Building materials
89 theses under this subject heading
Çimento esaslı kompozitlerde piezoelektrik malzemelerin kullanımı
Piezoelektrik malzemelerin, birçok farklı alanda kullanımının artmasıyla beraber daha kapsamlı bir şekilde araştırılıp incelenmesine ihtiyaç duyulmuştur. Piezoelektrik malzemelere olan bu eğilim, dikkatleri inşaat mühendisliği alanına çevirmiştir. Piezoelektrik malzemelerin daha etkin kullanımını sağlamak için çimento esaslı piezoelektrik malzemelerin geliştirilmesi teşvik edilmektedir. Bu çalışma kapsamında üretilen harç numunelerine baryum titanat eklenerek harçların başta dayanım ve dayanıklılık özelliklerinin geliştirilmesi ve yapı malzemesi alanının gelişimine katkı sağlaması hedeflenmiştir. Ayrıca bu çalışmanın sonucunda yenilenebilir enerji konusunda önemli bir yere sahip olan piezoelektrik malzemelerin özelliklerinin iyileştirilmesi ve maliyetlerinin azaltılması ile gelecek nesilde başta yapı malzemeleri olmak üzere birçok alanın hızla gelişmesi ve enerji ihtiyacı sorunlarına bir çözüm önerisi olarak sunulacaktır. Yapılan çalışma hem inşaat sektöründe yeni bir malzemenin kullanılması, çevre ve teknoloji kullanımı açılarından son derece önemli bir konuda ürün geliştirilmesi hem de ürünün kullanımı konularında faydalı olacaktır. Çalışmada harçlara çimento ağırlığınca yüzde olarak 0.25, 0.5, 0.75 ve 1 oranlarında baryum titanat eklenerek numuneler üretilmiştir. Üretilen harç numunelerine ultrases geçiş hızı, eğilme dayanımı, basınç dayanımı, su emme, elektriksel direnç, elektromanyetik kalkanlama deneyleri ve SEM analizi yapılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda eğilme dayanımı ve ultrases geçiş hızı değerlerinin % 0.25 katkılı BT2 numunesine kadar arttığı ve sonrasında azaldığı görülmüştür. Baryum titanat kullanım oranlarının artması ile elektriksel özdirenç değerlerinde artış olduğu ve dolayısıyla iletkenliğini düşürdüğü sonucuna varılmıştır.
Mermer çamur atıklarının yapı malzemesi olarak kullanılması
Ülkemizde mermer fabrikalarında oluşan ıslak ve kimyasal çöktürücü içeren mermer çamurunun depolanmasında yaşanan sorunlar ve herhangi bir katma değere dönüştürülmemesi en önemli çevresel sorunlarından birisi olarak kabul edilmektedir. Çalışmanın amacı, Burdur İli Bucak İlçesi özelinde mermer sektöründe mevcut durum ve yaşanan sorunların ortaya konulması ile birlikte mermer fabrikalarında mermer üretim sürecinde ortaya çıkan mermer çamurunun yapı malzemesi olarak kullanılabilirliğin araştırılmasıdır. Bu çalışmada, 10 aşamalı işlem gerçekleştirilmiştir; Literatür taraması ve veri toplama, Bucak İlçesi özelinde 19 mermer fabrikasında yapılan anket çalışması, mermer çamur atığı temini ve atığın incelenmesi, mermer çamurunun mermer tozuna dönüştürülmesi, ön deneylerin ve benzetim yapılması, deney süreci, kalıp araştırılması aşaması, yapı malzemesi üretim aşaması, üretilen yapı malzemelerinin piyasada kullanılan ürünlerle karşılaştırılması ve sentez aşamalarıdır. Çalışmada, anket çalışması ile mermer fabrikalarında yönetsel, personel, mermer üretimi ve atık ile ilgili mevcut durum ve sorunlar ortaya konulmuş ve tartışılmıştır. Mermer fabrikalardan preslenme sonrası kapalı kaplarda temin edilen mermer çamur atıkları fiziksel bazı deney ve işlemlerden geçirilerek köpük beton içerisinde ince agrega olarak kullanılmıştır. 8 farklı deney serisinde 4'er alt numune ile toplam 32 farklı karışımda numune dökülmüştür. Her numuneye dökümünden sonraki 3. gün, 7. gün, 28. gün ve 90. günde basınç dayanım testleri uygulanmıştır ve veriler literatürdeki benzer çalışmalar ile karşılaştırılmıştır. Sonuçta, yapı malzemesi olarak örnek dış cephe kaplama ürünlerinin imalatı geçekleştirilmiş ve muadil ürünlerle karşılaştırılmıştır. Böylece mermer çamurundan yapı malzemesi olarak üretilebilirliği kanıtlanmıştır. Buna yönelik ilgili paydaşlara öneriler getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mermer Atığı (çamur), Sürdürülebilir Yapı Malzemesi, Ekolojik Mimarlık, Bucak (Burdur), Mermer Fabrikaları
Yapıda sık kullanılan malzemelerin ekolojik olarak değerlendirilmesi
İnşaat sektörü yaşanan nüfus artışı, endüstrinin gelişimi ve kentleşmenin artmasından dolayı tüm dünyada gelişmektedir. Bununla birlikte, yapı malzemelerinin üretimleri sırasında harcanan enerji miktarı, açığa çıkan karbon salınımı ve atık miktarlarının fazla olması yapı malzemelerinin ve yapı üretiminin çevreye zararlarını artırmaktadır. Küresel anlamda CO2 emisyonlarının 1/3'ünden fazlasının inşaat sektöründen kaynaklandığı ve bu nedenle küresel iklim değişikliğinin başlıca nedenleri olduğu tahmin edilmektedir. Yapıların çevresel etkilerinin azaltılabilmesi ve inşaat sektöründe sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi için alınacak önlemlerden en önemlisi ekolojik yapı malzemelerinin kullanımlarının artırılmasıdır. Ekolojik yapı malzemeleri üretimleri ve kullanımları sırasında fazla enerji tüketmeyen, gömülü enerjisi düşük, atık miktarı az ve, toksik özelliği düşük malzemelerdir. Bu amaçla son yıllarda önemli çalışmalar yapılmakta, sık kullanılan yapı malzemeleri ekolojik özelliklere sahip hale getirilmeye çalışılmaktadır. Hatta doğada kolayca çözünen organik kökenli alternatif yapı malzemelerinin bu amaçla kullanılmak üzere geliştirildiği de bilinmektedir. Bu çalışma kapsamında, yapıda sık kullanılan malzemelerin ekolojik özellikleri, bu malzemelerin ekolojik özelliklerinin iyileştirilmesi için yapılan çalışmalar, çevresel etkisi düşük alternatif yapı malzemelerine değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yapı Üretimi, Enerji, Ekoloji, Gömülü Enerji, Karbon Salınımı
Ultrasonik tomografi ve ultrases geçiş hızı yöntemiyle betonda kusur tespiti
Türkiye dünyanın en aktif fay hatlarından birinin üzerinde yer almaktadır ve eski yapıların veya yeni yapılan bina, köprü, baraj, viyadük ve endüstriyel zemin gibi beton yapıların, belli bir kalite standartına uygun olması gerekmektedir. Bu nedenle, beton yapılar üzerinde yapılan deneylerle beton yapı kalitesinin tahribatlı veya tahribatsız deney yöntemleriyle belirlenmesi günümüzde önemli bir konu haline gelmiştir. Tahribatsız deneylerin tahribatlı deneylere göre daha kolay uygulanıp, sahada hızlıca sonuç alınması ve beton yapılara hasar vermemesi, tahribatsız deney yöntemlerinin ön plana çıkmasına neden olmaktadır. Bu tez kapsamında, son çıkan tahribatsız deney yöntemlerinden biri olan Ultrasonik Tomografi ve yıllardır yapı kusur tespitinde kullanılan ultrases geçiş hızı yöntemiyle özel üretilen numuneler üzerinde yapay kusurlar ve donatı tespitleri yapılıp, bu iki deney yöntemi uygulama açısından ve deney sonuçların açısından karşılaştırılacaktır. Özel olarak üretimi yapılan 3 farklı 60 cm x 60 cm boyutlarındaki beton numuneler üzerinde önce ultrasonik tomografi, daha sonra ultrases geçiş hızı deneyleri yapılmıştır. Ultrasonik tomografi deneyleri sonucunda ulaşılan 3 kesitten alınan 2 boyutlu görüntüler neticesinde, beton numuneler içerisine yerleştirilen yapay çatlaklar, yerleşmemiş beton blok, şekilsiz bazalt taş blok, doğal taşlar, boşluklu yapıya sahip eps köpük ve gazbeton, yapay beton içi boşluk ve korozyonlu/korozyonsuz çelik donatıların boyutları yüksek doğruluk oranıyla (%91) tespit edilmiştir. Ayrıca bu kusurların beton içerisindeki koordinatları doğruya yakın mertebelerde belirlenmiştir. Fakat boyut ve beton içi konumları yüksek doğrulukla belirlenen bu kusurların türleri hakkında bir yorum yapılamamış ve donatı korozyonuyla, çelik donatı çapları tespit edilememiştir. Ultrases geçiş hızlarıyla aynı numuneler üzerinde yapılan deney sonuçlarında, beton numuneler içerisinde bulunan yapay kusurların ve çelik donatıların bulunduğu bölgelerde meydana gelen hız değişimleri sayesinde beton içerisindeki konumları yaklaşık olarak tespit edilmiştir. Diğer yandan, kusur ve donatıların boyutları, çapları ve türleri hakkında ayırt edici verilere ulaşılamamıştır. Yapılan deneyler sonucunda, ultrasonik tomografi tahribatsız deney yöntemiyle kusur ve donatıların boyutlarının, beton içerisindeki konum belirlemelerinin doğruluk oranı yüksek bir şekilde tespit edildiği, ayrıca bu yöntemle 2 boyutlu 3 kesite görsel olarak ulaşılabilmesi, deneylerin hızlı yapılıp, sonuçlara kolay ulaşılmasına olanak sağlamasıyla ultrases geçiş hızı deney yöntemine göre bir çok avantaj sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Ultrasonik tomografi deney yönteminin sağladığı bu avantajlar sayesinde, sahada servis ömrü biten, içerisinde kusur barındıran veya yetersiz donatı bulunan beton yapılar tespit edilebilir, ortaya çıkabilecek sorunlar önceden belirlenip önlemler alınabilir.
