Belonging
100 theses under this subject heading
Aidiyet duygusu açısından konut mekan ve donatı tercihlerinde mesleğe bağlı değişkenler
İnsanın kimliğini dilediği gibi yansıtabildiği, gerek tek başına gerek aile ve arkadaşlarıyla dilediğince vakit geçirebildiği, anılar biriktirdiğin en mahrem, en özel mekan konuttur. İnsan hayatında bu denli önemli bir mekan olan evin kullanıcı ihtiyaç ve isteklerine cevap verebilmesi sağlıklı ve mutlu bir yaşamın vazgeçilmez şartıdır. İçinde geçirilen zamanla birlikte insan evi ile duygusal bir bağ kurarak mekansal aidiyet duygusu geliştirir. Bu çalışmada öncelikle mekansal aidiyet duygusu yaratmada rolü olan konut memnuniyeti, konut kalitesi, kendileme kavramları üzerinde durulacak daha sonra mekansal aidiyet duygusu incelenecektir. Tezin alan çalışması kısmında TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi bünyesinde çalışmakta olan akademik personele kendi konut mekanlarında, yaşam alanlarında yapmış oldukları mekan ve donatı tercihleriyle ilgili sorular bululan anket çalışması uygulanarak bu tercihlerde meslek gruplarına bağlı değişkenlikler olup olmadığı araştırılmıştır. Bu çalışmanın, meslek ve alınan eğitimin donatı tercihleri üzerinde etkili olup olmadığı, meslek gruplarının arasında ki tercih farklılıkları ve özellikle tasarım eğitimi almış kullanıcıların tercihleriyle diğer meslek grupları arasında belirgin bir fark olup olmadığını anlamak konusunda önemli bir katkı sağlaması beklenmektedir.
Dijital ortamda alt kültür inşası: Geek alt kültürü üzerine sosyolojik bir araştırma
Bu araştırmada, alt kültür ve sanal topluluk birleşiminde ortaya çıkan yeni/mikro aidiyet ilişkilerinin görünümleri ele alınmaktadır. Bu bağlamda tezin amacı, Discord sanal topluluk oluşturma platformu ve geek kültürü kesişiminde topluluk duygusu üzerinden bireylerin kurmuş olduğu yeni/mikro aidiyet dinamiklerini anlamaktır. Çalışmada nitel araştırma yöntem ve teknikleri benimsenmiş ve bu kapsamda Discord sanal topluluk oluşturma platformunda geek kültürüne yönelik içerik üreten Star Wars Türkiye-Sithpedi sunucunda yer alan 20 katılımcı ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarında katılımcıların sosyal hayatlarında ortak ilgiler ve değerler ekseninde yaşadıkları yalnızlığı geek kültürü ve Discord özelinde oluşturdukları topluluk duygusu ekseninde mikro bir bağlamda telafi edebildikleri bulgulanmıştır. Bu doğrultuda dijital ortamların bireylere ortak ilgiler ve değerler bağlamında yeni birliktelikler oluşturmaları için önemli bir aidiyet alanı açtığı görülmüştür. Bu kapsamda ilk olarak katılımcılar sosyal hayatlarında karşılaştıkları sorunlardan uzaklaşmak amacıyla internet tabanlı gelişen geek kültürüne yönelmekte ve geek kültürü ile dijital ortamlar üzerinden ilgisel ortaklıklar kurmaktadırlar. İkinci olarak katılımcılar bu dijital ortamlarda sadece ilgilsel ortaklıklar özelinde değil değerler, arkadaşlıklar ve kendini ifade edebilme noktasında da birliktelikler kurmakta ve yalnızlıklarını gidermektedirler.
Öğrencilerin okullarının imajına ilişkin algıları ve aidiyet düzeyleri( İstanbul Eyüp İlçesi örneği)
Araştırmanın amacı, ortaokul yedinci ve sekizinci sınıflarında öğrenim görmekte olan öğrencilerin, okulun kurumsal imajına ilişkin algıları ve aidiyet duygu düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde desenlenmiş, amacı gerçekleştirmek için ilgili alan taraması yapılmıştır. Veriler iki farklı ölçme aracı kullanarak toplanmıştır. Bunlar "Okul İmaj Algısı Ölçeği" (OİAÖ), ve "Okula Aidiyet Duygusu Ölçeği", (OADÖ)' dir. Araştırmanın çalışma evreni, İstanbul ili, Eyüp ilçesinde bulunan devlete ait orta okulları oluşturmuştur. Araştırma, seçkisiz eleman örnekleme yöntemi ile belirlenen 7. ve 8.sınıflarında öğrenim gören toplam 428 öğrencinin katılımı ile gerçekleşmiştir. Veriler, SPSS 21 istatistiksel paket programı ile analiz edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkilerin analizinde Pearson momentler çarpımı ve gruplar arasındaki farklılaşmaların analizinde bağımsız örneklemler t testi kullanılmıştır. İstatistiksel analizler .05 ve .01 anlamlılık düzeyinde yürütülmüştür. Özellikle genel durumu saptamak için aritmetik ortalama (¯X) ve standart sapma (ss) değerleri ve değerlendirme ölçütleri kullanılmıştır. Örgütsel imaj ölçeğinin üç alt boyutunda (akademik çevre, fiziksel ve sosyal çevre, toplumsal algılanma) puan ortalamaları birbiri ile karşılaştırıldığında en yüksek akademik çevre tutum puanı olup, likert ölçek karşılığı "bazen" derecesinde ve "orta" düzeyde olduğu görülmüştür. Öğrencilerin algıladıkları fiziksel ve sosyal çevre ile toplumsal algılanma puan ortalamaları boyutu, likert ölçek karşılığının da "bazen" derecesinde ve "orta" düzeyde olduğu anlaşılmıştır. Buna göre öğrencilerin algıladıkları okullarının kurumsal imaj puanlarının gerek genel gerekse de tüm alt boyutlarda orta düzeyde olduğu sonucuna varılmıştır Ortaokul yedinci ve sekizinci sınıf öğrencilerinin okul aidiyet duyguları alt boyutlar bazında değerlendirildiğinde, okula bağlılık ve reddedilmişlik duygusu puanlarının likert ölçek karşılığının "doğru" derecesinde ve "yüksek" düzeylerde olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Bu bulgulara göre, öğrencilerin hissettikleri okullarına aidiyet duygusu puanlarının gerek genel gerekse de alt boyutlar bazında yüksek düzeyde olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. . Anahtar Sözcükler: İmaj, Kurumsal imaj, Okul imajı, Aidiyet duygu düzeyi, Okula aidiyet duygu düzeyi.
