Cognition disorders

167 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nikotinamid ribozid uygulamasının alzheimer hayvan modelinde bilişsel ve davranışsal belirtilere etkisi ve mitofaji ile ilişkisi

Alzheimer hastalığında (AH) görülen nöropsikiyatrik belirtiler hem hastalar hem de bakımverenler için zorlayıcıdır. AH'nin nöropsikiyatrik belirtilerinden olan depresyon hem klinik özellikleri hem de tedaviye yanıt açısından major depresyondan farklıdır. Antidepresanların Alzheimer hastalarında bilişsel belirtilere eşlik eden depresyonun tedavisinde umulan faydayı göstermemesi, Alzheimer hastalığındaki depresif belirtilerin mekanizmasının diğer depresyon sendromlarından farklı olduğu düşündürmektedir. Alzheimer hastalığının oluşumunda ve sürdürülmesinde mitokondriyal işlevlerde bozulmanın kritik bir rolü olduğu düşünülmektedir. Hasarlı mitokondrilerin seçici olarak ortadan kaldırılması anlamına gelen 'mitofaji'de bozulma görüldüğü bildirilmektedir. Çalışmalar nikotinamid adenin dinükleotid (NAD+)'yı artırarak mitofajiyi indüklemenin amiloid β (Aβ) kümelenmesini azalttığını ve AH hayvan modellerinde bilişsel işlevlerde görülen bozulmayı iyileştirdiğini göstermiştir, ancak NAD+'nın AH'ye eşlik eden depresyonun tedavisinde kullanımına yönelik çalışmaya rastlanmamıştır. Bu amaçla tek doz intraserebroventriküler (ICV) Aβ1-42 enjeksiyonu yapılan sıçan AH modelinde, NAD+ öncülü olan nikotinamid ribozidin (NR) hem bilişsel hem de nöropsikiyatrik belirtilere etkisinin değerlendirildiği bir çalışma yapılması amaçlanmıştır. AH modelinde sıçanlar, bellek işlevlerinde bozulmanın yanı sıra nöropsikiyatrik belirtilere benzer şekilde depresyon benzeri davranış göstermişlerdir. Yirmi üç gün boyunca orogastrik gavaj yoluyla 700 mg/kg NR verilen sıçanlarda tedavi verilmeyen (Aβ+salin) gruba göre bellek işlevlerinin daha iyi olduğu, depresyon benzeri davranışın daha az, agresyon skorlarının daha düşük ve kilo alımının daha yavaş olduğu gösterilmiştir. Bu çalışma Alzheimer hastalığı modelinde görülen nöropsikiyatrik semptomların ve bilişsel kötüleşmenin tedavisinde bir NAD+ öncülü olan NR'nin etkili olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Alzheimer hastalığı, Nöropsikiyatrik belirtiler, Mitofaji, NAD, Nikotinamid ribozid

Alzheimer hastalığıBiliş bozukluklarıBilişsel işlevler+5
Aslı Aytulun
Hacettepe University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Obstrüktif uyku apne sendromu olan hastalarda yoganın aerobik kapasite, solunum kas kuvveti ve kognitif performans üzerine etkisi

Obstrüktif uyku apne sendromunun (OUAS) aerobik kapasite, solunum kas kuvveti ve kognitif fonksiyonlarda azalmaya sebep olması, hastaların sağlıkla ilgili yaşam kalitesini olumsuz olarak etkilemektedir. Bu çalışmada OUAS olan hastalarda yoganın aerobik kapasite, solunum kas kuvveti ve kognitif performans üzerine olan etkisini incelemek amaçlandı. OUAS tanısı ile izlenen 44 hasta (40 erkek, 4 kadın) yoga (n=22, AHİ 31,7±21,2 olay/saat) ve kontrol (n=22, AHİ 24,9±17,8 olay/saat) grubuna randomize edildi. Yoga grubundaki OUAS hastaları, internet temelli telerehabilitasyon ortamında canlı seanslarda senkron olarak 4-5 katılımcıdan oluşan gruplar halinde 12 hafta boyunca haftada üç kez 60 dakikalık grup temelli yoga seanslarına dahil edildi. Kontrol grubundaki OUAS hastalarına torakal ekspansiyon egzersizleri ilk seansta ev programı olarak öğretildi 12 hafta boyunca günde dört kez torakal ekspansiyon egzersizi yapmaları istendi. Olgulara başlangıç, 6. hafta ve 12. haftada antropometrik ölçümler, çevre ölçümleri, inspiratuar ve ekspiratuar solunum kas kuvveti (MİP ve MEP), kardiyopulmoner egzersiz testi (KPET) ve altı dakika yürüme testi (6DYT) yapıldı. KPET sırasında: maksimum oksijen tüketimi (VO2maks), anaerobik eşikte zirve oksijen tüketimi (atVO₂), dakika ventilasyonu (VE), dakika ventilasyonunun karbondioksit üretimine oranı (VE/VCO2), maksimum kalp hızı (HRmaks), kalp atımı başına oksijen tüketimi (O2 nabzı), bir dakikada kalp atım hızı toparlanması, maksimum solunum değişim hızı (RQmaks), anaerobik eşikteki solunum değişim oranı (atRQ), maksimum metabolik eşdeğer (METmaks) ve anaerobik eşikteki metabolik eşdeğer (atMET) ölçüldü. Kognitif performansı değerlendirmek için Corsi Blok Testi ve Stroop TBAG Testi uygulandı. Uyku kalitesi için Pitssburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), gündüz uykululuk halini ölçmek için Epworth Uykululuk Skalası (EUS) ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesi için SF-36 ölçekleri kullanıldı. Yoga, vücut yağ yüzdesini azalttı, epigastrik ve subkostal göğüs çevre ölçümü değerlerini artırdı (p<0,05). MİP ve egzersiz testi parametrelerini (VE, HRmax, %HR, birinci dakikadaki kalp atım hızı toparlanması ve RQmax), Corsi Blok Testi (ileri) ve Stroop TBAG Test puanlarını (3,4 ve 5. bölümleri) kontrollere kıyasla anlamlı olarak iyileştirdi (p<0,05). Kontrol grubu ile karşılaştırınca istatistiksel fark olmasa da, yoga grubunda zaman içerisinde maksimal oksijen tüketimi değerleri arttı (p>0.05). Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında yoga grubunda 6DYT mesafesinde anlamlı değişiklik yoktu (p>0.05). PUKİ'nin uyku etkinliği, uyku kalitesi puanları ve EUS skoru kontrol grubuna göre yoga grubunda anlamlı olarak iyileşti (p<0,05). SF-36 (emosyonel rol kısıtlaması, mental sağlık, genel vücut ağrısı parametrelerinin 12. hafta ölçümleri kontrol grubuna göre yoga grubunda daha fazlaydı (p<0,05). MEP, Corsi Blok Testi (Geri Bellek), Stroop (1,2), PUKİ uyku bozukluğu, uyku latansı, gündüz uyku işlev bozukluğu, ilaç kullanımı ve SF36'nın fiziksel fonksiyon, sosyal fonksiyon, fiziksel rol kısıtlaması, enerji/yorgunluk, genel sağlık algısı alt parametrelerinin altıncı ve 12. hafta ölçümlerinde gruplar arasında fark yoktu (p>0,05). Çalışmamızın sonucunda, OUAS hastalarında yoganın solunum kas kuvvetini, KPET'in kalp hızı parametrelerini, nörokognitif performansı ve uyku kalitesini artırdığı gösterilmiştir. Çalışmamız OUAS hastalarında yoganın egzersiz programlarına eklenmesinin hastaların sağlıkla ilgili parametrelerini iyileştirebileceğini desteklemektedir.

Aerobik güçBilişBiliş bozuklukları+6
Filiz Eyüboğlu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Alzheimer hastalığı'nın beyin anjiyotensin reseptörleri ile ilişkisi ve anjiyotensin reseptör blokörlerinin bu ilişkiye etkisi

Alzheimer Hastalığı sıklığı giderek artan ve bilişsel işlevlerde azalma ile seyreden etiyolojisi henüz netleşmemiş nörodejeneratif bir hastalıktır. Günümüzde henüz kür sağlayacak bir tedavisi yoktur. Alzheimer Hastalığı (AH) insidansının Anjiyotensin tip 1 reseptör blokör (ARB) kullananlarda daha düşük olduğu çeşitli çalışmalarda gösterildikten sonra, beyin renin-anjiyotensin sistemi (RAS) ve Alzheimer Hastalığı ilişkisi önem kazanmıştır. Beyin renin anjiyotensin sistemi esas olarak üç reseptör alt tipi aracılığıyla hareket eder: AT1R, AT2R ve AT4R. AT1R, inflamasyonu ve oksidatif stresi destekler. AT2R nitrik oksidi arttırır. AT4R, dopamin ve asetilkolin salınımı için önemlidir ve hafıza konsolidasyonuna aracılık ettiği gösterilmiştir. Bu tezde, kognitif olarak normal ve AH olan bireylerin postmortem frontal-korteks beyin örnekleri kullanılarak AH ile ilişkili beyin RAS farklılıklarının incelenmesi, bu farklılıkların beyin oksidatif stresi, inflamasyon, ayrıca amiloid-beta ve tangle patolojileri ile ilişkisi ve son olarak ARB'lerin bu ilişkiye etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Beyin RAS reseptörlerinin gen ve protein ifadeleri, oksidatif stres belirteci olarak protein karbonil seviyeleri ve inflamasyon belirteci olarak IL-6, TNF-α, IFN-γ ve IL-1β seviyeleri ölçülmüştür. Sonuç olarak, Alzheimer hastalarının beyinlerinde AT1R protein seviyeleri daha yüksek bulunmuştur. Beyin AT1R seviyesinin, daha yüksek oksidatif stres ve amiloid-beta skorları ile korele olduğu saptanmıştır. Ayrıca, ARB kullanımı, kognitif olarak normal katılımcılarda daha yüksek AT4R protein seviyeleri ve daha düşük oksidatif stres ve amiloid-beta skorları ile ilişkilendirilmiştir. ARB'lerle tedavi edilen Alzheimer hastalarının beyinlerinde oksidatif stres, inflamasyon veya tangle ve amiloid-beta yükünde anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Bu çalışma, AH ile ilişkili beyin patolojilerinde beyin RAS'ın rolü hakkında literatüre katkı sağlarken, kognitif bozukluğu olmayan bireylerde ARB'lerin olası koruyucu etkilerine AT4R'ün aracılık ediyor olabileceğini göstermiştir.

