularak içtihada başvurulmalıdır. Anahtar Kavramlar: İçtihat, Taklît, İslâm, Medeniyet, Yozlaşma
Muhammed b. Muhtar eş – Şankıti'nin düşüncesinde din toplum ve siyaset
Bu çalışmada Şankıti'nin İslam Medeniyetinde Anayasal Kriz/Büyük Fitneden Arap Baharına isimli eserinden hareketle İslam Medeniyetinin içerisinde bulunduğu Anayasal Krizin ne olduğunu, bu durumun nedenlerini ve sunulan çözüm önerilerini incelemeye çalıştık. Çalışmamız Giriş kısmı hariç üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde konunun günümüzdeki önemine değinerek İslam siyasal değerleri açısından ele alınmasının gereğini vurguladık. İslam siyasal tarihinin ilk dönem olaylarını inceleme altına aldığımız birinci bölümde Hz. Muhammed'in vefatıyla başlayan ve Cemaat Yılı olarak adlandırılan uzlaşmalarla son bulan süreçteki siyasal yaşanmışlıkları, Anayasal Kriz kavramının anlaşılabilmesi için olduğu şekliyle ortaya koymaya çalıştık. Çalışmamızın ikinci bölümünde, hicretin birinci asrında tecrübe edilen siyasi olayların Müslümanların inanç sahasına nasıl taştığını ve siyaset ile itikat arasındaki ilişkiyi gözler önüne sermeyi amaçladık. Çalışmamızın üçüncü bölümünü ise günümüze kadar taşınan siyasi ve itikadi problemlerin küllerinden kurtularak mevcut siyasal krizin çözümü noktasında Şankıti'nin önerilerini incelemeye ayırdık.
Modern dünyanın bunalımı karşısında radikal bir eleştiri ve alternatif çözümler: Ivan Illich
Bu çalışma Toplum Felsefesi alanında olup, 20.yy'da yaşamış, Avusturyalı filozof ve toplum eleştirmeni olan Ivan Illich'in çağdaş batı kültürü ve kurumları ile modernite problemlerinden olan kapitalizm, endüstri, medeniyet, teknoloji ve tüketim toplumu gibi sorunlara yönelik eleştiri ve çözüm önerilerine yer vermeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde Illich'in hayatı, eserleri ve entelektüel biyografisine yer verilecektir. İkinci bölümde modernite eleştirilerinden bahsedilecek olup, çalışmanın son bölümü olan üçüncü bölümde ise Illich'in bu sorunsala ürettiği çözüm önerileri ele alınacaktır. Bu çalışmada, Illich'in bir ideoloji olarak gördüğü yenilik fikri üzerinde durulmakla beraber bu kavramın toplumu gelenekten kopuşa sürükleme aşamaları incelenecektir. Bu aşamalar ise modernizmin bir sorunsal boyut getirdiği ekonomik, çevresel, sosyo-kültürel ve etik zemindeki bozulmalar üzerinde olacaktır. Bu problematikler mekanik bir dünya oluşturduğu için çalışmada insani değerlerin kaybı ve bireyin kendi ürettiklerine bağımlı olması etüd edilecektir.
Osmanlı mezar taşları etrafında gelişen kültür, medeniyet ve inanç dünyası üzerine bir inceleme: Eyüp örneği
Türk milleti tarihin hemen her döneminde mezar ve mezar taşı mimarisine önem göstererek mezarlıklarını titizlikle düzenlemiştir. İnşa edildiği dönemin zihniyetini yansıtan mezar taşları; devrin kültür, medeniyet ve inançlarını gösteren önemli kaynaklardandır. Birbirlerinden farklı dönemlerde oluşturulmuş mezar taşlarında, tarihsel değişim ve dönüşüm süreci izlendiğinde atalarımızın Müslümanlığı kabulünden önceki mezar gelenekleri, İslâmiyet'e geçiş ile birlikte terk edilmemiş, İslâmi gelenekle birleşip pekişen, zengin bir mezar geleneği oluşturulduğu gözlemlenmektedir. Bu durumun en somut örneklerini bünyesinde barındıran Osmanlı devletinin klasik dönemlerine gelindiğinde son derece olgun ve kültürel yoğunluğu yüksek mezarlıklar oluşturulmuştur. Bu durumun neticesinde Osmanlı toplumu, mezar bölgelerini medeniyet bahçelerine dönüştürmüştür. Bu denli zengin mezar geleneğinin arkasında yatan en temel etmenin Allah'a ve ebedi dünyaya kavuşma isteğidir. Bu kavuşma hasretiyle beraber ölüm son olmaktan çıkmış hakiki ve kalıcı olan dünyaya giriş kapısı niteliğini almıştır. Bu nedenlerden dolayı Osmanlı mezar taşlarında ölümün soğutucu ürpertisi yok edilerek gerek içerik gerekse şekilsel işleme ve motifleriyle mezarlıklarımız, kültürel ve inançsal değerleri yansıtan son derece canlı mekânlara bürünmüştür. Bu mekânların en güzel örneklerinden biri olarak Eyüp Sultan Hazretlerinin ebedi ev sahipliğini yaptığı İstanbul-Eyüp ilçesini göstermek mümkündür. Eyüp Hazretlerine yakın olabilmek adına Osmanlı toplumu buraya gömülmeyi arzu etmiş ve bunun sonucunda Eyüp, oldukça zengin ve kültürel çeşitliliğe sahip bir mezarlıklar bölgesi konumuna ulaşmıştır. Bu çalışma kapsamında İstanbul-Eyüp bölgesinde yer alan Osmanlı mezar taşları vasıtasıyla Osmanlı devletine medeniyet özelliği katan; yüksek kültür, düşünüş ve toplumsal yaşayış örnekleri sunularak ecdadımızın ölüme karşı tutumu, inanç dünyası, insana verdiği değer ve dünya anlayışı hakkında fikir sahibi olunacaktır.
