Cancellation
75 theses under this subject heading
Medeni usul hukuku açısından ticaret şirketlerinin ihyası
Çalışmamızda, uygulamada son derece basit olarak değerlendirilen ancak detayına girildiğinde karmaşık bir yapıya sahip olduğu görülen ticaret şirketlerinin ihyası, medeni usul hukuku açısından incelenmektedir. Maddi hukuka ilişkin değerlendirmelere konu edilse de medeni usul hukuku açısından yeterince dikkate alınmayan bu husus, uygulamada bir dava olarak kabul görmüştür. Öncelikle tüzel kişilerin özellikleri, kuruluş şekilleri ve sona erme halleri ele alınmıştır. Ticaret şirketlerinin diğer tüzel kişilerle arasındaki fark ve kendilerine has özellikleriyle birlikte, sona erme halinin gerçekleşmesinin en önemli sonucu olan tasfiye aşamasında yapılacaklar tespit edilmiştir. Tasfiye aşamasının tamamlanmasıyla birlikte sicilden silinmenin etkisi ortaya konulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde, ihya talebinin hukuki dayanakları ve neyi ifade ettiği açıklanmıştır. Uygulamada kabul edilen durumla doktrinde savunulan görüşlere değinilerek; tüzel kişiliğin taraf ve dava ehliyetine ilişkin açıklamalarda bulunulmuştur. Son olarak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan ek tasfiye hükümlerine dayanılarak ticaret şirketlerinin ihyası talebinin, yargısal bir faaliyet olması hasebiyle dava mı yoksa çekişmesiz yargı işi mi olduğu tartışılmıştır. Çalışmada ihya talepli yargılamaların hukuki niteliğinin belirlenmesi ve uygulamadaki problemli hususlara dikkat çekmek amaçlanmıştır.
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde yüklenicinin temerrüdü
Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmemiş olmakla birlikte Yargıtay kararlarında geçtiği şekliyle "Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi" geniş bir uygulama alanı bulmakta birlikte birçok hukuki ihtilafa da yol açmaktadır. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bir tarafın yapı meydana getirmeyi, bir tarafın ise meydana gelen yapının bedeli olarak arsa payı mülkiyeti devretmeyi üstlendiği karma tipli bir sözleşmedir. Ülkemizin sosyo-ekonomik durumu göz önüne alındığında uygun bir çözüm yolu olarak görülen bu sözleşme; ekonomik gücü ya da teknik bilgisi inşaatı üstlenmeye yetersiz arsa/hisse sahibi ile sermaye sahibi yükleniciyi bir araya getirmektedir. Nakdi bir bedel ödemeksizin taşınmazını değerlendiren arsa sahibi karşısında, inşaat maliyetini yüklenerek ortaya çıkan inşaattan bağımsız bölüm elde eden yüklenici bu sözleşmenin taraflarıdır ve sıkı şekil şartına bağlı bu sözleşme, kendi içinde bir kar dengesi barındırmaktadır. İçtihat taraması yapıldığında sözleşme ile ilgili hukuki ihtilafların, yoğunlukla yüklenicinin temerrüdünden kaynaklandığı görülecektir. Sözleşme ile sağlanan kar dengesi; yapı malzemelerinin inşaat süresince fiyat artışına uğraması, malzemelerin sözleşme şartlarında belirtilen standartlardın altında kullanılması, inşaat işinin belirlenmiş sürede tamamlanamaması gibi nedenlerle bozulmakla birlikte hukuki uyuşmazlıklara yol açmaktadır. Çalışmamızda kullanıldığı üzere yüklenicinin temerrüdü hususu kanunumuzda özel olarak ele alınmamakla birlikte, Türk Borçlar Kanununda düzenlenmiş borçlunun temerrüdüne denk düşmektedir. İlk bölümde yüklenicinin temerrüdü, temerrüdün şartları ve kısmi temerrüt işlenmiş, ikinci bölümde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde yüklenicinin temerrüdünün hukuki sonuçları ele alınmış, üçüncü ve son bölümde ise işbu çalışmamız doktrinde var olan geriye etkili ileriye etkili fesih konusunu izaha taliptir. Anahtar Kelimeler: Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi, Yüklenicinin Temerrüdü, Sözleşmeden Dönme, Sözleşmenin Feshi, Temerrüt
Adi şirketin tasfiyesi ve sona ermesi
Adi şirket, Türk Borçlar Kanunu 620-645 maddeleri arasında düzenlenmiş bulunup en az iki kişinin bir araya gelmek suretiyle, emeklerini veya mallarını, müşterek bir amaç doğrultusunda birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. Adi şirket; kişi, sözleşme, katılım payı, müşterek amaç ve müşterek amaç uğrunda birlikte çalışma (affectio societatis) unsurlarının bir arada bulunmasıyla kurulur. Adi şirketin temel özellikleri; şahıs şirketi olması, tüzel kişiliğinin olmaması, hak ve taraf ehliyetinin olmaması, karşılıklı güvene, iyi niyete ve eşit işlem ilkesine dayanması, elbirliği mülkiyet esaslarına göre yönetilmesi ve ortakların müteselsil sorumlu olmalarıdır. Adi şirketin sona erme halleri Türk Borçlar Kanununda 639. maddede düzenlenmiştir. Buna göre sona erme halleri; ortaklık amacının gerçekleşmiş olması yahut gerçekleşmesinin imkânsız hale gelmesi, ortaklardan birinin ölümü, belirli süreli adi şirketlerde sürenin dolması, ortaklardan birinin tasfiye payının cebri icra yoluyla paraya çevrilmesi, ortaklardan birinin iflası veya kısıtlanması, ortakların oybirliği kararı ile adi şirketin feshi, ortaklardan birinin fesih ihbarında bulunması ve haklı bir sebebin varlığı halinde mahkemeden ortaklığın feshinin talep edilmesidir. Adi