Brain ischemia

55 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Minör stroke geçiren hastalarda stroke ve kardiyolojik etkilenmenin birlikteliği ve risk faktörleri ile ilişkisinin eforlu ekg ile değerlendirilmesi

Amaç: Koroner anjiyografiye göre daha az invaziv olan eforlu elektrokardiyogram işlemiyle inme geçiren hastalarda koroner arter daralmasının değerlendirilmesidir. Gereç ve yöntem: Ocak 2014-Haziran 2015 tarihleri inme tanılı hastalardan 121 hasta çalışmaya alındı. Hastalardan 21 tanesi çalışmaya uygun olmadığı saptanması sebebiyle çalışmadan çıkarıldı. Hastaların biyokimyasal parametreleri,yaş, cinsiyet, eşlik eden hastalıkları belirlenip bt ve mr anjiografi kullanılarak carotis veya vertebral arter darlığı tespit edilerek eforlu ekg ile ilişkisi değerlendirildi. Bulgular: Cinsiyete göre katagorileştirilen sonuçlarda çalışmaya alınan hastaların %78'i erkek iken kadın hasta sayısı oranı %22 olarak tespit edilmiştir. HDL hastaların % 51 inde düşük LDL hastaların % 41'inde yüksek bulunmuştur. HbA1C hastaların % 64'ünde yüksek olarak bulunmuştur. Hastaların % 44'unde CRP yüksek, yüzde 42'sinde ise Sedimentasyon yükselmiş olarak tespit edilmiştir. Hastalarin % 51 inde karotis ve/veya vertebral arter darlığı saplanmıştır. Eforlu ekg işlemini başarıyla bitiren hastaların 26'sının eforlu ekg işlemi iskemi açısından anlamlı olarak tespit edilmiştir. 100 hastadan 51 carotis ve/veya vertebral arter tıkanıklığı belirlenmiş hastaların eforlu ekg ile karşılaştırılması lineer olarak pozitif bulunmuştur. Bu açıdan eforolu ekg ve carotis darlığı arasında anlamlı ilişki tespit edilmiştir. ( p < 0.05 ). Diger veriler eforlu ekg ile korele olmamıstır. Sonuç : Çalışmamızın sonucunda minör iskemik inmeli hastalarda karotis darlığı ve eforlu ekg arasında anlamlı ilişki bulunmuştur.

Beyin iskemisiEkokardiyografiElektrokardiyografi+5
Nasih Yılmaz
Bezmialem Vakıf University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Malign anterior sirkülasyon infarktlarında erken dekompresyonun iskemik infarkt hacmi, serebral ödem, kan beyin bariyeri üzerine etkisinin araştırılması

Giriş: Supratentorial infarktların %10-15'i orta serebral arter (Middle Cerebral Artery –MCA) sulama alanını tamamıyla etkilemektedir. Hastalarda optimal tedavi verilmesine rağmen mortalite-morbidite oranı %50 üzerindedir. Yayınlanan çalışmalarda dekompresif kraniektominin (DC) hayat kurtarıcı etkisi gösterilse de ; DC'nin nöroprotektif etkisini gösteren birkaç çalışma mevcuttur. Erken DC'nin kan beyin bariyeri (KBB) üzerindeki moleküler değişiklik, infarkt hacmi ,serebral ödem ve nörolojik gidişat üzerindeki nöroprotektif etkisini sıçanlarda kalıcı intraluminal yolla orta serebral arter okluzyonu (MCAo) yöntemiyle oluşturulan deneysel modelle değerlendirdik. Materyal-Metod: 70 erkek Spraque-Dawley sıçanı sham (n=12), kontrol (n=16) , deney 1 (n=20) , deney 2 (n=22) olmak üzere 4 gruba ayrıldı. DC MCAo sonrası 4. ve 24. saatte sol temporaparietal kemik flap kaldırılarak yapıldı. Tüm sıçanlar 28. sakrifiye edildi. İnfarkt volümleri beyin kesitlerinde TTC (2,3,5,triphenyltetrozolium chloride) boyaması ; serebral ödem % beyin su içeriği hesaplaması ve KBB'deki sıkı bağlantı proteinleri claudin-5 ve occludin ise Western Blot yöntemi ile analiz edildi. KBB ekstravazsyonu Evans Blue (EB) ve NaF (Sodyum Floresans) boyamaları ile değerlendirildi. Sonuçlar: Beyin su içeriği ; erken DC yapılan grupta ortalama % 75.49± 1.69 , geç DC yapılan grupta %77.86±1.60 , kontrol grubunda % 74.84 ±3.04 ve sham grubunda %75.09 ± 1.33 idi. Erken ve geç DC yapılan grupların karşılaştırılmasında beyin su hacmi açısından istatistiksel olarak fark saptanmadı. (p=.178) Erken DC yapılan grupta ortalama infarkt volum 69,98±57,1 mm3 , geç DC yapılan grupta 577,18±468,37mm3 ve kontrol grubunda ise 451,347±216,573 mm3 olarak hesaplandı. Erken DC yapılan grubunda istatistiksel olarak infarkt volumunda anlamlı azalma mevcuttu. (p=.014) Occludin ve claudin-5 ,erken DC yapılan grupta ; geç DC yapılan grupla karşılaştırıldığında yüksek seviyede eksprese edildiği gösterildi. (occludin için p=.013; claudin-5 için p=.034) . EB ve NaF boyamalarının KBB geçirgenliği üzerinde etkisini gösteren anlamlı istatistik verileri elde edilmedi.(sırasıyla p=.274 ; p=.284 ) Sonuç: Bu çalışma erken DC'nin malign MCA infarktlarında nöroprotektif etkisini göstermektedir.

Beyin iskemisiDekompresyonKan beyin bariyeri+5
Özge Altıntaş
Bezmialem Vakıf University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut iskemik inmede transkranyal doppler sonografi ve SPECT'in prognostik değeri

Bu çalışmada kliniğimizde akut iskemik inme nedeniyle izlenen 55 olguda, ilk 12 saat içinde Kanada Nörolojik Durum Skalası ile elde edilen klinik nörolojik veriler, yine bu dönemde uygulanan Tc99m-HMPAO SPECT, TCD verileri ve bu dönemden sonraki dönemlerde uygulanan BBT sonuçlarının, ortalama 13.3 ± 6.1 gün sonundaki erken dönem prognozu göstermedeki değeri araştırılmıştır. Prognozun değerlendirilmesinde Rankin Skalası kullanılmıştır. 30'u (% 54.5) erkek, 25'i (% 45.5) kadın olan olguların yaş ortalaması 60.0 ± 13.9 (30-85)'dur. Hastalığın ilk 12 saati içinde Kanada Nörolojik Durum Skalası ile elde edilen klinik nörolojik değerlendirmenin iskemik inmenin erken dönem prognozunun tahminindeki önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bunun yanısıra, SPECT ve TCD çalışmalarının, bu dönemde yüksek oranlarda pozitif veri sağladıkları, ancak erken dönem sonu prognozun tayininde bunlardan sadece TCD'nin etkili olabildiği görülmüştür. Daha sonraki dönemlerde çekilen BBT ile saptanan lezyon büyüklüğü, prognoz tahmininde önemli bir endikatördür. Anahtar Sözcükler: İskemik inme, prognoz, Kanada Nörolojik Durum Skalası, transkranyal Doppler sonografî, Tc99m-HMPAO SPECT. -iv-

Beyin iskemisiSerebrovasküler bozukluklar
Mehmet Yıldız
Çukurova University
1997
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Hipoksik-iskemik serebral hasar oluşturulan yenidoğan rat modelinde allopürinolün kaspaz 3 ve kaspaz 8 aktivitesi ile nöroprotektif etkisinin değerlendirilmesi

Amaç:Hipoksi-iskemi (H-İ) sonrası reperfüzyon-reoksijenasyon döneminde küçük damar endotel hücrelerinde serbest radikallerin üretimine neden olan siklooksijenaz ve ksantin oksidazın aktive olduğu iki önemli yol tetiklenir. Açığa çıkan serbest radikaller lökosit, platelet ve endotel hücrelerindeki adezyon moleküllerini aktive ederek lökositlerin adezyonu ve ekstravazasyonunu sağlar. Ksantin oksidaz inhibitörü olan allopürinolün hipoksik sikemik ensefalopatide (HİE) nöroprotektif olabileceği gösterilmiştir. Kaspaz 3 ve kaspaz 8 nöronal apoptozisde önemli bir role sahiptir. Biz hipoksik-iskemik ensefalopatili yenidoğan ratlarda farklı doz allopurinolün kaspaz-3 ve kaspaz-8 üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık.Materyal ve Metod: Bu çalışmaya 10 günlük yenidoğan ratlar alındı. Çalışma modeli olarak Rice'ın hpoksi-iskemi modeli kullanıldı. Ratların sol karotid arterleri bağlandı ve %8 oksijen ile %92 nitrojenli ortamda 2.5 saat bekletildi. Hİ sonrası allopurinol uygulanarak beyin dokusunda her iki hemisferde apopitozis öncül proteinleri olan kaspaz 3 ve 8 ölçümü yapıldı. Allopürinol AL48 tedavi grubuna, ratlar hipoksiye maruz kaldıktan 30 dakika ve 12 saat sonra, 24 mg/kg olmak üzere iki eşit dozda, AL72 tedavi grubuna ratlar hipoksiye maruz bırakıldıktan 30 dakika, 12 saat ve 24 saat sonra aynı dozlarda intraperitoneal olarak uygulandı. Son ilaç uygulanmasından 12 saat sonra ratlar dekapite edildi. Diğer gruplar sham ve Hİ grubuydu.Bulgular: Her bir grupta 10 rat vardı. Gruplar arasında cinsiyet ve ağırlık farkı yoktu (p>0.05). Hİ, AL48 ve AL72 gruplarında kaspaz 3 ve kaspaz 8 düzeyleri sham grubu ile karşılaştırıldığında belirgin yüksekti (her biri için p= 0,0001). Hİ ve AL48 grupları arasında kaspaz aktivitelerinde farklılık olmamasına rağmen (p>0.05) kaspaz -3 ve kaspaz-8 aktiviteteleri HI ve AL48 gruplarıyla kıyaslandığında AL72 grubunda daha düşüktü (her biri için p=0,001).Sonuç: Sonuçta AL72 grubunda kaspaz 3 ve kaspaz 8 aktivitelerinin azalması yüksek doz allopurinolün nöronal apopitozisin azalmasında etkili olabileciğini düşündürmektedir.