Biogenic building material formation by the treatment of natural stone waste with microbial induced calcite precipitation
Revitilization of certain wastes of the natural stone industry through biological processes to obtain a sustainable building material and the necessary material oriented analyses.
Uçucu külün yapı kimyasallarında ve betonda kullanımı
Bu çalışmada amaçlanan ağırlıkça %0, %6,93 ve %8,68 oranında uçucu kül kullanılarak Açık bekletme süresi yapışma mukavemeti, Başlangıç yapışma mukavemeti, Donma-çözünme çevriminde sonra yapışma mukavemeti, Erken çekme yapışma mukavemeti, Isıyla yaşlandırmadan sonra çekme yapışma mukavemeti, Basma eğilme testleri, basınç dayanımı, işlene bilirlik, ekonomikliğin değişmesi ile ilgili deneyler gerçekleştirilmiştir. Ayrıca uçucu kül beton harcı karışımı UKBT-1 ve UKBT-2 numuneleri sırasıyla %70 uçucu kül ve %20 kireç ve %10 çimento ve %70 uçucu kül ve %30 kireç olacak şekilde hazırlanmıştır. Su emme oranı ve donma – çözünme deneyinin uygulanması deneyleri gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma kapsamında beton ve yapı kimyasalları ürünlerinde uçucu kül kullanılarak yapılacak olan açık bekletme süresi yapışma mukavemeti, başlangıç yapışma mukavemeti, donma-çözünme çevriminde sonra yapışma mukavemeti, erken çekme yapışma mukavemeti, ısıyla yaşlandırmadan sonra çekme yapışma mukavemeti, basma eğilme testleri göz önünde bulundurularak beton ve yapı kimyasallarında işlene bilirlik, basınç dayanımın arttırılması, ekonomikliğin en alt seviyeye indirilmesi amaçlanmaktadır.
Geri dönüştürülebilir malzemelerle barınma ihtiyacına yönelik düşük bütçeli mimari çözümler
Endüstri devrimi ile başlayan sanayileşme hareketi 19. yüzyılın sonlarından itibaren artmış; teknolojik, sosyal, çevresel ve ekonomik pek çok değişikliği beraberinde getirmiştir. Bu değişikliklerin yanı sıra sorunlar ve olumsuz koşullar da dünyayı ve insan hayatını etkisi altına almaya başlamıştır. Özellikle endüstriyel malzemelerin sebep olduğu çevre kirliliği ve atık sorunu ile yüzleşen insanoğlu, bunlara çözüm sunabilmek için sürdürülebilirlik ve atık yönetimi kavramlarını ortaya atmıştır. Öte yandan günümüz şartlarının gerektirdiği barınma biçimleri incelendiğinde, küresel bağlamda ihtiyaç duyulan geçici barınma modellerinin geliştiği görülmektedir. Bunlar çoğunlukla mülteci kampları, afet sonrası konutları ya da mevsimlik işçiler için inşa edilen barınma olanakları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan hareketle atıkların yeniden kullanımı ile yapı malzemesi üretimi; bu malzemeler kullanılarak düşük enerji ve maliyet ile inşası mümkün olan sürdürülebilir barınma üniteleri kurulması düşüncesi ortaya çıkmıştır. Ekolojik mimarlık olarak değerlendirilebilecek bu mimari, atık yönetiminde önemli ilerlemelere olanak sağlamaktadır. Bu tez kapsamında geri dönüştürülmüş tuğlanın kullanılması ile gerektiğinde büyük kitlelere hizmet edebilecek, geçici barınma imkanlarının çevreye duyarlı bir biçimde sunulması amaçlanmıştır.
Yüksek sıcaklığın ve soğutma koşullarının atık andezit tozu esaslı geopolimer harçlar üzerindeki etkilerinin araştırılması
Bu tez çalışmasında, andezit taşı kesim atığı sodyum silikat ile aktive edilerek harç karışımları oluşturulmuştur. Karışımlarda sodyum silikat içeriği atık andezit tozu ağırlığının %6'sı, %8'i ve %10'u kadar Na2O içerecek şekilde belirlenmiştir. Üretilen karışımlar 60 ºC, 75 ºC ve 90 ºC olmak üzere 3 farklı sıcaklıkta ve 8 saat ile 24 saat olmak üzere 2 farklı sürede ısıl küre tabi tutulmuştur. Harç karışımlarında ısıya dayanıklılığı nedeniyle bazalt kumu kullanılmıştır. Harç karışımlarından elde edilen numuneler üzerinde 1, 28 ve 56 günlük eğilme ve basınç dayanımı deneyleri gerçekleştirilmiştir. Harçların dayanım değerlerine Na2O içeriğinin, ısıl kür sıcaklığı ve süresinin etkileri irdelenmiştir. 8 saat ısıl kür ile üretilen harç numuneleri 400 ºC, 600 ºC ve 800 ºC'ye ayrı ayrı maruz bırakılmıştır. 400 ºC, 600 ºC ve 800 ºC'de 1 saat bekletilen numuneler havada yavaş, havada hızlı ve suda olmak üzere 3 farklı soğuma koşuluna maruz bırakılmıştır. Soğuyan harçlar üzerinde eğilme ve basınç dayanımı deneyleri yapılmış ve yüksek sıcaklık ile soğuma koşullarının harçların dayanım değerleri üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Bununla birlikte, seçilen harçlar üzerinde XRD ve SEM/EDX analizleri yapılarak harçların içyapılarında meydana gelen değişimler araştırılmıştır. Harçların su ile hızlı bir şekilde soğutulması harçların dayanım değerlerini belirgin bir şekilde düşürmüştür.