şirketin sona ermesinin doğal sonucu olarak şirket tasfiye aşamasına girecektir. Tasfiye aşamasına giren adi şirket, amaç değişikliğine uğrar. Adi şirketin müşterek amacı yerini tasfiye amacına bırakır. Adi şirketin tasfiyesi Türk Borçlar Kanununun 644. maddesinde düzenlenmiştir. Tasfiyeye ilişkin olarak 818 sayılı mülga Borçlar Kanunundan farklı üç yeni düzenlemeye yer verilmiş olmakla birlikte yeterli değildir. Uygulamada adi şirketin tasfiyesine ilişkin uyuşmazlıkların pek çoğunda uygulanacak hukuk bakımından boşluk ortaya çıkmaktadır. Kural olan tasfiyenin ortaklarca birlikte yürütülmesidir. Ancak ortakların adi şirket sözleşmesiyle, sonradan oybirliği ile alacakları karar ile veya ortaklardan birinin mahkemeden talebi ile tasfiye memurunun atanması mümkündür. Bununla birlikte ortaklardan biri tasfiyenin mahkemece yürütülmesini de talep edebilir. Mahkeme, tasfiyeyi bizzat yürütmeyecek, tasfiye memurları ve alanında uzman bilirkişiler eliyle tasfiyeyi gerçekleştirecektir. Mahkeme, tasfiyeye yön verecek ve denetleyecektir. Adi şirket sözleşmesinde veya ortaklarca oybirliği alınacak bir karar ile tasfiye usulünün belirlenmemesi halinde kanuni tasfiye usulleri uygulanacaktır. Tasfiye beş aşamada gerçekleşecektir. Bunlar adi şirket malvarlığının tespiti ve malvarlığının paraya çevrilmesi, üçüncü kişilere olan borçların ödenmesi, ortakların adi şirkete yapmış olduğu masraf ve vermiş oldukları avansların iade edilmesi, ortakların katılım paylarının iadesi edilme ve kâr ve zararın paylaşılmasıdır. Ortaklar zarardan müteselsilen sorumludur.
İş sözleşmelerinin süreli feshi ve sonuçları (4857 sayılı İş Kanunu madde 17)
4857 Sayılı İş Kanun'u 17'nci maddesi uyarınca iş sözleşmelerinin bildirim sürelerine uyularak taraflarca feshedilmesi ve prosedürlerinin incelenmesidir.
Anonim ortaklığın haklı sebeple feshi isteminde mahkemenin fesih dışındaki çözümlere karar verme yetkisi
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun m. 531 hükmü ile kapalı anonim ortaklıklarda sermayenin onda biri, halka açık anonim ortaklıklarda ise yirmide biri oranındaki paylara sahip azınlığa, anonim ortaklığın haklı sebeple feshini dava etme hakkı tanınmıştır. Çalışmamızda anonim ortaklıkların sona ermesi hallerinden biri olarak düzenlenen ve azınlık pay sahiplerinin korunmasında etkili bir araç olan anonim ortaklığın haklı sebeple feshi, ortaklığın feshini gerektirir haklı sebeplerin neler olabileceği ve haklı sebeplerin varlığı halinde mahkeme tarafından ortaklığın feshi yerine hükmedilebilecek diğer çözümler çerçevesinde incelenmiştir. Bu kapsamda, mehaz İsvBK m. 736/4 hükmünden farklı olarak TTK m. 531 hükmünde açıkça yer verilen davacı pay sahiplerinin ortaklıktan çıkarılması başta olmak üzere duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer çözüm yöntemlerine karar verilmesi ve sonuçları üzerinde durulmuştur. Anahtar kelimeler: Ortaklıklar hukuku, Anonim Şirket, Haklı Sebeple Fesih, Türk Ticaret Kanunu, Madde 531, Diğer Çözümler.
Türk Ticaret Kanunu'nun 18'inci maddesinin 3'üncü fıkrası uyarınca tacirler arası ihbar ve ihtarların şekli
Çalışmamızla amaçlanan, teknik gelişmelere uygun şekilde yeniden düzenlenen TTK. 18/3 hükmünde yer alan ihbar ve ihtarların şeklini incelemektir. TTK. 18/3 hükmü tacir olmaya bağlanan özel bir sonuçtur. Tacirler, ticari işletmeleriyle ilgili temerrüde düşürme veya sözleşmeyi fesih ya da sözleşmeden dönmeyi istemeleri halinde ihbar ve ihtarlarını yalnızca birbirinin alternatifi olan dört şekilden biri ile gönderebilmektedir: Noter aracılığı, taahhütlü mektup, telgraf, kayıtlı elektronik posta sistemi. Çalışmamızda ulaşılan sonuç şudur: TTK. 18/3'te düzenlenen şeklin hukuki niteliği geçerlilik şeklidir ve bu şekle aykırılığın yaptırımı kesin hükümsüzlüktür.
İş Kanunu' nun 25. maddesine göre işverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı
İşçinin korunmaya en çok ihtiyaç duyduğu an; iş sözleşmesinin sona erme anıdır. Zira sözleşmesinin sona ermesiyle birlikte işçi; işini, dolayısıyla da kendisi ve bazen de ailesi için tek geçim kaynağı olarak nitelendirilen ücretini kaybetmektedir. Bu noktada, iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı nedenle feshi daha da önem kazanmaktadır. Çünkü iş sözleşmesi işveren tarafından haklı nedenle feshedilen işçinin ihbar tazminatına hak kazanması söz konusu bile olmazken çoğu durumda kıdem tazminatı hakkı da doğmamaktadır. Haklı nedenle fesih; taraflardan biri için dürüstlük kuralı gereği sözleşme ilişkisine devamın beklenilemez olduğu durumlarda sözleşmenin sona erdirilmesini sağlamaktadır. Fakat haklı nedenle fesih hakkının kullanılabilmesi için herhangi bir nedenin varlığı yeterli olmamaktadır. Bu bağlamda, haklı neden haklı nedenle feshin hukuki şartını oluşturmaktadır. Kısaca belirtmiş olduğumuz bu nedenlerden ötürü, bu çalışmamızda 4857 sayılı İş Kanunu' nun 25. maddesi çerçevesinde ve Yargıtay Kararları ışığında işverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Derhal fesih hakkı, haklı neden, dürüstlük kuralı.
