Deformation
67 theses under this subject heading
Resim sanatında doğa görünümlerinin soyut ve soyutlama kavramları üzerinden incelenmesi
"Resim Sanatında Doğa Görünümlerinin Soyut Ve Soyutlama Kavramları Üzerinden İncelenmesi" isimli tez çalışmasında, tüm zamanlarda sanat için verimli bir kaynak haline gelen doğanın resim sanatı içerisindeki önemi anlatılmıştır. Somut gerçekliğe bağlı doğanın sanatın evrimiyle beraber soyut ve soyutlayıcı ifadeyle yansıtılmış temsilleri incelenerek sanatçıların nesnel gerçeklikten uzaklaşmalarının nedenleri araştırılarak bu yeni kimliğin altında yatan öz nitelikler değerlendirmeye alınmıştır. İkinci bölümde, resim sanatına her dönemde kaynaklık etmiş olan doğa algısı incelenmiş, soyut sanatın iki farklı çözümleme yöntemi olan geometrik saf soyut ve natüralist soyutlama iki başlıkla anlatılmıştır. Çözümleme yöntemleri ile ilintilenen görünümü karakterize ederek anlatımı güçlü kılmaya yardımcı stilizasyon, deformasyon gibi biçimsel ögeler açıklanmıştır. Saf biçimsel ve natüralist yaklaşım irdelendiğinde resim sanatına her dönemde ilham kaynağı olmuş doğa motifleri ve doğa görünümlerinin sanatçılar için güçlü bir ifade aracı olduğu görülmüştür. Duyguların doğa aracılığı ile ifadesi ve soyutlanmış biçimlerle olan birliğinin eseri duyusal ifade aracına dönüştürerek benzersiz sanat yapıtı olmasında etkin rol üstlendiği sonucuna varılmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümünde, içsel yönelim ile oluşan biçimsel yapılanmanın soyut biçimlere ulaşma rolünü üstlenen imge, tinsellik, ve otomatist yaklaşım incelenmiştir. Duygusal ve manevi duyguların doğa aracılığı ile soyut bir ifade aracına dönüştüğü, duyulara yönelmenin sanatsal potansiyelin tümüyle ortaya koyulmasında etkin rol üslendiği saplanmıştır. Dördüncü bölümde Worringer ve Kandinsky'nin mutlak olana ulaşmak üzerine kuramsal araştırmaları değerlendirmeye alınmıştır. Tinsellik ve manevi duygulara yönelmenin sanat içinde üstün rol oynadığı, görsel bir deneyimin ötesine geçerek eseri ruhsal ve duyusal olarak benzersiz bir biçime kavuşturduğu ve farklı bir gerçeklik dünyası sunarak yüzeysel görünümün ötesinde ruhani boyutta izleyiciyi etkisi altına aldığı gözlemlenmiştir. Beşinci bölümde, resim sanatında lirik soyut yaklaşımı benimsemiş 14 yerli ve yabancı sanatçının eserleri incelemeye alınmış, eserler biçimsel analiz, eser yorumlama üzerinden değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, duygusal ve manevi duyguların doğa aracılığı ile soyut bir ifadeye aracına dönüştüğü, duyusal ifadeye yönelmenin sanatsal potansiyelin ortaya koyulmasında üstün rol üstlendiği netlik kazanmış. Sanatçının içten gelen manevi duyguların ifadeyi güçlendirerek eseri özgür ve bağımsız kıldığı aynı zamanda, sanat nesnesinin görünür olanın dışında daha geniş kavramları ifade etmesine olanak sağladığı sonucuna varılmıştır.
Adölesan idiopatik skolyozlu bireylerde cobb açısının gövde kas aktivitesi, gövde kas enduransı, kozmetik deformite ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, adölesan idiopatik skolyozlu bireylerde Cobb açısının, gövde kas aktivitesi, gövde kas enduransı, kozmetik deformite ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin incelenmesidir. Yaş ortalaması 14,31±2,41 yıl olan, 10-18 yaş arasında, adölesan idiopatik skolyoz tanısı alan, Cobb açısı ölçülen, skolyoz sınıflaması yapılan ve Risser bulgusu belirlenen kişiler ile yapıldı. Derin gövde kas aktivitesini değerlendirmek için Basınç Biofeedback Ünitesi (Chattanooga Stabilizer Pressure Biofeedback) kullanıldı. Gövde kas enduransını değerlendirmek için Gövde Fleksörleri Endurans testi, Lateral Köprü Testi, Modifiye Biering-Sorensen Testi, Sit-ups Testi ve Modifiye Push-ups Testi uygulandı. Kozmetik deformitenin değerlendirilmesi için Walter Reed Görsel Değerlendirme Skalası kullanıldı. Bireylerin yaşam kalitesi SRS-22 (Scoliosis Research Society-22) anketi ile ölçüldü. İstatiksel yöntem olarak; Kolmogorov-Smirnov testi ile sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu değerlendirildi. Bağımsız grup karşılaştırmalarında; ölçümle belirtilen sürekli değişkenler için parametrik test koşullarının sağlanmadığı durumlarda Mann-Whitney U testi veya Kruskal-Wallis testi kullanıldı. İki sürekli değişken arasındaki ilişki Pearson ya da Spearman Sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirildi. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmanın sonuçlarına göre, adölesan idiopatik skolyozlu bireylerde Cobb açısı ile gövde kas aktivitesi ve gövde kas enduransı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0.05). Cobb açısı ile Walter Reed Görsel Değerlendirme Skalası omuz seviyesi figürü ve yaşam kalitesi arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p<0.05). Cobb açısı arttıkça algılanan deformite şiddetinin arttığı, yaşam kalitesinin azaldığı görüldü.
Elektrokimyasal işleme sırasında elektrolit basıncının blisk bıçaklarına etkisinin araştırılması
Blisk bıçaklarının imalatında genellikle titanyum, nikel ve süper alaşımlar gibi mekanik özellikleri yüksek malzemeler tercih edilmektedir. Karmaşık geometriye sahip olmaları ve tercih edilen malzemelerin imalatının zorluğu nedeniyle, blisk üretiminde genellikle elektrokimyasal işleme yöntemi tercih edilmektedir. Ancak elektrokimyasal işleme yöntemi uygulamalarında yüksek elektrolit basıncının kullanılması, blisk bıçağı gibi ince geometriye sahip yapılarda probleme neden olmaktadır. Tez çalışmasında; elektrokimyasal işleme ile üretilen türbin bıçaklarındaki üretim anında yüksek elektrolit basıncından dolayı meydana gelen deformasyonun analizi yapılmıştır. Bıçakların doğal titreşim analizi ayrıca çalışılmıştır. Elektrolitin bıçak yüzeyinde oluşturduğu basınç dağılımı fluent ortamında elde edilerek, deformasyon analizinin yapıldığı static structural ortamına aktarılmıştır. Analizlerde bıçak kalınlığı, bıçağın malzemesi ve pompa basıncı olmak üzere 3 farklı parametre incelenmiştir. Bu parametreler ile 270 adet deformasyon değeri elde edilmiştir. Elde edilen deformasyon değerleri katot ile anot arasındaki boşluk mesafeleri ile kıyaslanmıştır. Böylece blisk bıçaklarının üretiminde kullanılacak elektrolit için uygun basınç değerinin tespiti nümerik olarak yapılmıştır. Çalışmada en yüksek deformasyon değerleri referans alınmıştır. Bu değerler bıçak üzerinde sabit yüzeye en uzak ve kavisin en fazla olduğu bölgede gerçekleşmiştir. Ayrıca 0.5 mm boşluk mesafesi için, yüksek basınç şartlarının uygun olmadığı tespit edilmiştir.
