Asylum
72 theses under this subject heading
Temporary protection in International Law
In history, asylum movements originated from religious and ethnic intolerances, nowadays mostly due to wars among countries, civil wars, revolutions, foreigner state occupations, discriminating and repressive regimes with regards to race, religion, language and ethnic origin. Agreements, protocols, regulations and circulars have been developed nationally and internationally for creating a legal basis and giving legal descriptions of asylum and international protection. The basic convention related to asylum is the 1951 Geneva Convention and the basic protocol is the 1967 Protocol. Turkey accepted this convention and protocol with geographical limitation and put the 1994 Regulation into force. Then, as the first immigration law "Law on Foreigners and International Protection" entered into force. By taking as a basis of the Article 91 of this law, the 1994 Regulation lost its effect and was replaced by The Temporary Protection Regulation. There are three types of international protection in Turkish Law: refugees, conditional refugees, and secondary protection. Temporary protection, is not accounted among the types of international protection under the LFIP. Temporary Protection status is only provided when the Council of Ministers decides and provided to foreigners who were forced to leave their countries in mass influxes, who entered another country collectively, sought urgent protection and who are expected to return to their home countries when the life-threatening situations have passed. In its history, Turkey has hosted large numbers of protection seekers. Bosnians, Iraqis, and now Syrians are examples of temporarily protected people. Key Words: International Protection, Temporary Protection, Temporary Protection Regulation, Syrians
Suriyeli sığınmacıların Gaziantep yerel basınında temsili
Bu çalışmanın amacı, Gaziantep yerel basınında Suriyeli sığınmacıların temsilini içeren haber incelemeleri vasıtasıyla sığınmacıların toplumsal algılanış ve konumlanışının medya aracılığıyla nasıl meydana getirildiğini açığa çıkarmaktır. Günümüzde medya, gerek yazılı gerek görsel yönüyle kitlelere aktardığı haber pratikleri yoluyla türlü inşaların da meydana getiricisi güçlü bir aygıt işlevi görmektedir. Medyanın ideolojik yapısı, haber üretim sürecinde özellikle söylemler yoluyla açığa çıkmakta, temsil edilen özneler bu söylemler yoluyla kitleye çeşitli iletilerle aktarılmakta, bu iletiler de alıcının özneleri algılayışı ve değerlendirişinde büyük rol oynamaktadır. Bu anlamda medya, tüm öznelerin yansıtılış ve sunuluşunda olduğu gibi sığınmacıların algılanışında da önemli bir güce sahiptir. Medyada sığınmacıların hangi yönlerden ve ne şekilde inşa edildiğini anlamlandırabilmek amacıyla literatür taraması yapılarak, çalışmanın "yöntem ve örneklem" bölümünde "eleştirel söylem çözümlemesi" tekniği kullanılmıştır. Bu teknik yoluyla medyada sığınmacıların konumlanışı detaylı olarak incelenmeye ve yorumlanmaya çalışılmıştır. Bu şekilde, Suriyeli sığınmacıların Gaziantep yerel basınında işlenen haberler yoluyla medyada nasıl temsil edildiği analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Medya, Suriyeli sığınmacı, Gaziantep yerel basını, İdeoloji, Söylem.
Göçün etnografisi: Çok mevkili etnografi yöntemiyle göçmeni anlamak
Bu çalışma İranlı, Iraklı ve Suriyeli göçmenlerin küresel ve yerel bağlamlarlarda uluslararası düzensiz göç sürecini nasıl deneyimlediklerini ve göçmen olma deneyiminin ne anlama geldiğini çok mevkili etnografi yöntemiyle açığa çıkarmak amacını taşımaktadır. Günümüzde, uluslararası göçün bağlamı değişerek, göçmenlik kategorisi homojen ve doğrusal değil, heterojen ve dağınık olan olarak gerçekleşmektedir. Bu çalışma ise göçe neden olan yapısal koşulları ve göçmen kategorileri arasındaki kopmaları, kesintileri ve birliktelikleri ilişkisel ve yorumsayıcı bir perspektiften ele almaktadır. Araştırmada 3 mevki için veri toplanmıştır, Ortadoğu'dan Avrupa'ya doğru düzensiz göç güzergâhları ve yöntemleri incelenmiştir. Bunlar göçmenlerin yaşam öyküsü olmuş, incelenen alan tarihselleştrilmiş ve öz-düşünümsel bir tavırla da göçmeni anlamak tezin temel hedefi olmuştur. İncelenen üç mevkide "Ortadoğu (İran, Irak, Suriye), Türkiye (Gaziantep), ve Avrupa (İsviçre, Norveç, Almanya)" 26 göçmenle yüz yüze ya da Skype-WhatsAap aracılığıyla derinlemesine görüşme yapılmıştır. Özellikle her bir göçmenin biricik olduğu savından hareketle göçmen katagorilerinin heterojenliği açığa çıkarılmaya çalışılmıştır. Göçün etnografisi şunu göstermiştir: Devletlerin göçü engelleyici güvenlik politikalarının göçmenlerin mevkiler arasındaki dolaşımını hem kısıtlayan hem de hızlandıran bir unsur olarak açığa çıkmıştır. Göçmenlerin çatlaklardan sızarak devletlerin göçe ilişkin güvenlik politikaları karşısında bitmek bilmeyen bir mücadele gösterdikleri görülmüştür.
Türkiye'ye gelen Suriyelilerin ekonomiye etkisi: Gaziantep örneği
Suriye'de patlak veren kriz dünyanın en büyük nüfus hareketi ve mülteci krizlerinden birisi olmuştur. Şiddetten etkilenen milyonlarca insan ülkelerini terk etmek zorunda kalmış ve yaşamlarını sürdürebilmek için başka ülkelere sığınmışlardır. Suriye'ye sınır komşusu olması ve geçmişe dayalı ortak kültürel bağlarının olması Türkiye'yi en fazla sığınmacı barındıran bir ülke konumuna getirmiştir. Bugün yaklaşık 5 milyon Suriyeli sığınmacı "geçici koruma statüsü" ile "misafir" olarak ülkemizde barınmaktadır. Türkiye' de en çok sığınmacı barındıran kentlerin başında Gaziantep gelmektedir. Gaziantep'te kayıtlı Suriyeli sayısı 370 bin olup, bu sayının sadece 24 bini kamplarda kalmaktadır. Kentte yaşayan sığınmacıların toplumsal, güvenlik, sosyal ve kültürel boyuttaki etkileri bertaraf edilemeyecek kadar önem arz etmektedir ancak kentin bu süreçten olumlu ya da olumsuz etkileneceğinin temel belirleyicisi olan ekonomik etki ele alınacaktır. Bu çalışma da göçle ile Gaziantep'e gelen sığınmacıların ekonomiye entegrasyonları tartışılırken, kentin ekonomisini farklı kanallar üzerinden ne yönde etkilediği, olası problemlere karşı nasıl stratejiler geliştirilmesi gerektiği açıklanmaya çalışılmıştır.