Western perception of the Turkish statesmen from 1923 to the present in the context of civilization and civilizations(Present-Prime Minister)
Civilization is not constant in a society and constantly advances and does not go back from the level. A society that does not conform to these elements is not a developed society. Measures taken to reach the level of civilization of the Ottoman Empire delayed the collapse. Moreover, thanks to these measures, the last of the Ottoman Empire, the first son of the Republic of Turkey has grown. Thus the founders of the Republic of Turkey, civilizations struggle, inherited from the Ottoman Empire. The presence of both enemy and civilization in the West forced Turkish statesmen (president and prime minister) to pursue policy in a fine line between heaven and hell. But they did not give up their struggle to reach the level of contemporary civilizations. 1923 to present contemporary civilizations extending reach the level of the struggle on behalf of Turkish Statesmen have won their way to western perception and continues to win. Keywords: Civilization, Modernization, Turkish Statesmen, Westernization, Western Perception.
Antik çağ'dan bugüne Anadolu medeniyetlerinde yaşayan farklı toplumlardaki antropometrik ve radyolojik değerler
Boy uzunluğu, toplumlar hakkında bilgi vermesi açısından literatürde önemli bir parametre olarak kabul edilmiş ve birçok araştırmacı iskelet kalıntılarından boy uzunluğu tahmini için farklı yöntemler geliştirmiştir. Günümüzde kullanılan ve geçerliliğini koruyan çeşitli yöntemler bulunmaktadır. Bu projede ilk aşamada, günümüz populasyonundaki yetişkin bireylerin kemik radyografilerinden elde edilen ölçümlerle boy uzunluğu regresyon denkleminin oluşturulması, daha sonra bu denklemin Antik dönemde yaşamış toplumlara ait yetişkin isketlere uygulanması ve değişik boy uzunluğu tahmin yöntemleri ile kıyaslayarak iskelet boylarındaki farklılıkların incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda, Van ve Kütahya bölgelerinde yapılan kazılardan elde edilen eski Anadolu toplumlarına ait 158 (84 erkek, 74 kadın) iskelet ile günümüz toplumundaki 167 (97 erkek, 70 kadın) sağlıklı bireyin radyografik görüntülerden alt ve üst ekstremitede bulunan altı uzun kemiğin (humerus, radius, ulna, femur, tibia ve fibula) maksimum uzunluk ölçümleri alınmıştır. Populasyonumuza ait bireylerin maksimum kemik uzunluklarından boy uzunluğu tahmini için doğrusal ve çoklu regresyon denklemleri oluşturulmuştur. Bu denklemlerde standart hata 1,68-4,09 cm aralığında bulunmuştur. Ayrıca toplumumuzdaki kadın ve erkeklerde, boy uzunluğu ile sağ maksimum humerus uzunluğu ölçümleri arasında yüksek bir pozitif korelasyon görülmüştür. Çalışma sonucunda, elde ettiğimiz regresyon denklemleri boy uzunluğu tahmininde oldukça güvenilir ve başarılı sonuçlar vermiştir. Bu denklemler özellikle ülkemizde yapılan kazılarda elde edilen tarih öncesinde yaşamış toplumlara ait boy uzunluğu tahmininde bize oldukça kolaylık ve tahmin doğruluğu sağlayacaktır.
Türk düşüncesinde uluslararası ilişkiler ve medeniyet meselesi
Düşünce tarihine dayalı olan bu tezde, Türk Düşüncesi ve Uluslararası İlişkiler disiplinindeki medeniyet tartışmaları Batılılaşma bağlamında incelenmektedir. Türk Düşüncesi açısından medeniyet meselesi; dünyayı şekillendiren Batılı sosyal dinamiklerden doğan sorunlara çözüm bulmaya yönelik pratik ihtiyaçlarla bir krize dönüşür. Bu sebeple, medeniyet ilkin, kudretli zamanlara dönüşün, pratik sorunlarına dair çözüm olarak görülür. Askeri gereksinimlerle başlayan Batılılaşma olgusu, bunun temel göstergesidir. Fakat askeri ihtiyaçları aşan bir sosyal etkinliğin süreç içerisinde yaşanmasıyla Türk Batılılaşması çeşitli fikri ve fiili zeminlerde genişler. Türk Batılılaşması'nın başlangıcı, modern dönem itibariyle Türk Düşüncesi'nde Tanzimat Dönemi olduğu ortak görüştür. Her sosyal mesele süreç içerisinde dönüşüm geçirdiği için bu çalışmada ardıl-öncül ilişkisi üzerinden medeniyet olgusuna odaklanılmaktadır. Somut bir biçimde, Türk Batılılaşması'nın Cumhuriyet öncesi bir arka planı vardır. Bu tezin temel araştırma sorusu Türk Düşüncesi'nin medeniyet bağlamında uluslararası ilişkileri kavrayışına yanıt aramaktır. Söz konusu inceleme, Türkiye'nin tarihsel süreçte Batılılaşma fikirlerini ve İngiliz Okulu'nun Medeniyet Standardı ile Samuel Huntington'ın Medeniyetler Çatışması yaklaşımlarını mercek altına almaktadır. Türk Düşüncesi medeniyet meselesinde tarihsel-toplumsal unsurlara sahipken, uluslararası ilişkileri kendi bünyesindeki sosyal değişimde çoğunlukla hesaba katmaz. Bu noktada, Türk medeniyetçiliğinin tarihsel-sosyolojik yapısı daha belirgindir. Uluslararası ilişkilerin toplumsal yapıyı nasıl etkilediği düşünürler tarafından incelenmez. Bir diğer deyişle; Türk uluslararası ilişkiler anlayışında tarihsel-sosyolojik faktör ön plandadır. Bunun muhtemel sebebi de Türk medeniyetçiliğinin devletçi oluşu, devleti medeniyetle özdeşleştirmesidir.