Fiber takviyeli atık bazalt tozu esaslı geopolimer harçların yüksek sıcaklık performansının araştırılması
Bu tezde bazalt taşı kesim atığı sodyum silikat ile aktive edilerek harç karışımları oluşturulmuştur. Karışımlarda sodyum silikat içeriği bazalt atığı ağırlığının %10'u kadar Na2O içerecek şekilde belirlenmiştir. Fibersiz karışımların yanında hacimce %0.5 ve %1 bazalt veya polipropilen lif içeren fiber takviyeli geopolimer harç karışımları oluşturulmuştur. Üretilen karışımlar 100 ºC'de 8 saat ile 24 saat olmak üzere 2 farklı sürede ısıl küre tabi tutulmuştur. Harç karışımlarında ısıya dayanıklılığı nedeniyle bazalt kumu kullanılmıştır. Harç karışımlarından elde edilen 7, 28 ve 56 günlük numuneler üzerinde eğilme ve basınç dayanımı deneyleri gerçekleştirilmiştir. Harçların dayanım değerlerine ısıl kür süresinin ve fiber içeriğinin etkileri irdelenmiştir. Ayrıca, geopolimer harçlar 600 ºC, 800 ºC ve 1000 ºC olmak üzere 3 farklı sıcaklığa ayrı ayrı maruz bırakılmıştır. Yüksek sıcaklık etkisi sonrasında harçlar üzerinde eğilme ve basınç dayanımı deneyleri gerçekleştirilmiştir. Yüksek sıcaklık etkisiyle harçlarda meydana gelen ağırlık kayıpları da belirlenmiştir. Bununla birlikte, seçilen harçlar üzerinde XRD ve SEM/EDX analizleri yapılarak harçların mikro yapılarında yüksek sıcaklık etkisiyle meydana gelen değişimler araştırılmıştır. Harçların hiçbirinde 600 ºC, 800 ºC ve 1000 ºC etkisi altında basınç dayanımı kaybı meydana gelmemiş, hatta deney öncesine göre farklı oranlarda dayanım artışı gözlenmiştir. Fiber takviyeli atık bazalt tozu esaslı geopolimer harçların 1000 ºC'ye kadar olan sıcaklıklara dayanıklı olduğu görülmüştür.
Mimari yapılar için çevre dostu kompozit malzemelerin geliştirilmesi
Yapı malzemelerinin gerek ticari olarak gerekse insan ve çevre sağlığı açısından etkileri mimari uygulamalarda oldukça önemlidir. İklim değişikliği sorunuyla beraber yapıların zamana ve çevresel etkilere karşı dayanımlarının arttırılması için teknolojik gelişmelerle birlikte yeni, üstün nitelikli kompozit malzemeler geliştirilmektedir. Nanoteknoloji ve inşaat sektöründeki gelişmeler sayesinde çeşitli akıllı malzemeler üretilebilmektedir. Bu sayede yapı malzemelerine kendini yenileyebilme, antibakteriyel özellik ve hidrofilik-hidrofobik özellikler sergileme, mukavemet artışı ve çevresel etkilere karşı direnç kazanma gibi önemli özellikler yüklenebilmektedir. Tıp ve sağlık alanında kullanımıyla öne çıkan biyouyumlu bir malzeme olan hidroksiapatitin (HA), su arıtımı ve fotokatalitik kaplama gibi uygulamalarda kullanımı da mevcuttur. HA, gösterdiği üstün hidrofilik özellikleri sayesinde kendini temizleyebilen leke ve aşınmalara karşı dayanıklı yapı malzemeleri üretiminde kompozit ve kaplama olarak kullanılmaktadır. Bor karbür (B4C) ise üstün mukavemet, aşınma direnci ve fotokatalizör etkinlik gibi özellikler sergileyen önemli bir nanomalzemedir. Farklı konsantrasyonlardaki bor karbürün hidroksiapatit ile homojen karışımları oluşturularak çeşitli oranlarda bağlayıcı ilavesi ile preslenip çeşitli sıcaklıklarında sinterlenmesi ile kompozitler üretilmiştir. Bu sayede yapıya uzun ömür, biyouyumluluk özellikleri kazandırarak insan ve çevre sağlığına zarar vermeyen, çevresel etkilere karşı dirençli yeni HA-B4C kompozitlerin geliştirilmesi ve karakterizasyonu amaçlanmıştır. Üretilen kompozit numunelerin fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri çeşitli analizler ile incelenmiştir. Moleküler seviyede bir reaksiyonun gerçekleşmesine dayalı sol-jel kimyasal sentez yöntemi ile nano boyutta saf HA üretimi gerçekleştirilmiştir. Öğütülmüş B4C tozlarının sol-jel yöntemi ile sentezlenmiş HA ile solüsyon ortamında bağlayıcı ilavesi ile mekanik olarak homojen karıştırılması ile nanokompozit tozlar üretilmiştir. Kompozit tozlar, farklı analizler için preslenerek çeşitli sıcaklıklarda (800 °C, 950 °C ve 1100 °C) sinterlenmiştir. Saf HA ve %10 ve %20 oranında B4C katkılı HA olarak üretilen ve çeşitli sıcaklıklarda sinterlenen kompozitler fiziksel, kimyasal ve biyolojik olarak çeşitli analizler yoluyla karakterize edilmiştir. Numunelerin mekanik özellikleri mikrosertlik ve basma testi; morfolojik özellikleri taramalı elektron mikroskobu (SEM) görüntüleme tekniği; hidrofilik-hidrofobik yüzey özellikleri temas açısı ölçümü; kimyasal özellikleri, X-ışını kırınımı analizi ve EDX element analizi ve biyolojik olarak antibakteriyel özellikleri iki farklı bakteri türüne (Gram negatif: Escherichia coli ve Gram pozitif: Staphylococcus aureus) karşı disk-difüzyon yöntemi ile test edilmiştir. Araştırma sonuçları HA-B4C kompozitlerin artan B4C konsantrasyonu ile antibakteriyel ilaç kontrolünden daha fazla miktarda üstün antibakteriyel etkinlik sergilediğini göstermiştir. HA-B4C kompozitler süperhidrofilik özellikler göstermiştir ve bunun kendi kendini temizleyen yüzey özellikleri sağlayacağı öngörülmektedir. Yapılara uzun ömür, biyouyumluluk özellikleri kazandırarak insan ve çevre sağlığına zarar vermeyen çevresel etkilere karşı dirençli yeni HA-B4C kompozitlerin toz halde çeşitli reçineler içerisine entegre edilerek kaplama olarak kullanım amacına hizmet edebileceği gibi kompozit yapı elemanı olarak da yeni nesil mimari yapılarda ve çeşitli diğer uygulamalarda kullanım potansiyeli olabileceği düşünülmektedir.
Sağlıklı yapı tasarımında malzeme seçim kriterlerinin değerlendirilmesi
Her canlı, yapısı gereği bulunduğu ortama uyum sağlar ve bulunduğu ortam koşullarından iyi ya da kötü yönde etkilenir. Birçok farklı özelliği ile insan, yaşamına ana rahminde başlar ve ilk çevresiyle bu şekilde tanışmış olur. Çevre barındırdığı olumlu ortam özellikleriyle canlının psikolojik, biyolojik ve sosyolojik gereksinmelerini karşılarken olumsuz özellikleriyle de canlıya zarar verebilir. Tüm ihtiyacını ana rahmi aracılığıyla elde eden insan, annenin her türlü davranışından iyi ya da kötü yönde etkilenir. Dolayısıyla insanın yaşamının başlangıcından itibaren bulunduğu her çevre, yaşam kalitesini ve sağlığını etkilemektedir. İnsan, doğası gereği çevresindeki malzemeleri kullanarak, barınacak bir yer oluşturmaya meyillidir. Şehirlerde bulunan toplum ile endüstrinin ve teknolojinin gelişmesi, iş olanaklarının çeşitliliği ve ekonomik yetersizliğin baş göstermesi ile köylerden kentlere göçen toplum, belirli kriterleri göz önüne almadan tasarladığı mekânlar ile kendi sağlığını ve çevreyi tehdit etmektedir. Hayatlarının büyük bir kısmını kapalı ortamlarda geçiren insanlar, bu süreçte çeşitli hava kirleticileri, iç mekânın yaşamsal kalitesinin yeterli olmaması ve mekânın insanın sosyolojik, biyolojik ve psikolojik gereksinmelerini karşılayamaması sebepleriyle çeşitli hastalıklara maruz kalmaktadır. İnsanların zamanlarının %90'ını geçirdiği iç mekânlardaki hava kirliliğinin, dış mekândan daha yüksek olduğu, yapılan araştırmalar ile kanıtlanmış bir gerçektir. İç mekân hava kirleticileri, alerji, astım, kanser ve hatta ölüme sebebiyet vermektedir. Yapıda kullanılan malzemeler, barındırdıkları özellikler ile iç mekân hava kalitesini büyük oranda etkilemektedir. Günümüzde