Cancellation
72 theses under this subject heading
Akidlerde rıza olgusu
İnsanlar arasında yapılan ve çeşitli ihtiyaçlardan kaynaklanan akidlerin temel unsurunu karşılıklı rıza oluşturmaktadır. Hem Kur'an-ı Kerim'i hem de hadisleri incelediğimizde taraflar arasında gerçekleşen anlaşmalarda rıza unsurunun önemi daha çok anlaşılmaktadır. Çünkü Kur'an'da karşılıklı rıza olmaksızın ticaretin helal olmayacağı vurgulanmaktadır. Dolayısıyla biz de çalışmamızda Kur'an'ın üzerinde önemle durduğu bu hususu ayrıntılı olarak inceledik.Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu, amacı ve metoduna yer verilmiştir. Ayrıca rızanın sözlük ve ıstılahtaki anlamlarına, Kur'an'da ve sünnette rızaya ve rıza-ihtiyar ayrımına değindik. İkinci bölümde, akdin kuruluş aşamasında rıza ve rızayı bozabilecek faktörlerden garar ve ikrahı inceledik.Üçüncü bölümde, akdin sona erdirilmesinde rıza başlığı altında ikâle ve muhâleayı ele aldık. Dördüncü bölümde ise, rızanın korunmasına yönelik tedbirlerden muhayyerlikleri ve fesih hakkı doğuran durumları inceledik.Anahtar Sözcükler: Akid, Rıza, İhtiyar, Garar, İkrah, İkâle, Muhâlea, Muhayyerlik, Fesih
İslâm hukukunda boşanma gerekçeleri
Toplumun temel taşı olan aile; klanları, milletleri, devletleri oluşturan bir kurumdur. Aileye dinlerin birçoğunda olduğu gibi İslâm dininde de büyük bir önem atfedilmiştir. Temel prensip ailenin sağlıklı bir şekilde kurulması ve devam etmesidir. Ancak her zaman istenen olamamakta ve aile kurumu değişik şekillerde son bulabilmektedir. İşte biz bu tezimizde aile kurumunu sona erdiren hukuki ayrılma gerekçeleri üzerinde durmaya çalıştık. Bu tezimizde daha çok dört sünnî mezhebin görüşlerine ağırlık verilmiş ve zaman zaman da mezhepler arası farklı görüşlere ve gerekçelerine yer verilmiştir. Tezimizin başlığı olan boşanma gerekçeleri incelenirken giriş bölümünden sonra birinci bölümde aile ve evliliğin önemine vurgu yapılmış ve boşanmayı önleyici tedbirlerden bahsedilmiştir. İkinci bölümde boşanma çeşitleri ve gerekçeleri güncel ve klasik kaynaklara bağlı kalınarak işlenmiş sonuç bölümünde de çalışmamızın genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Bu çalışmamızın amacı, İslâm Hukukunun ailenin ve evliliğin önemine verdiği değerin ortaya konulması ve aile birliğinin sona ermesi gereken durumlarda da nelere dikkat edilmesi gerektiğinin ve ayrılma gerekçelerinin neler olduğunun incelenmesidir.
Anonim şirketin kanuna aykırı kuruluş ve faaliyetlerinden dolayı feshi
Anonim şirketler, günümüz ekonomilerinde büyük bir öneme sahiptir. Anonim şirketler sayesinde, küçük tasarruflar bir araya getirilerek büyük atılımlar yapılmış ve bu yolla ekonomiye katkı sağlanmıştır. Anonim şirketlerin sahip olduğu ekonomik önem sebebiyle, şirketin kuruluşu hükümlerine özel önem gösterilmiş "emredici hükümler ilkesi" ve "kanuna aykırı kuruluş sebebiyle şirketin feshi davası" kurumları getirilerek şirketin kanuna aykırı olarak kurulması ve menfaat sahiplerinin zarara uğraması ile ekonominin zarar görmesi engellenmek istenmiştir. Bu çalışmada ekonomide büyük bir öneme sahip olan anonim şirketlerin kuruluştaki ve faaliyetlerinin devamı esnasındaki hukuka aykırılıklar dolayısıyla feshi incelenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda çalışmamız iki ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde, anonim şirketin kuruluşuna ilişkin hükümler ile şirketin kuruluşunda meydana gelebilecek hukuka aykırılıklar ve bu hukuka aykırılıklar sebebiyle açılabilecek fesih davası incelenecektir. Anonim şirketin sahip olduğu konum sebebiyle, menfaat ilişki ve çatışmaları da yoğun bir şekilde yaşanmaktadır. Anonim şirketlerin teşkil ettiği ekonomik güç ve anonim şirketle ilişki içerisinde olanların menfaatlerinin korunması amacıyla devlet bu şirketlerle yakından ilgilenmiş ve olası kayıpların önlenmesi amacıyla çeşitli denetim mekanizmaları öngörmüştür. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise anonim şirketlerin denetimine ilişkin genel bilgiler verilerek Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca, anonim şirketlerin denetimi ve bu denetim sonucunda açılabilecek fesih davası incelenecektir. Anahtar kelimeler: Anonim şirket, Esas sözleşme, Kanuna Aykırılık, fesih davası, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Denetim.