Alzheimer hastalığıAnjiyotensinlerBeyin+3
Çağlar Coşarderelioğlu Seçer
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Multipl skleroz hastalarında kognitif yorgunluğun denge üzerine akut etkisinin incelenmesi

Multipl Skleroz (MS) hastalarında kognitif yorgunluğun denge üzerine akut etkisini incelemek amacıyla yapılan bu çalışmaya; Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği (EDSS) skoru 0-4 olan, kognitif bozukluğu olmayan, 20-50 yaş arasında 50 MS hastası dahil edildi. Hastalar randomize olarak kontrol ve çalışma grubu olacak şekilde ikiye ayrıldı. Çalışma grubuna 30-45 dakika boyunca kognitif yorgunluğa neden olacak kognitif aktiviteler yaptırılırken, kontrol grubu 30 dakika boyunca dinlendirildi. Her iki gruba da klinik denge değerlendirmeleri, statik postürografi değerlendirmeleri ve kognitif yorgunluk değerlendirmesi uygulamalardan hemen önce ve hemen sonra olmak üzere iki kere uygulandı. Kognitif yorgunluk, Görsel Analog Skala (VAS) ile değerlendirildi. Klinik denge değerlendirmeleri için Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT) ve Tek Bacak Üstünde Durma Testi (TBÜDT) kullanıldı. Statik postürografi değerlendirmeleri için ise Modifiye Duyusal İntegrasyon ve Dengenin Klinik Değerlendirilmesi m(CTSIB), Stabilite Sınırları Testi (LOS), Tandem Yürüme (TW), Düz Yürüme (WA), Ritmik Ağırlık Aktarma (RWS) ve Tek Taraflı Duruş (US) kullanıldı. Çalışma grubuna Sözel Akıcılık Testi, MS için Kısa Uluslararası Bilişsel Değerlendirme(BICAMS) ve Paced İşitsel Seri Toplama Testi (PASAT)'ni içeren kognitif aktiviteler uygulandı. Çalışmanın sonunda iki grup karşılaştırıldığında çalışma grubu VAS'a göre kognitif yorgun bulundu (p<0,001). Statik postürografik denge testlerinden m(CTSIB)'de çalışma grubunun ölçümleri sonucunda sert zemin gözler açık, yumuşak zemin gözler açık ve kompozit skorda postüral salınımın arttığı bulundu (p<0,001, p<0,005, p<0,001). İki grup karşılaştırıldığında ise sert zemin gözler açık, sert zemin gözler kapalı, yumuşak zemin gözler açık ve kompozit skorda farklılık bulundu (p<0,001, p<0,007, p<0,005, p<0,001). LOS'da çalışma grubunun değerlendirmelerinde hareket hızı (MVL) ve son nokta ekskürsiyonda (EPE) artış bulundu (p<0,001, p<0,009). Kontrol grubunun reaksiyon süresi (RT) azalırken, son nokta ekskürsiyonda (EPE) ve maksimum ekskürsiyonda (MXE) artış gözlemlendi (p<0,019, p<0,010, p<0,005). İki grup karşılaştırıldığında ise sadece MXE'de fark gözlendi (p<0,009). TW değerlendirmelerinde hem çalışma grubunda hem de kontrol grubunda sadece hızda artış bulunurken, iki grup karşılaştırıldığında bu artış istatistiksel olarak anlamlı değildi (p<0,002, p<0,001, p>0,60). WA'da çalışma grubunun adım uzunluğunun arttığı bulundu (p<0,005). Gruplar karşılaştırıldığında sadece adım uzunluğu farklı bulundu (p<0,026). RWS'de kontrol grubunda sadece ön/arka doğrultusundaki on-axis hızında artış bulundu (p<0,012). Gruplar karşılaştırıldığında ise anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). US'de ise kontrol grubunun sağ bacak gözler kapalı pozisyonda fark bulunurken, iki grup karşılaştırıldığında anlamlı bir fark bulunmadı (p≤0,05, p>0,05). Klinik denge değerlendirilmesi için kullanılan FUT'un grup içi değerlendirmesinde çalışma grubunun uzanma mesafesinin azaldığı bulunurken, kontrol grubunun uzanma mesafesi değişmedi (p<0,001, p>0,438). Gruplar karşılaştırıldığında ise fark anlamlıydı (p<0,001). TBÜDT'de çalışma grubunda gözler açık sol bacakta, gözler açık sağ bacakta ve gözler kapalı sol bacakta duruş süresinin azalması anlamlı bulundu (p<0,002, p<0,004, p<0,007). Kontrol grubunda, gözler açık sol bacakta, gözler açık sağ bacakta ve gözler kapalı sağ bacakta duruş süresinin artışı istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001, p<0,001, p<0,02). Gruplar karşılaştırıldığında, gözler açık sol bacakta, gözler açık sağ bacakta, gözler kapalı sol bacakta ve gözler kapalı sağ bacakta duruş süreleri farkı anlamlı bulundu (p<0,001, p<0,001, p<0,004, p<0,001). MS hastalarında kognitif yorgunluğun denge üzerine akut etkisinin ilk defa incelendiği bu çalışma bulguları doğrultusunda, kognitif yorgunluğun kognitif bozukluğu olmayan hastalarda dahi görülebileceği ve dengeyi olumsuz etkilediği gösterildi. Anahtar Kelimeler: Multipl skleroz, kognitif yorgunluk, statik denge, dinamik denge

BilişBiliş bozukluklarıBilişsel işlevler+3
Kübra Turan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Demans tanılı bireylerde addenbrooke'un bilişsel değerlendirmesi-III'ün Türkçe kültürel adaptasyonu ile geçerlik ve güvenilirliğinin incelenmesi

Bu çalışma, Addenbrooke'un Bilişsel Değerlendirmesi-III'ün (ACE-III-Tr) demans tanılı bireylerde Türkçe kültürel adaptasyonu ile geçerlilik ve güvenilirliğini incelemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya yaş ortalaması 73,89±7,10 olan demans tanısı almış 111 katılımcı dahil edilmiştir. Dahil edilme kriteri olarak Reisberg Global Bozulma Ölçeğine göre en fazla evre 4'te olan demans tanılı bireyler alınmıştır. Ölçeğin yapı geçerliliği Doğrulayıcı Faktör Analizi ve uyum iyiliği indeks değerleri ile incelenmiştir. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda faktör yüklerinin istatistiksel anlamlılığı ile uyum iyiliği indekslerinin gösterdiği kabul edilebilir ve iyi uyum düzeyleri ACE-III-Tr ölçeğinin 5 alt boyuttan oluşan faktör modelinin yapısal geçerliliğini desteklemektedir. Mini Mental Durum Testi (MMDT) ve Hızlı Kognitif Değerlendirme Bataryası (Qmci-TR) ölçekleri kullanılarak ölçüt geçerliliği incelenmiştir. ACE-III-Tr ölçeğinin MMDT ve Qmci-TR ölçekleri ile arasındaki pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki ölçeğin ölçüt geçerliliğine sahip olduğunu göstermiştir. ACE-III-Tr ölçeğinin güvenilirliği iç tutarlılık ve test-tekrar test güvenilirliği analizleri ile incelenmiştir. ACE-III-Tr ölçeğinin Cronbach Alfa katsayısı 0,884 McDonald's ω katsayısı ise 0,904 bulunmuştur. ACE-III-Tr ölçeğine ait Test-tekrar test güvenilirliği sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC) ile değerlendirilmiştir. Ölçek toplamından elde edilen test-tekrar test puan ortalamaları sırasıyla; 51,32±13,94 (22-72) ve 51,08 ± 14,05 (20-71) olarak bulunmuştur. İki farklı zamanda elde edilen ölçek sonuçları arasında korelasyon katsayısının 0,982 (p<0,001) olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlar ACE-III-Tr ölçeğinin iç tutarlılık güvenilirliği ve zamana göre değişmezliğinin yüksek olduğunu göstermektedir. Çalışmamızdan elden edilen bilgiler doğrultusunda ACE-III-Tr ölçeğinin demans tanılı bireylerin bilişsel durumlarını değerlendirmek için geçerli ve güvenilir bir araç olduğu bulunmuş ve hem klinik hem de araştırma ortamlarında kullanıma uygundur.