Genel aidiyetin sosyal görünüş kaygısı ve sosyal duygusal yalnızlık ile arasındaki ilişkide biçimlendirici rolü
Bu araştırmanın amacı, genel aidiyetin sosyal görünüş kaygısı ile sosyal duygusal yalnızlık algıları arasındaki ilişkide biçimlendirici rolünü incelemektir. Aynı zamanda araştırmanın alt amacı olarak sosyal duygusal yalnızlık düzeyi demografik değişkenlere göre de incelenmiştir. Araştırmanın örneklem grubunu toplam 316 yetişkin kişi oluşturmaktadır. Bu grubun 197'si kadın, 119'u ise erkektir. Araştırmada veri toplama aracı olarak Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği (Social Appearance Anxiety Scale-SAAS),"Sosyal ve Duygusal Yalnızlık Ölçeği(SDYÖ) ve Genel Aidiyet Ölçeği (GAÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilme aşamasında istatistiksel olarak; betimsel istatistikler, bağımsız gruplar için t Testi, bağımsız gruplar için tek yönlü varyans analizi (ANOVA), ilişkisel analizler için korelasyon testi ayrıca biçimlendirici rolü belirlemek amacıyla değişkenler arasında hiyerarşik regresyon analizi yapılmıştır. Demografik değişkenlere göre Sosyal Duygusal Yalnızlık Düzeyi incelendiğinde,eğitim durumu ve çocuk sahibi olma durumuna göre Sosyal Duygusal Yalnızlık Düzeyinin anlamlı düzeyde farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Eğitim düzeyi arttıkça yalnızlık düzeyi azalmıştır ve çocuk sahibi olan bireylerin yalnızlık düzeyi olmayanlara göre daha yüksek bulunmuştur. Araştırmanın sonucunda, sosyal görünüş kaygısı ile sosyal duygusal yalnızlık düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca Sosyal Görünüş Kaygısı ve Sosyal Duygusal Yalnızlık arasındaki ilişkide Genel Aidiyetin Biçimlendirici Rolünün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin aile aidiyeti, evlilik beklentileri ve evlilik tutumları arasındaki ilişki
Bireylerin psikolojik, sosyal ve fizyolojik gelişimlerinin başladığı ilk yer ailesidir. İnsanların hayattaki en önemli hedeflerinden birisi de mutlu bir evlilik hayatı geçirmektir. Aslında sağlıklı bireylerde mutlu ailelerden çıkmaktadır. Günümüz dünyasının belkide en fazla üzerinde durduğu konu aile konusu olmaktadır. Bu araştırma bu yüzden önemlilik arz etmektedir. Araştırmanın amacı ise; Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öğrencilerinin aile aidiyeti, evlilik beklentileri ve evlilik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışma 2017-2018 eğitim-öğretim yılında farklı bölümlerde öğrenim gören 250 kadın ve 222 erkek olmak üzere toplam 472 birey üzerinde uygulanmıştır. Araştırmada öğrencilerin aile aidiyet düzeylerini belirlemek için aile aidiyeti ölçeği, evlilik beklentilerini belirlemek için evlilik beklentisi ölçeği ve evlilik tutumlarını belirlemek için evlilik tutumu ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 21.0 paket programından yararlanılmıştır. Verilerin analizinde demografik özelliklerin belirlenmesinde frekans dağılımı, iki bağımsız değişken ile aile aidiyeti, evlilik beklentisi, evlilik tutumu arasındaki ilişkiyi incelemek için Mann-Whitney U testi, ikiden fazla değişken ile aile aidiyeti, evlilik beklentisi, evlilik tutumu arasındaki ilişkiyi incelemek için Kruskall-Wallis H testi kullanılmış, aile aidiyeti, evlilik beklentisi, evlilik tutumu arasındaki ilişkiyi incelemek için de korelasyon analizi yapılmıştır. Değişkenler arasındaki fark P<.05 anlamlılık düzeyi esas alınarak yorumlanmıştır. Elde edilen bulgulara göre üniversite öğrencilerinin aile aidiyetini, evlilik beklentilerini ve evlilik tutumlarını; öğrencilerin cinsiyetleri, yaşları, ailelerinin aylık gelirleri, anne-babanın eğitim durumu gibi değişkenlerin etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Aile aidiyeti ile evlilik beklentisi ve evlilik tutumu arasında anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Evlilik beklentisi ile evlilik tutumu arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular ışığında veriler tartışılıp yorumlanarak bundan sonra yapılacak araştırmalara faydalı olabilecek önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Aile Aidiyeti, Evlilik Beklentisi, Evlilik Tutumu, Üniversite Öğrencileri.
Ergenlik çağındaki Suriyeli mülteci çocuklarda kimlik ve aidiyet duygusu: Kocaeli örneği
Bu çalışma, ergenlik çağındaki Suriyeli mülteci çocukların kimlik ve aidiyet algılarının nasıl şekillendiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Suriye'de yaşanan savaş ve çatışmalardan dolayı Türkiye'ye doğru gerçekleşen zorunlu göçten olumsuz etkilenen öznelerin başında çocuklar gelmektedir. Bu çocuklar savaşın ağır yüküyle beraber, yerleştikleri ülkelerde kendilerini yeni bir dil, kültür ve toplum içinde bulmuşlardır. Zorunlu göçten olumsuz etkilenen çocuklar, yerleştikleri ülkelerde toplumsal kabul ve uyum bağlamında yaşanan sorunlarla da karşı karşıya kalmaktadır. Çocuk ve gençler için zorlu bir süreç olan göç, özellikle ergenlik döneminde daha da karmaşık hâle gelmektedir. Ergenlik döneminin en önemli gelişimsel görevlerinden biri, kimliğin inşa edilmesidir. Bu açıdan kimlik oluşum sürecinde olan ergenlik çağındaki Suriyeli mülteci çocukların kimlik ve aidiyet duygularının uyum ve entegrasyon bağlamında araştırılması önemli görülmüştür. Çalışmada nitel araştırma yöntemleri kullanılarak, 13-17 yaş aralığında bulunan 19 Suriyeli mülteci çocukla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Çalışma kapsamında elde edilen verilere göre sosyalleşme süreçleri olumlu geçen çocukların kimlik gelişim süreçleri de olumlu olmuştur. Ayrıca sosyalleşme süreçleri olumlu geçen çocukların çifte aidiyetler taşıdıkları, köken ülke olmasından dolayı Suriye'ye özlem duydukları ve etnik kimliklerini korudukları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Göç, Çocuk, Ergenlik Dönemi, Kimlik, Aidiyet
Memory and emotions in the identity construction: The Algerian descendants in Adana
This thesis examines the identity formation of Algerian descendants in Adana and Kozan based on the narratives of three different generations to understand how they define and give meaning to their identity and belonging in Turkey. The research aims to explain what it means to be Algerian descendants in Turkey and live between two cultures and analyze how diasporic identity formed. For this, I conducted 20 recorded interviews, attended different community gatherings, and engaged in participant observation. The study considers both individual and collective identity theories to investigate identity formation in a diaspora. The findings suggest that interlocutors' identity construction was influenced by nostalgia and collective memory transmitted through generations. Moreover, the interlocutors' emotional connection to Algeria led to creating a utopian nostalgic version of it through which they sustain their ethnic identity. Observation in the field suggests that Algerian descendants have solid emotional ties to the homeland through their religious affiliation, culture, symbols, and customs, but this belonging changes according to generation. The study shows that generations experienced different political contexts in Turkey regarding otherizing and discrimination of minorities, leading them to position and negotiate their identity strategically. Interlocutors also negotiate their belonging to Turkey through narratives, symbols, and "usable" memories that legitimize their presence. Thus, this research shows the emergence of a hybrid identity as a strategy of integration and belonging. It is also argued that hybrid identities emerge, nurture, and are negotiated in diasporic spaces. In this sense, this study contributes to the "third-space" (Bhabha 1994)conceptualization by exploring the diasporic space through memory and emotion repertoires. This research is the first to focus on the identity formation of Algerian descendants in Adana and Kozan; it contributes in that sense to the literature on Algerian diaspora identity but also to the contemporary Turkish and Algerian historiography. Keywords: Belonging, Hybridity, Identity, Memory, Nostalgia, Third-space.