El Greco ve Francis Bacon'ın "varlık ve zaman" bağlamında deformasyon ilkesine yönelik bir analoji
Bu çalışmada, deformasyon ilkesinin El Greco ve Francis Bacon'ın elinde nasıl sanatsal bir ifade aracı olarak kullanıldığı ve bunların kullanım yöntemleri incelendi.Çalışmada incelemeye alınan iki sanatçının sanatsal bakış açılarının birbirleriyle hem benzer, hem de farklı dayanakları olduğu görüldü. Bu bağlamda, kendi zamanlarında, dâhil oldukları Maniyerizm ve Modern dönemlere ait üslup geleneklerine bağlı işler üreten El Greco ve Francis Bacon'ın, dönemleriyle bağlantılı temel üsluplar da ana hatlarıyla ele alındı.Yapıtlarının incelenmesi ile Bacon'ın, resimlerinde Varlık ve Zaman kavramı ile örtüşen, deformasyonun hangi formlarını kullandığı ve bunları kullanmasının altında yatan amaçlar incelendi. Yine Bacon'ın çalışmaları da Varlık ve Zaman kavramıyla ilintili olarak Deformasyon Analojileri'nin (Örnekleme) ifade araçlarınıne derece temsil ettiği, özellikle geleneksel unsurların kullanımının hangi amaca, ne kadar ulaşılmasını sağladığı incelemeye çalışılmıştır.Sonuç olarak, görüldüğü üzere, hem yaşadıkları hem de sonraki dönemleri üslup ve biçim açısından etkilemiş iki sanatçının deformasyonu başat bir anlatım aracı olarak kullandıklarını söyleyebiliriz.
On some of the factors influencing the engineering properties of improved clayey soils
Alternative materials and techniques are constantly being investigated within the scope of innovative solutions for the construction of earth structures. Improvement of soft soils for the structures, such as subgrades of highway embankments and shallow foundation soils, can be critical for implementing sustainable and economic applications, especially in the cases where alternative materials are used in soft soils. During this thesis, the high plasticity clay was mixed with class C fly ash which is a recycled material, and two different synthetic fibers in order to stabilize clayey soil. Furthermore, fly ash combined with each copolymer and polypropylene fiber was added to the high plasticity clay to observe more effective improvement. In this thesis, findings from both laboratory and numerical analysis executed with particular emphasis on the use of mentioned alternative materials were represented. First, the compaction and unconfined compression tests were performed on all mixtures. On the other hand, the influence of adding alternative materials to high plasticity clayey soil was studied from analytical aspects by modifying and suggesting new versions of the Duncan-Chang hyperbolic model for the unconfined compression test results. After gathering unconfined compression test results of mentioned mixtures, the initial tangent modulus (Ei) and the tangent modulus at half of the maximum stress (Et50) were found using the modified Duncan-Chang model. Then, the secant modulus at failure point (Esf) and the secant modulus at half of the maximum stress (Es50) were determined by suggested new equations in terms of the initial tangent modulus and the tangent modulus at half of the maximum stress. The relationship between each soil moduli and the unconfined compression strength of all tested samples were also presented. Finally, according to obtained soil moduli values of high plasticity clay mixtures, it has been improved that mentioned alternative materials increased the strength and load-deformation properties of high plasticity clayey soil with different percentages.
İdiyopatik skolyozlu bireylerde omurga biyomekaniğinin sağlıkla ilgili yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, idiyopatik skolyozlu (İS) bireylerin, sağlıkla ilgili yaşam kalitesindeki negatif etkilenimlerine hangi biyomekanik faktörlerin sebep olduğunu incelemekti. Çalışmaya İS'lu, yaş ortalaması 14,14±4,03 yıl olan 49 birey (41 kadın, 8 erkek) dahil edildi. Çalışma kapsamında bireylerin demografik bilgileri alındıktan sonra, eğri paterni (tek/çift), eğrinin içerdiği omurga bölgesi (torasik, lumbar, torakolumbar), eğri şiddeti (Cobb açısı) not edildi. Skolyometre ile aksiyal gövde rotasyonu (ATR), mezura ile gövde lateral fleksibilitesi, omurga röntgeni üzerinden frontal ve sagital denge, apikal vertebra/disk translasyonu, Skolyoz Dış Görünüş Anketi (SAQ) ile gövde şekil ve deformitesi, Hasta Tarafından Oluşturulan İndeks (PGI) ve Scoliosis Research Society-22 (SRS-22) Anketleri ile sağlıkla ilgili yaşam kalitesi değerlendirildi. Biyomekanik değerlendirmeler ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiye Spearman korelasyon analizi ile bakıldı. Bireylerin torasik Cobb değeri 27,9±11,1 lumbar Cobb değeri 24,4±9,8 idi. Torasik gövde rotasyonları 8,59±4,52 iken, lumbar rotasyonları 6,4± 3,06 idi. Olguların torasik Cobb açıları (r=-0,2) ve torasik rotasyonları (r=-0,106) ile yaşam kalitesi skorları arasında ilişki yokken (p>0,05); lumbar Cobb açıları ile SRS-22 toplam skorları arasında (r=-0,333 ve p=0,044), lumbar Cobb açıları ile PGI arasında (r=-0,375 ve p=0,045) ve lumbar rotasyonları ile SRS-22 İmaj skorları arasında (r=-0,348 ve p=0,019) negatif yönde, orta şiddette bir ilişki vardı. SAQ ile SRS-22 ''Ağrı'' (r=-0,396 ve p=0,005), ''Fonksiyon'' (r=-0,424 ve p=0,002), ''İmaj'' (r=-0,417 ve p=0,003) alt grup skorları ve SRS-22 toplam puanı (r=-0,472 ve p=0,001) arasında bir ilişki varken, PGI arasında ilişki yoktu (r=-0,096 ve p>0,05). Bu çalışmada gövde asimetrisi ve şekil bozukluğu arttıkça; ağrı, fonksiyon, self-imaj ve yaşam kalitesinin olumsuz etkilendiği, özellikle lumbar eğrinin yaşam kalitesini kötü etkilediği bulundu. Çalışmamıza göre skolyozlu bireylerde tedavi programını belirlerken hem dış görünüş hem de imaj algılarına yönelik bir iyileştirme hedeflenmelidir. Çalışmamız ayrıca rehabilitasyon başarısında aile eğitimlerinin önemini göstermiştir. Çalışmamız, farklı eğri tiplerinin biyomekanik ve yaşam kalitesi ilişkisinin karşılaştırılmasını içermesiyle gelecek çalışmalara ışık tutmaktadır.