BilişBiliş bozukluklarıBilişsel değerlendirme+4
Fatma Nur Kocademir
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Multipl skleroz hastalarında kognitif yorgunluğun mental imgeleme üzerine etkisinin araştırılması

Amaç: Mental imgeleme, kişinin gerçekte herhangi bir hareket açığa çıkarmaksızın belirlenen hareketi zihinde canlandırıp prova ettiği bir süreçtir. Literatürde sağlıklı bireylerde ve inme, multipl skleroz (MS), Parkinson hastalığı ve Alzheimer hastalığı gibi birçok hastalıkta mental imgelemenin farklı fonksiyonlar üzerine etkileri incelenmiştir. Bu çalışmalar mental imgelemenin birçok faktörden etkilendiğini göstermiştir. Multipl skleroz (MS) demiyelinizan bir hastalık olup demyelizasyonun yerleşiminin çeşitlilik göstermesi sebebiyle denge kayıplarından duyusal bozukluklara, kas güçsüzlüğünden depresyona kadar geniş bir yelpazede bulgular ortaya çıkabilmektedir. Kognitif yorgunluk bu semptomlardan biridir. MS hastaların tamamında kognitif bozukluk saptanmamasına rağmen %50'den fazlasında kognitif yorgunluğun görüldüğü rapor edilmiştir. Literatürde kognitif yorgunluğu olan MS hastaları için mental imgeleme çalışmaları önerilmektedir. Bununla birlikte kognitif yorgunluğun mental imgeleme üzerine etkisini gösteren bir çalışma bulunmamaktadır. MS hastalarında yorgunluk ile motor fonksiyon arasındaki ilişkiyi gösteren birçok yayın bulunmaktadır. Özellikle alt ekstremite kuvveri ile yorgunluk arasındaki ilişkiyi inceleyen çok sayıda araştırma bulunmaktadır. Kognitif yorgunluk ile ekstremiteler arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmaların ise son derece kısıtlı olduğu görülmektedir. Yozbatıran ve ark. tarafından yapılan ve MS hastalarında üst ekstremite fonksiyonu ile yorgunluk arasındaki korelayonu inceleyen çalışma konuyla ilgili literatürde yer alan tek araştırmadır. Bilgimiz dahilinde kognitif yorgunluğun alt ve üst ekstremite fonksiyonlarını ne kadar etkilediğie dair bir çalışma ise bulunmamaktadır. Literatürdeki bu eksikliklerden yola çıkarak palanladığımız çalışmamızın amacı; MS hastalarında oluşan kognitif yorgunluğun, mental imajinasyonu nasıl etkilediğini incelemek ve üst ve alt ekstremite motor fonksiyonları üzerine etkisini belirlemektir. Yöntem: Çalışmaya EDSS skoru 0 ile 4 arasında olan MS hastaları dahil edilecektir. Dahil olma kriterlerini sağlayan bireyler dosya numarasının tek veya çift olası baz alınarak randomize edilerek çalışma ve kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrılacaktır. Her iki gruptaki bireylerin fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Ölçeğiyle, depresyon ve anksiyete düzeyleri Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği ile, konitif yorgunluk seviyeleri görsel analog skalası ile mental imgelemeleri ise kinestetik ve görsel imgeleme anketi, haraket imgeleme anketi, motor imgeleme yeteneği testi, zamana bağlı motor görüntüleri testi, 9 delikli çivi testi, 10 metre yürüme testi, iz sürme testi ile değerlendirilecektir. Bir hafta sonra testler her iki grup için tekrar edilecektir. Ancak çalışma grubundaki bireylere değerlendirme öncesinde kognitif yorgunluğu artırmak amacıyla nöropsikiyatrik testlerin cevaplanmasına dayalı bir protokol uygulanacaktır. Sonuç: Bu çalışmada elde edilecek MS hastalarında kognitif yorgunluğun mental imgeleme üzerindeki etkisine ait sonuçlar literatürde paylaşılacaktır. Tartışma: Çalışma sonucu elde edilen sonuçlar literatürdeki benzer çalışmalarla tartışılarak ortaya konulacaktır.

BilişBiliş bozukluklarıMultipl skleroz+3
Fardad Farzınmoghaddam
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Parkinson hastalarında subtalamik nükleusa derin beyin stimülasyonu cerrahisinin yaşam kalitesi, depresyon ve bilişsel performansa etkisinin değerlendirilmesi

Bu araştırmada, Parkinson hastalarında Subtalamik Nükleusa (STN) Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) cerrahisinin yaşam kalitesi, depresyon ve bilişsel performansa etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada STN DBS cerrahisi olan 20 hastada öncesi ve sonrası tarama yapılmıştır. Hoehn&Yahr Parkinson Hastalığı Düzeyi Ölçeği (H&Y) ile hastalığın klinik olarak seviyesi tespit edilmiştir. Parkinson Hastalığı Anketi Testi (PDQ-39) ile yaşam kalitesi, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile depresyon düzeyi ve Stroop Testi, İz Sürme Testi ve Sayı Menzili Testi ile de bilişsel preformans değerlendilmiştir. Veriler cerrahi öncesi dönemde ve cerrahi sonrası 1. hafta, 1. ay ve 3. ayda toplanmıştır. Tekrarlı ölçümlerin varyans analizinde parametrik olmayan Friedman testi kullanılmış, anlamlı çıkan sonuçların çoklu karşılaştırması Wilcoxon işaretli sıra testi ile yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre Parkinson hastalığının evresini belirleyen H&Y ölçeği testinden alınan puanlarda cerrahiden 1 hafta sonra anlamlı bir fark yok iken cerrahi sonrası (1. ve 3. aylarda) alınan puanların anlamlı olarak azaldığı görülmüştür. PDQ-39 testinden alınan puanlarda ise cerrahi sonrası puanların cerrahi öncesine göre anlamlı olarak arttığı tespit edilmiştir. BDÖ alınan puanlarda cerrahi sonrası 3. ayda anlamlı şekilde düşüş görülmektedir, Stroop Testi (A, B, C formu) ve İz Sürme Testi (A ve B formu) reaksiyon süreleri cerrahi öncesi ile cerrahi sonrası (1. ay ve 3. aylarda) karşılaştırmada istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşüş göstermektedir. Sayı Menzili Testinden alınan performans (İleri ve Geri Sayı Menzili) cerrahi öncesi ile karşılaştırıldığında cerrahi sonrası 3. ayda anlamlı olarak artış göstermektedir. Elde edilen bulgulara göre ölçümler cerrahiden sonraki 1.haftada anlamlı bir farklılık göstermezken, yaşam kalitesi, Parkinson belirtileri ve kognitif performansta 1.ayda gözlenen gelişmenin 3.ayda da devam ettiği; bu gelişmelere paralel olarak depresyon düzeyinde 3. ayda pozitif yönde değişim gözlendiği bulunmuştur. Sonuç olarak; STN DBS cerrahisi bu araştırmada incelenen hastaların Parkinson belirtilerini azaltıp, yaşam kalitesini, bilişsel performansını artırarak depresyon düzeyinde iyileşme sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Pakinson Hastalığı, Depresyon, Yaşam Kalitesi, Bilişsel Performans

Biliş bozukluklarıBilişsel değerlendirmeDepresyon+6
Nur Bahar Geylan
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Alzheimerlı bireylerde bilişsel iletişim bozukluğuna yönelik mobil uyumlu yazılımın geliştirilmesi

Bu çalışmada, Alzheimer hastalığı (AH) olan bireylerde bilişsel iletişim bozukluğuna yönelik yazılımın geliştirilmesi ve bu yazılımın AH'li bireylerin bilişsel iletişim becerilerine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Çalışma; uygulamanın geliştirilmesi, bireylerin değerlendirilmesi ve uygulamaya yönelik eğitim verilmesi, evde uygulamanın kullanılması ve tekrar değerlendirilmesi olmak üzere 4 aşamada tamamlanmıştır. Çalışmaya kriterleri sağlayan 32 birey dahil edilmiştir. Randomizasyon ile bu bireyler çalışma ve kontrol gruplarına ayrılmıştır. Her grup; 6 hafif evre, 6 orta evre ve 4 ileri evre olmak üzere toplam 16 katılımcıdan oluşmuştur. Geliştirilen yazılım tabletlere yüklenerek çalışma grubundaki katılımcılara verilmiştir. Kontrol grubundaki katılımcıların sadece farmakolojik tedavilerini almaları; çalışma grubundakilerin ise hem farmakolojik tedavilerini almaları hem de geliştirilen uygulamayı kullanmaları istenmiştir. Uygulama kullanımı öncesi ve sonrası tüm katılımcılar Mini Mental Test (MMT) ve Afazi Dil Değerlendirme Testi (ADD) ile değerlendirilmiştir. Uygulama kullanımı sonrası çalışma grubundaki katılımcıların bakım verenlerine uygulamaya yönelik anket yapılmıştır. Değerlendirme sonuçlarına göre ileri evre bile olsa çalışma grubundaki bireylerin ADD ve MMT sonuçlarına göre bilişsel iletişim becerilerinde olumlu yönde gelişme olmuştur ve anket sonuçları da bu bulguları desteklemiştir. Uygulamanın en fazla fayda sağladığı alanların ADD'de dilbilgisi, MMT'de ise oryantasyon olduğu görülmüştür. Kontrol grubundaki tüm evrelerdeki bireylerde hızlı bilişsel düşüş olmadığı saptanmıştır. Bu çalışma ile Türkçe, AH'nin her evresinde kullanılabilen ve bütüncül bilişsel iletişim müdahale programını içeren, ileri evre AH'li bireyler için alternatif ve destekleyici iletişim sunan yazılım geliştirilmiştir. Geliştirilen yazılımın AH'li bireylerin bilişsel iletişim becerileri üzerindeki etkililiği de gösterilmiştir.