Mardin'de din değiştirme anlatıları: Kimlik ve aidiyet
Din değiştirme kişinin tüm çevresini, hatta kuşakları etkileyen bir tecrübe olmakla birlikte kalıplara sığdırılamayacak kadar komplekstir. Süreç içerisinde aidiyet, etnisite ve kimlik gibi birçok olguyu etkileyen bir eylem olan din değiştirme olgusuna konu Seyfo (1915) sırasında ve sonrasında Müslüman olan Süryaniler olunca bu kavramlar etrafındaki tartışmalar daha da derinleşmektedir. Bu tez çalışması, etnografik bir alan araştırmasına dayanmakta, Seyfo ve sonrası süreçte din değiştiren Süryanilerin hikâyelerini aktardıkları son kuşak torunlarına ve bu anlatılar üzerinden son kuşağın gündelik hayattaki aidiyet ve kimlik deneyimlerine odaklanmaktadır. Bu anlamda aile geçmişine dair anlatıların son kuşak üzerindeki etkilerini anlamayı amaçlamaktadır. Bu çalışma, bireysel hikâyelerin içeriden ve dışarıdan yapılan baskıyla nasıl gizlenmeye çalışıldığından günümüzdeki kimlik taleplerine kadar birçok duruma dikkat çekmektedir. Bu çalışma, "müslümanlaştırılmış veya müslümanlaşmış" denilerek pasif olarak algılanan Süryanilerin ve torunlarının aslında aktif özneler olduklarını göstermektedir. Son kuşağın Hristiyan ve Müslüman ve bu iki dinle özdeşleştirilen Kürt ve Süryani etnisiteleriyle olan bağlarına rağmen iki taraf içinde inşa edilen ötekiliği nasıl deneyimledikleri incelemektedir. Çalışmanın özneleri din değiştiren Hristiyan Süryani aile geçmişine sahip kişilerdir.
Religion, memory, and sense of belonging: The tradition of memorization of the Qur'an in Turkey (1923-1950)
After the First World War, the emergence of nation-states brought new policies to many countries. Notably, the issue of identity and citizenship consequently became the basis of the political, social, and cultural crises and contestations. The case of the newly founded Turkish nation-state, which was based on secularization, modernization, Westernization, and nationalization, has consciously destroyed or undermined the social, cultural, political, ethnic, and religious structures that have existed in the Ottoman Empire for centuries. The formation of the Turkish nation-state resulted in deep traumas, ruptures, and fractures in the social fabric of the society and in the political milieu. The authoritarian secularization policies starting from 1923 to 1950, have profoundly influenced and shaped the history and memory of the religious communities. Dominant ideologies of the early Republican periods in Turkey have had many impacts and long lasting transformations on the social life, identity, and religiosity of ordinary Muslims. Psychological and physical tools of the violence of the state were imposed on them to implement secular policies and ideologies of the secular Turkish nation-state project. In this period of one-party regime, one of the most affected groups in the society was pious Qur'an memorizers (Hafızlar) who tried to learn the Qur'an under strict conditions. Qur'an memorizers, being one of the most marginalized and violated groups, have struggled to exist and survive in these historically dire conditions, despite the brutalities inflicted by the single party's sanctions and violent policies. The principal objective of this study is to obtain and evaluate the perceptions, experiences, and life stories of Qur'an memorizers regarding the state policies and brutalities they encountered in that era. This study particularly focuses on the relations between state, religion, memory, identity, and sense of belonging in the world of Qur'an memorizers in the years between 1923-1950.
Avrupa'da yaşayan Türklerde dini kimlik ve aidiyet algısı: Sandıklı örneği
Araştırma 1960'lı yıllarda başlayan 1970'li yıllarda ivme kazanan ve bugün hala varlığını sürdüren dış göç sürecinde Avrupa'ya yerleşen Sandıklılı Türklerin dini kimlik ve aidiyet algılarını ele almaktadır. Bu bağlamda Avrupa'da yaşayan Sandıklılıların göç, dini kimlik ve aidiyet kavramlarına yükledikleri anlamlara değinen araştırmanın saha çalışması Sandıklı ilçesinde yapılmıştır. Araştırmanın verileri Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde ikamet eden ve tatil için ilçeye gelen 22 kişilik bir örneklem grubuyla derinlemesine görüşme tekniği ile elde edilmiştir. Araştırmamızda iki temel bölüm bulunmaktadır. İlk bölümde literatür taraması yapılmış genel anlamda göç, dini kimlik ve aidiyet tanımlamalarına ve bunlar arasındaki ilişkiye yer verilmiştir. İkinci bölümde bulgular kısmında ise görüşülen bireylerden elde edilen veriler çözümlenerek yorumlanmıştır. Araştırmamızda örneklem grubunu oluşturan Sandıklılı Türklerin birçoğunda milli, dini ve kültürel değerlerini koruma eğilimi hakimdir ve bu bireylerin göç ettiği ülkedeki toplumla uyum içerisinde yaşadığı tespit edilmiştir. Bu manada Türk kültür ve değerlerini benimseyen bireylerin varlığı dikkat çekmektedir. Katılımcılarımız kendilerini Türkiye'ye ait hissettiğini ifade etmiş ve Avrupa kültürüne ayak uydursalar da Türk değer, örf ve âdetlerini unutmadıklarını dile getirmişlerdir. Ayrıca dini yönlerini ve milli benliklerini ortak bir noktada buluşturarak dinsel kimliklerine ve aidiyet bağlarına vurgu yapmışlardır. Araştırmamızın katılımcıları Müslüman ve Türk kimliklerinden dolayı sosyal ve kamusal alanda çeşitli şekilde ötekileştirmeye maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir. Ancak, islamofobi ve ötekileştirme kaynaklı herhangi olay ya da davranışla karşılaşmadığını dile getirenler de bulunmaktadır. Araştırmamıza göre Sandıklılı Türkler ile Avrupa halkı arasında ülkelere göre kültürlerarası iletişimin farklı düzeylerde gerçekleştiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak Avrupa'da altmış yılı aşan bir süredir hayatlarını idame ettiren Sandıklılı Türklerin iv kimliklerinin ve aidiyet algılarının oluşumunda ve korunmasında dinin kuşatıcı ve baskın etkisi görülmektedir.