Sığınmacı kadınların ruh sağlığını etkileyen durumların araştırılması (Ege bölgesi örneği)
Bu çalışmada Ege Bölgesinde yaşayan sığınmacı kadınların ruh sağlığını etkileyen durumların araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya, Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği'ne danışmanlık için gelen ve gönüllü katılımı kabul eden 32 sığınmacı kadın katılmıştır. Araştırmada, tarafımızca hazırlanan sosyodemografik bilgileri de içeren yarı yapılandırılmış anket formu kullanılarak yapılan birebir görüşmelerle bilgi elde edilmiştir. Bu görüşmelerden elde edilen bilgi, deneyim ve algılar ile birlikte sığınmacı kadınların sahip oldukları etnik köken ve sosyokültürel arka planlar da göz önünde bulundurularak kişilerin ruh sağlığını etkilediği düşünülen durumlar belirlenerek klinik psikoloji çerçevesinde ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmiştir. Farklı etnik kökenlerdeki sığınmacı kadınların ruh sağlığını en fazla etkilediği düşünülen durumları ekonomik ve güvenlik problemleri başta olmak üzere dil, eğitim, sosyal ve kültürel farklılıklar olarak özetleyebiliriz. Göç öncesi ve göç esnasında yaşanılan deneyimlerin de sığınmacı kadınların göç sonrası yaşamlarında ruh sağlığı üzerinde anlamlı etkileri olduğu görülmüştür. Sığınmacı kadınların ruh sağlığını etkileyen durumlara klinik psikoloji çerçevesinde bakıldığında, göç öncesi, göç esnası ve göç sonrasında yaşanılan farklı zorlu deneyimlerin travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), depresyon ve anksiyete bozuklukları başta olmak üzere ruhsal bozukluğu sebep olabileceği sonucuna varılmıştır. Çalışmanın sonuçları, sınırlılıkları diğer literatür sonuçlarıyla karşılaştırılmış ve bu karşılaştırmalar doğrultusunda öneriler tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Göç, Kadın, Ruh Sağlığı, Sığınmacı, Travma
İltica sonrası yaşanılan zorlukların travmatik yaşantılar ile travma sonrası büyüme arasındaki düzenleyici etkisi
Bu çalışmada Türkiye'de yaşayan Suriyeli mültecilerin iltica sonrası yaşadıkları zorlukların, travmatik yaşantıları ile travma sonrası büyümeleri arasındaki düzenleyici etkisi incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu Hatay ilinde yaşayan, 18-65 yaş aralığında 192'si kadın, 109'u erkek olmak üzere 301 Suriyeli mülteciden oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, travmatik yaşantılar için Kümülatif Travma Ölçeği, travma sonrası büyüme düzeyini belirlemek için Travma Sonrası Büyüme Envanteri ve göç sonrası yaşanan zorlukları belirlemek için İltica Sonrası Yaşanılan Zorluklar Ölçeği kullanılmıştır. Çalışma sonucunda Türkiye'de yaşayan Suriyeli mültecilerin iltica sonrası yaşadıkları zorlukların travmatik yaşantıları ve TSB düzeyleri arasında düşük düzeyde düzenleyici bir etkisi bulunduğu saptanmıştır. Travmatik yaşantılar ve İSYZ düzeyi birlikte arttıkça, Suriyeli mültecilerde TSB düzeyi de artmaktadır. Ayrıca hapse girme, işkence görme, ayrımcılığa uğrama, yoksul bir ailede büyüme gibi toplu kimlik travmalarının TSB düzeyini pozitif yönde yordadığı bulunmuştur.
Sosyal hizmet uzmanı bakış açısı ile Türkiye'de mültecilere ve sığınmacılara yönelik sosyal hizmet müdahalesi
Amaç: 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile birlikte mülteciler ve sığınmacılarla çalışmak üzere kamuda ilk kez sosyal hizmet uzmanı alımı yapılmıştır. Bu çalışma ile Mültecilerle çalışan sosyal hizmet uzmanlarının mesleğin bilgi, beceri ve değer temelini çalışmalarına yansıtma konusunda yaşadıkları sorunların tespit edilmesi ve çözüm önerileri geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın verileri 10.05.2016- 01.09.2017 tarihleri arasında toplanmıştır. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (GİGM) bünyesinde çalışan 13 sosyal hizmet uzmanı ile yüzyüze yapılan görüşmeler ses kayıt cihazı ile kaydedilmiştir. Elde edilen veri tümevarımsal tematik analiz yolu ile incelenmiştir. Bulgular: Sosyal hizmet uzmanlarının alandan edindikleri deneyime göre mülteci ve sığınmacıların yaşadığı temel problemler; ekonomik sorunlar, sağlık ve iletişim sorunları şeklinde tespit edilmiştir. GİGM kadrolarında çalışan sosyal hizmet uzmanların en fazla temel ihtiyaçlara erişim sağlama, danışmanlık, hak savunuculuğu ve yürütülen uygulamaları etik ilkelere uygunluk açısından değerlendirilmesi rollerini üstlendikleri tespit edilmiştir. Sosyal hizmet uzmanlarının mesleki rol ve sorumluluklarını yerine getirirken zorlanmaktadır. Sonuç: Mülteci ve sığınmacılar sosyal hizmetlere erişim konusunda sorun yaşamaktadır. Aynı zamanda sosyal hizmet uzmanları mesleklerini uygulama konusunda düzenlemelere, süpervizyona ve eğitime ihtiyaç duymaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Hizmet Uzmanı, Mülteci, Sığınmacı
Gaziantep'teki Suriyeli sığınmacıların Türk eğitim sistemine entegrasyonunda yaşanan sorunlara ilişkin STK'ların görüşleri ve çözüm önerilerinin incelenmesi
Bu araştırmada, savaş nedeniyle Türkiye'ye gelmek zorunda kalan ve Gaziantep'e yerleşen Suriyeli sığınmacıların Türk eğitim sistemine entegrasyonunda yaşanan sorunlara ilişkin sivil toplum kuruluşu yöneticilerinin görüşlerini ve çözüm önerilerini incelenmek amaçlanmıştır. Araştırma modeli durum çalışmasıdır. Araştırmanın çalışma evrenini, Gaziantep ilindeki sivil toplum kuruluşu yöneticileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise, Gaziantep ilindeki 12 sivil toplum kuruluşu yöneticisi oluşturmaktadır. Araştırmada verilerinin toplamasında yarı yapılandırılmış görüşme tekniğinin kullanılmasına karar verildikten sonra araştırmacı tarafından bir "Yönetici Görüşme Formu" geliştirilmiştir ve katılımcıların kişisel özelliklerini belirlemek için araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, Suriyeli öğrencilerin eğitim sürecinde yoğun olarak en çok dil problemi yaşadıkları ortaya çıkmaktadır. Suriyeli