İbn Haldun'un insan düşüncesi ve medeniyet algısı
İbn Haldun siyasetten ekonomiye, eğitimden tarihe kadar birçok alanda orijinal fikirler sergilemiş olan bir düşünürdür. Bu çalışmada genel anlamda İbn Haldun?un insan düşüncesinin ve medeniyet algısının tanıtılması amaçlanmıştır. Çalışmanın içeriği bu doğrultuda kurgulanmıştır. Bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Ön bölümde araştırmanın amacı, konusu, yöntemi, ilgili literatür ve İbn Haldun?un hayatıyla ilgili bilgi verilmiştir. Bilgi ve bulguların tartışıldığı ana bölüm üç alt başlıktan oluşmuştur. Birinci alt başlıkta insan düşüncesine genel bir bakış, İbn Haldun?un insan anlayışı, İbn Haldun?a göre farklı insan tipleri ve insanın özellikleri gibi konulara yer verilmiştir. İkinci alt başlıkta medeniyet kavramına genel bir bakış, İbn Haldun?un medeniyet algısının temel unsurları, medeniyete ilişkin temel kavramlar, farklı medeniyet örüntüleri, şehir medeniyet ilişkisi, medeniyete organizmacı yaklaşım ve medeni toplumdaki kurumlar yorumlanmıştır. Üçüncü alt bölümde ise İbn Haldun?un hakkında söylenenler ile hem İslam Dünyasındaki, hem de Batıdaki etkileri hakkında bilgi aktarılmıştır. Son bölümde bulgular tartışılmış ve kaynakçaya yer verilmiştir. Bu araştırmada, kaynak ? belge tarama ve buna bağlı olarak içerik yorumlama yöntemi kullanılmıştır. Bu bağlamda İbn Haldun?un kendi eserleri ve özellikle Mukaddime temel kaynak olarak kullanılmıştır. Mukaddime?nin çeşitli baskıları arasında oldukça ciddi farklar mevcuttur. Bunlardan, Süleyman Uludağ?ın hazırladığı İstanbul baskılı Mukaddime?yi çalışmamızda temel kaynak olarak kullandık.
Hukuk devletinde fonksiyonel idarenin rolü: Devlet, medeniyet ve kanuni idare ilkesi
Bu çalışma hukuk devletinde fonksiyonel idarenin rolünü devlet, medeniyet ve kanuni idare çerçevesinde incelemiştir. Birinci bölümde devlet kavramı etimolojik temellerinden yararlanılarak izah edilmiştir. İlave olarak modern devlet, İslam devleti ve Türk devletinin tekamülü açıklanmıştır. Egemenlik kaynakları, iktidar, meşruiyet, rıza ilişkisi incelenmiştir. Ayrıca medeniyet-kültür ilişkisi, asabiyet teorisi, toplumsal ahlak ve adalet kavramları değerlendirilmiştir. İkinci Bölümde hukuk ve devlet kavramları mukayese edilmiştir. Hukuk devletinin anlamı, içeriksel ve biçimsel unsurlarına değinilmiştir. Hukuk devletini bir gereği olan kanuni idare ilkesi teorik kökenleri ve kanuna dayanma (kanuna aykırı olmama) bağlamında özel olarak anlatılmıştır. Üçüncü bölümde, fonksiyonel idare kavramı mukayeseli olarak açıklanarak, hukuk devletinde fonksiyonel idareye düşen ödevler irdelenmiştir.