Toplumsal ilişkiler ve göç politikaları bağlamında sosyo-kültürel entegrasyon: Ankara'daki Suriyeli mülteciler örneği
Bu araştırma, Ankara'daki Suriyeli mülteciler ve yerel toplum üyelerinin toplumsal ilişkileri ile Türkiye'deki göç tarihi ve politikaları bağlamında sosyo-kültürel entegrasyon kavramının teori ve uygulamadaki izini sürmektedir. Son yıllarda gerçekleşen kitlesel göç hareketleri sonucunda önemli bir göç ülkesi haline gelen Türkiye'de, göç yönetimi giderek daha fazla insanı etkileyecek bir boyuta ulaşmıştır. Göç yönetiminin en önemli parçalarından birisi olan entegrasyon politikaları çok boyutlu ve çok aktörlü bir bakış açısını zorunlu kılması bağlamında hem mülteci toplulukları hem de ev sahibi toplumu doğrudan etkileyen bir süreçtir. Bu bağlamda araştırmanın amacı, Suriyeli mülteciler ve yerel toplum üyelerinin toplumsal ilişkileri çerçevesinde sosyo-kültürel entegrasyon deneyimini etkileyen boyutları tartışmaya açarak, gruplar arası ilişkilerdeki çatışmaları önleyebilecek öneriler geliştirmektir. Bu araştırmada, entegrasyonun ekonomik, politik, sosyal ve kültürel boyutlardan birini dışlayan bir analiz değil, toplumsal gerçekliğin çeşitli düzeylerinin göreceli özerkliğinin bilincinde olarak, hepsinin birbirine içkinliğini kabul eden fakat projeksiyonun önüne daha çok sosyo-kültürel entegrasyon meselesini alan bir analiz yapılmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılan araştırmada, Ankara'nın Altındağ ve Mamak ilçelerinde yaşayan 20 Suriyeli mülteci ve Altındağ, Mamak, Ümitköy ilçelerinde yaşayan 21 yerel toplum üyesi ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Nitel veriler bağlamında mülteciler ve yerel toplum üyelerinin sosyo-kültürel entegrasyon deneyimleri çerçevesinde algı ve beklentileri yedi kategoride analiz edilmiştir. Öz kimlik, benzerlikler, farklılıklar, sosyal ilişkiler, kültürel ilişkiler, aidiyet duygusu ve dışlanma deneyimleri kategorilerinde ve çeşitli alt kategorilerde nitel verilerin analizi yapılmıştır. Sonuç olarak, Türkiye'de önemli bir sürekliliğe sahip olan "öteki" özneye karşı, "biz" öznesinin inşasından etkilenen yerel toplum üyeleri ile yapısal koşulların belirleyiciliği dışında kendine özgü mekanizmalara da sahip olan karmaşık bir düzlemde gelişen gündelik yaşam ilişkilerinin, Ankara'daki Suriyeli mültecilerin sosyo-kültürel entegrasyon deneyimini doğrudan etkilediği görülmüştür. Göç yönetimindeki "geçicilik" yaklaşımının yarattığı belirsizlik koşulları, gruplar arası sosyal ve kültürel temasın çoğunlukla zorunlu koşullarda gerçekleşmesi ve mültecilerin maruz kaldıkları farklı boyutlarda hissedilen dışlanma deneyimleri çerçevesinde Ankara'daki Suriyeli mültecilerin Türkiye'ye aidiyet duygusunun henüz arzulanan boyutlarda olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Sosyo-kültürel Entegrasyon, Kimlik, Kültür, Aidiyet, Suriyeli Mülteciler, Yerel Toplum, Toplumsal İlişkiler, Göç Politikası.
Biz olamayan ben(lik): Türkiyedeki Kürt göçmenlerin aidiyet deneyimleri
Kimlik, günümüzde içerisinde etnisite, dil, benzerlik-farklılık, din, ötekilik, aidiyet gibi birçok olguyu barındıran bir kavramdır. Siz konusu göç olduğunda bu kavramların anlamları süreç içerisinde ve konjonktüre göre değişkenlik göstermektedir. Türkiye gibi çok uluslu bir coğrafya söz konusu olduğunda ulus devlet kurulumu sonrası azınlık olarak kabul edilen toplumlar için kimliği anlamlandırmak daha karmaşık hale gelmektedir. Bu tez çalışması ulus devlet kurulumu sonrası anayasal olarak azınlık kabul edilmeyen Kürt etnik kimliğinin ekonomik sebeplerle yapmak zorunda kaldığı göçe yer vermektedir. Aidiyetin benzer olmaktan gelen ifadesi 'Biz' ile bireyselliğin vurgusu 'Ben' kavramlarının sınırları belirlenemem bu göç deneyimlerindeki ayrımına odaklanmaktadır. Etnografik bir alan çalışması çerçevesi ile gündelik hayatta aidiyet ve kimlik deneyimlerini görüşmecilerin kendi anlatımlarıyla aktarmaktadır. Çalışmada Türkiye'nin doğu ve batı olarak adlandırılan iki farklı bölgesinde yaşamış ve resmi olarak kabul edilen kimlik ile birlikte kendi etnik kimliklerini sürdü çalışan göçmen Kürt özneler yer almaktadır. Derinlemesine görüşmeler yapılarak gerçekleştirilen çalışma 5 kişi ile sınırlı tutulmuştur. Tez metninin temel soruları 'Biz' aidiyeti nerede oluşur ve bireysel olan 'Ben'e nerede ihtiyaç duyar? Aidiyet ve arada kalmışlık kimlik ediniminde nasıl bir rol oynamaktadır? Anahtar Kelimeler: Etnik Kimlik, Aidiyet, Arada kalmışlık, Biz, Göç, Doğu/Batı
Mülteci çocukların psikolojik sağlamlıkları ve kültürlenme stratejileri
Suriyeli mülteci çocukların (11-18 yaş) psikolojik sağlamlıkları ve kültürlenme stratejilerinin (ayrışma, bütünleşme, asimilasyon ve marjinalleşme) incelendiği bu araştırmada karma yöntemlerden biri olan yakınsayan paralel desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, nicel verilerin toplandığı 957 Suriyeli mülteci çocuk ile nitel verilerin toplandığı Suriyeli mülteci çocuklarla çalışma deneyimi olan altı kişiden oluşmuştur. Veri toplama aracı olarak "Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği-12", "Vancouver Kültürlenme İndeksi", "Sosyal Temas Ölçeği-R","Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği","Okula Aidiyet Alt Ölçeği","Genel Öz Yeterlik Ölçeği", "Çocuklarda Umut Ölçeği", "Türkçe Yeterlik Düzeyi Anketi" ve "Kişisel Bilgi Formu" ile odak grup görüşmesi için hazırlanan "Görüşme Formu"kullanılmıştır. Veri toplama araçlarından "Vancouver Kültürlenme İndeksi" Türkçe ve Arapçaya; "Sosyal Temas Ölçeği-R" ile "Okula Aidiyet Alt Ölçeği" ise