öğrencilerin eğitim sürecinde yaşadığı problemlere ilişkin çözüm önerisi olarak en çok da dil eğitimine yönelik belirtilmiştir. Suriyeli Sığınmacıların Türk Eğitim Sistemine Entegrasyonunda sivil toplum kuruluşu yöneticilerinin büyük çoğunluğu Suriyeli öğrenciler için Türkçe dil eğitiminin yeterli olmadığını belirtmişlerdir. Suriyeli öğrencilerin dilsel entegrasyonu konusunda yapılan çalışmalar değerlendirmesinde sivil toplum örgütlerinin yarısına yakınının dil eğitimi çalışmalarının olduğunu ifade etmişlerdir. Türk öğrencilerin Suriyeli öğrencilere yönelik çoğunlukla ayrımcılık tutumunda oldukları tespit edilmiştir. Türk öğrenciler ile Suriyeli öğrencilerin kaynaşması için sosyal, kültürel, sportif etkinlikler ve eğitimler düzenlenmesi, ırkçı söylemlerden uzak durulması gerektiği önerilmiştir. Uyum aktörlerinin (kamu kurumları, politika yapıcılar, STK'lar) Suriyeli öğrencilerin uyumuna yönelik yaptığı faaliyetlerin olumlu olduğu ifade edilmiştir. Yapılan faaliyetlerin en çok uyum çalışmaları, sonra da dil eğitimi olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Entegrasyon, Suriyeli sığınmacılar, Sivil toplum kuruluşu yöneticisi
Migration, integration and perceptions: A case study of Afghan asylum seekers in Sivas
The ultimate goal of this study is to analyze the local people's perception of Afghan asylum seekers' integration processes within the framework of qualitative and quantitative research methodologies in the case of Sivas city of Turkey. Since 1979, Afghans, who have fled from their countries due to invasions and civil war which caused political instabilities, economic insufficiencies, and concerns for the future, have represented a visible example of human mobility. In the literature, although there are various studies on Afghans related to security-oriented themes such as war, terror, and drug trade, studies focusing on local people's perception regarding the integration processes of Afghan asylum seekers are unfortunately insufficient. Sivas satellite city, similarly, has not been examined in this context, although it has been transformed into a city of immigrants due to the Afghans' influx. Therefore, this study concentrates on Afghan asylum seekers who constitute the second largest immigrant group in Turkey, and aims to examine their integration processes in Sivas with a focus on the perceptions of local people. In particular, it investigates the factors that have determined the perceptions of local people on Afghan asylum seekers' integration processes. Also, it questions whether the arrival of Syrian refugees to Sivas affected the local people's perceptions of Afghan asylum seekers and their integration processes. As the study deals with many concepts and topics, it employs a mixed research design based mostly on qualitative methods, and uses Grounded Theory as the theoretical framework to have a comprehensive understanding of the issue. The mixed research methodology includes both qualitative and quantitative methods. This study depends not only on the data derived from the analytical review of the relevant academic studies on migration but also on the data derived from a fieldwork that includes surveys and in depth interviews. Particularly, a survey was conducted with 400 local people and interviews were conducted with 50 local people. The data derived from the survey was analyzed by a qualitative data analysis software, SPSS IBM Statistics 20, while the data obtained from the interviews was analyzed through creating codes and themes. The quantitative data was presented by tables and graphs with the percentages and frequencies. The qualitative data, on the other hand, was presented through codes and themes referring to the statements of local people to enable the readers to hear the voice of the research subjects. All this data was discussed in a comparative manner. The study completes its discussion by making some suggestions and recommendations based on its findings.
Düzce ilinde yaşayan 6-14 yaş sığınmacı çocukların ruhsal uyumu
Bu çalışma, Düzce ilinde yaşayan 6-14 yaş sığınmacı çocukların ruhsal uyum durumlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini Düzce il sınırları içinde yaşayan, 6-14 yaş arası 163 (90 kız, 73 erkek) sığınmacı çocuk oluşturdu. Araştırmanın verileri Hacettepe Ruhsal Uyum Ölçeği kullanılarak çocukların ebeveynleriyle yüz yüze görüşmeler ile toplandı. Toplanan veriler SPSS veri tabanında yüzdelikler, Mann Whitney U, Kruskal Wallis-H ve ki-kare testleri kullanılarak değerlendirildi. Araştırmaya katılan çocukların %25.8'inde uyum sorunu saptanırken; çoğunun (%52.4) davranış sorunu yaşadığı belirlendi. Çalışmamızdaki sığınmacı çocuklarda en sık görülen nevrotik sorunların; korku, sıkılganlık, çekingenlik, güvensizlik olduğu görüldü. Hareketlilik, yerinde duramama; sinirlilik; yaşıtlarıyla geçinememe ve cezadan etkilenmemenin ise en sık görülen davranış sorunları olduğu tespit edildi. Okul başarısızlığı (%20.9), tırnak yeme (%11.7) ve alt ıslatma (%5.5) gibi diğer sorunların da sık görüldüğü belirlendi. Çocukların sürekli takip/tedavi gerektiren hastalığa sahip olmaları ve ebeveynlerinin hayatta olma durumlarına göre ruhsal uyum ölçeği puanlarında gruplar arası anlamlı istatiksel farklılık tespit edildi (p<0.01). Hastalığa sahip olan ve ebeveynlerinden en az biri hayatta olmayan çocukların diğer çocuklardan daha uyumsuz oldukları görüldü. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, yoğun göç alan şehirlerde, sığınmacı çocukların psikiyatrik hastalıklarının erken dönem teşhisi ve etkili tedavisinin yapılabilmesi, uyum süreçlerini kolaylaştıracak uygulamaların planlanması amacıyla aralarında psikiyatri hemşiresinin de bulunduğu, ruh sağlığı uzmanlarından oluşan, transkültürel bakım ilkelerini benimsemiş bir ekibin oluşturulması önerildi.