AllopürinolBeyin iskemisiHipoksi+4
Kenan Özcan
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Supraaortik multiple stenozlarda eş zamanlı balon anjioplasti ve stent implantasyonu

Amaç : Supraaortik multiple stenozlarda endovasküler tedavi daha az invaziv bir yöntem olup, komplikasyon oranı cerrahi tedaviye oranla daha düşüktür. Endovaskuler tedavi yöntemleri 1980'li yıllarda başlayan girişimsel radyolojideki gelişmeler sonucu giderek artan oranlarda cerrahi tedaviye benzer başarı oranları nedeniyle günümüzde cerrahi tedavinin yerini almaktadır. Çalışmamızın amacı supraaortik multiple stenotik lezyonlarda eş zamanlı yapılan endovasküler tedavinin başarısı ile komplikasyonlarını değerlendirmek ve bu sonuçları cerrahi tedavi sonuçları ile karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Çalışmada 2004-2009 yılları arasında supraaortik çok sayıda stenozu olan ve en az iki lezyona stent veya stent ve balon anjioplasti tedavisi uygulanan, 6' sı kadın (% 18), 28 i erkek (% 82), 19 ile 82 (ort 59,9 ) yaş aralığında 34 hasta alındı. Toplam 72 lezyon mevcuttu. Karotis arter stentleme işlemi yapılırken emboli koruma filtresi kullanıldı. Hastalar tedavi sonrasında 1. gün, 1, 3, 6 ve 12. aylarda ve sonrasında yılda bir olmak üzere Doppler US ile takip edildi. Anlamlı restenoz saptanan hastalara tekrar girişim yapıldı.Bulgular: Teknik başarı oranımız % 100 oranında idi. Toplam 72 lezyon mevcut olup bunların 51'i (% 70,8) karotid arter, 12'si (% 16,7) vertebral arter, 8'i (% 11,1) subklavyan arter ve 1'i (% 1,4) brakiosefalik arterde idi. Lezyonlardan en sık 13 hastada (% 38) bilateral internal karotid arter lezyonu mevcuttu. 27 hastada (% 79) koruma filtresi kullanıldı, 4 hastada (% 11,8) filtre içinde embolik materyal saptandı. işlem sırasında 6 hastada (% 17,6) bradikardi ve hipotansiyon gelişti, 2 hastada (% 5,9) asistoli, 1 hastada (% 2,9) aritmi görüldü. Bradikardi ve asistoli atropinle tedavi edildi. 1 hastada (% 2,9) boyunda hematom gelişti kaplı stent ile tedavi edildi. 1 hastada (% 2,9) inguinal psödoanevrizma gelişti, hasta opere oldu. 3 hastaya restenoz nedeniyle tekrar girişim yapıldı.Sonuç: Supraaortik multiple stenozlarda eş zamanlı yapılan balon anjioplasti ve stent implantasyonu cerrahi tedaviye alternatif uygun ve en az cerrahi kadar başarılı minimal invaziv bir yöntemdir.Anahtar kelimeler: Endovasküler tedavi, stent, balon anjioplasti, serebral iskemi, arteryel stenoz, karotid arter stentleme, supraaortik stenoz.

AnjiyoplastiAort kapak stenozuBeyin iskemisi+2
Aylin Güneşli
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut iskemik inme hastalarında serum neurogranin düzeyinin tanısal ve prognostik değeri

AMAÇ VE HİPOTEZ: Modern tıbtaki tüm gelişmelere rağmen inme tüm dünyada ciddi bir sakatlık ve ölüm nedeni olmaya devam etmektedir. İskemik inme sık görülen tipidir. Neurogranin (Ng) beyinde, özellikle dendritlerdeki dikensi çıkıntılarda eksprese edilen postsinaptik bir proteindir. Kısıtlı literatür örnekleri akut santral sinir sistemi hasarı durumlarında istatistiksel olarak Ng düzeyinin değiştiğini göstermektedir. İlişkili çalışmalarda ise Aİİ yeterince incelenmemiştir. Bu çalışma ile Aİİ hastalarında serum Ng düzeyinin sağlıklı bireylerle karşılaştırılarak tanısal ve prognostik bir biyobelirteç olarak klinik kullanımını değerlendirmeyi amaçladık. YÖNTEM: Çalışma Yozgat Bozok Üniversitesi Acil Tıp Kliniği'ne başvuran ve Aİİ tanısı alan 86 hasta ve 55 kontrol katılımcısından oluşmaktadır. Serum Ng düzeyleri ELISA tekniği kullanılarak hesaplandı ve gruplar arası veriler karşılaştırıldı. İstatistiksel anlamlılık için p değeri ˂ 0.05 kabul edildi. BULGULAR: Çalışmaya 86 Aİİ hastası ve 55 kontrol olmak üzere toplamda 141 katılımcı dâhil edildi. Çalışma grubunda bulunan hastaların %48,8'si (n = 42) erkek, % 51,2'si (n = 44) kadın olup kontrol grubunun %41,8'i (n = 23) erkek iken, %58,2'si (n = 32) kadındı. Hasta grubunda yaş ortalaması 69,15 ± 11,86, kontrol grubunda 61,24 ± 9,87 idi. Hasta grubu ve kontrol grubu cinsiyet, yaş ve eşlik eden kronik hastalıklar bakımından istatistiksel olarak benzerdi. Hasta grubunun serum Ng düzeyi ortalama 155,38 ± 51,47 ng/mL iken, kontrol grubunun serum Ng düzeyi 104,45 ± 56,47 ng/mL olarak saptanmış olup, istatiksel olarak anlamlı fark tespit edildi (p ˂ 0.001). Aİİ'nin ilk 24 saatlik akut dönem tanısı için ideal serum Ng cut-off değeri ROC analizi ile 122,92 ng/mL (AUC:0.717, Sen:%66,3, Spe:%65,5) olarak tespit edildi. Aİİ'nin hiperakut dönemi ilk 6 saat içinde olduğu tespit edilen 25 hastanın serum Ng düzeyi 183,35 ± 36,15 ng/mL olarak ölçülürken, 6-24 saat arasında başvuran hasta sayısı 61, serum Ng düzeyi ise 143,92 ± 52,64 ng/mL olarak tespit edildi. İskemik inme başlangıcından itibaren ilk 6 saatin içerisinde başvuran 25 hasta için serum Ng cut-off değeri ROC analizi ile 160,13 ng/mL (AUC:0.868, Sen:%84,0, Spe:%83,6) olarak tespit edildi. Trombolitik tedavi adayları için uygun pencere olan ilk 4.5 saatte başvuran 19 hastanın ise serum Ng düzeyi 186,78 ± 38,00 ng/mL bulunurken, Ng düzeyinin tanısal performansının ilk 6 saat için olan performansı ile benzer olduğu görüldü (AUC:0.874). Ancak serum neurogranin düzeylerinin akut iskemik inmede iskemik enfarkt hacmi, 6-aylık modifiye Rankin Skalası skoru ve 6-aylık mortalite ile korele olmadığı görüldü (sırasıyla p = 0.218, 0.893 ve 0.585). SONUÇ: Bu çalışma akut iskemik inme hastalarının serum Ng düzeyini kontrol grubu ile karşılaştırarak tanısal ve prognostik klinik kullanımını değerlendiren ilk çalışmadır. Akut iskemik inme hastalarında kontrol grubuna göre serum Ng düzeyi anlamlı olarak yüksek tespit edildi. Serum Ng düzeyi akut iskemik inme tanısını öngörmede oldukça başarılıdır. Ancak iskemik enfarkt hacmi ile uzun dönem morbidite ve mortalite açısından yararı gösterilemedi. Anahtar Kelimeler: Akut İskemik İnme, Neurogranin, Biyobelirteç

Beyin iskemisiBiyobelirteçlerNörogranin+4
Mikail Kuşdoğan
Yozgat Bozok University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran/getirilen akut iskemik inme hastalarının inme alt tipinin araştırılması