Alzheimer hastalığıBilgisayar yazılımlarıBiliş bozuklukları+4
Mümüne Merve Parlak
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofrenili bireylerde allen bilişsel seviye tarama-5 (ABST-5) testinin türkçe uyarlamasının geçerlilik ve güvenilirliğinin incelenmesi

Bu çalışma bilişsel becerileri değerlendiren "Allen Bilişsel Seviye Tarama-5 (ABST-5)" in Türkçeye uyarlanması ve şizofrenili bireylerde geçerlilik ve güvenilirliğinin araştırılması amacıyla planlandı. Çalışmaya 60 şizofrenili birey ve 60 sağlıklı birey dahil edildi. ABST-5'in Türkçe uyarlaması yapıldı. Uygulama esnasında, dikiş görevlerine verilen isimlerin Türkçe karşılığı olmadığı için, Türk kültürüne uygun olarak isimlendirmeleri yapıldı. ABST-5'in güvenilirliği test-tekrar test yöntemi ile incelendi. Testin test-tekrar test yöntemi ile güvenilirliğinde sınıf içi korelasyon katsayısı 0,93 (0,85-0,94) yüksek güvenilir olarak bulundu. Geçerliliği ise, yapı geçerliliğinin; "dış testler ile yapı geçerliliği" ve "gruplar arası yapı geçerliliği" olmak üzere iki alt parametresinde incelendi. ABST-5'in gruplar arası yapı geçerliliğinde, sağlıklı bireylerin şizofrenili bireylerden daha yüksek sonuçlar aldığı ve ABST-5'in ayırt edici özelliğinin olduğu görüldü (Z=7,065; p<0,01). ABST-5'in dış testler ile yapı geçerliliğinde Sosyal İşlevsellik Ölçeği (SİÖ) ve Wisconsin Kart Eşleme Testi (WKET) kullanıldı. SİÖ toplam (r=0,426; p<0,001) ve alt parametreleri (r=0,104-0,487; p<0,05) arasında zayıf korelasyon bulundu. WKET tekrarlayan cevap sayısı ( r=-0,537; p<0,01), tekrarlayan cevap yüzdesi (r=-0,540; p<0,01), tekrarlayan yanlış sayısı (r=-0,557; p<0,01) ve tekrarlayan yanlış yüzdesi (r=-0,555; p<0,01) ile negatif yönde orta derece ilişki bulundu. Sonuç olarak ABST-5 şizofrenili bireylerde bilişsel becerileri değerlendirmek için Türkçe geçerli ve güvenilir bir test olarak bulundu.

BilişBiliş bozukluklarıBilişsel işlevler+4
Leyla Kaya
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Hafif kognitif bozukluğu olan yaşlı sürücülere yönelik iki farklı ergoterapi müdahalesinin sürüş becerileri üzerine etkisi-randomize kontrollü çalışma

Torpil, B., Hafif Kognitif Bozukluğu Olan Yaşlı Sürücülere Yönelik İki Farklı Ergoterapi Müdahalesinin Sürüş Becerileri Üzerine Etkisi-Randomize Kontrollü Çalışma. Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü Ergoterapi Programı, Doktora Tez, Ankara, 2020. Bu çalışma, Hafif Kognitif Bozukluğu (HKB) olan yaşlı sürücülerde sürücü simülasyon müdahalesiyle bilişsel rehabilitasyon müdahalesinin sürüş becerileri üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmamız, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü Eğitim ve Araştırma Ünitelerine başvuran 34 HKB tanılı yaşlı sürücü dâhil edildi. 34 katılımcı basit rastgele randomizasyon tekniğiyle iki gruba ayrıldı. Katılımcıların yaş, cinsiyet, eğitim durumu, ehliyet yılı, kaza durumu/sayısı/cinsi, araç kullanma durumu ve haftada kaç kere kullandığı ile ilgili sosyodemografik bilgileri alındıktan sonra LOTCA-G, İz Sürme Testi (İST) A-B, Labirent Testi, Sıralı Adım Vurma Testi (SAVT), Sürücü Becerileri Ölçeği (SBÖ), Sürücü Davranışları Ölçeği (SDÖ) ve simülasyon üzerinde literatürden faydalanılarak oluşturulan bir kontrol listesi ile sürüş becerileri değerlendirildi. Değerlendirme sonrası her iki gruba da 12 hafta haftada 2 gün 45 dakikalık seanslardan oluşan müdahale programı uygulandı. İki grupta da Temel Trafik Eğitimi verildikten sonra simülasyon müdahale grubunda simülasyon üzerinde sürüş becerileri çalışıldı, bilişsel rehabilitasyon müdahale grubunda ise LOTCA-G'nin alt başlıklarına göre belirlenen bilişsel müdahale programı uygulandı. İlk değerlendirmede iki grup arasında istatistiksel olarak herhangi bir fark bulunmadı (p>0,05). Müdahaleler sonrasında her iki grupta da sürüş becerilerinin anlamlı bir şekilde geliştiği belirlendi (p<0,05). LOTCA-G'de oryantasyon, görsel-uzaysal algı, dikkat konsantrasyon ve İST A-B, Labirent testi, SAVT ve SDÖ'nün Sıradan İhlaller maddesinde herhangi bir fark bulunmamıştır (p>0,05). LOTCA-G'de diğer parametrelerde bilişsel rehabilitasyon, SBÖ ve SDÖ'de diğer parametrelerde simülasyon müdahalesinin daha etkili olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Bu iki müdahalenin sürücü becerileri üzerinde olumlu etkilerinin olduğu belirlenmiş olup her iki müdahalenin de HBB'li yaşlılarda sürücü rehabilitasyonunda kullanılabileceği bulunmuştur.

Beceri eğitimiBenzetimBiliş+7
Berkan Torpil
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fiziksel performans ile kognitif fonksiyon ve ultrasonografik kas ölçümleri arasındaki ilişkinin 40 yaş ve üzeri bireylerde değerlendirilmesi

Fiziksel Performans ile Kognitif Fonksiyon ve Ultrasonografik Kas Ölçümleri Arasındaki İlişkinin 40 Yaş ve Üzeri Bireylerde Değerlendirilmesi Giriş: Sarkopeni ve kırılganlık, fiziksel performansta azalma, düşme, kırıklar, uzamış hastane yatışları, hayat kalitesinde azalma ve mortalite ile ilişkilidir. Esas olarak kas kütlesi, kalitesi ve kuvvetindeki azalmayla ilişkilendirilen fiziksel performans, hareketlilik ile ilgili nesnel olarak ölçülen tüm vücut fonksiyonu olarak tanımlanmıştır. Çalışmamızın amacı, ultrasonografi (US) kullanılarak yapılan kas ölçümleri ve kognitif fonksiyonlar ile fiziksel performans arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Polikliniği'ne başvuran 40 yaş ve üzeri 42'si erkek, 73'ü kadın 115 birey çalışmaya dahil edildi. Bireylerin demografik bilgileri sorgulandı ve antropometrik ölçümleri kaydedildi. Fiziksel performans ve kas kuvveti değerlendirmesi; yürüme hızı, zamanlı kalk ve yürü testi (TUG), 5 tekrarlı otur kalk testi (CST) ve el kavrama kuvveti ile değerlendirildi. Kas kalınlığı; kol, ön kol ve uyluk bölgelerinden US ile ölçüldü. Kognitif fonksiyonlar Standardize Mini Mental Test (SMMT) ile değerlendirildi. Sarkopeni tanısında vücut kitle indeksiyle ayarlanmış uyluk kası ölçümü, el kavrama kuvveti ve fiziksel performans parametreleri kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen bireylerin yaş ortalaması erkeklerde 61.9±12.5 yıl, kadınlarda 63.1±12.4 yıl olarak bulundu. Yürüme hızı erkeklerde ve kadınlarda SMMT ile ilişkili bulundu (sırasıyla, β=0.616, p<0.001; β=0.223, p=0.037). Yürüme hızı ile uyluk kas kalınlığı arasında ise ilişki saptanmadı (her iki p>0.05). Kadınlarda SMMT ile TUG (β=-0.201, p=0.035) ve CST (β=-0.208, p=0.042) arasında ilişki bulundu, erkeklerde ise bulunmadı. Hem erkeklerde hem de kadınlarda uyluk kas kalınlığı ile TUG testi arasında negatif korelasyonlar bulunurken (sırasıyla, r=-0.341, p<0.05; r=-0.320, p<0.01) uyluk kas kalınlığı ile CST arasında sadece kadınlarda negatif korelasyon bulundu (r=-0.314, p<0.01). Yaş ile tüm fonksiyonel parametreler korele bulundu. Yaş ile uyluk kas kalınlığı arasında erkeklerde ve kadınlarda negatif korelasyon saptandı (r=-0.442, p<0.01; r=-0.440, p<0.01), kol kası ile saptanmadı. Sarkopeni varlığı; sadece artmış yaş (OR=1.093, 95%CI: 1.016-1.175) ve hipertansiyon varlığı (OR=11.931, 95%CI: 1.416-100.555) ile bağımsız olarak ilişkili bulundu. Sonuç: Fiziksel performans üzerine kasların etkisinin yanı sıra kognitif fonksiyonların etkisi de göz önünde bulundurulmalıdır. Yaşlanma ile ilgili olan kas kaybı ve fonksiyonun değerlendirilmesinde (yani sarkopeni tanısında) ultrasonografi önemli katkılar sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Fiziksel performans, ultrasonografi, kas, kognitif, sarkopeni