Sosyal medyada nefret söyleminin Suriyeli mültecilerin toplumsal kabulleri üzerindeki etkisi
While Social Media reflects positively on social peace, it can sometimes create social crises negatively. One of the factors that create social inner peace is the social acceptance of immigrants. With the outbreak of the Syrian civil war in 2011, Syrian migrants preferred to take shelter in Turkey intensively. With the prolongation of the war and the transformation of temporary visitation into permanent guest, marginalization and sometimes hostile attitudes towards migrants were observed on a micro-scale and locally. This study analyzes social media users clustered on Twitter Turkey and built on hate speech against Syrian migrants. In the study, the topics of hate speech against Syrian migrants of users who use hate speech on Twitter and the accounts and tones of hashtags and mentions in which hate speech is most often processed were examined. In the research, the quantitative research method was used to collect primary and secondary data, and the content analysis method was preferred to collect information about social media users with hate speech on Twitter and to evaluate the perception and perspective of these users. Even on the dates of the Idlib attacks and the Afrin operation, which are the days when the Syrian agenda is discussed most intensely, Twitter corresponds to only 2.02% of Turkey's agenda. The findings of our study showed the fact that although the Syrian agenda on Twitter has a low rate and is not on the agenda of the Turkish people, users are concentrated and effective enough to set the agenda.
Cumhuriyet'ten günümüze Türkiye'de uluslararası göç yazın çözümlemesi
Bu çalışmada, Türkiye'deki uluslararası göç yazın çalışmalarının durum saptayıcı, metin analiz ve içerik analiz çözümlemesi ele alınmıştır. Çalışmada yer alan yazın çalışmaları; tarih, konu, içerik, yayın türü ve yöntemine göre on farklı kategoride çözümlenmiştir. Bu kapsamda, 1925-2020 tarihleri arasında kaleme alınan yüksek lisans ve doktora tezleri, bilim uzmanlık tezleri, makaleler ve kitaplar; tarih, sosyal, kültürel, ekonomik, hukuki, sağlık, politik ve küreselleşme, yönetimsel, kuramsal ve ülkesel olmak üzere toplamda on alt kategoride sınıflandırılarak uluslararası göç sorunsalıyla ilişkilendirilerek çözümlenmiştir. Bu çalışma çerçevesinde, 200 yüksek lisans tezi, 124 doktora tezi, 21 bilim uzmanlık tezi ve 100 makale ve 63 kitap olmak üzere toplam 508 yazın çalışması incelenmiştir. Çalışmada yer alan yazın çalışmaları, "tarih, sosyal, kültür, ekonomi, hukuk, yönetim, küreselleşme ve politik, sağlık, ülke ve kuramsal boyut" olmak üzere toplamda on kategoride çözümlenmiştir. Söz konusu yazın çalışmaları; konu, yöntem, amaç, sonuç ve anahtar kelimeler düzeyinde incelemiştir. İncelenen çalışmalar sonucu, Türkiye'deki uluslararası göç sorunsalı üzerindeki önemli konu başlık ve içerikleri, ortaya konularak Türkiye'nin göç üzerinde yoğunlaştığı alan, sorunlar ve bu sorunlara yönelik çözüm arayışları saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Göç, Suriyeli Göçü, Uluslararası Göç Yazını, Uluslararası Göç Sorunsalı, Mülteci, Sığınmacı, Göçmen, Türkiye
Suriyeli sığınmacıların entegrasyon süreci ve sorunları: Elazığ örneği
Suriye'de 15 Mart 2011'de başlayan rejim karşıtı gösterilerin kısa zamanda ciddi çatışmalara ve ardından da bir iç savaşa dönüşmesi ile birlikte Suriye'den komşu ülkelere doğru ciddi ve dramatik bir insan kaçışı yaşanmaya başlanmıştır. Suriye'de devam eden bu durum milyonlarca Suriyelinin başka ülkelere sığınmak zorunda kalmasına yol açmış ve Suriyelilerin yaşam ve göç sürecinin gelecek kaygılarını artıracak şekilde çok daha karmaşık bir hal alarak devam etmesine neden olmuştur. Bu nedenle öncelikle kısa süreli ve geçici bir durum olarak görülen bu göç olgusu, gün geçtikçe kalıcı bir hal almıştır. Bu durum, göç eden insanları, geçim ve sosyal uyum süreçlerini içeren ve ekonomik, sosyal ve kültürel açılardan genel toplum ile bütünleşmelerini sağlayacak çeşitli stratejiler geliştirme zorunluluğu ile baş başa bırakmaktadır. T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nün 28.06.2018 tarihli resmi verilerine göre Türkiye'de 3.562.523 Suriyeli bulunmakta ve bu rakamın büyük bölümünü barınma merkezleri dışında yaşamlarını sürdürmekte olan 3.347.905 Suriyeli oluşturmaktadır. Aynı verilere göre Elâzığ ilinde de 11.580 Suriyeli sığınmacı ikamet etmektedir. Bu araştırma kapsamında, Elazığ ilinde ikamet etmekte olan Suriyeli sığınmacıların sosyal, ekonomik ve kültürel entegrasyon süreçlerinin anlaşılması amacına yönelik olarak; iş bulma, meslek edinme durumu ve çalışma koşulları, kazancın temel ihtiyaçları karşılamaya yetip yetmediği, sağlık hizmetlerinden faydalanma durumları ve söz konusu hizmetlerin yeterliliği, çocukların eğitim olanakları, ikamet edilen konutların niteliği ve yeterliliği, yardımlaşma, ayrımcılık ve dışlanma bakımından yerel halkla ilişkilerin durumu gibi konularda, gerçekleştirilen saha araştırmasından elde edilen verilerden hareketle genel bir değerlendirme yapılmaktadır. Elazığ'ın 7 mahallesinde ikamet etmekte olan 60 kişi ile derinlemesine mülakat tekniği kullanılarak yapılan görüşmelerden elde edilen verilere göre Suriyeli sığınmacılar ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan uyum ve entegrasyon sürecini zora sokan çeşitli güçlüklerle karşı karşıya bulunmakta ve özellikle geçim sıkıntısı, iş ve çalışma koşulları, sosyal ilişkilerde güven sorunu ve ayrımcılık ve hemen her alanda bir engel olarak karşı karşıya kalınan dil yetersizliği bu güçlüklerin başında gelmektedir. Anahtar Kelimeler: Göç, Suriye, Sığınmacı, Entegrasyon, Sosyal Bütünleşme