Anonim şirketlerde zorunlu organ kavramı ve eksikliklerine bağlanan hukuki sonuç
Tezimizde anonim şirketlerde zorunlu organ kavramı, eksikliklerinin hangi hâllerde söz konusu olabileceği ve zorunlu organ eksikliğine bağlanan hukuki sonuç olan fesih davası incelenmiştir. Bu bağlamda tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde tüzel kişilerde organ kavramı ve tüzel kişilerin organlarının çeşitli kıstaslara göre türleri ele alınıp anonim şirketin zorunlu ve ihtiyari organlarına ilişkin açıklamalara yer verildi. İkinci bölümde şirketin zorunlu organları olan genel kurul ve yönetim kurulunun eksiklik halleri, doktrin ve Yargıtay kararları ışığında ele alındı. Üçüncü bölümde ise anonim şirketin zorunlu organlarından birinin eksikliği halinin yaptırımı olan şirketin feshi davası ile ilgili olarak uygulamada sorun yaratan usuli konulara ve özellikle davada alınacak geçici hukuki koruma tedbirlerinden kayyım kavramına yer verildi. Nihayetinde zorunlu organ eksikliği sebebiyle açılacak olan fesih davasının diğer fesih davalarıyla olan ilişkisi incelenerek çalışmamız sonuçlandırıldı. Anahtar Kelimeler: Anonim şirket, yönetim kurulu, fesih, fesih davası, kayyım.
Anonim şirketlerin sona ermesi ve sona ermeye bağlanan hukuki sonuçlar
Anonim şirketler, ortakları tarafından kazanç elde etmek ve paylaşmak amacıyla küçük ve dağınık sermayenin bir yerde toplanmasıyla kurulan, ülke ekonomileri açısından da büyük öneme sahip olan ekonomik ve sosyal kurumlardır. Ortakları ve kamu açısından şirketlerin sağlıklı bir şekilde faaliyetlerini icra etmeleri ne kadar önemli ise, aynı şekilde sona erme işlemlerinin de sağlıklı ve güvenli bir şekilde gerçekleştirilmeleri önemlidir. Anonim şirketlerin fesih ve infisah olarak ifade edilen sona erme hallerinden herhangi birisinin gerçekleşmesiyle şirketin kazanç sağlama ve ortaklara paylaştırma ticari amacı sona erer ve şirket tasfiye aşamasına girmiş olur. Tasfiye işlemleri yapılan şirket ticaret sicilinden silinerek tüzel kişiliği tamamen sona erer. Anonim şirketlerin sona ermesi ve sona ermeye bağlanan hukuki sonuçlarını konu alan tezimizin amacı; Anonim şirketlerin sona ermesi neticesinde ne gibi durumlar ile karşı karşıya kalınacağı, sona ermenin doğal sonucu olan tasfiye ve tasfiyenin şirket üzerindeki etkileri hakkında bilgi vermektir. Bu amaca ulaşabilmek için anonim şirketlerin sona erme ve tasfiye sürecine ilişkin 6102 sayılı TTK.'da bulunan 529 – 548. maddeleri ele alınmış, gerekli görülen noktalarda söz konusu düzenlemeler ile ilgili gerekçeler incelenmiş ve uygulamadaki durumlar anlatılmıştır. Bu bağlamda, tezimizin amacı doğrultusunda anonim şirketlerin hangi sebeplerle sona ereceği, sona ermeye bağlı olarak tasfiye sürecine girecek olan anonim şirketin tasfiye sürecinde ne şekilde faaliyet göstereceği, şirketin tasfiye sürecinden ne şekilde etkileneceği, hangi durumlar ile karşılaşılacağı, tasfiye sürecinin kimler tarafından yürütüleceği, tasfiye sürecinde tasfiye sürecinden kaynaklanan hangi işlemlerin yapılması gerektiği ile ilgili bilgiler verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Anonim Şirket, Sona Erme, Tasfiye, Tasfiye Memuru, Tasfiye İşlemleri
İcra ve iflâs hukukunda ihalenin feshi
İcra ve İflâs Kanunu m.134 hükmünde özel olarak düzenlenen ihalenin feshi, icra ve iflâs hukuku kapsamında artırma yoluyla paraya çevirme sonucunda gerçekleştirilen ihalenin etkisiz kılınması için başvurulan bir kurumdur. İhalenin etkisiz kılınması için varlığı aranan fesih nedenleri paraya çevirme aşamasının farklı dönemlerinde ortaya çıkabilecektir. Bununla birlikte, fesih nedenleri İcra ve İflâs Kanunu'nda açıkça sayılmamakta, doktrin ve Yargıtay uygulamasıyla gelişmektedir. İhalenin feshi nedenlerinin kendiliğinden denetlenmesi söz konusu değildir ve talep üzerine başlatılacak bir ihalenin feshi yargılamasının varlığı gerekir. 7343 sayılı Kanun ile icra ve İflâs Kanunu'nda gerçekleştirilen değişiklikler, sadece ihalenin feshi nedenlerini değil ihalenin feshi yargılamasını da etkiler niteliktedir.