Resim sanatında biçim bozma ve doğaya yeniden biçim verme
Resim sanatının temelini, biçim, renk, çizgi ile tasan esası oluşturur. Resim sanatında doğal gerçekliği plastik anlatımla birleştirme çabası, resmin gerekleri doğrultusunda gerçekliğin araç haline getirilmesi daima ortak kaygı olmuştur. Dış dünya biçimlerinden uzaklaşma amacının, bu çalışma kapsamında ele alman her dönemde geçerli olduğu izlenmektedir. Bizans sanatından modernizme dek, biçim bozma anlayışı bilinçli bir tutumu sergilemektedir. Yeniçağı (Rönesansı) başlatan Floransalı sanatçı Giotto 'dan, Leonardo' ya, Neoklasik sanatçı Ingres 'a uzanan çizgide resimde, konu, gerçeklik sanatçılar için daima bir bahane olmuştur. Resimde, geometri esası ve ideal forma ulaşma bağlanımda, doğa biçimleri deforme edilerek yeniden oluşturulur. Bu anlamda, naturalist anlayışın doruk noktası olan Rönesans sanatı da doğa biçimlerinin birebir tekrarının oluşturulması amacından uzaktır. Klasik sanatçıların, gerçekliği verme ötesinde, plastik anlamda arayışları ve doğa biçimlerini resmin gerekleri doğrultusunda değiştirme eğilimleri bunu gösterir. Resmin geleneksel kurallarının dışma çıkarak, geçmiş dönem örneklerinin saf, yalm anlatmama ulaşma çabası, sanatçıların daima hedefi olmuştur. Sözgelimi Ingres, Yunan vazo resimlerinden etkilenir. Matisse, Giotto 'nun yalm anlatımından etkilenir ve eserlerinde geçmiş dönem örneklerine özgü kendiliğindenliği yakalamaya çalışırlar. Dönemler arasında paralellik kurulduğunda, doğayı birebir yansıtmaktan uzaklaşma anlayışının modernizimle başlayan bir olgu olmadığı görülür. Doğaya yeniden biçim verme anlayışının tüm dönemlerde varolduğu izlenmektedir. VI
Glitch sanatı ve resim sanatında glitch tekniğinin etkileri üzerine bir araştırma
Sanatta bazı dönemlerde, dada gibi çeşitli sanat akımları tarafından kabul gören ve bir araç olarak kullanılan biçimde bozukluk ya da başka bir deyişle deformasyon teknolojinin ilerlemesi ile farklı şekillerde, dijital sanat gibi sanat alanlarında var olmaya devam etmiştir. Teknolojinin ve sanatta deformasyonun beraber kullanılmasının net görüldüğü alanlardan biri de glitch sanatıdır. Glitch sanatı kendi başına bir sanat olarak var olmakla beraber resim sanatı gibi başka sanat dallarını da etkileyen bir sanat dalıdır. Bir eser metni niteliğinde olan bu çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın amacına değinilmiştir. Çalışmanın amacı glitch sanatını anlamak ve glitch sanatının resim sanatına etkisini araştırmaktır. İkinci ve üçüncü bölümlerde litaratür taraması metoduyla elde edilen veriler ile sanatta deformasyonun önemi ve gelişimi incelenmiş ve teknolojinin sanatta yapı bozukluğuna etkisi araştırılmıştır. Araştırmanın dördüncü bölümünde glitch sanatının resim sanatına olan etkisi, glitch sanatını resim sanatında medyum olarak kullanan sanatçılar ile bu sanatçıların eserleri incelenerek değerlendirilmiş ve yazarın resim çalışmalarını glitch sanatı ile nasıl ilişkilendirdiğinden bahsedilmiş, beşinci ve son bölümde ise sonuçlar ve öneriler açıklanmıştır.
Modern sanatta biçim bozma ve ritim anlayışı
Yapılan araştırmada ele alınan biçim, deformasyon ve ritim kavramlarının sanat tarihinin başlangıcından günümüze kadar geçen süreçte gelişiminin analiz edildiği görülmüştür. Biçim bozmanın tarihsel süreci araştırılırken modern sanata ne gibi katkıları olduğu örneklemelerle belirtilmiştir. Sanatta deformasyon anlayışı 20. yüzyılda tam anlamıyla kabul görmüş, dönemin psikolojik durumu bağlamında sanatçıların kendi içlerine kapanmaları sonucunda doğadan uzaklaşıp kendi iç dünyalarını yansıttıkları görülmüştür. Sanatçılar resmettikleri nesneyi göründüğü gibi değil, nesneye yeni bir anlam ve ifade katarak aktarmışlardır. Ritmin temelleri üzerine kavramlar örneklerle birlikte incelenmiştir. Son olarak, Azize Seçil Güç'ün resimlerindeki biçim bozma ve ritim anlayışı incelenmiştir.