Türk Yabancılar Hukukunda mülteciler
İnsanlar; dil, din, etnik köken, siyasi görüş ve belirli bir toplumsal gruba mensubiyet gibi nedenlere dayalı baskı ve zulüm görmekte, bu baskı ve zulmün yarattığı korku sonucunda da evlerini, yaşadıkları ülkeyi terk etmek zorunda kalmaktadırlar. İnsanlık tarihi kadar eski bir durum olan mülteci sorunu, her yıl kendini tekrar etmektedir. Devletlerin siyasi, toplumsal ve uluslararası konumları ve kaygıları nedeniyle mülteci sorununa uluslararası platformda kalıcı bir çözüm bulunamamıştır. İnsan haklarıyla yakından alakalı olan bu sorun İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 14. maddesinden herkesin sığınma hakkı olduğu belirtilmiştir. Bu uluslararası belgenin dışında birçok hukuki metinde de sığınma hakkından bahsedilmektedir. Mülteciler için en önemli uluslararası belge Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Protokolü'dür. Bizde çalışmamızı Cenevre Sözleşmesi'ni temel kaynak olarak değerlendirip, Türk mevzuatını da dikkate alarak şekillendireceğiz.Çalışmamızın birinci bölümünde, Dünya tarihi boyunca yaşanan mülteci hareketlerinden kısaca bahsedilmiştir. Sonra, sığınma kavramıyla ilgili uluslararası ve bölgesel düzenlemeler ile Türk Hukukunda yer alan kaynaklar sıralanmıştır. Daha sonra Türk hukukunda sığınma hakkının gelişimi ve yeni düzenlemeler anlatılmıştır. Mülteci, sığınmacı, ikincil koruma ve geçici koruma gibi uluslararası korumadan yararlanacak kişilerle ilgili bilgi verildikten sonra, Cenevre Sözleşmesi çerçevesinde mülteci statüsüne girebilmek için gerekli koşullar, mülteci statüsünü engelleyen nedenler, mülteci statüsünü sonra erdiren durumlar açıklanmıştır.Çalışmamızın ikinci bölümünde ise, ilk olarak mülteci statüsüne girecek kişilerin hak ve özgürlüklerinde tanınmasında kabul edilen kriterler anlatılmıştır. Daha sonra Cenevre Sözleşmesi kapsamında mültecilere tanınan haklar Türk hukuku ile birlikte değerlendirilerek açıklanmıştır.Sonuç kısmında ise, mültecilerin yaşadıkları sorunlar, mülteciler için yapılan çalışmalar ve eksiklikler üzerinde durulmuştur.Anahtar Kelimeler:1-Mülteci2-Sığınmacı3-Sığınma Hakkı4-Geri Göndermeme5-İkincil Koruma
Mültecilerin hukuki durumuna ilişkin sözleşme ve Türkiye
İnsanların yaşadıkları yerleri baskı ve zulüm korkusu nedeniyle terk etmesi ve yeni yaşam alanları bulmaya çalışması insanlık tarihi kadar eski bir sorundur. Bu sorun için hiçbir zaman kalıcı ve tatmin edici bir çözüm bulunamamıştır. En temel insan hakkı olan yaşam hakkının korunması evrensel hukukun temel ilkelerindendir. Ancak devletler iç ve dış politik kaygıları nedeniyle yeterli hassasiyeti gösteremeyebilmektedirler. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 14. maddesinde düzenlenen sığınma hakkı da yaşam hakkıyla sıkı sıkıya bağlıdır. Bu bağlamda sığınma hakkı, yaşam hakkının korunması için kullanılan bir hak olagelmiştir. Biz de çalışmamızda başta yaşam hakkı olmak üzere tüm haklarını korumaya çalışan mülteciler üzerinde duracağız.Çalışmamızın birinci bölümünde öncelikle mülteciliğin tarihçesinden kısaca bahsedilecektir. Daha sonra Türk tarihindeki mülteci hareketleri, Milletler Cemiyeti dönemi, Birleşmiş Milletler dönemi, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği hakkında kısa bilgiler verilecek ve asıl inceleme konumuz olan 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsü ile İlgili Protokol bu bölümde özet olarak anlatılmaya çalışılacaktır. Ayrıca yine çalışmamızın birinci bölümünde bölgesel sözleşmeler ile konu ile ilgili Türk Mevzuatında yer alan düzenlemelere ve Türk Yargı Kararlarına yer verilecektir.Çalışmamızın ikinci bölümünde ise 1951 Sözleşmesi ayrıntılı olarak incelenecektir. Bu bölümde mülteci olma şartları, mülteci statüsünü engelleyen sebepler, mülteci statüsünün sona ermesi konuları irdelenecektir.Son bölümde ise, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından belirlenen mülteci statüsünün belirlenmesinde uygulanacak usuller üzerinde durulacaktır.Sonuç kısmında ise olması gereken hukuk açısından dünyada ve ülkemizde mültecilerin yaşadıkları sorunların çözülmesi ve tarihteki acı olayların bir daha yaşanmaması için öneriler ile bize düşen görevler üzerinde durulacaktır.Anahtar Kelimeler:1- Mülteciler,2- Sığınmacılar,3- Zorunlu Göç,4- Geri Göndermeme,5- Sığınma Hakkı
Uluslararası Hukukta yerinden edilmiş kişiler
Bu çalışmanın konusu zorunlu göç mağdurları olan sığınmacılar, mülteciler ve ülkesinde yerinden edilmiş kişiler olup, bu kapsamda söz konusu yerinden edilmiş kişilerin uluslararası hukuk çerçevesindeki konumları tartışılmaktadır. Çalışmanın temel tezi, yerinden edilmiş kişiler için günümüzde kabul edilen sığınmacı, mülteci ve ülkesinde yerinden edilmiş kişi şeklindeki üçlü ayrımın siyasi bir ayrım olduğu ve temelinde insan haklarını esas alması gereken bir olgunun dar devlet çıkarları ve retoriklerine hapsedildiğidir.Çalışma toplam dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde genel olarak göçler ve zorunlu göç olgusu konu edilmektedir. Bu kapsamda göçlerin tarihsel, siyasal ve teorik arka planı incelenmekte ardından ise zorunlu göç kavramı, zorunlu göçe sebep veren nedenler ve bunların sonuçları üzerinde durulmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde sığınma hakkı ve sığınmacıların statüsü konusu ele alınmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise genel olarak yerinden edilmiş kişi gruplarından bir diğeri olan mültecilerin uluslararası hukuk konsepti içerisindeki konumları, kendilerine yönelik oluşturulmuş bulunan uluslararası mülteci hakları rejimi içerisinde değerlendirilmektedir. Çalışmanın dördüncü ve son bölümünde ise, ülkesinde yerinden edilmiş kişiler ve bunların uluslararası hukuk çerçevesinde korunması sorunsalı üzerinde durulmaktadır.