Kamu ihale sözleşmesinin feshi
Kamu ihale sözleşmeleri, kamu hizmetlerinin sürdürülmesinin önemli araçlarından biridir. 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, bu sözleşmeleri düzenleyen kuralları ihtiva eder. Aynı zamanda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu bu Kanunun tamamlayıcısıdır. Kamu ihale sözleşmelerinin feshi 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda düzenlenmiştir. Bu fesih sebepleri, sözleşmenin feshinde öncelikli olarak uygulanır. Sözleşmenin feshinde değişik görüşler bulunmaktadır. Bazı yazarlar klasik görüşü savunmaktadırlar. Ancak dürüstlük kuralının kullanılmasıyla birlikte yeni dönme teorisinin daha adil sonuçlar vereceği kanaatindeyiz. Kamu ihale sözleşmesinin feshinden sonra, tarafların iade yükümü ve iadenin kapsamı fesih sebeplerine göre değişmektedir. Kamu ihalelerine katılmaktan yasaklama ve geçici teminatın gelir kaydedilmesi Kanunda feshin sonucu olarak öngörülmüştür. 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun kanunlaşma aşamasında meydana gelen özensizlik, hükümler arasında çelişkilerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Özellikle fesih sebeplerini düzenleyen hükümler arasındaki çelişkiler uygulamada sorunlara yol açabilecek niteliktedir. Tezimizde bu sorunların giderilmesine ilişkin çözüm önerileri yer almaktadır.
Kat karşılığı inşaat sözleşmesinde üçüncü kişinin durumu
"Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde Üçüncü Kişinin Durumu" isimli tez konumuz kapsamında, öncelikli olarak kat karşılığı inşaat sözleşmeleri hakkında genel bilgi verilerek özellikle sözleşmenin sona erdirilmesi hâlinde gündeme gelen ve sözleşmenin ani - sürekli karmaşığı hukuki niteliğine bağlanan fesih ile dönme ayrımı üzerinde durulmuştur. Ayrıca üçüncü kişilerin kat karşılığı inşaat sözleşmesine dâhil olma yolları ve bu yolların mahiyetine uygun edindikleri kazanımlara göre sözleşmenin arsa sahibi tarafından sona erdirilmesi hâlinde, yükleniciden hak edinen üçüncü kişilerin karşılaştığı sorunlar ve bu sorunlar karşısındaki hukuki durumu incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi, Yüklenici, Üçüncü Kişi, Fesih, Dönme
Derneğin feshi
Hukuk sistemimizde dernek kavramı yerine daha evvel cemiyet kavramı kullanılmaktaydı. Hatta derneklerle ilgili ilk düzenlemeleri içeren Kanun'umuz da 353 sayılı Cemiyetler Kanunu idi. Günümüzde sivil toplum kuruluşu olarak değerlendirilen dernekler, demokratik toplum düzeninin de gelişmesi ile giderek önem kazanmaktadır. Toplumsal hayatın vazgeçilmez parçası haline gelen ve toplumun gelişip ilerlemesi ile ortak amaçlarını gerçekleştirmek üzere bir araya gelen insanların amaçlarına kolayca ulaşmalarına katkı sağlayan dernekler, belirli durumların gerçekleşmesi halinde kendiliğinden sona ermektedirler. Tezimizde, derneklerin yetkili organlarının iradeleri doğrultusunda alacakları karar ile veya belirli şartların gerçekleşmesi halinde mahkeme kararı ile feshi, feshin şartları, sebepleri ve sonuçları konusunu ele alınmıştır. Derneğin feshine, toplantı ve karar yeter sayıları haricinde herhangi bir gerekçe aranmaksızın yetkili organı olan genel kurul tarafından her zaman karar verilebilmektedir. Ayrıca, derneklerin mahkeme kararı ile feshedilmesinin şartları ve sınırları belirlenmeye çalışılacaktır. Zira derneklerin ister genel kurul kararı ile isterse de mahkeme kararı ile feshedilmesindeki keyfi ve hukuka aykırı uygulamalar, kuruluşlarındaki serbest kuruluş sistemini faydasız hale getirecektir. Anahtar kelimeler: dernek, derneğin feshi, derneğin sona ermesi, fesih, tespit davası, fesih davası, tasfiye, tahsis.