Arapçaya uyarlanmıştır. Araştırmanın sonucuna göre Suriyeli mülteci çocukların umut, aileden algılanan sosyal destek, sosyal temas sıklığı ve okula aidiyet düzeyleri arttıkça psikolojik sağlamlık düzeyleri de artmaktadır. Bütünleşme stratejisi referans kategori olarak alındığında; sosyal temas niteliği, sosyal temas sıklığı, arkadaştan algılanan sosyal destek ve umut düzeyi azaldıkça, özel birinden algılanan sosyal destek düzeyi ise yükseldikçe Suriyeli mülteci çocuklar, ayrışma stratejisini kullanmaktadırlar. Arkadaştan algılanan sosyal destek, aileden algılanan sosyal destek ve umut düzeyi düştükçe, sosyal temas sıklığı ise yükseldikçe Suriyeli mülteci çocuklar asimilasyon stratejisini; umut, sosyal temas niteliği, aileden algılanan sosyal destek ve okula aidiyet düzeyi düştükçe Suriyeli mülteci çocuklar marjinalleşme stratejisini tercih etmektedir. Araştırmanın nitel verileri de bu sonuçları desteklemektedir. Araştırmada elde edilen bulgular, alanyazın çerçevesinde tartışılmış; araştırmacı, uygulayıcı ve politika yapıcılara yönelik çeşitli öneriler sunulmuştur. Anahtar sözcükler: zorunlu göç, kültürlenme stratejileri, psikolojik sağlamlık, umut, algılanan sosyal destek, sosyal temas, okula aidiyet
Gerçek ötesi mekanlarda zaman ve aidiyet
Bu araştırma kapsamında teknolojinin getirisi olan ulaşılabilirliğin ve hızın günümüz insanını parçalanmışlığa götürmesiyle beraber gerçek mekandan, gerçek ötesi mekana doğru evrilen sürecin öyküsel açıklaması bulunmaktadır. Özellikle mekan tanımı üzerinden, sanatın içinde mekanın tarih boyunca edindiği farklı anlamlar incelenerek anlatılmıştır. İnsanın hayatında duyu organlarıyla deneyip algılayarak, zihninde tekrardan oluşturduğu mekanın bilinçdışında nasıl evrildiği sorgulanmaktadır. Mekanın gerçek ötesi mekana geçişi, sanat kompozisyonlarına geçmişten günümüze nasıl yansıdığı, değiştiği ya da sorgulandığı ele alınarak gerçek ötesi kavramının düşünsel ve psikolojik olarak sanat tarihi ve sanat çalışmaları üzerinden incelenmesi yapılmıştır. Tez kapsamında yapılan çalışmaların anlaşılması için öncesinde, psikolojik araştırmaların sonucunda ortaya çıkan psikanalitik teorilerin Dada ve Gerçeküstücülük akımlarını nasıl etkilediğinden bahsedilmesi uygun görülmüştür. Böylelikle anlatılmak istenen konunun, daha iyi anlaşılması için gerekli olan çerçeve oluşmaktadır. Tez kapsamında yapılan sanat çalışmalarında, günümüz insanın yaşamış olduğu parçalanmışlık hissi, kolaj tekniğinden yola çıkarak betimlenmiştir. Gerçek ötesine doğru dönüşüme uğrayan mekanlar, psikolojik bir alt metne dayandırılıp açıklanmaktadır. İnsanın benliğini oluştururken mekanın öneminin ve zihninde tekrar yaratırken mekanı nasıl etkilediğinin üzerinde durulmuştur.
Kişisel bir aidiyet meselesi: Ev, yurt, çadır
İnsan kendisini bekleyen bir mekanın, bir aidiyetin içine doğar. Bu ilk aidiyet, hepimizin en temel tecrübesi olan ev ve ailedir. İlerleyen zamanlarda bulunduğumuz mekanlardan ayrılıp başka mekanları da deneyimleriz. Ancak günümüzün yaşam tarsi özneyi evin dışında farklı bir yere konumlandırır ve zamanla aidiyet algısına farklı bir yön verebilir. Geçmişteki aidiyet hissinden bu denli köklü bir kopuşun oluşması sebebiyle bireylerin güçlü aidiyet hissetmesi mümkün görünmemektedir. Çalışmanın temel mekanlarından ikincisi olan yurt ise, evin bir simülasyonu gibidir. Ev hissi vermeyi vaad eden ancak ev olmayan bir taklit mekandır. Yurdun sunduğu durum gerçek ve sahne arasındadır. Barınma ihtiyacından doğan, yeniden üretmek ve devam ettirmek için oluşturululan yurtlar, otoriter bir disipline sahiptir. Her şey aynı düzende tekrarladığı için; günler çeşitli yeniden canlandırma, tekrarlama ve oynatma süreçlerinin yaşandığı bir atmosferde ilerler. Bu düzene maruz kalan bireyler; bulundukları duruma katılmakta, zamanla ayak uydurmakta ve her anı tekrar etmektedirler. Bu çalışma vesilesiyle aidiyet kavramıyla hesaplaşmak; bu hesaplaşmadan yeni bir bakış açısıyla çıkma fırsatıdır.
Aidiyet ve sınır kavramlarının sanattaki yansımaları
Aidiyet kavramı bireyin kim olduğunu tanımlar. İlişkinlik anlamına gelen aidiyet, kişinin kendini ifade etmesinde, toplumda yer bulmasında önemli rol oynamaktadır. Bireysel aidiyetin oluşması için mekansal aidiyetin düzenlenmiş olması gerekmektedir. Birey ve mekan ilişkisinde, mekanın kişiye ait birleşenlerinin olması, yer kimliğini oluşturur. İnsanlar tarih boyunca birçok nedenden dolayı bulundukları yerden ayrılmak durumunda kalmışlardır. Bu ayrılma durumunun aidiyet ve mekân ihtiyacı üzerindeki etkisi/sonuçları gözle görülür boyutta önemlidir. Toplumsal hiyerarşinin etkilerini modern çağda görmek mümkündür. Tüm dünyada, bir sınıflandırılma biçimi olan hiyerarşi, toplumda bir düzen ve uyum sağlama amacındadır. Toplumdaki üyelerin sorumluluklarını alan ve bir uyum oluşturan hiyerarşik yapı, günümüzde bozulmalar yaşamış; sınırlar, göç, mültecilik, kimlik ve aidiyet gibi kavramların zedelenmesine yol açmıştır. Sınır, iki ülkenin coğrafi bitiş noktalarını belirleyen ayrımdır. Fiziki sınırların önemi, insani duyguların önüne geçtiğinde, aidiyet duygusunun gelişimini engellemiştir. Tez içerisinde modern çağda fiziki sınırların, insan hallerini nasıl etkilediğini, aidiyetin ne olduğunu, göç ve göçebelik hallerinin sanatçılar tarafından nasıl ele alındığı incelenmiştir. Tez çalışmasında sınır kavramı üzerinden, sanatçıların bu noktada neler yaptıkları araştırılmıştır. Aidiyet kavramının üzerine yapılan sorgulamalar sonucunda, sınırların ne olduğu üzerine hem uygulamalı hem yazınsal araştırmalar incelenmiştir.