BilişBiliş bozukluklarıBilişsel işlevler+4
Mehmet Ali Culha
Hacettepe University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Travmatik beyin hasarlı bireylerde seçici dikkat becerileri ile konuşmanın anlaşılması arasındaki ilişkinin incelenmesi

Travmatik beyin hasarından dolayı bireylerde ortaya çıkan bozukluklar, önemli bir sağlık sorunudur ve dil, konuşma ve bilişsel becerilerde ciddi sorunlar oluşturabilmektedir. Travmatik beyin hasarında yaygın olarak görülen bilişsel bozukluklardan biri dikkat bozukluğudur. Dikkat bozukluğu, bireyin dil ve konuşma becerilerini önemli derecede etkileyebilmektedir. Araştırmamızda travmatik beyin hasarlı bireylerde seçici dikkat becerileri ile konuşmanın anlaşılması arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmaya 18-60 yaş aralığında 30 şiddetli beyin hasarı tanılı ve 30 sağlıklı katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcıların Afazi Dil Değerlendirme Testi ve Stroop Testi performansları karşılaştırılmış ve aralarındaki ilişkiye bakılmıştır. Ayrıca travmatik beyin hasarlı katılımcıların koma süreleri ile uygulanan iki test arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmamızın sonucunda seçtiğimiz örneklem doğrultusunda travmatik beyin hasarlı katılımcıların seçici dikkat becerilerinin sağlıklı katılımcılara göre daha düşük performansa sahip olduğu görülmüştür ve işitsel anlama becerileri açısından travmatik beyin hasarlı ve sağlıklı katılımcılar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. Ayrıca seçici dikkat becerilerinin işitsel anlama becerisini etkilediği gözlenmiştir. Son olarak koma süreleri ile seçici dikkat ve işitsel anlama becerileri arasında bir ilişki tespit edilmemiştir. Elde ettiğimiz sonuçlar doğrultusunda travmatik beyin hasarlı bireylerin terapi programlarına seçici dikkat becerilerinin de dahil edilmesi, bu bireylerdeki dil ve konuşma terapisi sürecini olumlu yönde etkileyeceği düşünülmektedir.

AnlamaBeyinBeyin yaralanmaları+5
Cansu Bayram
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

D vitamininin kognisyon, fiziksel fonksiyon ve ultrasonografik cilt, cilt altı yağ dokusu ve kas ölçümleri üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Doğan, Y., D vitaminin Kognisyon, Fiziksel Fonksiyon ve Ultrasonografik Cilt, Cilt Altı Yağ Dokusu ve Kas Ölçümleri Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2021. Bu çalışmanın amacı, D vitamini düzeyi ile cilt, cilt altı yağ dokusu ve kas kalınlığı, kognitif ve fiziksel fonksiyon arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmaya 200 erişkin birey (125 kadın, 75 erkek) alındı. Bireylerin demografik/klinik özellikleri ve vücut kitle indeksi (VKİ), bel ve kalça çevresi kaydedildi. Ultrasonografi (US) ile el dorsumundan ve önkol, kol ve uyluk ön yüzlerinden cilt, cilt altı yağ dokusu ve kas kalınlıkları ölçüldü. Kas kuvveti; el kavrama kuvveti ile, fiziksel performans ise; yürüme hızı, zamanlı kalk ve yürü testi (TUG) ve 5 tekrarlı otur kalk testi (CST) ile değerlendirildi. Kognitif fonksiyon için Standardize Mini Mental Test (SMMT) kullanıldı. Hastalar D vitamini düzeyine göre (eksiklik olan; <20 ng/ml ve olmayan; ≥20 ng/ml) iki gruba ayrıldı. Hastaların %61'inde D vitamini eksikliği saptandı. Demografik/klinik özellikler karşılaştırıldığında; sadece D vitamini eksikliği olan kadınların daha genç olduğu saptandı (p<0.05). İki grup karşılaştırıldığında; D vitamini eksikliği olan kadınlarda, tüm yağ kalınlıklarında, önkol kas kalınlığında ve SMMT skorunda artış, erkeklerde ise sadece CST süresinde artış gözlendi (tüm p<0.05). Yağ kalınlıklarını etkileyen faktörler için yapılan lojistik regresyon analizinde; kadınlarda önkol ve kol, VKİ ve D vitamini eksikliği ile, uyluk ise VKİ, D vitamini eksikliği ve yaş ile ilişkili, erkeklerde ise; önkol ve kol VKİ ve D vitamini eksikliği ile, uyluk anterioru ise VKİ ve yaş ile ilişkili saptandı (tüm p<0.05). CST için yapılan regresyon analizinde; erkeklerde yaş ve D vitamini eksikliği, kadınlarda ise yaş ve egzersiz bağımsız olarak ilişkili saptandı (tüm p<0.05). Sonuç olarak D vitamini eksikliği; kadınlarda yağ dokusunda artış ile, erkeklerde ise CST süresinin uzaması ile ilişkili saptandı. Bölgesel yağ dokusu kalınlıklarının US ile ölçümü, D vitamini eksikliğinde vücut kompozisyonunu ortaya koymada faydalı olabilir. D vitamini düzeyinin vücut kompozisyonu ve fiziksel/kognitif fonksiyonlar üzerine etkisini araştırmak için örneklem sayısı daha fazla olan ve daha yaşlı popülasyonda prospektif çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: El kavrama kuvveti, güç, kuvvet, performans, ultrason

Adipoz dokuBilişBiliş bozuklukları+7
Yahya Doğan
Hacettepe University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Okul öncesi dönemdeki çocukların nörolojik durumları, gelişimsel parametreleri ve fiziksel uygunlukları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; okul öncesi dönemdeki çocukların nörolojik durumları, gelişim parametreleri ve fiziksel uygunlukları arasındaki ilişkiyi araştırmaktı. Çalışma Muş İl Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okulların ana sınıflarında bulunan, 4-6 yaş aralığındaki 212 sağlıklı çocuklar üzerinde yapıldı. Çocukların nörolojik durumları Touwen Muayenesi, gelişim parametreleri Denver Gelişimsel Tarama Testi (DGTT) II, fiziksel uygunlukları PREFİT test bataryası, kognitif seviyeleri ise ailelere sorulan anket şeklindeki bir form ile değerlendirildi. Çocukların nörolojik durumları ile gelişimsel parametreleri (r=-0,398, p<0,001), nörolojik durumları ile fiziksel uygunlukları (r=-0,221, p<0,01), gelişimsel parametreleriyle fiziksel uygunlukları (r=-0,231, p<0,01), arasında ilişkiler bulundu. Bu bulgulara ek olarak çocuklar gestasyonel yaşa, Minör Nörolojik Disfonksiyon (MND) varlığına, kognitif seviye ve vücut kütle indeksine göre fiziksel uygunlukları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklar bulundu (p<0,05). Sonuç olarak okul öncesi dönemdeki çocukların gelişim parametreleri, fiziksel uygunlukları ve nörolojik durumları birbiriyle ilişki içindedir. Böylece fizyoterapi ve rehabilitasyon programları planlanırken, kötü prognozun engellemesi ve daha iyi tedavi sonuçları sağlaması açısından bu çocuklar bir bütün olarak ele alınmalıdır. Ayrıca okul öncesi dönemdeki çocuklarda gestasyonel yaş, MND varlığı, kognitif seviye ve vücut kütle indeksi fiziksel uygunluğu etkilediği için bu yaş aralığına uygulanan aktivite, egzersiz ya da fiziksel uygunluk programları esnasında bu durumlar göz önünde bulundurulmalıdır.