yapı malzemeleri, çeşitli kimyasallar ve katkı maddeleriyle yapaylaştırılmış ve insan sağlığını tehdit eder hale gelmiştir. Ancak yapı sektöründe hala bilinçli ya da bilinçsiz olarak kullanılmaya devam edilmektedir. Yapı malzemelerinin iç hava kalitesindeki olumsuz etkileri, Hasta Bina Sendromu (HBS) olarak adlandırılan rahatsızlığa sebep olmaktadır. Bu sendromu engellemek, iç mekân hava kalitesini olumsuz etkileyen kaynağın tespiti ile mümkün olmaktadır. Yapı içerisindeki olumsuzlukları gidermek için, yapının tasarımından itibaren bazı önlemlerin alınması gerekmektedir. Yapı kullanıcısının tasarımın her aşamasında yer alması, tasarımın yapı biyolojisi kavramı ile hazırlanmasına ve sağlıklı yapıların oluşmasına yardımcı olmaktadır. Bu kavram ile insan, yapı ve çevresi arasındaki ilişki kurularak, çevresel etkisi en az olan tasarımlar yapmak mümkün olmaktadır. Yapı Biyolojisi kavramı, insan sağlığı için uygun yaşam koşullarını sağlamak adına ideal iç mekân hava kalitesini, nem oranını, aydınlatmayı, gürültüyü, elektroiklimsel konforu, radyasyonu ve ısıyı araştırmaktadır. Yapı Biyolojisi kavramının doğru şekilde uygulanması, kullanıcı için ideal yaşam koşullarının hepsinin aynı anda uygulanabilmesi ile mümkün olmaktadır. Bu tezin amacı, insanın daha kaliteli bir yaşam sürmesi için yapı biyolojisi kapsamında nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatmak, yapıda kullanılan malzeme seçiminde üzerinde durulması gereken noktaları belirtmek, yapı içi kirliliğini gidermek üzere başvurulacak biyoklimatik yapı analizi kavramını açıklamak ve sağlıklı yapı tasarımında malzeme seçim kriterlerinin değerlendirilmesini sağlamaktır. Bu anlatılanlar ışığında; ikinci bölümde, yapı biyolojisi tanımlanmış, yapı kullanıcısının sağlıklı yapılar tasarlamak adına sosyolojik, psikolojik ve biyolojik gereksinmeleri anlatılmış, yapıda bulunması gereken temel özellikler belirtilmiş ve sağlıklı yapı-sağlıklı insan kavramının temel ilkelerine değinilmiştir. Üçüncü bölümde sağlıklı yapılarda mekânsal nitelik ölçütlerine değinilmiştir. Bu bölümde sırasıyla iç mekân hava kalitesi, nem, hava akımı, aydınlatma, sıcaklık, ses ve gürültü, elektroiklimsel kirlilik ve radyasyonun insan sağlığına olan etkileri anlatılmıştır. Ayrıca biyoklimatik yapı analizinde başlıca ölçüm alanları anlatılmış, iç mekân ikliminde insan sağlığını tehdit eden zararlıların kaynaklarından ve bu zararlıları tespit etmek için kullanılması gereken ölçüm aletlerinden bahsedilmiştir. Dördüncü bölümde malzeme seçim kriterlerine değinilmiş, malzemenin iç mekân iklimine ve insan sağlığına etkileri aktarılmış, malzemenin yaşam döngüsünün ve kaynak etkinliğinin sağlıklı yapı tasarımındaki önemi anlatılmıştır. Beşinci bölümde malzeme seçim kriterleri Arıoğlu Yöntemi'nden yararlanılarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, yapı biyolojisinin temel ilkelerinin uygulanması ve yapı malzemelerinin çevre ve insan sağlığı üzerindeki etkilerini olumlu yönde geliştirilmesi adına yapılması gerekenler öneri şeklinde sunulmuştur.
Atıklardan üretilen ısı yalıtım malzemelerinin yaygın kullanılan ısı yalıtım malzemeleri ile karşılaştırılması
Yenilenemeyen kaynakların hızlı bir şekilde tüketildiği günümüzde atıkların geri dönüşümü önem kazanmıştır. Bu bağlamda ülkeler geri gönüşüm bilincini geliştirmek için çeşitli yasal düzenlemeler yapmaktadır. Malzeme üretim süreci içeririsin de atıkların hammadde olarak değerlendirilmesi hem kaynak tüketimini azaltmakta hemde maliyeti en aza indirmektedir. Kaynak tüketiminin fazla olduğu yapı malzemesi üretimi alanında da çeşitli atıkların alternatif ısı yalıtım malzemesi üretiminde kullanılması bu açıdan önem kazanmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı; atıklardan üretilen ısı yalıtım malzemelerinin performans özelliklerinin belirlenerek piyasada yaygın kullanılan ısı yalıtım malzemeleri ile karşılaştırılmasıdır. Bu kapsamda yaygın kullanılan ısı yalıtım malzemeleri ve atıklardan üretilen ısı yalıtım malzemelerinin özellikleri ortaya koyulmuş ve daha sonra karşılaştırmaları yapılmıştır. Yapılan bu karşılaştırmalar sonucunda çok çeşitli inorganik ve organik kökenli atığın ısı yalıtım malzemesi üretiminde kullanılabildiği görülmektedir.
Cephede dıştan kullanılan gölgeleme elemanları ve uygulama yöntemlerinin örnekler üzerinden incelenmesi
Dünyadaki fosil yakıtların büyük bir bölümü binalar tarafından harcandığı için yüksek miktardaki karbondioksit salınımından da sorumlu tutulmaktadır. Binalarda enerji harcamalarını azaltmanın yolu binanın enerjiye olan gereksinimini azaltmakla mümkündür. Binanın saydam bileşeni olan pencereler, enerji akışının en fazla gerçekleştiği bileşenler olması nedeniyle, ısıl performans ve enerji tüketimi üzerine olan etkisi oldukça büyüktür. Doğru tasarlanmış gölgeleme elemanları saydam cephelerin dışında kullanıldığında, güneş ışınları bina açıklıklarından ısı emici malzemelere vurmadan önce güneş radyasyonunun tutulmasını sağlar. Bu şekilde hacimde ısı birikmesi ve yüksek aydınlık ayrımları oluşmaz ve enerji tasarrufu sağlanır. Bu çalışmada, literatür taraması ile teorik bilgilerin derlenmesiyle oluşturulmuş cephede dıştan kullanılan gölgeleme elemanlarının tanımı, biçimleri, uygulama süreçleri, sistem bileşenleri ve bağlantıları, malzeme ve uygulama detayları, performans değerlendirmesi yapılmıştır. Bu bilgiler ışığında alan araştırması; İstanbul'da uygulanmış gölgeleme elemanları içeren bina örneklerinde yapılarak, pratik uygulamalar incelenmiştir. Konularla ilişkili sınıflandırmalar ve çeşitli şematik anlatımlar yapılmıştır. Tez altı bölümden oluşmaktadır; İlk bölümde; çalışmanın konusu, amacı, kapsamı ve amaca ulaşmak için izlenen yöntem hakkında bilgi verilen giriş bölümü yer almaktadır. Giriş bölümünde ayrıca literatür çalışması yapılmıştır. Literatür çalışmasında gölgeleme elemanları ile ilgili olan yüksek lisans ve doktora tezleri, araştırma raporları, konferans bildirileri ve makaleleri incelenerek çalışmalardaki genel yaklaşımlar açıklanmıştır. İkinci bölümde; gölgeleme elemanlarının özellikleri verilmiş ve cephede dıştan kullanılan gölgeleme elemanları tanımlanmıştır. Gölgeleme elemanları, doğal gölgeleme elemanları ve yapay gölgeleme elemanları olarak sınıflandırılır. Doğal gölgeleme elemanları; bitki örtüsü ve topografik özellikler olarak; yapay gölgeleme elemanları ise bina dışında, bina yüzeyinde ve bina içinde bulunanlar şeklindedir. Cephede dıştan kullanılan gölgeleme elemanları ise biçimlerine göre sınıflandırılmıştır. Buna göre cephede dıştan kullanılan gölgeleme elemanları sabit ya da hareketli biçimlerde olabilir. Sabit gölgeleme elemanlarının yatay, düşey, karma ve paralel levha biçimleri vardır. Hareketli gölgeleme elemanlarını ise yatay, düşey, markiz, jaluzi ve kinetik biçimleri bulunmaktadır. Üçüncü bölümde; cephede dıştan kullanılan gölgeleme elemanlarının uygulama süreçleri, sistem bileşenleri ve sistem bağlantıları açıklanmış, malzeme farklılıkları ve uygulama detayları incelenmiştir. Cephede dıştan kullanılan gölgeleme elemanlarının uygulama süreçleri: tasarım, üretim, depolama, taşıma ve montaj sırasını takip eder. Gölgeleme elemanlarını oluşturan sistem bileşenleri alüminyum malzeme ile üretilmiş yatay gölgeleme elemanı üzerinden açıklanmıştır. Gölgeleme elemanlarının bağlantıları; bileşenlerinin bağlantısı ve elemanların bina ile bağlantısı başlıklarında açıklanmıştır. Aynı bölümde cephede dıştan kullanılan gölgeleme elemanlarının malzemelerine göre uygulama farklılıkları da incelenmiştir. Buna göre: alüminyum, ahşap, cam, terakota, beton, lifli çimento, metal ağlar, fotovoltaik paneller, kumaş ve plastik malzemeler ile cephede dıştan kullanılan gölgeleme elemanları üretilebilir. Dördüncü bölümde; cephede dıştan kullanılan gölgeleme elemanlarından beklenen performans ölçütleri olan gölgeleme elemanı seçimini yaparken göz ardı edilmemesi gereken performans özellikleri; • güneş kontrolü performansı (ısıtma - soğutma enerjisi; aydınlatma; güneş radyasyonu), • mekanik performansı (hareketli ve hareketsiz yükler; mekanik aşınmalar), • kimyasal performansı, • fiziksel performansı (üretilebilirlik ve uygulanabilirlik), • yangın performansı, • meteorolojik performansı (yağışlar; sıcaklık; güneş radyasyonu; hava hareketleri ve rüzgar), • tasarımla belirlenecek (görsel) performansı (havalandırma; gürültü; ısıl etkiler; görsel konfor; estetik), • sürdürülebilirlik performansı (malzemenin geri dönüştürülebilirliği; maliyet; bakım, onarım ve temizlik) irdelenmiştir. Beşinci bölümde; İstanbul'da bulunan çeşitli işlevlere (Otel, havalimanı, eğitim, ofis ve konut) sahip 30 adet binada bulunan 35 farklı gölgeleme elemanı içeren örnekler üzerinde yapılan incelemelerle cephede dıştan kullanılan gölgeleme elemanlarının uygulama şekilleri belirlenmiştir. Alan çalışması bölümü; örneklerin seçilmesi, incelenmesi, bilgi toplanması ve incelenen örneklerin teknolojik ve yapı fiziği performanslarının değerlendirilmesi çalışmalarından oluşmaktadır. İncelenen örnekler gölgeleme elemanları biçimlerine, işlevlerine, malzeme tiplerine ve performans özelliklerine göre değerlendirilmiştir. Tablolarda; örnek binaların adı, bulunduğu yer, müşteri / işveren, mimar, uygulayan firma, görseli, tamamlanma yılı, işlevi, cephe tipi, g.e.nın binadaki yönü, g.e. bulunan cephelerin vaziyet planında işaretlenmesi, binadaki g.e.nın görseli, g.e. sınıflandırmadaki hareketliliği, sınıflandırmadaki biçimi, biçim sınıflandırmasındaki görseli, malzemesi, g.e.nın bina ile bağlantısı, g.e. sistem bileşenleri görselleri, g.e. sistem bileşenlerinin isimlerini içeren bilgiler bulunmaktadır. Performans kriterleri 1-5 arasındaki rakamlarla (5: Çok iyi; 4: İyi; 3: Orta; 2: Zayıf; 1: Kabul edilemez) değerlendirilmiştir. Değerlendirme 100 puan üzerinden yapılmıştır. Performans ölçütlerinin toplam değerlendirmesinde Le Meridien (6) numaralı örnek 86 puanla en yüksek; Zorlu Levent Ofis (20) numaralı örnek 62 puanla en düşük puana sahip oldukları görülmüştür. Altıncı bölümde; elde edilen bilgiler ve veriler ışığında cephede dıştan kullanılan gölgeleme elemanlarının genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Örneklerde bulunan gölgeleme elemanları üzerinden çeşitli eleştiriler yapılarak sonuçlar ve öneriler yazılmıştır. İncelenen örneklerde görülen sayısal değerlendirmelerin sonuçlarına göre; • Sabit gölgeleme elemanlarının kullanımı daha fazladır. • Yatay gölgeleme elemanlarının kullanımı daha fazladır. • Gölgeleme elemanları uygulamasında işlevsiz kullanımlar vardır. • En çok gölgeleme elemanı ve farklı biçimlerin kullanımı ofis işlevli binalardadır. • Konutta ahşap malzemenin, diğer bina işlevlerinde alüminyum malzemenin daha fazla kullanıldığı tespit edilmiştir. Gölgeleme elemanları en çok giydirme cephe sistemine sahip binalarda uygulanmaktadır.
Ankara ilinde küçük işletmeler için ekonomik pasif ısıtmalı sera modellerinin geliştirilmesi
Bu araştırmanın amacı, Ankara ilinde küçük ölçekli aile işletmeleri için farklı tip, taşıyıcı konstrüksiyon ve örtü malzemesine sahip bireysel pasif güneş sera modellerinin ayrı başlıklar altında ayrıntılı olarak incelenmesi, pasif güneş seraları tasarımında bir bütün olarak değerlendirilerek optimum çözümlere ulaşılmasıdır. Bu amaçla sera yetiştiriciliğinin yoğun yapıldığı ilçelerde küçük ölçekli 35 adet sera rastgele seçilerek, arazide anket çalışmaları yapılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre karasal iklim koşullarında ısıtma maliyetlerinin yüksek olduğu, üretimin yaz mevsimiyle sınırlı kaldığı, bölgesel iklim şartları göz önüne alınmadan yapılan seralarda ciddi hasarlar görüldüğü, yıkıldığı ve kullanım dışı kaldığı saptanmıştır. Tez çalışmasında iklimsel gereksinimlere göre güneş radyasyonuyla ısınan ve doğal havalandırma yoluyla sera içi ısı ve nem değerlerinin ayarlanabildiği pasif sera modeline ulaşabilmek için alternatif konstrüksiyon, taşıyıcı cam kaplama, modülerlik ve bakım maliyeti kriterlerine göre optimum sera tasarımları incelenmiştir. Analizler sonucunda, enerji verimliliği ve sanayi atığı, kullanım ömrü tamamlanmış malzemelerin sera yapısında kullanımı ile birlikte optimum pasif güneş sera projesi geliştirilmiştir. Test üretimi ve ölçüm analizleri, sera içi foton kazanımının yüksek olduğunu ve normal mevsimsel iklim koşullarında sera içi sıcaklık, bağıl nem değerlerinin pasif yöntemlerle bitki üretimi için yeterli düzeyde ayarlanabildiğini göstermektedir
Sülfürik asitin öğütülmüş profillit tozu ve yüksek fırın cürufu katkılı harçlar üzerine etkisinin incelenmesi
Mineral katkılar, çimento esaslı kompozitlerin fiziksel, mekanik ve dayanıklılık özelliklerini geliştirmek ve çimento kullanımını azaltmak için tercih edilmektedir. Çimento esaslı kompozitlerin fiziksel, mekanik ve dayanıklılık özelliklerinin iyileştirilmesi ile mühendislik yapılarının daha sağlam ve uzun ömürlü hale getirilmesi mümkün kılınmaktadır. Çimento kullanımının azaltılması ile de, çevre kirliliğinin ve çimento üretimi esnasındaki yüksek maliyetin önüne geçilmesi sağlanmaktadır. Bu çalışma kapsamında, çimento ile ağırlıkça %5, %10 ve %15 oranlarında ikame yoluyla kullanılan Öğütülmüş Profillit Tozu (ÖPT) ve Yüksek Fırın Cürufu (YFC) malzemelerinin, harçların mekanik ve fiziksel özellikleri ile Sülfürik Asit (SA) dirençleri üzerindeki etkileri incelenmiştir. Harç numunelerinin üretiminde bağlayıcı olarak CEM I 42.5/R tipi Portland Çimentosu (PÇ), agrega olarak 0-4 mm boyutlarında kırma kum kullanılmıştır. Laboratuvar ortamında 40x40x160 mm boyutlarında üretilen mineral katkılı ve katkısız harçların; eğilme ve basınç dayanımları, ultrases geçiş hızları, kapiler su emme katsayıları, su emme ve porozite değerleri ile SA etkisindeki ağırlık ve dayanım kaybı değerleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Deneysel çalışmalar sonucu elde edilen veriler doğrultusunda ÖPT'nin mineral katkı olarak kullanılabileceği belirlenmiştir. ÖPT kullanılarak üretilen harç numunelerinin SA saldırılarına karşı katkısız ve YFC katkılı harçlara göre daha yüksek direnç gösterdiği, ağırlık kayıplarını %21 oranına kadar ve basınç dayanımı kayıplarını %30'a kadar düşürdüğü tespit edilmiştir.