Amaç: İnme, dünya genelinde mortalitesi ve morbiditesi yüksek hastalık grubudur. Çoğu vakanın 70 yaşın altındaki hastalar olduğu düşünüldüğünde inme sadece yaşlı grup hastalığı değildir. İş gücü kaybı ve artmış sağlık harcamalarına neden olmasından ötürü inme risk faktörlerinin belirlenmesi, önlenmesi ve etiyolojik nedenlerinin ortaya konması önem arz etmektedir. Bu çalışmada, iskemik inmenin etiyolojik alt tipleri ile ön ve arka sistem inmelerinin arasındaki ilişkiyi, etiyolojik alt tip ile etkilenen damarların arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkilerin mortalite üzerine etkisini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 01/01/2019 ve 31/12/2021 tarihleri arasında Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine başvurup intraserebral kanamanın bilgisayarlı tomografi ile ekarte edilip akut iskemik inme tanısı konulan ve sonrasında nöroloji servisi ya da yoğun bakım ünitesine yatışı yapılan 403 hastanın demografik verileri, risk faktörleri, inme alt tipi ve mortalite oranları retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen hastaların yaş ortalaması 72.35 ± 12.43 olup %50.4' ü kadın idi. Çalışmamızda, inme risk faktörleri sıklık sırasına göre hipertansiyon (HT) (%80.9), diabetes mellitus (DM) (%43.7), geçirilmiş iskemik inme (%32.3), atriyal fibrilasyon (AF) (%32.0), hiperlipidemi (HL) (%31.5), sigara içimi (%31.3), koroner arter hastalığı (KAH) (%30.0) ve konjestif kalp yetmezliği (KKY) (%13.4) idi. Damar sulama alanlarına göre akut iskemik inme, %45.7 ile en çok orta serebral arter (MCA) sulama alanında, mortalite oranı ise %20.59 ile en sık 0-30 gün içinde gözlendi. Trial of Org 10172 in Acute Stroke Treatment (TOAST) sınıflamasına göre; hasta grubumuz çoktan aza doğru aterotrombotik inme %50.6, kardiyoembolik inme %28.3, laküner inme %12.4, 'nedeni bilinmeyen inme' %7.2 ve 'diğer inme nedenleri' %1.5 olarak sıralandı. Oxfordshire sınıflamasına göre; hastalarımızın %41.2' si parsiyel anterior sirkülasyon enfarktı (en sık), %28.5' i posterior sirkülasyon enfarktı, %18.4' ü total anterior sirkülasyon enfarktı (TACI) ve %11.9' u laküner serebral enfarkt grubundaydı. TOAST sınıflamasına göre; risk faktörlerinden HT, 'diğer inme nedenleri' hariç tüm inme alt tiplerinde; DM, aterotrombotik inmede ve laküner inmede; HL, laküner inmelerde; KAH, 'nedeni bilinmeyen inme' grubunda, KKY ve AF kardiyoembolik inmelerde; sigara içimi, 'diğer inme nedenleri' grubunda anlamlı düzeyde yüksek saptandı (p=0.000). Aynı sınıflamaya göre tanısal testler bakımından; AF varlığı (%88.6), düşük EF (<%40) (%26.3), mitral yetmezlik (%19.3) ve triküspit yetmezlik (%16.7) en sık kardiyoembolik inme grubunda; sol ventrikül hipertrofisi (%21.1) ve ≥%70 (ciddi) ipsilateral karotis darlığı (%27.0) ise en sık aterotrombotik inme grubunda tespit edildi (p=0.000). Oxfordshire sınıflamasına göre; risk faktörlerinden HT varlığı (%93.2) ve tanısal testler bakımından ≥%70 (ciddi) ipsilateral karotis darlığı (%50.0) en sık TACI inme grubunda saptandı (p<0.05). Her iki sınıflamaya göre, yaşam oranı en yüksek laküner inme grubunda idi (p<0.05). Yine her iki sınıflamanın etiyoloji ve damar tutulumu açısından birbiriyle uyumlu olduğu görüldü (p=0.000). İleri analizlerde, MCA inmelerine ait mortalite oranı diğer damar sulama alanlarına göre anlamlı yüksek saptandı (p=0.000). Sağ veya sol MCA total enfarktlarında mortalite oranları arasında istatistiksel açıdan fark izlenmezken (p>0.05), sağ ve sol MCA alt divizyon enfarktlarında yaşam oranlarının daha fazla olduğu bulundu (p=0.000). Cinsiyete göre bakıldığında; kadın hastalarda, erkek hastalara göre mortalite oranının sağ MCA inmelerinde anlamlı yüksek olduğu saptandı (p=0.046). Sonuç: Akut iskemik inmenin çoğunun MCA (sol>sağ) sulama alanında meydana geldiğini, MCA inmelerinin mortalitesinin daha sık olduğunu, özellikle sağ MCA inmelerinde mortalitenin kadın cinsiyette daha belirgin olduğunu ve MCA alt dal tıkanmalarında yaşam süresinin daha uzun olduğunu saptadık. Bu konuda, geniş vaka serilerini içeren çok merkezli çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar sözcükler: Akut iskemik inme, İnme sınıflandırması, orta serebral arter inmesi, kadın, mortalite

Acil servis-hastaneBeyin iskemisiKadınlar+6
Ömer Jaradat
Kırşehir Ahi Evran University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut iskemik inme tanısında perfüzyon BT incelemenin etkinliği

İnme dünyada kardiyovasküler hastalıklar ve kanserden sonra en sık görülen ölüm nedenidir. İnme olgularının %95'inden serebrovaskuler patolojiler sorumludur. Serebrovasküler patolojilere bağlı inme vakalarının %80 sebebi iskemik nedenlerdir. Serebral iskemi, serebral perfüzyonun azalmasına bağlı gelişen bir patolojidir.Son yıllarda görüntüleme yöntemlerindeki gelişmelere paralel olarak akut iskemik inmenin, semptomların ortaya çıkışından sonraki 4 ? 6 saat içinde trombolitik tedavi ile tedavi edilebileceği gösterilmiştir. Erken görüntüleme ve doğru tanı koymanın tedavinin başarısını arttırması, nöroradyoloğun akut iskemi tanı ve tedavisindeki rolünü daha önemli bir duruma getirmiştir.Çalışmamızda, serebral iskemi sonrası erken tanı ve tedavide kullanılabilirliğini ortaya koyabilmek için; acil servisi ve nöroloji polikliniğine akut serebral olay tablosu ile Aralık 2010 ? Eylül 2011 tarihleri arasında ilk 48 saat içinde başvuran 42 hastaya; konvansiyonel BT sonrası 64 - dedektörlü (VCT XTe Light Speed; General Electric, Milwaukee, USA). BT ile BT perfüzyon incelemesi yapıldı.GE perfüzyon 4 yazılımı kullanılarak analiz gerçekleştirildi. Sonuç parametreleri olarak serebral perfüzyon göstergesi olan CBF, CBV ve MTT haritaları elde edildi. Perfüzyon BT bulguları ile birkaç gün sonra alınan kontrol BT ve/veya difüzyon MR'lar ile karşılaştırıldı. İstatistiksel analizleri yapıldı. İstatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı ( p>0.05). Çalışmamızda perfüzyon BT tekniğinin %96 duyarlılık ve %100 özgüllüğe sahip olduğu bulundu.Perfüzyon BT konvansiyonel BT'ye ek olarak çok kısa bir sürede düşük komplikasyon riski ile ve gelişmiş yazılımlar kullanılarak uygulanabilecek bir yöntem olup perfüzyonu bozulan alanları erken dönemde gösterebilmesi ve penumbra alanı hakkında değerli bilgiler vermesi tanı ve tedavi açısından çok değer arz etmektedir.

Beyin iskemisiPenumbraSerebrovasküler bozukluklar+3
Mehmet Sait Menzilcioğlu
Gaziantep University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel serebral iskemide dekompressif kraniektomi, hipertonik salin ve mannitol tedavilerinin etkileri

Amaç: Serebral iskemi ciddi mortalite ve morbidite nedenidir. Serebral dokuyu iskemi hasarından koruyacak stratejiler önemlidir. Bu çalışmayla anestezi altındaki sıçanlarda uyguladığımız serebral iskemide cerrahi ile medikal tedavinin ayrı veya birlikte uygulanması ile serebral infarkt alanına etkisini karşılaştırdık.Yöntem: Otuz adet erişkin erkek Sprague-Dawley sıçan altı gruba ayrıldı. Anestezi uygulandı. Serebral iskemi modeli sağ CCA oklüzyonu ile sağlandı. Kontrol (Grup 1, n= 5) 1 ml/kg serum fizyolojik, CCAO+Hipertonik salin (HS) (Grup 2, n= 5) 1 ml/kg % 3 hipertonik salin, CCAO+Mannitol (MN) (Grup 3, n=5) 1 gr/kg %20 mannitol tedavisi verildi. Dekompressif kraniektomi (DK) CCA oklüzyonunu takiben 12. saatte 4, 5 ve 6. gruplara uygulandı. Hiç ilaç verilmeden sadece DK ve CCAO yapılan grup 4 olarak alındı (grup 4, n=5). CCAO+DK+HS grubuna (Grup 5, n=5) 1 ml/kg %3 hipertonik salin, CCAO+DK+MN grubuna (Grup 6, n=5) 1 gr/kg %20 mannitol tedavisi verildi. Tedaviler CCAO takiben 1, 12 ve 24.saatlerde yapıldı. İskeminin 24. saati sonunda sıçanlar dekapite edildi. % 2'lik TTC ile boyanan serebral kesitlerin fotoğrafları çekildi. İnfarkt alanının toplam kesit alanına oranı yüzde değer olarak hesaplandı. p < 0.05 düzeyi anlamlı kabul edildi. Bulgular enfarkt alanlarının ortalama değerleri karşılaştırıldığında; Grup 1'de enfarkt alanı % 27.90, Grup 2'de % 13.73, Grup 3'de %15.05, Grup 4'de %10.57, Grup 5'de %8.07 ve Grup 6'da %9.71 idi.Sonuç: Bu çalışma ile serebral iskemide medikal tedavi grupları arasında bir fark olmadığı, dekompressif kraniektominin medikal tedavi gruplarına göre iskemik enfarkt hacminde ileri düzeyde azalma gösterdiği izlendi. Enfarkt hacmini azaltmaya yönelik kombine tedavi yaklaşımları olumlu sonuçlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Deneysel serebral iskemi, dekompressif kraniektomi, mannitol, hipertonik salin