Suriye ve Türk iş hukukunda karşılaştırılmalı olarak iş sözleşmesinin feshi ve sonuçları
Antalya Bilim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Özel Hukuk Tezli Yüksek Lisans Programı kapsamında hazırladığım çalışmamın konusu "Suriye ve Türk İş Hukukunda Karşılaştırılmalı Olarak İş Sözleşmesinin Feshi ve Sonuçları" dır. Sözleşmenin bir tarafı olan işçinin, belli bir süre içinde devamlı olarak iş görme yükümlülüğünü yerine getirmesi karşılığında, diğer tarafa (işveren) ücret ödeme borcu yaratan ilişkiye iş sözleşmesi denilmektedir. Sürekli bir borç ilişkisi yaratan iş sözleşmesi, farklı hallerde sona ermekle birlikte uygulamada en çok rastlanan sona erme hali ve en önemlisi fesihtir. Zira karşı tarafın fesih hakkını kötüye kullanarak işçinin iş güvenliğini, işverenin işgücünü ve işyerini koruması açısından pek çok etkiler göstermektedir. İşte, çalışmamızda "İş Sözleşmesinin Feshi ve Sonuçları" konusu, Suriye İş Kanunu ve Türk İş Kanunu açısından ele alınmıştır. Ayrıca, hem Türkiye'de hem de Suriye'de yürürlükte olan iş kanunlarının arasındaki temel farklılıkların netleştirmesine ve açıklamasına yönelik yapılmaktadır. Bu çalışmada; Suriye İş Kanununun genel hükümleri, Suriye ve Türk İş Kanunları bakımından feshin tanımı ve önemi, fesih dışında sona erme nedenleri gibi fesih ile ilgili genel hükümler ve iş sözleşmesinin süreli feshi, derhal fesih ve iş sözleşmesinin sona ermesinin sonuçları başlıklarıyla sınırlı tutularak anlatılmaya çalışılmıştır.
İş sözleşmesinin feshinde geçerli neden kavramı
İş sözleşmesini fesih hakkı, Modern İş Hukuku'nda, işverene bağlı ve ekonomik bakımdan da güçsüz durumda bulunan işçiyi koruma amacına hareket ederek sınırlandırılmıştır. Bu sınırlandırmaların başında iş güvencesi kavramı gelmektedir. Bu kavram, işçilerin işveren tarafından yapılacak keyfi fesihlere karşı korunmasını hedeflemiştir. Çalışmamda 'iş güvencesi' kavramının Türk İş Hukuku'nda yeri, önemi ve şartları, ilgili mevzuat hükümleri ile beraber yer verilmiştir. Temel kaynağını iş güvencesi kavramından alan ve kanunun 18. maddesinde düzenlenen 'geçerli neden' kavramı incelenmiştir. İlk olarak 'geçerli neden' kavramı tanımlanmış akabinde kanun maddeleri ve Yargıtay içtihatlarıyla nelerin 'geçerli neden' kabul edildiği maddeler halinde sıralanmıştır. Ayrıca yine aynı maddede yer alan geçerli neden oluşturmayan haller de tezin içeriğinde yer almıştır. Uygulamada en çok karıştırılan 'haklı fesih' ve 'geçerli nedene dayalı fesih' kavramları mukayese edilerek iki fesih türü hakkında netlik kazandırılmak istenmiştir. Çalışmamın son bölümünde geçersiz feshin sonuçları ele alınmıştır. İşe iade davasının hukuki niteliği, süreler ve talep edilecek haklara tez içeriğinde yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Fesih, İş Güvencesi, Geçerli Neden, Haklı Neden, İşe İade Davası
İşçinin mesleki yetersizliği (performansı) nedeniyle iş sözleşmesinin feshi
4857 sayılı İş Kanunu'nda yer alan iş güvencesi hükümleri ile iş sözleşmesinin feshinin geçerli bir nedene dayanma zorunluluğu getirilmiştir. İş Kanunu 18. madde uyarınca işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. Kanun metninde işçinin mesleki yetersizliği ve performans düşüklüğü tanımlanmamış, hangi hallerde işçinin yetersizliği ve mesleki yetersizlik nedeniyle iş sözleşmesinin geçerli feshi yoluna gidilebileceği açıkça hükmedilmemiştir. Madde gerekçesinde verilen örneklerde işçinin mesleki yetersizliğinden kaynaklanan sebepler; ortalama olarak benzer işi görenlerden daha az verimli çalışma, gösterdiği niteliklerden beklenenden daha düşük performansa sahip olma, işe yoğunlaşmasının giderek azalması, işe yatkın olmama, öğrenme ve kendini yetiştirme yetersizliği halleridir. Bu çalışmayla hukuk ve işletme bakış açıları birlikte ele alınarak, bir yandan yargı sürecinde yer alanlara ileri uzmanlık gerektiren işletme performans uygulamaları hakkında, diğer yandan işletme uygulayıcılarına da çalışanların iş sözleşmeleri feshedilmeden önce dikkat etmeleri gereken yasal düzenleme, yüksek mahkeme içtihatları ile doktrin görüşlerine dair sistematik ve derinlemesine bilgi sunulmaktadır. Bu kapsamda çalışmada öncelikle fesih kavramından bahsedilmiş, haklı nedenle fesih, bildirimli fesih ve bildirimli feshin geçerli nedene dayandırılması ve koşulları açıklanmış, işletmelerde performans değerlendirme sistem ve yöntemleri ile performans kriterleri incelenmiş, işçinin şahsından kaynaklanan nedenlerle iş sözleşmesinin geçerli sebeple feshi; işçinin davranışlarından ve yetersizliğinden kaynaklanan geçerli nedenler olarak karşılaştırmalı biçimde açıklanmış, işçinin yetersizliğinden kaynaklanan nedenler de fiziki yetersizlik ve mesleki yetersizlik olarak farklı başlıklar altında irdelenmiş, bu anlamda haklı neden-geçerli neden ayrımına değinilmiş ve son olarak işçinin mesleki yetersizliği (performansı) nedeniyle iş sözleşmesinin feshi usulü ve koşulları inceleme konusu yapılmıştır.