City and civilization in the poems of Arıf Nıhat Asya
The aim of this study is to examine the concepts related to the ctiy and civilization reflected in the poems of Arif Nihat Asya. Arif Nihat Asya lived between 1904-1975. The poetry he wrote during the transition period from the republican era to the end of one party political life became an important literaty writer of his era with his ideas and rubais. Arif Nihat Asya was awarded the title of Frag Poet with the poem of Frag, which was known for his nationalist poetry and was written for Adana's liberation day on January 5th. The poet, who started his poetry life with aruz, wrote poems with rubai and gazel styles. Especially, rubai verse form is very important for his poet. Rubai has five boks written in verse form. Arif Nihat Asya has an importat influence on the poetry that our nation was born at a time when it was shaken by deep seted crisis, that our nation was struggling to exist during the first youth years, and that the poet was in Anatolia during the national struggle. He is one of the people who liced in a transition period when a culture was destroyed and a culture was tried to be established and was exposed to their influence. He spent his life in different cities such as Istanbul, Konya, Bolu, Adana, Edirne and Kastamonu which they gave the poet a profound observation power. He is known with his nationalist poems that included homeland beauties, flag, homeland, nation, history, religion, love, and natural beauty poems were the main themes. The poet, who sometimes adopts a critical expression in his poems, is always known for his poems, which glorify Turkishness. It is known that Arif Nihat Asya turned mysticism and wrote mystical poems towards to the end of his life. The poet, who is constantly in search of innovation in his poems, has created a unique and colorful world of poetry that is free from external factors. Besides their beatiful and elegant metaphors, their sharp intelligence, humor, satirical, which are the products of humorist humor, are important elements that complement the sty le of poetry.
Tunç'un kültür, medeniyet ve eğitim anlayışı
Araştırmada; Mustafa Şekip Tunç'un yaşamı, yaşadığı dönemin politik ve kültürel ortamı, mesleki yaşamı açıklanmaya çalışılmıştır. Mustafa Şekip Tunç'un ilgi alanlarının neler olduğu ve kendisinin gerek psikoloji, gerek terbiye ve gerekse felsefe alanlarında hangi şahsiyetlerden yararlandığı, etkilendiği ve ne şekilde bir düşünce yapısına sahip olduğu aktarılmaya çalışılmıştır. Ayrıca kültüre ve kültürü meydana getiren öğelere ilişkin görüşlerinin yanı sıra, medeniyet anlayışı ve medeniyetlerin doğuş şartlarına yönelik fikirleri de araştırmanın konusudur.
Eski İran uygarlıkları ve yerleşim yerleri (M.Ö.6.bin-M.Ö.700)
Eski İran tarihi çalışmaları hem İran'ın hem de civar bölgelerin tarihinin aydınlatılması açısından son derece önemlidir. Eski İran adeta dünyanın merkezi konumunda olduğu için İran'da yaşanan bir olayın ya da olgunun başka bölgeleri etkilememesi mümkün değildir. Eski İran tarihine baktığımızda; İran coğrafyasına Hint-Avrupalı toplumlar gelmeden önce bu coğrafyada yaşayan kavim ve uygarlıkların olduğunu görebiliriz. Bu bölgeye yapılan göçler sonucunda ise eski ve yeni uygarlıklar arasında etkileşimin olması kaçınılmazdır. Bu çalışmada Eski İran uygarlıklarını inceleyerek onların İran ile olan bağlantısını çeşitli açılardan değerlendirip yerleşim yerleri hakkında bilgi vermeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: İran, Eski İran, İran Arkeolojisi, İran Uygarlıkları
H.C. Wels cihan tarihin umumi hatları İstanbul 1927 adlı eserin transkripsiyon ve değerlendirmesi
Çalışmamız cihan tarihinin umumi hatları adlı eserin transkripsiyonunu içermektedir. Bu çalışmada insanlık tarihinin önemli bir kilometre taşı olan medeniyetleri ve bu medeniyetlerin tarihi süreçlere katkısını anlattık. Bu çerçevede daha önce çevirisi yapılmamış bu eserin transkripsiyonunu yaparak tarih bilimine katkıda bulunduk. Çalışmamızda Asur, Babil, Mısır, Elen gibi ilk çağ medeniyetlerinin sosyal ve kültürel özelliklerini vurgulamayı amaçladık.Anahtar Kelimeler: Kavimler, Medeniyetler, İskender, Sargon, Kast
Atatürk Dönemi sosyo-kültürel yapılanma ve değişimler
137 ÖZET Çalışma, Atatürk dönemi sosyokültürel yapılanma ve değişimleri içermektedir. Türkiye Cumhuriyeti 'nin yapılanmasındaki bu temel dinamikler birdenbire ortaya çıkmamıştır. Bir önceki dönemde tartışılmış ve Türkiye Cumhuriyeti 'nin kuruluşuna tesir etmiştir.