Beyin iskemisiDekompresyonKraniyotomi+2
Mehmet Hüseyin Akgül
Düzce University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut iskemik inmede ilk 24 saatte BFGF düzeyinin değerlendirilmesi

Akut İskemik İnmede Serum Fibroblast Büyüme Faktör Düzeyinin Değerlendirilmesi Giriş ve Amaç: İskemik inme, inmenin ölümcül alt tiplerinden birisidir. Bazik fibroblast büyüme faktörünün (bFGF) ilk olarak fibroblastlarda hücre bölünmesini uyarıcı bir faktör olarak tanımlanmıştır. bFGF, sinir hücrelerinin yaşamlarını sürdürmelerini sağlar, yeni damar yapımını, mezodermal şekillenmeyi, hücre bölünmesini, hücre göçünü uyarır ve yara iyileşmesini hızlandırır Anjiogenik, nörotropik ve damar genişletici özellikleri nedeniyle bFGF ilgi odağı olmuştur. Şu ana kadar iskemik inmeli hastaların serumunda bFGF'yi araştıran çok az çalışma vardır. Bu çalışma; iskemik inmeli hastalarda bFGF değerinin ve klinik durum ile serum bFGF arasındaki ilişkisinin değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Klinik ve radyolojik olarak iskemik inme tanısı almış 96 hastada serum bFGF seviyelerini ölçtük. Yaş ve cinsiyet yönünden benzer 48 sağlıklı kişi kontrol grubuna dahil edildi. ELİSA yöntemiyle serumda bFGF ölçüldü. Bulgular: İskemik inmelilerde bFGF ile 6,6±8,8 pg/ml kontrol grubunda 4,6±4,3 pg/ml saptandı. İskemik inmeli hastalarda serum bFGF düzeyi ile NIHSS ( National Institutes of Health Stroke Scale) skoru arasında korelasyon bulunmadı (p>0.05). Çalışmamızdaki hastaların bFGF değerleri 6,6±8,8 pg/ml ve bu hastalardan eksitus olan 15 hastanın bFGF değerleri ise 5,9±5,4 pg/ml olarak saptandı ( p=0,361). NIHSS ile hs-CRP arasında orta düzeyde pozitif korelasyon mevcuttu. (r=0.413; p=0.011) NIHSS ile CRP arasında hafif düzeyde pozitif korelasyon mevcuttu. (r=0.275; p=0.006). NIHSS ile trigliserit arasında hafif düzeyde negatif korelasyon mevcuttu.(r=-0.235; p=0.004). iii İskemik inmeli hastalardaki bFGF düzeyleri ile kontrol grubundaki bFGF düzeyleri arasında muhtemel bir ilişkiyi ortaya koymak için yapılan korelasyon analizinde anlamlı bir ilişki ve korelasyon saptandı. (p=0.005). Tartışma: İskemik inmeden sonra artmış bFGF nöron koruyucu ve anjiogeneze neden olan mekanizmalardan birisi olabilir. Sonuç olarak bu çalışma akut dönemde iskemik inmeden sonra serum bFGF düzeyinde artış olduğu ve istatiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. Bu hastalarda bFGF artışı, beyin hasarını azaltmaya yönelik koruyucu bir cevap olabilir veya anjiogenezle ilişkili olabilir. Anahtar Kelimeler: : Bazik Fibroblast Büyüme Faktörü, İntraserebral iskemi, Anjiogenez

Anjiyogenez inhibitörleriBeyin iskemisiFibroblast büyüme faktörü+2
Şahidin Şen
Düzce University
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral iskemi reperfüzyon hasarında uzak iskemik ardkoşullanmanın infarkt alanı, asprosin, nükleer faktör eritroidle ilişkili faktör 2, MİRNA-93 ve MİRA-27B düzeylerine etkileri

İskemi-reperfüzyon (IR) hasarı, oksijensiz dokunun yeniden sirkülasyonu sonucu oluşan patofizyolojik değişiklikler serisidir. Beynin subletal dozda beklenmeyen olaylara adapte olabildiği ve hücre dayanıklılığını geliştirebildiği bilinmektedir. Uzak iskemik ardkoşullanma (RePostC) uzak organlardaki girişimlerle iskemiye duyarlı vital organları koruyan noninvaziv bir metoddur. Bu çalışmada serebral IR hasarında uzak iskemik ardkoşullanmanın; IR'ye bağlı infarkt alanı, oksidatif stres kaynaklı apoptoz ve nekrozdan korunmayı sağlayan, enerji modülatörü, Asprosin, serebral iskemide antioksidan genleri düzenleyerek nöroproteksiyona aracılık eden Nükleer Faktör Eritroidle İlişkili Faktör 2 (Nrf2), inflamasyon, oksidatif stres ve apoptozu azaltabilen mikroRNA (miRNA)-93 ve inhibisyonu aktive edilmiş protein kinazı düzenleyerek iskemik inmeden sonra iyileşmeyi destekleyebileceği düşünülen miRNA-27b düzeylerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Çalışmamızda sıçanlar 3 gruba ayrıldı. Orta serebral artere (OSA) 90 dakika iskemi-24 saat reperfüzyon uygulandı. RePostC sağ arka bacağa 5'er dakika 3 siklus IR şeklinde iskemiden sonra uygulandı. İnfarkt alanı, Tetrazolyum Klorid boyama ile belirlendi. Nrf2 protein ekspresyon düzeyleri Western Blot, miRNA düzeyleri PCR ve Asprosin düzeyleri ELISA yöntemi ile ölçüldü. İnfarkt alanı, miRNA-93 ve miRNA-27b düzeyleri IR'de artarken, tedavi ile anlamlı azaldı. Asprosin ve Nrf2 düzeyleri ise IR'de azalırken, RePostC ile anlamlı arttı. Asprosin, Nrf2, miRNA-93 ve miRNA-27b düzeyleri IR hasarının teşhisinde ve tedavinin değerlendirilmesinde biyobelirteç olabilir. RePostC; asprosin ve Nrf2 düzeylerini etkileyerek, IR'ye bağlı oksidatif stresi, inflamasyonu, apoptozu ve nekrozu azaltabilir. Bu etkilerine miRNA-93 ve miRNA-27b aracılık edebilir. Noninvaziv, güvenli ve kolay uygulanabilir bir yöntem olan RePostC için ileri çalışmalara ihtiyaç olmakla birlikte, serebral IR hasarında tedavi yaklaşımı olarak değerlendirilebilir ve klinik olarak test edilebilir.

AsprosinBeyin iskemisiRNA+4
Tuğçe Şahin
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sessiz serebral iskemi belirteçi olarak karotis arter stentleme öncesi ve sonrası bakılan iskemi modifiye albümin

ÖZET Sağlık bakanlığı 2010 verilerine göre ülkemizde inme, iskemik kalp hastalıklarından sonra mortalitenin ikinci en sık nedenidir. Özürlülüğün en sık nedeni ise inmedir. Tahmin edilen inme prevalansı yaşla birlikte artar. Önemli oranda karotis arter stenozu 60-79 yaşlarındaki hastaların yaklaşık % 0,5'inde görülürken, 80 yaş ve üstü hastaların yaklaşık % 10'unda görülür. Tüm iskemik inme olgularının yaklaşık % 20-25'nin nedeni kraniyoservikal aterosklerozdur. Asemptomatik karotis arter darlığı % 75'in altında ise yıllık inme riski %1,3 iken, darlık %75'in üzerindeyse yıllık inme ve geçici iskemik atak (GİA) riski %10,5'e çıkmaktadır. Bu çalışmada klinik bulgu vermeyen karotis darlığında stentlemeden önce ve 14 gün sonra iskemi modifiye albümin (İMA) düzeyi bakılarak sessiz iskemi varlığının çalışılması amaçlanmıştır. Çalışmaya kliniğimize başvuran akut inme bulguları olmayan hastalar alındı. İskemik kalp hastalığı, pulmoner emboli, iskelet kası iskemisi ve ileri dönem böbrek yetmezliği gibi İMA düzeyinde yüksekliğe yol açan hastalığı olanlar dışlandı. Çalışmaya alınan hastalardan (n=32) karotis arter stentlemeden önceki 24 saat içinde ve 14 gün sonra kan alınarak santrifüj edildi ve -20 derecede saklandı. Tüm numuneler aynı gün çalışıldı. Karotis stentlemeden önce bakılan İMA düzeyi stentlemeden sonra bakılan İMA düzeyine göre belirgin şekilde (p<0.0001) yüksek saptandı. Karotis darlığının derecesi, yaş, cinsiyet ve eşlik eden hastalık değişkenleriyle İMA düzeyi arasında ilişki saptanmadı. Karotis darlığının tanısında doopler ultrasonografi, kontrastlı bilgisayarlı tomografi anjiyogram (BTA), kontrastlı manyetik rezonans anjiyogram (MRA) ve dijital substrakt anjiyogram (DSA) gibi yöntemler kullanılmaktadır. Bu çalışma karotis darlığında İMA'nın basit, ucuz ve non invaziv bir tarama testi olarak veya doopler ultrasonografi ile korele kullanılabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca İMA'nın perfüzyon bozukluğuyla da korele olabileceği düşünülmektedir. Sonuç olarak bu çalışma karotis darlığında klinik bulgu olmadığında bile sessiz bir iskemik sürecin olduğunu, İMA'nın sessiz serebral iskeminin non invaziv bir belirteci olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir. Anahtar sözcükler: Sessiz serebral iskemi, karotis darlığı, karotis arter stentleme, iskemi modifiye albümin

Beyin iskemisiKarotis arterleriKarotis stenozu+2
Zeynal Tunç
Fırat University
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Ardkoşullanma ve melatoninin serebral iskemi-reperfüzyon hasarında mitofaji aracılı etkileri