BilişBiliş bozukluklarıFiziksel uygunluk+4
Halil Alkan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Toplumda yaşayan yaşlılarda mini-cog testinin demans taramasındaki etkinliğinin MMSE, Q-MCI ve moca testleriyle kıyası: Bir saha çalışması

Yaşlanan nüfusla beraber sık görülen demansı, etkin ve kolay bir testle taramak önemlidir. Bu saha çalışmasında, Mini-Cog'un tanı koymadaki başarısının sık kullanılan kognitif fonksiyon tarama testleriyle karşılaştırılması ve etkin bulunursa birinci basamakta kullanılmasının yaygınlaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada sosyokültürel düzeyleri farklı olan toplam 4 aile sağlığı merkezi belirlenmiş, 65 yaş ve üzeri unutkanlığı olan 115 hasta taranmış, kriterlere uyan 51 hasta ile çalışma tamamlanmıştır. Tüm hastalara detaylı hikaye sonrası Mini-Cog testi uygulanmış, Mini-Cog testinden tam puan alamayanlar Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Geriatri Bilim Dalı Polikliniği'nde diğer kognitif tarama testlerinden MMSE, Qmci-TR, MoCA ile kognitif değerlendirmeleri ve kapsamlı geriatrik değerlendirmeleri ile gerekli rutin kan tetkikleri yapılmıştır. Değerlendirme sonucunda 51 hastanın 42'si hafif kognitif bozukluk olarak kabul edilirken, 9 hastaya DSM-V kriterlerine göre demans tanısı konmuştur. Sonuçlara göre Mini-Cog (p=0,131), MoCA (p=0,539) ve MMSE (p=0,097) total puanının demanslı hastalar ile normal hastalar arasındaki farkı, istatistiksel olarak anlamlı bulunmazken, Qmci-TR total puanının farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,027). Mini-Cog testi bozuk olan 27 hastanın sadece 6'sında (%22,2) demans saptanmışken, Mini-Cog puanı normal olan 24 hastanın 3'ünde (%12,5) demans saptandı. Mini-Cog testinin bozuk olması ve hastaların demans tanısı alması arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı saptanmadı (p=0,363). Mini-Cog kelime tekrarı demans ve normal grup arasında anlamlı olarak farklıydı (p=0,010). Sonuç olarak Mini-Cog testinin demans taramasında etkin olduğu gösterilemedi. Sonuçların desteklenmesi ve geliştirilmesi için daha büyük ölçekli çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Demans, Kognitif tarama testi, Kognitif fonksiyon, Yaşlı

BilişBiliş bozukluklarıDemans+4
Setenay Dilara Yazır
Hacettepe University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı deneysel ortamlarda bilişsel görevlerin denge performansına etkisinin genç yetişkinlerde araştırılması

Altın, B. Farklı Deneysel Ortamlarda Bilişsel Görevlerin Denge Performansına Etkisinin Genç Yetişkinlerde Araştırılması, Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Odyoloji ve Konuşma Bozuklukları Programı,

BilişBiliş bozukluklarıDenge+7
Buşra Altın
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farklı öznel bilişsel bozukluk tanımlarında alzheimer hastalığı biyobelirteçleri

(AH) ile ilişkili beyin morfolojisindeki değişiklikler klinik belirtiler ortaya çıkmadan önce kendini göstermektedir. Hastalığı erken tanıyabilmek için demans öncesi aşamaların klinik olarak tanımlamaları yapılmıştır. Öznel Bilişsel Bozukluk (ÖBB) kavram olarak, kişilerin şikâyeti olmasına rağmen nesnel ölçümlerde bilişsel sorun görülmemesi durumunu tanımlamaktadır. ÖBB için henüz üzerinde anlaşılmış operasyonel ölçütler belirlenmemiştir. Bu araştırmada farklı ÖBB tanımlarında AH ile ilişkili yapısal nörogörüntüleme biyobelirteçlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 55 yaş ve üzerinde unutkanlık yakınması bulunan, Modifiye Mini Mental Test sonucuna göre bilişsel bozukluk tespit edilmemiş ve demans tanısı konulmamış 101 katılımcı alınmıştır. Araştırmamızda öznel bellek yakınmaları olan bireylerde (i) yakınmaların standardize bir ölçek olan Öznel Bilişsel Yakınmalar Anketi (ÖBYA) ile değerlendirilmesi, (ii) bilişsel performansın detaylı nöropsikolojik testler (NPT) ile ölçülmesi, (iii) ÖBB+ (ÖBB Artı) olarak adlandırılan ek yakınma niteliklerinin sorgulanması ve (iv) bellek yakınmalarıyla ilişkili olabilecek komorbiditelerin dışlanması durumlarının beyin MR görüntülerinde AH ile uyumlu atrofi örüntüleriyle daha fazla ilişkili olup olmadığı incelenmiştir. AH ile ilişkili olduğu gösterilen üç kortikal kalınlık ve iki hacim örüntüsü araştırmanın bağımlı değişkenleri olarak belirlenmiştir. Araştırmanın bulguları en geniş tanımı ile ÖBB grubunda yaş, cinsiyet, bilişsel yakınmaların başlama zamanı, depresyon veya anksiyete belirtileri ve B12 ve D vitamini düzeylerinin AH ile ilişkili yapısal nörogörüntüleme biyobelirteçlerini yordayan faktörler olduğunu göstermektedir. Farklı öznel bilişsel bozukluk tanımları ile ilişkili ölçütler ele alındığında ÖBB+ ölçütlerinin, yakınmaları ÖBYA ile değerlendirmenin, ek nöropsikolojik değerlendirme yapmanın ve kişileri dahili hastalıklar açısından sınıflandırmanın morfolojik bulgular açısından ÖBB geçerliğine katkıda bulunmadığı görülmüştür. Araştırma bulguları öznel bellek yakınmaları olan kişilerde psikiyatrik değerlendirmenin önemine işaret etmektedir. ÖBB olarak sınıflandırılan bir kişide depresyon veya anksiyete belirtilerinin bulunması, altta yatan AH ile uyumlu morfolojik değişikliklerin görülme olasılığını artıyor olabilir. Uzunlamasına çalışmalar, yakınmaların daha detaylı değerlendirilmesi, farklı tanı gruplarının dahil edilmesi ÖBB tanımının iyileştirilmesi ve morfolojik değişikliklerle ilişkili yeni ölçütlerin tespitine yardımcı olabilir.

Alzheimer hastalığıBilişBiliş bozuklukları+4
Ahmet Alp Karakaşlı
Hacettepe University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Yaşlılarda hafif bilişsel bozukluğun vestibülooküler refleks, dinamik görsel keskinlik ve postüral denge ile etkileşimi

Yaşlı populasyonun yaklaşık olarak %30'u her yıl düşmekte ve bu durum önemli bir sağlık problemiyle sonuçlanmaktadır. Bilişsel gerileme düşme için bağımsız bir risk faktörüdür. Hafif bilişsel bozukluk, bireyin yaşından beklenenden daha fazla ancak günlük yaşam aktivitelerini etkilemeyen bilişsel gerileme durumudur. Çalışmada, hafif bilişsel bozukluğu olan bireylerin vestibülooküler refleksleri, dinamik görsel keskinlikleri ve postüral dengeleri değerlendirilerek sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırılmıştır. Bu amaçla hafif bilişsel bozukluğu olan 10 birey ve aynı yaş grubundan sağlıklı 10 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Bireylere işitme testi uygulandıktan sonra videonistagmografi, dinamik görsel keskinlik ve bilgisayarlı dinamik postürografi ölçümleri yapılmıştır. Hafif bilişsel bozukluğu olan bireylerin Dinamik Görsel Keskinlik Testi Perception Time Test skorları kontrol grubuyla karşılaştırıldığında anlamlı derecede uzun bulunmultur (p<0,05). Bilgisayarlı Dinamik Postürografi VEST parametresi, DOT 2, DOT 3, DOT 6 ve Birleşik Denge Skorları HBB grubunda anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Videonistagmografik ölçümler açısından iki grup arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. Çalışmanın sonucunda hafif bilişsel bozukluğu olan bireylerin sağlıklı yaşıtlarına oranla düşmeye daha eğilimli oldukları sonucuna varılmış ve bu bireylerin düşmeyi önleyici rehabilitasyon programlarına alınmaları önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hafif bilişsel bozukluk, dinamik görsel keskinlik, postüral denge

BilişBiliş bozukluklarıDenge+4
Mine Baydan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Multipl sklerozlu hastalarda kognitif fonksiyon ile yaşam kalitesi ve depresyon arasındaki ilişki

Amaç: Multipl Skleroz (MS)'a eşlik eden en yaygın bulgulardan birisi olan kognitif bozukluk, MS'te görülen özürlülüğün önde gelen sebeplerinden birisidir. Hastalığın erken ve geç safhalarında kognitif bozukluk prevalansı %43-70 arasındadır. MS hastalarının yarısından fazlası hastalıkları boyunca herhangi bir zamanda depresyon yaşamaktadırlar. Depresif semptomlar, MS hastalarının kognitif durumunu olumsuz olarak etkilemekte ve hastalıkla başa çıkmayı daha da zorlaştırmaktadır. Düşük yaşam kalitesi; kognitif fonksiyondaki defisitlerle ve depresif semptomlarla da ilişkilidir. Bu çalışmanın amacı, MS hastalarında kognitif fonksiyon ile yaşam kalitesi ve depresyon arasındaki ilişkiyi incelenmek ve sağlıklı bireyler ile MS hastalarının kognitif fonksiyon düzeylerini karşılaştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya Ege Üniversitesi (EÜ) Nöroloji Anabilim Dalı MS Polikliniği'ne başvuran ve dahil edilme kriterlerine uygun olduğuna karar verilen 82 RRMS tanılı hasta ile yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş 82 sağlıklı kontrol dahil edildi. MS grubunda (n=82) kognitif fonksiyon "Brief International Cognitive Assessment for Multiple Sclerosis (BICAMS)" bataryası ile, depresyon "Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)" ile ve yaşam kalitesi "Multiple Sclerosis International Quality of Life (MUSIQoL)" ile değerlendirildi. Kontrol grubunda (n=82), BICAMS bataryası kognitif fonksiyon durumunu, BDÖ ise depresyon düzeyini belirlemek için kullanıldı. BICAMS bataryası; bilgi işleme hızını değerlendiren SDMT, sözel öğrenme ve belleği değerlendiren CVLT-II ile görsel hafızayı değerlendiren BVMT-R testini içerir. Bulgular: Gruplar arasında SDMT, CVLT-II ve BVMT-R testleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu (p<0,05); BDÖ'de gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olmadığı görüldü (p>0,05). MS grubunda MUSIQoL ölçeği total skoru ve alt bölümleri ile BICAMS bataryası arasında bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Depresyon ile kognitif fonksiyon arasındaki ilişkiye bakıldığında; SDMT ve CVLT-II testi ile BDÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönde zayıf düzeyde korelasyon görülürken (r=-0,240; r=-0,231; p<0,05), BVMT-R testi ile BDÖ arasında orta düzeyde korelasyon gözlendi (r=-0,267; p<0,05). MUSIQoL ile BDÖ arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). EDSS ve FAS ile BICAMS bataryası arasında anlamlı bir korelasyon görülürken (r=-0,311, r=-0,235, r=-0,256; p<0,05)(r=0,360, r=0,317, r=0,280; p>0,05) hastalık süresi ile yalnızca SDMT testi arasında korelasyon saptandı (r=-0,318; p<0,01). Eğitim düzeyi ile kognitif fonksiyon arasında ise her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulundu (r=0,572, r=0,311, r=0,429; p<0,01)(r=0,719, r=0,579, r=0,619; p<0,001). Sonuç: Çalışmamızın sonucu, MS hastalarının kognitif fonksiyon test sonuçlarının sağlıklı kontrollerden daha düşük olduğunu göstermiştir. Ayrıca, kognitif fonksiyon ile depresyon arasında korelasyon bulunmaktadır. Kognitif fonksiyon ile yaşam kalitesi arasında ise korelasyon saptanmaması, önceki çalışmalarla uyumsuzluk göstermektedir. Bu durum çalışmamızdaki olguların yaşlarının genç olması ve hastalık sürelerinin kısa olmasıyla açıklanabilir.