Ait olma ve konukseverliğin araç ortak kullanımı katılım niyetine etkisi
Bu çalışmanın amacı, ait olmanın ve konukseverliğin araç ortak kullanımı katılım niyetine etkisini Türkiye ve ABD tüketicileri için incelemektir. Bu kapsamda 369 Amerikalı tüketiciden MTurk (Amazon Mechanical Turk) üzerinden ve 371 Türk tüketiciden yüz yüze ve çevrimiçi anket yöntemleri ile veri elde edilmiştir. Veri, Kısmi En Küçük Kareler Yapısal Eşitlik Modeli (PLS-SEM) kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular konukseverliğin uygunluk ve risk alma boyutlarının her iki ülkede de araç ortak kullanımı katılım niyetini etkilediğini ortaya koymaktadır. Öte yandan, ilkeler, liderlik ve doğruluk boyutlarının her iki ülke için araç ortak kullanımı katılım niyeti üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır. Ayrıca ait olmanın, yalnızca Türk katılımcılar için araç ortak kullanımı katılım niyeti üzerine etkisi bulunmaktadır. Çalışma, ortak tüketim ile ilgili mevcut literatüre sınırlı sayıda çalışmanın ele aldığı belirli öncül değişkenlere (ait olma ve konukseverlik) odaklanarak katkıda bulunmaktadır.
Aidiyet/aidiyetsizlik ilişkisinde nesne ve mekân
Aidiyet kavramı; bireyin yakın çevresiyle, toplumla, mekânla ve nesneyle bağ kurması olarak tanımlanabilir. Aidiyet bağı, kişiden kişiye farklılık gösterir ve sahip olunması gereken en temel ihtiyaçlardan biri olarak görünür. Bu sebeple tezde aidiyet ihtiyacı temel bir ihtiyaç olarak ele alınarak aidiyet ihtiyacının tamamlanmasında rol oynayan birey, toplum, nesne ve mekân meseleleri irdelenmiştir. Aidiyet kavramı psikoloji ve sosyoloji disiplinlerinin temel konuları arasında olduğu için tezin kavramsal çerçevesi oluşturulurken psikolojik ve sosyolojik yaklaşımlardan faydalanılmıştır. Kavramın çeşitli dönemlerde sanat alanına da konu olduğu gözlemlenmiştir. Sanat tarihsel incelemeler nesne ve mekân meselesini ön planda tutan, mekânla bütünleşik yapıda üretilen veya yerleştirildiği mekânla iletişim halinde olan eserlerin dâhil edildiği, mekâna özgü sanat kapsamında yapılmıştır. Öncelikle mekâna özgü sanatın kapsamı ve tarihsel referansları irdelenmiştir. Daha sonra ait olma ve ait olamama problemlerinin eserlere nasıl yansıtıldığı tartışılmıştır. Daha çok mekânsal problemlere atıfta bulunan sanatçıların, özünde ait olma durumunu barındıran çalışmalarına yer verilmiştir. Sanatçıların mekâna yönelik olarak gerçekleştirdikleri müdahaleler; kişisel alan, kamusal alan ve galeri mekânı bağlamlarında irdelenmiştir. Son olarak aidiyet ve aidiyetsizlik kavramları kapsamında, mekân deneyimlerini yansıtan mekânla ilişkili çalışmalar yapılmıştır. Konu doğrultusunda oluşturulan çalışmaların yapılış aşamaları ve ortaya çıkış süreçleri anlatılmıştır. Araştırmada, nesne ve mekân meselesinin hem bireyin günlük yaşantısında hem de sanat alanında aidiyet kavramı ile ilişkili bir yapıda olduğu gözlemlenmiştir. Eserlerin mekâna yerleşme çabalarının bireyin yerleşme çabalarıyla örtüştüğü sonucuna varılmıştır.
Kent ve aidiyet üzerine sanat pratikleri
İnsanlığın şehirleşme süreci endüstrileşmeyle beraber çoğunlukla ekonomik sebeplerle şekillenmektedir. Ekonomik parametrelerin yanı sıra güvende olma, aidiyet ve mülkiyet kavramları da kenti şekillendiren unsurlardan olmuştur. İlk kentlerin kuruluşu ile devam eden teknolojik süreçte farklı kentsel yapı materyallerin ortaya çıkışı ve bugüne yansıyan toplumun değişimi üzerine bir araştırma yapılmaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde; aidiyet ve mekânsal bağlamı, farklı psikanalitik güdülenme kuramları üzerinden incelenmektedir. Bölümün devamında; kendi evini ve alanını inşa eden insanla, yapılmış olanın içine yerleşmek zorunda kalınan kent örneklerini incelenmektedir. Leibniz, Spinoza ve Simmel gibi düşünürlerin mefhumları göz önünde tutularak araştırmanın sanatsal pratiklerin altyapısı oluşturulmuştur. İkinci bölümde ise, kent ve aidiyet kavramı üzerine üretilen sanat eserleri incelenmektedir. Sanatsal pratik ile metropolün olumsuz etkilerinden sıyrılarak kentin gerçekleriyle yüzleşmesi sağlanabileceği düşünülmektedir. Özellikle şehirlerde artan nüfus ve yabancılaşan birey, toplumsal bir sorun haline gelmektedir. Kentteki sonu olmayan endüstriyel ve çevresel değişim, farklı dönem sanatçı ve düşünürlerinin ortak tepkisel üretimlerinde de karşılık bulmaktadır. Araştırma dahilinde yapılan çalışma ve pratikler; kent üzerindeki baskıcı değişimin etkilerini görünür hale getirip, şehirde kullanılan malzeme ve imajlar üzerinden düşünmeyi ve üretmeyi hedeflemektedir. Tüm bu pratikler sonucunda ise iktidarın dinamiklerini, farklı bakış açıları içerisinde kullanarak dönüştürme ve bu imgelere farklı anlamlar kazandırmak hedeflenmektedir. Sanata ve günlük yaşama dair yargıları kırarak insanları yeniden düşünmeye teşvik etmek ve gösteri toplumunun imgelerine karşı bireysel imgeleri geliştirmek amaçlanmaktadır.