İskemik ardkoşullanma (PostC), dokunun reperfüzyon esnasında iskemi-reperfüzyon (IR)' un kısa bölümlerine maruz kaldığında, hasara karşı tolerans artışını hedefleyen güçlü, endojen, koruyucu bir yöntemdir. Uzak iskemik ardkoşullanma (RePostC) ise uzak organlardaki girişimlerle iskemiye duyarlı vital organları koruyan noninvaziv bir metoddur. Mitofaji ile mitokondriyal biyoenerjetiğin düzenlenmesinin inme tedavisinde umut verici olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada PostC, RePostC ve beyin dokusunda koruyucu etkileri bilinen melatoninin serebral IR hasarında hasar göstergesi BNP; mitofajide farklı yolaklarda görevli proteinler Parkin-PINK1, BNIP3 ve FUNDC1 ekspresyon düzeyleri ve lokomotor aktiviteyi değerlendirmek amacıyla kullanılan davranış testleri üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlandı. Sıçanlar 5 gruba ayrıldı (n:10). Orta serebral arter (OSA) oklüzyonu sonrası reperfüzyon başlangıcında, 3 siklus 30 sn reperfüzyon/10 sn iskemi şeklinde PostC; sağ arka bacağa 5'er dk 3 siklus reperfüzyon-iskemi şeklinde RePostC; reperfüzyon öncesinde tek doz melatonin uygulandı. Protein ekspresyon düzeyleri Western Blot ile tespit edilirken; nöronal canlılığın tespiti için DAPI boyama ve motor koordinasyonun analizi için açık alan, dikey çubuk ve ışın yürüme testleri gerçekleştirildi. BNP, Parkin-PINK1, BNIP3 ve FUNDC1 düzeyleri IR hasarı ile anlamlı arttı. Tedavilerle Parkin ve PINK1 düzeyleri değişmezken; BNP, FUNDC1 ve BNIP3 düzeyleri IR'ye göre anlamlı azaldı. Davranış testlerinde lokomotor aktivite, IR ile anlamlı azalırken tedavi uygulamaları anlamlı bir değişiklik göstermedi. Sonuç olarak; Parkin-PINK1, FUNDC1 ve BNIP3 protein ekspresyon düzeylerinin artışı, tüm mitofaji yolaklarının OSA oklüzyonuna bağlı serebral IR ile aktif olduğunu gösterebilir. PostC, RePostC ve melatonin, BNIP3 ve FUNDC1 aracılı mitofajiyi inhibe ederek koruyuculuk sağlayabilir. Serebral IR hasarına bağlı olarak artan BNP düzeyleri IR hasarının teşhisinde ve tedavinin değerlendirilmesinde biyobelirteç olabilir. Ardkoşullanmalarla benzer mekanizmalar ile koruyuculuk sağlayan melatonin farmakolojik koşullanma yapan bir ajan olarak düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: ardkoşullanma, melatonin, mitofaji, BNIP3, FUNDC1, Parkin-PINK1, BNP

Beyin iskemisiMelatoninNatriüretik ajanlar+3
Gülnur Aslan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut iskemik inmede serum p-selektin ve tafi (Trombin ile aktive edilebilen fibrinolizis inhibitörü) düzeylerinin internal karotis arter intima-media kalınlığı, stenoz oranı ve klinik parametrelerle ilişkisi

ÖZET Akut iskemik inme farklı patofizyolojik nedenlerden kaynaklanmaktadır. P-selektin ve TAFİ düzeylerinin iskemik inmede arttığı ve ateroskleroz ile tromboemboli için risk faktörü olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmada akut iskemik inme olgularında serum P-selektin ve TAFI düzeyleri ve bu düzeylerin ana karotis arter intima-media kalınlığı, internal karotis arter stenoz oranları ve klinik parametreler arasındaki ilişki incelendi. Akut iskemik inme tanılı 40 hasta ve 22 sağlıklı kontrol olgusu çalışmaya alındı. Hasta ve kontrol gruplarında inme sonrası başvuru anı (ilk 48 saat), 7.gün, 14.gün ve 1.ayda venöz kan örneklerinden serum P-selektin ve TAFI düzeyleri ELİSA yöntemi ile çalışıldı. Ana karotis arter intima-media kalınlığı ve internal karotis arter stenoz oranları B-mode ultrasonografi ile ölçüldü.Hasta ve kontrol grubu arasında serum P-selektin düzeyleri arasında tüm zaman dilimlerinde anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0.05), ancak serum TAFİ düzeyleri başvuru anında (%128.2±21.0 / 111.6±17.4), 7.günde (%128.5±24.2 / 110.5±19.2), 14.günde (%129.7±18.8 / 106.3±16.8) ve 1.ayda (%132.9±22.0 / 111.4±18.5) olmak üzere hasta grunda kontrol grubundan yüksek bulundu (p<0.001, p<0.004). Büyük damar aterosklerozunda laküner infarkta göre 14.gün ve 1.ayda serum TAFİ düzeyleri yüksek saptandı (p=0.047, p=0.033), serum P-selektin düzeylerinde etiyolojiye göre gruplar arasında bir farklılık izlenmedi. Hasta grubunda başvuru anında yapılan NIHSS, Barthell ve RANKIN skalaları ile serum P-selektin ve TAFİ düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (p<0.05). Ancak, NIHSS ve RANKIN değerlerinin zaman içinde düştüğü, ancak 72Barthell indexinin ise yükseldiği dikkati çekti, bu da klinik düzelme olarak yorumlandı. Sonuç olarak akut ve subakut iskemik strokta gösterilen artmış serum P-selektin düzeyi ile karotis arter İMK arasındaki pozitif korelasyon çalışmamızda saptanmadı, ancak artmış serum TAFİ düzeyi ile karotis arter İMK ve stenoz oranları arasında pozitif bir ilişki gösterildi. TAFİ artışının asemptomatik aterosklerozun ve iskemik strokta erken aterosklerozun belirteci olabileceği düşünüldü.Anahtar Sözcükler: İskemik inme, P-selektin, Trombin ile aktive edilebilen fibrinolizis inhibitorü (TAFİ), karotis intima-media kalınlığı (İMK), karotis arter stenozu n

Beyin iskemisiKarotis intima mediaKarotis stenozu+3
Dilek Yılmaz
Gazi University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran iskemik ve hemorajik serebrovasküler hastalarda ortalama eritrosit volümü, ortalama trombosit volümü ve soluble CD 40 ligand düzeylerinin araştırılması

Serebrovasküler hastalıklar (SVH), dünyada ölümün ve işgücü kaybının önde gelen nedenlerindendir. İnme tanısında ve prognoz tayininde görüntüleme yöntemlerinin yanısıra her geçen gün yenisi eklenen biyokimyasal belirteçlerinde klinik önemi artmaktadır. Çalışmamızda iskemik ve hemorajik SVH'larda soluble-CD40 ligand, ortalama trombosit hacmi (MPV) ve ortalama ritrosit hacmi (MCV) düzeylerini tespit ve bunların prognoz ve mortalite ile ilişkisinin tespit edilmesi amaçlandı. Çalışmaya 100 iskemik ve 80 hemorajik SVH hasta ve 50 sağlıklı gönüllü kontrol grubundan oluşan 230 birey dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 67,7±13,5 /yıl olup %50,6'sı erkek (n=91) idi. Soluble CD40 Ligand ve MCV açısından hasta grupları ile kontrol grubu arasında anlamlı bir fark yoktu. Ortalama trombosit hacmi iskemik inmeli hastalarda (9±0,9 fl) (p: 0,000 ) ve hemorajik inmeli hastalarda (8,8±1,2 fl) (p: 0,009) kontrol grubuna (8,3±0,8 fl) göre anlamlı oranda yüksekti. Serebrovasküler hastalık geçiren hastaların %22,2'si (n=40) exitus oldu. Exitus olanlarda soluble CD40 Ligand değerlerinin (3,56 ± 2,11 ng\ml), yaşayan hastaların soluble CD40 Ligand değerine (5,01± 4,03 ng\ml ) göre anlamlı oranda azaldığı (p=0,003) tespit edildi. Sonuç olarak çalışmamızda MPV'nin kontrol grubuna göre daha yüksek olsa da MPV ve MCV'nin yaşayan ve exitus olan hastalarda anlamlı oranda değişmediği, fakat hastaneye başvuru sırasında ölçülen soluble CD40 Ligand seviyesinin exitus olan hastalarda anlamlı olarak düşük olduğu tespit edildi. . Anahtar kelimeler: Serebrovasküler hastalık, ortalama eritrosit volümü, ortalama trombosit volümü, soluble CD40 Ligand

Acil servis-hastaneAcil tedaviAcil tıp+5
Ömer Canpolat
Fırat University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran iskemik ve hemorajik serebrovasküler hastalıklı hastalarda "ubikuitin C-terminal hidrolaz-LI" düzeylerinin araştırılması