BilişBiliş bozukluklarıDepresyon+3
Fatma Büşra Karaman
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Proprioseptif nöromuskuler fasilitasyon tekniklerinin parkinson hastalarında bilişsel ve motor fonksiyona etkisi

Parkinson hastalığı (PH), alzheimer hastalığından sonra en sık görülen 2. nörodejeratif (sinir aşınmasına bağlı) hastalıktır. Genel olarak motor belirtilerle karakterize bir hastalık olsa da motor olmayan belirtilere de sık rastlanır. Bu belirtilerden bilişsel işlev bozukluğu parkinson hastalığının erken evrelerinde hafif olarak görülmekte ve ilerleyen zamanlarda demansın gelişmesine sebep olabilmektedir. Bununla birlikte yürütücü işlevlerdeki bozukluk hareket becerilerindeki bozulma ile birleşerek parkinson hastalarının düşme sayılarında artışa neden olabilmekte ve yaşam kalitesini düşürmektedir. Yürüme mesafesinin kısalması, denge bozuklukları parkinson hastaları için hareketsiz yaşama zemin hazırlamaktadır. Bu sebeplerle çalışmamıza Torbalı Devlet Hastanesinde Fizik Tedavi Rehabilitasyon ünitesinde Proprioseptif Nöromuskuler Fasilitasyon (PNF) egzersizleri ile tedavi gören ve hafif bilişsel bozukluğu olan 5'i olgu grubunda 5'i kontrol grubunda olmak üzere 10 parkinson hastasını dahil ettik. Hastalar tedavi başlamadan ve 15. Seans sonunda kontrol gruplarıda 20 gün arayla Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ), Montreal Bilişsel Değerlendime Ölçeği (MOBİD) ve Standardize Mini Mental Test (SMMT) ile değerlendirildi. Sonuçlar tekrarlayan ölçümler ANOVA kullanılarak analiz edildi. Sonuç olarak ön test ve son test arasında, tüm testlerin toplam skorlarında, MOBİD adlandırma, SMMT hatırlama, FBÖ yer değiştirme, sosyal algılama verilerinde PNF egzersizlerinden bağımsız olarak artış gerçekleşmiştir. FBÖ toplam skorlarındaki farklılıklarda cinsiyet, grup ve grup-cinsiyet etkileşimi tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler; Biliş; PNF; Parkinson Hastalığı; Egzersiz

BilişBiliş bozukluklarıEgzersiz+4
Aytaç Demir
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sol ventrikül destek cihazı implantasyonu planlanan hastalarda kırılganlık (frailty) ve bilişsel fonksiyonların sağkalım üzerine etkisi

Giriş: Kırılganlık, kalp yetmezliği hastalarında ve kardiyak cerrahi planlanan hastalarda operasyon sonrası artmış mortalite ve morbidite ile ilişkili bulunmuştur. Bu nedenle, bu hastalarda kırılganlık ölçümünün, istenmeyen olay gelişim riski yüksek olanları ayırt ederek sol ventrikül destek cihazı (LVAD)'den en çok yarar görecek olanları belirlemede yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Amaç: Araştırmamızda, Fried skorlamasını kullanarak belirlenen kırılganlık durumunun, LVAD cerrahisi sırası ve sonrasında gelişebilecek komplikasyonlara ve sağ kalıma etkisini incelemeyi amaçladık. Yöntem: İmplantasyon amacından bağımsız olarak LVAD cerrahisi planlanan 52 hasta (44 erkek; 8 kadın; yaş 52 ±8 yıl), operasyon öncesi kırılganlık, bilişsel fonksiyon ve depresyon açısından değerlendirildi. Kırılganlık ölçümünde Fried fiziksel kırılganlık fenotipi kullanıldı ve 3 ve üzeri skor alan hastalar kırılgan kabul edildi. Bilişsel fonksiyonların değerlendirilmesinde Mini-Cog testi kullanılırken, depresyon taraması için Hasta Sağlık Anketi (PHQ-9)'dan yararlanıldı. Hastalar ölüm ve komplikasyonlar açısından cerrahi sonrası üç ay gözlendi. Bulgular: Fried kriterlerine göre 29 hasta (%55) kırılgan olarak sınıflandırıldı. Kırılgan hastaların, kırılgan olmayanlara göre daha yüksek NT-proBNP değerlerine ve daha yüksek NYHA skorlarına sahip oldukları görüldü. Kırılgan hastalarda depresyon daha yaygın bulundu (p=0.04). Beden kitle indeksi ve vücut yüzey alanı, kırılgan hastalarda daha düşük olduğu gözlendi (p=0.001; p=0.02). Birincil sonlanım noktası olarak alınan hastane içi ölüm ya da uzamış hastane yatışının kırılgan olmayan 9 (%39) hastaya oranla 21 (%72) kırılgan hastada gerçekleştiği saptandı (p=0.01). İkincil sonlanımlardan sadece ventriküler aritmiler istatistiksel anlamlılığa ulaşarak kırılgan hastalarda cerrahi sonrası ventriküler aritmilerin daha fazla görüldüğü saptandı (p=0.01). Sonuç: Kırılganlık, LVAD implantasyonu planlanan hastalarda operasyon sonrası artmış hastane içi ölüm ya da uzamış hastane yatışı ile ilişkilidir. Bu nedenle kırılganlık durumunun, LVAD cerrahisi için hasta seçiminde kullanılan kriterlerden birisi olması gerektiğini düşünüyoruz.

BilişBiliş bozukluklarıKalp destek cihazları+6
Hakan Gökalp Uzun
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Esrar bağımlılığı tanısı alan 14-18 yaş arası olguların sosyal bilişsel becerilerinin değerlendirilmesi ve klinik değişkenlerle ilişkisinin incelenmesi