Türk İş Hukukunda iş sözleşmelerinin haklı nedene dayanmayan feshi ve sonuçları
Belirli süreli iş sözleşmesi ve belirsiz süreli iş sözleşmesi ayrımı, türlerine göre iş sözleşmelerinin ayrımının temelidir. 4857 sayılı İş Kanununda da bu temel ayrım yer almaktadır. Zira bu ayrım sözleşmeye uygulanacak kuralların tespiti ve sonuçları bakımından büyük önem taşımaktadır. Kanunlar çerçevesinde ve tarafların iradeleriyle kurulan belirli ve belirsiz iş sözleşmeleri bir takım nedenlerin varlığı durumunda sona ererler. Belirli ve belirsiz süreli iş sözleşmelerinin sona erme nedenleri; tarafların anlaşması (ikale), ölüm, mücbir sebep, belirli sürenin dolması ve fesihtir. Tüm bu sona erme nedenlerinden fesih büyük öneme sahip olup, onun bir türü olan süreli fesih sadece belirsiz süreli iş sözleşmeleri için söz konusudur. Buna karşılık, tarafların anlaşması, mücbir sebep ve haklı nedenle fesih türü ne olursa olsun bütün iş sözleşmeleri için geçerli nedenler olup ortak sona erme nedenleridir. İş sözleşmelerinin sona erme nedenlerinden biri olan fesih, taraflardan birinin tek taraflı irade açıklamasıyla geleceğe yönelik olarak iş akdini sona erdirmesidir. Fesih hüküm ve sonuçlarını doğurma anına göre, "bildirimli(süreli) fesih" ve "bildirimsiz(haklı sebeple) fesih" olmak üzere ikiye ayrılır. Bildirimli fesih, belirli süreli iş sözleşmelerinde başvurulabilen ve sözleşmeyi, İş Kanununda düzenlenen sürelerin geçmesinden sonra sona erdiren irade beyanıdır. Bildirimsiz fesih ise, taraflardan birinin belirli süreli veya belirsiz süreli olan iş sözleşmesini kanunda belirtilen haklı sebeplerden birisi ile derhal sona erdirmesidir. İşçi ve işveren açısından iş sözleşmesinin haklı nedenle derhal feshedilebilmesi, ancak kanunun 24. ve 25. maddelerindeki haklı nedenlerin varlığına bağlıdır. Haklı nedenin bulunmaması ya da haklı nedenin varlığının ispat edilememesi halinde yapılan fesih, haklı nedene dayanmayan fesihtir. Haklı nedene dayanan feshin hüküm ve sonuçları ile haklı nedene dayanmayan feshin hüküm ve sonuçları farklıdır. Haklı nedene dayanmayan feshin, işçi veya işveren tarafından yapılmasına göre, feshe konu olan iş sözleşmesinin belirli süreli veya belirsiz süreli iş sözleşmesi olmasına ve işçinin iş güvencesine tabi olup olmamasına göre de sonuçları değişiklik göstermektedir. Anahtar Kelimeler: İş Sözleşmeleri, Haklı Nedene Dayanmayan Fesih, Fesih, Haksız Fesih.