Sezai Karakoç`un diriliş düşüncesinde medeniyet anlayışı
Hızla globalleşen dünyamızda devletlerin kendi kültür ve inançlarına yakın devletlerle diyaloga girmekte olduğu, ideolojik kamplaşma ve ayrışmaların yerini yavaş yavaş ortak kültür ve geleneklerden beslenen birlikteliklerin aldığı, hem reel açıdan hem de teorik temellendirmeler açısından müşahede edilen bir durumdur. Biz bu çalışmamızda "medeniyet" olgusunun toplum ve devletler üzerinde nasıl etkili olduğunun ve medeniyetin dünyanın geleceğinde ne gibi bir rol üstlenebileceğinin değerlendirmesini düşüncesinin eksenine koymuş bir düşünür olan Sezai Karakoç'u incelemeye çalıştık. Bunu yaparken salt onun medeniyet yaklaşımını vermekten ziyade, medeniyete çeşitli yaklaşımlar, medeniyet tarihi ile ilgili farklı yorumlar ve medeniyet olgusunun özellikle de Batı uy garlığının Osmanlı Devleti ve devamında da Modern Türkiye'nin oluşumundaki fonksiyonlarını karşılaştırmalı ve çözümleyici bir yöntemle göstermeyi amaçladık. Bu tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Sezai Karakoç'un hayat hikayesiyle sanatı ve kişiliği ele alınmıştır. İkinci bölümde Karakoç'un söyleminde ekolleşen "Diriliş" düşüncesi ve bu düşüncenin ana hatlarını oluşturan; din, İslam, metafizik, toplum, devlet, millet, Doğu ve Batı gibi kavram ve kurumlara yaklaşımlar incelenmiştir. Üçüncü bölüme ise, medeniyet ve modernleşmenin bir sorunsal olarak ele alınmasının tarihi, dîni ve sosyolojik nedenlerini de içeren, Batı ve İslam (özellikle de Osmanlı Devleti) uygarlığı arasındaki ilişkiye yer verilerek başlanmış, Toynbee,Fourier, Spengler, Guenon, Ahmet Cevdet Paşa, Ahmet Ağaoğlu, Ziya Gökalp gibi Doğulu ve Batılı düşünürlerin medeniyete ilişkin yaklaşımları ortaya konulmuştur.Kültür ve Medeniyet dualizminin arka planında yatan zihinsel yaklaşımın tartışılmasıyla devam ettiğimiz bu bölümde, Sezai Karakoç'un medeniyet tezi ve bu tezin temellendiği öğeler diğer düşünürlerin yaklaşımlarıyla karşılaştırılarak ele alınmıştır. Daha sonra Fukuyama'nın "Tarihin Sonu" ve Huntington'un "Medeniyetler Çatışması" makalelerinin irdelendiği bu bölüm, Karakoç'un zikredilen makalelerle ilintisi ve Genel olarak İslam medeniyetinin özel olarak da Osmanlı'nın irdelendiği "medeniyetimizin büyük krizi" adlı geniş incelemesiyle son bulmuştur. Sonuç olarak, toplumsal olayları ve olguları anlama ve açıklamada temel çerçeve olarak gördüğü "Medeniyet"i hem kav ramsal hem de tarihi-sosyolojik cepheleriyle ele alan Sezai Karakoç'un, oldukça hacim tutan bu görüşlerinin irdelenmesinin, düşünce hayatımıza katkıda bulunacağı umulmaktadır.
Antikçağlardan Ortaçağlara kadar Hemedân
İran coğrafyasının önemli şehirlerinden olan Hemedân (Farsça Hemedān, (Eski Farsça: Haŋgmetan, Ekbatana), Antik ve Orta çağlarda imparatorlukların önemli bir merkezi haline gelmiştir. Bu araştırmada "Antikçağlardan Ortaçağlara Kadar Hemedân" şehri incelenmiştir. Literatür taraması sonucunda elde edilen bilgilere dayanarak şehrin genel bir değerlendirmesini yaptığımızda, Hemedân'ın tarihi ve bulunduğu coğrafi konumu nedeniyle İran'ın bölgedeki kavşak yollarının merkezi olduğu görülmektedir. Antik çağlardan itibaren Hemedân'da kurulmuş devletler, bu şehre ve bölgesinde kesişen yollara hâkim olmak için mücadele etmişlerdir. Hemedân, eskiçağlardan başlayarak, yerel uygarlıklar dışında, Asur devleti gibi geniş hâkimiyet alanına sahip uygarlıkların, ticaret amacıyla kullandığı bir şehir olmuştur. Hemedân "Elam, Gutti, Lullubi, Manna" vb. uygarlıkların önemli bir şehri haline gelmiştir. Özellikle coğrafi şartlar ve kış mevsimi, şehirde zorluklara sebep olsa da, topluluklar ve kabileler burada hayatlarını sürdürmeye devam etmişlerdir. Hemedân şehrini, Medler de tek merkez olarak kullanmış ve şehrin güvenliğini bir "kale saray" yaptırarak sağlamışlardır. Hemedân'ın sığınabilecek bir ev gibi tehlikelerden uzak ve her türlü tehlikeye karşı korunabilecek bir şehir olması, birçok devletin burada kurulmasını sağlamış ve savunmaya elverişliliği nedeniyle tercih edilen bir bölge olmuştur. Hemedân ile ilgili Antik ve Orta Çağ yazarlarının verdiği bilgiler sonucunda, şehrin ilgi gören ve rağbet edilen bir bölge olduğu anlaşılmıştır.
Karşılaştırmalı siyaset teorisi açısından Ahmet Davutoğlu'nun medeniyet söylemi ve ben idraki
Karşılaştırmalı siyaset teorisi açısından Ahmet Davutoğlu'da Medeniyet söylemi ve Ben İdraki kavramının analizi ile özellikle İslam ve Batı dünyası arasındaki bireysel bilinç durumundan kolektif bilinç durumuna geçiş ve bunun devlet, toplum ve siyaset alanlarındaki tezahürleri açısından ele alınacak ve daha üst bir kategori olarak değerlendirilen medeniyet kavramının ben idraki süzgecinden geçirilmiş biçimi analiz edilmeye çalışılacaktır. Bu süreç bireylerin hem bireysel hem de toplumsal ilişkilerini etkilemektedir. Özellikle son 20 – 30 yılda kadim medeniyet havzalarında görülen kimlik canlanmaları, Avrupamerkezcilik karşısında ciddi argüman olarak kullanılmaktadır. Aslında bu canlanmalar gerek Batı akademi dünyasında gerekse de Doğu akademi dünyasında hem zengin bir literatürün oluşmasına sebep olmuştur hem de bu canlanmayı anlamaya çalışan teorik ve karşılaştırmalı çalışmalarında ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Aynı şekilde bu tartışmalar ülkelerin kendi içlerinde de gerek iç siyasetlerinde gerekse de dış siyasetlerinde önemli rol oynamaya başlamıştır. Bu noktada Karşılaştırmalı siyaset teorisi ve bu bağlamda bunun Türkiye'de öncülerinden olan Ahmet Davutoğlu'nun Medeniyet Söylemi ve bu söylemde merkezi bir kavram olarak yer alan Ben İdraki kavramının analizi karşılaştırmalı bir biçimde ele alınacaktır.