Approaches in terms of deforming the human figure in the art of painting
General framework: In the historical process of art, approaches to the human figure in terms of deformation of shape are discussed. First of all, an inquiry was made on the concepts. Subsequently, the subjective and objective conditions that determine the evolutionary process that the human figure had spent in the historical process in terms of "deformation of shape" were discussed. Finally, evaluations were made through artist works. In the art of painting, first of all, the concept of Deformation, Stylization and Idealization are discussed. Because the drawings of human figures applied at the beginning are expressed in a schematic and stylized visual. Therefore, the human figures drawn during these periods do not formally reflect a reality that is suitable for nature. The concepts of Format Deformation, Stylization and Idealization were applied when investigating the causes of this. Subsequently, the subjective and objective conditions that cause the human figure not to be depicted in accordance with its nature were examined. The goal here was to understand the spiritual state of the painter who created it in the objective conditions that feed him while resolving the human figure that had been corrupted. To better understand the objective conditions, the only thing that does not change is the change itself. Everything changes all the time. Civilizations are born and die after a while. And then new civilizations arise. Countries suffer from famine for some periods, and some live in abundance. People sometimes fight, sometimes live in peace. People sometimes deal with epidemics and natural disasters, and parallel to all these, culture, art, philosophy, technology and science are evolving, and religious beliefs changing. All these changes, ups and downs have transformed societies, affecting art production as well. This changing in the artistic field has also changed aesthetic tastes and values. In painters who are members of the social structure, they inevitably take their part in this change and reflect the projection of the objective conditions that shape themselves by surrounding itself. At this point, the historical process of objectivity has been determined and examined from cave wall paintings to primitive art, from there to civilizations, and from the historical chronology where art movements have emerged. These determinations and examinations made within the thesis were evaluated in the light of the concept of distorting shapes through artist works. In the last part of my thesis, evaluations were made on my own works through the concept of "deformation of shape" in the light of all the examinations made in terms of the deterioration of the shape of the human figure in the art of painting. Finally, in this thesis, "human figure in painting art" was first detailed with all historical processes from the moment it was made and evaluated and integrated under the concept of "deformation of shape". Keywords: Art of Painting, Human Figure, Deformation of Shape, Expressionism, Subconscious and Psychological Interaction
Porte resminde biçim bozma
Bu çalışma, portre sanatının geçirdiği evrim sürecini kapsamakta ve portre resmini biçim bozma başlığı altında incelemektedir.Portre resimleri, insanın kendini konumlandırmak ihtiyacından doğmuştur. Sanatın tüm dönemlerinde konumlanan portre resmi, gerek dini, gerek soyluluk göstergesi, gerekse de ölümsüzleşme tutkusu konularında sık sık kullanılan resimlerdir.Bu yazı metninde, portreleriyle yeryüzüne suretlerini kazıyan ressamlar incelenerek, portrede yüz ve anlam olgusu vurgulanmıştır. Portre türü her dönemde; çeşitli sanat alanlarında, sanatçı algılayışlarında ve kurgularında değişik kılıflara bürünmüş, yeni görünümler kazanmıştır.Sanatçılar yaşadığı çağa göre yeni açılımlar yaratmış ve var olanı değiştirme çabasına girmişlerdir. Bu çabaları, sanat akımları içerisinde, biçim bozma yönünden incelenmiştir. Bu bağlamda Picasso ve Bacon'ın biçim bozmaya yönelmesi ile ?Biçim bozma (deformasyon)? kavramına değinilmiştir.Teknolojinin resme ilk etkisi, fotoğrafın icadı ile gerçekleşmiştir. Daugerrotype'in icadı ressamların, çok uzun bir sürede yoğun emek harcayarak yapabildikleri resimlerini artık daha mükemmel bir sonuçla kolayca elde edebilmesine olanak tanır. Artık, ressamlar fotoğraf kaynaklı eserler üretmeye başlamışlardır. 20 y.y'da devam eden hızlı teknolojik gelişmeler, sanatçıya yeni üretim olanakları sunulmuştur. Son bölümde teknolojik gelişmelerin porte resmi üzerindeki etkisi incelemiştir.Bu çalışmada portre sanatı farklı bölümleri ile detaylandırılarak ortak bir noktada ?Biçim Bozma? yönünden incelenmiştir. Konunun ve yönteminin belirlenmesi sonucu tüm veriler bir bütünlük ve belirli bir sıra içerisinde ele alınmıştır. Sonuç olarak bu bilgiler sanat anlayışıma ve biçim bozma kaygıma kaynaklık etmiştir.Anahtar Kelimeler: Portre, Yüz, Resim, Biçim Bozma, Fotoğraf, Teknoloji
Primitif kültürlerin dışavurumculuğa etkileri
XX. yüzyılın başlarında Afrika sanat biçimleri ve İlkel Okyanusya kültürleri Avrupa entelektüalizmi üzerinde olağanüstü derin bir etki bırakmıştı. Bu etki özellikle Alman dışavurumculuğu ve onunla birlikte çağdaş bir gelişim gösteren Fransa'daki fovizm hareketi üzerinde olmuştu. Kübistlerin plastik mantığında vurgulanmış kompozisyonlar ile Afrika heykelinin plastik biçimlerinin alımlama gücü kabul edilmişti. Bu sentetik ve analitik kübizmin sonuçlarından doğan plastik özgürlük Avrupalı sanatçıların üzerinde ilkel sanata karşı derin bir etki bıraktı.Alman sanatının modern Yeni İlkelcileri olan Die Brücke dışavurumcuları sanatsal ifadelerini İlkel Afrika, Polinezya, Halk Sanatı ve Okyanusya Kültürlerinin arkeolojik ve etnolojik mirasından yararlanmaya yöneltti. Bu yönelim dolayısıyla Almanya'nın içinde bulunduğu savaşın kahramansı olarak yüceltilmediği dolayısıyla idealist felsefenin dışlandığı bir tutum, bir karşı çıkış olarak Almanya'nın militer politikasının dışında yer almıştı. Ancak bu politik koşullar altında dışavurumcu sanatçılar Batı'nın sömürgeci-militarist ve Grek-Roma ülküsünün dışlandığı komünal bir yaşamın örneklendiği ilkel insanın, tinsel dünyasına girerek modern ile ilkeli, uygar ile yabanıl olanı buluşturmuştur. Böylelikle dışavurumcu yapıtlar Batı'nın ilkel sanata ve yaşamına karşı oluşturduğu kültürsüzlük yargılarını ve ilkel kültürlerin üretimlerini küçümsemelerinin altında yatan sömürgeci hegemonyayı sarsmışlardı. Dışavurumcular sayesinde ilkel kültürlerin estetik objelerinin modern XX. Yüzyıl sanatına katkıları, geçmiş ilkel sanatların modern Avrupa sanatının eserleriyle olan bağının ortaya çıkması ile ancak bir anlam ve önem kazanabilmiştir.
Sanal ortamda cisimlerin haptic kol ile manipülasyonu ve deformasyonu
Bu tez çalışmasındaki temel amaç, gerçek hayatta algıladığımız 3 boyutlu cisimleri sanal ortama taşıyarak, cisimlere işlevsellik kazandırmaktır. Son yıllarda sanal gerçeklik ile ilgili yapılan çalışmalar geniş bir alanda (eğitim, sağlık, ulaşım, sanayi, vb.) devam etmektedir. Bu sebeple bilgisayar grafikleri alanında geliştirilen yöntemler ile kullanılan yazılım ve programlar incelenerek çalışmalar sürdürülmüştür.Cisimlerin modellenmesinde ve deformasyonunda hesaplamalı güç arttığından öncelikli olarak geometrik cisimlerin kullanımına ağırlık verilmiştir. Düzgün yüzeye sahip olmayan cisimler ise üçgensel ağ yapısına bölünerek modellenmiştir. Modellemede OpenGL ve 3 boyutlu grafik programı kullanılmıştır. Cisimlere renk, ışık, hareket, haritalama (texture mapping) gibi fonksiyonlar eklenerek haptic kol ile manipülasyonu sağlanmıştır. Tezin ilerleyen bölümlerinde modellenen cisimlerin deformasyonu ile ilgili simülasyon çalışmaları sürdürülmüştür. Cisimler geometrik üçgensel bir yapıyla moleküler modellemeye uygun uyarlanmaya çalışılmıştır. Moleküler modellemeden elde edilen parçacık (atom) metodu deformasyonların modellenmesinde kullanılmaktadır. Moleküler modellemede nesnelerin ağ yapısı yapay sinir ağları ile birleştirilmektedir. Deformasyona uğrayan cisimlerin yapısında meydana gelen iç kuvvetlerin hesaplanmasında CMAC sinir ağı algoritması geliştirilmiştir.Sanal ortamda cisimler fiziki çevrede gösterdiği benzer özellikleri ile simüle edilmeye çalışılmıştır. Haptic kol ile etkileşimi sağlanan cisimlerde gerçek zamanlı dokunma duyusu sağlanmıştır. Bilgisayar grafikleri alanında ilerleyen çalışmalar, geliştirilen yöntemler takip edilerek cisimlerin deformasyonu ile moleküler modellemede hesaplamalara yeni bir boyut kazandıran yapay sinir ağları ile ilgili çalışmalar sürdürülmektedir.