Türk ve İngiliz Hukukunda değişiklik feshi
Sosyal ve ekonomik gelişmeler çalışma hayatının dinamik yapıda olmasına sebep olmakta ve iş ilişkilerinin ihtiyaçlar karşısında devamlı değişikliğe açık olmasını gerektirmektedir. Ancak bu gerekliliğin işverene, kendi menfaatlerinin ve kazanımlarının önünü açmak amacıyla işçiyi daha ağır bir yük altına sokacak şekilde iş koşulları üzerinde sınırsız değişiklik yapma yetkisi verdiği söylenemez. İşçi ve işveren ilişkisi niteliği gereği çoğu zaman menfaat çatışmalarını beraberinde getirir. Bu nedenle işverenin yapmak isteyeceği değişikliklerin işçinin hak ve menfaatlerini olumsuz yönde etkilemesini engellemek ve bu konuda işverenin keyfiyetini sınırlandırmak için işçinin koşullarını ağırlaştıracak nitelikte olan değişiklikler belirli koşulların gerçekleşmesine ve en önemlisi de işçinin kabulüne tabi tutulmuştur. İşçi ve işveren arasındaki önemli uyuşmazlık konularından biri olan çalışma koşullarında esaslı değişiklik yapılması sorunu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 22. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde ile işverenin esaslı bir değişikliği yapabilmesi işçinin açık ve yazılı kabul iradesini açıklaması halinde mümkün kılınmış; ancak belirli koşulların varlığı halinde, işçinin değişikliği kabul etmemesi halinde işverenin iş sözleşmesini feshedebileceği hükme bağlanmıştır. Bu çalışma kapsamında öncelikle çalışma koşullarının mahiyetinin ne olduğu ve bu kavrama hangi iş koşullarının dâhil olduğu belirlenmiş; sonrasında değişiklik önerisinin hangi şekilde yapılabileceği, işçi tarafından kabulü veya reddi halinde ne gibi durumlar ortaya çıkabileceği açıklanmış; bunların izahı sonrasında ise işverence değişiklik feshinin uygulanması koşulları ve uygulanması sonrasında işçilerin başvurabilecekleri hukuksal yollar ve bunun neticesinde haklı çıkmaları halinde muhtemel hak ve menfaatlerinin neler olabileceği iş güvencesine tabi olan ve olmayan işçiler açısından ayrı ayrı ele alınmıştır. Çalışmanın en son bölümünde ise çalışma koşullarındaki esaslı değişiklik hükümlerine ilişkin ülkemiz uygulaması ile İngiliz iş hukukundaki yaklaşım biçiminin kıyaslaması yapılmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölümde; çalışma koşulları ile ahde vefa ve sözleşme içeriği ile bağlılık ilkesi irdelenmiştir. İkinci Bölümde; Türk hukukunda çalışma koşullarında yapılan değişikliklerin neler olabileceği ve bu değişikliklerin türleri verilmiş, değişiklik feshi kavramsal olarak izah edilmiş, ilgili hükümlerin kapsamı ve koşullarına yer verilmiş, buna ilaveten değişiklik önerilerinin hukuki neticeleri ile çalışma koşullarında esaslı değişiklik hükümleri uyarınca iş sözleşmesinin işverence feshi ve fesih işlemi neticesinde doğabilecek hukuki sonuçlar ele alınmıştır. Üçüncü Bölümde ise; İngiliz hukukundaki fesih düzenlemeleri anlatılmış, iş sözleşmesinin değiştirilmesi ile ilgili Türk ve İngiliz hukuklarındaki temel benzerlik ve farklılıklar incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çalışma Koşulları, Esaslı Değişiklik, Hukuki Sonuçlar
Yürütmenin yasamayı fesih yetkisi
Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçilmesi ile yasama ve yürütme ilişkileri yeniden düzenlenmiştir. Bu kapsamda başkanlık sistemi temelinde yasamanın yürütmeyi fesih yetkisi tartışmaları ortaya çıkmıştır. Yeni düzenleme ile 1982 Anayasası'nda bulunan yürütmenin yasamayı fesih yetkisi, başkanlık sistemine dayanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde yer almamıştır. Bununla birlikte hem yürütme hem de yasamaya seçimleri yenileme düzenlemesine gidilmiştir. Yürütmenin yasamayı fesih yetkisi bağlamında yaptığımız bu çalışma göstermiştir ki, yürütme siyasal iktidarın yasama faaliyetlerinde doğacak siyasal kriz ve kaos karşısında seçimlerin yenilenmesi ile bu durumu bertaraf etmek amaçlanmıştır.
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde yüklenicinin temerrüdü ve sonuçları
Türk Borçlar Kanunu'nda özel olarak düzenleme alanı bulmamış olan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri, sözleşme taraflarının birbirlerine karşı ifa ile yükümlü oldukları arsa paylarının devri ile yapı veya bağımsız bölüm inşası edimleri doğrultusunda eser sözleşmesi ve taşınmaz satım sözleşmesine benzetilmektedir. Her iki sözleşmenin birleşimi olarak kabul edilen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde taraflar, edimlerinin ifası hususunda bu ifanın, zamansal ve niteliksel olarak sözleşmeye aykırılık teşkil etmesi halinde hukuki sorunlar ile karşılaşılabilmektedir. Yüklenicinin, asli edim borcu olan bağımsız bölüm inşa etme ve bunların teslimine ilişkin ifasını arsa sahibine geciktirmesi de bu sorunların en sık rastlananlarının başında gelmektedir. Taraflar arasındaki sözleşmede yüklenicinin temerrüde düşmesi şeklinde gerçekleşen hukuki sorunun çözümünde, Türk Borçlar Kanunu'nun temerrüde ilişkin genel hükümleri çerçevesinde yer alan uygulamalar kapsamında incelenmiştir. Yine taraflar arasındaki sözleşmenin ani ya da sürekli edimli sözleşme niteliğinin belirlenmesi de konu açısından önem arz etmektedir. Bununla birlikte yüklenicinin temerrüde düşmesi sonucunda temerrüde maruz kalan arsa sahibinin başvurabileceği imkânlar, bu imkânlar arasında yer alan sözleşmeden dönme hakkının kullanılabilirliği, yine bu hakkın kullanılması halinde sözleşmenin ne şekilde sona ereceği, sözleşmeden dönme halinde gerek sözleşme tarafları gerek ise üçüncü kişilerin hukuki durumu ile bu sözleşmeye bağlı olarak kazanmış oldukları hakların akıbeti, çalışmamızda detaylı incelenmiştir.