Kırsal göçmenin kimlik, aidiyet ve bağlılık mücadelesi: Rizeli göçmenler üzerine bir çalışma
Bu araştırma, kırsal göçmenin "memleketine özlemi ve bağlılığı" olarak da bilinen fakat göç ve kentleşme literatüründe daha geri planda kalmış bir toplumsal olgunun anlaşılır kılınması, açıklanması ve yorumlanması ile ilgilidir. Ülke içinde veya dışında farklı yerlere göç etmiş olan Rizeli göçmenler örneğinde ele alınan bu toplumsal olgu kendisini göçmenin bazı hâllerde memleketine geri dönmek ama çoğu hâlde çoklu bir yerleşim düzeneği içinde hayatını sürdürmek ve memlekete olan bağlılık duygusunu kendisinden sonraki kuşaklara da aktarmak için ortaya koyduğu değişik türden strateji ve uygulamalarla tezahür eden bir varoluş ve aidiyet mücadelesidir. Bu mücadeleyi anlaşılır kılmak ve açıklayabilmek adına çalışmanın münhasıran ilgilendiği temel hususlar göçmenlerin doğdukları yerlerden neden göç etmek zorunda kaldıkları ve bu etkenlerin göçmen tarafından nasıl anlaşıldığı ve yorumlandığı, onları doğdukları topraklarla irtibatlarını sürdürmeye iten düşünce, duygu, ilişkiler ve toplumsallaşma örüntülerinin neler oldukları ve göç ettikleri yerde kurdukları yeni hayat düzeni ve aile çevrelerinin onların bu çabalarını nasıl karşıladıkları ve ne oranda kendisine destek verdikleridir. Bu hususları aydınlatmak amacıyla araştırma sürecinde toplam 81 göçmen ile derinlemesine mülâkat yapılmış olup bu göçmenler göç amaçları veya sebepleri ve hâlen sürdürmekte oldukları ikamet biçimleri dikkate alınmak suretiyle amaca uygunluk yöntemi (kastî örnekleme) ile belirlenmiştir. Göç etmelerinin sebebi veya amacı bakımından kendileriyle mülâkat yapılan göçmenler dört alt kümeden oluşmaktadır. Bunlar; (i) orta veya yükseköğrenim görmek amacıyla göç edenler, (ii) girişimci olmak veya ticaretle uğraşmak amacıyla göç edenler, (iii) vasıfsız işçi olarak başka yerlerde istihdam imkânı aramak amacıyla göç edenler ve (iv) evlilik sebebiyle göç edenlerdir. Hâlen sürdürdükleri yerleşim düzeni bakımından ise göçmenler yine dört ana kümeden oluşmaktadır. Bunlar; (i) esas olarak Rize'de değil, göç ettikleri yerlerde yaşamakta olup, kısa veya uzun süreli tatiller veya hasat için yılın belli dönemlerinde kıra dönen ve bunun için kırda meskeni olanlar, (ii) göçün ardından tekrar kırsal kökenlerine dönüş yapanlar, (iii) kırdan göç edip, ardından Rize il merkezi veya ilçe merkezine dönüş yapanlar ve (iv) göç sürecinin bir devamı olarak hem kırda hem de başta Rize il veya ilçe merkezlerinden biri olmak üzere kentte ikamet edenler. Araştırma verileri göstermektedir ki, göçmenin kendi kökeni ile sürdürdüğü bağ ve bu amaçla ortaya koyduğu mücadele basitçe onun göç ettiği yerlerde kendine yeni ve anlamlı bir varoluş inşa edememiş olması ya da başarısızlığa uğramış olması değildir. Aksine birçok hâlde göçmen kendisini göç etmiş değil, zaten evine geri dönmek üzere geçici süreliğine gurbete çıkmış biri olarak görmektedir. Dahası onun memleketine olan aidiyet ve bağlılık mücadelesi başta erken dönem sosyalizasyonunun etkilerinden kaynaklanan fikirler, düşünceler ve duygular olmak üzere onun toplumsal kimliğinin önemli bir boyutunu temsil eden "bir yerden olma"yı nesiller boyu sürdürmek uğruna giriştiği değer yönelimli bir akılcı eylem olma vasfı taşımaktadır. Bu vasfıyla göçmenin mücadelesi modernliğin araçsal-formel akılcılığına pek de uygun olmadığı hâllerde bile Weber'in tabiriyle tarih üstü bir akılcılığın tezahürü olarak nitelendirilebilir görünmektedir. Ancak, bu mücadele ve onun almış olduğu somut biçim sonu olan bir mücadele gibi de durmamaktadır. Aksine, kimlik, aidiyet ve mensubiyet için ortaya konan çaba ve bunun nesiller boyu aktarımı ve sürdürülmesi her yeni neslin kendini içinde bulduğu toplumsal koşullar içinde yeniden değerlendirilen, yorumlanan ve bu suretle yeni bir içerik ve yönelim kazanan ve Bauman'ın akışkan modernlik diye tabir ettiği bir toplumsal varoluşun göçmen özelinde tezahür eden bir biçimi olarak nitelendirilebilir görünmektedir.
Üniversite öğrencilerinde genel aidiyet: Çocukluk çağı travmaları, koşulsuz kendini kabul ve iyi oluşun rolü
Bu araştırmanın amacı çocukluk çağı travmaları, koşulsuz kendini kabul ve iyi oluş değişkenlerinin bireylerin genel aidiyet düzeyini yordama durumunun incelenmesidir. Araştırmanın çalışma grubunu 2021-2022 eğitim öğretim yılında Mersin Üniversitesinde öğrenim gören 674 (379 kadın, 295 erkek) gönüllü üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Genel Aidiyet Ölçeği, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-33), Koşulsuz Kendini Kabul Ölçeği ve PERMA İyi Oluş Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin istatistiki analizleri SPSS 26 kullanılarak yapılmıştır. Yordanan değişken ve yordayıcı değişkenler arasındaki ilişkileri test etmek amacıyla Çoklu Regresyon Analizi ve Adımsal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Ayrıca varsayımları ve diğer araştırma sorularını test etmek amacıyla Pearson Korelasyon Katsayısı, Bağımsız Örneklem T Testi, One Way ANOVA ve Tukey Testleri uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre yordayıcı değişkenler genel aidiyetin %45'ini açıklamaktadır. Cinsiyet bağlamında yapılan karşılaştırmalarda sadece çocukluk çağı travmaları değişkeninde anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir. Son olarak bireylerin genel aidiyet, çocukluk çağı travmaları, koşulsuz kendini kabul ve iyi oluş düzeylerinin algılanan ebeveyn tutumlarına göre farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın sonunda elde edilen bulgular tartışılmış ve gelecekteki çalışmalar için öneriler sunulmuştur.