Kendiliğinden yerleşen betonların akustik emisyon yöntemi ile korozyon direnci ve mekanik özelliklerinin araştırılması
Çelik donatı korozyonu genellikle betonarme yapılarda hasara ve bozulmaya neden olur. Donatı korozyonunun izlenmesi, özellikle deniz ortamlarında yapıların dayanıklılığını ve kalan hizmet ömrünü değerlendirmek için önemli bir husustur. İzleme yöntemlerinde kullanılan tahribatsız deney yöntemleri, fiziksel karakterizasyonuna dayalı olarak harici hasar olmaksızın beton içindeki hasar seviyelerini değerlendirmek için kritik yöntemler olarak geliştirilmiştir. Bu tez çalışmasında tahribatsız deney yöntemlerden Akustik Emisyon (AE) yöntemi seçilmiştir. AE yöntemi; kırılma işleminin kendisi tarafından üretilen yüksek frekanslı elastik dalgaları tespit ederek hasar yayılımının izlenmesini ve hasar karakterizasyonu yapmamıza yardımcı olmaktadır. Beton tasarımında ise düşük boşluk oranına sahip, günümüzde yaygınlığı giderek artan Kendiliğinden Yerleşen Beton (KYB) türü seçilmiştir. KYB tasarımı yapılırken bağlayıcı olarak CEM I 42.5 R çimentosu, mineral katkı olarak Uçucu Kül (UK) ve Mermer Tozu (MT), filler malzeme olarak ise Taş Unu (TU), kimyasal katkı olarak hiperakışkanlaştırıcı kullanılmıştır. Mineral katkı içermeyen yalnızca çimento ile üretilen bir seriye ek olarak 2 farklı mineral katkıyı 3 farklı oranda kullanılmasıyla toplamda 7 seri KYB üretilmiştir. İlk olarak taze hal deneyleri gerçekleştirilip üretilen serilerin akış ve geçiş yetenekleri ölçülmüştür. Sertleşmiş KYB deneylerinde su emme, porozite, ultrases geçiş hızı, kapiler su emme, hızlandırılmış klor geçirgenliği, elektriksel özdirenç, basınç dayanımı, yarmada çekme dayanımı ve hızlandırılmış korozyon deneyleri uygulanmıştır. AE yöntemiyle hem basınç ve yarmada çekme dayanımı deneylerinde hem de donatılı üretilen serilerde hızlandırılmış korozyon deneyi sırasında eş zamanlı ölçüm alınmıştır. Deney sonucunda hem çatlak analizi hem çatlak oluşumunun izlenmesi gerçekleştirilmiş olup KYB davranışlarında mineral katkı etkisiyle oluşan farklılıklar gözlemlenmiştir. AE parametreleri basınç ve yarmada çekme dayanım deneylerinden elde edilen yük ve hızlandırılmış korozyon deneyinden elde edilen akım verileriyle karşılaştırılarak güvenilirliği ortaya konmuştur.
Betonda andezit taşı atığının agrega olarak kullanımının beton özellikleri ve donatı korozyonu üzerine etkisinin araştırılması
İnşaat sektöründe yaygın olarak kullanılan betonun yaklaşık %70–75'ini agregalar oluşturmaktadır; bu yüksek oran, doğal agrega kaynaklarının hızla tükenmesine ve çevresel etkilerin artmasına yol açmakta, dolayısıyla alternatif ve sürdürülebilir malzeme arayışlarını zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda, taş ocaklarında veya doğal taş endüstrisinde ortaya çıkan atık taşlar, belirli fiziksel işlemlerden geçirilerek beton ve harç üretiminde ince veya iri agrega yerine belirli oranlarda ikame edilerek değerlendirilmektedir. Bu çalışma kapsamında, Andezit Taşı Atığından (ATA) elde edilen agrega ile üretilen katkılı betonların mekanik ve fiziksel özellikleri ile korozyona etkisi incelenmiştir. Deneysel çalışmalar için üretilen beton numunelerinde bağlayıcı olarak CEM I 42.5/R tipi Portland çimentosu kullanılmıştır. İnce agrega olarak 0-4 mm tane boyutuna sahip Kırma Kum (KK) ve ATA'dan elde edilen agrega iri agrega olarak ise 4-12 mm boyutuna sahip Kırma Taş (KT) agregası beton üretiminde tercih edilmiştir. ATA'dan elde edilen agrega ağırlıkça %25, %50, %75 ve %100 oranlarında KK ile yer değiştirilerek karışıma dahil edilmiştir. Su/çimento oranı 0.49 olarak sabit tutulmuştur. Taze haldeki beton karışımına slump (çökme) deneyi uygulanmıştır. 28 günlük kür yaşında ise sertleşmiş beton deneyleri uygulanmıştır. Su emme, porozite, birim hacim ağırlık, kapiler su emme, ultrases geçiş hızı, elektriksel özdirenç, 7 - 28 günlük kür yaşlarında basınç dayanımı, aşınma (böhme), Hidroklorik Asit Direnci (HCI), donatılı üretilen numunelerle hızlandırılmış korozyon deneyleri uygulanmıştır. Deney sonucunda beton davranışlarında ATA etkisiyle oluşan farklılıklar gözlemlenmiştir. Veriler incelendiğinde tutarlı ve belli oranlarda ATA kullanımının beton özelliklerini ve korozyona direncini pozitif yönde etkilediği gözlemlenmiştir.
Tekdüzen hesap planına göre inşaat tahhüt işletmeleri muhasebesi
înşaat taahhüt işletmeleri, inşaat üretim faktörlerini biraraya getirerek, gereksinim duyulan biçim, nitelik ve miktarlarda inşaatlar üretirler. Özellikle ürettikleri inşaatlar nedeniyle, genel eko nomiyi sürükleyici ve geliştirici işlevi herkesçe kabul görmektedir. İnşaatlar için harcanan paraların çok olması, bunların bir defada ödenmesinin güçlüğü ve işle rin bir yıldan daha fazla sürmesi nedeniyle, inşaat taahhüt işletmelerinin değişik sektörlerde faali yette bulunan işletmelerin tümünden daha çok planlamaya, maliyet kontrolüne ve denetime önem vermesini gerektirmektedir. înşaat taahhüt işletmelerinin en büyük özelliği yaptıkları inşaatların süre açısından uzun yıllar almasıdır. Bu özellik inşaat taahhüt işletmeleri muhasebesini önemli ölçüde etkilemekte ve muha sebeye gereken önemin verilmesini gerekli kılmaktadır. Özellikle, birden fazla inşaat işinin bir likte yürütülmesi, bunlar ile ilgili oluşan giderlerin biriktirilmesi, dağıtılması ve ertelenmesi gibi ilginç konulan inşaat taahhüt işletmeleri muhasebesi içine sokmuştur. Ve yapılan her işin birbirin den farklılık göstermesi, muhasebede "sipariş maliyeti" yönteminin kullanılmasını gerekli kıl maktadır. înşaat taahhüt işletmeleri muhasebesinde en önemli konu, herbir inşaat taahhüdünün sonucunu doğru olarak tespit edebilmektir. Bu amaçla, esas alınabilecek kâr tespit yöntemlerinin hepsinin temelinde hasılat maliyet karşılaştırması yatar. Kanuni açıdan işin tam bitimi yönteminin kullanıl ması zorunluluk olmasına rağmen işletme isterse, işin kısmen bitimi yöntemini benimseyebilir. Tekdüzen Hesap Planı her iki yöntemin kullanılmasına imkan vermektedir. înşaat taahhüt işletmelerinin kendilerine has özellikler nedeniyle, bu işletmelerin muhasebesi diğer üretim yapan işletmelerin muhasebesinden farklılıklar gösterebilmektedir. Özellikle kayıtla malarda kullanılan hesaplar bu farklılığı açıkça ortaya koymaktadır. înşaat taahhüt işletmelerinin maliyet muhasebesi amaçlarına ve özellik maliyet kontrol amacı na hizmet edebilecek bir tahminin yapılabilmesi için, maliyetleri belirlemede iş sınıflarını gider merkezleri olarak ele almamız gerekir. Yani maliyet muhasebesinin özellikle kontrol işlevini ye rine getirebilmesi için inşaat maliyetlerinin gerekli ayrıntıda -gider yeri, gider merkezi, gider çeşi di ve türü olarak- izlenmesi ve muhasebe kayıtlarının Tekdüzen Hesap Planı'na uygun bir şekilde yapılmasını gerektirmektedir. Bu sayede, iş sınıfları itibariyle yapılan maliyet tahminlerini gerçek leşmelerle karşılaştırabilirle imkanına kavuşulacaktır. înşaat taahhüt işletmeleri faaliyet sonuçlarını doğru olarak saptayabilmek ve düzenlenen mali tabloların güvenilir olması için herbir inşaat taahhüdü ile ilgili giderlerin yakından izlenmesi ve muhasebe kayıtlarının Tekdüzen Hesap Planı'na uygun bir şekilde yapılması gerekir. Özellikle ana hesaplar altında açılacak alt hesapların ayrıntılı bilgi vermesi bakımından inşaat taahhüt işlet meleri muhasebesinde ayrı bir yeri vardır. Yani Tükdüzen Hesap Planı'na ait hesapların detaylan- dınlması üst yönetimin almak istediği bilgiyle çok yakından ilgili olmaktadır.