Yabancılar Hukuku çerçevesinde uluslararası koruma
Sosyal açıdan tümü göç olarak adlandırılan sığınma, iltica ve göçün tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. Savaşlar veya baskıcı rejimlerin ortaya çıkardığı insan hakları ihlalleri, doğal afetler ve iklim koşulları sonucu, yaşam mücadelesi içerisinde olan insanlar, gerek bireysel gerekse yoğun nüfus hareketleri meydana getirirler. Yaşanan bu nüfus hareketlerinin mağdur konumuna getirdiği kişileri, kendi vatandaşı oldukları ülkelerin koruyamaması ya da korumak istememesi, uluslararası koruma kurumunu ortaya çıkartmıştır. Devletlerin, kendi vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerini gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde korumak ve güvence altına almak gibi, yükümlülükleri vardır. Söz konusu hak ve özgürlüklerin, menşe ülke tarafından korunmadıkları veya korunamadıkları durumlarda, kişilerin sığınma talep ettikleri ülkeler, sığınma talebinde bulunan kişilerin haklarını güvence altına alarak iyileştirmekle yükümlüdürler. Bu kişilerin, tehlike veya tehdit altında bulundukları ülkelere geri gönderilmeleri veya sınır dışı edilmeleri, uluslararası hukuk yönünden mümkün değildir. Diğer taraftan, devletler bu kişilere, ülkelerinde yaşayan diğer yabancıların faydalandıkları haklardan yararlanmalarını temin etmek ve ayrımcılık yapmamakla yükümlüdürler. Bu yükümlülükler, insancıl hukuk, yapıla geliş kuralları, taraf oldukları uluslararası andlaşmalar ve Uluslararası Adalet Divanı-UAD, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi-AİHM gibi, mahkeme kararlarından kaynaklanmaktadır. Konu, yabancılar kapsamında oldukları kabul edilen, sığınmacı, mülteci vatansız veya göçmenlerin gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde temel hak ve özgürlükler yönünden, uluslararası minimum standartlar düzeyinde yararlanmaları ve bu bağlamda koruma altına alınmalarıdır.
Türkiye'deki uluslararası koruma ve geçici koruma başvuru sahibi sığınmacıların Türkiye'nin sosyo ekonomik yapısına etkisi: Bir saha araştırması
20. yüzyılda yaşanan iki büyük dünya savaşı başta olmak üzere, ulusal ve uluslararası çatışmaların ve krizlerin etkisiyle yaşanan şiddet, zulüm ve insan hakları ihlalleri, milyonlarca insanın evlerini ve ülkelerini terk etmesine neden olmuştur. Birleşmiş Milletlerin (BM) yürüttüğü çalışmalar sonucunda mülteci hukukunun temel belgeleri olarak kabul edilen 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme (MHSİS) ve 1967 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Protokol (MHSİP) yürürlüğe girmiştir. Türkiye bulunduğu bölge itibariyle mülteci ve sığınmacılar açısından geçiş ülkesi olması yanında son yıllarda hedef ülke konumuna gelmiş önemli bir coğrafi özelliği olan ülkedir. Bu durum Türkiye'nin mülteci politikalarını da yakından etkilemiştir. Türkiye'nin komşu ve yakın coğrafyasındaki Suriye, Irak ve Afganistan gibi ülkelerde savaş ve iç karışıklıkların devam etmesi, Türkiye'ye gelen mülteci ve sığınmacıların sayısının giderek artmasına neden olmuştur. Türkiye, son yıllarda artan göç akını dolayısıyla uyum politikaları geliştirmeye ve göçe dair hukuki yapısını, merhamet temelinde insancıl bir bakış, hukuki etkenler ve Avrupa Birliği uyum süreci etrafında oluşturmaya çalışarak göç yönetimini şekillendirmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'nin, coğrafi açıdan komşusu olduğu bölge ve ülkelerde meydana gelen çatışmalardan olumsuz etkilenen ve yaşadıkları topraklardan ayrılmak durumunda kalan bölge halkına yönelik yürüttüğü barışçıl ve insancıl politikaları doğrultusunda kabul ettiği dört milyona yakın sığınmacının Türkiye'nin sosyo-ekonomik yapısına yönelik etkileşimini ortaya koymaya çalışmaktır. Ayrıca çalışma ortaya koyduğu sonuçlar açısından Türkiye'nin göçe dair uyum politikalarının üretilmesine katkıda bulunmayı ve sığınmacıların da Türkiye den beklentilerine ışık tutmayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda çalışmada, 26 il genelinde ve 2637 sığınmacı (mülteci, şartlı mülteci, ikincil koruma, geçici koruma) üzerinde gerçekleştirilen, saha çalışmasından elde edilen veriler değerlendirilmektedir. Saha çalışmasında elde edilen veriler, yapılandırılmış görüşme tekniği ile ve altı grupta hazırlanan anket soruları ile toplanmıştır. Anket verilerinin analizi sonrası ulaşılan sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde, 2016 yılından bu yana en fazla göç alan ülke konumunda bulunan Türkiye'nin göç yönetiminde toplumsal uyum konusunda yeni açılımlar gerçekleştirmesi gerektiği, mülteci ve sığınmacıların geleneksel göçmen sorunlarını Türkiye'de deyaşamakta oldukları ve Türkiye'nin göç edenlerle yerleşikler arasında çıkabilecek toplumsal ve ekonomik uyumsuzlukların giderilmesinde daha etkin ve son derece dikkatli davranması gerektiği anlaşılmaktadır.