Son dönem Türkiye'de Mâtürîdîlik üzerine yapılan çalışmalar, eleştirel bir analiz
Tarihi kaynaklarda ihmal edilmesiyle bilinen Ebû Mansûr el-Mâtürîdî ve onun düşünce ekolü, cumhuriyetle birlikte yeniden çalışmaların konusu haline gelmiştir. Bu çalışmaları tetikleyen ve ön plana çıkaran ana sebepler olarak Mâtürîdî'nin akılcılığı, din ve dünya görüşü, siyasilere karşı tavrı ve epistemoloji anlayışı belirleyici olmuştur. Yeni bir yönetim anlayışının, siyasi tavrın ve din devlet ilişkilerinin hangi zemin üzere boy vereceği, medeniyet arayışlarının temelindeki temel taşların nelerden oluşacağı konusu, tarihte Mâtürîdî'yi tekrar gündeme getirmede kaçınılmaz olmuştur. Bu sebeple Mâtürîdîliği bu yönüyle ele alan ve karşıt görüşte olan her iki çalışmaları, birincil kaynaktan Mâtürîdî okumaları yaparak kritik ettik. Mâtürîdî ekolün üzerine yüklenen bu misyonu yüklenip yüklenemeyeceği konusunu detaylı biçimde ele alarak, yeni bir medeniyet tasavvuruna ve din siyaset, din bilim ilişkileri konusunu sadece mezhepler bağlamında ele almanın büyük fotoğrafı ortaya koyma noktasında eksik kalacağını ifade ettik. Zira toplumsal problemlerin birden fazla sebebi olacağı aşikardır. Her derde deva olarak sunulan Mâtürîdîlik veya bunun karşısında erimeye mahkum edilmiş olan Eş'arîlik konusunu farklı bir zemine taşıyarak, olaylara farklı pencerelerden bakabilmenin imkanını aradık. Sonuç olarak hakikatte var olan ve tasavvur edilen Mâtürîdî farklarını ortaya koymaya çalışarak, aradığımız şeyi nerede aramamız veya aramamamız konusunda bir metodoloji geliştirmeye çalıştık. Bu metodoloji ile Mâtürîdî okumalarını daha tutarlı ve gerçekçi yapma fırsatı yakalayabiliriz.
İlk dönemden bugüne Türk İslamcılığında medeniyet algısının serencamı
Sosyal bilimler alanındaki pek çok kavram gibi anlamı ve mahiyeti hususunda farklı görüşler ortaya konulan bir kavram olan medeniyet, Türk düşünce dünyasına giriş yaptığı 19. Yüzyılın ilk yarısından itibaren her kesimden düşünürün metinlerinde önemli bir yere sahip olmuştur. Osmanlı modernleşme tecrübesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmış olan İslamcılık düşüncesinde de medeniyet kavramı düşünce üretiminde önemli bir rol oynamıştır. Devletin kurtuluşu için asrileşmenin imkanlarını İslami temelleri göz önünde bulundurarak sorgulayan İslamcı düşünürler, bu doğrultuda medeniyeti merkeze alan metinler üretmişlerdir. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte geri plana atılan İslamcı düşünce, 1950'li yıllarda siyasal alanda çok partili hayata geçişin getirdiği özgürleşmeyle birlikte yeniden düşünce dünyasında etkin bir niteliğe bürünmüş, İslamcı düşünürler bu dönemde de medeniyet kavramına eğilen geniş bir fikriyat ortaya koymuştur. Bu dönemden itibaren günümüze kadar gelen süreçte İslamcı mütefekkirler medeniyet kavramını olumlu ya da olumsuz bir şekilde fikriyatlarının anahtar kavramlarından biri haline getirmiştir. İslamcı düşüncenin neşvü nema bulduğu ilk dönemden itibaren Türk İslamcılarının medeniyete ilişkin görüşleri, görüşlerini dile getirdikleri dönemin koşulları ve modernleşmenin aldığı hâl doğrultusunda değişim göstermiş, bunun yanında belli temel kabuller de korunmaya devam etmiştir. Bu çerçevede şunu söylemek mümkündür ki her dönem medeniyet kavramını olumlayan İslamcı düşünürlerin yanı sıra kavramı problemli gören İslamcı mütefekkirler de var olmuştur. Bu doğrultuda çalışmanın konusu, Türk İslamcılığının ortaya çıktığı ilk, yani Yeni Osmanlı hareketinin düşünce dünyasında varlığını gösterdiği dönemden günümüze kadar gelen süreçte Türk İslamcılığının medeniyet algısındaki değişimleri, dönemlerini kendi şahıslarında mücessem hale getiren İslamcı düşünürlerin söylemleri ekseninde incelemektir. Çalışmanın amacı ise bahsi geçen düşünürlerin ortaya koymuş oldukları görüşleri ele almak ve dönemler arası değişim ve dönüşümleri sebepleriyle birlikte ortaya koymaktır. Sonuç olarak modernleşme devrinden günümüzde İslamcı düşüncede medeniyet kavramının siyasal ve sosyal hadiseler ekseninde çok mühim değişim ve dönüşümler geçirdiği gözlemlenmiştir.