Konkordato mühleti verilmesinin sürekli borç ilişkilerine etkisi
Konkordatonun sürekli borç ilişkilerine etkisinin alacaklı ve borçlu perspektifinden farklı sonuçları bulunmaktadır. Kanun koyucu, bir yandan konkordatonun başarıya ulaşmasındaki üstün kamu menfaatini korumaya çalışırken diğer yandan taraflar arasındaki menfaat dengesini muhafaza etmeye çalışmıştır. Bu bağlamda borç ilişkisinin karşı tarafının konkordatodan etkilenip etkilenmediğine bakılmaksızın borçlunun işletmesinin faaliyetlerinin devamı için önem arz eden sözleşmelerin sırf konkordato başvurusu nedeniyle sona erdirilemeyeceği düzenlenmiştir. Borçlunun konkordato başvurusunda bulunmasının, haklı nedenle fesih sebebi, sözleşmeye aykırılık ya da borcu muaccel kılan bir neden olarak kabul edildiği önceden yapılmış anlaşmalar ve sözleşmelerde bu yönde yer alan kayıtlar geçersiz kılınmıştır. Bununla birlikte borçlunun konkordato başvurusu dışında temerrüt nedeniyle veya borç ilişkisini çekilmez kılan başka bir sebeple sözleşmenin sona erdirilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır. Sözleşmenin karşı tarafı, koşulların oluşması halinde ödemezlik defini veya ifa güçsüzlüğü sebebiyle ödemezlik defini ileri sürebilir. Öte yandan konkordatonun başarıya ulaşmasını engelleyen sürekli borç ilişkilerinin konkordato komiserinin uygun görüşü ve mahkemenin izniyle feshedilebileceği ve fesih nedeniyle ortaya çıkan tazminatın konkordatoya tâbi olacağı düzenlemeye kavuşturulmuştur. Hizmet sözleşmeleri ise bu kuraldan istisna tutulmuştur. Böylelikle işletmenin ekonomik varlığının devamlılığı, istihdamın sürekliliği, vergisel yükümlülüklerin kesintisiz bir şekilde ifası ve iflâs haline nazaran alacaklıların daha fazla bir alacağa kavuşması amaçlanmaktadır. Karşılaştırmalı hukuk bağlamında çoğu ülke hukukunda benzer düzenlemeler bulunmakla birlikte sözleşmelerin feshine ilişkin birtakım farklılıklar söz konusudur. Bazı hukuk sistemlerinde belirli bir miktarın altındaki yapılandırmalar bakımından borçlunun kendisi sözleşmeyi feshedebilirken bazı hukuk sistemlerinde sözleşmeler, yeniden yapılandırma yöneticisi ya da komiserin onayıyla ve diğer bazı hukuk sistemlerinde ise mahkemenin onayı ile feshedilebilmektedir. Konkordatonun sözleşmelere etkisi bağlamında İcra ve İflâs Kanunu'nun 296'ncı maddesinde düzenlenen hususlar esasen maddi hukuka ciddi bir müdahaledir. Kanun koyucu, bir taraftan sözleşme özgürlüğünü sınırlandırırken diğer taraftan ahde vefa ilkesinden ayrılmayı tercih etmiştir. Konkordatonun başarıya ulaşmasındaki üstün yarar, maddi hukuka bu şekilde bir müdahaleyi kabul edilebilir hale getirmektedir. Bu çalışmada konkordatonun sürekli borç ilişkilerine etkisi, hem borçlu hem de alacaklı penceresinden ele alınmış ve karşılaştırmalı hukuktaki benzer düzenleme ve uygulamalarla birlikte incelenmiştir.
Türk İş Hukukunda değişiklik feshi
Türk İş Hukukunda değişiklik feshi, 22.05.2003 tarihinde kabul edilerek aynı tarihte yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanununun 22.maddesinde çalışma şartlarında değişiklik ve iş sözleşmesinin feshi adı altında düzenlenmiştir. Değişiklik feshini belli bir usule bağlayan madde hükmünde, hangi hallerde değişiklik feshine başvurulabileceği ve bu yola başvurmak isteyen işverenin uyması gereken prosedür yer almaktadır. Anılan madde ile Türk Hukukunda değişiklik feshinin hangi haller ve hangi şartlar altında gerçekleştirileceği düzenlenmiş buna karşılık, kavramsal bir tanım verilmemiştir. Türk Hukukundaki düzenlemeler göz önüne alındığımızda değişiklik feshi kavramını, işçinin işverenin çalışma şartlarındaki değişiklik önerisini kabul etmemesi halinde geçerli nedenin bulunduğunu bildirerek başvurabileceği bir fesih türü olarak tanımlamamız mümkündür. Değişiklik feshi kavramının unsurları ve hukuki mahiyetinin yanı sıra geçerli neden denetimi ve feshin başka alternatifinin olup olmadığını denetleyen son çare denetimi önem arz etmektedir. İşverene çalışma şartlarında değişiklik yapabilmesi için sözleşmenin kurulması aşamasında kendisine verilen yetkiyi ifade eden değişiklik kayıtları ve bu kayıtların geçerliliği ve denetimi de değişiklik feshi açısından önemli hususlardır.