Avrupa Birliği hukuku ve Türk hukukunda ikincil koruma
İltica ve sığınma taleplerinin ortaya çıkmasına neden olan temel neden devletlerin vatandaşlarını korumamaları veya koruyamamalarıdır. İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana dünyada 300'den fazla silahlı çatışma yaşanmış, sadece 2019 yılında 27 silahlı çatışma olduğu kayıt altına alınmıştır. Bu nedenle, savaş, silahlı çatışma, iç karışıklıklar veya siyasi istikrarsızlıklar sebebiyle yaşanan insan hakkı ihlalleri bireylerin başlıca sığınma nedenini oluşturmuştur. Çalışmamızın birinci bölümünde, uluslararası koruma statüsüne ilişkin temel kavramlara yer verilmiş, ikincil korumanın temelini oluşturan tamamlayıcı koruma ve geri göndermeme ilkesi ayrıntılı olarak incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci ve üçüncü bölümlerinde, Avrupa Birliği Hukuku ve Türk Hukuku'nda ikincil koruma statüsünün nasıl yorumlandığı ve uygulandığına değinilerek, iki hukuk sitemi arasında statü belirleme sürecine dair benzer ve farklı olan hususlara yer verilmiştir.
Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) olan Suriyeli sığınmacıların bilişsel etkilenme düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmada Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) sıklığının ve TSSB'nin bilişler üzerindeki etkisine bakmak amacıyla İstanbul'daki Suriyeli sığınmacılar ile çalışılmıştır. Çalışma katılımcıların kendi kendilerini değerlendirdiği iki ölçek kullanılarak yüz yüze görüşmeler şeklinde yapılmıştır. TSSB sıklığını ölçmek için Davidson Travma Ölçeği, Bilişleri değerlendirmek için ise Travma Sonrası Bilişler Envanteri kullanılmıştır. Bu araştırma Temmuz ve Ağustos 2017 ayları içerisinde 2 ay süren, sığınmacıların yoğun yaşadığı İstanbul ilinin beş farklı ilçesinde saha çalışması şeklinde yapılmıştır. Pek çok kişiyle görüşüldüğü halde sadece tam veri toplanabilen 49'u kadın, 51'i erkek olmak üzere toplam100 kişinin verileri istatistiksel analize dahil edilmiştir. Verilerin analizi için ise SPSS paket programı kullanılmıştır. DTÖ'nin iki farklı kesim puanına göre TSSB olanlar ve olmayanlar şeklin belirlenmiştir. Katılımcıların %39'unun hafif, %28'inin yoğun derecede TSSB semptomları gösterdiği %33'ünün ise TSSB tanısı alacak kadar belirti göstermediği bulunmuştur. Dolaysıyla Suriyeli sığınmacıların halen TSSB sıklığının çok yüksek olduğu, TSSB'si olanların "Yeniden Yaşantılama" ve "Aşırı Uyarılmışlık" durumlarının anlamlı şekilde farklılaştığı bu farkın etki büyüklüğünün yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Bununla birlikte TSSB'si olanların olmayanlara göre bilişsel olarak da yine farklılaştığı ve bu farkın etki düzeyinin de yüksek olduğu görülmüştür. Bu bilişsel farklılıkların ise "Kişinin Kendiyle İlgili Olumsuz Bilişleri" ve "Dünyayla İlgili Olumsuz Bilişleri"nde yüksek düzeydeyken "Kendini Suçlama" konusundaki bilişlerde orta düzeyde olduğu görülmüştür. Daha önce yapılan ve kadın olmanın TSSB geliştirme üzerinde bir risk faktörü olduğunu söyleyen pek çok çalışmanın aksine bu çalışmada TSSB geliştirme konusunda kadınlarla erkekler arasında anlamlı bir farkın olmadığı bulunmuştur. Savaşta bir yakınını kaybetmiş olma ve Türkiye'ye resmi veya kaçak yollarla girmiş olmanın ne TSSB geliştirme ne de bilişler üzerinde etkili olmadığı görülmüştür. Bunlar, çalışmanın en ilginç bulguları olsa da veriler toplanırken yapılan görüşmeler sırasında kişilerin güvenlik sebebiyle ciddi korku ve kaygılar taşıdığı gözlemlenmiştir. Eğer ki katılımcılar korku ve kaygıyı taşımıyor olsalardı bu konuda daha farklı sonuçlar elde edilebileceği düşünülmektedir.