Acil servis başvurularında şuur bulanıklığı şikayeti önemli bir yer tutmaktadır. Acil servise şuur bulanıklığı ile başvuran hastalarda sık görülen nedenler arasında serebrovasküler hastalıklar (SVH) ve metabolik bozukluklar önemli bir yere sahiptir. Çalışmamızda Ubikuitin C-Terminal hidrolaz – L1'in (UCH-L1) nöronlara olan özgüllüğü, yüksek düzeylerde bulunması ve nöropatolojik tablolarda artması nedeniyle, nontravmatik SVH olan hastalardaki düzeyinin sağlıklı kontrol ve metabolik nedenli şuur değişikliği olan gruplarla kıyaslanarak tanı, prognoz ve mortalite ile ilişkisinin araştırılması amaçlandı. Çalışmaya, gönüllü olarak bu çalışmaya katılmayı kabul eden 80 iskemik SVH, 40 hemorajik SVH, 80 metabolik nedenli şuur değişikliği olan hasta ve 40 sağlıklı kontrol grubu olmak üzere toplam 240 kişi dahil edildi. Çalışmamızda iskemik SVH hastalarında UCH-L1 düzeyleri metabolik şuur değişikliği olan hastalara göre daha yüksek idi (p=0,004). Ayrıca hemorajik SVH hastalarında da UCH-L1 düzeyleri metabolik şuur değişikliği olan hastalara göre daha yüksek (p=0,002) olarak tespit edildi. Sonuç olarak UCH-L1, iskemik ya da hemorajik SVH'ların metabolik şuur değişikliği olan hastalardan ayrımında bir marker olarak kullanılabilir. Anahtar kelimeler: İskemik serebrovasküler hastalık, hemorajik serebrovasküler hastalık, Ubikuitin C-Terminal hidrolaz–L1, metabolik şuur değişikliği

Acil servis-hastaneAcil tıpAcil tıp servisleri+7
İhsan Yiğit
Fırat University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut inme tanısı alan hastalarda Paraoksonaz-1 geni Q192R ve L55M polimorfizmlerinin araştırılması

Akut iskemik inme gelişiminde artmış oksidatif stresin etkisi olduğu bilinmektedir. İnsan vücudunda oksidatif strese karşı etki gösteren antioksidan sistemlerden biri düşük dansiteli lipoproteinleri oksidasyona karşı koruyan paraoksonaz enzimidir. Bu çalışma ile iskemik SVH'lı hastalarda PON1 Q192R ve L55M gen polimorfizmlerini araştırılması amaçlanmıştır.Acil servise başvuran Akut iskemik inme tanısı almış 50 hastanın ve 50 adet kontrol grubu hastasının periferik kanları alınıp DNA'ları elde edildi. Genotipler, polimeraz zincir reaksiyonu ile belirlendi ve Q192R polimorfizmi için Alw I ve L55M polimorfizmi için Hsp92II restriksiyon enzimleri kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesi Ki-kare ve Fisher's Exact Testi ile yapıldı.İskemik SVH hastalığı olanlar ve kontrol grubunda arasında Q192R polimorfizmi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (P=0.05). L55M polimorfizmleri açısından hasta ve kontrol grupları arasında istatistiksel fark bulunmadı (P>0.05).Yaptığımız çalışma iskemik SVH'lı hastalarında PON1 geni Q192R ve L55M polimorfizmlerini inceledik. Sonuç olarak, PON-1 geni Q192R polimorfiziminin SVH patogenezine katkısı olduğu gösterilmiştir. Bu konuda daha fazla araştırma yapılması gerektiğine inanmaktayız.Anahtar Kelimeler: İskemik SVH, paraoksonaz, polimorfizm.

Beyin iskemisiGenlerParaoksonaz+2
İlhami Adsız
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel serebral iskemi-reperfüzyon oluşturulmuş ratlarda memantin kullanımının koruyucu etkilerinin incelenmesi

İnme (stroke) koroner kalp hastalığı ve kanserlerin ardından üçüncü sırada gelen ölüm nedenidir. En sık görülen inme tipi iskemik inmedir.Hipoksi-iskemi ve reperfüzyon sonrasında gelişen apopitozisin şiddeti beyin hasarının bir göstergesidir. Serebral iskemide hücre ölümüne uzanan olayları başlatan birçok faktör bulunmaktadır. En önemli faktörlerin başında hücre içi kalsiyum konsantrasyonundaki aşırı artış gelmektedir N-metilD-aspartat (NMDA) reseptörlerdeki iyon kanalları Ca+2'nın hücreye girişini artırarak hücre ölümüne neden olmaktadırlar.Memantin, NMDA reseptörünün fenilsiklidin bölgesine bağlanan nonkompetitif eksitatör aminoasid blokörüdür. İskemi öncesi veya sonrası memantin uygulamasının nöronal hasarı azalttığını ileri süren invitro ve invivo çalışmalar yayınlanmıştır. Memantin molekülünün iskemi sonrası, özellikle penumbra alanındaki apopitoz ile sonuçlanan nöronal hasarı azaltıcı etkisi olabileceği varsayımı ile bu çalışma yapıldı. Deneysel araştırma her grup da 7 rat bulunan üç grupta yapıldı. Kontrol grubuna hiçbir işlem yapılmadı ve normal beyin dokusunun değerlendirilmesi amacıyla kullanıldı. İskemi ve iskemi-ilaç grubundaki ratların sağ kommon karotis arteri kleplenerek geçici fokal serebral iskemi oluşturuldu. İskemi-ilaç grubuna iskemiden 30 dakika sonrasında ve 5 gün boyunca 10 mg/kg intraperitoneal memantin uygulandı. Deney sonunda tüm ratlar sakrifiye edildi. Beyin dokularında antioksidan ve oksidan düzeylerinin ölçümü yapıldı. Tüm örnekler immunohistokimyasal olarak TUNEL yöntemiyle boyanıp apopitotik hücreler belirlendi. Memantinin uygulanan grup iskemi grubu ile karşılaştırıldığında, beyin dokusunda ki apopitotik hücreleri azalttığı ve oksidan düzeylerinde de belirgin iyileşme sağladığı görüldü (p<0.05).Sonuç olarak bu çalışma memantin uygulamasının deneysel serebral iskemik dokuda oluşan nöronal hasarı azaltmada etkili olabileceğini düşündük.Anahtar kelimeler: İskemik inme, Memantin, Rat

Beyin iskemisiMemantineReperfüzyon lezyonu+3
Hasan Hüseyin Özdemir
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut iskemik inmede serum chemerin düzeyi ve karotis intima-media kalınlığı ilişkisinin değerlendirilmesi

İskemik inme dünya genelinde ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. İskemik inmelerin en önemli nedeni aterotrombotik olaylardır. Ateroskleroz intima tabakasında aterom adı verilen plakların oluşumu ile karakterize ilerleyici inflamatuar bir hastalıktır. Bazı çalışmalarda adipoz dokudan salınan adipokinlerin lokal ve endokrin etkilerini aterosklerotik lezyonlar üzerinde gösterdikleri bulunmuştur. Bu adipokinlerden biri de inflamasyon ve koagulasyon sırasında serin proteazlar tarafından aktive olup inflamasyon bölgesine makrofajların ve dendritik hücrelerin kemotaksisini uyaran chemerindir. Bu çalışmada, iskemik inme hastalarında chemerin düzeyi ve aterosklerozun erken belirteçlerinden karotis intima-media kalınlığı arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı.Çalışmaya akut iskemik inme tanısı konulan 40 hasta ve sağlıklı 40 gönüllü birey alındı. Serum chemerin düzeyleri, hasta grubuyla kontrol grubu arasında karşılaştırıldı. Hastaların kranial görüntülemeleri ve nörolojik muayeneleri yapıldı. Grupların demografik verileri kaydedildi. HT, DM, kalp hastalıkları vb. risk faktörleri değerlendirildi. Karotis intima-media kalınlığı doppler ultrason ile ölçüldü. Ayrıca, serum chemerin düzeyi ve karotis intima-media kalınlığı hasta grubunda TOAST (Trial of Org 10172 in Acute Stroke Treatment) sınıflamasına göre karşılaştırıldı.Hasta grubunun ortalama chemerin düzeyi, kontrol grubunun ortalama chemerin düzeyinde daha yüksek bulundu ve karşılaştırıldığında aradaki fark istatiksel olarak anlamlı idi (p<0,05). Karotis intima-media kalınlığı ölçümü iskemik inmeli hastalarda (1±0,2) kontrol grubunda (0,6±0,1) olarak ölçüldü; aradaki fark istatiksel olarak anlamlı idi (p<0,05). Chemerin düzeyi ile karotis intima-media kalınlığı arasında da güçlü pozitif korelasyon bulundu (p<0,05). TOAST sınıflamasına göre küçük ve büyük infarkt alanı olan hastaların chemerin düzeyleri ve karotis intima-media kalınlığı değerleri arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05).Sonuç olarak bu çalışmada, chemerin molekülünün ateroskleroz ve dolayısıyla iskemik inme gelişiminde rolü olabileceğini düşünüldü. Bununla birlikte; chemerin düzeyinin iskemik inmede özellikle akut dönemde artması, proinflamatuar etkisinin yanında başka etkilerinin de olabileceğini düşündürmektedir.Anahtar Kelimeler: İskemik inme, Chemerin, Karotis intima-media kalınlığı

Beyin iskemisiKarotis intima mediaKimerin+2
İklimya Nimet Ataş
Fırat University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İskemik ve hemorajik serebrovasküler hastalıklarda copeptin düzeylerinin tanı ve prognozla ilişkisi