Zonguldak-Devrek Bartın yol ayrımı ve tünel güzergahlarının mühendislik jeolojisi incelemesi
Zonguldak-Devrek Bartın Yol Ayrımının Mühendislik Jeolojisi İncelemesi adlı çalışma ile 35 km'lik bir hattın mühendislik jeolojisi çalışılmış; biri 900 m, diğeri ise 800 m uzunluğunda iki tünel gereksinimi çıkmıştır. Ayrıca 10 adet alt geçit ve 34 adette sel geçidin yapılması zorunludur. Tüneller, ani topoğrafik değişimlerin gözlendiği arazilerde çizgisel mühendislik yapılarının en önemli bileşenini oluştururlar. Mühendislik Projelerinde genel jeoloji, hidrojeoloji, morfolojik özellikler ve mühendislik jeolojisi modelleri güvenilir bir jeoteknik modelin ana bileşenlerini oluştururlar. Yapılan çalışmalar ile Üzülmez tünelinin Karbonifer yaşlı birimlerde, Sapça tünelinin ise Kretase yaşlı birimde açılacağı görülmüştür. Tünel güzergahları boyunca yapılan arazi çalışmalarından tünellerin yeraltısu seviyesinin üzerinde açılacağı anlaşılmıştır. Mühendislik jeolojisi çalışmaları ile tünel güzergahları boyunca 1/2000 ölçekli ayrıntılı mühendislik jeolojisi harita ve boy kesitleri hazırlanmıştır. Ayrıca yol hattı boyunca eğim haritası hazırlanmıştır. Tünel tasarımlarında RMR ve Q ampirik yöntemleri kullanılmış, tünellerin orta-zayıf kalite kaya sınıfı içinde açılacağı görülmüştür. Analitik yaklaşımlarda ise Phase2 (4.05) bilgisayar programı kullanılarak, yerinde gerilmelerin etkisi ve kaya kütle özelliklerine göre gerilme-deformasyon analizleri ve kazı-destek etkileşimi incelenmiştir. Birimlerin indeks özellikleri belirlenmiş, tek eksenli basma dayanımı ile schmidt sertlik değeri arasında doğru orantılı bir ilişki belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler:Mühendislik jeolojisi, tünel tasarımı, kaya sınıflaması, gerilme- deformasyon, kazı-destek etkileşimi
Taksim Kabataş füniküler hattında deformasyon ölçmeleri
Günümüzde, büyük mühendislik yapılarının ve bu yapıların çevrelerinde olusan hareketlerin izlenmesi, mühendislik yapılarına etki eden büyüklüklerin zamana baglı olarak yapıda meydana getirdigi deformasyon degerlerinin belirlenmesi ve bu degisimlerin yapıda herhangi bir hasara neden olup olmayacagının önceden tespit edilebilmesi insan ve çevre güvenligi için çok büyük önem tasımaktadır. Özellikle büyük mühendislik yapılarında deformasyon ölçmelerinin yapılması ve ölçümler sonucu elde edilen verilerin dogru yorumlanması gerekmektedir. Bu çalısmada, Taksim ? Kabatas Füniküler Sistemine iliskin düsey deformasyonları belirlemek üzere yapılan ölçme verileri degerlendirilmistir. Ölçümler için güzergah üzerinde üç farklı alan seçilmistir. Genel olarak seçilen alanlar; çalısma hattı boyunca yeryüzünde mevcut olan binaların köse noktalarını ve ayrıca füniküler hattın bu bina alanlarına denk gelen güzergahlarını kapsamaktadır. Seçilen alanların karakteristik özelliklerinin olmasına dikkat edilmistir. Bu durum göz önünde bulundurularak; Alman Konsoloslugu, Atatürk Kültür Merkezi' nin Yemekhanesi ve binaların yogun oldugu yerlesim alanı seçilmistir. Çalısmada; yeryüzü ölçümleri için, yersel jeodezik ölçüm olarak nivelman ölçümleri baz alınırken; tünel içinde ise konverjans ölçümleri yapılmıstır. Anahtar Kelimeler: deformasyon analizi, deformasyon, nivelman ölçümü, füniküler sistem, konverjans ölçüleri
Killi zeminlerde kayma düzlemleri boyunca oluşan dokusal (fabrik) değişimler
Doktora tezi olarak hazırlanan bu çalışmanın amacı, zeminlerde maksimum asal gerilme altında kayma düzlemleri boyunca oluşan dokusal değişiklikleri araştırmaktır. Kayma düzlemleri arazide fay, heyelan veya herhangi bir mühendislik yapısından dolayı temel zeminde meydana gelen yenilme düzlemleri olarak karşımıza çıkabilir. Çalışmada özel olarak hazırlanmış zemin örnekleri üzerinde sabit bir normal yük altında, ancak farklı kesme hızlarında ve deformasyonlarında yapılan kesme kutusu deneyleri sonucu oluşan zemin dokusu (fabrik) değişimleri ve bu farklı zemin dokularıyla maksimum asal gerilme arasındaki ilişkiler (maksimum asal gerilmenin yönü, büyüklüğü) incelenmiştir. Bunun için önce laboratuvar ortamında, 0,021 kgf/cm2 ön konsolidasyon basıncı altında 1/3 oranında mika kumu ve kil karışımından oluşmuş bir yapay blok zemin numunesi elde edilmiştir. Bu blok zeminden kesme kutusu deneyleri için uygun örnekler elde edilerek sabit bir normal yük altında farklı kesme deformasyonlarında suya doygun 10 adet konsolidasyonlu-drenajsız (CU), 10 adet de konsolidasyonlu-drenajlı (CD) kesme kutusu deneyi yapılmış, farklı deformasyonlarda farklı zemin dokuları oluşturulmuştur. Killi zemin örneklerinden doku analizleri için ince kesitler hazırlanmış, bu ince kesitler bilgisayar ortamında ve polarizan mikroskopta büyütülerek incelenmiştir. Her farklı kesme deformasyonu sonunda mika, boşluk ve yönlenme özelliği gösteren diğer zemin bileşenlerinin uzun eksenlerinin yatay ile yaptıkları dar açılar ölçülmüş, uygun durumlarda bu zemin dokularının fotoğrafları alınmıştır. Zemin taneleri (çoğunluğu mika) ve boşluk yönlenme ölçümlerinden elde edilen açılar gül diyagramlarıyla değerlendirilerek, her kesme deformasyonu sonunda zemin dokusundaki değişikliği meydana getiren maksimum asal gerilmenin yönlenme üzerindeki etkisi saptanmıştır. Anahtar kelimeler: İnce Kesit, Kesme deformasyonu, Yönlenme, Zemin dokusu
Esnek kaplamalı karayollarında meydana gelen deformasyonların değerlendirilmesi: Kırıkkale Keskin yolu örneği
Ulaşım, ülkenin sosyo-ekonomik yapısının en önemli temellerinden biridir. Otoyollar ülkemizdeki en aktif ulaşım sistemidir. Ülkemizin hemen hemen tamamı esnek asfalt yollarla çevrili olup, toplam yol ağı 68.526 km'dir ve bunları hepsi asfalttır. Ülkemizde artan nüfus ve gelişen teknoloji ile beraber ağır taşıt trafiği git gide artmakta bu unsurlarda yol yapısında birtakım bozulmaların meydana gelmesine sebep olmaktadır. Bununla birlikte ülkemizin dağlık ve engebeli coğrafik bir yapıya sahip olması bununla birlikte farklı iklim özelliklerinin var olması nedeniyle, artan dingil yükleri pek çok yol problemlerini meydana getirmektedir. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda günümüzde aktif olarak hizmet vermekte olan karayolu ağının bakım ve onarımlarının tam zamanında en kaliteli biçimde yapılması zorunlu olmaktadır. Bir ülkenin ekonomisinin negatif yönde etkilenmesine meydan vermemek adına halihazırda bulunan karayolu ağının sık sık yenilenmesi yerine faal olan yol güzergahlarının bozulma sebeplerini tespit ederek yahut öngörerek yeniden tasarlamak mühimdir. Çalışma içerisinde esnek kaplamalı yollarda ortaya çıkan deformasyonların nedenleri, çözüm yolları Kırıkkale örneği baz alınarak sunulmuştur.