İş sözleşmesinin süreli feshinde işçinin yeterliliğine ilişkin geçerli sebepler
Çalışmanın konusu, iş güvencesi kapsamındaki işçilerin iş sözleşmelerinin yetersizlikten dolayı geçerli sebeple feshedilmesidir. Bu çalışmada esas olarak 4857 sayılı Kanunun 18. maddesinde ifade edilen ?işçinin yeterliliği? kavramı ve hangi koşullar altında geçerli bir feshe imkan vereceği incelenmiştir. 2003 tarihinde yürürlüğe giren 4773 sayılı Kanun iş güvencesi konusunda düzenlemeleri Türk iş hukukuna kazandırmış, söz konusu Kanundan kısa süre sonra yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanununda da bu konudaki düzenlemeler muhafaza edilmiştir. Tez çalışmasında yalnız ulusal hukukun verileri değil aynı zamanda uluslararası hukuk kapsamında öngörülen iş sözleşmesine ilişkin ilgili düzenlemeler de incelenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda Uluslararası Çalışma Örgütü sözleşmeleri incelenerek, bu hukuk metinlerinde öngörülen kurallar, Türk iş güvencesi hukukuna ışık tutması için karşılaştırmalı olarak değerlendirme konusu yapılmıştır. Çalışmada konu ile ilgili temel kavramlar üzerinde durulmuş, ardından hangi hallerin işçinin yetersizliğinden kaynaklanan geçerli sebep oluşturabileceği tartışılmıştır. Ayrıca yargı makamlarının işçinin yetersizliğinden kaynaklanan geçerli sebeple feshi denetlerken hangi ilkelere başvurabileceği, denetlemenin ne şekilde yapılacağı tezin içeriğinde yer almaktadır.
Nikâh akdinde feshin hukuki sonuçlarının medeni hukuk ve İslam hukuku bağlamında mukayesesi
İslam dininin temel gayesi hak ve adâleti ayakta tutmak, toplum düzenini sağlamaktır. Bu bağlamda aile hayatı kurulurken evlenmeye büyük önem vermiştir. Zira evlenme, hem birey hem de toplum açısından dünyevî ve uhrevî birçok faydayı barındırmaktadır. Bunların en önemlisi de fıtrî bazı arzuların helal dairede karşılanması ve neslin bir düzen dâhilinde devamının sağlanmasıdır. Ancak bazı durumlarda taraflar, rahmet, ülfet ve muhabbet duygularını yitirebildiklerinden evliliğin sona erdirilmesi zorunlu hale gelebilmektedir. Bu nedenle İslam hukukunda evlenme gibi evliliğin sonlandırılmasına ilişkin de köklü düzenlemeler getirilmiştir. Çalışmada karşılaştırmalı bir biçimde İslam hukuku ile medeni hukuka göre nikâh akdinin fesih sebepleri incelenmiştir. Konunun İslam hukukuna bakan yönü dört mezhebin görüşleri çerçevesinde ele alınmıştır. Nitekim İslam hukukçuları, nassların farklı yorumlanmasına bağlı olarak nikâh akdinin feshi ile ilgili bazı meselelerde ihtilaf etmişlerdir. Konunun medeni hukuka bakan yönü ise evlenmenin yokluk ve butlanı kavramları üzerinden işlenmiştir. Zira medeni hukukun evlenmenin sonlandırılmasıyla ilgili kanun maddelerinde, fesih kavramı yerine yokluk ve butlan kavramları geçmektedir.
İşçinin sadakat borcuna aykırı davranması nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi
İşçinin sadakat borcuna aykırı davranması nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi? başlıklı bu yüksek lisans tezi iki ana bölümden oluşmaktadır.İlk bölümde, ilk başta, sadakat borcunun tanımı, niteliği, tarafları, süresi ve yasal dayanakları ele alınmıştır. Daha sonra İş Kanununun 25. maddesinde ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller olarak düzenlenen haller, sadakat borcu adı altında yapma borcu ve yapmama borcu başlığı altında açıklanmıştır. Sadakat borcunun ihlali sayılan davranışlar, özellikle Yargıtay kararlarından ayrıntılı örneklerle belirlenmeye çalışılmıştır.İkinci bölümde ise haklı sebeple feshin koşulları, şekli, içeriği, süresi ve ispat yükü kavramları ile geçerli nedenle feshin koşulları ve yapılması usulü incelenmektedir. Ayrıca, bu bölümde, sadakat borcuna aykırılık nedeniyle yapılan fesih açısından haklı neden ? geçerli neden ayrımı ve iş sözleşmesinin haklı nedenle feshinin hukuki sonuçları ile cezai sonuçlarına yer verilmiştir.
Mücbir nedenle iş sözleşmesinin feshi, hüküm ve sonuçları
İş sözleşmesi kişisellik özelliği ağır basan bir sözleşmedir. Bu nedenle mücbir neden, Borçlar Hukukundan farklı olarak İş Hukukunda doğrudan sözleşmeyi sona erdiren bir neden olmayıp; işçiye ve işverene şartların oluşması halinde haklı nedenle fesih imkanı tanıyan bir nedendir. Mücbir nedenle iş sözleşmesi kendiliğinden sona ermediğinden hüküm ve sonuçları bakımından da farklılıklar ortaya çıkmaktadır.Yüksek lisans tezimiz de biz de mücbir neden kavramını ve bunun Borçlar Hukukunda ve İş Hukukunda meydana getirdiği sonuçları açıklamaya çalıştık.