Özgün iç mekan bileşenlerinin üretiminde bilgisayar destekli tasarım ve üretim
Yapı bileşenleri ve malzeme, endüstrileşmeyle birlikte seri üretimler sonucu standart form, fonksiyon özellikleri ve düşük maliyetlerle sunulur hale gelmiştir. Bu durum, tasarımcıları tekil ve özgün bileşen tasarım ve üretimi yerine seri üretimle üretilmiş bileşen ve malzemelerin standart özelliklerine uyan tasarımlara yöneltmiştir. Geçmişte, tüm bileşenleriyle tasarım üretim bütünlüğü içinde tekil olarak üretilen yapı üretiminden uzaklaşılmıştır. Ancak günümüzde, elle üretimi zor ya da çok maliyetli tasarımlar esnek üretim yöntemlerinin ortamı olan bilgisayar destekli tasarım ve üretimle kolaylıkla, yüksek kalite ve düşük maliyetle tekil olarak üretilebilmektedir.Bu çalışmada, özgün iç mekan bileşenlerinin bilgisayar destekli tasarım ve üretimle tekil olarak tasarlanarak üretilmesi ele alınmaktadır. Bilgisayar destekli tasarım ve üretimin iç mimarlık disiplini için özgün iç mekan bileşenlerinin tasarım ve üretiminde kullanımı ve potansiyelleri araştırılmakta, diğer disiplinlerdeki uygulamalardan farkları ortaya konulmaya çalışılmaktadır.
Olympos Antik Kenti Erken Bizans Dönemi dini yapılarında malzeme ve teknik
Bu çalışmada Olympos Antik Kenti'nde yer alan Erken Bizans dönemi dini yapılarında kullanılan malzeme ve inşa teknikleri konu edilmiştir. Tez çalışması kent içerisindeki Erken Bizans Dönemi dini yapılarından altısını kapsamaktadır. Bu yapılardan üçü kentin kuzey bölümünde yer alan Nekropol Kilisesi ve aynı kompleks (Episkopeion) içerisinde bulunan Piskoposluk Kilisesi ve Vaftizhanesidir. Diğer üçü ise kentin güney bölümünde yer alan Liman Bazilikası, Yamaç Yerleşimi Aşağı Kilise ve Yamaç Yerleşimi Yukarı Kilisedir. Çalışma kapsamında bu dini yapıların mimari tasvirleriyle birlikte kendi araştırma ve gözlemlerimize dayanarak, yapıların duvar örgüsü ve diğer mimari elemanlarda kullanılan malzeme türleri ve yapım teknikleri ayrıntılarıyla tanıtılmıştır. Aynı zamanda kentsel dönüşüm süreci içerisinde kentteki dini yapılarda görülen malzeme-teknik farklılıklar ortaya koyulmuştur. Ayrıca söz konusu dini yapıların malzeme-teknik özellikleri kent içerisindeki ve Likya bölgesindeki benzer örnekleriyle karşılaştırılarak tarihlendirme sorunlarına çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Olympos, Likya, Bizans, Kilise, Malzeme, Teknik.
Mimari restorasyon uygulamalarında saydam malzeme kullanımı
Saydamlık uygulamalarına antik zamandan beri yapılarda rastlansa da bugünkü anlamına ancak teknoloji ve malzemenin gelişimiyle kavuşmuştur. Modern mimaride ilgiyle karşılanan saydamlık, mimari restorasyon uygulamalarında da önemli bir yere sahip olmuştur. Mimari restorasyon uygulamalarında ilgili kuruluşlar tarafından düzenlenmiş, uluslararası ve ulusal belgelerle sabit, uyulması gereken bazı prensipler mevcuttur. Restorasyon uygulamalarında sadece camın değil, tüm saydam malzemelerin kullanımının bahsedilen prensiplere uyumu ile ilgili bir çalışmaya ihtiyaç olduğu görülmüştür. Çalışma kapsamında, öncelikle, sonraki bölümlere temel oluşturacak şekilde saydamlık kavramının tarihsel gelişimi ele alınmıştır. Ardından sektörde yer alan saydam yapı malzemeleri tanıtılmış ve bu malzemelerle ilgili birtakım teknik bilgiler verilmiştir. Tarihi yapıların koruma anlayışı, müdahale çeşitleri ve uluslararası belgeler çerçevesinde tarihi yapılarda farklı malzeme ya da ek tasarımında belirlenmiş kriterler araştırılmıştır. Son olarak Türkiye ve dünyadan çeşitli restorasyon uygulamaları incelenerek belirlenen araştırma sorularının cevapları aranmıştır. Belirlenen örnekler literatürde yer alan tüm bilgileriyle derlenmiş ve elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Çalışma, restorasyon uygulamalarında saydamlık ile çözüm bulunmuş tartışmalı meseleleri ele almasıyla önem kazanmaktadır. Saydamlık kavramının kapsamlı bir şekilde incelenmesi, cam dışındaki saydam malzemelere de ağırlık verilerek farklı bir bakış açısıyla özgün bir çalışmanın ortaya konması hedeflenmiştir. Sonuç olarak, yapılan değerlendirmeler, saydam malzeme kullanımının, tarihi yapının mevcut durumu, yeni işlevi ve uluslararası düzenlemelere uygunluğu doğrultusunda yönlendirilmesi gereken restorasyon uygulamalarına ışık tutmayı amaçlamaktadır.
Future of wlan and the influences to the architectural forms and design
The world is dynamic and technology as well. Different fields such as architecture andengineering have to solve some common problems due to the developments of the technology.We have not able to transform the networking systems wires to wireless due to someperformance problems on the networking yet. Current wireless local area network (WLAN)applications for architecture need to be considered and designed carefully.The main objectives of this study was to examine the current situation in architectural design,analyzing the materials which are used at the buildings in terms of how they respond toelectromagnetic waves and getting some data to achieve better designed buildings that areequipped with wireless networking. Another aspect is human health issues; the study alsomentions about the frequency and human health relation. Thus, the results of this study willassist to design interior and exterior forms of the future building which is integrated with thetechnology and will be helpful to design professionals to deal with such issues.KEYWORDS: WLAN, Building Technology, Electromagnetic Wave Propagation, WirelessNetworking, Construction Materials.