Aidiyet, kimlik, mekân kavramının ev formunda heykel plastiğine dönüşümü
İlk çağlardan beri mekânlar öncelikle barınma ve korunma gibi ihtiyaçlar için düşünülmüş ve tasarlanmıştır. Daha sonraki dönemlerde mekâna farklı değerler yüklenmiş ve ilkel formları dışında farklı formlar kazandırılmıştır. Bu araştırmada mekân kavramı ev formuyla sınırlı olup, ev formu mekân, aidiyet ve kimlik kavramlarıyla ilişkilendirilmiş; bu ilişkilendirmenin mantığı hem uygulamalarda hem de metinde çözümlenmiştir. Mekân içinde mekân diye adlandırabileceğimiz en küçük mekân olan ev formuna soyut değerler (sıcaklık, sevgi, yaşam vb.) yüklenmiş ve görünmeyen değerler görünür kılınmaya çalışılmıştır. Rus Ressamı Kasimir Malewitsch' in "sıfır noktası" olarak ifade edilebilecek en temel yapıdan ilham alınarak bu en yoksul ve en yoksun nokta üzerinden bireye aidiyetlik duygusu aşılanmaya çalışılmış, kişisel çalışmalara bu yolla kimlik kazandırılmıştır. Ayrıca Christo ile Jeanne -Claude ikilisinin bina, ada, ağaç vs. gibi nesneleri paketleyerek tezat bir biçimde formları görünür kıldıkları gibi, bu çalışmada da duygular form oluşturularak görünür kılınmış; mekân, fenomolojik ve psikolojik boyuta taşınarak ortada saf bir plastik değer bırakılmıştır. Ev kavramını yapı söküme uğratıp; bu forma yüklediğimiz anlamları da (sevgi, sıcaklık, yaşam vb.) alt anlamlar olarak değerlendirmek gerekmektedir. Bir kavramın, formun farklı alt anlamlarının, tamamlayıcılarının olduğu böyle bir durumda da her şeyin iç içe olduğunu, birbirini oluşturduğunu ya da yığmalar bütünü olduğunu göreceğiz. Bu alt anlamlar ve tamamlayıcılar bireylere göre farklılık göstermektedir. Formların da göreli olduğu durumda; heykele dönüşen ev formunu sanat tarihinde farklı sanat akımlarından sanatçıların nasıl plastiğe dönüştürdükleri örneklerle incelenecektir. Bu tezin amacı aidiyet ve kimlik kavramlarının duygu-durum olarak, sağlıklı bir ortamda, sağlıklı bir şekilde yeşermesi için alt anlamları görünür kılmaktır. Gelecek nesil ancak bu biçimde barış ve mutluluk içinde yaşayabilir.
Afganistan'da ulus devletleşme, kimlik ve aidiyet
Bu çalışmanın temel amacı; mevcut toplumsal anominin temelleri ve Afganistan‟ın ulusal kimlik krizi, bir ulus-devletleşme süreci olarak Afganistan‟ın siyasi, ekonomik, kültürel, sosyal ve eğitimsel sorununun neden-sonuç ilişkisi bağlamında incelemektedir. Bu çalışmada Afganistan‟ın kurumsallaşamamasının nedeni savaş ve dış müdahaleden ayrı milletleşememesinde aranmıştır. Bu çalışmada, araştırma konusu uygunluğuna göre arşivin taranması; kitaplar, tezler, makaleler, raporlar, sosyolojik gözlem ve akademik belgeler incelenmek üzere hazırlanmıştır. Afganistan‟da uzun yıllardan beri süregelen ulus-devlet projesinin etnik çatışmaların tetikleyicisi olduğu analiz edilmeye çalışılmıştır. Ulus-devlet merkeziyetçi ideolojisinin uygulanmasına da dikkat çekilmiştir. Afganistan‟ın ulusal kimliğinin oluşmasının önündeki engellerden birinin çok kültürlülük ve dilsel farklılıkların olduğu görülmüştür. Konunun hassasiyeti nedeniyle çok az araştırma yapılmış ve araştırma sadece etnik çatışmaların siyasi boyutuna odaklanmıştır. Bu çalışmada, Afganistan‟ın tarihsel süreçte modernleşme çabası anlatılmaktadır. Modernleşme hareketi ile başlayan ulus-devletleşme sürecinde, ulus kimliğin oluşumu ve Afgan kimliğine aidiyet duygusu; siyasi, sosyo-kültürel boyutları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Afganistan‟ın konjonktürel tarihi, batılılaşma, komünizm, İslami hareketler ve demokrasi sürecindeki dönüşümün bireysel ve toplumsal etkileri değerlendirilmiştir. Etnik ve kabilecilik bakış açısına sahip olan liderlerin toplumun değil devletin gücünü kullanarak kendi çıkarlarının peşinde oldukları açıklanmaya çalışılmıştır. Modern ulus-devletin millileştirilmesi, Afganların kimlik aidiyet algısı bilimsel tartışmalara yeni yol haritası açacağı ve çıkış noktası olarak radikalizm, milliyetçilik ve etnik kimlik çatışmasının görünmeyen tarafı açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışma Afganistan‟da devam eden etniksel ve mezhepsel savaşın siyasi, sosyal ve kültürel bileşenleri hakkında yürütülen sosyolojik bir analizi içeren özgün bir çalışmadır. Anahtar Kelimler: Afganistan, Modernleşme, Ulus Devlet, Kimlik, Aidiyet
Performans sanatında aidiyet kavramı ve mekân olgusu üzerinden "Geçmişten Gelen" adlı gösterinin sahne tasarımı
Aidiyet kavramı; birçok mekân ile ilişkilendirilebilen bir yapıdadır. Her bireyin kendine ait kimliği veya kimlikleri, daha da önemlisi kendine ait bir doğası, bir yapısı vardır. Aidiyetsizlik duygusu ise bireyi yalnızlaştırarak bireyin toplumdan dışlanmasına sebep olmaktadır. Sosyal bir varlık olan birey, yalnız yaşamakta zorlanan bir yapıya sahiptir. Bu sebeple bireyin aile, akraba veya arkadaş çevresi ile ilişki halinde olması gerekir. Ait olma duygusu bireyin en karmaşık duygusudur. İnsan aidiyet duygusunu kaybettiğinde, kendini köksüz ve güvensiz hisseder. Bu çalışmada da aidiyetin mekân ve zamanla ilişkisi incelenerek konu hakkında çıkan bazı çıkarımlar, otobiyografik bir metinle ilişkilendirilerek mekâna odaklanan bir gösteri oluşturulacaktır. Bir sahne tasarımcısının mekâna odaklı yaratımında yaşamındaki mekânlar ile kurduğu iletişim üzerinden sahne tasarımında mekân yaratma olgusuna farklı bir araştırma ve yaratı süreci ile odaklanılacaktır.