Serebrovasküler hastalık (SVH), tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Hastalarda SVH tanısının konulması, erken dönemde gelişebilecek komplikasyonların belirlenmesi ve tedavinin başlanması önemlidir. Copeptin, pre-pro-vasopressinin bir parçasıdır, vasopressinle eşit molar miktarda sentezlenir. Kortizole oranla endojen stres seviyesini daha iyi yansıttığı gösterilmiştir. Kardiyovasküler hastalıklar, sepsis, şok, stroke, travma, kanser gibi durumlarda plazmada copeptin hızlı bir şekilde yükselir. Bu hızlı yükseliş çalışmanın tanı ve prognoz belirlenmesinde değerlidir. Çalışmamızda acil servise SVH ile başvuran hastalarda copeptin düzeylerinin tanı ve prognozla ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmaya, Ekim 2012-Eylül 2013 tarihleri arasında acil servise başvuran iskemik ve hemorajik serebrovasküler hastalık tanısı alan 18 yaş üstü hastalar dahil edildi. Çalışmaya serebrovasküler hastalık tanısı almış 50 iskemik, 50 hemorajik, 50 travmatik hemorajik olmak üzere 150 hasta ve 50 sağlıklı kişi alındı. Hasta grubundan hastaneye başvuru anında; sağlıklı kontrol gruptaki kişilerden de başvuru anında kan örneği alındı. Copeptin düzeyi iskemik SVH'da 7,56,3 ng\dl (p<0,05), hemorajik SVH'da 6,85,3 ng\dl (p<0,05) , travmatik SVH'da 7,24,7 ng\dl (p<0,05), kontrol grubunda 2,11,0 ng\dl idi. Serum copeptin düzeyi SVH gruplarının her birinin kontrol grubu ile yapılan karşılaştırmasında anlamlı farklılık tesbit edildi (p<0,01). Serum copeptin düzeyi ile hastaların hastane içi prognozu ve mortalitesi arasında ki ilişkiye baktığımızda copeptin düzeyi ile kötü prognoz ve mortalite artışı arasında doğru orantı tesbit edildi. Sonuç olarak SVH'lı gruplarda artmış copeptin düzeyi, kötü prognoz ve mortalite artışı ile ilişkili bulunmuştur. Bu da bize copeptinin, prognoz göstergesi ve mortalite hesaplanmasında belirteç olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Serebrovasküler hastalık, Copeptin

Beyin iskemisiCopeptinPrognoz+4
Feyza Aksu
Fırat University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel serebral iskemi-reperfüzyon oluşturulmuş ratlarda bosentan kullanımının koruyucu etkilerinin incelenmesi

İnme (stroke) koroner kalp hastalığı ve kanserden sonra ölüme sebep olan üçüncü sıradaki hastalık grubudur. İskemik inme ise serebrovasküler hastalıklara bağlı inmelerin en sık sebebidir.Apopitozis, beyin parankiminin iskemi sonrası oluşan reperfüzyon ve sekonder doku zedelenmesindeki en önemli mekanizmalardan biridir. Serebral iskemide hücre ölümüne uzanan olayları başlatan birçok faktör bulunmaktadır. Bunlar, serbest radikal üretimi, eksitoksisite, sodyum ve kalsiyum akışı bozulması, enzimatik değişiklikler, inflamatuvar sürecin uyarılması, trombosit ve lökositlerin aktivasyonu, gecikmiş koagülasyon, endotelyal disfonksiyon ve endotelin (ET) salınımını içerir. En önemli faktörlerin başında hücre içi kalsiyum konsantrasyonundaki aşırı artış gelmektedir. Hücre içinde aşırı artan kalsiyum konsantrasyonu fosfalipazlar, proteazlar ve endonükleazlar gibi enzimlerin aktivasyonunu ve serbest radikal oluşumuna yol açan olaylar zincirini başlatır. Ayrıca endotelinlerin ETA ve ETB reseptörlerine bağlanması sonucu hücre içi sinyal sistemleri harekete geçer. Örneğin G proteinlerinin uyarımı sonucu, fosfolipaz C aktivasyonu, inositol fosfat ve diaçilgliserol salınımı ve hücre içi kalsiyum depolarından kalsiyum düzeylerinin yükselmesi söz konusudur.Endotelin sisteminin çeşitli biyolojik etkileri nedeniyle ateroskleroz, hipertansiyon, konjestif kalp yetmezliği, akut koroner iskemik sendromlar ve akut-kronik renal yetersizlikte rol alabileceği düşünülmektedir.Bosentan, endotelin reseptörleri olan, hem ETA hem de ETB'nin kompetitif antagonistidir. Günümüzde primer (idiyopatik ve ailesel) pulmoner arteryel hipertansiyon (PAH) tedavisinde kullanılmaktadır. Endotelin antagonistlerinin güçlü vazodilatör etkisi ile birlikte antioksidan özelliği olduğu da bildirilmiştir.Bu çalışmada iskemi-reperfüzyon oluşturulan ratlara işlem sonrasında 5 gün süre ile düzenli olarak bosentan molekülü uygulandı. Dekapite edilen ratların beyin dokularına histopatolojik incelemeler yapıldı. Beyin dokularında oksidan ve antioksidan düzeyleri belirlendi. Bosentan uygulanan ratların antioksidan düzeylerinin ve histopatolojik incelemelerinin bosentan uygulanmayan gruba göre daha iyi olduğu gözlendi.Sonuç olarak bu çalışma bosentanın, iskemik inmenin nöron ölümü ile sonuçlanan olumsuz etkilerini azaltabilecek bir ajan olabileceğini göstermektedir.Anahtar kelimeler: İskemik inme, Bosentan, Rat

Beyin iskemisiBosentanSerebrovasküler bozukluklar+1
Eser Ataş
Fırat University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serebral iskemi reperfüzyon hasarı modelinde visnagin'in farklı dozlardaki nöroprotektif potansiyelinin incelenmesi

Giriş ve Amaç: Serabral iskemi, beynin kan akışının azalmasına sekonder olarak nöral dokular için gerekli olan oksijenasyonun kesintiye uğramasıdır. Morbidite ve mortalitenin en önemli nedenleri ararısında iskemik inme yer alır. İnme; hemorajik inme ve iskemik inme olarak ikiye ayrılır. Yaklaşık olarak inmelerin %88'ini iskemik inme oluşturur. İskemik inmelerin çoğunluğunu MCA'dan beslenen alanlarda görülür. İskemik inmede günümüzde 2 tip tedavi yaklaşımı öne pılandadır. Bunlar rekanalizasyon ve nöroproteksiyondur. Rekanalizasyonda kabul edilen tek medikal tedavi seçeneği rtPA'dır. rtPA'nın iskemik inmede ilk 4,5 saatte kullanılabilmesi sebebiyle kullanımı sınırlıdır. Bu nedenle kullanımı daha geniş tedavi protokolleri üzerinde çalışılmaktadır. İskemik inmede bir dizi farklı mekanizmalar rol oynamaktadır. Nöroproteksiyon, bu biyokimyasal ve moleküler olayların önlenip veya yavaşlatılmasıyla ilgili beyni iskemiye karşı koruma gayretidir. Bu amaca uygun birçok antioksidan, antiinflamatuvar, antiapoptotik ve antisitotoksik ajanlar kullanılmıştır. Kromon ve furan'ın bir bileşik türevi olan visnagin furanokromonu halk arasında kürdan otu olarak ta bilinen hıltan bitkisinde yoğun miktarda bulunmaktadır. Latince adı Ammi visnaga olan hıltan bitkisi yenilebilir yabani bitkiler arasında yer almakta ve Türkiye ve Fas gibi ülkelerde bulunmakta ve toplumda geleneksel tıpta yoğun şekilde kullanılmaktadır. Yapılan toksikolojik incelemelerde visnagin'in majör kaynağı olan kürdanotu'nun deney hayvanlarında yüksek dozlarda dahi toksikolojik bir etki göstermedi bildirilmiştir. Bu bitkisel ürün ile yakın dönemde yapılmış olan araştırmalarda visnagin'in anti-inflamatuvar potansiyele sahip olduğu ve vazodilatör etki gösterdiği bildirilmiştir. Yaptığımız çalışmada visnagin'in nöroprotektif etkisinin literatür göz önünde bulundurularak belirlenen düşük, orta ve yüksek doz uygulamalarında serebral iskemi reperfüzyon sonrası koruyucu etkisini araştırdık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmamızda rastgele seçilmiş 328,53 ± 47,20gr ağırlıkları olan 35 adet Sprague Dawley cinsi dişi sıçanlar kullanıldı. 10 mg/kg ksilazin ve 80 mg/kg ketamin ile anestezi uygulandıktan sonra sağ common karotid arterden girerek internal karotid artere doğru yönlendirilen sütur internal karotid arterden ilerletilerek MCA oklüde edildi. 90 dakika bekletip iskemi oluşturulduktan sonra sütur geri çekilip reperfüzyon sağlandı. Sıçanlar 7'li 5 gruba ayrıldı. 1. Grup: işlem yapılmayan grup, 2. Grup: iskemi oluşturulan grup, 3. Grup: iskemi sonrası düşük doz olan 10mg/kg Visnagin verilen grup, 4. Grup: iskemi sonrası orta doz kabul edilen 30mg/kg visnagin verilen grup ve 5. Grup: iskemi sonrası yüksek doz kabul ettiğimiz 60mg/kg Visnagin verilen grup olarak belirlendi. İlk dozlar reperfüzyon sağlandıktan sonra diğer dozlar 24 saat arayla toplam 3 doz visnagin tedavisi verildi. Tüm visnagin tedavi dozları yapıldıktan sonra yeniden anestezi uygulanan sıçanlar önce torakotomi ile intrakardiyak kanları alındı. Sonra sıçanlar sakrifiye edilip beyin dokuları steril şartlarda çıkarıldı. Çıkarılan dokular oda sıcaklığında %10'luk formaldehit içerisinde fikse edildi. Elde edilen kesitler hemtatoksilen&eosin ile boyandı. Kesitlerde konjesyon, perinöral ve perivasküler ödem, hücre çekirdeklerinde piknozis ve reperfüzyon sonrası kanama odakları değerlendirildi. Alınan kesitler ayrıca parafin bloklarına gömülerek üzerlerine Bax, TNF-α, CD86 ve CD163 antikorları damlatılıp oluşan sinyaller gözlendi. Bulgular: Deneyimizde beyin dokusunda hemorajik alanlar, perinöral ödem, vasküler yataklarda konjesyon, nöron ve glial hücre çekirdeklerinde piknozis, İmmünohistokimya olarak Bax, TNF-α CD86 ve CD163 ekspresyonları incelendi. İskemi grubunda diffüz ve fokal ve hemorajik alanlar, nöron ve glialarda piknotik çekirdek miktarında artış, vasküler lümende konjesyon, perinöral ödem, Bax düyeyinde artış, CD163 immunpozivitesinde azalma, TNF-α ve CD86 düzeyinde artış saptandı. İskemiden sonra 10mg/kg visnagin verilen grupta hemoraji alanlarının kısmen kaybolduğu, nöron ve glial hücrelerde piknotik çekirdekli hücrelerin oldukça azaldığı, Perinöral ödemin kısmen azaldığı, Bax düzeyi, CD86, CD163 immunopozivitesi ve TNF-α ekspresyonunun iskemi grubuna benzer olduğu görüldü. İskemiden sonra 30mg/kg visnagin verilen grupta hemoraji alanlarının önemli oranda azaldığı, perinöral ödem, nöron ve glial hücrelerde piknozis görülse de iskemi grubuna kıyasla bu oranın oldukça azaldığı görüldü. Bax düzeyinin azaldığı, CD86 immunopozivitesi 10mg visnagin verilen gruba göre azaldığı, CD163 immunopozivitesinin kısmen arttığı, TNF-α ekspresyonunda ise azalma izlendi. İskemi sonrası 60mg/kg visnagin verilen grupta ise subaraknoid kanama izlerinin neredeyse tamamen ortadan kalktığı, beyin dokusuna geçen kan doku hücrelerinin büyük oranda ortadan kalktığı görüldü, perinöral ödemin kaybolduğu, nöron ve glial hücrelerde piknotik çekirdekli hücrelerin azaldığı izlendi. 60mg/kg visnagin tedavisi verilen grupta Bax düzeyinin kontrol grubuna çok yakın olduğu, özellikle ödemli ve hemorajik beyin doku alanlarında CD163 immunopozivitesi artmış olup kontrol grubuna benzer olduğu izlendi, CD86 immunopozivitesinde anlamlı düşüş olduğu görüldü. TNF-α düzeyinin ise çok düşük eksprese edildiği görüldü. Sonuç: Serebral İskemik inme reperfüzyon hasarında visnagin tedavisinin nöroprotektif olduğu, reperfüzyon sonrası kanamayı azalttığı ve apoptozu önlediği görülmüş olup Visnagin in bu etkileri yüksek doz kabul ettiğimiz 60mg/kg dozunda daha etkin biçimde görülmüştür. Bu yüzden iskemik inme reperfüzyon hasarı tedavi protokollerinde kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: iskemia, reperfüzyon, apoptoz, visnagin, nöroprotektif