Analitik hiyerarşi prosesi yöntemi ile konutlarda yapı malzemesi seçimine yönelik bir model önerisi
Yaşantımızın büyük bir kısmını geçirdiğimiz yapıların meydana getirilmesinde alınacak kararlar, kullanıcı için temel yaşamsal gereksinimleri karşılayacak çevresel koşulların oluşturulmasında kritik bir rol oynamaktadır. Dolayısıyla, tasarım aşamasında alınacak her bir karar, uygulama aşamasında karşılaşılabilecek sorunların önceden saptanarak müdahale edilmesini sağlamaktadır. Yapı malzemesinin seçimi ise, insan yaşamını, doğal/yapılı çevreyi ve tüm yapı üretim sürecini etkileyen önemli adımlardan biridir. Malzeme seçiminde verilecek herhangi yanlış bir karar, doğal veya yapılı çevrede olumsuz etkilerin oluşmasına sebebiyet verebilmek ve muhtemel tüm olumsuz sonuçlar doğru yapı malzemesi seçim kararlarıyla en aza indirgenebilmektedir. Buna göre, yapı malzemelerinin fiziksel, kimyasal ve biyolojik nitelikleri ile yapının üretimden sonra göstereceği performansın bilinmesi; bu ölçütler doğrultusunda analiz ve değerlendirmeler yapılarak uygun malzemenin seçilmesi gerekmektedir. Dünyadaki tüm yapı stoku içerisindeki en büyük payı oluşturan konutların performansı; sürdürülebilirlik, enerji tüketimi ve ekonomi gibi parametreleri doğrudan etkileyeceğinden son derece önemlidir. Dolayısıyla, "konut yapılarında doğru yapı malzemesinin seçimi", yüksek performanslı yapı tasarımı hedeflendiğinde çok daha önemli hale gelmektedir. Gelişen teknolojiyle üretilen çok sayıdaki malzeme seçeneğinin içerisinden doğru seçimin yapılabilmesi için geleneksel yöntemlerin yetersiz/sınırlı oluşu tasarımcıya yol gösterebilecek sistematik bakış açısına sahip araçların gerekliliğini ortaya koymaktadır. Yapıdan beklenilen performans düzeyinin arttırılması amacıyla, tasarım aşamasında iken uygun malzeme seçimi için belirlenen ölçütleri hiyerarşik olarak sıralayabilen, karşılaştırabilen, değerlendirebilen ve neticeleri sayısallaştırabilen sistematik bir yolun izlenmelidir. Birden fazla değerlendirme ölçüt barındıran karmaşık problemlerin çözümlenmesinde kullanılan çok ölçütlü bir karar verme yöntemi olan "Analitik Hiyerarşi Prosesi" aracılığıyla karar verme sürecini gerektiren "konutlarda malzeme seçimi" probleminim çözümü için oluşturulacak model aracılığıyla çok sayıdaki malzeme alternatifi içerisinden uygun olanın seçilebileceği öngörülmektedir. Tez çalışması kapsamında, araştırma problemine, problemle ilişkili başlıca kavramlara yönelik yapılan literatür taraması ve temel araştırmaları içeren hazırlık çalışması sonucunda elde edilen veriler söz konusu problemin çözümünde ve modelin oluşturulma sürecinde kullanılmak üzere genel bir çerçeve oluşturulmaktadır. Çalışmanın amaç ve kapsamına uygun olarak, çok ölçütlü bir karar verme yöntemlerinden biri olan "Analitik Hiyerarşi Prosesi" aracılığıyla matematiksel hesaplamaları barındıran sistematik bir yol izlenmektedir. Önerilen modelin temel amacı kapsamında, konut yapılarında kullanılan malzeme alternatifleri değerlendirilerek belirlenen ölçütler ve alt ölçütler aracılığıyla seçilen ideal çözüme en uygun malzeme, örneklem üzerinden elde edilen sonuçlar analiz edilip değerlendirmelerin yapılarak öneriler sunulmaktadır. Önerilen model, literatüre kazandırılarak bu alanın güçlendirilebileceği ve bu alanda yapılacak çalışmalar için öncü bir kaynak olabileceği düşünülmektedir. Tez çalışmasının giriş bölümünde, tanımlanan araştırma probleminin tanımı ve probleme ilişkin bilgilere yer verilmekte ve bu problemin çözümüne yönelik literatür taraması yapılarak özetlenmektedir. Ayrıca, tez çalışmasının amaç, kapsam ve yöntemi açıklanmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, önerilen modelin alt yapısını oluşturan Karar Kuramı'na ilişkin temel kavramlara değinilmektedir. Çalışmanın geri kalan kısmına yol gösterecek olan "Karar Kuramı" ile ilgili literatür bilgisi sunulmakta; karar ve karar verme kavramlarının önemine vurgu yapılmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde, model önerisinin alt yapısını oluşturan "Çok Ölçütlü Karar Verme" kavramı irdelenmektedir. Çok Ölçütlü Karar Verme problemlerinin başlıca özellikleri, temel bileşenleri ve Çok Ölçütlü Karar Verme sürecinin adımları açıklanmaktadır. Çok Ölçütlü Karar Verme problemlerinin çözümünde kullanılan yöntemlere değinilmektedir. Çalışmanın üçüncü bölümünde, model önerisinin temelini oluşturan ve çok ölçütlü karar verme yöntemlerinden biri olan "Analitik Hiyerarşi Prosesi" yöntemi irdelenmektedir. Analitik Hiyerarşi Prosesi yönteminin başlıca özellikleri, temel bileşenleri, kullanım alanları ve uygulama adımları açıklanmaktadır. Çalışmanın dördüncü bölümünde, yapılı çevre ve konut ilişkisi, yapı üretim süreci ve yapı üretim sürecine dâhil olan yapı malzemeleri irdelenmektedir. Konutlarda yapı malzemesi seçimine yönelik modelin oluşumuna katkı sağlayan malzeme seçim yaklaşımları incelenmektedir. Çalışmanın beşinci bölümünde, kavramsal-kuramsal çerçeve doğrultusunda, tüm yapı stoku içerisindeki en büyük payı oluşturan konutlarda yüksek performansın sağlanabilmesi için uygun yapı malzemelerinin seçimine yönelik Analitik Hiyerarşi Prosesi yöntemi kullanılarak sistematik bir model önerilmektedir. Önerilen "Analitik Hiyerarşi Prosesi Yöntemi ile Konutlarda Yapı Malzemesi Seçimine Yönelik Model"in genel yapısı ve uygulama adımları ayrıntılı olarak açıklanmaktadır. Çalışmanın altıncı bölümünde, önerilen modelin uygulanabilirliğini sınamak amacıyla, konutlarda duvar gövde malzemesinin seçimi örnek bir karar verme problemi olarak tanımlanarak, modelin uygulama adımlarının nasıl çalıştığı ve çözüm üretildiği bu problem üzerinde gösterilmektedir. Sonuç bölümünde ise, model önerisinin mimarlık açısından önemi ve mimarlık alanına sağlayabileceği potansiyel katkılar üzerinde durulmaktadır.
Çimento esaslı yapıştırıcı harçlarda sepiyolit katkılı malzeme geliştirilmesi
Bu tez, çimento esaslı yapı kimyasalı ürünlerinde kullanılan ve kritik bir öneme sahip olan "su tutucu" katkı malzemesine alternatif yerli yeni bir malzeme geliştirilmesi için gerekli çalışmaları kapsamaktadır. Çimento esaslı yapı malzemelerinde mekanik performansı belirleyici mekanizma olan hidratasyon reaksiyonu sırasında çimentonun suyla olan etkileşimine en büyük oranda etki eden bileşenler ‟su tutucu" malzemelerdir. Günümüzde çimento esaslı yapıştırma harçlarında yaygın olarak kullanılan su tutucu malzemeler selüloz eterleridir. Bunun yanı sıra, standart bir yapıştırıcı formülündeki selüloz eteri oranı ağırlıkça %1'den küçük olmasına rağmen bu katkının maliyeti toplam reçete maliyetinin yaklaşık %25'ini oluşturmaktadır. Doğal bir kil minerali olan sepiyolit, içerdiği lif demetleri, kanallı yapısı ve yüzeyindeki silanol ve hidroksil grupları nedeniyle yüksek oranda su tutma kabiliyetine sahiptir. Bu sebeple çimentolu ürünlerde su tutucu malzeme olarak kullanılmaya aday olmasıyla beraber etkin yöntemlerle yapısında bulunan safsızlıklardan uzaklaştırılması, demetler halinde bulunduğu liflerinden ayrılması ve yüzeyinin uygun kimyasallarla ( silan bileşikleri, guar sakızları vs. ile) modifiye edilmesi gerekmektedir. Bu tez kapsamında çalışmalar dört ana başlık altında toplanmıştır: 1) Ticari sepiyolit ürünlerinin kimyasal ve fiziksel karakterizasyonu ile bunların çimentolu ürünlerdeki performans testleri 2) Uygun sepiyolit kaynağının araştırılması ve bu kaynaktan çıkarılan sepiyolitin safsızlaştırılması işlemi 3) İlk iki aşamanın sonuçları ışığında fiziksel ve/veya kimyasal yollarla ham sepiyolitin katkılandırma çalışmaları 4) Katkılandırılmış sepiyolit kullanılarak geliştirilmiş çimentolu ürünlerde reçete optimizayonu çalışmaları.