Akidlerde rıza olgusu
İnsanlar arasında yapılan ve çeşitli ihtiyaçlardan kaynaklanan akidlerin temel unsurunu karşılıklı rıza oluşturmaktadır. Hem Kur'an-ı Kerim'i hem de hadisleri incelediğimizde taraflar arasında gerçekleşen anlaşmalarda rıza unsurunun önemi daha çok anlaşılmaktadır. Çünkü Kur'an'da karşılıklı rıza olmaksızın ticaretin helal olmayacağı vurgulanmaktadır. Dolayısıyla biz de çalışmamızda Kur'an'ın üzerinde önemle durduğu bu hususu ayrıntılı olarak inceledik.Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu, amacı ve metoduna yer verilmiştir. Ayrıca rızanın sözlük ve ıstılahtaki anlamlarına, Kur'an'da ve sünnette rızaya ve rıza-ihtiyar ayrımına değindik. İkinci bölümde, akdin kuruluş aşamasında rıza ve rızayı bozabilecek faktörlerden garar ve ikrahı inceledik.Üçüncü bölümde, akdin sona erdirilmesinde rıza başlığı altında ikâle ve muhâleayı ele aldık. Dördüncü bölümde ise, rızanın korunmasına yönelik tedbirlerden muhayyerlikleri ve fesih hakkı doğuran durumları inceledik.Anahtar Sözcükler: Akid, Rıza, İhtiyar, Garar, İkrah, İkâle, Muhâlea, Muhayyerlik, Fesih
İslâm hukukunda boşanma gerekçeleri
Toplumun temel taşı olan aile; klanları, milletleri, devletleri oluşturan bir kurumdur. Aileye dinlerin birçoğunda olduğu gibi İslâm dininde de büyük bir önem atfedilmiştir. Temel prensip ailenin sağlıklı bir şekilde kurulması ve devam etmesidir. Ancak her zaman istenen olamamakta ve aile kurumu değişik şekillerde son bulabilmektedir. İşte biz bu tezimizde aile kurumunu sona erdiren hukuki ayrılma gerekçeleri üzerinde durmaya çalıştık. Bu tezimizde daha çok dört sünnî mezhebin görüşlerine ağırlık verilmiş ve zaman zaman da mezhepler arası farklı görüşlere ve gerekçelerine yer verilmiştir. Tezimizin başlığı olan boşanma gerekçeleri incelenirken giriş bölümünden sonra birinci bölümde aile ve evliliğin önemine vurgu yapılmış ve boşanmayı önleyici tedbirlerden bahsedilmiştir. İkinci bölümde boşanma çeşitleri ve gerekçeleri güncel ve klasik kaynaklara bağlı kalınarak işlenmiş sonuç bölümünde de çalışmamızın genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Bu çalışmamızın amacı, İslâm Hukukunun ailenin ve evliliğin önemine verdiği değerin ortaya konulması ve aile birliğinin sona ermesi gereken durumlarda da nelere dikkat edilmesi gerektiğinin ve ayrılma gerekçelerinin neler olduğunun incelenmesidir.
Anonim şirketin kanuna aykırı kuruluş ve faaliyetlerinden dolayı feshi
Anonim şirketler, günümüz ekonomilerinde büyük bir öneme sahiptir. Anonim şirketler sayesinde, küçük tasarruflar bir araya getirilerek büyük atılımlar yapılmış ve bu yolla ekonomiye katkı sağlanmıştır. Anonim şirketlerin sahip olduğu ekonomik önem sebebiyle, şirketin kuruluşu hükümlerine özel önem gösterilmiş "emredici hükümler ilkesi" ve "kanuna aykırı kuruluş sebebiyle şirketin feshi davası" kurumları getirilerek şirketin kanuna aykırı olarak kurulması ve menfaat sahiplerinin zarara uğraması ile ekonominin zarar görmesi engellenmek istenmiştir. Bu çalışmada ekonomide büyük bir öneme sahip olan anonim şirketlerin kuruluştaki ve faaliyetlerinin devamı esnasındaki hukuka aykırılıklar dolayısıyla feshi incelenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda çalışmamız iki ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde, anonim şirketin kuruluşuna ilişkin hükümler ile şirketin kuruluşunda meydana gelebilecek hukuka aykırılıklar ve bu hukuka aykırılıklar sebebiyle açılabilecek fesih davası incelenecektir. Anonim şirketin sahip olduğu konum sebebiyle, menfaat ilişki ve çatışmaları da yoğun bir şekilde yaşanmaktadır. Anonim şirketlerin teşkil ettiği ekonomik güç ve anonim şirketle ilişki içerisinde olanların menfaatlerinin korunması amacıyla devlet bu şirketlerle yakından ilgilenmiş ve olası kayıpların önlenmesi amacıyla çeşitli denetim mekanizmaları öngörmüştür. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise anonim şirketlerin denetimine ilişkin genel bilgiler verilerek Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca, anonim şirketlerin denetimi ve bu denetim sonucunda açılabilecek fesih davası incelenecektir. Anahtar kelimeler: Anonim şirket, Esas sözleşme, Kanuna Aykırılık, fesih davası, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Denetim.
Anonim şirketlerde zorunlu organ kavramı ve eksikliklerine bağlanan hukuki sonuç
Tezimizde anonim şirketlerde zorunlu organ kavramı, eksikliklerinin hangi hâllerde söz konusu olabileceği ve zorunlu organ eksikliğine bağlanan hukuki sonuç olan fesih davası incelenmiştir. Bu bağlamda tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde tüzel kişilerde organ kavramı ve tüzel kişilerin organlarının çeşitli kıstaslara göre türleri ele alınıp anonim şirketin zorunlu ve ihtiyari organlarına ilişkin açıklamalara yer verildi. İkinci bölümde şirketin zorunlu organları olan genel kurul ve yönetim kurulunun eksiklik halleri, doktrin ve Yargıtay kararları ışığında ele alındı. Üçüncü bölümde ise anonim şirketin zorunlu organlarından birinin eksikliği halinin yaptırımı olan şirketin feshi davası ile ilgili olarak uygulamada sorun yaratan usuli konulara ve özellikle davada alınacak geçici hukuki koruma tedbirlerinden kayyım kavramına yer verildi. Nihayetinde zorunlu organ eksikliği sebebiyle açılacak olan fesih davasının diğer fesih davalarıyla olan ilişkisi incelenerek çalışmamız sonuçlandırıldı. Anahtar Kelimeler: Anonim şirket, yönetim kurulu, fesih, fesih davası, kayyım.