Kültür aktarımı kuramının eleştirisi: Türkiye'nin medenileşme sürecinde çevirinin rolü
80'li yıllardan bu yana çeviribilim alanında kültür odaklı teorilerin arttığı gözlemlenmektedir. Çevirinin dilsel bir aktarım olduğunu iddia eden dilbilimsel merkezli yaklaşım zayıflayarak, çevirinin kültürel bir aktarım olduğuna dair olan yaklaşımlar ön plana çıkmıştır. Çeviri faaliyetinin kültürel bir aktarım faaliyeti olduğu kabul edilmesine rağmen, çeviribilimsel açıdan kültür aktarımının kavramsal boyutu, rolü ve işlevi net bir şekilde değerlendirilememektedir. Kültür aktarımıyla ilgili çeviribilimsel yaklaşımların mikro düzeyde ele alındığı ve makro boyutta kuramsal olarak değerlendirilemeyeceği ortadadır. Kültür aktarımı kuramını eleştirel bir açıdan ele alan bu çalışma da, 19. yüzyıl itibariyle Türkiye'nin medenileşme sürecinde çevirinin rolü irdelenerek, Batı'dan yapılan aktarım süreci değerlendirilmektedir. Çeviribilim bağlamında kültür ve medeniyet aktarımı ile çeviri arasındaki ilişkiyi gerekçelendirebilmek için çalışmanın birinci bölümünde, kültür ve medeniyet kavramlarıyla ilgili literatürler taranmış, her iki kavramın tarihsel süreçleri tespit edilmiştir. Özellikle kültür kavramıyla ilgili sınıflandırmalara yer verilerek, sosyal bilimler içerisinde farklı disiplinlerin kültür kavramının hangi boyutu ile ilgilendiği genel olarak yansıtılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, kültür aktarımı ve medeniyet aktarımını ilişkilendirebilmek amacıyla, kültür aktarımı teorisi, kuramsal ve kavramsal düzlemde mercek altına alınmış; çeviride medeniyet aktarımı yaklaşımını gerekçelendirmek amacıyla, 20. yüzyıl Türk düşünürlerinin medenileşme süreciyle ilgili yaklaşımları değerlendirilmiştir. Çalışmanın son bölümünde, çeviride medeniyet aktarımını yaklaşımının alt yapısını oluşturabilmek amacıyla, çeviribilimdeki kültür aktarımı yaklaşımları incelenerek, Türkiye'nin medenileşme sürecinde çevirinin üstlendiği rol ve bu rolün erek kültürün dönüşümü üzerindeki etkileri tespit edilmiştir. Kültür aktarımı kavramını merkeze yerleştiren çeviri kuramlarında, kültür aktarımı mikro düzeyde ele alınmaktadır. Bu nedenle, toplumların medenileşme süreci olarak tanımladıkları batılılaşma ya da modernleşme dönemlerinde görülen yoğun çeviri faaliyetleri makro düzeyde bir medeniyet aktarımı olarak tanımlanabilir.
Çokkültürcülük ve medeniyetçi söylem arasında Adalet ve Kalkınma Partisi Dönemi kimlik politikaları
Bu çalışma Ak Parti dönemi kimlik politikaları bağlamında Ak Parti'nin medeniyetçi söylemini ve buna yönelik farklı kimlik gruplarının değerlendirme ve eleştirilerini ortaya koymaya ve bunları eleştirel bir analizle değerlendirmeye çalışmaktadır. Çalışmanın amacı Ak Parti kimlik politikalarının kendisinden önceki siyasi hareketlerden farkının ne olduğunu ortaya koymak ve bu farklılıklar karşısında konunun muhatabı olan farklı kimlik gruplarının konuya bakışını irdelemektir. Bu hedefler doğrultusunda modern dünyada medeniyet kavramının ve medeniyetçi söylemlerin tarihî ve sosyolojik olarak değerlendirilmesi, ayrıca küreselleşme sürecinde ortaya çıkan ulus-devlet ve çokkültürlülük tartışmalarının bu medeniyetçi söylemlerle nasıl ilişkilendirilebileceği ortaya konmaya çalışılmaktadır. Öte yandan modernleşen Türkiye'de medeniyet kavramının ve medeniyetçi söylemin gelişim çizgisi ve bunun 1990'lı yıllarla beraber İslamcılığın dönüşümü ekseninde nasıl yeniden ortaya çıktığı irdelenmektedir. Böyle bir arka plandan sonra Ak Parti döneminde Türkiye'de hem medeniyetçi söylemin nasıl yeniden üretildiği ve hem de bunun kimlik politikalarıyla nasıl ilişkilendirildiği ele alınmıştır. Bunu yaparken yöntem olarak nitel yöntem kullanılmıştır. Bu kapsamda dokümantasyon tekniği kullanılmış ve resmî belgeler, söylemler, parti ve hükümet programları ve diğer dokümanlar incelenmiştir. İkinci aşamada ise bu politikaların