İşçinin haklı fesih sebebi olarak mobbing üzerine bir değerlendirme
Bu çalışmanın amacı, mobbing (psikolojik şiddet)'in hukuki olarak değerlendirilmesi ile; işyerinde mobbing (psikolojik şiddet)'e maruz kalan işçilerin hangi hukuki yollara başvuracakları tespiti ve işçinin haklı fesih sebebi olarak mobbing olgusunun değerlendirilmesidir. Çalışmada mobbing kavramı hukuki olarak değerlendirilecek; işyerinde mobbingin etkileri, mobbinge neden olan etkenler ve mobbing ile başa çıkma yöntemleri ve işyerinde mobbinge maruz kalan işçinin iş akdini haklı sebeple derhal fesih hakkı değerlendirilecek, konu ile ilgili bilgi ve önerilerde bulunulacaktır. Çalışmanın birinci bölümünde; mobbing kavramının tanımı yapılarak kavramın tarihsel gelişimi hakkında bilgiler verilmiş; mobbinge ilişkin olarak çeşitli ülkelerdeki düzenlemeler hakkında açıklamalar yapılmıştır. Devamında, mobbing kavramı ile benzer kavramlar arasındaki ilişki tanımlanarak, mobbing süreci aşamaları ile birlikte ele alınmıştır. Ayrıca, mobbing sürecinde ortam ve roller tanımlanarak, mobbing davranışları kategorik olarak sınıflandırılmış; mobbingin etkileri ve mobbing ile mücadele yolları ele alınmıştır. İkinci bölümde hukuksal durum ve başvuru yolları, mobbinge uğrayan işçinin yasal hakları, işçinin kişilik hakları bağlamında işverenin işçiyi gözetme borcu kapsamında mobbingin değerlendirilmesi yapılmış; üçüncü bölümde ise işçinin haklı sebeple derhal fesih sebebi olarak mobbing olgusu değerlendirilerek genel itibariyle iş akdinin feshi, haklı nedenle fesih hakkının kullanılması ve süreçle ilgili bilgiler verilerek; haklı nedenle feshin hukuki sonuçları ele alınmıştır. Ayrıca mobbing ile ilgili örnek Yargıtay Kararları incelenmiştir.
Eser sözleşmelerinde yüklenicinin özen borcuna aykırı davranması ve hukuki sonuçları
Türk Borçlar Kanunu'nun 470- 486. Maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi, uygulaması en fazla olan sözleşmelerin başında yer aldığı için, doktrinde bir çok yazar tarafından inceleme konusu yapılmış ve sayısız esere konu olmuştur. Eser sözleşmesinin tarafı olan yüklenicinin borçları uygulamada çokça ihtilaflara yol açtığı için çalışmamızda yüklenicinin özen borcu ve aykırı davranışın hukuki sonuçları ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Yüklenicinin özen borcuna aykırı davranışı nedeniyle iş sahibinin hakları; Tazminat talebi, eserin yüklenicinin kendisine düzelttirilmesi veya üçüncü kişiye yaptırılması ve sözleşmeyi feshetme hakları Türk Borçlar Kanunu, ilgili diğer kanunlar ve Yargıtay kararları ışığında incelenmiştir. Bunun yanında eser sözleşmesinde yüklenicinin özen yükümlülüğüne aykırı davranışın hukuki sonuçları ile ilgi kitaplar, makale ve her türlü yazılı ve internet kaynakları ve doktrinde hakim görüşlerden de yararlanılmıştır. Çalışmamızın temel hedefi, eser sözleşmelerinde yüklenicinin özen yükümlülüğü ve aykırı davranışın hukuki sonuçları ile ilgili faydalı bir tez ortaya çıkarmak olup bu yönde çaba harcanmıştır.
İşe iade davalarında işyeri, işletme ve işin gerekleri nedeniyle geçerli fesih
Bu çalışmada İş hukukunda işe iade davalarında iş, işyeri ve işletme gerekleri nedeniyle fesih konusunu işlemeyi amaçladık. Çalışmamız dört ana bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden birincisinde konu ile ilgili temel kavramlardan bahsedilmiş olup, ikinci bölümde işletme, işyeri ve işin gerekleri nedeniyle geçerli fesih başlığı altında işlenmiştir. Üçüncü bölümde işletme gereği oluşturabilecek diğer hallerden bahsedilmiş ve dördüncü bölümde işveren kararının denetimi konusu işlenmiştir. Çalışmamızın birinci bölümünde iş, işyeri ve işletme kavramlarının hangi anlama geldiğinden bahsedilmiş ve özellikle nerelerin işyeri kavramını kapsadığı belirtilmiştir. İkinci bölümde hangi durumlarda işletme, işyeri ve işin gerekleri nedeniyle geçerli fesih hali doğuracağından bahsedilmiş olup özellikle işverenin işletmesel karar alma özgürlüğünün kapsamı belirlenmeye çalışılmıştır. İşverenin keyfi işletmesel karar alamayacağı ve bunun sınırları Yargıtay ve öğreti görüşleri ile belirtilmiştir. Üçüncü bölümde ise her ne kadar kanunda işletme gereği olabilecek haller sayılmamış olsa bile Yargıtay kararları ışığında işletme gereği sayılan diğer haller belirtilmiştir. Dördüncü bölümde işverenin geçerli nedenle yapacağı fesih hakkının denetimi incelenmiştir.