Esnaflaşmanın Hatay'da geçici koruma altındaki Suriyelilerin uyum süreçlerine etkisi
Coğrafi konumu sebebiyle göç, tarihin her döneminde Türkiye için olağan ve alışılmış bir olgu olmuştur. 2010 yılında patlak veren Arap Baharının etkileri, 2011 yılında Suriye'ye sıçramış ve iç savaşla sonuçlanmıştır. Daha sonra uluslararası aktörlerin de devreye girmesiyle küresel bir mesele olmuş ve modern tarihin en çok sığınmacı yaratan toplumsal olaylarından birine dönüşmüştür. Bu olayların neticesinde iç savaştan kaçan Suriyelilerin büyük kısmı sınır komşusu olan Türkiye'ye sığınmış veya Avrupa'ya geçiş için transit ülke olarak kullanmıştır. Çalışmada Geçici Koruma kapsamında bulunan Suriyelilerden esnaflığı seçmiş olan Suriyelilerin deneyimlerine istinaden elde edilen veriler değerlendirilerek Suriyelilerin uyum süreçlerine esnaflaşmanın etkisi incelenmiştir. Çalışma konusunun seçiminde esnaflaşmış Suriyeliler ve uyum süreçlerine ilişkin çalışmaların diğer konulara nazaran daha az yapılmasıdır. Bu kapsamda Hatay'ın 3 ilçesinde (Kırıkhan, Reyhanlı ve Antakya) 30'u esnaf olmak üzere 32 Suriyeli ile tercüman vasıtası ile derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler ışığında önerilen alt problemler değerlendirilmiştir. Çalışma ayrıca 'Kentsel Mültecilerin Adaptasyon ve Uyum Süreçlerine Yeni Bir Bakış Açısı: Kapsayıcı Kent İnşası Amaçlı Sosyal İnovasyon Deneyi' isimli TÜBİTAK Projesinden destek almıştır. Çalışma bu proje kapsamında gerçekleştirilmiş olup, projenin kapsamında elde edilen diğer verilerden de faydalanılmıştır. Çalışma neticesinde esnaflık olgusu kapsamında Suriyelilerin ev sahibi ülke ile hem kişisel hem de kurumsal ilişkilerin daha kolay geliştiği, bölgesel olarak Hatay ilinin kültürel ve tarihi geçmişi nedeniyle bu süreçleri desteklediği, ayrıca girişimcilik kararının alınmasında sembolik sermayenin ve sosyal ağların önemi ortaya çıkmıştır. Anahtar kelimeler: girişimcilik, mülteci girişimciliği, iltica, uluslararası koruma, Hatay
Fatherhood responsibilities and integration of children in host countries: A comparison of perceptions of refugee fathers living in Turkey and Germany
Asylum seekers and refugee fathers have to face severe challenges in their post-settlement process in host countries. In this process of settlement a father's perceptions about upbringing of children in a host country's environment, identity of fatherhood, his fears and impact of integration on his children would take shape. Present study gathers the overall response of fathers and difference in the responses of fathers living in Nuremberg and Ankara. Study evaluates the system of both host countries and it suggests what responsible authorities and especially social workers can do at micro, mezzo and macro level to help the vulnerable population. The study is designed using quantitative method and to collect data 38 participants from Nuremberg (Germany) and 38 participants from Ankara (Turkey) were surveyed. Questionnaire available in English, Arabic and Turkish language was made with 29 multiple choice questions and 2 open-ended questions. Result shows that needs of fathers living in Turkey are not fulfilled and most of them want to go back to home country if it is safe. Whereas fathers living in Germany are satisfied with their level of fulfilled needs and majority of them don't want to leave Germany. Religious upbringing of children is very important and is preferred over economic stability by fathers living in Turkey. Tendency of generativity related to religious and cultural teaching is higher in fathers who live in Turkey. While, fathers who live in Germany preferred economic stability and they give less importance to similarity of religious and cultural values of host and home country. Findings suggest that there is need of enough funds and controlled system to continue to help fulfill the basic needs of refugees in urban areas of Ankara. Social workers are required to identify and help fathers who live with thoughts of uncertain future, sadness, severe guilt and grief. Culturally sensitive workers are needed in Germany to assist asylum seekers in integration process.
Türk ve Avrupa Birliği Hukukunda iltica hakkı
Mülteci haklarının korunması ile ilgili düzenlemeler Birinci Dünya Savaşı sonrasına dayanmakla birlikte mülteci haklarının korunmasına ilişkin gelişmeler devam etmektedir. Mülteci hakları ile ilgili olarak uluslararası ve bölgesel örgütler, bağlayıcı anlaşmalar ile etkin bir koruma sağlamayı amaçlamaktadır. Bu konuda en önemli sözleşme Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan 1951 Cenevre Sözleşmesidir. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından sığınma talebinde bulunan kişilere 1951 Cenevre Sözleşmesine göre mülteci statüsü verilir ve koruma sağlanır. 1951 Cenevre Sözleşmesi'nin sağladığı uluslararası korumanın yanı sıra bölgesel düzeyde ve devletlerin iç hukuklarında da mültecilere koruma sağlayan düzenlemeler bulunmaktadır. Avrupa Birliği'nin de mülteci ve sığınmacılara ilişkin birçok düzenlemesi bulunmaktadır. Bu tezde mülteci ve sığınmacıların uluslararası hukukta korunması açıklandıktan sonra Avrupa Birliği ve Türk Hukukunda iltica hakkı incelenecektir. Anahtar Kelimeler: İltica Hakkı, Mülteci, Sığınmacı, Avrupa Birliği ve Türkiye
Readmission agreements and human rights considerations: Is Turkey safe enough?
In today's politics the relation between human rights and national security can be described as a tug of war. The more measures are taken for security concerns, the less focus is given to the human rights concerns. One of the most controversial area which cause this dilemma is the migration control. As a result of the securitization of migration in Europe, EU adopted more preventive migration policy, which aims at transferring the responsibility of migration control to outside the EU. As a tool of this externalisation policy, the EU signed many readmission agreements to be able to return irregular migrants to their country of origin or third countries. Those readmission agreements are highly criticized by the NGOs for undermining the refugee protection. A recent readmission agreement between Turkey and EU has been signed in December 2013. When it is taken into account that majority of the irregular migrants directed to EU pass through Turkey from the countries which are not respectful to fundamental rights, the implications of the readmission agreement between Turkey and EU worth to examine. Accordingly this study examines the compatibility of readmission agreements with the human rights obligations and to what degree the international humanitarian and refugee protection norms are considered when negotiating and implementing EU readmission agreements. Keywords: Irregular Migration, Readmission agreements, externalization, human rights, European Union, Turkey