ve söylemlerin sahadaki yansımalarına bakılmıştır. Bunu yaparken de derinlemesine görüşme tekniği ve yine dokümantasyon tekniği kullanılmıştır. Bu kapsamda hem ilgili kimlik gruplarının temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirilmiş ve hem de ilgili grupların yayınları taranmıştır. Tezin bulgularına göre, altı farklı başlık altında grupladığımız (Kürtler, Aleviler, Gayrimüslimler, Romanlar, milliyetçiler ve ulusalcılar ) farklı kimlik gruplarının Ak Parti dönemi kimlik politikalarında ciddi bir dönüşüm yaşandığını düşündükleri görülmüştür. Bu ciddi dönüşümle beraber laik ulus-devletin dışlayıcı vatandaşlık ve kimlik yaklaşımının terk edilerek, temel hak ve özgürlükler alanında ve kimliklerin kültürel tanınması alanında ciddi adımlar attığı düşünülmektedir. Ancak bu gruplar arasında yalnız ulusalcı kesimlerin kimlik politikaları alanında atılan adımları toptan reddettiği ve ulusçu-seküler paradigmaya dönülmesi gerektiğini savunduğu ortaya çıkmıştır. Bunun dışında Aleviler arasında bazı grupların Ak parti politikalarını asimilasyonist buldukları sonucuna ulaşılmıştır. Ancak ulusalcılar hariç bütün grupların atılan adımların yetersiz olduğunu ve nihai sonuca ulaştıracak tamamlayıcı adımların da atılması gerektiğini düşündükleri bulgusuna ulaşılmıştır.
Ahmet Davutoğlu'nun medeniyet söylemi ve Ak Parti Dönemi Türk dış politikasında yeni siyaset arayışı
İnsan, doğası gereği kollektif ve toplumsal bir yaşama şekli içerisinde hareket etmeye başladığından itibaren bir düzen arayışı içerine girmektedir. Medeniyet de yüzyıllardır insan kaynağı ile karşılıklı etkileşim içerisinde olması sebebi ile bireysel, kollektif ve toplumsal olarak etkilemiştir ve etkilenmiştir. Bu sebeple medeniyeti oluşturan unsurlar ve diğer dinamikler sürekli olarak bir değişim ve dönüşüm içerisinde süre gelmiştir. Uluslararası arenada hâkim adaletsiz bir düzen kurucu sistemin varolduğu, sistemin bugünün sorunlarına cevap verme noktasında yeterli olmadığını, merkezi yönetimin adı olan Batı'nın bugün kapsayıcılıktan uzak ve tek yönlü bir anlayışının olduğu ortaya konmuştur. Bu sebeple yeni bir düzen ve yeni düzen kurucu aktörler gerekmektedir. Bu manada Türkiye'nin sahip olduğu potansiyeli yansıtmadığını düzen kurucu bir aktör olarak kendisinin var olduğunu ve bu var olma zemininin, merkezinin, sahibi olduğu coğrafyada imkân ve sınır olarak mevcut olduğunu söylemiştir. Dış politikadaki bu söylem AK Parti dönemi dış politikasında belirginleşmiştir ve çok defa eyleme dönüşerek yeni bir politika olarak kurumsallaştırılmaya çalışılmıştır. Türkiye, poansiyelini yansıtma noktasında aşması gereken psiko-politik süreçi AK Parti döneminde başarmıştır. Bu sürecin mimarı olarak görülen Ahmet Davutoğlu'nun medeniyet algısı ve tasavvuru bu dönemdeki dış politikadaki yeni siyaset arayışının önemli izlerini taşımaktadır. Bu tezde AK Parti dönemi Türk dış politikasında Ahmet Davutoğlu'nun medeniyet söyleminin etkili olduğunu ve bu söylemin yeni bir politik anlayış ile yeni bir düzen arayışında olduğu anlaşılmaya çalışılmıştır.
Prof. Dr. Fuat Sezgin'in çalışmalarında medeniyet kavramsallaştırması
Bu çalışmada Prof. Dr. Fuat Sezgin'in eserlerinden ve keşiflerinden hareketle, öncelikle Batı'da oryantalistler eliyle yaratılmış sonrasında da medyanın gücü ile neredeyse tüm dünyaya yayılmış olan medeniyet algısı sorgulanmıştır. Çalışmamız Prof. Dr. Fuat Sezgin'in eserlerini temel aldığı için özelde Batı Medeniyeti ve İslam Medeniyeti algıları ele alınmıştır. Batı'da en keskin noktasına 19. yüzyılda ulaşılan İslam Medeniyet algısı ve bunun tam karşısında konumlandırılan Batı Medeniyet algısının tarihsel kökenleri derinlemesine incelenmiş ve sonrasında Sezgin'in eserlerinde sunduğu yeni veriler ışığında bu algının gerçekliği yansıtmadığı, Sezgin'in perspektifiyle çok farklı bir medeniyet algısı yaratılabileceği ortaya konulmuştur.