Anonim şirketlerin sona ermesi ve sona ermeye bağlanan hukuki sonuçlar
Anonim şirketler, ortakları tarafından kazanç elde etmek ve paylaşmak amacıyla küçük ve dağınık sermayenin bir yerde toplanmasıyla kurulan, ülke ekonomileri açısından da büyük öneme sahip olan ekonomik ve sosyal kurumlardır. Ortakları ve kamu açısından şirketlerin sağlıklı bir şekilde faaliyetlerini icra etmeleri ne kadar önemli ise, aynı şekilde sona erme işlemlerinin de sağlıklı ve güvenli bir şekilde gerçekleştirilmeleri önemlidir. Anonim şirketlerin fesih ve infisah olarak ifade edilen sona erme hallerinden herhangi birisinin gerçekleşmesiyle şirketin kazanç sağlama ve ortaklara paylaştırma ticari amacı sona erer ve şirket tasfiye aşamasına girmiş olur. Tasfiye işlemleri yapılan şirket ticaret sicilinden silinerek tüzel kişiliği tamamen sona erer. Anonim şirketlerin sona ermesi ve sona ermeye bağlanan hukuki sonuçlarını konu alan tezimizin amacı; Anonim şirketlerin sona ermesi neticesinde ne gibi durumlar ile karşı karşıya kalınacağı, sona ermenin doğal sonucu olan tasfiye ve tasfiyenin şirket üzerindeki etkileri hakkında bilgi vermektir. Bu amaca ulaşabilmek için anonim şirketlerin sona erme ve tasfiye sürecine ilişkin 6102 sayılı TTK.'da bulunan 529 – 548. maddeleri ele alınmış, gerekli görülen noktalarda söz konusu düzenlemeler ile ilgili gerekçeler incelenmiş ve uygulamadaki durumlar anlatılmıştır. Bu bağlamda, tezimizin amacı doğrultusunda anonim şirketlerin hangi sebeplerle sona ereceği, sona ermeye bağlı olarak tasfiye sürecine girecek olan anonim şirketin tasfiye sürecinde ne şekilde faaliyet göstereceği, şirketin tasfiye sürecinden ne şekilde etkileneceği, hangi durumlar ile karşılaşılacağı, tasfiye sürecinin kimler tarafından yürütüleceği, tasfiye sürecinde tasfiye sürecinden kaynaklanan hangi işlemlerin yapılması gerektiği ile ilgili bilgiler verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Anonim Şirket, Sona Erme, Tasfiye, Tasfiye Memuru, Tasfiye İşlemleri
İcra ve iflâs hukukunda ihalenin feshi
İcra ve İflâs Kanunu m.134 hükmünde özel olarak düzenlenen ihalenin feshi, icra ve iflâs hukuku kapsamında artırma yoluyla paraya çevirme sonucunda gerçekleştirilen ihalenin etkisiz kılınması için başvurulan bir kurumdur. İhalenin etkisiz kılınması için varlığı aranan fesih nedenleri paraya çevirme aşamasının farklı dönemlerinde ortaya çıkabilecektir. Bununla birlikte, fesih nedenleri İcra ve İflâs Kanunu'nda açıkça sayılmamakta, doktrin ve Yargıtay uygulamasıyla gelişmektedir. İhalenin feshi nedenlerinin kendiliğinden denetlenmesi söz konusu değildir ve talep üzerine başlatılacak bir ihalenin feshi yargılamasının varlığı gerekir. 7343 sayılı Kanun ile icra ve İflâs Kanunu'nda gerçekleştirilen değişiklikler, sadece ihalenin feshi nedenlerini değil ihalenin feshi yargılamasını da etkiler niteliktedir.
Kamu ihale sözleşmesinin feshi
Kamu ihale sözleşmeleri, kamu hizmetlerinin sürdürülmesinin önemli araçlarından biridir. 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, bu sözleşmeleri düzenleyen kuralları ihtiva eder. Aynı zamanda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu bu Kanunun tamamlayıcısıdır. Kamu ihale sözleşmelerinin feshi 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda düzenlenmiştir. Bu fesih sebepleri, sözleşmenin feshinde öncelikli olarak uygulanır. Sözleşmenin feshinde değişik görüşler bulunmaktadır. Bazı yazarlar klasik görüşü savunmaktadırlar. Ancak dürüstlük kuralının kullanılmasıyla birlikte yeni dönme teorisinin daha adil sonuçlar vereceği kanaatindeyiz. Kamu ihale sözleşmesinin feshinden sonra, tarafların iade yükümü ve iadenin kapsamı fesih sebeplerine göre değişmektedir. Kamu ihalelerine katılmaktan yasaklama ve geçici teminatın gelir kaydedilmesi Kanunda feshin sonucu olarak öngörülmüştür. 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun kanunlaşma aşamasında meydana gelen özensizlik, hükümler arasında çelişkilerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Özellikle fesih sebeplerini düzenleyen hükümler arasındaki çelişkiler uygulamada sorunlara yol açabilecek niteliktedir. Tezimizde bu sorunların giderilmesine ilişkin çözüm önerileri yer almaktadır.