Giriş: Esrarın emosyon tanıma üzerine yaptığı etki tam olarak açıklanmamıştır. Prefrontal, hipokampal ve serebellar bölgeler CB1 (central cannabinoid) reseptörün yoğun olduğu bölgeler olup sosyal kognisyon açısından kritik alanlardır. Kognisyon yetersizliğinin esrar kullanımının sıklığına ve uzunluğuna bağlı olduğu düşünülmektedir. Uzun süreli esrar kullanımı nörotoksik etkiye bağlı olarak kalıcı azarlara yol açmaktadır. Madde bağımlılığı olan olgularda DEHB'nin sık eşlik etmesi bu iki hastalığın beraber değerlendirilmesi gerekliliğini gözler önüne sermektedir. DEHB, bilişsel, akademik, ailesel ve mesleki işlevler gibi günlük yaşamın çeşitli alanlarının yanı sıra sosyal işlevsellikte de bozulma ile ilişkilidir. Amaç: Bu çalışmada DSM 5 tanı ölçütlerine göre en az 1 yıldır esrar kullanım bozukluğu (EB), DEHB eş tanılı ergenlerde sosyal kognisyon değerlendirilmesi ve bulguların sağlıklı kontrol olguları ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca EB ve EB+DEHB olan çocukların duygu düzenleme becerileri, kaygı düzeyleri değerlendirilip, sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılması hedeflenmiştir. Ek olarak emosyon regülasyonunda güçlüğün, kaygı düzeyleri ve madde isteğinin olguların kliniğine ve sosyal biliş bozukluğunun şiddetine etkisini saptamak amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmaya Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi polikliniğine başvuran EB (n=30), EB ve DEHB birlikteliği (n=28) olan 14-18 yaş arası ergenler ve aynı yaş grubundaki kontrol grubu (n=30) alındı. Olgulara; sosyodemografik veri formu, eşlik eden belirtiler için K-SADS uygulanmış, ek psikiyatrik tanısı olmayan olgular çalışmaya alınmıştır. Olguların eşlik eden psikiyatrik bulgularının olması durumunda, bu bulguların hastanın işlevselliğini ne düzeyde etkilediğini değerlendirmek amacıyla GAS kullanılmıştır. Tüm olgularda; yıkıcı davranım bozukluklarının değerlendirilmesine yönelik DEHB ölçekleri kullanılmıştır. Olguların depresif belirti BDÖ ile değerlendirilmiştir. Anksiyete düzeylerine yönelik STAI-Durumluk ve STAI-Sürekli Kaygı Ölçekleri kullanılmıştır. Tüm olguların duygu düzenlemede güçlük düzeyleri ise DDGÖ ile değerlendirilmiştir. Esrar kullanım bozukluğu tanı alan gruplarda esrar isteği değerlendirmek için likert tipi görsel skala kullanıldı. Tüm olgulardan çalışmaya gönüllü olduklarını belirten bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Olgulara sosyal bilişin değerlendirilmesine yönelik, gözler testi, yüzler testi, beklenmeyen sonuçlar testi, gaf testi, ima testi ve anlamı ve ilişkileri kavrama testleri uygulanmıştır. Bulgular: Sosyal bilişsel becerileri değerlendirdiğimiz tüm testlerde, EB ve EB+DEHB grupları, kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yetersizlik göstermiştir. Duygu düzenlemede yaşanan güçlükleri değerlendirmek amacıyla kullanılan DDGÖ'nin toplam puanı, EB ve EB+DEHB gruplarında kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Çalışmamızda EB+DEHB olgularının sosyal kognisyon testlerinde EB grubuna göre istatisiksel olarak anlamlı bozulma göstermemeleri, küçük örneklem grubundan kaynaklanabilir. Sonuç: EB ve DEHB'de sosyal fonksiyonlardaki yetersizlik birçok çalışmada gösterilmiştir. Çalışmamızın verileri, bu hastalıkların daha etkin ve kalıcı tedavisi için, olguların sosyal bilişsel özelliklerinin tanınması ve hastaya özgü tedavi yaklaşımlarının buna göre belirlenmesinin önemini ortaya koymaktadır.

BağımlılıkBilişBiliş bozuklukları+4
Joanna Maria Kıyak
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile birlikte ağır bilişsel tempo (sluggish cognitive tempo) olan olguların arterial spin labeling yöntemiyle değerlendirilmesi

Özet: Ağır Bilişsel Tempo (Sluggish Cognitive Tempo) uykulu görünüm, yavaş hareket etme, yavaş düşünme ve içe yönelim sorunları ile karakterize bir klinik belirti kümesidir. Son 20 yılda SCT alanında farklı araştırmalar ortaya çıkmıştır. SCT hastalarında erken veri işleme ve dikkati devam ettirmenin bozuk olduğu ve posterior beyin bölgelerinin dikkat sorunlarıyla ilişkili olduğu öne sürülmüştür. Böylelikle biz bu araştırmada posterior bölgeler özellikle olacak şekilde bazı beyin bölgelerini araştırmayı hedefledik. SCT komorbiditesi olan DEHB li çocuklarda spesifik beyin bölgelerinde kontrol grubuna kıyasla farklı bir pattern gösterip göstermediğini ölçmeyi amaçladık. SCT grubu 40 olgudan ve kontrol grubu 24 olgudan oluştu. MR çekimlerinde go-nogo testi kullanıldı ve Arterial Spin Labelling kullandığımız yöntemdi. MR verisinin istatiksel analizi go task i sırasında hem hasta hem kontrol grubunda aktivasyon olduğunu gösterdi. Bu aktivasyon en yaygın olarak SCT komorbid DEHB-Dikkat eksikliği baskın alt tipinde görüldü. No go task sırasında tüm hasta grubu ve koNtrol grubunda aktivasyon gözlendi fakat her iki hasta grubu arasında anlamlı istatiksel farklılık yoktu. Lingual gyrus, occipital fusiform gyrus, precuneus, posterior cingulat gyrus'un bazal(dinlenim) ve aktive halleri arasında anlamlı istatiksel farklılık görüldü. Bu dikkat sorunlarının geri döndürülmesi için bir kompansasyon mekanizmasına bağlı olabilir olarak düşünüldü. Sonuç olarak çalışmamızda hipotezimize paralel olarak posterior beyin bölgelerinde bozulma saptadık.

BilişBiliş bozukluklarıDikkat+5
Muharrem Burak Baytunca
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Major depresyon tanısı alan ergen hastalarda sosyal biliş ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

ÖZET Giriş: Depresyon çocuk ve ergenlerde sık görülen, temel olarak mutsuzluk, çökkünlük, sinirlilik, günlük etkinliklerden ve hayattan keyif alamama gibi semptomlarla karakterize hayatın bir çok alanında işlevsellik kaybına yol açan psikiyatrik bir bozukluktur. Depresyonda ortaya çıkan sosyal işlev bozuklukları hem yaşam kalitesini hemde hastalığın seyrini olumsuz etkilemektedir. Depresyonun hem etyolojisine hem de tedavisine yönelik yapılan araştırmalarda son yıllarda sosyal bilişsel becerilerin depresyonda incelenmesinin önemine işaret eden çalışmalara rastlanmaktadır. Sosyal biliş çok geniş bir kavram olup kendi içinde farklı alanlara ayrılmakla birlikte temel olarak sosyal süreçlerle ilgili bilgileri tanıma, anlama, yorumlama ve kullanabilme olarak tanımlanabilir. Bazı araştırmalar depresyonda sosyal işlevsellikte düşüşün sosyal bilişsel becerilerde bozulma ile ilişkili olabileceğini öne sürmektedirler. Yakın zamanda erişkinlerde yapılan çalışmalar depresyon hastalarının sosyal bilişsel becerilerden olan zihin kuramında bozulma olduğunu rapor etmişlerdir. Zihin kuramı (zihin teorisi, theory of mind) temel olarak kişinin kendisinin ve diğer insanların zihinsel durumunu anlayıp yargılayabilme yeteneği olarak tanımlanmaktadır. Amaç: Çalışmamızda, henüz tedavi almamış ilk kez major depresyon tanısı alan 13- 18 yaş arasındaki ergen hastaların kesitsel olarak sosyal bilişsel beceriler açısından değerlendirilmesi, yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi; depresyon özelliklerinin, sosyal bilişin ve yaşam kalitesinin birbirleri ile ilişkisinin incelenmesi ve sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmamızın örneklemini, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniği'ne başvuran, 13-18 yaş arasında olan ilk kez major depresyon tanısı konmuş tedavi almamış 35 hasta grubu ve hasta grubuna benzer sosyodemografik özelliklere sahip 37 sağlıklı kontrol olgusu oluşturmaktadır. Öncelikle tüm olgulara, komorbid tanıların DSM-IV kriterleri doğrultusunda değerlendirilmesi amacıyla, K-SADS uygulanmıştır. Ölçütlere uyan gönüllü katılımcılara; depresyon puanlarının ölçülmesi için Beck Depresyon Ölçeği, anksiyete puanlarının ölçülmesi için Çocukluk Çağı Anksiyete Tarama Ölçeği (ÇATÖ) (Ebeveyn ve Çocuk Formu), hastalık şiddetinin tespiti için Genel Klinik İzlenim Ölçeği-Şiddet (Clinic Global İmpression Scale-Severity / CGI-S), yaşam kalitesinin değerlendirilmesi için Yaşam Kalitesi Ölçeği, Çocuk ve Aile Formları (ÇİYKÖ), sosyal bilişsel becerilerin değerlendirilmesi için zihin kuramı testlerinden Yüzler Testi ve Gözler Testi uygulanmıştır. Bulgular: Depresyon grubu ile sağlıklı kontrol grubunun karşılaştırmasında sosyal bilişsel becerileri değerlendiren yüzler testi ve gözler testinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Yaşam kalitesi ve anksiyete puanları açısından depresyon hastaları anlamlı olarak kontrol grubuna göre yaşam kalitesinde daha kötü anksiyete daha yüksek puanlar elde etmişlerdir. Yaşam kalitesi depresyon skoru ve anksiyete skoru ile negatif korelasyon göstermiştir. Sonuç: Literatürde erişkin popülasyonda depresyon hastalarında sosyal bilişte bozulma bildirilirken, ergen örneklemin değerlendirildiği bizim çalışmamızda zihin kuramını değerlendirmek için kullandığımız testlerde sağlıklı kontrollerle bir fark bulunmamıştır. Çalışmamız depresyonda bu yaş grubunda yapılan ilk çalışmalardan olduğu için bu konuda yapılacak çalışmalar konunun anlaşılması ve daha iyi yorumlanmasına olanak sağlayacaktır. Yaşam kalitesinin depresyonda bozulduğu ve bunun depresyonun çeşitli özellikleriyle ilişkili olduğu çalışmamızda ortaya konulmuştur. Çalışmamızın bu bulguları depresyon hastalarının daha etkili tedavisi ve daha iyi bir yaşam kalitesi için tedavi yaklaşımlarının hasta bazında hastalık özelliklerine göre belirlenmesinin önemini vurgulamaktadır.

BilişBiliş bozukluklarıDepresyon+3
Uğur Tekin
Ege University
2016
00

Related subjects