Beyin iskemisiNöroproteksiyonReperfüzyon+5
Mehmet Salih Atama
Dicle University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Serebral iskemi oluşturulan sıçanlarda EGF, TNF-&#945; düzeylerinin ve tiyoredoksin sisteminin incelenmesi

Serebral iskemi enerji substratlarının tükenmesine, hücre içi kalsiyum artışına ve inflamatuvar değişikliklere sebep olur. İskeminin şiddet ve süresine bağlı olarak endonöronal ödem, demiyelinizasyon, sinaptik membranların depolarizasyonu ve sinir dejenerasyonu gibi bozukluklar görülür. Bu çalışmada, kalıcı serebral iskemi oluşturulan ve taklit operasyonu yapılan sıçanlarda iskemik bölgede ve periiskemik normal dokuda TrxR (tiyoredoksin redüktaz) aktivitesi, EGF (epidermal büyüme faktörü) ve TNF-? Tümör nekrozis faktör-?) düzeylerini inceledik. Ayrıca aynı yönde çalışan Trx (tiyoredoksin) sistem ve EGF ile zıt yönde etki gösteren TNF-? düzeylerini iskeminin uzak saatlerinde karşılaştırarak incelemeyi amaçladık. Çalışmamızda, iskemik hasarla oluşturulan oksidatif stres ile TrxR aktivitesinde kontrol grubuna göre, iskeminin 48. saatinde istatistiksel olarak anlamlı azalma tespit edildi. İskeminin 96. saatinde, 48. saate göre anlamlı bir istatistiksel artış gözlendi. Sol beyinlerde EGF düzeyleri kontrol grubuna göre, iskeminin 96. saatinde istatistiksel olarak yüksek bulundu. TNF-? düzeyleri için, iskemi grubu kontrol ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı. Fakat iskeminin 96. saatinde 48. saate göre anlamlı bir artış tespit edildi. Sonuç olarak çalışmamız, beyin iskemisi ile oluşturulan oksidatif stresin TrxR'yi azalttığını göstermektedir. EGF düzeyleri artmış ve TNF-? düzeyleri değişmemiştir. TrxR enzim aktivitesinin oluşan oksidatif stres ile azaldığını, diğer yandan EGF'nin nörotrofik ve nöroprotektif etki göstermek amacıyla arttığını düşünmekteyiz.

Beyin iskemisiEpidermal büyüme faktörüTümör nekroz faktörleri
Melike Erol Demirbilek
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serebral iskemi sonrası elajik asit ve aliskirenin nöroprotektif etkilerinin karşılaştırılması

Serebral iskemi sonrası elajik asit ve aliskirenin nöroprotektif etkilerinin karşılaştırlması Kamuran AYDIN, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı, Diyarbakır Giriş ve Amaç: Serabral iskemi, beyin kan akımının azalmasına bağlı olarak serebral dokular için gerekli oksijenasyonun sürdürülememesidir. İnme günümüzde önemli bir morbidite ve mortalite nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. İnme genel olarak iskemik ve hemorajik olarak sınıflandırılabilir. Trombozda beynin bazı bölgerine kan akımı sağlayan yapılarda tıkayıcı bir süreç mevcuttur. Trombozun riskleri ateroskleroz, vaskülitler ve arteryal diseksiyonlar yer alır. Emboli ise vücudun başka bir bölgesinden köken alan alan bir pıhtıdan kaynaklanır. En yaygın olarak kalpten kaynaklanır. Nöroprotekisyon çalışmaları iskemik beyin hasarının patolojik ve patofizyolojik çalışmalarından kaynak almıştır. Nöral dokulardaki ani oksijen ve şeker düşüklüğü nöronlarda ölüme yol açan bir dizi patolojik kaskadı başlatır. Bu basamakların biri önlenebilirse bir kısım beyin dokusunun korunabileceği düşünülmektedir. Son yıllarda bu kaskadı bloke etmek amacıyla tasarlanan nöroprotektif ajanlar hayvan modellerinde araştırılmıştır. Elajik asit doğal bir antioksidandır. Farklı çalışmalarda elajik asidin antioksidan, antiviral, antimikrobial etkileri, kardiovasküler sistemde koruyucu etkileri, nörodejeneratif hastalıklarda koruyucu etkileri olabileceği gösterilmiştir. Aliskiren ilk oral aktif,nonpeptitik renin inhibitörüdür. Aliskiren hipertansiyon tedavisinde kabul edilen ve tekli ya da diğer antihipertansif ilaçlarla kombine kullanılabilinen bir ilaçtır. İskemi oluşturulan ratlarda bu maddelerin nöroprotektif etkilerini araştırdık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda rastgele seçilen 18 adet Sprague-Dawley tipi dişi ya da erkek rat kullanıldı. 4 saat açlıktan sonra ratlara 80 mg/kg ketamin ve 10 mg/kg ksilazin ile anestezi uygulandı. Sağ tarafta internal karotisten ilerletilen kateter orta serebral arter proksimalini tıkayacak şekilde ilerletilip 2 saat bekletildi. Sonrasında geri çekilip rekanalizasyon sağlandı. Ratlar üç gruba ayrıldı. İskemi sonrası birinci grup kontrol grubu olup tedavi verilmedi, ikinci grup ratlara bir hafta elajik asit 30 mg/kg dozunda günde tek doz verildi, üçüncü grup ratlara bir hafta aliskiren 2,5 mg/kg dozunda günde tek doz verildi. Bir hafta sonra ratlar sakrifiye edilip steril şartlarda beyin dokuları çıkarıldı. Çıkarılan beyin dokuları Hematoksilen-Eozin ve Toluidin Mavisi ile boyanıldı. Aynı histopatolog tarafından ratların beyin dokusunda nöron hücrelerinde piknosis, glial hücrelerde piknosis, nöron hücre dejenerasyonu, glial hücre dejenerasyonu ve damar dejenerasyonu değerlendirildi. Bulgular: Hem elajik asidin hem de aliskirenin kontrol grubuna göre nöron hücrelerinde piknosisde, glial hücrelerde piknosisde, nöron hücre dejenerasyonunda, glial hücre dejenerasyonunda ve damar dejenerasyonunda pozitif etki ettiği görüldü. Elajik asiidin, aliskirene göre nöron hücrelerinde piknosisde, glial hücrelerde piknosisde ve nöron hücre dejenerasyonunda istatiksel olarak elajik asit lehine çok anlamlı fark var olarak elde edilirken, glial hücre dejenerasyonu ve damar dejenerasyonu açısından iki ilaç arasında elajik asit histolojik olarak daha pozitif etki ederken istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Sonuç: Hem elajik asidin hem de aliskirenin iskemide nöroprotektif etkileri görüldü ve ileri deneysel araştırmalar sonrasında tedavi protokollerinde yer alabileceği kanaati oluşmuştur. Anahtar Kelimeler: Rat, İskemi, Elajik asit, Aliskiren, Nöroprotektif

AliskirenBeyin iskemisiEllajik asit+4
Kamuran Aydın
Dicle University
2020
00

Related subjects