Yumuşak zeminler üzerine oturan dolgu barajlarda deformasyonların deneysel ve nümerik yöntemlerle belirlenmesi
ÖZET Yumuşak zemin tabakaları üzerine inşa edilecek toprak dolgular altında, temel zemininde meydana gelecek deformasyonlar, düşey deformasyonlar ve yanal deformasyonlar olarak genelleştirilebilir. Yumuşak suya doygun kohezyonlu bir zemin tabakası üzerine toprak dolgu yerleştirildiğinde temel zemininde meydana gelecek ani ve zamana bağlı düşey ve yanal hareketlerin belirlenmesi için ise deformasyon analizlerinin yapılması gerekmektedir. Bu çalışmada davranışı incelenen Alibey barajı ve temel zemini sonlu elemanlar yöntemi kullanılarak nümerik olarak modellenmiştir. Barajın temel zeminindeki jeolojik katmanlar ve barajın aşamalı dolgu inşaatının gözönüne alındığı sonlu elemanlar modelinde gerilme-şekil değiştirme ve konsolidasyon analizleri birlikte yapılmıştır. Dolgu aşamaları ayn ayrı gözönüne alınarak herbir aşama sonunda temel zemininde meydana gelen gerilme artışları ve yer değiştirmeler ile boşluk suyu basınçlanndaki artışlardan dolayı ortaya çıkan konsolidasyon oturmaları, inşaat sırasındaki bekleme sürelerine göre analiz edilmiştir. Arazi ölçümleri ile nümerik analizden belirlenen sonuçlar karşılaştırıldığında oturmaların birbiriyle uyumlu olduğu belirlenmiştir. Ancak yanal yer değiştirmeler ve boşluk suyu basıncı değişimlerinde aynı uyum sağlanamamıştır. Deformasyonlann laboratuarda deneysel olarak belirlenebilmesi için yürütülen çalışmada laboratuarda yeniden yapılandırılmış, blok zemin örnekleri kullanılmıştır. Hazırlanan blok örnekten üç eksenli hücreye zemin örneği aktarılmış ve non-lineer elasto-plastik nümerik analizlerden aşamalı yükleme sonucunda elde edilen yanal ve düşey efektif asal gerilmeler deney örneği üzerine anizotropik koşullarda aşama aşama uygulanarak oluşan düşey yer değiştirmeler ölçülerek birim deformasyonlar belirlenmiştir. Herbir kesitte yeşil kilde ve siyah kilde ölçülen ve hesaplanan düşey birim deformasyon değerlerinin birbiriyle oldukça uyumlu olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler : Yumuşak zemin, deformasyonlar, gerilme ve şekil değiştirme, oturma, sonlu elemanlar metodu, coupled analiz, non-lineer analiz. XV
Yer ve duvar karosu üretiminde deformasyon ve su emme kriterlerine etki eden parametrelerin incelenmesi
Yer ve duvar karosu üretim tesislerinde; üretim aşamaları, üretim de karşılaşılan deformasyon ve su emme problemleri deneysel verilerle anlatılmıştır. Tezin amacı, yer ve duvar karosu üretim yapan tesiste deformasyon ve su emme nedenlerini inceleyerek kalitesizliğin önüne geçmektir. Deformasyon karoda düzlemsel hatalar olup uygulama ve sonraki aşamalarda çok ciddi sorunlara neden olan istenmeyen bir durumdur. Su emme de karonun yararlı ömrünü azaltacak bir etmendir. Deneyler iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda deformasyon problemlerinin nedenleri araştırılmıştır. Deformasyon konusunda; masse, sır ve engop etkileşimleri incelenmiş, hammadde kimyasal analizleri ve reçete analizleri yapılmıştır. Sonuçta masse ile sır ve engobun termal genleşme uyumunun önemi tespit edilmiştir. Feldspat ilavesi bünyenin termal genleşme katsayısını düşürdüğü, feldspatlar termal genleşmeyi etkilediğinden boyutsal olarak deformeyi de etkilediği deney çalışmalarında tespit edilmiştir. İkinci kısımda su emme deneyleri yapılmıştır. Su emme deneylerinde karo bünyesindeki gözeneğin ve ergitici hammaddelerin su emmeye etkisi araştırılmıştır. Sonuçta porlar hacmi ile su emmenin ters orantılı olduğu, ergitici hammaddenin su emmeyi düşürdüğü tespit edilmiştir. Fırınlama süresi arttıkça sinterleme (yani ısı ile taneciklerin katı olarak birbirleriyle kaynaşma işlemi) daha fazla olacağından porlar (granül taneleri arası boşluklar) arası mesafe pişirim süresi arttıkça azalmaktadır. Özetle; gözenekler azalmakta ve su emme değeri düşmektedir. Pres basıncının artması ile de karo bünyesi daha yoğun hale geleceğinden, yani taneler arası mesafe azalacağından su emme düşmektedir. Yapılan deneysel çalışmalarda, hacimsel yoğunluğun artması ile porların hacminin küçüldüğü tespit edilmiştir.