Kat karşılığı inşaat sözleşmesinde üçüncü kişinin durumu
"Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde Üçüncü Kişinin Durumu" isimli tez konumuz kapsamında, öncelikli olarak kat karşılığı inşaat sözleşmeleri hakkında genel bilgi verilerek özellikle sözleşmenin sona erdirilmesi hâlinde gündeme gelen ve sözleşmenin ani - sürekli karmaşığı hukuki niteliğine bağlanan fesih ile dönme ayrımı üzerinde durulmuştur. Ayrıca üçüncü kişilerin kat karşılığı inşaat sözleşmesine dâhil olma yolları ve bu yolların mahiyetine uygun edindikleri kazanımlara göre sözleşmenin arsa sahibi tarafından sona erdirilmesi hâlinde, yükleniciden hak edinen üçüncü kişilerin karşılaştığı sorunlar ve bu sorunlar karşısındaki hukuki durumu incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi, Yüklenici, Üçüncü Kişi, Fesih, Dönme
Derneğin feshi
Hukuk sistemimizde dernek kavramı yerine daha evvel cemiyet kavramı kullanılmaktaydı. Hatta derneklerle ilgili ilk düzenlemeleri içeren Kanun'umuz da 353 sayılı Cemiyetler Kanunu idi. Günümüzde sivil toplum kuruluşu olarak değerlendirilen dernekler, demokratik toplum düzeninin de gelişmesi ile giderek önem kazanmaktadır. Toplumsal hayatın vazgeçilmez parçası haline gelen ve toplumun gelişip ilerlemesi ile ortak amaçlarını gerçekleştirmek üzere bir araya gelen insanların amaçlarına kolayca ulaşmalarına katkı sağlayan dernekler, belirli durumların gerçekleşmesi halinde kendiliğinden sona ermektedirler. Tezimizde, derneklerin yetkili organlarının iradeleri doğrultusunda alacakları karar ile veya belirli şartların gerçekleşmesi halinde mahkeme kararı ile feshi, feshin şartları, sebepleri ve sonuçları konusunu ele alınmıştır. Derneğin feshine, toplantı ve karar yeter sayıları haricinde herhangi bir gerekçe aranmaksızın yetkili organı olan genel kurul tarafından her zaman karar verilebilmektedir. Ayrıca, derneklerin mahkeme kararı ile feshedilmesinin şartları ve sınırları belirlenmeye çalışılacaktır. Zira derneklerin ister genel kurul kararı ile isterse de mahkeme kararı ile feshedilmesindeki keyfi ve hukuka aykırı uygulamalar, kuruluşlarındaki serbest kuruluş sistemini faydasız hale getirecektir. Anahtar kelimeler: dernek, derneğin feshi, derneğin sona ermesi, fesih, tespit davası, fesih davası, tasfiye, tahsis.
Konkordato mühleti verilmesinin sürekli borç ilişkilerine etkisi
Konkordatonun sürekli borç ilişkilerine etkisinin alacaklı ve borçlu perspektifinden farklı sonuçları bulunmaktadır. Kanun koyucu, bir yandan konkordatonun başarıya ulaşmasındaki üstün kamu menfaatini korumaya çalışırken diğer yandan taraflar arasındaki menfaat dengesini muhafaza etmeye çalışmıştır. Bu bağlamda borç ilişkisinin karşı tarafının konkordatodan etkilenip etkilenmediğine bakılmaksızın borçlunun işletmesinin faaliyetlerinin devamı için önem arz eden sözleşmelerin sırf konkordato başvurusu nedeniyle sona erdirilemeyeceği düzenlenmiştir. Borçlunun konkordato başvurusunda bulunmasının, haklı nedenle fesih sebebi, sözleşmeye aykırılık ya da borcu muaccel kılan bir neden olarak kabul edildiği önceden yapılmış anlaşmalar ve sözleşmelerde bu yönde yer alan kayıtlar geçersiz kılınmıştır. Bununla birlikte borçlunun konkordato başvurusu dışında temerrüt nedeniyle veya borç ilişkisini çekilmez kılan başka bir sebeple sözleşmenin sona erdirilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır. Sözleşmenin karşı tarafı, koşulların oluşması halinde ödemezlik defini veya ifa güçsüzlüğü sebebiyle ödemezlik defini ileri sürebilir. Öte yandan konkordatonun başarıya ulaşmasını engelleyen sürekli borç ilişkilerinin konkordato komiserinin uygun görüşü ve mahkemenin izniyle feshedilebileceği ve fesih nedeniyle ortaya çıkan tazminatın konkordatoya tâbi olacağı düzenlemeye kavuşturulmuştur. Hizmet sözleşmeleri ise bu kuraldan istisna tutulmuştur. Böylelikle işletmenin ekonomik varlığının devamlılığı, istihdamın sürekliliği, vergisel yükümlülüklerin kesintisiz bir şekilde ifası ve iflâs haline nazaran alacaklıların daha fazla bir alacağa kavuşması amaçlanmaktadır. Karşılaştırmalı hukuk bağlamında çoğu ülke hukukunda benzer düzenlemeler bulunmakla birlikte sözleşmelerin feshine ilişkin birtakım farklılıklar söz konusudur. Bazı hukuk sistemlerinde belirli bir miktarın altındaki yapılandırmalar bakımından borçlunun kendisi sözleşmeyi feshedebilirken bazı hukuk sistemlerinde sözleşmeler, yeniden yapılandırma yöneticisi ya da komiserin onayıyla ve diğer bazı hukuk sistemlerinde ise mahkemenin onayı ile feshedilebilmektedir. Konkordatonun sözleşmelere etkisi bağlamında İcra ve İflâs Kanunu'nun 296'ncı maddesinde düzenlenen hususlar esasen maddi hukuka ciddi bir müdahaledir. Kanun koyucu, bir taraftan sözleşme özgürlüğünü sınırlandırırken diğer taraftan ahde vefa ilkesinden ayrılmayı tercih etmiştir. Konkordatonun başarıya ulaşmasındaki üstün yarar, maddi hukuka bu şekilde bir müdahaleyi kabul edilebilir hale getirmektedir. Bu çalışmada konkordatonun sürekli borç ilişkilerine etkisi, hem borçlu hem de alacaklı penceresinden ele alınmış ve karşılaştırmalı hukuktaki benzer düzenleme ve uygulamalarla birlikte incelenmiştir.