Anonim şirketlerde azınlığın haklı nedenle fesih davası açma hakkı
Çalışma konumuzu "Anonim Şirketlerde Haklı Nedenle Fesih Davası" oluşturmaktadır. Türk Ticaret Kanunu'nda haklı nedenle fesih davası 531. maddede düzenlenmiştir. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde azınlık hakları kavramı ve tanımı anlatılmıştır. Akabinde azınlık haklarına genel bakış adı altında azınlık haklarının sınıflandırılması anlatılmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde azınlık haklarının sınıflandırılması üzerinde ayrıntılı olarak durulmuş ve Türk Ticaret Kanunu'nda ne şekilde düzenlendikleri anlatılmıştır. "Anonim Şirketlerde Haklı Nedenle Fesih Davası" başlıklı çalışmamızın son bölümünde ise haklı nedenle feshin düzenlenme amacı, kanunda düzenleniş biçimi, haklı nedenlerin belirlenmesi uygulamada sorun yaratabilecek konular ve Yargıtay'ın bu konudaki görüşleri, davanın niteliği ve sonuçlarının neler olduğu üzerinde durulmuştur.
Belirli süreli iş sözleşmesinde haksız fesih
Bu tezin hazırlanış amacı belirli süreli iş sözleşmesi taraflardan birince haksız feshedilirse sözleşmenin akıbetinin ne olacağı, fesih beyanının sonuç doğurup doğuramayacağı konusunu doktrindeki görüşler, yargı kararları ve Türk Borçlar Kanunu Tasarısı'nda yer alan ilgili hükümler çerçevesinde ele almak ve İş Hukuku'nun amacına hizmet edecek çözüme ulaşılmasına yardımcı olmaktır. Çalışmamızda belirli süreli iş sözleşmesinin tanımı, unsurları, benzer sözleşmelerle karşılaştırılması yapılarak haksız fesih halinde belirli süreli sözleşme olup olmadığı noktasında ortaya çıkan sorunların çözümü için kavramlara geniş olarak yer verilmiştir. Belirli süreli iş sözleşmesinde yapılan fesih beyanının niteliği ile ilgili tartışmalar ortaya konduktan sonra, haksız fesih görüşü kabul edildiği takdirde feshe maruz kalan taraf lehine doğacak sonuçlar incelenmeye çalışıldı. Bu çalışma hazırlanırken kütüphanelerden kaynak taraması yapılırken, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nden Yargıtay Kararları temin edilmiştir. Çalışmamızın sonucunda süresi bitmeden belirli süreli iş sözleşmesinde fesih beyanında bulunmak veya fesih iradesine benzer davranışlar gösterilmesi halinde, haklı neden yoksa sözleşmenin haksız feshedildiği görüşüne katılmaktayız.ANAHTAR KELİMELER1.Haksız Fesih2.Alacaklı temerrüdü3.Belirli Süreli İş Sözleşmesi4.İhbar Tazminatı5.Kıdem Tazminatı
Kamu ihale sözleşmelerinin yükleniciden kaynaklı sona erme halleri
Kamusal ihtiyaçlar ve kamu hizmetleri doğası gereği devlet eli ile sağlanması zorunluluk teşkil eden ihtiyaçlardır. Fakat kamusal ihtiyaç ve hizmetlerin çokluğu ve çeşitliliği sebebi ile özel hukuk kişisi olan kişiler aracılığı ile temin edilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Bu ihtiyaca bağlı olarak doğan kamu ihale sözleşmeleri bir tarafı idare iken diğer tarafı özel hukuk kişisi olan sözleşmelerdir. 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda bulunan sonlanma nedenleri; sözleşmenin izinsiz devri, yüklenicinin ölümü, iflası, ağır hastalığı, tutukluluğu, mahkûmiyeti, mali acz içinde olması ve yasak fiil ve davranışlarda bulunmasıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda bulunan sonlanma nedenleri ise ifa, ibra, yenileme, sözleşme taraf sıfatlarının birleşmesi, kusurlu imkânsızlık ve takastır. Sözleşmenin feshedilmesi neticesinde idare tarafından yükleniciye ait teminatlar gelir kaydedilmek sureti ile genel hükümler çerçevesinde tasfiye işlemleri gerçekleştirilmektedir. Sözleşmenin feshi ve tasfiye sürecinde uygulanacak hukuki disiplini tespit edilirken sözleşme taraflarının eşitliği ve kamu yararının üstün tutulması önceliği arasında bir denge kurularak, öncelikle kamu ihale mevzuatı esasları, hüküm bulunmayan hallerde ise borçlar hukuku mevzuatı esasları dikkate alınması gerekmektedir.
Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin kiracıdan kaynaklanan sebeplerle sona ermesi
Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanımını veya hem kullanımını hem de yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık karar verilen kira bedelini ödemeyi taahhüt ettiği bir sözleşme türüdür. Kira sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu'nda "Genel hükümler", "Konut ve çatılı işyeri kiraları", "Ürün kirası" olarak üç başlık altında incelenir. Bunlardan konut ve çatılı işyeri kiraları ve bu hususta yaşanan uyuşmazlıklar, uygulamada en çok karşımıza çıkan sözleşmeler arasındadır. Konut ve çatılı işyeri kiralarının konusunu bir konut veya çatılı işyeri oluşturmaktadır. Söz konusu sözleşmeler gerek kiracıdan kaynaklanan sebeplerle gerekse kiraya verenden kaynaklanan sebeplerle sona erebilir. Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracıya kanun tarafından sağlanan haklar, sözleşmenin kiraya veren tarafından feshedilmesini çoğu zaman oldukça zorlaştırır. Ancak kiracının sözleşmeye aykırı davranışları kanunda tüm kira sözleşmeleri açısından genel fesih sebeplerinden biri olarak kabul edilir. Bu çalışmada, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 346-352. maddelerinde yer verilen, konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin kiracıdan kaynaklanan sebeplerle sona ermesi ele alınmıştır. Kiracıdan kaynaklanan sebepler, kiracının temerrüdü, kiracının özen ve saygı borcuna aykırılığı, kira sözleşmesinin kendisi için çekilmez hale gelmesi, kiracının iflası, kiracının ölümü, kiracının sözleşmeyi feshetmesi yani fesih hakkını kullanması, kiracının yazılı tahliye taahhüdü, kiracıya yapılan iki haklı ihtar sebebi ile tahliye ve kiracı ya da birlikte yaşadığı eşinin aynı ilçe veya belediye sınırları içerisinde oturmaya elverişli bir konutunun olması nedeni ile tahliye olarak sıralanmaktadır. Sözleşmenin kiracıdan kaynaklanan nedenlerle sona ermesinin sonuçları ise kiralananın geri verilmesi, gözden geçirme, tazminat sorumluluğu ve tahliye davası olarak sıralanabilir.
Yasadışı grevin sonuçları
Çalışmamızda Türk Hukuku bakımından grev hakkı ve bu hakkın hangi koşullar altında hak olma niteliğini yitirerek yasa dışı grev sayılacağı ele alınmıştır. Yasada belirtilen sınırlara uyulmadan yapılan yasa dışı nitelikteki bu eylemlere bağlanan yaptırımlar ve bu yaptırımların hangi koşullarla uygulanacağı hususları üzerinde durularak özellikle kanunda açıklık bulunmayan ve doktrinde de tartışmalı bulunan konulara açıklık getirilmeye çalışılmıştır.Yasa Dışı Grevin Sonuçları adlı tez çalışması iki temel bölümden oluşmakta olup, ilk bölümde ilk önce grev kavramı açıklanmış; bu çerçevede grevin varlığı için gereken maddî ve manevî unsurlara değinilmiştir. Grevin tanımı yapılırken yasal veya yasa dışı grev ayrımına gidilmeyip, sadece içerdiği unsurlar bakımından bir hareketin grev sayılıp sayılmayacağı, eğer tüm unsurları içine alıyorsa grevden söz edileceği, bundan sonra ise bir grevin yasal olması için gerekli şartlar doğrultusunda grevin hangi hâllerde yasa dışı niteliğe bürüneceği incelenmiştir.İkinci bölümde yasa dışı greve bağlanan yaptırımlar konusu ele alınmıştır. Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu ile yasa dışı greve hukuki yaptırımların yanı sıra cezai yaptırımlar da bağlanmış bulunmaktadır. Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu ile yasa dışı grev için öngörülmüş olan yaptırımların işyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişler hakkında da uygulanacağı (TSGLK m.25/III) düzenlenmiştir. Yasa dışı grevin sonuçlarının ele alındığı bu bölümde özellikle yasa dışı grev sebebiyle sözleşmelerin feshi, grev sebebiyle meydana gelen zararlardan sorumluluk ve cezai sonuçlar üzerinde durulmakla beraber, yasa dışı grevin etkilediği diğer hukuki durumlar da değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Grev, Yasadışı grev, fesih, haklı sebep, zarardan sorumluluk,tazminat
İş güvencesinin istihdam yaratılmasındaki işlevi
İş güvencesi işverenin geçerli ve keyfi fesihlerine karşı işçiyi korumayı esas almaktadır; çünkü işçinin en büyük riski ve korkusu işini kaybetme korkusudur. İş güvencesi yoluyla işçinin korkusu azalacak ve onun gelceğe güvenle bakması sağlanarak işçiden daha iyi verim alınabilecektir. İstihdam yaratılması yoluyla da işsizlik azalır. Bu çalışma ile iş güvencesinin istihdam yaratılmasındaki işlevi anlatılmaya çalışılmıştır. İş güvencesi hükümleri de zaten işçilerin istihdamda kalmasını amaçlamaktadır.