Sonlu elemanlar modeli destekli soğuk dövme filtre kovanı üretim tasarımı geliştirilmesi ve doğrulanması
Yüksek basınçlı hidrolik filtre kovanları, madencilik, denizcilik, otomotiv ve havacılık gibi zorlu ortamlarda kullanılan, doğrudan yağ filtreleme işlevi gören filtrelerin basınç altında çalışabilmelerini sağlayan kritik bileşenleridir. Bu filtre kovanları, özellikle uçak motorları ve iniş takımları gibi yüksek öneme sahip alt sistemlerde kullanıldıkları için, beklenen servis ömrü öncesinde dayanıklılık sorunları nedeniyle hasar görebilirler. Bu bağlamda, yüksek basınçlı hidrolik filtre kovanları, güvenlik açısından kritik bileşenler olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada, soğuk dövme yöntemiyle üretilen filtre kovanlarının, kullanım alanlarının gereksinimlerine uygun fiziksel ve mekanik özelliklerinin elde edilmesi hedeflenmiştir. Ayrıca, mevcut üretim yöntemleriyle hammadde maliyetlerinin düşürülmesi ve katma değerli ürünler arasına dahil edilmesi amacıyla ülke ekonomisine katkı sağlanması planlanmıştır. Sonlu elemanlar modeli (FEM) destekli simülasyon yazılımları kullanılarak, soğuk dövme işlemi analiz edilerek yüksek mukavemetli ürün üretimi için gerekli parametreler belirlenmiştir. İş parçasının soğuk şekillendirme sürecinde, hacim sabitliği ilkesi göz önünde bulundurularak, hammadde parça geometrisi, uygun pres özellikleri, operasyonel kalıp tasarımları ve kalıp özellikleri belirlenmiştir. Sonlu elemanlar destekli analizler ile sekans tasarımları tamamlanmış ve prototip üretimi gerçekleştirilmiştir. Soğuk dövme operasyonlarının dijital ikizi oluşturularak, simülasyon ve gerçek veri karşılaştırmaları yapılmış; deformasyon kuvveti, malzeme akışı, temas basıncı, gerilme ve birim şekil değişimi ile nihai üründe meydana gelen boyutsal değişiklikler detaylı bir şekilde incelenmiştir. Tahribatlı ve tahribatsız muayene yöntemleri kullanılarak numuneler üzerinde yapılan incelemelerde, hedeflenen mekanik ve fiziksel özellikler değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, kullanım amacına göre değişkenlik gösteren yüksek mukavemet gereksinimlerini karşılayabilen filtre kovanı tasarımı, hidrolik sistemlerde hizmet verecek şekilde optimize edilmiştir. Böylece, gerilme ve birim şekil değişim oranları artırılarak, ürünün fiziksel ve mekanik özellikleri iyileştirilmiştir.
Traktörlerde üç nokta askı düzenine ait alt kol elemanının tasarımı ve yorulma analizi
Bu çalışmada, bir traktörde bulunan üç nokta askı düzeninin bir elemanı olan alt kaldırma kolunun tasarımı ve 55Cr3 ile 42CrMo4 çelikleri ele alınarak farklı konumlarda etkisi altında olduğu kuvvetler ile bunlara bağlı oluşan statik gerilme ve yorulma analizlerinin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Alt kaldırma kolunun tasarımı Solidworks programı ile gerçekleştirilmiştir. Analiz işlemeleri için Ansy Workbench yazılımı kullanılmıştır. Analizler için sisteme etki eden kuvvetler, alt kaldırma koluna ait maksimum yük kaldırma durumu, alt konum durumu, yatay konum durumu, üst konum durumu ve çeki durumu olacak şekilde ele alınmıştır. Ansys Workbench yazılımında malzemelerin özellikleri ve sınır şartları tanımlanmıştır. Buna göre, statik gerilme analizi çözüm bilgisi olarak toplam deformasyon asal gerilme ve elastik asal birim şekil değişim seçilmiştir. Ayrıca yorulma analizinde çözüm bilgisi olarak, x ve y eksenlerinde oluşan toplam deformasyonlar, yorulma ömrü, güvenlik faktörü seçilmiştir. Öncelikli olarak, maksimum yük kaldırma, alt konum, yatay konum, üst konum ve çeki olmak üzere farklı durumlarda statik gerilme analizleri yapılmıştır. Statik gerilme analizlerinin ardından yorulma analizleri gerçekleştirilmiştir. Analizler sonucunda, toplam deformasyon, asal gerilme, elastik asal birim şekil değişim gradyanları ile yorulma ömürleri, güvenlik faktörleri farklı her konum için belirlenmiştir. Buna göre; en yüksek asal gerilme maksimum yük kaldırma durumunda, en düşük asal gerilme ise çeki durumunda oluşmaktadır. Malzemelerdeki akma dayanımlarının farklılığından dolayı, aynı konumda elde edilen gerilmeler yaklaşık değerde olsa da malzemelerin sağladığı emniyet katsayıları farklıdır. Yorulma ömrü her iki malzeme içinde 10 6 çevrim olarak elde edilmiştir. Minumum güvenlik faktörü 55Cr3 çelik için 3,41; 42CrMo4 çelik için 2 olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: 55Cr3, 42CrMo4, asal gerilme, toplam deformasyon
Yüksek ve ultra yüksek mukavemetli çeliklerin ılık şekillendirme sıcaklıklarındaki deformasyon davranışlarının karakterize edilmesi
Günümüzde gerek fosil yakıt kaynaklarının azalması ve gerekse de bunların çevreye vermiş olduğu zararlı etkenlerden dolayı özellikle yeni nesil araçlarda hafif ve yüksek mukavemetli malzemeler tercih edilmeye başlanmıştır. Bu bağlamda, yüksek ve ultra yüksek mukavemetli çelikler, düşük alaşımlı çeliklere göre sahip oldukları yüksek mukavemetleri sayesinde otomotiv parçalarının daha ince üretilebilmesine olanak sağlamış ve otomotiv sektörünün geleceğinin şekillenmesinde önemli bir yer edinmiştir. Buna karşın yüksek ve ultra yüksek mukavemetli çeliklerin göstermiş olduğu yüksek mukavemet değerleri, bu malzemelerin şekillendirilebilmesi açısından zorlukları da beraberinde getirmekte ve daha karmaşık geometriye sahip parçaların şekillendirilmesindeki kullanımlarını kısıtlamaktadır. Ilık şekillendirme yöntemiyle birlikte, bu çeliklerin şekillendirilebilme kabiliyetleri bir miktar daha arttırılabilmektedir. Fakat öncelikle bu çeliklerin ılık sıcaklıklar etkisi altındaki deformasyon davranışının karakterize edilip, ılık sıcaklıkların bu çeliklerin deformasyonunda nasıl bir etkene sahip olduğunun anlaşılması gerekmektedir. Bu sebeple, bu çalışmada DP600 ve DP800 yüksek mukavemetli çelikler oda sıcaklığı (OS), 75 °C, 175 °C, 275 °C ve 375 °C, MART1200 ve MART1400 ultra yüksek mukavemetli çelikler ise OS, 175 °C, 275 °C, 375 °C ve 475 °C sıcaklıklar altında ve iki farklı gerinim hızı değerlerinde (0,05 s-1 ve 0,005 s-1) çekme testlerine tabi tutulmuştur. Çekme deneylerinden elde edilen verilerle birlikte çeliklerin anlık deformasyon yaşlanması ve anlık deformasyon hız hassasiyetlerindeki değişimleri, sertleşme ve uzama kapasitelerindeki değişimleri, ve mikroyapıda oluşan değişiklikler araştırılmıştır. Deney sonuçlarına göre her iki malzeme içinde 175 °C ve 275 °C sıcaklık değerlerinde dinamik deformasyon yaşlanması (DSA) belirtilerine rastlanmış ve bu sıcaklıklar altında gerçekleştirilecek olan deformasyon işlemlerinin şekillendirilebilirlik açısından avantajlı olmayacağı sonucuna varılmıştır. Yüksek mukavemetli çeliklerde 75 °C ve 375 °C sıcaklıklar altında gerçekleştirilen çekme deneylerinde çeliklerin uzama kapasitelerinde önemli bir artış görülürken, ultra yüksek mukavemetli çeliklerde bu artış 375 °C ve 475 °C sıcaklıklarda gözlemlenmiştir. Yüksek mukavemetli çeliklerde gözlemlenen bu artışın malzemenin mikroyapısında bulunan ferrit ve martenzit taneleri arasındaki sertlik farkındaki düşüşten dolayı meydana gelebileceği, ultra yüksek mukavemetli çeliklerde ise martenzit yapısının temperlenmesinden dolayı meydana gelebileceği sonucuna varılmıştır.
Çağdaş resim sanatında desen ve deformasyon
Sanat insanın kendini en iyi ifade etme biçimi olarak tarihsel gelişimi içerisinde farklı anlayış ve kavramlar üzerinde meydana geldiği bilinmektedir. Buna bağlı olarak sanat tarihinin başlangıcından itibaren insanlar, iletişim aracı olarak yazıdan önce çizgi, sembol ve şekilleri kullanmıştır. Mağara duvarlarına ve yüzeylerine yapılan bu desenler, modern dönemin ikinci yarısına kadar olan süreçte sanatçılar tarafından boya resminin bir ön taslak, eskiz ve hazırlık aşaması olarak kalmıştır. Desen sanatçıların kişisel üslup arayışlarıyla birlikte gözlemlerini aktarırken duygu ve düşüncelerini ifade etmek istemeleri sonucu gelişim göstermeye başlamıştır. Bundan kaynaklı sanatçının doğada var olan nesneleri ve imgeleri duygusal yönden algılayıp tekrar biçimlendirmesi sonucu deformasyonlar da ortaya çıkmaya başlamıştır. Sanatçıların üslup arayışlarına girmeleri, zaman içerisinde gelişen toplumsal olayların var olması, teknolojinin gelişmesi ve günümüz sanatında sınırsız malzemenin sanata dahil edilmesi ile desen ifade aracı olarak ele alınmıştır. "Çağdaş Resim Sanatında Desen ve Deformasyon" konulu bu tezde, desenin ilk oluşumundan günümüz resim sanatına kadar sanatçıların, yeni üslup arayışları ve yaratma olguları bağlamında farklı disiplinler açısından ele alınmıştır. Bu doğrultuda yaratıcı bireylerin, "deformasyon (biçim bozma)" yaratım sürecine etkisi ve çizilen formların deformasyon yoluyla betimlenmesi bu tezin özünü oluşturmaktadır. Ortaçağ temel alınarak, modern döneme kadar sanatçıların biçimleri, biçim bozumuna uğratmaları, örnek desenler üzerinden incelenmiştir. Desen, çağdaş sanatın getirmiş olduğu olanaklarla, yaratıcı bireylerin farklı malzemeleri ifadeyi daha güçlü hale dönüştürmek için kullandığı bilinmektedir. Bu doğrultuda, sanatçıların biçimleri estetik kaygı gütmeden çizmeleri, beraberinde deformasyonunda kullanımını arttırmış, düşünceler ve kavramlar eserlerde daha ön planda tutulmuştur. Çağdaş sanatta, desen ve desende deformasyon, sanatçıların bazı çizimleri üzerinden akımlar göz önünde bulundurularak araştırılmıştır.
Otomotiv sektöründe deformasyona uğrayan şaside mekanik özelliklerinin incelenmesi
Türkiye'de 2010 yılında 1.104.388 adet trafik kazası meydana gelmiştir, bu kazalarda 4.045 kişi hayatını kaybetmiş ve 211.496 kişi yaralanmıştır.Trafik kazaları sıralamasında Avrupa'da ilk sırada ve Dünya'da ilk 10 arasında yer almaktayız.2010 yılında 25.000 adet araç pert'e (kullanılamayacak olup aracın % 60'ından fazlası hasar gördüğü için hurdaya ayrılan araç) ayrılmış ve diğer araçlar tamir edilerek tekrar kullanılmıştır.Bu tez çalışmamızda araçlarda önemli bir yere sahip olan,kazalarda genellikle hasar gören şasiler üzerine yapacağız,bir şasinin üretim aşamalarını ve kazaya uğrayan bir aracda şasinin mekaniksel değişimlerinin incelenmesi amaçlanmıştır.Numuneler orijinal sac, deformasyona uğradıktan sonra soğuk düzeltilen ve deformasyona uğradıktan sonra sıcak düzeltilen sac olarak 3 farklı şekilde hazırlanmıştır.Numuneler çekme testi,darbe çentik testi,yorulma testi ve sertlikleri ölçülerek birbirleriyle arasında ki farklılıklar karşılaştırılmıştır.Yapılan çekme testleri sonucunda orijinal 3 adet sacın ortalaması 26,877 mm kopmuş, soğuk şekillendirilen numunelerin 17,317 mm'de koptuğu görülmüştür,en farklı değişim sıcak şekillendirilen numunelerde görülmüştür,1. Numune 8 mm'de, 2. Numune 13 mm'de 3. Numune 18 mm olmak üzere ortalama 13,250 mm'de kopmuştur.Yapılan darbe çentik testlerinde ise orijinal sacdan alınan 5 adet numune sonucunda ortalama 26,6 joule de kırıldığı, soğuk olarak düzeltilen sacdan alınan 5 adet numunede 24,6 joule de kırıldığı, sıcak olarak düzeltilen sacdan alınan 5 adet numunede de 24,4 jolue de kırıldığı tespit edilmiştir.Yapılan sertlik ölçümlerinde alınan 9 farklı ölçüm noktasında orijinal sacda 112,2 hrb sertlik, soğuk olarak düzeltilen sacda 111 hrb sertlik ve sıcak olarak düzeltilen sacda 50,3 hrb sertlik tespit edilmiştir.Sonuç olarak yapılan bütün test sonuçlarında ister soğuk isterse sıcak olarak düzeltilsin şasilerin mekaniksel olarak değişikliğe uğradığı ve yapısında ciddi değişikliklerin oluştuğu görülmüştür, özellikle sıcak olarak düzeltilen şasilerde bu değişiklik daha da çarpıcı olarak dikkat çekmektedir.Anahtar Kelimeler : Otomotiv sektörü,úasi,deformasyon